AYDINLIK Gazetesi ana sayfa – 10 Şubat 2015 ve Türkiye Gündemi


Dostlar

AYDINLIK Gazetesi ana sayfa – 10 Şubat 2015 ve Türkiye Gündemi aşağıda.

Aydınlık Gazetesi - 10.02.2015 Manşeti

Başlıklar yakıcı gündeme işaret etmekte…

AKP iktidarı, Anayasa’nın koruması altındaki (md. 135) kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını dümen suyuna alma girişiminde..
Karşıt ve denetimi dışında tek birim istemiyor AKP..
Bunun adı totaliter despotizm ve giderek faşizmdir.

TMMOB ve destekçi çok sayıda STK artık sokaklarda..
AKP tartışma – uzlaşma zemininden çıkardı dayatmalarını.
Hak aranışı artık ne yazı ki sokaklarda..

Bir yandan da AKP laik – seküler düzeni hoyratça, gözü kara ve hızla tahrip etmekte.
4+4+4 düzeni başlıca saldırılardan biri.
Zorunlu din derslerinin AİHM‘nin yineleyen ve net kararlarına karşın inat ve ısrarla sürdürülüyor.

SOMA işçileri de Ankara’da TBMM önünde..
Kıdem tazminatlarını almaya geldiler. Almadan da gitmeyeceklerini söylüyorlar..

11. CB Bay Abdullah Gül hiç sıkılmadan Huber Köşkü‘nü işgal etmeyi ve
devlete yük olmayı sürdürüyor.. 100 güne yaklaşıyor ordaki işgali.. Yazılan çizilenleri
hiç tınmıyor. Suç işliyor.. göz yumanlar da.. Yargı birşeyler yapmalı.. A. Gül’ün dokunulmazlığı yok.. Zimmet çıkarılmalı, “fuzuli şagil” eylemi mutlaka bitirilmeli.

Bay RTE hiç hesaplamadan önünü – ardını,

“Osmanlıcayı isteseniz de istemeseniz de öğreneceksiniz”

edasıyla apaçık Halife – Sultanlığa oynuyor.

Bay RTE konuşuyor, faize çatıyor gibi tiyatro oynanıyor ve meddahlığın ürünü
% 10 devalüasyon maskelenerek, iktidar korunarak “fiilen” gerçekleştiriliyor.

Tunceli’de 14 yaşındaki oğlu PKK tarafından zorla dağa kaldırılan anne
açlık grevinde.. Bu PKK’nın da aslında sefaletini sergiliyor.. Nerde gönüllü katılım??

Cumhuriyet’in ürünü eşsiz – “kimseye benzemeyen” sanatçı Müzeyyen Senar‘ı da sonsuzluğa uğurladık..

Türkmenler = Irak’ta yaşayan Türkler = Irak Türkleri ne yazık ki kıskaçta ama
Bay RTE ve Bay A. Davutoğlu seçime kilitlenmiş durumda.. IŞİD aşkı gözleri kör etmiş durumda ve oradaki soydaşlar gözden çıkarılmış gibi.. 2 milyona yakın Arap kökenli Suriyeli ülkemizde ve birkaç milyar dolar fatura sırtımızda.. Ya Irak’taki
Türk soydaşlar = Türkmenler?? Üvey evlatlar.. Tam da Sevr’de istendiği ve kurgulandığı gibi..

Ve İP büyümeyi sürdürüyor.. Ciddi ve değerli katılımlar alıyor..

15 Şubat’ta büyük kurultayı var..
Adını değiştirip VATAN PARTİSİ olacak..
Yurtseverleri “6 Ok Programı” çerçevesinde toplamaya devam edecek..
Dileriz asıl sorumlular -CHP- için de bir uyarı olur..

AKP tam da bu arada sözde İÇ GÜVENLİK PAKETİ dayatıyor..
Halka meşru direnme hakkı dışında yol bırakmadılar, şimdi de
sokak eylemlerini kana boğacaklar.. Çok tehlikeli ve sonu olmayan bir yol..

Bir kez daha uyaralım ve sağduyu dileyelim : Bu paketi geri çekin…

Arınç gerçeği gördü : % 50 bize nefretle bakıyor..
Ektiğinizi biçiyorsunuz..

