Çocuk işçiliği yasaklanmalıdır!

Çocuk işçiliği yasaklanmalıdır!

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Türk Tabipleri Birliği, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı. Çocukların ucuz iş gücü olarak çalışma yaşamında yer almalarının ancak eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasıyla önlenebileceğine dikkat çekilen açıklamada;

– çocuk işçiliğinin yasaklanması,
– çocuk işçiliğine zemin hazırlayan 4+4+4 eğitim sisteminden vazgeçilmesi,
– savaşı ve çatışmalı ortamı yaratan politikaların terk edilmesi istendi.

Açıklamanın tam metni aşağıdadır (12.06.2018) :

BASIN AÇIKLAMASI

ÇOCUK İŞÇİLİĞİ YASAKLANMALIDIR!

“Çocuklarımızın ucuz iş gücü olarak çalışma yaşamında yer almamaları eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacaktır”.

12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günüdür.  Çocuk işçiliği sorunu günümüz koşullarında güncelliğini korumaya devam etmektedir. 2016 yılı kayıtlarına göre dünyada çocuk işçi sayısı 168 milyondur. Üstelik bu sayıya ev işlerinde, enformal (kayıt dışı) sektörlerde çalışan çocuklar dahil değildir.

Çocuk işçi çalıştırma az gelişmiş, gelişmekte olan ülkelerde daha çok olsa da, bu ülkelere özgü olmayıp tüm ülkelerin sorunu olmaya devam etmektedir.

Ülkemizde çocuk işçiliği tarım sektörü başta olmak üzere inşaat, tekstil, metal iş kollarında yoğun olarak görülmektedir. Komşu ülkelerde; özellikle Suriye’de yaşanan savaş ve çatışmalar, iç savaşlar göç ile birlikte çocuk işçi sayısında büyük artışlara neden olmuştur. Ülkemizde de çatışma, yoksulluk vb. nedenlerle yaşanan göçler çocukların ucuz iş gücü olarak kullanılmasının önünü açmaktadır.

Çocuk işçiler yetişkinlere göre çalışma koşullarının olumsuzluklarından daha çok etkilenmekte, dirençleri düşmekte, vücut gelişimleri olumsuz yönde etkilenmekte ve iş kazalarına daha çok maruz kalmaktadırlar. İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi’nin açıkladığı raporlara göre 2013-18 arasında 319 çocuğumuz iş kazalarında (AS: iş cinayetlerinde!) yaşamını yitirmiştir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2018 yılını Çocuk İşçiliği ile Mücadele Yılı ilan etmesine karşın çocuk işçi ölümlerinde, çocuk emeği sömürüsünde hiçbir azalma kaydedilememiştir.

Türk Tabipleri Birliği olarak;

Çocuk işçiliğinin yasaklanmasını,
çocuk işçiliğine zemin hazırlayan 4+4+4 eğitim sisteminden vazgeçilmesini,
savaşı, çatışmalı ortamı yaratan politikaların terk edilmesini

talep ediyoruz.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
http://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=fef8c126-6e54-11e8-8f08-7c307bdbd6a0 
===========================================
Evet dostlar,

DÜNYA ÇOCUK HAKLARI GÜNÜ’nde
PERİŞAN HALLERİMİZ..

Ülkemizin yürek yakan sorunlarından biri de çocukların çalıştırılması..

1. Taraf Devletler, çocuğun, ekonomik sömürüye ve her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine
zarar verecek ya da sağlığı veya bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ya da toplumsal
gelişmesi için zararlı olabilecek nitelikte çalıştırılmasına karşı korunma hakkını kabul ederler.
2. Taraf Devletler, bu maddenin uygulamaya konulmasını sağlamak için yasal, idari,
toplumsal ve eğitsel her önlemi alırlar. Bu amaçlar ve öteki uluslararası belgelerin ilgili
hükümleri göz önünde tutularak, Taraf Devletler özellikle şu önlemleri alırlar:
a) İşe kabul için bir ya da birden çok asgari yaş sınırı tespit ederler;
b) Çalışmanın saat olarak süresi ve koşullarına ilişkin uygun düzenlemeleri yaparlar;
c) Bu maddenin etkili biçimde uygulanmasını sağlamak için ceza veya başka uygun
yaptırımlar öngörürler.
Öte yandan 4857 sayılı İş Yasası da çocukların çalıştırılmasında yaş sınırları getirmiştir
Çalıştırma yaşı ve çocukları çalıştırma yasağı

           Madde 71 – Onbeş yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasaktır. Ancak, ondört yaşını doldurmuş ve ilköğretimi tamamlamış olan çocuklar, bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişmelerine ve eğitime devam edenlerin okullarına devamına engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilirler.

Çocuk ve genç işçilerin işe yerleştirilmelerinde ve çalıştırılabilecekleri işlerde güvenlik, sağlık, bedensel, zihinsel ve psikolojik gelişmeleri, kişisel yatkınlık ve yetenekleri dikkate alınır. Çocuğun gördüğü iş onun okula gitmesine, mesleki eğitiminin devamına engel olamaz, onun derslerini düzenli bir şekilde izlemesine zarar veremez.

