Etiket arşivi: 2017 Anayasa değişikliği

Pilot kararlar ve TBMM yükümlülüğü

  • İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) pilot kararları gereği, TBMM yasal düzenleme yapma yükümlülüğünde.

Pilot kararlara göre; yasama erki tarafından yapılan ve yasa adı verilen hukuki işlem, öngörülebilir, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olma bakımından belli özellikleri yansıtmadığı sürece, adı yasa olsa da, maddi (içerik) olarak yasa sayılamaz. Yasal nitelik taşımayan maddeler, yürürlükte oldukları sürece sistematik hak ihlallerine neden olacakları için değiştirilmeli, yeniden düzenlenmeli veya yürürlükten kaldırılmalı. Dahası, yasama organı benzeri düzenlemelerden kaçınmak ve adil yargılanma hakkı doğrultusunda düzenlemeler yapmak yükümlülüğünde.

– Doğrudan olumlu yükümlülük : İHAM ve AYM’nin pilot kararları konusu olan yasa maddelerine ilişkin düzenleme olarak TBMM, kaldırma, yeniden düzenleme veya kaldırma veya değiştirme yükümlülüğünde. Düzenlemede gecikme ise ‘ihmal yoluyla Anayasa’ya aykırılık’ oluşturur ve yasama organını hak ihlali makamına dönüştürür.

– Yasama etkinliklerinde benzeri düzenlemelerden kaçınmak: TBMM, yasal düzenlemelerde genel olarak, pilot kararlarda vurgulanan niteliğe ilişkin ölçütlere dikkat etmeli.

Adil yargılanma hakkı gereklerini yerine getirmek: AYM önünde bireysel başvuru yolunun etkili olabilmesi için yargı bütününde adil yargılanma hakkı ilkelerini geçerli kılacak düzenlemelerin ivedi olarak yapılması gerekiyordu. Bu yapılmadığı gibi,

  • 2017 Anayasa değişikliği ile yargı bütünü, “parti başkanlığı yoluyla devlet başkanlığı ve yürütme” güdümüne konuldu. 

Bunun sonucunda, yürürlükte olan ve adil yargılanma gerekleri ile örtüşen hükümlerin bile uygulanması zorlaştı.

TBMM, mevzuatı, pilot kararlarla uyumlu kılmada gecikmemeli :

1) TCK, Md.301: İHAM, Akçam/Türkiye, 25 Ekim 2011

İHAM, TCK md.301’in kullandığı kabul edilemez derecedeki geniş sözcüklerin, etkileri açısından yarattığı öngörülebilirlik eksikliği nedeniyle, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) md. 10/2 anlamında bir “kanun” oluşturmadığına hükmetti: Özellikle, “Türklük” kavramının “Türk Milleti” şeklinde değiştirilmesine rağmen, Yargıtay tarafından yine aynı şekilde anlaşıldığı için, bu kavramların yorumlanmasında değişiklik veya temel bir farklılık olmadı. Yargının yorumladığı biçimiyle madde 301’deki sözcüklerin kapsamı, çok geniş ve belirsizdir ve bu nedenle düzenleme, ifade özgürlüğünün kullanımı önünde sürekli bir tehdit.

2) TCK, m.220/6: İHAM, Işıkırık /Türkiye, 14.11. 2017; AYM, H. Yakut, 10/6/2021.

Anayasa Mahkemesi’ne göre; “Somut olayda başvurucu hakkında uygulandığı hâliyle terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçunun düzenlendiği 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasının içerik, amaç ve kapsam itibarıyla belirli olduğundan söz edilemez. Çünkü söz konusu hüküm, Anayasa’nın 34. maddesi ile korunan anayasal hakkına yönelik keyfî müdahaleye karşı başvurucuya yasal bir koruma sağlayamamaktadır. İhlalin bizzat kanun hükmünün lafzına dayalı yapısal bir sorundan ve derece mahkemelerinin kanuna ilişkin geniş yorumundan kaynaklandığı anlaşılmaktadır…

İlgili kanun hükmü yürürlükte olduğuna göre derece mahkemeleri tarafından yeniden yargılama yapılması yoluyla ihlalin giderimi mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla ihlalin ve sonuçlarının giderilebilmesi ve benzeri yeni ihlallerin önüne geçilebilmesi için ihlale yol açan kanun hükmünün gözden geçirilmesi gerekir.”

