Bu iktidar doktorları neden sevmiyor?

Bu iktidar doktorları neden sevmiyor?

Emre Kongar

06.11.18, Cumhuriyet

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Bu iktidar, kendisinden ve kendisine kayıtsız koşulsuz boyun eğenlerden başka kimseyi sevmiyor. 

Profesyonel meslek ahlaklarına sahip çıkan, bu yüzden de iktidarın dayattığı yalan – yanlış kurallara boyun eğmeyen meslek mensuplarından, özellikle hoşlanmıyor: 
Çünkü doktorlar, avukatlar, mühendisler hem kendi meslek ahlâkları olduğu için iktidarın yanlış uygulama ve baskılarına karşı direniyorlar, hem de iktidara dalkavukluk yapmadan uyguladıkları mesleklerindeki başarılarıyla, yaşamlarını siyasete bağımlı olmadan sürdürebiliyorlar.
***
Bu iktidar, profesyonel meslek mensuplarının meslekî ahlâk ve uygulamalarını geliştirmek için onlara eğitim veren ve onları denetleyen Sivil Tolum Kuruluşlarını da bırakın sevmeyi, adeta kendisine düşmanmış gibi görüyor. 
Toplumun refah ve uygarlık düzeyinin yükselmesinde çok önemli işlevler yüklenen Türkiye Barolar Birliği, Türk Tabipleri Birliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği gibi Sivil Toplum Kuruluşları, bu iktidar tarafından sürekli suçlanıyor, engelleniyor, baskı altına alınmaya ve yetkileri daraltılmaya çalışılıyor.
***
İktidarın yeterince güdümleyemediği Sivil Toplum Kuruluşlarının, STK’ların başında gelen Türk Tabipleri Birliği’ne ve doktorlara karşı olan düşmanca tutumu, “Sağlık çalışanlarına şiddetin önlenmesine yönelik” diye pazarlanmaya çalışılan 44 maddelik son “Torba Yasa” ile iyice belirginleşti. 
Torba yasa teklifi ile olağanüstü hal döneminde “kamudan ihraç” edilmiş olan hekimler ile diş hekimlerinin özel sektörde çalışmaları da sınırlandırılıyor ve neredeyse olanaksızlaştırılıyor. 
Güvenlik soruşturmalarının olumsuz gelmesi nedeniyle zorunlu hizmet yapamayan doktorların, zorunlu hizmet süreleri boyunca herhangi bir yerde çalışmaları yasaklanıyor.
***
Teklif ile Türk Tabipleri Birliği, TTB, Diş Hekimleri Birliği, DHB ve Türk Eczacılar Birliği, TEB’in kimi yetkileri de bu kuruluşlardan alınıyor. 
Buna göre 1’den çok kurumda çalışmak için TTB’den ve DHB’den izin almak zorunluluğu kaldırılıyor. 
Aynı şekilde piyasada bulunmayan ilaçların ithalinde, TEB’in yanı sıra Sağlık Bakanlığı’nın izin vereceği kurum ve kuruluşlar ile SGK’ya da yetki veriliyor.
***
Hekimlere ve sağlık çalışanlarına saldırı bu kez ‘Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ ile Hükümet’ten geldi” diyen Türk Tabipleri Birliği, bu yasa tasarısına karşı direniş kararı aldığını bir bildiri ile açıkladı ve buna karşı doktorların nöbet eylemlerini başlattı.
***
12 Eylül 2010 ve 16 Nisan 2017 halkoylamalarıyla delik deşik edilmiş olan bugünkü “Ucube Anayasa” bile, meslek örgütlerini temsil eden Sivil Toplum Kuruluşlarının haklarını ve görevlerini 135’inci madde ile koruyor. 

  • TBB BAŞTA OLMAK KAYDI İLE BÜTÜN MESLEK ÖRGÜTLERİNİ DESTEKLEMEK, VATANDAŞLARIN KENDİLERİNE YAPILAN HİZMETLERE SAHİP ÇIKTIKLARI ANLAMINI TAŞIR.
    =======================================
    Dostlar,

    AKP, TTB’den ve Türkiye’den Ne İstiyor??

    Bir iktidar, güdümüne alamadığı kendi kurumlarına saldırarak onları felç etmeye, işlevsiz bırakmaya girişirse meşruluğu sorgulanır olmaz mı??

    12 Eylülcülerin ürünü 1982 Anayasasında bile 135. madde ile toplum yaşamında ve demokratik düzen açısından vazgeçilmez yeri – önemi olan profesyonel mesleklerin örgütlenmesi istenmiş ve daha da ileri gidilerek bu yapılanmalara “Kamu Kurumu niteliğinde meslek kuruluşu” nitemi / ayrıcalığı öngörülmüştür.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB)
    Türk Dişhekimleri Birliği (TDB)
    Türk Eczacıları Birliği (TEB)
    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB)
    Türkiye Barolar Birliği (TBB)

    ayrı ayrı yasalarla kurulmuşlardır. Yasal Organlarını yargı gözetiminde üyeleri seçer ve gelir kaynaklarını da kendileri üretirler. Bir yandan o meslek üyelerinin hakları korunur, disiplin ve meslek etiği ilkeleri konur ve korunur, bir yandan da bu meslekler üzerinden kamu yararı gözetilir.

Örn. 6023 sayılı TTB yasasının 1. maddesinde bu 2 temel amaç ve işlev tanımlanır.
Ne var ki AKP bu bağlamda sabıkalıdır ve sicili temiz değildir. 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile (SAĞLIK BAKANLIĞI VE BAĞLI KURULUŞLARININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME; 02.11.2011, RG 28103 Mükerrer) Bakanlar Kurulu eliyle yasal düzenleme yaparken, bu KHK içine gizlenen bir madde ile TTB yasasının 1. maddesinde son derece anti – demokratik bir değişikliğe gitmişti.

Erdoğan başkanlığındaki Bakanlar Kurulu, 1 gecede 35 KHK çıkararak ülkemiz kamu yönetimini neredeyse DNA’sına dek değiştirmişti. Cumhurbaşkanı Sezer’in veto ettiği, emperyalist Batı dayatması ve güdümlüsü sözde Kamu Yönetimi Reformu bu yolla fiilen yaşama geçirilmişti.

6023 sayılı TTB yasasının 1. maddesinden adeta cımbızlanarak çıkarılan içerik şöyle idi :

  •  “tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak”

Dönemin Sağlık Bakanı Dr. Recep Akdağ, kendisinin de muayenehanesi nedeniyle üye olmak zorunda kaldığı hekim meslek örgütünden neden rahatsızdı(r)??

TBMM tarafından 1953’te yüklenen tırnak içindeki yasal işlev – yüküm neden AKP iktidarına batmaktadır? O ibare çıkarıldığında TTB’den geriye ne kalacaktır? TTB, Anayasanın muradı olan görevleri yerine getiremez kılınırsa, bu, Anayasaya aykırı olmaz mı??

