Maraş’ta katliamla yüzleşmek mümkün mü?


Maraş’ta katliamla yüzleşmek mümkün mü?

Necdet Saraç
necdetsarac@ilerihaber.org, 25.12.14
http://ilerihaber.org/yazarlar/necdet-sarac/maras-ta-katliamla-yuzlesmek-mumkun-mu/603/

Dersim katliamı nedeniyle Aleviler üzerinden Cumhuriyet’le ve CHP’yle hesaplaşmak isteyen AKP, “yüzleşme” kavramını çok öne çıkardı. Ancak aynı AKP, yakın geçmişimizde yaşanan katliamlarla ilgili sesini bile çıkarmadı. Sesini çıkarmak bir yana, parlak ve kulağa hoş gelen laflarla Alevilere aşk ilan eden AKP, bu yıl da Maraş katliamını protesto etmek ve orada katledilen eşini, dostunu, kardeşini, yoldaşını anmak isteyenlere yine yasak koydu.
Maraş 21 Aralık’ta tam bir sıkıyönetim kentine dönüştü. Maraş sokakları boşaltıldı.
Kentin giriş çıkışları binlerce asker ve polisle tutuldu… Bir kez daha, katliamları hatırlamak
ve hatırlatmak “suç ve hata”, unutmak ve unutturmak ise “doğru ve haklı” gibi sunuldu…

Bunu yapan AKP ne Dersim, ne Maraş ne de Sivas katliamlarıyla yüzleşemez!
Yalnız AKP değil, çünkü AKP bir sonuç, asıl olarak, siyasal İslamcı ve milliyetçi zihniyet katliamlarla yüzleşemez.

Neden mi?

Çünkü, siyasal İslamcı, muhafazakar ve milliyetçi-ırkçı zihniyet laf düzeyinde reddetseler bile, dünden bugüne katliamlardan beslenmektedir.

Katliamlardan beslenenler Maraş katliamıyla yüzleşemezler!

Çünkü, bu katliamlar “üç-beş kişinin eseri” değildir. Maraş katliamı başta olmak üzere, Sivas örneğinde de görüldüğü gibi bütün planlı katliamlara on binlerce kişi fiili olarak katılmıştır…

Ama öldürerek, ama tekbir getirerek, ama katledilmesi gerekenleri işaret ederek!
Düne dek aynı sokağı, aynı mahalleyi paylaştığı, aynı bakkaldan alış veriş yaptığı, çocuklarının birlikte oynadığı komşusunu “İşte bunlar da Alevi” diyerek…

Bu nedenle Maraş katliamıyla yüzleşmek on binlerce insanın da, bu anlamıyla işin gerçeği bütün Maraşlıların kendileriyle yüzleşmesini beraberinde getirecektir. O zaman
bu yüzleşme, bırakın 36 yıl öncesini, daha bugün “Burası Maraş, buradan çıkış yok”
veya “Maraş Ovası Müslüman Yuvası” sloganı atan 18-19 yaşlarındaki çocuklarla
ve o çocukların ana-babasıyla yüzleşme anlamına gelecektir.

Bu yüzden “yüzleşme” lafları havada uçuşsa da, kendisini dün Adalet Partisi’nde (AP), Milliyetçi Hareket Partisi’nde (MHP), Milli Selamet Partisi’nde (MSP), bugün AKP’de, MHP’de, SP’de kendisini ifade eden siyasal İslamcı, muhafazakar milliyetçi, ırkçı ve ayrımcı anlayış katliamla yüzleşemez!

Çünkü, katliamdan dolayı 36 yılda şehrin bütün siyasal ve sosyal yapısı kökten değiştiği için, bugün “katliamla yüzleşme” demek, örneğin Maraş’ta yaşayanların % 92’si ile yüzleşmek anlamına gelir!

Neden mi? Anlatayım!