Aynı madde, 16-18 yaş arasını genç işçiler olarak tanımlamaktadır.

ILO verilerine göre dünya genelinde çocuk işçilerin sayısı 168 milyon olarak kestirilmektedir.  Türkiye Dünya nüfusunun %1,1’ine sahip olduğundan, kabaca 168 x 1,1 = 1,85 milyon çocuk işçisinin olabileceği kestirilebilir ancak rakamlar bunu aşkın ve 2 milyonun üzerindedir.

ILO tarafından yayınlanan 138 No’lu Asgari Yaş Sözleşmesi de ülkemiz iç hukukuna katılmış olup (4334 s. yasa; RG: 27 Ocak 1998 / 23243), ülkelerce istihdama kabulde asgari yaş(lar) belirlenmesi öngörülmektedir.
*****

  • Türkiye, bırakalım bu uluslararası normları, çok çok daha küçük, 2-3 yaşlarındaki çocukların bile ırzına geçilebilen bir ülke olmuştur son zamanlarda! Ne ağır sefilliktir bu!(Bkz. http://ahmetsaltik.net/2018/01/22/cocuklarina-tecavuz-eden-%95i-musluman-bir-toplum/)
  • Çocuk gelin – damatlar yüz kızartıcı düzeyde sürmektedir.
  • Suça alet edilen çocuklar
  • Madde bağımlısı olan çocuklarımız
  • Organ mafyasına kurban verilenler..
  • Göçlerde kırılanlar..
  • Dilendirilen çocuklar..
  • Yoksul(laştırılan) çocuklar..
  • Savaşlarda – çatışmalarda yitirilen çocuklar..
  • İnsest kurbanı çocuklar.. 
  • Sorumsuz anababalarca AŞIDAN YOKSUN BIRAKILAN ÇOCUKLARIMIZ..

Sorun, özünde yabanıl (vahşi) kapitalizmin herkesi – tüm emeği sömürme düzeni kaynaklıdır.

21. yy’ın şafağında uygar geçinen Dünyaya yakışmayan, kabul edilemez ve sürdürülemez bir insan hakları çiğnemidir (ihlalidir) bu sorun. Hızla aşılması için ulusal ve küresel ölçekte çok yoğun çaba gösterilmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 13 Haziran 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD     Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ ÇOCUK YAŞTA EVLİLİK FETVASI..

 
TBB KADIN HUKUKU KOMİSYONU TÜBAKKOM), DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ DİNİ KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜNDE YER ALAN EVLENME YAŞI İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI YAPTI

“DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI, ÇOCUK İSTİSMARINA NEDEN OLACAK
TESPİT VE BEYANLARINI DERHAL SİTESİNDEN KALDIRMALIDIR”
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
– Anayasamızın 2. maddesinde belirtildiği üzere; Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Anayasamızın 11. maddesinde “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.” denilmektedir.

Evrensel (AS: BM olacak) Çocuk Hakları Sözleşmesi ve iç hukukumuzdaki düzenlemelere göre 18 yaşını tamamlamamış herkes çocuktur. Yasalardaki birkaç istisna (ayrık) haricinde  (dışında) herkes 18 yaşını doldurmakla reşit olmaktadır. Bilimsel verilerle belirlenmeye çalışılan evlilik yaşı, ülkemizde Medeni Kanunumuzun 124. maddesinde “kadın ve erkekler için 16 yaşından küçükler hiçbir şekilde evlenemezler”, “17 yaşını doldurmuş kişiler ise ancak yasal temsilcilerinin izniyle” şeklinde düzenlenmiştir. Medeni Kanunumuzda 16 yaşını doldurmayan kadın ve erkeğin hiçbir şekilde evlenemeyeceği hükmü varken, Diyanet İşleri Başkanlığının sitesinde yer alan Dini Kavramlar Sözlüğünde, İslam hukukçularınca “buluğ çağının alt sınırının erkekler için 12, kızlar için 9 yaş olarak” belirlendiğinin belirtilmesi ve yine “erkek ve kızlar 15 yaşlarına ulaştıklarında, kendilerinde bu ergenlik alametleri görülmese de buluğ olduklarına hükmedilir ve hukuki yükümlülüklere ehil olur” denilmesi Medeni Kanunumuza açıkça aykırıdır. Laik bir hukuk devletinde hukuki ve cezai sorumluluğun ne zaman, hangi yaşta doğacağı kanunlarımızla belirlenir, bu konuda İslam hukukçularının belirleyeceği yaş hiçbir şekilde hukuki sonuç doğurmayacağı gibi, Anayasamızda yer alan laiklik ilkesine de aykırıdır.