Yasaklara – Yolsuzluklara – Yoksulluğa (3 Y) savaş açarak (!!??) 3 Kasım 2002 seçiminde %34 oyla TBMM’nin %65’ini ele geçiren ve 16 yıldır tek başına Türkiye’yi yöneten (!) AKP iktidarı, kendisini ve ülkemizi nereye savurmaktadır??

  • Örtük amacı nedir AKP’nin??Beraber yürünen yollar” ülkemizi nereye taşıyacaktır??
    ****

    TTB Yasasının 1. maddesinde, hiç ilgisi olmayan bir KHK içinde, açıkça halka ve hekimlere tuzak kurularak yapılan yıkıcı ve etik dışı değişiklik, TTB’nin girişimleri ve anamuhalefet CHP eliyle Anayasa Mahkemesine iptal için taşınmıştır.

Altını bir kez daha çizelim :

  • Neden “6023 Sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” başlığı altında “mertçe” yap(a)madınız bu değişikliği? Neden sakladınız, gizlediniz??

Farkına varılmasa ve 60 günlük iptal davası açma süresi geçirilse idi (hak düşürücü süre)
Anayasa Mahkemesine de gidilemeyecek ve değişiklik kesinleşecekti değil mi??

Zaten 12 Eylül faşist rejimi tüm meslek odaları, sendikalar, siyasal partileri iğdiş etmişti. Birkaç yıl kapalı kaldıktan, malvarlıklarına, kayıtlarına…  el konduktan sonra yavaş yavaş açılmaya başlandı bu örgütlenmeler.. Tüm hekimlerin TTB’ye üye olmaları yasal zorunluk iken, asker hekimlerin üye olması yasaklandı, sivil hekimlerden de tam gün kamuda çalışanlara üye olup – olmama seçeneği getirildi. Amaç zayıflatmak, işlevsiz kılmaktı.. Ne var ki günümüzde 150 bini aşkın hekimden 100 binden çoğu TTB’ye üyedir. Sayıları 100 bini aşan tüm avukatlar TBB’ye üyedir… Örgütlenme bilincinin ve örgütlü savaşım (mücadele) bilincinin yansımasıdır bu tablo ve güçlenerek sürdürülecektir. AKP dahil, her şeye karşın!
****

663 s. KHK’nın 58. maddesinin 14. fıkrası ğ bendi aşağıdaki gibiydi :

ğ) 23/1/1953 tarihli ve 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunun 1 inci maddesinde geçen “tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak”
ibaresi,
yürürlükten kaldırılmıştır.

Bereket, 663 sayılı KHK ile bu maddede yapılan değişiklik, Anayasa Mahkemesi’nin 25.6.2013 tarih ve 28688 sayılı R.G.’de yayımlanan, 14.2.2013 T., 2011/150 E. ve 2013/30 K. sayılı Kararı ile iptal edilmiştir!

Ne var ki; mevzuat.gov.tr resmi kurumsal web sitesinden çağrılan 6023 s. TTB yasasının 1. maddesine bu değişiklik, aradan 5+ yıl geçmesine karşın nedense hala yerine işlenmemiştir!?

Bu madde metni mevzuat.gov.tr den çağrıldığında / indirildiğinde aynen şöyle gelmektedir :

Madde 1 : “Türkiye sınırları içerisinde meslek ve sanatlarını icraya yetkili olup da sanatını serbest olarak yapan veya meslek diplomasından istifade etmek suretiyle resmi veya özel görev yapan tabiplerin katıldığı Türk Tabipleri Birliği; tabipler arasında mesleki deontolojiyi ve dayanışmayı korumak, (…)(1) “

Bitmedi! Dipnot olarak (1) no ile ise şu içerik var sayfanın altında :

(1) 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı KHK’nın 58 inci maddesiyle, bu maddede geçen “tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak
ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.

****
Peki, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı neden işlenmedi madde metnine??
Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü’nün görevi bu değil mi?
Üstelik aradan 5 yıldan uzun zaman geçmesine karşın?!

Bu davranış AKP’nin “hukuk devleti“ne karşı olağanüstü hazımsızlığını sergileme ötesinde
açık “suç” değil midir??

Halk, yasalarla ve iktidar eliyle kandırılabilir mi?!

Buradan Cumhuriyetin savcılarına suç duyurusu yapıyoruz!

Yetkili – sorumluları ise bir kez daha, derhal bu zorunlu görevlerini yapmaya çağırıyoruz.
*****
Bu sitede sayısız kez yazdık…
Gidiş gidiş değildir!
AKP ülkemizi hemen her bakımdan derin bir karmaşaya (kaosa) sürüklemiştir.
10 Ağustos’tan bu yana 3 aydır yaşanan yakıcı – yıkıcı ekonomik bunalımın ülkemize yükü algılanabildiğinden – saklandığından kezlerce daha ağırdır ve önümüzdeki yıllara yayılacaktır.

  • Sorumlusu apaçık AKP yönetiminin yağma – talan – dinci yandaş kayırma – soygun düzenidir!

AKP artık Cumhuriyetin – hukuk devletinin – demokratik değerlerin – laikliğin –
Ulus birliğinin… üstüne üstüne gitmeye son vermek zorundadır.

  • Bu gerilim ve boğucu dayatmalar sürdürülürse ülkede iç çatışmalar çıkabilir.

AKP’nin bu ağır riski gör(e)mediği söylenebilir mi? O halde murat nedir?
Artık bıçak, kemiği de kesip bitirmek üzeredir.

AKP Türkiye’den ve Türk halkından ne istiyor?

  • 2023’e “beraber yürünen kutlu yürüyüş” (!?) ün son durağı neresidir?
    HİLAFET VE DİN DEVLETİ MİDİR??
  • Dinci hanedan saltanatı mıdır??

İşin giderek yeşillenen rengi artık iyice anlaşılır olmuştur.

AKP, ateşle oynamaya der-hal ama der-hal son vermeli, önce kendisi normalleşmeli; sonra da

Türkiye bir bütün olarak Anayasal hukuk devleti kodlarına hızla geri döndürülmelidir.

  • Güdülen – gidilen – dayatılan yol çıkmaz sokaktır ve 21. yüzyılda hiçbir şansı YOK-TUR!


Sevgi, saygı ve KAYGI ile. 06 Kasım 2018, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı (41 yıllık hekim)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD     Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

AKKUYU NÜKLEER GÜÇ SANTRALİNE VERİLEN İZİNLER ONAYLAR HUKUKA AYKIRIDIR

AKKUYU NÜKLEER GÜÇ SANTRALİNE VERİLEN İZİNLER, ONAYLAR HUKUKA AYKIRIDIR

http://d.barobirlik.org.tr/2018/20180403_cevrevekentbasin.pdf  03.04.2018

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu, Akkuyu Nükleer Güç Santraline ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Akkuyu Nükleer Güç Santralini bilimsel ve objektif ölçütler ışığında değerlendirmeden, açılmış davaların sonuçlanmasını beklenmeden, projenin eleştirilmesi bile yasaklanarak varılacak noktada toplumumuz için doğru olanı bulmak mümkün olmayacaktır. Devlet, yurttaşlarına sağlıklı bir çevrede yaşama ortamı sunmakla yükümlüdür (AS: Anayasa md. 56) Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının sağlanması için halkın sağlığı, hukuk kurallarının üstünlüğü, insan haklarına saygı, halkın kararlara demokratik katılımı sağlanarak oluşacak çerçevede her proje için ÇED süreçleri işletilmeli, kamuoyu bilimsel bilgiler ışığında aydınlatılmalıdır. Çevrenin doğanın korunması ve sağlıklı yaşamamızın sağlanması ön plana alınmalıdır.”