Örneğin 1977 yılında Maraş kent merkezinde oy kullananların, %34’ü CHP’ye olmak üzere yaklaşık %40’ı sol adaylara oy vermiş. %26’sı AP’ye, %15’i MHP’ye, %15’i de MSP’ye
oy vermiş.

Bundan 9 ay önce yapılan 30 Mart 2014 yerel seçimlerindeki tablo Maraş’taki siyasal değişimin boyutunu gösteriyor. 2014 yerel seçimlerinde AKP %59, MHP %31 oy almış. Bu oy oranları BBP ve SP’nin oylarıyla birlikte tam %92 yapıyor. Geriye ne kalıyor; %8 bile değil. CHP % 6,3, HDP de %1,3 oy almış!

Daha da iyi anlaşılması için şöyle örneklenebilir: 1977’de oy kullanan 200 bin kişinin
7283’ü CHP’ye oy verirken, 2014’de oy kullananların sayısı 600 bin olmuş. CHP’nin aldığı oy 37534 almış. HDP ise 7698.

Değişim bu kadar net. Bu değişim 1970’lerde “Altın Hilal” tespitiyle hedefe konan ve
o dönem Alevilerin yoğun yaşadığı bütün kentler için hemen hemen aynı sonuçlarla geçerli… Yani yalnızca Maraş değil, örneğin Elazığ, Malatya, Sivas, Yozgat gibi…

Bunlar katliamlarla yüzleşemezler…

Çünkü, katliamla yüzleşmek demek, dosyaların yeniden açılması anlamına gelir.
Dönemin siyasal sorumlularının yargı önüne çıkması anlamına da gelir.
Tabii o katilleri savunanları yeniden deşifre etmek anlamına da…

Çünkü, her şey bir yana, yüzleşme demek, katliamlara “olay” demenin bitmesi ve katliamlara “katliam” denmek zorunda kalınacağı için yüzleşme olmuyor!

Durum böyle olunca, halen linç kültürünün yaşandığı, insanların etnik ve dinsel kimliklerine göre kutuplaştırıldığı, dinin yaşamın her alanına nüfuz ettiği bir ortamda kardeşlikten, eşitlikten, yüzleşmeden söz etmek koca bir yalandan başka bir şey anlamına gelmiyor…

Maraş katliamının nasıl örgütlendiği, nasıl yapıldığı bugün bütün belgelerle orta yerde.

Dönemin “taraflı” mahkeme tutanakları bile bunun için fazlasıyla yeterli.
Orta yerde sır yok! Tıpkı Sivas katliamı gibi, Hrant Dink cinayeti gibi…
Ancak Devlet kendisi de işin içinde olduğu için yüzleşmenin yalnızca lafını ediyor,
asıl sorumluları yargılayamıyor. Yanılmak isterim ama, görülüyor ki, bu ülkede
sol iktidar olmadığı sürece bu tür katliamlar ve siyasal cinayetler yapanın yanına
kâr olarak kalmaya devam edecek.

=================================

Dostlar,

Geçen yıl bu gün sitemizde yayımladığımız önemli bir makaleyi yeniden paylaşmak istiyoruz..

Sevgi ve saygıyla.
25.12.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

******************************

Dostlar,
36 yıl önce bugünlerde Maraş’ta katliam sürüyordu!
Evet evet, sürüyordu. 19 Aralık’ta başlatılmış, 25 Aralık’a dek (1978)
Devletin gözünün önünde sürdürülmüştü!

Gazteteci – yazar dostumuz Sn. Necdet Saraç, 21 Aralık 2014 günü Ulusal Kanal’da
bizim yönettiğimiz programda 2 katılımcıdan biri idi (öbürü Sn. Av. Kazım Dinç).