  • Anayasamızdaki hukuk kuralları tüm kurum ve kuruluşları bağlamaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığınca kanunlarımıza ve Anayasamıza aykırı beyanlarda bulunulması ya da sitelerinde bu yönde açıklamalara yer verilmesi Anayasamızın ihlaline yol açmaktadır. Bu anlamda; anayasal bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığının hiçbir ayrıcalığı bulunmamaktadır.
  • Diyanet İşleri Başkanlığınca ve Diyanet görevlilerince kadın, çocuk ve evlilik gibi konularda yapılan ve açıkça kanunlarımıza aykırı beyanlar kamuoyu vicdanını yaralamaktadır. Gerek devletin kamu kurum ve kuruluşlarınca, gerekse sivil toplum örgütlerince kız ve erkek çocukların istismarına yönelik eylemlerin önlenmesi için yoğun çalışmalar yürütülürken, Diyanet İşleri Başkanlığının ve bu başkanlığa bağlı görevlilerin tespit ve beyanları tam tersi bir etki yaratmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı çocuk istismarına neden olacak tespit ve beyanlarını derhal sitesinden kaldırmalı, yine kanunlarımıza, Anayasamıza, BM Çocuk Hakları Sözleşmesine ve ülkemizce imzalanan uluslararası sözleşmelere aykırı olarak kadın ve çocuklarımızın istismarının önünü açacak görüş bildirmekten sakınmalıdır.
  • Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu olarak; Diyanet İşleri Başkanlığını özellikle kadın ve çocukların istismarına yol açacak nitelikteki görüş, tespit ve beyanlarda bulunmamaya, beyanlarında ve tespitlerinde kanun ve Anayasa çerçevesinde kalmaya davet ediyor, konunun takipçisi olacağımızı kamuoyuyla paylaşıyoruz.  03.01.2018

Türkiye Barolar Birliği
TÜBAKKOM 14. Dönem Sözcüsü
Trabzon Barosu Başkanlığı
============================================
Dostlar,

AKP iktidarının 16. yılında Laik düzene dönük açık – örtük saldırılar artık sabır sınırlarını aşmıştır. Kuşku yok, kamu kurumları dahil tarikat – cemaat – vakıf – dernek vb. kuruluşlarca Seküler devlet yapısına saldırılar sistematik ve planlıdır. İktidarın çanak tuttuğu son derece nettir. Örn. Erdoğan kafasına göre önüne gelene “Eyyyyy… ” diye başlarken, çizmeyi çooook aşan Diyanet İşleri Başkanlığı ve AKP’li belediyeler dahil, dinci tarikat – cemaat – vakıf – dernek vb. kuruluşlarca yapılan saldırılara tek bir uyarısı olmamış, hiç sesi çıkmamış, göz yummuştur. 

21. yy’ın şafağında 4. Sanayi Devrimi tüm yaşamı kuşatmış iken Türkiye gündemini böylesine ilkelliklerle ve açık hukuksuzlukla – Anayasayı çiğneyerek meşgul etmek ahlak dışıdır. Ülkemize ölçüsüz zarar vermektedir. Bu saçmalıklara – zavallılıklara artık son vermelidir.

Enflasyon, ve işsizlik TÜİK’e tüm baskılara karşın 2 basamaklı çıkmış, ABD’de yargılanan devlet bankası Halk Bank’ın genel müdür yardımcısı 6 suçlamanın 5’inden jürinin oybirliği ile suçlu bulunmuş, Man adası yolsuzluğunun hesabı verilmemiş, OHAL KHK’ları ile TEK ADAMIN ağzından çıkan “yasa” yapılarak son derece net biçimde Anayasa ve TBMM rafa kaldırılmış; Türkiye’de açık diktatörlük – dinci faşizm ilanına ramak kalmış, asgari ücret açlık sınırının altında kalmış, dış ticaret açığı 80 milyar dolara dayanmış……. meşruluğu sorgulanır aşamaya sürüklenmiş bir iktidar; algı yönetimi ile gündem değiştirerek, kendisine dönük suçlamaları adeta ayna tutarcasına yansıtarak muhalefete yüklemekte, Ataşehir’den sonra
%76 oyla seçilen CHP’li Beşiktaş belediye başkanını da görevden almaktadır.

AKP kurucularından Bülent Arınç,  Başbakan yardımcısı iken, o dönem Ankara Belediye başkanı olan Melih Gökçek için “Ankara’yı parsel parsel FETÖ’cülere sattı..” anlamında suçlama yapmıştı kamuoyu önünde.. Ne oldu, en küçük bir idari – adli işlem yapıldı mı? Bundan daha açık suç bildirimi (ihbarı) olabilir mi? İstifaya zorlanan AKP’li 8 belediye başkanının hiçbir yolsuzluğu – usulsüzlüğü yok muydu, neden istifaya zorlandılar yok idiyse? Karşılıklı şantaj kozları mı seferber edildi bu kişilerle AKP arasında?? AK Partiye ne çok yakışıyor bu “aklama” değil mi??