3) TCK, md.220/7: İHAM, İmret/Türkiye, 10 Temmuz 2018

TCK md. 220/7 madde bağlamında, hapis cezası biçimindeki ağır cezai yaptırımın uygulanması için potansiyel bir dayanak oluşturacak eylemler öyle geniş bir yelpazeye yayılmaktadır ki, ulusal mahkemelerce genişletici yorumu da içerecek şekilde anlaşılacak madde sözü, kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı yeterli düzeyde koruma sağlayamamakta.

4) TCK, md.314: İHAM, Selahattin Demirtaş/Türkiye, 22 Aralık 2020

Ceza Kanunu’nun 314. maddesi uyarınca ceza gerektiren ciddi suçlarla bağlantılı olarak tutuklanmayı haklı kılabilecek eylemler yelpazesi oldukça geniştir ve dolayısıyla, ulusal mahkemelerin yorumunu da içerecek şekilde anlaşılacak madde içeriği, ulusal makamların keyfi müdahalelerine karşı yeterli koruma sağlamamakta.

5) TCK, md.299: İHAM, Vedat Şorli/Türkiye, 19 Ekim 2021

TCK m.299’un İHAS madde 10’a aykırı olduğuna hükmeden İHAM, kararında, hakaret alanında devlet başkanına özel olarak yüksek seviyeli bir koruma sağlanmasının, Sözleşme’ye uygun olmadığını hatırlatarak, devletin devlet başkanının itibarını korumaktaki çıkarının, hakkında haber verme ve görüş ifade etme hakkına karşı ona bir ayrıcalık ya da özel koruma tanınmasını haklı kılmaz.

6) İnternet Yayınlarına Erişim Engeli: AYM KARARI/Keskin Kalem Yay..: 27/10/2021.

Anayasa Mahkemesi, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlemesi Kanunu’nun erişimin engellenmesi kararlarına yönelik 9. maddesinin değiştirilmesi gerektiğine hükmetti. Kararda, erişime engelleme kararı veren sulh ceza hâkimliklerinin hiçbirinin söz konusu haberlerin şeref ve saygınlığı nasıl zedelediğine kararlarında yer vermedikleri, gerekçeli kararlarda, basının görev ve sorumluluklarına uymadığı tespitinin neye göre yapıldığının açıklanmadığı belirtildi.

Mevzuatın, basına güvence sağlamadığını saptayan AYM, yapılacak düzenlemenin içermesi gereken hususları da sıraladı. Sonuç olarak;

  • AYM’nin ve İHAM’ın pilot kararları doğrultusunda yasal düzenleme yapmak için TBMM,
    daha fazla gecikmemeli.

Kaos nedeni, 50+1 değil, ‘CBHS’

Anayasal düzen yıkıcıları, yıkıntıların altında kalma tehlikesi ile burun buruna geldikleri bir anda, CB’nin ilk turda seçilebilmesi için ‘salt çoğunluk (50+1) indirilsin’ demeye başladı.

Oysa, Temmuz 2018’de çalışmaya başlayan 27. Yasama Dönemi TBMM tartışmaları, şu ayrışmayı yansıtıyordu:

2017 Anayasa değişikliği, ne meşrudur ne de sürdürülebilir (demokratik Cumhuriyetçiler).

Halkoyu ile kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CBHS), Anayasa sayfasını kapatmıştır (teokratik-nasyonalist monarşistler).

30+1 ne demek?

Tam 31’nci ay sonunda, “şimdi sivil anayasa zamanı” sözleriyle (1 Şubat 2021), kesinlikle kapandı dedikleri sayfayı yine kendileri açtı.

AKP-MHP (Cumhur İttifakı), birlikte değil ayrı ayrı anayasa çalışması başlattı.

1 Mayıs’ta genel çizgileriyle açıklanan taslak (MHP), Allah ile başlıyor (Başlangıç).

40+1 ise,

27. Yasama döneminin 41. ayında ise şu ayrışma gündeme oturdu:

-“Tek aksaklık, 50+1”; “50+1 ciddi sorun çıkarıyor, ülkeyi kaosa sürükleyecek…” (AKP).

“Bu sistemin meşruiyet temeli %50+1’dir. Biz hükümetin ortağı değiliz; ama Cumhur İttifakı’nın sevabına da günahına da sonuna kadar ortağız…” (MHP).

Sistem tartışması başladı.

50+1’e gelince;

Görünen o ki, 27. Yasama Dönemi 50 ayı geride bıraktığında, Cumhur İttifakı, kendini Anayasa ve sistem tartışması içinde bulacak; her ikisini birlikte sorgular olacak.