O programda kapsamlı olarak dile getirdiklerini, sağ olsunlar özetleyerek kaleme almışlar.
Biz de program konuşmalarını web sayfamızda özetlemiştik :

AKP Alevi Haklarını ve AİHM Kararlarını Neden Görmezden Geliyor?
(http://ahmetsaltik.net/2014/12/21/akp-alevi-haklarinii-ve-aihm-kararlarini-neden-gormezden-geliyor/, 21.12.14)

Bir kez daha kurbanlara (beşyüzü aşkın!) rahmet ve yakınlarına dayanma gücü dilerken;
Devleti – toplumu da bu insanlık suçu katliamı açığa çıkarmaya çağırıyoruz.
Uluslararası toplumun desteğini de diliyoruz elbette, içişlerimize karışmadan!

Sevgi ve saygıyla.
25.12.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Necdet SARAÇ : İstanbul 1. Bölge Milletvekili Aday Adayı


Necdet SARAÇ :  

İstanbul 1. Bölge Milletvekili Aday Adayı

portresi2

YARIN (1 MART PAZAR) MALTEPE’DE CHP’DEN “ÖN SEÇİM İÇİN ADAY ADAYLIK” AÇIKLAMASI YAPIYORUM!

“SOLA İKTİDAR YAKIŞIR” diye yola çıktım…
1 Mart Pazar günü saat 16:00’da Maltepe’de CHP’den milletvekili aday adaylığımın nedenlerini ve nasıl bir Türkiye istediğimi sizlerle paylaşmak istiyorum… Katılımınız benim için onur olacaktır!

BU DÜZEN ARTIK DEĞİŞMELİ!

Necdet SARAÇ,

İstanbul 1. Bölge Milletvekili Aday Adayı

1 Mart Pazar, saat 16:00
Adres : Küçükyalı Serince Kültür Merkezi ve Nikah Salonu
Merkez Mah. Cumhuriyet Cad. No:18 Küçükyalı / MALTEPE / İSTANBUL
İletişim için: 05062157674 veya 05358681724

* * *

Necdet Saraç kimdir?

Erzincan doğumlu.
Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesini bitirdi.
Almanya’da Köln Halk Yüksek Okulu’nda öğretmenlik yaptı.
CINE5 ve DIGITURK Avrupa temsilciliği yaptı.
Avrupa ve Türkiye’deki Alevi kurumlarında Genel Başkan Yardımcılığı yaptı.
SU ve YOL televizyonlarında Genel Yayın Yönetmenliği yaptı.
BİRGÜN ve YURT gazetelerinde köşe yazarlığı ve muhabirlik yaptı.
Toplumsal mücadelenin birçok alanında yer aldı.

1. Alevilerin Siyasal Tarihi,
2. Farklı Çizgi,
3. Yavuz’un Akıl Babası İdris-i Bitlisi ve
4. 51 Soruda Sosyal Demokrasi adlı dört kitabı vardır.

Necdet Saraç iletişim bilgileri:

facebook.com/necdetsarac * Twitter: @necdetsarac
* Mail: saracnecet@hotmail.com * Tel: 05326931170

necdet_sarac_01_elilanı_on

necdet_sarac_01_elilanı_on.jpg

========================================

Dostumuz, kardeşimiz sevgili Necdet Saraç‘a ve atbaşı ya da daha öncelikli olarak
CHP‘ye içten – gönülden başarılar diliiyoruz..

Ammmaaa;

  • Sayın Saraç’ın tanıtım posteri ile CHP’nin bugün izlediği politikaların
    ne ölçüde örtüştüğüne ilişkin sorumuz – kaygımız ise içimizi oymayı sürdürüyor..

Sevgili Saraç’ın da bizden çok farklı durumda olmadığını / olamadığını sanıyoruz!?..

Değerli Saraç gibi bu ülkenin köklerinden güç alan yurtseverler CHP’yi yeniden
Büyük ATATÜRK‘ün

yalnız Türkiye’ye değil tüm insanlığa neredeyse evrensel reçete olan “6 Ok” a

döndürebilirler mi?