Dileriz neciiip milletimiz  gerçekleri görsün.. AKP kurmayları içinde de eh artık vicdanı isyan edenler çıkar herhalde!? Yoksa hep birlikte yolsuzluklara suça bulaştılar da “tencere dibin kara seninki benden kara” örneği birbirlerine mahkum mu oldular?? Hangisi, hangisi ey AKP’liler?

Sevgi ve saygı ile. 05 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Prof. Dr. Süleyman ÇELİK : Eğitimde millilik kaybedildi

Eğitimde millilik kaybedildi

Süleyman Çelik, değişen eğitim müfredatını yazdı.

Prof. Dr. Süleyman ÇELİK
ADD Samsun Şb. Eski Başkanı
14.8.2017, AYDINLIK web sitesi

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Tayyip Erdoğan, ‘İslâm Dünyası Yükseköğretim Alanının Oluşturulması’ toplantısı açılış oturumunda yaptığı konuşmada, “Soran, sorgulayan nesil yetiştirememekten” yakındı. “Soran, sorgulayan” nesil yetiştirebilmek bir eğitim sistemi meselesidir.

İNSAN ÖZGÜR ORTAMDA GELİŞİR

İnsanlar özgür bir ortamda büyür ve eğitilirlerse; yani kuşkuya, özgürce soru sormaya/ sorgulamaya, eleştiriye ve tartışmaya yer veren; kısaca demokrasi kültürüne dayalı, eleştirel akılcı bilimsel eğitim görürlerse akılları gelişir; yaratıcı olur, buluş ve keşifler yaparlar. Kendi akılları ile sorunların üzerinden (AS: üstesinden) gelebilecekleri için kimsenin peşine takılmaz; yalnız akıl ve bilimi rehber edinir, demokratik rejime uygun, özgür birey olurlar. Buna “Aydınlanmacı Eğitim” denir.

Tersine dogma, hurafe, korku masallarına dayalı; olayları / olguları neden – sonuç ilişkisi ile açıklamayıp doğaüstü güçlere bağlayan; tabular dayatılan, biat kültürünü esas alan, ezberci eğitim sistemi ile eğitildiklerinde, insanların akılları gelişmez ve büyüdüklerinde de bebekler gibi içgüdüsel reflekslerle yaşamlarını sürdürmeye çalışırlar. İçgüdüsel refleksler, yaşamın sorunlarının üzerinden gelmeye yetmeyeceği için, bunlar kullanılmaya elverişlidirler; çoğu kendilerini güdecek bir şarlatanın peşine takılır / mürit olur ve kullanılırlar. “Dogma, tabu, biat, mürit” gibi sözcükler genellikle dini söylemler olmakla birlikte demokratik olmayan ideoloji ile yönetilen ülkelerde de eğitim bu şekilde yapılır.

ÇAĞDAŞ EĞİTİMİN ÖNEMİ

Önüne engeller konulmuş sular bazen taşar; bentleri, barajları yıkarak felaketler oluşturur. Önüne engeller konularak gelişmesi önlenmiş akıllar da taşabilir; o zaman karşımıza El Kaide, IŞİD, Boko Haram vs. olarak çıkıp felaketlere neden olurlar…

Sayın Erdoğan’ın aynı konuşmasında, “Hoca kılıklı şarlatanın peşine takılan insan müsveddeleri; doçent, profesör olmuşlar ama şarlatan için ‘bize şah damarımızdan daha yakın’ diyorlar,” diye tanımladığı FETÖ’cüler, bu şekilde eğitilmiş insanların tipik örnekleridir. Bunların okumuş olmaları, profesör ya da general olmaları fark etmez.

  • 15 Temmuz’da gördüğümüz gibi, koskoca generaller, hiçbir askerlik bilgileri olmayan sivil imamların aklına uyup darbe yapmaya kalktılar.

Batı, Aydınlanma Devrimi ile aydınlanmacı eğitime geçerek Ortaçağ karanlığından çıktı ve daha önce gerisinde olduğu Doğu’nun önüne geçti, sömürmeye başladı.

Atatürk devrimlerinin nihai (AS: sonal, soncul) amacı Aydınlanma Devrimi idi.

  • Atatürk, “Öğretmenler, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller istiyor”diyerek bu amaca aydınlanmacı eğitim ile erişilebileceğini işaret etmişti. Bu nedenle eğitim en önem verilen konu oldu. Öyle ki, öğretmenlere milletvekillerininki kadar aylık verildi.