Bu nedenle, başta Millet İttifakı gelmek üzere demokratik Cumhuriyetçiler, anayasa ve sistem tartışmalarını doğru bilgi temelinde yürütme konusunda duyarlı ve özenli olmak zorundalar. İşte bir demet temizlik:

10 YANLIŞ/ 10 DOĞRU

1- “50+1, sistemin tek sorunu ve kaos doğurur” (AKP): Oysa, kaos nedeni 50+1 değil, ‘CBHS’nin kendisi, doğru deyişle Parti Başkanlığı Yoluyla Devlet Başkanlığı ve Yürütme (PBYDBY)’dir.

2- “Biz hükümetin ortağı değiliz”: Hükümet yok zaten; Yürütme, tek kişide ve fiilen ortağısınız.

3- “Biz sadece Cumhur İttifakı’nı destekliyoruz; muhalefetiz ve denge işlevi görüyoruz” (MHP): Tümüyle gerçek dışı. Genel başkan iradesi olmadan vekiller, Meclis’te ne bir söz söyleyebiliyor ne de bir el kaldırabiliyor: Anayasa’ya ve kamu yararına açıkça aykırı yasalara ‘evet’; muhalefet partilerinin en yaşamsal ve gerçekçi önerilerine ‘hayır’. Araştırma önergelerinin hiçbirinde konuşmayan vekiller, hepsine hayır diyor. Konuyla ilgili onlarca yazımdan yalnızca üçü:

– “CHP-HDP-İYİ Parti = fikir ve dil/AKP-MHP = fizik ve el” (26.7.18);

– “Cumhur İttifakı: Meclis’e takılan ters kelepçe!” (12.12.19);

– “Liyakat karşıtlığı, (FETÖ-AKP-MHP) ortak paydası mı?” (23.9.21).

4-“Parlamenter rejim, darbelere neden oldu” (AKP): Yanlış. Son darbe girişimi, ‘Parlamentonun bekleme odasına alındı’ğı ve CB’nin yasama ve yürütme yetkisini ‘fiilen’ tek başına kullandığı bir dönemde oldu.

5-“CBHS, tarihimize en uygun yönetim tarzıdır” (AKP-MHP): Yanlış, PBYDBY, tarihimize ve demokrasiye tamamen yabancıdır. Tarihimize en uygun yönetim tarzı, parlamenter rejim ve paylaşılmış iktidardır.

6-“CHP ve HDP kapatılmalıdır” (MHP ve AKP yalakaları): Anayasa madde 68/4’ü sürekli ihlal eden AKP ve MHP’dir; ama onlar da kapatılmamalı; yöneticilerini anayasal çizgiye çekici yaptırımlar uygulanmalı.

7-“CHP, Anayasa’nın değişmez maddelerini değiştirmek istiyor” (MHP): Yalan. Başlangıç paragrafına ilahi bir referans koymakla, laiklik ilkesini (md.2) dinamitlemeyi amaçlayan kendileri.

8-“Hesap millete verilir” (AKP): Yanlış. Seçimler, kirlilikleri aklama süreci değildir.

9-“Kanal İstanbul’a karşı büyükelçilere mektup yazmak, dış güçlerle işbirliğidir” (AKP): Yanlış; çünkü Kanal İstanbul’a karşı çıkmak, ülkenin bölünmez bütünlüğünü savunmaktır.

10-“OHALİİK, AYM ve ACM kararlarını uygulamak zorunda değil” (AKP-MHP): Bu, anayasal düzeni ilga suçuna teşebbüse ortaklık değil mi?

  • Hukuk ve Anayasa dışı söylem ve eylemlerle yürütülen iktidar kavgası karşısında;
  • demokratik hukuk devleti mücadelesi, bilgi temizliği görevi dahil, daha sistemli tartışmalar ekseninde yoğunlaştırılmalıdır.

Anayasal süreci şiddetten arındırmak…

“AKP Grup toplantısındaki eylem, anayasal düzenin tümden ortadan kaldırılmasına yönelik bir girişimdir. 2010 Anayasa değişikliği gibi 2017 Anayasa değişikliği de büyük ölçüde devlet şiddeti desteğiyle dayatıldı. Bu bakımdan şiddet tapınması, aslında amaçlanan ‘sivil anayasa’ (!) için kullanılacak araç üzerine de somut ipuçları sağlıyor.”

(‘Şiddet, devleti yönetim aracı mı?’ başlıklı son yazı /4 Kasım).