Bu başarılmalı.. Türkiye bu denli nankör ve vefasız olamaz..
Yüce ATATÜRK’ün partisi CHP, Mustafa Kemal Paşa’nın devrimci yolundan ayrılamaz..

Ayrılacaksa, bıraksınlar CHP’yi, siyaset namusu ile başka parti kursunlar ..
CHP’yi de ATA’nın kutsal emanetine sadakatle sahip çıkacak kadrolara bıraksınlar..

Necdet bey, “bu vahim ve kritik şerait altında” kolay gelsin..
Sana da, ATA’nın CHP’sine de..

Sevgi ve saygı ile,
01.03.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Not : Sevgili Saraç,

“AKP Alevi Haklarını ve AİHM Kararlarını Neden Görmezden Geliyor?” konulu
TV programımıza, Ulusal Kanal (Gündem Özel, Kazım Genç ile konuk olmuştu, 21.12.2014)
Bu program aşağıdaki erişke tıklanarak izlenebilir :

AKP Alevi Haklarını ve AİHM Kararlarını Neden Görmezden Geliyor?


Dostlar
,

AKP Alevi Haklarını ve AİHM Kararlarını
Neden Görmezden Geliyor?

Konulu TV programımızı, Ulusal Kanal’da “Gündem Özel” başlığı altında
21 Aralık 204 günü saat 20:00 – 21:40 arasında gerçekleştirmiştik.

Program konuklarımız Sayın Av. Kazım Genç ve Gazeteci-Yazar Sayın Necdet Saraç idi.
Ulusal Kanal’a da, saygın program konuklarımıza da çok teşekkür borçluyuz.
Her ikisi de alanın uzmanlarından olan konuklarımızla konuyu kapsamlı irdelemiştik.
Ulusal Kanal’ın sınırlı olanakları içinde epey teknik sıkıntı yaşamıştık ama sağolsun,
Ulusal Kanal’ın genç genel yayın yönetmeni Sayın Yener Güneş, ricamız üzerine
bize programın yüklendiği ortamın erişim adresini (linkini) yolladı.

Bu adres aşağıda, önemli programın arşivlenmesi, izlenmesi dileğiyle..

Ulusal Kanal’a, 2 sayın konuğumuza ve programı yoğun ilgileriyle destekleyen izleyicilerimize şükranlarımızı sunarken; bildiklerinden AİHM’nin ardarda gelen ısrarlı – net ve hatta sert kararlarına karşın hukuka karşı hile yolunu seçen, kararların ardından dolaşarak kendince hülleye yönelen ve ülkemizin uygar dünyada saygınlığını zedeleyerek bilerek yalnızlaştıran… insan hakları gaspçısı siyasal iktidarı bir kez daha uyarmak istiyoruz..

Program dikkatle izlenmeli ve İslam dininin katı bir Sünni – Hanefi militanı dayatmasından derhal vazgeçilmelidir.

Türkiye nüfusunun 1/4 – 1/3’ü arasında büyük bir oranı oluşturan 20 milyon dolayında
Alevi yurttaşın meşru, uluslararası hukukun – AİHM’nin artık içtihatlaşmış
istikrarlı kararlarının zorunlu gerekleri olan hakları gecikmeden yerine getirilmelidir.
Yersiz direterek, kaytararak, AİHM’nde temyize giderek toplumu germenin bir anlamı yoktur.

AKP kadroları, toplumun her kesimine savaş ilan etmiş gibidir.

Bu gidiş hayra alamet değildir. AKP’li aklı başında insanların bu vahim tabloyu engellemeleri gereklidir. Güçleri yetmiyorsa, basına – kamuoyuna gerekli açıklamaları yaparak
çok ağır sorumluluğa – apaçık suça ortak olmaktan kaçınmalı, haysiyetli biçimde istifa etmeyi bilmelidirler.. Bu da anlamlı bir katkı olacak ve birtakım fanatikleri uyarabilecektir.