Davacıları Türkiye Barolar Birliği, Adana Barosu, Ziraat Mühendisleri Odası, Adana Tabip Odası, Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri (Adana-Mersin-Hatay-İskenderun-Tarsus-Samandağ-Erzin Çevre koruma dernekleri) ve Sabahat Aslan olmak üzere, Akkuyu Nükleer Santralinin üretim lisansı iptali davasını EPDK “ya karşı 07.09.2017 günü Ankara 18. İdare Mahkemesinde açtık. Aynı davacılar olarak 07.09.2016 ‘da EPDK’ya karşı açmış olduğumuz Akkuyu Nükleer Santrali önlisans iptal davası ise Ankara 12. İdare Mahkemesi tarafından reddedilmiş ve istinaf yoluna başvurmuştuk. Bu davada istinaf mahkemesi red kararını lehimize kaldırmış bulunmaktadır. ÇED süreçlerine ilişkin gerek yurttaşların gerekse meslek odalarının, sivil toplum kuruluşlarının açmış olduğu çeşitli davalarda devam etmektedir. Ancak, gelinen aşamada Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ne dair tüm idari süreçler iç hukukumuza göre değil dış politikamıza göre belirlendiği anlaşılmaktadır. 2014 yılında Rusya Devlet Başkanı Putin’in ziya-reti sırasında alelacele Çevresel Etki Değerlendirmesi (AS: ÇED)  olur belgesi verilmişti. Şimdi de 1. reaktörün inşaat lisansı verildi. Bütün izinler Akkuyu Nükleer Güç Santraline ilişkin tüm idari süreçler Rusya – Türkiye arasındaki ilişkilere göre belirlenmektedir.

  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası hükümlerinin Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesinde uygulanmadığının göstergesidir. Bu, kamuoyunda ciddi bir güvensizlik oluşturmaktadır.

Zira ÇED’in hukuksal denetimi henüz sonuçlanmamıştır. Bu santrale karşı  açılmış davalar şu an temyiz aşamasında Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulundadır. Bu gün (03.04.2018) yapılacak olan temel atma töreni aslında hukuksal süreçlerin önünü tıkamaya yönelik ve hukuksal denetimi etkisiz hale getirmeye yönelik, oldu bittiye getirmeye yönelik bir girişimdir. Kaldı ki, geçtiğimiz yıl Aralık ayında temel atma töreni yapılmıştı. Bu bir anlamda politik bir kampanya malzemesi yaratmak, öbür yandan da bu projeye ilişkin yapılacak itirazların demokratik tepkilerin önüne geçmeyi planlamaktır. Mersin Valiliğinin yasaklama kararının da bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir. Valiliğin böyle bir yetkisi yoktur. OHAL rejimi olsa da temel hakların bu şekilde keyfi şekilde sınırlandırılması, ortadan kaldırılması kabul edilemez.

  • Akkuyu NGS’nin yapımı, inşası ve hazır edilmesi için varolan hukuk kuralları bile uygulanmamaktadır.

İç içe geçmiş birbirine bağlantılı projelerle planlanan Akkuyu NGS kapsamındaki bazı üniteler ve tesisler ise ÇED süreçleri ayrıştırılmıştır. Akkuyu NGS projesinin tümü için tek ÇED Süreci işletilmemiştir. Halk sağlığı açısından en önemli hususlar Nükleer santralden kaynaklı atıkların denetimi, yönetimi, depolanması, bertarafı gibi işlemler ile taş ocaklarına ilişkin ÇED süreçleri tamamlanmamıştır. Akkuyu NGS kapsamındaki tesislerin birbirinden ayrı ÇED süreçlerine tabi tutulması, entegre projenin her bir tesis ile artan ve çoğalan etkisinin saptanmasını engellemek amaçlıdır.

  • Akkuyu nükleer santrali ülkemiz ve tüm Akdeniz havzası için büyük tehlike oluşturmaktadır:

    – Jeoloji biliminin son bulgularına göre Akkuyu nükleer santral sahası aktif bir fay hattı olan Kuzey Anadolu Ecemiş Fay hattının bitim noktasının 30 km batısındadır. Her 10.000 yılda bir 7 şiddetinden büyük yıkıcı deprem geçiren Kuzey Anadolu Ecemiş Fay hattında son 17.000 yıldır yıkıcı deprem olmamıştır ve bilim insanlarına göre bu hareketsiz dönem her an sona erebilir. (Bkz. Aktif Tektonik Araştırma Grubu 5. Toplantısı Bildiri Özetleri, 15/ 16 Kasım 2001, Ankara / Ecemiş Fayı Üzerinde Paleosismolojik Kazı Çalışmaları, Prof. Dr. Hasan Çetin, Çukurova Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği)

    – Bölgede her an olabilecek 7 şiddetinden büyük yıkıcı bir deprem, Fukuşima nükleer felaketinin sonuçlarını akla getirmektedir.

    – 2011 yılında Japonya’daki deprem sonrası Fukuşima nükleer felaketiyle Pasifik Okyanusuna her gün 300 ton radyoaktif su karışmış, radyasyon nedeniyle Okyanusun karşı kıyısındaki Kanada kıyılarında balıkların solungaçlarından – gözlerinden kan gelmeye, deniz yıldızları radyasyon nedeniyle parçalanmaya başlamış (Bkz. http://countercur rentnews.com/2017/05/ fukushima-japanese-government-guilty-ofdestroying-pacific-ocean/), FUKUŞİMA NÜKLEER FELAKETİ SIRASINDA SANTRALDEN 160 km UZAKTA OLAN AMERİKAN RONALD REAGAN SAVAŞ GEMİSİNİN 5000 KİŞİLİK MÜRETTABATI İÇİNDEN 2000 ASKERDE 1 YIL İÇİNDE KÖRLÜK, TİROİT KANSERİ, TESTİS KANSERİ, LÖSEMİ, BEYİN TÜMÖRÜ GİBİ HASTALIKLAR GÖRÜLMEYE BAŞLANMIŞ, FUKUŞİMA’DA DENİZDEN ALINAN BALIK ÖRNEKLERİNDE SAĞLIĞA ZARARLI SINIRDAN 258 KAT ÇOK  RADYASYON ÇIKMIŞTIR. (//yesilgazete.org/blog/2017/06/30/fukusima-nukleer-felaketinin-birdiger-kurbani-abd-donanma-murettebatina-abd-icinden-yargi-yolu-acildi/)
    FUKUŞİMA VE ÇERNOBİL NÜKLEER FELAKETLERİNDEN SONRA NÜKLEER ENDÜSTRİ DE NÜKLEER KAZA RİSKİNİ İNKAR EDEMEMEKTEDİR. Davacılardan Türkiye Barolar Birliği tarafından açılan Danıştay 14. Daire -2014 / 11695 E. sayılı Çevresel Etki Değerlendirme Raporunun iptali dava dosyasında, 05.12.2016 tarihinde Akkuyu’daki keşifte bilirkişilerin ve tarafların sorularını cevaplayan Rus proje direktörü yetkili,

  • Her nükleer santralde kaza riski vardır. Siz ticari risk satın alıyorsunuz.” demiştir.

