Psikososyal Dayanışma Ağı’ndan 10 Ekim açıklaması

Psikososyal Dayanışma Ağı’ndan 10 Ekim açıklaması


(AS : Bizim çok kapsamlı bilimsel katkımız yazının altındadır..)

Türk Tabipleri Birliği’nin de bileşenlerinden biri olduğu Psikososyal Dayanışma Ağı (PSDA), 10 Ekim katliamının yıldönümü dolayısıyla açıklama yaptı. Açıklamada, PSDA’nın çalışmalarına devam edeceği duyuruldu.

*****
Psikososyal Dayanışma Ağı (PSDA) Açıklaması

Katliam, yıkım ve savaş ortamında dayanışmanın, bir arada olmanın öneminin bilinciyle Psikososyal Dayanışma Ağı (PSDA) olarak Suruç, Ankara ve İstanbul’da gerçekleşen saldırılar sonrası gönüllü psikososyal destek sunduk. Katliamlarda kaybettiğimiz insanların yakınlarına taziye ziyaretlerinde bulunduk; yaralananları hastanelerde ziyaret ettik; ilgili sivil toplum kuruluşları, sendikalar, partiler, dernekler ile çeşitli dayanışma etkinliklerinde bir araya geldik; etkilenenlere gönüllü bireysel görüşmeler ve grup çalışmaları ile psikolojik/ psikiyatrik destek sağladık; bilgilendirme çalışmaları yaptık. Hedefin tüm toplum olduğunun kabulü ile hedefte olanlardan bir kısmının da bizler olduğunun  farkındalığıyla temelde yaramızı saracak olanın dayanışmak olduğunu düşündük, duyumsadık ve bu dayanışmada payımıza düşeni yerine getirmeye olabildiğince çaba gösterdik.

Psikososyal Dayanışma Ağı olarak tüm Türkiye’ye yayılmış katliamlardan sağ kalanlar ve kayıplarımızın yakınları için destek verecek mekanizmaları harekete geçirmeye çalıştık. Aşağıda sıralanan mesleki çalışmalar yürüten sivil toplum örgütleri ile birlikte hareket eden ve tüm bu süreçte dayanışma gösteren gönüllülerimize özverili katkıları için teşekkür ederiz.

PSDA farklı illerde farklı çalışmalar ile saldırılardan doğrudan ya da dolaylı etkilenenlere ulaşmaya çalışmıştır. Ankara, İstanbul, İzmir, Diyarbakır, Kocaeli ve Mersin merkezli oluşturulan psikososyal dayanışma ağları aracılığıyla saldırılardan etkilenenlerle çeşitli şekillerde temas kurulmuştur. Doğrudan saldırıya uğrayan, tanıklık eden veya saldırıdan etkilenenlerin yakınlarıyla bireysel terapotik görüşmeler gerçekleştirilmiş, paylaşım ve psikoeğitim grupları yapılmış, psikoterapi çalışmaları sürdürülmüştür. Halen birçok başvurumuzun psikiyatrik/psikolojik izlem ve psikoterapisi devam etmektedir. Tüm bu çalışmalarda yüzlerce meslektaşımız/dayanışmacı çeşitli düzeylerde doğrudan sorumluluk üstlenmiştir.

İşte, geçen yıl bir araya gelen bizler; PSDA’nın önümüzdeki süreçte de çalışmalarına devam edeceğini bildirmek isteriz. Hem yaşanan katliamların niteliği ve büyüklüğü düşünüldüğünde doğrudan ve dolaylı etkilerinin uzun vadeli olabileceği, bazı etkilerin uzun süre sonra açığa çıkabileceğinden hem de bu topraklarda sonu gelmeyen, yıllardır süreğenleşmiş şiddete karşı bir arada olmanın ve dayanışmanın hepimiz için iyileştirici olacağı umudundan dolayı çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Çeşitli düzeylerde yaşanan zorluklara, birçok noktada sınırlılıklarına, kayıp ve acılarla yüz yüze gelmenin yıpratıcılıklarına  karşın PSDA geçen bir yıl içinde dayanışma temelli biraradalık tasarımını görece güçlendirmiş ve örgütlenmesini daha da yapılandırmıştır. Umarız  dayanışmayı daha da geliştirecek, yaygınlaştıracak, kalıcılaştıracağız; bunu sağlayacak olan barış ısrarı, dayanışma pratiği, daha paylaşımcı, adil ve özgür bir dünya arzusu olacaktır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur. 10 Ekim 2016