Yüz dakikaya yakın süreli programı izlemek için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki)
tıklar mısınız??

http://www.dailymotion.com/video/x2dmq6p_akp-nin-alevi-acilimi-ulusal-kanal-da-tartisildi-gundem-ozel_news

Sevgi ve saygı ile.
18.01.2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

AKP Alevi Haklarını ve AİHM Kararlarını Neden Görmezden Geliyor?

 

AKP,
Alevi Haklarını ve AİHM Kararlarını Neden Görmezden Geliyor?

 

Dostlar,

Yukarıdaki başlığı bu gün, 21.12.14 günü Ulusal Kanal‘da
20:00 – 22:00 arasında işledik.

Sayın Gazeteci – Yazar Necdet SARAÇ İstanbul’dan,
Av. Kazım Genç de Ankara’dan konuğumuz oldular.

36 yıl önce 19-25 Aralık 1978 günleri arasında neredeyse 1 hafta süren 1978 Maraş Alevi kırımının masum kurbanlarını (resmen 110 dolayında, fiilen beş yüzü aşkın!) anarak başladık. Sn. Saraç son birkaç yıldır Maraş’a giderek bu anmalara katılıyor. Bu yıl bilindiği gibi Valilik, “olaylar çıkmasın, provokasyon olmasın” (!) gerekçesi ile her tür anma girişimini yasakladı.. Gerçekten traji-komik bir durum.. 1 hafta boyunca hunhar – barbar – kanlı kırımı engelle(ye)meyen Devlet, 36 yıl sonra bile insanların yüreklerine sığdıramadıkları acılarını yaşamalarını engelliyor.. Valilik bu yasakçı hukuk dışı tutumunu derhal sonlandırmalı, örtük sıkıyönetimi kaldırarak anmalar için gerekli güvenlik ortamını sağlamalıdır. Uzun yıllar “travma sonrası stres bozukluğu” yaşayan Alevi toplumu, adalet duygusu da tatmin edilmediği için, neredeyse süregen (kronik) yas sendromu içine giriyor. Öğrenilmiş çaresizlikle içine kapanıyor ve toplumdan kendisini yalıtarak yalnızlaşıyor. Öbür toplum kesimleri ile kaynaşarak sosyalleşmesini tamamlayamıyor. Böylelikle halkı bir arada tutan kederde – tasada – kıvançta birlik – ortaklaşma gerçekleştirilemiyor.

Sosyal psikoloji açısından son derece sakıncalı hatta tehlikeli bir durum..

Unutulmasın, Kerbela faciası 1375 yıl önceydi ve 72 insan çölde aç – susuz bırakılarak kadın – çocuk – yaşlı demeden kırılmıştı. Katliam, İslam Peygamberinin soyu kurutularak Halifeliğin Abbasi’lerden Emevilere geçişini hedeflemişti Şam valisi Yezid. 1375 yıl sonra bile tüm dünyada on milyonlarca Alevi – Şii – Caferi, çok az da olsa bir bölüm Sünni insan toplu kırımın yasını tutmakta her yıl Muharrem ayında. 12 gün susuz ve çile içinde oruç tutarak yasını yaşamaktadır.

Bu tür kapsamlı kırımlar Türkiye’de ne yazık ki belli aralarla neredeyse dönemsel (periyodik) nitelik kazandı. Ulusal birliğin kurulup – pekiştirilmesini apaçık dinamitleyen kökü dışarıda senaryo ve tezgahlardır bunlar..

Son 40 yılda Maraş – Çorum – Sivas katliamları sahnelenmiş ve yüzlerce Alevi yurttaş öldürülmüş, onbinlercesi kapsamlı göçlere zorlanmış (tehcir!);  toplumsal yaşamın dışına itilmişlerdir.
Nüfusun demografik yapısı, etnisite politkaları ile değiştirilmektedir.