Haliyle, ‘Anayasa nasıl okunmalı?’ sorusu öne çıkıyor. Millet İttifakı ve Cumhur İttifakı arasındaki ayrışma ekseni, Anayasa üzerinden demokratik Cumhuriyet ve teokratik monarşi’ olarak karşıt iki hedef etrafında biçimlenecek.

Demokratik cumhuriyetçilerin kazanmasının ilk koşulu, kavram kirletmelerine izin vermemektir. Haklılık, kendilerini öne çıkarsa da, teokratik monarşi yanlılarının hukuk ve ahlak dışı kirletmeler üzerine becerisi malum.

Bu nedenle, gelinen yer ne ölçüde iyi bilinirse gidilen yön (hedef) daha doğru çizilebilir. Son yıllarda bilinçli ve sistematik biçimde yaratılan anayasal bilgi kirliliği, demokratik cumhuriyet savunucularını bile kafa karışıklığına sürükleyebiliyor.

2709 sayılı 7 Kasım 1982 Anayasa’sı, birbirine karşıt yönde iki değişiklik dizisinde ilk metinden uzaklaşılarak başkalaştı:

• 1987-2004 ekseni; Anayasa’nın güvenlikçi ve otoriter özelliğini, iktidarın dengelenmesi ve özgürlük güvenceleri ereğinde hayli törpüledi.

• 2007-2017 ekseni ise tersine, Anayasa’yı, kurul halinde karar ve denge-denetim düzenekleri ile hesap verebilir hükümete ilişkin kurallardan arındırdı; devleti temsil ve yürütmeye ilişkin bütün yetkileri tek kişide yoğunlaştırdı.

• Bununla, değişiklik öncesi döneme göre bir nitelik farkı yaratıldı. Nasıl?

• 1961 ve 1982 Anayasa’sı arasında nicelik farkı vardı.

• 2017 Anayasa değişikliği ile 1982 Anayasa’sı, 1987-2004 ekseninden değil yalnızca, Osmanlı-Cumhuriyet anayasal gelişmelerinden nitelik olarak farklılaştı; çünkü demokratik hukuk devleti düzenekleri yok edildi.

2023 çifte seçimi, “plebisiter anayasa oylaması”na dönüştürüleceğine göre; demokratik cumhuriyetçiler ve teokratik monarşistler arasındaki hesaplaşma, anayasa üzerinden yapılacak demektir.

Anayasal kurumlara yönelik, ‘Bekleme odasına almak, saygı duymamak ve tanımamak, kapatmak ve yıkmak’ vb. ifadeler, sıradan siyasal söylemler değil. Anayasal düzen yıkıcılığı misyonu ile müseccel ümmetçi-ırkçı mecrada yürüyen teokratik monarşi cephesi, tehdit ve şantaj yüklü söylemlerini, demokratik hukuk devletinin içerdiği değerleri, sistematik ve kararlı bir biçimde aşındırma üzerinde yoğunlaştıracak. Bu nedenle, siyasal, sivil ve akademik çevrelerin ‘demokratik Cumhuriyet’ ekseninde buluşması yaşamsal.

Siyasal düzlemde, öncü rol CHP’de. Sivil toplum örgütleri, sendikalar ve demokratik kitle kuruluşları, toplumsal yapının zinde örgütleri olarak anayasa tartışmalarını gündemlerine almalı.

Akademik çevreler ise, öğrencilere doğru bilgi aktarmalı; yayınlarında nesnel davranmalı, toplumu bilgilendirmede biraz cesur davranabilmeli. Bu üç katmanlı süreçte, insan hakları bilimi gerekleri, ortak payda olarak öne çıkarılmalı; ‘iktidarlar ayrı, insan hakları ise bir bütündür’ görüşü içselleştirilmelidir.

Gelinen yer ve gidilecek yön olarak, 7 Kasım metni ile 17 Nisan metni arasındaki nitelik farkı nedeniyle darbeden çıkış söylemi yerine, demokratik olmayan rejimi aşmak amacıyla demokratik hukuk devleti hedefini öne çıkarmak, daha gerçekçi bir yaklaşım olur. Düne ilişkin sorunlara karşın ciddi bir birikim de var olduğuna göre, tartışmaları ve somut önerileri geleceğe yönelik olarak yoğunlaştırmak, aklın gereğidir. Kuşkusuz demokratik Cumhuriyetçiler, şiddet sarmalındaki anayasal sürece seyirci kalamaz.