– DÜNYA ve TÜRKİYE KÜRESEL ISINMA – İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ SÜRECİNİN YOL AÇTIĞI EKOLOJİK FELAKETLER İÇİNDE SAVURULURKEN NÜKLEER SANTRALLE-RİN ATIKLARI VE YAKITLARI ÜLKEMİZ VE TÜM İNSANLIK İÇİN BÜYÜK TEHLİKE OLUŞTURMAKTADIR. Nitekim 300 milyar $ zarara neden olan Irma kasırgası nedeniyle ABD Turkey Point santralini nükleer felaket tehlikesine karşı önlem olarak kapatmıştır. (https:// www.reuters.com/article/us-storm-irma-fpl-nuclear/fpl-shut-one-reactor-atflorida-turkey-point-ahead-of-irma-idUSKCN1BL0MD) Türkiye Barolar Bir-iği tarafından açılan Danıştay 14. Daire -2014 / 11695 E. sayılı Çevresel Etki Değerlendirme Raporunun iptali dava dosyasında Prof. Dr. Hayrettin Kılıç imzalı uzman görüşünde, inşası planlanan Akkuyu Nükleer Santralinin atıklarının ve yakıtlarının nükleer santral sahasında 60 yıl boyunca bulundurulacağı açıkça belirtilmiştir. Öte yandan 12 Temmuz 2017’de Lüksemburg’un 2 katı büyüklüğündeki buzul parçasının Güney Kutbundan kopması ise küresel ısınma nedeniyle deniz düzeyinin yükselme ihtimali bulunan gezegende, içindeki atık ve yakıtlarıyla yanı başımızdaki nükleer santralin ölümcül bir tehlike anlamına geldiğini göstermektedir. (https://www.theguardian.com/world/ 2017/jul/12/ giant-antarcticiceberg-breaks-free-of-larsen-c-ice-shelf)

İdare, Akkuyu Nükleer Güç Santralini bilimsel ve objektif kriterler (AS: nesnel ölçütler) ışığında değerlendirmeden, açılmış davaların sonuçlanmasını beklenmeden, projenin eleştirilmesi bile yasaklanarak varılacak noktada toplumumuz için doğru olanı bulmak mümkün olmayacaktır.

  • Devlet yurttaşlarına sağlıklı bir çevrede yaşama ortamı sunmakla yükümlüdür.
    (AS: Anayasa  md. 56)

Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının sağlanması için halkın sağlığı, hukuk kurallarının  üstünlü-ğü, insan haklarına saygı, halkın kararlara demokratik katılımı sağlanarak oluşacak çerçevede her proje için ÇED süreçleri işletilmeli, kamuoyu bilimsel bilgiler ışığında aydınlatılmalıdır. Çevrenin doğanın korunması ve sağlıklı yaşamamız ön plana alınmalıdır.
===============================
Dostlar,

TBB açıklaması tam anlamıyla dört / dörtlüktür! Kendilerini kutluyoruz.
Ne yazık ki iktidar hiçbir biçimde kural ve hukuk tanımıyor.
Cargill ile ilgili Danıştay kararlarını da Anayasayı açıkça çiğneyerek uygulamamıştı.

Bakanlar Kurulu prensip kararı” diye hukukta asla yeri olmayan bir gerekçe (!) uydurulmuş, Anayasa md. 138 ve 153’ün yargı kararlarının herkesi bağladığı açık ve kesin hükmü bile bile, Türkiye aleyhine ama Cargill / ABD lehine fiilen, hukuk dışı işlem yapılmış, imtiyaz tanınmıştı.
Bir benzerini Akkuyu NGS örneğinde izliyoruz. Pervasız, gözükara, yol yaparak…

Bir de yandaş medyada NGS inşaatlarının artık çok güçlü yapıldığı, deprem riski olmadığı… masalları anlatılıyor. Fukuşima NGS binaları çürük müydü?

Ayrıca atıkların da 1 kibrit kutusu kadar olacağı şehir efsaneleri dinliyoruz. Bunlar bilim ve ahlak dışıdır. Atık sorunu bütün dünyada hala çözülebilmiş değildir ve bunlar Türkiye’de kalacaktır. Sibirya’ya taşınacağı söylemleri doğru değildir ve ve maliyet bakımından akıl dışıdır..

Ok yaydan çıktı mı? Göreceğiz..

Sevgi ve saygı ile. 04 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ ÇOCUK YAŞTA EVLİLİK FETVASI..

 
TBB KADIN HUKUKU KOMİSYONU TÜBAKKOM), DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ DİNİ KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜNDE YER ALAN EVLENME YAŞI İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI YAPTI

“DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI, ÇOCUK İSTİSMARINA NEDEN OLACAK
TESPİT VE BEYANLARINI DERHAL SİTESİNDEN KALDIRMALIDIR”
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
– Anayasamızın 2. maddesinde belirtildiği üzere; Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Anayasamızın 11. maddesinde “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.” denilmektedir.

Evrensel (AS: BM olacak) Çocuk Hakları Sözleşmesi ve iç hukukumuzdaki düzenlemelere göre 18 yaşını tamamlamamış herkes çocuktur. Yasalardaki birkaç istisna (ayrık) haricinde  (dışında) herkes 18 yaşını doldurmakla reşit olmaktadır. Bilimsel verilerle belirlenmeye çalışılan evlilik yaşı, ülkemizde Medeni Kanunumuzun 124. maddesinde “kadın ve erkekler için 16 yaşından küçükler hiçbir şekilde evlenemezler”, “17 yaşını doldurmuş kişiler ise ancak yasal temsilcilerinin izniyle” şeklinde düzenlenmiştir. Medeni Kanunumuzda 16 yaşını doldurmayan kadın ve erkeğin hiçbir şekilde evlenemeyeceği hükmü varken, Diyanet İşleri Başkanlığının sitesinde yer alan Dini Kavramlar Sözlüğünde, İslam hukukçularınca “buluğ çağının alt sınırının erkekler için 12, kızlar için 9 yaş olarak” belirlendiğinin belirtilmesi ve yine “erkek ve kızlar 15 yaşlarına ulaştıklarında, kendilerinde bu ergenlik alametleri görülmese de buluğ olduklarına hükmedilir ve hukuki yükümlülüklere ehil olur” denilmesi Medeni Kanunumuza açıkça aykırıdır. Laik bir hukuk devletinde hukuki ve cezai sorumluluğun ne zaman, hangi yaşta doğacağı kanunlarımızla belirlenir, bu konuda İslam hukukçularının belirleyeceği yaş hiçbir şekilde hukuki sonuç doğurmayacağı gibi, Anayasamızda yer alan laiklik ilkesine de aykırıdır.