Aleviler, bir yandan da 1982’den bu yana Anayasaya konan zorunlu din dersleri ile assimile edilmeye başlanmışlardır. Toplu cinayetlerin eylemcileri ve azmettiricileri yakalanıp adalete teslim edilmemiş, Alevi yurttaşların adalet gereksinimi gözardı edilmiştir.
Bu politikalar halkı bütünleştirici – kaynaştırıcı değil tersine ayrıştırıcı ve hatta düşmanlaştırıcıdır. 1990’larda 31 Ocak 1990 günü, ADD kurucu genel başkanı Prof. Muammer Aksoy’un öldürülmesiyle başlanan  cinayetler 15 yıl kadar sürdürülmüştür.

Vurgulanması gereken bir husus da tekil ya da toplu öldürmelerin katillerinin ve iç – dış azmettiricilerinin bulunmaması ve yargıda hesap vermemeleridir. Böylelikle ortaya çok ürkünç (vahim) bir gerçek çıkmaktadır :

  • Devlet suça ortaktır! 

Ortada çooook sayıda toplu – tekil cinayet vardır ve aradan geçen onca zamana karşın “faili meçhul” (!) kalabilmiştir. Üstelik devletin onca gücü – olanağı varken.. Kimi katiller ödüllendirilerek milletvekili bile yapılmış, katil sanıklarının avukatları bakanlığa dek yükseltilebilmiştir!

*****

Bu durum (zulüm!) sürdürülemez..

Bir devletin en temel işlevi tartışmasız olarak yurttaşlarının can güvenliğini sağlamaktır.

Böyle olmak gerekirken tersine Devlet suça ortaksa;
orası sözün bittiği ve Devletin tüm meşruluğunu yitirdiği yerdir.

Ülkede barış ve adaletin sağlanması başarılamazsa kalkınma ve istikrar da hayal olur.. Türkiye’nin bu profile uyan görünümü büyük acı vericidir ve artık mutlaka düzeltilmesi zorunluğu vardır.
Bu bağlamda, sayıları 15-20 milyondan az olmayan (belki daha da çok!) olan Alevi – Bektaşi yurttaşlar, ülkenin asli kurucularından olarak son derece temel beklentiler içindedir ve istemlerinin daha fazla ötelenmesi olanağı kalmamıştır :

===============================================

1. Aleviler, inançları yüzünden hiçbir ayrıma uğramadan
eşit yurttaş” olmak istemektedir.

2. 1826’lardan bu yana süregelen mallarına el koymanın sonlanmasını ve bunların geri verilmesini istemektedirler.

3. Cemevlerinin kendi belirledikleri ibadet (tapınç) yeri olarak tanınmasını istemektedirler.

4. Zorunlu din dersleri, Sünni öğretinin ideolojik aracı ve assimilasyon yöntemine dönüşmüş olup mutlaka kaldırılmalıdır.

5. DİB (Diyanet İşleri Başkanlığı) kaldırılmalı ya da Alevilerin de adil temsil olanağı sağlanmalıdır. DİB, muazzam bütçe payları ve devasa vakıf fonlarıyla 140 bin çalışanı ile (yeterince denetlenebiliyor mu??), DİB Başkanı’nın Devlet protokolünde
50. sıralardan 10. sıraya uçurularak yükseltilmesi sonucu (Şeyhülislam!?) Başkanlık bir fetva makamı kılınmış ve laik devlet yapısına tümden aykırı düşmüştür. Merhum Prof. İlhan Arsel‘in
söylemiyle hurafe üretmeye devam etmektedir! Prof. Arsel,
dine eleştirileri yüzünden ölüm tehditleri almış ve yaşamının uzunca yıllarını yurt dışında (ABD) geçirmek zorunda
bırakılmıştır! İmam Gazali‘den bu yana 600 yıldır İçtihat kapısı kapatılarak İslami kaynaklar yenileşmeye kapatılmış, adeta dondurulmuştur.