‘BENİM DE PEŞİMDEN GELMEYİN’

Bununla birlikte cehalet diz boyu idi ve bu eğitimi uygulayacak yeterli eğitimci yoktu. Padişahın kulu olarak yetiştirilmiş öğretmenlerin çoğunluğu Aydınlanmadan habersizdi.
Öyle ki Samsun’da öğretmenlerle yaptığı bir söyleşide, söz alan herkes, mürşit (kılavuz, rehber) ve benzeri betimlemelerle kendisine övgüler dizerek konuşunca, Atatürk söz almış ve özetle şu konuşmayı yapmıştır:

  • “Kardeşlerim, gönülden söylediğinize inandığım için iltifatlarınıza teşekkür ederim. Ancak geçmişte milletimizin başına ne geldiyse bir insanı mürşit edinip peşinden gitmeleri yüzünden gelmiştir. Artık ben de dahil, hiç kimseyi mürşit edinmeyin. Benim de peşimden gelmeyin. Yalnız bilimi rehber edinin” diyerek kısaca “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” şeklinde özlü söze dönüştürülen konuşmasını yapmıştır.

Köy Enstitüleri ile amaca erişilir gibi olunmuştu ki, halkımızın mürit olarak kalmasını isteyen emperyalistler ve yerli egemenler / işbirlikçilerce kapatıldılar. (AS: 1954, Demokrat Parti, Adnan Menderes hükümeti.. ayrıca Halkevleri ve Halkodalarını da DP-Menderes kapattı!)

EĞİTİMDE MİLLİLİK KAYBEDİLDİ

Bundan sonra gerici ya da aymaz / sapkın iktidarlarca adım adım aydınlanmacı eğitimden uzaklaşılarak dogmatik / ezberci eğitime doğru gidildi. Sonunda ‘Milli Eğitim’ milliliğini kaybetti. Özlemle andığımız Sevgili Ahmet Taner Kışlalı‘nın deyimiyle

  • Milli İhanet Bakanlığı’‘na dönüştü.

Bu Bakanlıkça hazırlanmış olan Yeni Öğretim Programı (müfredat) ile eğitim tümüyle dogmacı / ezberci sisteme dönüşecektir. Bu eğitim programı ile Türkiye Ortaçağ’a gider / Suudi Arabistan düzeyine düşer.
===================================
Dostlar,

DİNCİ – KİNCİ NESİLLER YETİŞTİRECEK EĞİTİMİ HALKIMIZ REDDECEKTİR!

Sayın Prof. Dr. Süleyman Çelik Eczacılık kökenli Farmakoloji hocasıdır. Uzun yıllar Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğretim üyeliği yapmış ve emekli olmuştur. Nitelikli bir Cumhuriyet aydınıdır. ADD’de (Atatürkçü Düşünce Derneği) dava arkadaşımızdır. Bu yazısıyla, AKP = RTE‘nin eğitim – öğretim programında geçtiğimiz ay yaptığı kökten gerici – yobaz yetiştirmeye dönük değişikliği özlü biçimde irdelemekte.

Dileriz uyarılar tek yetkiliye = TEK ADAM‘a erişir!? Ancak umutlu olmak için bir neden yok! Çünkü;

  • ”… dindar ve kindar bir nesil yetiştirmede kararlıyız..” diyen de,
  • ”.. okullarda altyapı vb. tamam, sıra müfredatta..” diyen de;
  • ”.. sosyal kültürel alanda beklediğimiz dönüşümü yapamadık..” diyen de aynı kişi;
    AKP’li Cumhurbaşkanı, laiklik karşıtlığını kezlerce itiraf etmiş R.T. Erdoğan!

Dolayısıyla kafalar duvara çarpmadan feci sonuçların öngörülemeyeceğini düşünüyoruz.

Öte yandan;
– bunca gerici, yobaz, ayrımcı, ötekileştirici, toplumu bölücü ve çatışmaya sürükleyici,
– pozitif bilimler yerine din adına hurafe ile doldurulmuş, ezberci – sorgulamayan,
– din için savaşacak cihat militanı yetiştirmeyi….. hedefleyen,
– temel insan hak ve özgürlüklerine aykırı,
– laiklik düşmanı,
– Anayasa’nın başlangıç hükümleri ile 2, 24, 42 ve 174. maddelerine açıkça aykırı,
– Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası hukuk metinlerine, başta İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve BM Çocuk Hakları Sözleşmesi… olmak üzere açıkça aykırı..
Artık tartışılmayan Bilimsel bir gerçek olan EVRİM’i dışlayan,
– Ülkemizin kurtarıcısı – kurucusu ATATÜRK‘ü ve Devrim tarihimizi görmezden gelen
Dinci – kinci nesiller yetiştirmeye kararlı ….

Dolayısıyla bu gerici sistem üzerinden toplumu oy deposu müritlere dönüştürmeyi ve ölene dek iktidarda kalmayı, sonra da halife sultanlıkla cülusu (babadan oğula geçen iktidar) hedefleyen bir anti-demokratik siyasal iktidar olgusu ile yüz yüzeyiz..

Ne var ki, böylesine bir eğitim – öğretim programı (!) çokkültürlü bir toplumda, 21. yy’ın şafağında değil Türkiye’de, Körfez Emirlikleri – Afrika kabilelerinde bile asla dayatılamaz!