Psikososyal Dayanışma Ağı
==============================
Dostlar,

AKP – RTE ile Politik Pozitif Feedback – Kapitonaj ve Kollaps

“Travma sonrası stres bozukluğu” (TSSB) (Post-Traumatic Stress Disorder, PTSD) tıpta önemli bir psikiyatrik tablodur. İlginç olanı ise, bu “Bozukluğun” (İng. disorder) özneleri beklendiği gibi hep tekil kişiler değildir. Toplumsal kitleler de anılan hastalığın toplu (kollektif) özneleri olabilmektedir. Apayrı bir psiko-sosyal antite olarak kabul görmektedir TSSB. Toplumsal (Sosyal) psikolojide kalıcı izlere – zedelenmelere yol açan bu tür acı olayların ülke yöneticileri tarafından ustalıkla yönetilmesini beklemek olağandır.

Ne var ki, günümüzde bu nazik sorumluluk ve görevin bilincinde siyasetçiler iktidarda değiller. Hatta tam tersine, yığınlar, geniş kapsamalı terör yöntemleriyle köşeye kıstırılarak teslim alınmaya çalışılmaktadır! “Öğrenilmiş çaresizlik” (learned helplessness) tablosuna sokulan kitlelere “pes ettirilmek” ve tek seçenek olarak dayatılan siyasal tercihlere boyun eğmek kalmaktadır!

Bu utandırıcı politika, popülist yüz kızartıcı davranışlarla ha bire pohpohlanan “cumhur” un gerçekte nasıl basit bir alet -hatta sürü- olarak görüldüğünün açık kanıtıdır. TTB (Türk Tabipleri) bileşeni olarak Psikososyal Dayanışma Ağı‘nın açıklamasında vurgulanan Suruç, İstanbul ve Ankara kırımları (katliamları) tam da bu iğrenç amaçlarla sergilenmiş ve (veya) kullanılmıştır.

İnsan haklarının bunca ayaklar altına alındığı bir başka ülkeyi 21. yy’da göstermek olanaksızıdır.

Türkiye, 21. yy’ın şafağında, özellikle son 3 (üç) aydır, OHAL rejimi altında inletilerek – kıvrandırılarak, AKP – RTE baskıcı – totaliter – Anayasa ve hukuk dışı yönetimiyle eziliyor.

Hiç abartısız ve açıkça tarihe not düşelim ki; Türkiye, 1679’da İngiltere’de yayımlanan temel insan hakları metinlerinin öncüllerinden olan “Habeas Corpus” rejiminin sağladığı temel insan hak ve özgürlüklerinin bile açıkça gerisindedir. Bu belgede, Monarkın (İngiltere Kralı) mutlak iradesi sınırlandırılmakta ve insanlara;

  • … Korkma! Kralın adamları seni haksız yere tutarsa (yakalarsa, gözaltına alırsa),
    bağımsız yargıçlar seni ilk fırsatta salıverecektir….

Bu güvencenin 40’ta 1’i 400 yıl sonra Türkiye’de var mıdır??
Unutulmasın; OHAL döneminde kolluğun sorgusuz sualsiz gözaltı süresi 30 (otuz) gündür!

Türkiye’de hiç kimsenin can ve mal güvenliği, hukuk güvenliği bırakılmamıştır.

Devletin tepe yöneticileri, çağdaş dünyada örneği olmayan akıllara durgunluk veren muazzam koruma yöntemleriyle korunmak (!?) zorunda duyumsuyor kendilerini.. Niçin ? Olağanüstü yüksek faturalar ise halka ödetiliyor büyük adaletsizlikle. Oysa çooook kıt kaynaklarımızı, gelişmekte olan bir ülke olarak, olağanüstü titiz saptanmış önceliklere göre bilimsel akılcılıkla kullanmak kaçınılmaz bir zorunluktur.

Türkiye, TEK ADAMIN demir – çelik yumruğuyla, faşizmin açık sularına doğru pupa yelken sürüklenmektedir.