6. Türkiye, Anayasasının  da öngördüğü bağlamda mutlaka laik bir devlet olmalı (başta md. 2, 24 ve 174) ve giderek sekülerleşerek çağdaşlaşmalıdır.

Alevilik ve ülkemizdeki sorunları konusunda uzmanlığı tartışmasız, basılı kitapları yayımlanmış olan Sn. Hüsnü Merdanoğlu,
program sırasında bize ulaşmaya çabalamışlar,
ancak stüdyoda internet erişimi sağlanamadığından katkılarını alamamıştık. Program bitiminde gördüğümüz uyarılarına göre listeye 7. bir madde eklenmelidir:

7. Alevilerin isteklerine yönelik sayın Saraç’ın belirtikleri yanında, Alevilerin günümüzde bile yanlış tanınmalarına neden olan Osmanlı dönemi fetvalarının, Osmanlı-Safevi sürtüşmesi sürecinde birer psikolojik savaş kalıntıları olduğunun, bu fetvaların içeriğinin doğru olmadığının da siz aydınlarca ve ülkemizin birliği ve bütünlüğü yanında olanlarca sürekli dile getirilmesi gerekmektedir.

Sn. Merdanoğlu’nun uyarı ve katkısı son derece yerindedir. Özellikle Osmanlı Şeyhülislamı Ebussuut‘un fetvalarının hiçbir temeli olmayan, bir din adamına (!?) asla yakışmayan söylemleri ayrımcı, kışkırtıcı, düşmanlaştırıcı ve tümüyle uydurmadır. “Şeyhülislam” sanını almış, İslam Dininin şeyhi,
onu yorumlamaya – aktarmaya en yetkili kılınmış birinin (gerçekte İslamda ruhban sınıfı yoktur ve herkes dinini Kuran’ı okuyarak yorumlar; Peygamber bile salt elçidir, tebliğden öte yetkisi yoktur!..) böylesine nifakçı tanımları – fetvaları bir insanlık suçudur ve günümüz Diyanet İşleri Başkanlığınca yalanlanarak son derece olumsuz etkisi kırılmalıdır.

     Dinin kamusal alan dışına çıkarılması zorunludur.

Batı uygarlığı, ancak Hıristiyanlıkta reformla Kiliseyi
salt bireysel
inanç alanına iterek günümüz uygarlık düzeyine erişmiştir.

Benzer reform, İslam dininde de yapılmak zorundadır.

================================================

Çağımız İNSAN HAKLARI ÇAĞI’dır!

Bu bağlamda yeterince yerleşik hukuk metni vardır ve bu metinler uluslararası bakımından geçerli ve yürürlüktedirler, ulusalüstüdürler.

BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (İHEB) 1948’den yana
en başta gelenidir.

Avrupa Konseyi’nin belirlediği İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) 2. sırada önemli belgedir. İHAM (İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi) bu Sözleşmenin yaptırımı olan
yargı organıdır.

BM Çocuk Hakları Sözleşmesi 3. sırada sayılabilir.

Türkiye, bu uluslararası insan hakları sisteminin üyesidir, içindedir. Fakat uygulama bu yönde değildir. Üstelik 1982 Anayasasının 90. maddesinin son fıkrasında Mayıs 2007’de yapılan devrim niteliğinde değişime karşın!

Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma

MADDE 90./son fıkra :

  • “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek: 7.5.2004-5170/7 md.)
  • Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.

İnsan hakları sistemine taraf olan Türkiye, aykırı kamusal uygulamaları ile AİHM’nde en çok mahkum edilen birkaç ülke içindedir. AKP hükümetleri ile 2002 Kasım’ından bu yana bu karne  – sicil daha da olumsuzlaşmıştır. AKP, Anayasa Mahkemesi kararı ile Laikliğe aykırı işlem ve uygulamaların odağı durumuna gelmiştir fakat ne yazık ki hala iktidardadır! Ülkeyi dincileştirme azim ve kararındadır. Birkaç hafta önce yapılan 19. Milli Eğitim Kurultayı (Şurası) kararları ve 12. CB Bay RTE’nin orada yaptığı konuşma tam anlamıyla dehşet vericidir. AKP, örtük -fakat artık açık- 2023 gündemi ile Türkiye’yi bölünmüş bir dinci faşist Anadolu Federe İslam Devletine dönüştürme azim ve kararlılığındadır.