Sevgi ve saygı ile.
10 Şubat 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

 

AKP Alevi Haklarını ve AİHM Kararlarını Neden Görmezden Geliyor?

 

AKP,
Alevi Haklarını ve AİHM Kararlarını Neden Görmezden Geliyor?

 

Dostlar,

Yukarıdaki başlığı bu gün, 21.12.14 günü Ulusal Kanal‘da
20:00 – 22:00 arasında işledik.

Sayın Gazeteci – Yazar Necdet SARAÇ İstanbul’dan,
Av. Kazım Genç de Ankara’dan konuğumuz oldular.

36 yıl önce 19-25 Aralık 1978 günleri arasında neredeyse 1 hafta süren 1978 Maraş Alevi kırımının masum kurbanlarını (resmen 110 dolayında, fiilen beş yüzü aşkın!) anarak başladık. Sn. Saraç son birkaç yıldır Maraş’a giderek bu anmalara katılıyor. Bu yıl bilindiği gibi Valilik, “olaylar çıkmasın, provokasyon olmasın” (!) gerekçesi ile her tür anma girişimini yasakladı.. Gerçekten traji-komik bir durum.. 1 hafta boyunca hunhar – barbar – kanlı kırımı engelle(ye)meyen Devlet, 36 yıl sonra bile insanların yüreklerine sığdıramadıkları acılarını yaşamalarını engelliyor.. Valilik bu yasakçı hukuk dışı tutumunu derhal sonlandırmalı, örtük sıkıyönetimi kaldırarak anmalar için gerekli güvenlik ortamını sağlamalıdır. Uzun yıllar “travma sonrası stres bozukluğu” yaşayan Alevi toplumu, adalet duygusu da tatmin edilmediği için, neredeyse süregen (kronik) yas sendromu içine giriyor. Öğrenilmiş çaresizlikle içine kapanıyor ve toplumdan kendisini yalıtarak yalnızlaşıyor. Öbür toplum kesimleri ile kaynaşarak sosyalleşmesini tamamlayamıyor. Böylelikle halkı bir arada tutan kederde – tasada – kıvançta birlik – ortaklaşma gerçekleştirilemiyor.

Sosyal psikoloji açısından son derece sakıncalı hatta tehlikeli bir durum..

Unutulmasın, Kerbela faciası 1375 yıl önceydi ve 72 insan çölde aç – susuz bırakılarak kadın – çocuk – yaşlı demeden kırılmıştı. Katliam, İslam Peygamberinin soyu kurutularak Halifeliğin Abbasi’lerden Emevilere geçişini hedeflemişti Şam valisi Yezid. 1375 yıl sonra bile tüm dünyada on milyonlarca Alevi – Şii – Caferi, çok az da olsa bir bölüm Sünni insan toplu kırımın yasını tutmakta her yıl Muharrem ayında. 12 gün susuz ve çile içinde oruç tutarak yasını yaşamaktadır.

Bu tür kapsamlı kırımlar Türkiye’de ne yazık ki belli aralarla neredeyse dönemsel (periyodik) nitelik kazandı. Ulusal birliğin kurulup – pekiştirilmesini apaçık dinamitleyen kökü dışarıda senaryo ve tezgahlardır bunlar..

Son 40 yılda Maraş – Çorum – Sivas katliamları sahnelenmiş ve yüzlerce Alevi yurttaş öldürülmüş, onbinlercesi kapsamlı göçlere zorlanmış (tehcir!);  toplumsal yaşamın dışına itilmişlerdir.
Nüfusun demografik yapısı, etnisite politkaları ile değiştirilmektedir.

Aleviler, bir yandan da 1982’den bu yana Anayasaya konan zorunlu din dersleri ile assimile edilmeye başlanmışlardır. Toplu cinayetlerin eylemcileri ve azmettiricileri yakalanıp adalete teslim edilmemiş, Alevi yurttaşların adalet gereksinimi gözardı edilmiştir.
Bu politikalar halkı bütünleştirici – kaynaştırıcı değil tersine ayrıştırıcı ve hatta düşmanlaştırıcıdır. 1990’larda 31 Ocak 1990 günü, ADD kurucu genel başkanı Prof. Muammer Aksoy’un öldürülmesiyle başlanan  cinayetler 15 yıl kadar sürdürülmüştür.