Toplumsal ruh sağlığı ağır yara – travma almıştır, almaktadır. Bunca zedelenen bir toplum, Demokratik beklentilerini- umutlarını çooook gerilere itebilir; mücadele azmini yitirebilir, bilim – teknoloji üretmez, sanat – kültür yaşamı sönümlenir, ekonomisi çöker.. Bir başka bilimsel deyimle “total psiko-sosyal regresyona“a girer. Geleceği çalınır toplumun!

Bu tablo; siyaset bilimi yazınındaki (literatüründeki) ve insanlık tarihindeki adlandırması (terminolojisi) ile  bir bütün olarak çürüme (corruption) ve yok olma, sosyal – politik – tarihsel  – kültürel – ekonomik kapitonajdır (içten çökme)..

O zaman, Tayyip bey vb. şürekasının halife – sultanı olacağı (!) bir tebaa ve ülke toprağı da kalmayabilecektir..

Sanırız Türkiye’de hiçbir iktidar AKP – RTE ikilisi kadar çok uyarılmadı, kredi kullanmadı. Yazmaktan ve uyarmaktan yoruldu bu ülkenin aydınlık kurum ve kişileri. Diyalektik gerekircilik sonucu kaçınılmaz olarak yaşanan acı – ağır olaylar da yeterince uyarıcı ol(a)mıyor ne acı ki..

AKP – RTE ikilisi, hiçbir türlü olan bitenden ders almamakta! Bu tablo ve gidiş, pozitif feedback ile ülkemizde, sonunun nereye varacağı kestirilemeyecek muazzam boyutta bir karmaşaya (kaosa) ve yıkıma (collapse) adım adım ve hızla Türkiye’yi sürüklüyor..

– AKP – RTE; duymuyor musunuz? 
– AKP – RTE; görmüyor musunuz? 
– AKP – RTE; felaketin tam tamlarını algılamıyor musunuz?
– Çanlar kimin için çalıyor, hiç sorgulamıyor ve kavrayamıyor musunuz??
– AKP – RTE; bu çok ağır vebalin altından nasıl kalkabilirsiniz??

*****
Ağır mı ağır, belimizi büken, uyutmayan…. Profesyonel yetki ve sorumlulukla;
“Bizden günah gitti” bile diyememenin tarifsiz kıskacı ve acısıyla, bir kez daha not düşelim..

Sevgi, saygı, kaygı ve tükenmeyen UMUT ile.
12 Ekim 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com

Yazımızın pdf biçimi : akp_rte_ile_politik_pozitif_feedback-_kapitonaj_ve_kollaps

Danıştay’dan İMAM HATİP LİSELERİNE YÖNELİK KAYIRMACI YAKLAŞIMA “DUR”

Danıştay’dan İMAM HATİP LİSELERİNE YÖNELİK KAYIRMACI YAKLAŞIMA “DUR!

YÜKSEK YARGI MEB’İN İMAM HATİP LİSELERİNE YÖNELİK KAYIRMACI YAKLAŞIMINA “DUR” DEDİ

YÜKSEK YARGI, MEB’İN İMAM HATİP LİSELERİNE YÖNELİK KAYIRMACI YAKLAŞIMINA “DUR” DEDİ

Sendikamızca, Danıştay’da Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın 20.07.2010 tarih ve 76 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Haftalık Ders Çizelgeleri Konulu kararının ve bu karara bağlı olarak düzenlenen Haftalık Ders Çizelgelerinin iptali talebiyle açılan davada, Yüksek Mahkeme, Haftalık Ders Çizelgelerinin iptaline hükmetmiştir. Söz konusu kararda Danıştay; dava konusu çizelgelerde, Mesleki ve Teknik Liseler ile yine meslek lisesi olan
İmam Hatip Liseleri arasında eşit statülerde olmalarına karşın İmam Hatip Lisesi öğrencileri lehine ayrıcalık sağlandığını tespit etmiştir.

Bu anlamda da Mesleki ve Teknik Lise öğrencilerinin bugüne dek mağdur edildiği mahkeme kararı ile ortaya konmuştur. Amacı öğrencilerini mesleğe ve aynı zamanda yükseköğretime hazırlamak olan mesleki ve teknik liselerin, Bakanlıkça uygulanan politika nedeniyle, öğrencilerini yükseköğretime hazırlamaları bakımından mağdur edildiği ifade edilmiştir.