  • Anayasamızdaki hukuk kuralları tüm kurum ve kuruluşları bağlamaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığınca kanunlarımıza ve Anayasamıza aykırı beyanlarda bulunulması ya da sitelerinde bu yönde açıklamalara yer verilmesi Anayasamızın ihlaline yol açmaktadır. Bu anlamda; anayasal bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığının hiçbir ayrıcalığı bulunmamaktadır.
  • Diyanet İşleri Başkanlığınca ve Diyanet görevlilerince kadın, çocuk ve evlilik gibi konularda yapılan ve açıkça kanunlarımıza aykırı beyanlar kamuoyu vicdanını yaralamaktadır. Gerek devletin kamu kurum ve kuruluşlarınca, gerekse sivil toplum örgütlerince kız ve erkek çocukların istismarına yönelik eylemlerin önlenmesi için yoğun çalışmalar yürütülürken, Diyanet İşleri Başkanlığının ve bu başkanlığa bağlı görevlilerin tespit ve beyanları tam tersi bir etki yaratmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı çocuk istismarına neden olacak tespit ve beyanlarını derhal sitesinden kaldırmalı, yine kanunlarımıza, Anayasamıza, BM Çocuk Hakları Sözleşmesine ve ülkemizce imzalanan uluslararası sözleşmelere aykırı olarak kadın ve çocuklarımızın istismarının önünü açacak görüş bildirmekten sakınmalıdır.
  • Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu olarak; Diyanet İşleri Başkanlığını özellikle kadın ve çocukların istismarına yol açacak nitelikteki görüş, tespit ve beyanlarda bulunmamaya, beyanlarında ve tespitlerinde kanun ve Anayasa çerçevesinde kalmaya davet ediyor, konunun takipçisi olacağımızı kamuoyuyla paylaşıyoruz.  03.01.2018

Türkiye Barolar Birliği
TÜBAKKOM 14. Dönem Sözcüsü
Trabzon Barosu Başkanlığı
============================================
Dostlar,

AKP iktidarının 16. yılında Laik düzene dönük açık – örtük saldırılar artık sabır sınırlarını aşmıştır. Kuşku yok, kamu kurumları dahil tarikat – cemaat – vakıf – dernek vb. kuruluşlarca Seküler devlet yapısına saldırılar sistematik ve planlıdır. İktidarın çanak tuttuğu son derece nettir. Örn. Erdoğan kafasına göre önüne gelene “Eyyyyy… ” diye başlarken, çizmeyi çooook aşan Diyanet İşleri Başkanlığı ve AKP’li belediyeler dahil, dinci tarikat – cemaat – vakıf – dernek vb. kuruluşlarca yapılan saldırılara tek bir uyarısı olmamış, hiç sesi çıkmamış, göz yummuştur. 

21. yy’ın şafağında 4. Sanayi Devrimi tüm yaşamı kuşatmış iken Türkiye gündemini böylesine ilkelliklerle ve açık hukuksuzlukla – Anayasayı çiğneyerek meşgul etmek ahlak dışıdır. Ülkemize ölçüsüz zarar vermektedir. Bu saçmalıklara – zavallılıklara artık son vermelidir.

Enflasyon, ve işsizlik TÜİK’e tüm baskılara karşın 2 basamaklı çıkmış, ABD’de yargılanan devlet bankası Halk Bank’ın genel müdür yardımcısı 6 suçlamanın 5’inden jürinin oybirliği ile suçlu bulunmuş, Man adası yolsuzluğunun hesabı verilmemiş, OHAL KHK’ları ile TEK ADAMIN ağzından çıkan “yasa” yapılarak son derece net biçimde Anayasa ve TBMM rafa kaldırılmış; Türkiye’de açık diktatörlük – dinci faşizm ilanına ramak kalmış, asgari ücret açlık sınırının altında kalmış, dış ticaret açığı 80 milyar dolara dayanmış……. meşruluğu sorgulanır aşamaya sürüklenmiş bir iktidar; algı yönetimi ile gündem değiştirerek, kendisine dönük suçlamaları adeta ayna tutarcasına yansıtarak muhalefete yüklemekte, Ataşehir’den sonra
%76 oyla seçilen CHP’li Beşiktaş belediye başkanını da görevden almaktadır.

AKP kurucularından Bülent Arınç,  Başbakan yardımcısı iken, o dönem Ankara Belediye başkanı olan Melih Gökçek için “Ankara’yı parsel parsel FETÖ’cülere sattı..” anlamında suçlama yapmıştı kamuoyu önünde.. Ne oldu, en küçük bir idari – adli işlem yapıldı mı? Bundan daha açık suç bildirimi (ihbarı) olabilir mi? İstifaya zorlanan AKP’li 8 belediye başkanının hiçbir yolsuzluğu – usulsüzlüğü yok muydu, neden istifaya zorlandılar yok idiyse? Karşılıklı şantaj kozları mı seferber edildi bu kişilerle AKP arasında?? AK Partiye ne çok yakışıyor bu “aklama” değil mi??

Dileriz neciiip milletimiz  gerçekleri görsün.. AKP kurmayları içinde de eh artık vicdanı isyan edenler çıkar herhalde!? Yoksa hep birlikte yolsuzluklara suça bulaştılar da “tencere dibin kara seninki benden kara” örneği birbirlerine mahkum mu oldular?? Hangisi, hangisi ey AKP’liler?

Sevgi ve saygı ile. 05 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

BU KHK İNSANLARIN YAŞAM HAKKINI TEHLİKEYE ATMIŞTIR

 “BU KHK İNSANLARIN
YAŞAM HAKKINI TEHLİKEYE ATMIŞTIR”

http://www.barobirlik.org.tr/Detay79774.tbb25.12.2017, 2037
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
 

Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu üyeleriyle ile birlikte bir basın açıklaması yapan Başkan Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, OHAL kapsamında Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren KHK’lara ilişkin çok önemli uyarılarda bulundu.

696 sayılı OHAL KHK’sının insanların yaşam hakkını tehlikeye attığını ifade eden Feyzioğlu, son Anayasa değişikliği referandumunda “hayır” diyenlerin dahi bazılarınca terörist ilan edildiklerini hatırlatarak, “Toplumsal kaosun ve şiddetin fitilini yakmak kolay, söndürmek çok zordur.” dedi.

Feyzioğlu, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu adına, 696 sayılı OHAL KHK’sı için

Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kuruluna derhal geri çekme,
– TBMM’ye konuyu acilen ele alma,
– Anayasa Mahkemesine de iptal etme çağrısı yaptı.

Basın açıklamasının tamamı şöyle:

MİLLİ İRADEYİ YOK SAYAN VE DEVLETİN
GÜÇ KULLANMA YETKİSİNİ
SİVİLLERE DEVREDEN
696 SAYILI OHAL KHK’SI VAHİM BİR DÜZENLEMEDİR

696 Sayılı OHAL KHK’sı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi bir kez daha Anayasaya aykırı olarak işlevsiz kılınmıştır. Milli irade bir kez daha yok sayılmıştır.