Vurgulanması gereken bir husus da tekil ya da toplu öldürmelerin katillerinin ve iç – dış azmettiricilerinin bulunmaması ve yargıda hesap vermemeleridir. Böylelikle ortaya çok ürkünç (vahim) bir gerçek çıkmaktadır :

  • Devlet suça ortaktır! 

Ortada çooook sayıda toplu – tekil cinayet vardır ve aradan geçen onca zamana karşın “faili meçhul” (!) kalabilmiştir. Üstelik devletin onca gücü – olanağı varken.. Kimi katiller ödüllendirilerek milletvekili bile yapılmış, katil sanıklarının avukatları bakanlığa dek yükseltilebilmiştir!

*****

Bu durum (zulüm!) sürdürülemez..

Bir devletin en temel işlevi tartışmasız olarak yurttaşlarının can güvenliğini sağlamaktır.

Böyle olmak gerekirken tersine Devlet suça ortaksa;
orası sözün bittiği ve Devletin tüm meşruluğunu yitirdiği yerdir.

Ülkede barış ve adaletin sağlanması başarılamazsa kalkınma ve istikrar da hayal olur.. Türkiye’nin bu profile uyan görünümü büyük acı vericidir ve artık mutlaka düzeltilmesi zorunluğu vardır.
Bu bağlamda, sayıları 15-20 milyondan az olmayan (belki daha da çok!) olan Alevi – Bektaşi yurttaşlar, ülkenin asli kurucularından olarak son derece temel beklentiler içindedir ve istemlerinin daha fazla ötelenmesi olanağı kalmamıştır :

===============================================

1. Aleviler, inançları yüzünden hiçbir ayrıma uğramadan
eşit yurttaş” olmak istemektedir.

2. 1826’lardan bu yana süregelen mallarına el koymanın sonlanmasını ve bunların geri verilmesini istemektedirler.

3. Cemevlerinin kendi belirledikleri ibadet (tapınç) yeri olarak tanınmasını istemektedirler.

4. Zorunlu din dersleri, Sünni öğretinin ideolojik aracı ve assimilasyon yöntemine dönüşmüş olup mutlaka kaldırılmalıdır.

5. DİB (Diyanet İşleri Başkanlığı) kaldırılmalı ya da Alevilerin de adil temsil olanağı sağlanmalıdır. DİB, muazzam bütçe payları ve devasa vakıf fonlarıyla 140 bin çalışanı ile (yeterince denetlenebiliyor mu??), DİB Başkanı’nın Devlet protokolünde
50. sıralardan 10. sıraya uçurularak yükseltilmesi sonucu (Şeyhülislam!?) Başkanlık bir fetva makamı kılınmış ve laik devlet yapısına tümden aykırı düşmüştür. Merhum Prof. İlhan Arsel‘in
söylemiyle hurafe üretmeye devam etmektedir! Prof. Arsel,
dine eleştirileri yüzünden ölüm tehditleri almış ve yaşamının uzunca yıllarını yurt dışında (ABD) geçirmek zorunda
bırakılmıştır! İmam Gazali‘den bu yana 600 yıldır İçtihat kapısı kapatılarak İslami kaynaklar yenileşmeye kapatılmış, adeta dondurulmuştur.

6. Türkiye, Anayasasının  da öngördüğü bağlamda mutlaka laik bir devlet olmalı (başta md. 2, 24 ve 174) ve giderek sekülerleşerek çağdaşlaşmalıdır.

Alevilik ve ülkemizdeki sorunları konusunda uzmanlığı tartışmasız, basılı kitapları yayımlanmış olan Sn. Hüsnü Merdanoğlu,
program sırasında bize ulaşmaya çabalamışlar,
ancak stüdyoda internet erişimi sağlanamadığından katkılarını alamamıştık. Program bitiminde gördüğümüz uyarılarına göre listeye 7. bir madde eklenmelidir:

7. Alevilerin isteklerine yönelik sayın Saraç’ın belirtikleri yanında, Alevilerin günümüzde bile yanlış tanınmalarına neden olan Osmanlı dönemi fetvalarının, Osmanlı-Safevi sürtüşmesi sürecinde birer psikolojik savaş kalıntıları olduğunun, bu fetvaların içeriğinin doğru olmadığının da siz aydınlarca ve ülkemizin birliği ve bütünlüğü yanında olanlarca sürekli dile getirilmesi gerekmektedir.