Bu girişim ölü doğmuştur, meşru değildir, hatta suçtur. İktidar açıkça suç işlemektedir. Cumhuriyetin savcıları, Cumhuriyet Başsavcısı görevlerini artık yapmalıdır.

Danıştay ne beklemektedir önüne getirilen bu Yönetmeliği oyalanmadan iptal etmek ve Yürürlüğünü Durdurmak (YD) için? OHAL mi engeldir YD kararına? O halde yargılamayı hızla tamamlamak ve bu belayı ülkenin başından okullar başlamadan defetmek gerekir.. Yargıç cübbesinin olmayan düğmelerini Başbakan iken Erdoğan’ın önünde iliklemeye çalışan (bilinçaltındaki biatçı eğitimin içgüdüsel refleksi!) kimi yetkililer artık hiç olmazsa gölge etmemelidir.

  • Cumhuriyetin öğretmenleri ve veliler böylesine halkı hiçe sayan faşist ve çağdışı, bütünüyle hukuksuz, TBMM’de özgürce tartışılıp onaylanmamış, toplumsal uzlaşma aranmayan ve olmayan… çocuklarımızı geleceğe hazırlamayan bu dayatmayı tanımayacak, uygulamayacak ve fiilen kadük bırakacaklardır. Büyük ATATÜRK‘ün kurduğu ve bizlere kutsal bir emanet olarak bıraktığı
  • AYDINLANMACI Türkiye Cumhuriyeti, hiç kimsenin ve hiçbir kurumun yol geçen hanı olarak göremeyeceği ölçüde saygın ve köklüdür. Herkes attığı adıma dikkat etmeli, ”haddini bilmelidir”! AKP iktidarı da elbette gidicidir, sonu görünmektedir ama Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk’ün koyduğu ilkelerle ilelebet payidar kalacaktır. 

    Sevgi ve saygı ile. 14 Ağustos 2017, Tekirdağ

    Prof. Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Tecavüzcüleri değil, çocukları koruyun!

Tecavüzcüleri değil, çocukları koruyun!

TTB Merkez Konseyi ve TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu, Hükümet tarafından TBMM Genel Kurulu’na getirilen “Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın 16/11/2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçundan, mağdurla failin evlenmesi durumunda, ceza açıklanmasının geri bırakılmasına, hüküm verilmiş ise cezanın infazının ertelenmesine karar verilir…” önergesinin derhal geri çekilmesini istedi.
TECAVÜZCÜLERİ DEĞİL ÇOCUKLARI KORUYUN!

Hükümet tarafından TBMM Genel Kurulu’na getirilen “Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın 16/11/2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçundan, mağdurla failin evlenmesi durumunda, ceza açıklanmasının geri bırakılmasına, hüküm verilmiş ise cezanın infazının ertelenmesine karar verilir…” önergesi derhal geri çekilmelidir.

Kız çocuğunu cinsel nesne olarak gören ve erken evlendirilerek eğitim başta olmak üzere yaşamın olanaklarından yoksun bırakan bu düzenleme, kadın-erkek eşitliğine darbe niteliğindedir.

Bu yasanın  kabul edilmesi, çocuk tecavüzcülerinin aklanmasına, tecavüzcüsüyle evlendirilen çocuğun ise her gün tecavüzü yaşamasına yol açacak, yaşamlarını söndürecektir.

İnsan haklarına, çocuk haklarına açıkça aykırı olduğu görülen bu düzenleme, çocukları istismardan korumak amacıyla imza verdiğimiz uluslararası sözleşmeler ve bu sözleşmelere bağlı olarak ulusal hukukumuzda gerçekleştirilen değişikliklere de aykırıdır. (AS: BM Çocuk Hakları Sözleşmesi..)

Başta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı olmak üzere Çocuk Hakları doğrultusunda çalışmalar yapan ve sorumluluğu olan tüm kurum ve kuruluşları; tecavüzcüleri değil, çocuklara kıyan anne babaları değil, çocukları korumaya çağırıyoruz.

Bu önergeyi hazırlayan ve onay verecek olan tüm milletvekillerine, bu ülkenin hekimleri, çocuk hakları ve kadın hakları savunucuları olarak insani ve vicdani sorumluluklarını hatırlatmak istiyoruz.

Kamuoyuna çağrımızdır:

Cinsel saldırıları “kutsal aile” söylemleriyle örtmeye çalışan bu önergeye ülkemizin onurlu ve vicdan sahibi yurttaşları olarak sessiz kalmayalım.
Önerge bir an önce geri çekilmelidir.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu
(http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/tecavuz-6406.html)

Danıştay’dan İMAM HATİP LİSELERİNE YÖNELİK KAYIRMACI YAKLAŞIMA “DUR”

Danıştay’dan İMAM HATİP LİSELERİNE YÖNELİK KAYIRMACI YAKLAŞIMA “DUR!