Yargı bu kararı ile:

1-    İmam Hatip Liselerinin de meslek lisesi olduğu gerçeğini bir kere daha vurgulamıştır.
2-    MEB’in İmam Hatip Liselerine fazladan seçmeli ders koyarak AKP iktidarının siyaseten arka bahçesi olarak gördüğü bu okulları kayırdığını, öbür meslek liselerine üvey evlat işlemi yaptığını da ortaya koymuştur.

Danıştay, meslek liseleri için öngörülen seçmeli ders saatinin, İmam Hatip Liselerinde verilen seçmeli ders saatinden çok aşağıda olmasının, yetersiz bir eğitim verilmesine neden olacağını da kararında ayrıca vurgulamıştır.

Eğitim-İş olarak; 2015-16 eğitim-öğretim yılı başlamadan önce mesleksel ve teknik lise öğrencilerinin mağduriyetine neden olan uygulamaların iptaline karar veren Yüksek Mahkeme kararının Milli Eğitim Bakanlığı ve Talim Terbiye Kurulu’nca derhal eksiksiz olarak
yerine getirilmesini bekliyoruz.

Danıştay’ın kararı uygulanmadığı takdirde ilgililer hakkında gerekli yasal girişimlerde bulunulacaktır. (Karar metni için : http://www.egitimis.org.tr/haber-arsiv/yksek-yargi-meb-n-mam-hatp-lselerne-ynelk-kayirmaci-yaklaimina-dur-ded#.VdkP5fntmkp, 20 Ağustos, 2015)

EĞİTİM -İŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU

====================================

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ‘in Danıştay’da açtığı davanın bu yönde sonlanması sevindiricidir. Merkez Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarımızı, başta Sayın Genel Başkan
Veli Demir olmak üzere kutlamak isteriz.

“Siyaset”, Yüce ATATÜRK ve can yoldaşı Saygın İsmet İNÖNÜ‘den sonra hiç bu denli yozlaşmamıştı. AKP – RTE ikilisi 13 yıla yaklaşan iktidarlarında siyasal tercihleri adına
ne demokrasinin genel kurallarını, ne geleneklerini (teamülleri) ne de yasaları,
hatta Anayasayı engel gördüler! Bilindiği gibi demokrasinin en yaygın tanımlarından biri “gelenekler rejimi(regime of traditions) olmasıdır.

AKP – RTE ikilisi, siyaseten çıkarlarına uygun gördükleri, partilerinin ve yandaşlarının yararına olan hemen her şeyi gözü kara yapageldiler. Son örneği, 7 Haziran 2015 seçimlerini yitirerek iktidardan halk tarafından düşürülmelerine karşın iktidarı bırakmamalarıdır!..

Nichola Makyavelli yaşasa idi, “İl Principe” adlı klasik siyasetbilim yapıtında tiplemeleri eminiz AKP – RTE üzerinden ve onların Makyavelizm‘e taş çıkartacak yoz edimlerinden seçerdi! Çağdaş Makyavelliler herhalde bu “varsıl” (!) kaynakçayı bolca kullanarak
gelecek kuşaklara ders çıkarmaları için malzeme sağlayacaktır.

Değerlerin bu denli ayaklar altına alındığı “keyfilik”lere demokrasilerde asla yer yoktur.
Bunu Bay RTE ve oyuncağı AKP de bal gibi bilmektedir; Opportünizm göklere erişmiştir!
Bu yüzden Başkanlık rejimi ile Türkiye’yi Halife – Sultan müsvettesi bir rejime,
Patagonya / Hotanto ya da Filipinler usulu bir “cici demokraiscilik” maskarasına
dönüştürmek istemektedirler.

Bunun da altında yatan gemlenemeyen ekonomo-politik dürtü (saik) ise, ülkenin kaynaklarını hiçbir hesap vermeden talan edebilmek, peş keş çekebilmektir. 13 yıla yakın zamandır yapılanlar yetmediği gibi, pek çok suç işlendiğinden, bunlardan da hesap vermeden kurtulmak için
totaliter bir rejim kurmak dışında yol yoktur!