Sn. Merdanoğlu’nun uyarı ve katkısı son derece yerindedir. Özellikle Osmanlı Şeyhülislamı Ebussuut‘un fetvalarının hiçbir temeli olmayan, bir din adamına (!?) asla yakışmayan söylemleri ayrımcı, kışkırtıcı, düşmanlaştırıcı ve tümüyle uydurmadır. “Şeyhülislam” sanını almış, İslam Dininin şeyhi,
onu yorumlamaya – aktarmaya en yetkili kılınmış birinin (gerçekte İslamda ruhban sınıfı yoktur ve herkes dinini Kuran’ı okuyarak yorumlar; Peygamber bile salt elçidir, tebliğden öte yetkisi yoktur!..) böylesine nifakçı tanımları – fetvaları bir insanlık suçudur ve günümüz Diyanet İşleri Başkanlığınca yalanlanarak son derece olumsuz etkisi kırılmalıdır.

     Dinin kamusal alan dışına çıkarılması zorunludur.

Batı uygarlığı, ancak Hıristiyanlıkta reformla Kiliseyi
salt bireysel
inanç alanına iterek günümüz uygarlık düzeyine erişmiştir.

Benzer reform, İslam dininde de yapılmak zorundadır.

================================================

Çağımız İNSAN HAKLARI ÇAĞI’dır!

Bu bağlamda yeterince yerleşik hukuk metni vardır ve bu metinler uluslararası bakımından geçerli ve yürürlüktedirler, ulusalüstüdürler.

BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (İHEB) 1948’den yana
en başta gelenidir.

Avrupa Konseyi’nin belirlediği İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) 2. sırada önemli belgedir. İHAM (İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi) bu Sözleşmenin yaptırımı olan
yargı organıdır.

BM Çocuk Hakları Sözleşmesi 3. sırada sayılabilir.

Türkiye, bu uluslararası insan hakları sisteminin üyesidir, içindedir. Fakat uygulama bu yönde değildir. Üstelik 1982 Anayasasının 90. maddesinin son fıkrasında Mayıs 2007’de yapılan devrim niteliğinde değişime karşın!

Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma

MADDE 90./son fıkra :

  • “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek: 7.5.2004-5170/7 md.)
  • Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.

İnsan hakları sistemine taraf olan Türkiye, aykırı kamusal uygulamaları ile AİHM’nde en çok mahkum edilen birkaç ülke içindedir. AKP hükümetleri ile 2002 Kasım’ından bu yana bu karne  – sicil daha da olumsuzlaşmıştır. AKP, Anayasa Mahkemesi kararı ile Laikliğe aykırı işlem ve uygulamaların odağı durumuna gelmiştir fakat ne yazık ki hala iktidardadır! Ülkeyi dincileştirme azim ve kararındadır. Birkaç hafta önce yapılan 19. Milli Eğitim Kurultayı (Şurası) kararları ve 12. CB Bay RTE’nin orada yaptığı konuşma tam anlamıyla dehşet vericidir. AKP, örtük -fakat artık açık- 2023 gündemi ile Türkiye’yi bölünmüş bir dinci faşist Anadolu Federe İslam Devletine dönüştürme azim ve kararlılığındadır.

Alevi hakları ülkenin en önemli sorunlarındandır
ve laik düzenin korunması salt Alevilerin sorunu değildir.
Sorun hukuksal olmaktan çıkmış ideolojik düzleme taşınmıştır. Ülkedeki tüm yurttaşların Türkiye’yi demokratik bir ülke kılmak ve Cumhuriyetin temel niteliklerini korumak yükümü ve sorumluluğu vardır. Anayasanın 2. maddesinde tanımlı Cumhuriyetin 6 temel niteliği, 4. maddede değiştirilmesinin önerilmesi bile olanaksız kılınarak kurucu irade tarafından pekiştirilmiştir ve mutlaka uyulması gerekmektedir. AKP hükümetlerinin bu meşruiyet dışı tehlikeli gidişi terk etmeleri gerekmektedir.

