Etiket arşivi: Mahmut Esen

CHP’Lİ 11 BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANININ YAPTIĞI ORTAK BASIN AÇIKLAMASI

Mahmut ESEN
Mülkiye Başmüfettişi (E)

Bilindiği üzere Ülkemizde özellikle 2021 yılının son çeyreğinde ABD Doları kuru karşısında TL önemli değerli yitimine uğramış; temel gıda maddeleri, elektrik / akaryakıt / doğalgaza çok yüksek oranlı zamlar yapılmıştır.

Bu zamlardan sonra halkımızın yaşam / geçim zorlukları daha da artmış ve dayanılması güç bir durum almıştır.

Bu durum halka ulaşım / su / ucuz ekmek gibi temel hizmetler vermekte olan belediyelerimizi de doğrudan / olumsuz olarak etkilemektedir.

Elektrik ve akaryakıt başta olmak getirilmiş bu çok yüksek zamlardan sonra belediyelerimiz ulaşım / su sağlama / ucuz ekmek vb. hizmetlerini bundan böyle halkımızın ödeyebileceği makul fiyatlar üzerinde vermesi, bu hizmetleri sürdürmesi olanaksız duruma gelmiştir.

Bu tür desteklerin verilmemesi / kesilmesiyle oluşabilecek olumsuzluklar açıktır, belirtmeye gerek yoktur.

Bu sosyal hizmetlerin sürdürülebilmesi ve halkımızın asgari / acil gereksinimlerinin karşılanabilmesi için merkezi yönetim tarafından desteklenmesi gerekmektedir.

CHP’li 11 büyükşehir belediye başkanınca 08.02.2022 günü yapılmış ortak basın açıklamasında bu konular ele alınmış;

  • Ülkemizde yaşanan ekonomik zorluklar, art arda gelen zamlardan belediyelerin ve dolayısıyla vatandaşlarımızın olumsuz etkilenme riski taşıdığı, belediyelerin üzerindeki yükün taşınabilir olmaktan çıktığı, toplu taşıma hizmetleri başta olmak üzere belediyelerin kullandığı akaryakıt; elektrik / doğalgazda KDV / ÖTV indirimi yapılması ve farklı tarife uygulanması” istenmiştir.

Mal ve hizmetlere yüklenen aşırı zamların indirilmesi / iyileştirilmesinin istenmesi aşamasında bunun yöntemi olarak toplumuzda akla hemen KDV indirimi yapılması konusu gelmektedir. Böylesi durumlarda KDV indirimi sihirli bir formül gibi değerlendirilmektedir. Oysa son zamlardan sonra temel gıda, akaryakıt, elektrik fiyatları çok yükselmiştir. KDV vb. indirimlerle fiyatların olağan düzeylere çekilebilmesi olanaksızdır.

Nitekim yüklü fiyat artışları ve özellikle elektrik zamları; haklı olarak, toplumun bütün kesimlerinde ortak tepkilere neden olmuş, Ülkemizin tüm bölgelerinde yoğun protesto gösterilerine yol açmıştır.

Bu tepkileri görmezlikten gelmediği görülen siyasal iktidar, oluşan tepkileri hafifletebilmek için çözüm arayışı içine girmiş, bu bağlamda gıda maddelerindeki %8 olan KDV oranını %1’ e indirmiştir.

Öte yandan akaryakıt / elektrik tarifelerinde belediyelere vergi indirimi yapmak, özel tarife düzenlemek / uygulamak çok karmaşık ve zor bir konudur. Beklentileri, gereksinimleri karşılaması olanaksızdır.

Bu yüzden vergi indirimleri / özel tarife düzenlenmesi yerine, belediyelerin uyguladığı sosyal destek programları bağlamında uğradığı zararların ilgili idareler tarafından (EGO / ASKİ / HALK Ekmek vb.) belirli dönemlerle çıkarılarak mali rapora bağlanması;

Merkezi idarenin uyguladığı politikalar sonucu gelir yitimine / zarara uğrayan kamu bankaları ve SGK zararlarının genel bütçeden karşılanması sürecinde olduğu gibi belediyenin uğradığı zararın merkezi idareden (HAZİNE’den) istenmesinin daha uygulanabilir / amaca uygun olacağı değerlendirilmektedir.

Konunun belirli aralıklarla kapsamlı biçimde kamuoyu gündemine taşınması, belediyelerin katlandıkları yükümlülüklerin halka gösterilmesi / anlatılması ve kamuoyunun desteğinin alınması bakımından bu yöntemin yerinde olduğu açıktır.