AKP-RTE yapışıkları buna zorunlu ve mahkum hatta tutsaktırlar!
Köprüleri atmışlardır, dönüşleri olanaksızdır.
Bu yüzden, neredeyse tüm okulları İmam Hatip yapacaklardır..
Eğitim sistemi hızla ve yaygın olarak dincileştirilmiştir!
4+4+4 için AKP – RTE, TBMM’de gövdelerini koymuşlardır ve anamuhalefet CHP vekillerini Komisyonda tekme-tokat dövmüşlerdir.. Kısa sürede İHL öğrencisi sayısı birkaç kat artarak
1 milyona dayanmıştır! 
Bu sayısal artış hızını beklemediklerini ancak vardıkları başarının (!?) kendilerini çok mutlu ettiğini kamuoyu ile paylaşmaktan geri durmadıklarını da açıklamışlardır.

“AKP – RTE’nin arka bahçesi – fidanlığı IHL’ler” e dönük bitmeyen – gözü kara kayırma
o boyuta vardırılmıştır ki; İHL’ler dışında milyonlarca öğrencinin eğitiminin niteliği bilerek ve isteyerek geriletilmekte, İHL mezunlarına yükseköğretime girişte belirgin haksız avantaj sağlanmaktadır.

Bu apaçık ayrımcılıktır ve Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerine açık aykırılık bir yana;
kapsamlı (milyonları ilgilendiren) bir “diskiriminasyon” suçu olup, insanlığa karşı suçtur,
bir insanlık suçudur! BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nden tutunuz, İHEB’ne ve AİHM’nin yerleşik içtihatlarına da aykırıdır. Davalı idare (MEB) bu Kararı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu katında (nezdinde) temyiz ederse, EĞİTİM-İŞ karşı savunmasında, bu paragrafta
dile getirdiğimiz aykırılık gerekçelerini de ileri sürebilir.

AKP’-RTE’nin gözü öylesine karadır ki; İHL’liler lehine olsun diye milyonlarca öğrencinin eğitimleri bilerek ve isteyerek eksik, daha az nitelikli yapılabilmektedir! Bu boyutuyla
EĞİTİM-İŞ’in kazandığı dava çok önemlidir ve kamuoyu ile paylaşılmalı, halka anlatılmalıdır. AKP’nin yaptığı masum bir siyasal tercih ya da salt yönetsel (idari) yargıda iptaliyle yetinilecek bir işlem değildir. Halka karşı suçtur hem politik yaptırımı – bedeli olmalı hem de Türk Ceza Yasası‘nda karşılığı olmalıdır. Sorun, TBMM gündemine de taşınmalı ve sorgulanmalıdır.

*****

Tek çare; Türk Ulusu’nun 2-3 ay içinde yapılacak “zoraki tekrar seçim“de bu iğrenç “oyun“u görerek AKP-RTE ikilisine kadim tokatını indirip onları siyaset sahnesinden silmektir.

Halkımızın sağduyusuna güveniyor ve 7 Haziran 2015’te oy kullanmayan 9,1 milyon seçmeni Kasım 2015 seçiminde mut – la – ka OY KULLANMAYA çağırıyoruz. Bu kitle AKP yandaşı değildir ve ülkenin yazgısı bir bakıma onların elindedir.. En az yarısının CHP’ye oy vermesi durumunda AKP, oyları % 41’i aşsa bile –ki hiç ama hiç sanmıyouz– tek başına iktidar olamayacaktır! Türkiye böylece 13 yıllık lanetli bir fetret döneminden sıyrılabilecektir..
1402-13 arası Osmanlı Devleti de 2. Beyazıt’ın Timur’a yenilmesi sonucu böylesine bir
karmaşa dönemi geçirmişti.

Bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ, böylesi zor bir dönemde dimdik ayakta durarak
laik – demokratik rejimin ve onun eğitim sisteminin korunup kollanması için savaşım vermektedir. Gücü sınırlıdır, üye sayısı özlenenin ve Türkiye’nin sahip olduğu aydın kaynağının (potansiyelinin) gerisindedir.

Eğitim – bilim işgörenlerini / çalışanlarını Yüce ATATÜRK’ün yolundan giden
EĞİTİM-İŞ’e üye olmaya çağırıyoruz!