Uluslararası toplum; insan haklarının çiğnenmesinin ülkemizde ağır ve sürgit nitelik kazanmasından kaynaklanan süreçte, uluslararası hukuka bütünüyle uygun olarak, etkili BM yaptırımları uygulama (ekonomik – ticari – politik – diplomatik – mali -askeri..), Avrupa Konseyi’nden atılma … gibi araçlara – etkili yaptırım olanaklarına sahiptir.

Alevilere dönük her türlü ötekileştirme – ayrımcılık (diskriminasyon)
insanlığa karşı suçlardır ve gecikmeden son verilmelidir.

Türkiye, büyük ATATÜRK‘ün “Yurtta barış Dünyada barış” ilkesinin gereklerini yerine getirmelidir. 10. Yıl Söylevi‘nde yer alan “imtiyazsız – sınıfsız kaynaşmış bir kitle olmak” hedef alınmalıdır.

*****

Ulusal Kanal‘daki açık oturumumuzdan çıkarımlarımız yukarıda kapsamlı olarak özetlenmiştir.

Tüm insanları, Hünkâr Pir Hacıbektaş‘ın evrensel öğretisi
“eline – beline – diline sahip çıkmaya” çağırıyoruz..

Her ne arar isen insanda ara
Kudüs’te, Mekke’de, hacda değildir..
Hararet nardadır sacda değil
Keramet baştadır taçta değil 

Sevgi, muhabbet kaynar yanan ocağımızda,
Bülbüller şevke gelir, gül açar bağrımızda,
Hırslar, kinler yok olur, aşkla meydanımızda,
Aslanla, ceylanlar dosttur kucağımız..

Hacı Bektaşı Veli

Sevgi ve saygıyla
22.12.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Not : Laik – bilimsel – parasız – karma eğitime ve eğitim emekçilerinin haklarına sahip çıkma bağlamında 20.12.14 günü Ankara Tandoğan meydanından basın açıklaması yaptıktan sonra Güven Park’a dek yürümek isteyen, bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ üyesi öğretmenlere polisin uyguladığı hukuk dışı orantısız şiddeti insan hakların aykırı ve kabul edilemez buluyor esefle kınıyoruz! İlgililerin cezalandırılmasını istiyoruz.
Benzer şiddet eylemlerine AKP iktidarının kesinkes son vermesini istiyoruz.

* Program kaydı elimize geçtiğinde YouTube‘a yükleyeceğiz..
* Bu yazının pdf formatı için lütfen tıklayınız:

AKP_Alevi_Haklarini_ve_AIHM_Kararlarini_Neden_Gormezden_Geliyor_ULUSAL_KANAL

Avrupa’daki Alevi yurttaşlardan : Başbakan Erdoğan’a 2 kırmızı kart..

 

Bu kırmızı kartlar Başbakan Erdoğan’a

Ayrımcılığa, asimilasyona ve savaşa karşı on bine yakın Avrupalı Alevi Cumartesi günü Strasbourg’ta yapılan protesto yürüyüşünde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetine kırmızı kart gösterdi.

Fransa’dan 32 Alevi Kültür Derneğiyle beraber 20 Türk derneği protesto eylemine destek oldu.  Gün boyu süren yürüyüşe  Avrupa’nın 14 ülkesinden 100’e yakın Alevi Federasyonlarına bağlı dernekler katıldı. Dernek üyelerin taşıdıkları dövizlerde AKP hükümeti  ve başbakan Recep Tayyip Erdoğan eleştirildi.

Çok sayıda Fransız siyasilerinde desteklediği protesto eyleminde Strasbourg ve Alsas meclis üyesi Armand Jung Aleviler davalarında haklılar. Biz de bundan sonra Alevi toplumuna destek olmak için her zaman yanlarında olacağız haklı davaların bekçisi olacağız.” dedi.

Alsas meclis üyesi Jung Alevi toplumun sorunlarıyla ilgili Fransız Dışişleri Bakanlığıyla temasa geçildiğini duyurdu. Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) bakanlıktan görüşme randevusu bekliyor. Strasbourg’taki yürüyüşe ev sahipliği yapan FUAF başkanı Erdal Kılıçkaya :

Avrupa’dan Türkiye’ye bakınca karanlık bir tablo görüyoruz.