YÜKSEK YARGI MEB’İN İMAM HATİP LİSELERİNE YÖNELİK KAYIRMACI YAKLAŞIMINA “DUR” DEDİ

YÜKSEK YARGI, MEB’İN İMAM HATİP LİSELERİNE YÖNELİK KAYIRMACI YAKLAŞIMINA “DUR” DEDİ

Sendikamızca, Danıştay’da Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın 20.07.2010 tarih ve 76 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Haftalık Ders Çizelgeleri Konulu kararının ve bu karara bağlı olarak düzenlenen Haftalık Ders Çizelgelerinin iptali talebiyle açılan davada, Yüksek Mahkeme, Haftalık Ders Çizelgelerinin iptaline hükmetmiştir. Söz konusu kararda Danıştay; dava konusu çizelgelerde, Mesleki ve Teknik Liseler ile yine meslek lisesi olan
İmam Hatip Liseleri arasında eşit statülerde olmalarına karşın İmam Hatip Lisesi öğrencileri lehine ayrıcalık sağlandığını tespit etmiştir.

Bu anlamda da Mesleki ve Teknik Lise öğrencilerinin bugüne dek mağdur edildiği mahkeme kararı ile ortaya konmuştur. Amacı öğrencilerini mesleğe ve aynı zamanda yükseköğretime hazırlamak olan mesleki ve teknik liselerin, Bakanlıkça uygulanan politika nedeniyle, öğrencilerini yükseköğretime hazırlamaları bakımından mağdur edildiği ifade edilmiştir.

Yargı bu kararı ile:

1-    İmam Hatip Liselerinin de meslek lisesi olduğu gerçeğini bir kere daha vurgulamıştır.
2-    MEB’in İmam Hatip Liselerine fazladan seçmeli ders koyarak AKP iktidarının siyaseten arka bahçesi olarak gördüğü bu okulları kayırdığını, öbür meslek liselerine üvey evlat işlemi yaptığını da ortaya koymuştur.

Danıştay, meslek liseleri için öngörülen seçmeli ders saatinin, İmam Hatip Liselerinde verilen seçmeli ders saatinden çok aşağıda olmasının, yetersiz bir eğitim verilmesine neden olacağını da kararında ayrıca vurgulamıştır.

Eğitim-İş olarak; 2015-16 eğitim-öğretim yılı başlamadan önce mesleksel ve teknik lise öğrencilerinin mağduriyetine neden olan uygulamaların iptaline karar veren Yüksek Mahkeme kararının Milli Eğitim Bakanlığı ve Talim Terbiye Kurulu’nca derhal eksiksiz olarak
yerine getirilmesini bekliyoruz.

Danıştay’ın kararı uygulanmadığı takdirde ilgililer hakkında gerekli yasal girişimlerde bulunulacaktır. (Karar metni için : http://www.egitimis.org.tr/haber-arsiv/yksek-yargi-meb-n-mam-hatp-lselerne-ynelk-kayirmaci-yaklaimina-dur-ded#.VdkP5fntmkp, 20 Ağustos, 2015)

EĞİTİM -İŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU

====================================

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ‘in Danıştay’da açtığı davanın bu yönde sonlanması sevindiricidir. Merkez Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarımızı, başta Sayın Genel Başkan
Veli Demir olmak üzere kutlamak isteriz.

“Siyaset”, Yüce ATATÜRK ve can yoldaşı Saygın İsmet İNÖNÜ‘den sonra hiç bu denli yozlaşmamıştı. AKP – RTE ikilisi 13 yıla yaklaşan iktidarlarında siyasal tercihleri adına
ne demokrasinin genel kurallarını, ne geleneklerini (teamülleri) ne de yasaları,
hatta Anayasayı engel gördüler! Bilindiği gibi demokrasinin en yaygın tanımlarından biri “gelenekler rejimi(regime of traditions) olmasıdır.

AKP – RTE ikilisi, siyaseten çıkarlarına uygun gördükleri, partilerinin ve yandaşlarının yararına olan hemen her şeyi gözü kara yapageldiler. Son örneği, 7 Haziran 2015 seçimlerini yitirerek iktidardan halk tarafından düşürülmelerine karşın iktidarı bırakmamalarıdır!..

Nichola Makyavelli yaşasa idi, “İl Principe” adlı klasik siyasetbilim yapıtında tiplemeleri eminiz AKP – RTE üzerinden ve onların Makyavelizm‘e taş çıkartacak yoz edimlerinden seçerdi! Çağdaş Makyavelliler herhalde bu “varsıl” (!) kaynakçayı bolca kullanarak
gelecek kuşaklara ders çıkarmaları için malzeme sağlayacaktır.

Değerlerin bu denli ayaklar altına alındığı “keyfilik”lere demokrasilerde asla yer yoktur.
Bunu Bay RTE ve oyuncağı AKP de bal gibi bilmektedir; Opportünizm göklere erişmiştir!
Bu yüzden Başkanlık rejimi ile Türkiye’yi Halife – Sultan müsvettesi bir rejime,
Patagonya / Hotanto ya da Filipinler usulu bir “cici demokraiscilik” maskarasına
dönüştürmek istemektedirler.