Sevgi ve saygı ile.
23 Ağustos 2015, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
EĞİTİM-İŞ Bilim Kurulu Üyesi
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazının pdf biçimi : EGITIM-IS’in_DANISTAY’da_Kazandigi_IHL_Davasi

3 TL’lik dolar fiyatı normal mi?

3 TL’lik dolar fiyatı normal mi?

Olayların içinden  |  
Güngör Uras 
guras@milliyet.com.tr
Milliyet, 17.8.2015
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı Cemil Ertem, cuma sabahı yaptığı açıklamada, Türk Lirası’nın Dolar karşısında 2.8 TL seviyesinin altında “değerli”,
2.8 TL seviyesini aşmasının “normal” ve 3 TL seviyesinde ise “rekabetçi” olduğunu  söyledi.
Başdanışmanın açıklamaları, Cumhurbaşkanı’nın Dolar fiyatınındaki değişimi nasıl değerlendirdiği konusunda fikir vermesi bakımından önemlidir.
Anlaşılıyor ki, Cumhurbaşkanı Dolar fiyatının 3.00 TL’ye çıkmasını normal kabul ediyor.
Hatta 3.00 TL’nin bile üzerine çıkabileceğini kabul ediyor.
Başdanışman Cemil Ertem, Dolar fiyatı konusundaki değerlemelerinde Merkez Bankası’nın
reel efektif döviz kuru hesabına gönderme yapıyor.
Merkez Bankası her ay TÜFE ve ÜFE’ye göre Reel Efektif Döviz Kuru Endeksi yayımlıyor.TÜFE bazlı endekste Türkiye’deki TÜFE fiyat değişimi, ticaret yapılan 36 ülkenin fiyat değişimlerinin ağırlıklı ortalamasıyla karşılaştırılıyor.
Endeks, Türkiye’deki fiyat artışları ile ticari ilişkilerimiz bulunan ülkelerdeki fiyat artışlarına göre Türk Lirası’nın değerli olup olmadığını gösteriyor. Endeks 100 ise Türk Lirası olması gereken değerdedir. Endeksin 100’ün üzerinde olması TL’nin değerli olduğunu gösteriyor.

Türk Lirası, hâlâ değerli
Merkez Bankası’nın TÜFE bazlı (2003=100) Reel Efektif Döviz Kuru Endeksleri:
Genel olarak geçen Temmuz 104.05 iken bu Temmuz 99.55 oldu.
Gelişmekte olan ülkelere göre geçen Temmuz ayında 72.72 iken bu Temmuz 67.36 oldu.
Gelişmiş ülkelere göre ise 117.90 iken bu Temmuz 118.10 olarak hesaplandı.
Geçen Temmuz 2.13 TL olan Dolar, bu Temmuz 2.79 oldu ama (TÜFE – Gelişmiş ülkeler endeksine göre) Türk Lirası gene de değerli. Değer kaybetmeye devam etmesi gerekiyor.
Ne var ki reel efektif döviz kuru hesabı, sadece ülkeler arası enflasyon farkına dayanıyor. Halbuki Doların değeri ülkeler arası enflasyon hesabı dışında tırmanışa geçti.
Kıtlık rantı, risk primi
Dolar/Euro çapraz kuru geçen Temmuz 1.32 idi. Bu Temmuz 1.09 oldu. İşte bu nedenle, enflasyon farkı ötesinde Dolar ve Euro’nun değerindeki değişim, bizde Dolar fiyatının oluşumunu sağlıyor.

Özetle     :
TÜFE – Gelişmiş ülkeler bazlı reel efektif döviz kuru endeksinin hâlâ 118.10 olması,
(başka etkenler olmasa da) enflasyon farkı baskısında Dolar fiyatının daha da artabileceğini işaret etmektedir.
Buna ek olarak Doların küresel piyasalarda değer kazanmaya devam etmesi
Dolar fiyatını yukarı çekmektedir.
Türkiye’nin iç politika ve dış politika riskinin giderek artması,
enflasyon farkına ve Doların değer kazanmasına ek olarak Dolar fiyatını artırmaktadır.

Sonuç           :
Başdanışman Cemil Ertem’in Dolar için normal kabul ettiği 3.00 TL’lik fiyat
nihai (AS: sonal) fiyat olmayabilir.
Özellikle iç ve dış politikanın Dolar fiyatına yüklediği ve yükleyeceği “kıtlık rantı ve
risk primi”, Dolar fiyatının 3.00 TL’nin üzerinde de tırmanışını sürdürmesine yol açabilir.
================================== 

Dostlar,

Yılların birikimli – öngörülü saygın iktisat yazarı Prof. Güngör Uras‘ın yazısı yukarıdaki gibi.