135 kanun maddesini kalıcı olarak değiştiren bu KHK’nın bir tek hükmü bile OHAL ile ilgili değildir. Bundan daha vahimi şudur: Bu KHK, insanların yaşam hakkını tehlikeye atmıştır.

Çünkü;

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması için sivillerin silah dahil güç kullanmasını, ceza ve tazminat sorumluluğundan muaf tutmaktadır.

Soruyoruz: Darbe teşebbüsünün devamı niteliğindeki eylemler ne demektir? Kim, neye göre bunu tespit edecektir?

Bir kez daha soruyoruz: Türk Ceza Kanunu’ndaki mevcut düzenlemelerin ötesinde mutlak sorumsuzluk getiren bu düzenlemeyle ne amaçlanmaktadır?

Örneğin; işinden atılan, kıdem tazminatı dahi alamayan veya ürün taban fiyatını az bulan, kadınlara yönelik haksız bir uygulamayı yanlış gören bir grup vatandaş, demokratik protesto haklarını kullanmaya kalkarsa ve bu kişilerin üzerine birileri saldırırsa ne olacaktır?

“15 Temmuz’un devamını istiyorlardı, bunun için öldürdük, bunun için evlerini bastık ve yaktık” derlerse ne yapılacaktır?

Son Anayasa değişikliği referandumunda “hayır” diyenlerin dahi bazılarınca terörist ilan edildiği unutulmamalıdır.

Toplumsal kaosun ve şiddetin fitilini yakmak kolay, söndürmesi çok zordur.

İNSANLARIN YAŞAM HAKKI TEHLİKEDEDİR!

Güç kullanma yetkisi salt devlete aittir. Devlet tarafından bile hukukun evrenselleşmiş ilkelerine uygun kullanılması gereken bu yetki, peşinen ve hiçbir kayıt ve koşula tabi tutulmaksızın başkalarına devredilemez. Oysa bu düzenleme, bazı kişilerde devlete ait güç kullanma yetkisinin kendilerine geçtiği algısı yaratmaya elverişlidir. Bu algının verdiği sorumsuzluk, önünü alamayacağımız, sonuçlarını kestiremeyeceğimiz bir şiddet dalgasına neden olabilir. İşin şakası yoktur.
Küresel ve bölgesel çeşitli güç odaklarının Türkiye üzerine pek çok senaryo yazdığı ve uygulamaya çalıştığı apaçık ortada iken, bizi kardeş kavgasına sürükleyebilecek böyle bir düzenlemenin sonuçlarının, yetkili makamlarca öngörülmemiş olduğuna inanmak istiyoruz.

Bu sebeple;

  • Sayın Cumhurbaşkanı’nı ve Bakanlar Kurulu’nu 696 Sayılı KHK’yı geri çekmeye davet ediyoruz.
  • Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin konuyu, milli bir mesele olarak, siyasi parti kaygılarının üzerinde ve acilen ele almasını diliyoruz.
  • Anayasa Mahkemesi’nin yirmi altı yıllık içtihadına sahip çıkarak OHAL ile ilgili hiçbir hüküm içermeyen bu kararnameyi iptal etmekle görevli olduğunu halkımızın bilgisine sunuyoruz.

Üzerine oynanan tüm senaryoları yüksek öngörüsüyle boşa çıkartmış olan Türk Milleti’nin doğru bilgilendirildiği taktirde sağduyusunun galip geleceğine, bu düzenlemenin yukarıda sıraladığımız yollardan biri kullanılarak ortadan kaldırılmasını sağlayacağına güveniyoruz.

Türkiye Barolar Birliği’nin ve Barolarımızın Milletimizi doğru bilgilendirmeye devam edeceğini kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu

BASIN TOPLANTISI VİDEOSU İÇİN TIKLAYINIZ

=====================================================
Dostlar,

“696 Sayılı OHAL KHK” sı Denen Tehlikeli Düzenlemenin Kritik Faturası

TBB açıklamasını biz de bütünüyle paylaşıyoruz. Ekleyeceklerimiz var :

AKP iktidarının 696 sayılı OHAL (?!) KHK’sı son derece ağır bir sorumsuzluk – ciddiyetsizlik ve ehliyetsizlik belgesidir. İktidar, kural tanımazlığı alışkanlık edinmiş, dahası bunu kendine hak ve olağan görme hastalığı içinde topluma dayatma hakkını bile kendinde görür olmuştur. Çoğulcu (pluralist) rejim demokrasinin temel değerlerindendir ancak AKP = RTE çoğunlukçu (majority) eğilimini patoloik biçimde içselleştirmiş ve siyasasının (politikasının) temel normlarından kılmıştır.

Bu gidiş ülkemizde demokratik hukuk devletini geliştirmez, cüceleştirir.
İç barışı ve toplumsal huzuru darmadağın eder; ulusal birliği parçalar.
AKP iktidarının nedense aceleye getirdiği ve TBMM’yi tatile sokarak dayattığı bu düzenlemeyi, bütün ürkünç (vahim) sonuçlarını bilerek ve isteyerek tasarlamadığını biz de ummak istiyoruz. TBMM’de Kabine’nin yasa tasarısı olarak tartışılsa idi böylesi bir açmaza düşülmeyebilirdi. TBMM’de ve toplumda özgür tartışma ve ortak aklın ürünü siyasal seçimleri yaşama geçirme bu bakımdan da yaşamsal önemdedir ve Anayasa’nın (md. 4 üzerinden) değiştirilemez – değiştirilmesi bile önerilemez 2. maddesinde yer alan 3 ana hedefe erişim için vazgeçilmezdir :

  1. toplumun huzuru,
  2. milli dayanışma ve
  3. adalet

En azından şu aşamada AKP = RTE ne denli büyük bir hata yaptığını görme olgunluğu sergilemeli ve 696 sayılı OHAL KHK’sını hemen geri çekmeli.. Bu siyasal bir olgunluk göstergesi olacaktır ve hatadan dönmek erdemdir. AKP 1 kez de olsa politik erdemli bir davranış göstermeli, kritik düzeye yükselmiş toplumsal gerilimi biraz olsun düşürmelidir.

Gerçekte 696 sayılı KHK kesin olarak olağan bir KHK; OHAL KHK’sı asla değil ve bu kapsamda olağan bir KHK için TBMM’den yetki yasası da çıkarılmış değil! Her 2 durumda da 696 sayılı “OHAL KHK’sı” (!?) nın anayasal dayanağı yok.. Hem şekil hem de içerik bakımından hukuk dışı. Oysa Türkiye, Anayasa md. 2’de bir hukuk devleti olarak tanımlı.

AKP = RTE ülkemizin kurulu düzeninin DNA’sı ile ileri derecede oynamıştır. Artık dayanç, hoşgörü….. sınırları bir kez daha pervasızca çiğnenmiştir. Ülkemizde onmilyonlarca AKP karşıtı insan, derin bir can – mal güvenliği bunalımı içine düşürülmüştür. Gücü yeten ülkemizden kaçmaktadır! Hiç kimsenin buna hakkı yoktur. Seçim kazanmak böylesi bir ayrımcılığa (diskriminasyona) azla izin vermez; tersine iktidara TÜM TOPLUM için en iyisini = bilimsel akılcı olanı yapma yükümü doğurur.