– Cem evlerine yasal statü verilmemesi,
– zorunlu din dersleri,
– Alevilere yönelik artan saldırılar,
– Alevi evlerinin kapılarının işaretlenmesi ve
– yaşanan birçok dışlanma örnekleri..

Bizi haykırmaya davet etti.

Biz Aleviler;

* laikliğin, demokrasinin, eşitliğin savunucusu olarak
* zulme, baskıya, adaletsizliğe, asimilasyon, ayrımcılık ve savaşa hayır diyoruz.

Türkiye’deki karanlık tablonun değişmesi için bugün Avrupa’nın merkezi Strasbourg’ta sokağa döküldük.” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan’a kırmızı kart

Strasbourg’un Place Bourse meydanında başlayan yürüyüş Avrupa Konseyi‘ne (AK) dek sürdü. Yaklaşık üç saatlik yürüyüşte binlerce Alevi savaşa karşı ve Başbakan Erdoğan aleyhine sloganlar attı. Eylemciler AKP hükümeti ve başbakan Erdoğan’ın izlediği politikaya karşı protesto edip kırmızı kartlarını gösterdi. Davul, zurna eşliğinde süren yürüyüş kolun için kimi caddeler trafiğe kapatıldı. Korteje polis eşlik etti.

AK (Avrupa Konseyi) önünde toplanan on bin Alevi yurttaşımız sloganlarını sürdürdü. Yürüyüşe katılanlar arasında Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Turgut Öker, CHP Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün, Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Selahattin Özel bulundu. AK önünde kurulan platformda yapılan konuşmalarda hedef yine Başbakan Erdoğan oldu. Yürüyüşe katılanları selamlayan FUAF Kurumsallaştırma Komisyon sorumlusu Dursun Coşar katılımcılara teşekkür etti. Derneklerin gençlik kollarının saz ve Avrupa Konseyi önünde sema gösterisiyle, çocukların beyaz barış balonlarını gökyüzüne bırakmaları büyük alkış topladı.

Vekil Kürtçe başladı, Türkçe sürdürdü..

CHP Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün konuşmasını Kürtçe başlayıp, Türkçe sürdürdü. Milletvekili Aygün konuşmasında, TBMM çatısı altında 50 milletvekiliyle çok sayıda personelin  Alevi olduğuna dikkat çekti.

Sembolik ve başbakan Erdoğan’ı denemek için TBMM Cemevi isteminin yerine getirilmediğini söyledi.

TBMM’de kadın ve erkekler için ayrı mescitlerin bulunduğunu ama Cemevine müsaade çıkmadığını anlattı.

Türkiye’de yüz binden fazla caminin bulunmasına karşılık cemevi sayısın yalnızca 578 olduğunu hatırlattı. Avrupa Aleviler Federasyonu Başkanı Turgut Öker de

“Başbakan Erdoğan bize hak verecek diye inanıyorsanız yanılıyorsunuz. Mücadelemizi birlikte sürdüreceğiz . Kimseye diz çökmeyeceğiz. Sol ve sosyalist partiler bizi destekliyor, bizler de onlara destek olacağız. AK Parti zihniyetine karşı hepimiz kenetlenmeliyiz başka şansımız yok.” dedi.

Erdoğan’a 2 hediye

Türkiye’de karanlık bir tablo var diyen FUAF başkanı Erdal Kılıçkaya“karanlık bir tablo”yu hoşgörüsüzlük ödülü olarak veriyoruz. Renkli bir tablo olmasını çok isterdik ama biz Türkiye’ye baktığımızda kapkara bir tablo görüyoruz. İkinci sürprizimiz ise Suriye için savaş kışkırtıcılığı yapan başbakan Erdoğan‘a  Suriye’de akan kanı sembolize eden içinde kırmızı renkli boya olan şişeyi hediye ediyoruz. Hoşgörüsüzlük hediyelerini Pazartesi günü postayla Ankara’ya gönderiyoruz” şeklinde konuştu.

(CNN Türk ve Cumhuriyet Haber Portalı, 21.10.12)