12. CB hazretleri Bay RTE‘de çok sayıdaki başdanışmanlarından biri üzerinden buyurmuşlar ki;
Dolar’ın 3 TL olması dünyanın sonu değil hatta Türkiye için “rekabetçi” bile olabilir!..

Güngör hoca, bu Kaçak Saray sakininin yorumundaki önemli eksiklere işaret etmekte.
Doların 3 TLye tırmanması kıyamet işareti olmayıp “rekabetçi” avantaj ağlayacakmış!?

Peh peh peh…

Yaşamın gerçeğinden uzak, finans-kapitalin şatolarında afsunlayıcı teknik analizler!

İşte Türkiye’deki yangına bakış böyle Bay RTE’nin..
AKP Kasım 2002’de iktidar olduğunda 1 Dolar = 1,58 TL idi.
Demek ki 13 yıllık tek başına iktidar, Dolar fiyatını katlamak anlamına gelecek.
Her 13 yılda bir Dolar katlanarak gitmeli Türkiye’de..
Hatta 13 yıl çook uzun.. Son yılda olduğu gibi, Temuuz 2014 – Temmuz 2015 arasında
2.13 TL’den 2.79 TL’ye (17 Ağustos’ta, 01:38’de 2,9172 TL) fırlayarak 1 yılda 66 kuruş,
0.66 / 2,13 = %31 oranında değer kazanmalı Devr-i AKP’de!

Bankalar % 10’un altında TL faizi verirken, FED Dolara’a yıllık % 0.5 (yarım!) puan faiz öderken, Dolar sahipleri Türkiye’de “yatırım” yaparak 1 yılda % 31 gibi muazzam – hayal ötesi bir gelir sağlasınlar… Bunun adı serbest piyasa ve AKP’nin ekonomide istikrar sağlaması olsun..

Bu dehşetli küresel soygun, 80 milyonluk halk üzerinde ancak bunca ustalıkla = kalleşlikle sürdürülebilir!

Böylesine muazzam rant aktarımı sağlayan bir siyasal kadro, iktidarda tutulmaz da ne yapılır??

Neden kişi başına gelir 10 bin Doları aşamıyor?
Dolar 3 TL olunca asgari ücret net 1000 Tl/ 3 = 333 $ olacak, bunun anlamı ne?

1 Dolar = 3+ TL yüksek Dolar – ucuz TL kuru nasıl “rekabetçi” olacakmış?
Dışsatımınız (ihracatınız) %70-80 aralığında dışalıma (ithalata) bağlı.
Dışalım girdileriniz pahalılaşınca dışsatım ürünlerinize bu maliyet artışını yansıtacaksınız.
Nitekim dışalım düşüyor, sevinebilirsiniz dış ticaret açığı ve cari açık azalabilir diye;
ancak dışsatm artmayıp o da azalıyor ve de cari açığınız azalmayıp yerinde sayıyor!

Bu ne acayip bulmacadır?

Prof. Erinç Yeldan‘ın bu sitede yer verdiğimiz bir makalesi şöyle bağlanıyordu :
(Dünyadan Türkiye ekonomisinin görünümü)

– Uluslararası iş bölümünün ucuz ithalat ve ucuz işgücü deposu Türkiye,
bu yapısal bağımlılık ve asimetrik ilişkiler yumağına;
“Yurtta savaş, cihanda savaş” konjonktüründe giriyor….
(http://ahmetsaltik.net/2015/08/07/erinc-yeldan-dunyadan-turkiye-ekonomisinin-gorunumu/)

Deneyimli iktisatçı, eski Hazine Müsteşarı Dr. Mahfi Eğimez ise,
Türkiye Örneği: Enflasyonun Kökeninin Araştırılmasıbaşlıklı irdelemesinde

“Türkiye’de 2014 yılında yaşanan enflasyonun talep değil maliyet kökenli olduğunu, maliyet enflasyonunun da faiz değil kur kökenli olduğunu..” 

vurgulamakta.. (http://ahmetsaltik.net/2015/08/07/ekonomide-analitik-dusunme-dersleri-turkiye-ornegi-enflasyonun-kokeninin-arastirilmasi/)

Demek ki Prof. Güngör Uras’a ek 2 yetkin iktisat uzmanı kalem daha, 12. CB. ve kaçak saray sakini Bay RTE’nin Dolar kurundaki fırtına yükseliş tezine katılmıyor ve felaketi açıklıyor..

“SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM” adı altında Haziran 2003’ten bu yana 12+ yıldır sürdürülen kökü dışarıda Dünya Bankası Projesi olan ve ABD – AB – IMF baskısı ile sürdürülen politikalar için Prof. Yeldan, daha 2. yılında şu çarpıcı saptamayı yapmıştı :

Bay RTE’nin hazin durumu, karanlıkta ya da mezarlıkta korkusunu bastırmak isterken ıslık çalan adamın çağrıştırıyor..

Dış çevrelerin desteğini sürdürmeleri adına verilen muazzam politik rüşvet artık sürdürülemez durumdadır. Çünkü bu kez “içeride” dengeleri tutturmak olanak dışı olmaktadır. Birkaç soru soralım daha kolay anlaşılması için :

– 333 Dolar asgari ücret hangi orta gelişmiş ülkede vardır?
– 28 AB ülkesinde en az (minimum) asgari ücret kaç dolardır?
– 2015 sonunda GSMH % kaç büyüyebilecektir?
Akıl dışı biçimde kışkırttığınız nüfus artışı %1,5 ve GSMH artışı %3 olursa,
aradaki 1,5 puan farkla mı Türkiye’nin başı göğe erecek, istihdam yaratılacak?
– İşsizliği % kaçlarda tutturabileceksiniz?
– Enflasyonu 2 basamaklı olmaktan engelleyebilecek misiniz?
– Ülkenin iliği kemiği boşaltılıyor, bu ne denli sürdürülebilir veee
– Sizin hiç insafınız, vicdanınız yok mudur ki, iktidardan düştüğünüzde bir enkaz durumunda bırakacaksınız ülkeyi ve ayağa kaldırmak onyıllar sürebilecek!

*****

Bütün bunlar “vatana – halka ihanet” değildir de nedir??
“vatana – halka ihanet” suçunun tanımı nedir?
Bu kaygıları gerekçeleriyle dillendirmek ve kamuoyunun gündemine taşımak
yurttaşlık hakkı ve ödevi kapsamında ve ifade özgürlüğü değil de suç mudur?
“Suçtur, hakarettir..” denilecekse ve olup biten de vatana – halka ihanetin ta kendisi ise gerçek nasıl ortaya konacaktır?

Yalnızca TBMM’nin 3/4 çoğunluğunun suçlamasıyla / kararıyla açılabilecek Yüce Divan yargılamasının düşünsel – olgusal hazırlık ve olgunlaşması kimlerce, nerede ve nasıl yürütülecektir?

Zaman, yasaların mekanik baskıcılığını karşıtlar üzerinde kırbaç gibi şaklatmak zamanı değil; bu olağanüstü yanlış, yıkıcı ve kökü dışarıda politikalara son verme zamanıdır.
Ülke  gümbür gümbür çöküntüye sürüklenmektedir, rezervler tükenmiş, çöküş hızlanmıştır. Hiç kuşku yok, çöküşün altında kalacaktır politik sorumlular ve an ağır biçimde –yasal– hesap vereceklerdir.

Sonuç                                      :

Bu sitede yıllardır yazıyor ve iyiniyetle AKP – RTE ikilisini uyarıyoruz..

– Duyuyor ve görüyor musunuz ki, artık duvara dayandık..
– Bu politikaların sürdürülebilirliği kalmadı.
Moratoryum (uluslararası iflas!) eşiğindeyiz ve
Batı emperyalizmi bu tabloyu AKP eliyle kurgulamaktadır.
– Kıbrıs, Ege, Güneydoğu başta olmak üzere yaşamsal çıkarlarımızı,

bizi ekonomik olarak dize getirip söke söke çiğnemek, gasp etmek için..

Artık yeter!…

(Not     : Bu dizelerin yazarı Ahmet Saltık; İktisada Giriş 1 ve 2 / Kamu Maliyesi /
Makro İktisat / Türkiye Ekonomisi / Kalkınma İktisadı..
derslerini kredili olarak almış
ve sınavlarını başarmıştır..)

Sevgi ve saygı ile.
18 Ağustos 2015, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com