  • İktidar, İNSANLIK SUÇU / İNSANLIĞA KARŞI SUÇ işlemektedir.

Demokrasinin kalan kırıntıları ile biz de bir kez daha yazmış, anımsatmış ve uyarmış olalım. İktidarın, bu düzenlemenin olası sonuçlarını öngörmüş olabileceğini hayal bile etmek istemiyoruz. Geriye derin ve ölçüsüz bir aymazlık (gaflet) kalıyor..

Eh, artık geri dönün ilk olasılığı (bu düzenlemenin olası sonuçlarını öngörmüş olma) boşa çıkarmak için en azından.. Yazıktır Türkiye’ye, siz ne yaptığınızın ayırdında mısınız?

Ne var ki şu dakikalarda (26.12.17, 15:30) hükümet sözcüsü ve başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ, 696 sayılı OHAL (!?) KHK’sını eleştirenleri metni okumamakla veya okuduğunu anlamamakla (!?) ya da okuyup anladı ve eleştiriyor ise art – kötü niyetli olmakla suçlamakta TV’lerde! Anlaşılır gibi değil.. Üstelik çok umut kırıcı ve tehlikeli; hem ülkemiz hem de AKP için.. Bu denli katı narsisistik davranış ne anlama geliyor, asıl siz anlayabiliyor musunuz??

Türkiye, kadim birikimi ile AKP parantezini de kırar ve iyi kötü yoluna devam eder.. ya AKP?

Sevgi ve saygı ile. 26 Aralık 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Not   : Sitemizin manşetinde “696 sayılı OHAL KHK” sının Resmi Gazetede yayımlandığı gün (25.12.2017) yer verdiğimiz (sonra yayından kaldıracağımız..) dizeler, konu bütünlüğü bakımından aşağıda ayrıca sunulmaktadır..
***
696 sayılı KHK bir OHAL KHK’sı değil! Peki toplumu çıldırtma dayatması mı??
AKP = Erdoğan ne yapmak istiyor, farkında mı?? 

AKP; 696 sayılı OHAL KHK ile 15/16 Temmuz 2016 gecesi adam öldüren, yaralayan, ateşli silah, kesici – delici darp aletleri ile başkalarına ve kamu mallarına zarar veren hiçbir görevi olmayan siviller (gerçekte kim bunlar??!!) yargının elinden alınıyor.. Gencecik, masum, FETÖ’cü komutanlarınca kandırılmış emir kulu Mehmetçikler ve askeri öğrencilerin, masum sivillerin katilleri  iktidar tarafından korunuyor! Bu kişiler acaba iktidarın milisleri – paramiliter güçleri midir? Düzenleme  tek sözcükle “KORKUNÇ” tur! Hukuk devletinin zerresi bırakılmamıştır. İki bin yıl öncesinin Roma hukuku hatta yaklaşık 4 bin yıl öncesinin Hamurabi yasalarının bile gerisine düşürülmüş bulunuyoruz. Erdoğan başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu bu KHK maddelerini özgürce tartışabilmiş midir acaba? Hiç sanmıyoruz. Tayyip beyin çooook dar çerçevede danışmanlarına hazırlattığı metin geçirilmiştir. Eğer böyle ise Binali bey başkanlığındaki Kabine artık yok hükmündedir. (MİT müsteşarlığından sonra Savunma Sanayisi müsteşarlığı da Cumhurbaşkanlığına bağlanmıştır. Başbakanlık boşaltılmakta, sorumsuz Cumhurbaşkanına anayasa çiğnenerek yetkiler verilmektedir.)   Bu af maddesi ülkemizde kanlı suikastlere kapı aralayabilir. Siyasal iktidar suç işleyenleri yargıya karşın aklama organı değildir. TBMM tatile sokularak bu tür son derece sakıncalı ve tehlikeli – kabul edilemez düzenlemeler tartışılmadan topluma dayatılamaz. Eriyen AKP ayakta kalmak için her geçen gün daha çok yok ediyor demokrasiyi.
Erdoğan, tarihte örneği olmayan alaturka bir despotizme sürüklüyor ülkeyi!

21. yy’ın şafağında böylesi çağdışı bir mevzuat utanç vericidir. AKP = RTE bu akılalmaz yanlıştan geri dönmelidir. CHP bu KHK’yı derhal Anayasa Mahkemesine taşımalıdır. Dileyelim AYM bu kez kendini yadsımadan apaçık anayasaya aykırı bu OHAL KHK’sını denetlemeye değer bulur. Çünkü bu metin artık bir OHAL KHK’sı değil; toplumu boğma fermanı! Soralım:AKP = Erdoğan ne yapmak istiyor? Türkiye’de iç kargaşa – kalkışma mı tohumluyor?

Yekta Güngör ÖZDEN : Gerçek hukuk devleti miyiz?

Gerçek hukuk devleti miyiz?

yekta güngör özden sözcü ile ilgili görsel sonucu

Yekta Güngör ÖZDEN
SÖZCÜ
, 26.12.2016

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

-Dün (25 Aralık), aramızdan ayrılışının 43. yıldönümünde saygıyla ve özlemle andığımız
İsmet İNÖNÜ için-

Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrası bağımsız bir devlet olarak tanınmayı sağlayan Lozan Barış Antlaşması‘nda asıl uğraşın bir “Hukuk devleti kurmak” olduğunu İsmet İNÖNÜ anlatmıştı (Ankara Barosu Dergisi, Atatürk ve Cumhuriyet Özel Sayısı, 1973, sayfa 22-24, “İstiklâl Savaşı ve Hukukî Hedefi” başlıklı yazı). Atatürk’ün Söylev ve Demeçlerinde hukuk ve adalet konusundaki özdeyiş nitelikli, dolgun içerikli sözleri hepimizin bilincindeki özgün yerindedir. Özellikle “Adalet gücü bağımsız olmayan bir ulusun devlet biçiminde varlığı kabûl olunamaz”dan (1920) sonra “Egemenlik bağsız, koşulsuz ulusundur” (1923) sözleri yaklaşımındaki gerçekçiliğin ve çağdaşlığın güzel yansımalarıdır. Cumhuriyet devriminin hukukun yapılanmasında eğitim izlencelerinden, okullar ve yüksek öğrenim kurumlarından başlayan açılım ve atılımları, yönelişteki bilimselliği ve yurtseverliğiyle insancıllığı güçlü biçimde ortaya koymuştur. Anayasa, yasalar ve düzenlemelerin temelindeki anlayışla yaşama geçen hukuksallık, örnek gelişmelerle sürdürülmüştür.
Demokratikleştirilmesi özlenip öncelik taşırken Bay RTE‘ın istediği başkanlık sistemini gerçekleştirmek için küçük değişikliği gündeme getirilen yürürlükteki Anayasa’nın Başlangıç Kısmında sözü edilen “…cumhuriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni .. -…kuvvetler ayırımı.. -… medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme… -… hak ve hürriyetlere kesin saygı…” vurgulamaları yanında özellikle 2. maddesi “… demokratik, lâik, sosyal hukuk devleti” niteliğini içermekte, 1. ve 4. temel maddelerinin yanında 5. madde “… sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri…” tanımına yer vermektedir. Anayasa’nın 6, 7, 8, 37’nci maddeleri ve yargıyla ilgili 138-159. maddeleri hukuk devletinin yaşama geçme ilkelerinin ve yönteminin kurallarıdır. Hukuka bağlılık, Anayasa’ya bağlılıkla ölçülür. “Bir kere delmekle bir şey olmaz. – Siz bildiğinizi yapın” denilirse hukuk yoktur.