Alevi hakları ülkenin en önemli sorunlarındandır
ve laik düzenin korunması salt Alevilerin sorunu değildir.
Sorun hukuksal olmaktan çıkmış ideolojik düzleme taşınmıştır. Ülkedeki tüm yurttaşların Türkiye’yi demokratik bir ülke kılmak ve Cumhuriyetin temel niteliklerini korumak yükümü ve sorumluluğu vardır. Anayasanın 2. maddesinde tanımlı Cumhuriyetin 6 temel niteliği, 4. maddede değiştirilmesinin önerilmesi bile olanaksız kılınarak kurucu irade tarafından pekiştirilmiştir ve mutlaka uyulması gerekmektedir. AKP hükümetlerinin bu meşruiyet dışı tehlikeli gidişi terk etmeleri gerekmektedir.

Uluslararası toplum; insan haklarının çiğnenmesinin ülkemizde ağır ve sürgit nitelik kazanmasından kaynaklanan süreçte, uluslararası hukuka bütünüyle uygun olarak, etkili BM yaptırımları uygulama (ekonomik – ticari – politik – diplomatik – mali -askeri..), Avrupa Konseyi’nden atılma … gibi araçlara – etkili yaptırım olanaklarına sahiptir.

Alevilere dönük her türlü ötekileştirme – ayrımcılık (diskriminasyon)
insanlığa karşı suçlardır ve gecikmeden son verilmelidir.

Türkiye, büyük ATATÜRK‘ün “Yurtta barış Dünyada barış” ilkesinin gereklerini yerine getirmelidir. 10. Yıl Söylevi‘nde yer alan “imtiyazsız – sınıfsız kaynaşmış bir kitle olmak” hedef alınmalıdır.

*****

Ulusal Kanal‘daki açık oturumumuzdan çıkarımlarımız yukarıda kapsamlı olarak özetlenmiştir.

Tüm insanları, Hünkâr Pir Hacıbektaş‘ın evrensel öğretisi
“eline – beline – diline sahip çıkmaya” çağırıyoruz..

Her ne arar isen insanda ara
Kudüs’te, Mekke’de, hacda değildir..
Hararet nardadır sacda değil
Keramet baştadır taçta değil 

Sevgi, muhabbet kaynar yanan ocağımızda,
Bülbüller şevke gelir, gül açar bağrımızda,
Hırslar, kinler yok olur, aşkla meydanımızda,
Aslanla, ceylanlar dosttur kucağımız..

Hacı Bektaşı Veli

Sevgi ve saygıyla
22.12.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Not : Laik – bilimsel – parasız – karma eğitime ve eğitim emekçilerinin haklarına sahip çıkma bağlamında 20.12.14 günü Ankara Tandoğan meydanından basın açıklaması yaptıktan sonra Güven Park’a dek yürümek isteyen, bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ üyesi öğretmenlere polisin uyguladığı hukuk dışı orantısız şiddeti insan hakların aykırı ve kabul edilemez buluyor esefle kınıyoruz! İlgililerin cezalandırılmasını istiyoruz.
Benzer şiddet eylemlerine AKP iktidarının kesinkes son vermesini istiyoruz.

* Program kaydı elimize geçtiğinde YouTube‘a yükleyeceğiz..
* Bu yazının pdf formatı için lütfen tıklayınız:

AKP_Alevi_Haklarini_ve_AIHM_Kararlarini_Neden_Gormezden_Geliyor_ULUSAL_KANAL