Bunun da altında yatan gemlenemeyen ekonomo-politik dürtü (saik) ise, ülkenin kaynaklarını hiçbir hesap vermeden talan edebilmek, peş keş çekebilmektir. 13 yıla yakın zamandır yapılanlar yetmediği gibi, pek çok suç işlendiğinden, bunlardan da hesap vermeden kurtulmak için
totaliter bir rejim kurmak dışında yol yoktur!

AKP-RTE yapışıkları buna zorunlu ve mahkum hatta tutsaktırlar!
Köprüleri atmışlardır, dönüşleri olanaksızdır.
Bu yüzden, neredeyse tüm okulları İmam Hatip yapacaklardır..
Eğitim sistemi hızla ve yaygın olarak dincileştirilmiştir!
4+4+4 için AKP – RTE, TBMM’de gövdelerini koymuşlardır ve anamuhalefet CHP vekillerini Komisyonda tekme-tokat dövmüşlerdir.. Kısa sürede İHL öğrencisi sayısı birkaç kat artarak
1 milyona dayanmıştır! 
Bu sayısal artış hızını beklemediklerini ancak vardıkları başarının (!?) kendilerini çok mutlu ettiğini kamuoyu ile paylaşmaktan geri durmadıklarını da açıklamışlardır.

“AKP – RTE’nin arka bahçesi – fidanlığı IHL’ler” e dönük bitmeyen – gözü kara kayırma
o boyuta vardırılmıştır ki; İHL’ler dışında milyonlarca öğrencinin eğitiminin niteliği bilerek ve isteyerek geriletilmekte, İHL mezunlarına yükseköğretime girişte belirgin haksız avantaj sağlanmaktadır.

Bu apaçık ayrımcılıktır ve Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerine açık aykırılık bir yana;
kapsamlı (milyonları ilgilendiren) bir “diskiriminasyon” suçu olup, insanlığa karşı suçtur,
bir insanlık suçudur! BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nden tutunuz, İHEB’ne ve AİHM’nin yerleşik içtihatlarına da aykırıdır. Davalı idare (MEB) bu Kararı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu katında (nezdinde) temyiz ederse, EĞİTİM-İŞ karşı savunmasında, bu paragrafta
dile getirdiğimiz aykırılık gerekçelerini de ileri sürebilir.

AKP’-RTE’nin gözü öylesine karadır ki; İHL’liler lehine olsun diye milyonlarca öğrencinin eğitimleri bilerek ve isteyerek eksik, daha az nitelikli yapılabilmektedir! Bu boyutuyla
EĞİTİM-İŞ’in kazandığı dava çok önemlidir ve kamuoyu ile paylaşılmalı, halka anlatılmalıdır. AKP’nin yaptığı masum bir siyasal tercih ya da salt yönetsel (idari) yargıda iptaliyle yetinilecek bir işlem değildir. Halka karşı suçtur hem politik yaptırımı – bedeli olmalı hem de Türk Ceza Yasası‘nda karşılığı olmalıdır. Sorun, TBMM gündemine de taşınmalı ve sorgulanmalıdır.

*****

Tek çare; Türk Ulusu’nun 2-3 ay içinde yapılacak “zoraki tekrar seçim“de bu iğrenç “oyun“u görerek AKP-RTE ikilisine kadim tokatını indirip onları siyaset sahnesinden silmektir.

Halkımızın sağduyusuna güveniyor ve 7 Haziran 2015’te oy kullanmayan 9,1 milyon seçmeni Kasım 2015 seçiminde mut – la – ka OY KULLANMAYA çağırıyoruz. Bu kitle AKP yandaşı değildir ve ülkenin yazgısı bir bakıma onların elindedir.. En az yarısının CHP’ye oy vermesi durumunda AKP, oyları % 41’i aşsa bile –ki hiç ama hiç sanmıyouz– tek başına iktidar olamayacaktır! Türkiye böylece 13 yıllık lanetli bir fetret döneminden sıyrılabilecektir..
1402-13 arası Osmanlı Devleti de 2. Beyazıt’ın Timur’a yenilmesi sonucu böylesine bir
karmaşa dönemi geçirmişti.

Bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ, böylesi zor bir dönemde dimdik ayakta durarak
laik – demokratik rejimin ve onun eğitim sisteminin korunup kollanması için savaşım vermektedir. Gücü sınırlıdır, üye sayısı özlenenin ve Türkiye’nin sahip olduğu aydın kaynağının (potansiyelinin) gerisindedir.

Eğitim – bilim işgörenlerini / çalışanlarını Yüce ATATÜRK’ün yolundan giden
EĞİTİM-İŞ’e üye olmaya çağırıyoruz!

Sevgi ve saygı ile.
23 Ağustos 2015, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
EĞİTİM-İŞ Bilim Kurulu Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazının pdf biçimi : EGITIM-IS’in_DANISTAY’da_Kazandigi_IHL_Davasi