GERÇEK BÖYLE Mİ?

Adaletin gecikmesine ilişkin yakınmalar bir yana, gerçekleşmesine ilişkin eleştiriler günümüzün sorunları içinde önsırada yer almaktadır. 1990’ın son yıllarında %97 olan yargıya güven oranının %2,5 gibi “yok” denilecek bir düzeye düşmesi büyük kaygı yaratmakta ve üzmektedir.
1961 Anayasası‘nın son biçiminde yer almayan Adalet Bakanı’nın Yüksek Hâkimler Kurulu’na başkanlığı, 1982 Anayasası’nın eleştiri alan bölümlerinden birindedir. Kurul seçimlerindeki siyasal nitelikli gruplaşmaların dışında, yüksek yargı üyeliklerinin siyasal kararlarla ve düzenlemelerle düşürülüp yerlerine yenilerinin atanması, Yüksek Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun doyurucu olmayan kanıtlarla kanun hükmünde kararnameye sığınarak yaptığı meslekten çıkarmalar, yetersiz stajla yargıç ve savcı atamaları, yer ve görev değişiklikleri, sakıncalı işlemleri ortaya çıkan kimi yargı görevlilerini görevde tutması düşündürücüdür. Yüksek yargı organlarına seçimlerde ve atamalarda siyasal yandaşlık gözetilmesi, partizanlık çabalarıyla iktidarın dayatmaları, yetersiz kanıt ve incelemelerle, doyurucu olmayan gerekçelerle kararlar alınması, Yargıtay ve Danıştay’a kadrolaşmalarla gruplaşmalardan, Anayasa Mahkemesi üyeliklerine yandaşların atanmasından sözedilmesi üzüntü ve endişeleri artırmaktadır. Yargısına güvenilmeyen devletin saygınlığı, güvenirliği kalmadığı gibi hiçbir işlemi inandırıcı olamaz. Buna neden olan herkes sorumludur. O kadar çok aykırılık var ki saymakla, yazmakla bitmez. Hukuksuz yaşam, ölümle birdir.

EĞİLİM

Hukuk eğitim ve öğretimine gereken önemin verilmediği gerçeği acıdır. Biçimsel yaklaşımlardan öte hukukun anlamı, değeri, yaşamdaki yeri, hukuk kuruluşları (yargı yerleri, barolar ve derneklerle kurumlar) konusunda doyurucu bilgiler verilmemekte, hukukun siyasete araç olmasına karşı çıkılmamaktadır. Türkiye Barolar Birliği ile kimi baroların tepkileri dışında özellikle üniversitelerden ses çıkmamaktadır. Üstünkörü eğitim, diplomayla yetinmek dışında etkin bir çabaya tanık olmak özlemi duyulmaktadır.

  • Şimdilerde kanun hükmünde kararnamelerle hukuk dışılık geçerli gösterilmek istenmektedir.
  • Yasalarla yapılamayacak uygulamaların kanun hükmünde kararnamelerle gerçekleştirilip
    bu uygulamanın sürdürülmesi, hukuk devleti yönünden, sakıncalara neden olmaktadır.
  • Hukuksal niteliğini yitiren devlet, devlet değildir.
  • Gerçek hukuk devleti olsaydı gündemdeki gibi bir Anayasa değişikliği Meclis’e getirilir miydi?Gerçek hukuk devletinin onuru büyük, kıvanç duyurur.

ANMA

Yarın, İstiklâl Marşı şairi Mehmet Akif ERSOY‘u yitirişimizin 80. yılı. Saygıyla anıyoruz.
==================================
Teşekkürler değerli büyüğümüz Sayın Yekta Güngör Özden..

Sizin başkanlık ettiğiniz dönemim (1991-98) Anayasa Mahkemesi’ni öyle çok arıyoruz ki
ve Türkiye’nin gerçekten bağımsız – yansız ve Türk Milleti adına karar verecek bir
Anayasa Mahkemesi’ne ülkemizin bu sırada öyle çok gereksinimi var ki!

Dileriz, ülkemizi karanlıklara sürükleyecek Anayasa değişikliği teklifi TBMM’den geri çekilir.. AKP – MHP – RTE sağduyulu davranır, hatadan dönme erdemi gösterirler..
Değilse, tarihsel bir kritik görev Anayasa Mahkemesi’ni bekliyor..
Yapılacak Anayasa değişiklikleri doğrudan rejimi değiştirmektedir ve Anayasa’nın değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek ilk 3 maddesini arkadan dolanarak değiştirmekte, ortadan kaldırmaktadır. Bu kabul edilemez ve şimdiki TBMM’nin bile yetkisi dışındadır.

2 siyasal partinin 330’u aşarak ülkenin geleceğini tehlikeye atmaya hakkı olamaz.
Bu sayı bulunsa bile yapılmak istenen meşru değildir, bir ulusun egemenlik hakkının gaspıdır!

Bu bakımlardan, Anayasa Mahkemesi söz konusu değişiklikleri önüne getirildiğinde salt şekil koşulları (oylama gizliliği, 2 kez görüşme ve ivedi görüşme yapılamaması) denetlemekle kalmayıp (Anayasa md. 148/2; teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı özüne girecek ve temel görevi olan Anayasayı koruma yetki ve sorumluluğu ile iptal edecektir. Tıpkı Esas Sayısı : 2008/16 Karar Sayısı : 2008/116 kararı gibi.

Böylelikle Cumhuriyetin 93 yıllık birikimi, taa 1876’lara uzanan demokratikleşme uğraşının (1. Meşrutiyet) birikimi birlikte bu belayı da defedecektir. Bu tehlikeli serüvene, kişisel hırslarına yenilerek ülkemizi sürükleyenler utançlarıyla başbaşa kalacak ve tasfiye edilerek tarihin çöplüğüne atılacaklardır.. MHP yok olacaktır! Bu hazin sona uğramamak için hala geç değildir..

* ANAYASA DEĞİŞİKLİKLİĞİ TEKLİFİNİZİ LÜTFEN YARIN GERİ ÇEKİNİZ..

Bunu bir inat sorunu yapmayınız.. Sizi bağışlamaya hazırız..
Ülke yönetiminde inatlaşma olmaz.. Sağduyu hepimize çok ama çok iyi gelecektir..

Sevgi ve saygı ile.
28 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com