Hastane ücretleri yasalara aykırı

Mahmut ESEN
Mülkiye Başmüfettişi (E) 
ODA TV, 20 Aralık 2021
Emekli Mülkiye Başmüfettişi Mahmut Esen, SGK anlaşmalı özel hastanelerin fark ücreti almasını incelerken, durumun yasaya aykırı olduğunu belirtti. Özel hastanelerde ödenen SGK fark ücreti vatandaşları zora sokuyor. SGK anlaşmalı özel hastaneler fark ücreti olarak %200’e varan ücretler talep edebiliyor. Konuya ilişkin bir inceleme yapan Emekli Mülkiye Başmüfettişi Mahmut Esen ise, bu ek ücretlerin yasaya aykırı olduğunu belirterek, konuyla ilgili sorumlu kurumların farklı yaklaşımlar sergilediğini ifade etti.
Mahmut Esen, “Özel sağlık kuruluşlarının sigortalılardan haksız ek ücret alma konularında herhangi bir sorunla karşılaşmadıkları, rahat hareket ettikleri bilinmektedir” dedi. Mahmut Esen’in konuyu Odatv’ye değerlendirdiği yazısı şöyle:
“SGK ile anlaşmalı özel sağlık kuruluşlarınca 5510 sayılı SSGSS Yasasına aykırı olarak sigortalılardan fazladan/haksız (%200 üzerinde) ek ücret alınmaktadır. Uygulama ne yazık ki yerleşik; yaygın/ kanıksanır bir duruma gelmiştir. Bu yüzden özel sağlık kuruluşlarınca kolaylıkla, her geçen yıl daha çok ek ücret alınabilmektedir. Yasaya uygun ek ücret alan sağlık kuruluşu sayısı yok denecek kadar azalmıştır. Sorunu çözümlemekle, yasaları uygulamakla görevli olan kurum ve kuruluş yetkililerinin konuya farklı yaklaştıkları görülmektedir.

Bu bağlamda;

-Sağlık hizmet bedellerini (SUT fiyat tarifesini) yeterince güncellemeyen, bu yolla daha az sağlık bedeli ödeyen SGK’nın; sigortalılardan alınan yüksek ek ücretleri anlayışla karşıladığı, süreçten önemli bir yakınmasının olmadığı bilinmektedir.

-Öteyandan kamu yönetiminde bu konuları düzenlemek konusunda yetkili/sorumlu konumda bulunan (milletvekilleri ve yüksek yargı organları başkan/ üyeleri vb.) GSS kapsamı dışına çıkarılmıştır.

Bunların özel sağlık kuruluşlarında ek ücret ödenmesi gibi milyonlarca yurttaşımızı ilgilendiren bir sorunları yoktur, bu sorunlara yabancıdır.

-Ayrıca kamu gücü/otoritesini kullanma yetkisi olan kimi kamu idareleri ile özel sağlık kuruluşları arasında sözleşme/protokoller imzalanmıştır. Bu sözleşmelerle kamu idarelerinin mensuplarına verilecek sağlık hizmet bedellerinde (kurumuna göre) değişik oranlarda indirim uygulanması karara bağlanmıştır.

Oysa kamu idarelerinin (milletvekilleri vb. için sağlanacak sağlık hizmetler dışında) bu tür (hasta ödemeli) bir sözleşme düzenleme yetkileri yoktur. Çünkü sözleşmede taraf olan kamu idarelerinin üstlendiği bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Üstelik sözleşme yapılan sağlık kurumunun nasıl, neye göre belirlendiği belli değildir. Sözleşme öncesi ilan yapılmamakta, açıklık ve rekabet tesis edilmemekte (AS: kurulmamakta) veya aynı koşulları kabul eden tüm özel sağlık kuruluşları ile sözleşme imzalanması yönüne de gidilmemektedir.

Bu tür sözleşmeler Türk Tabipleri Birliğinin onayından da geçmemektedir. (Diş hekimleri ile imzalanan sözleşmeler kimi yönleri ile DHO inceleme ve onayından geçmektedir.)

Kimi özel sağlık kuruluşlarının; kamu idareleri ile iyi ilişkiler kurmak, kurumlarının tanıtımlarını yapmak, prestij sağlamak, ek ücretlerle ilgili oluşabilecek tepkileri hafifletmek vb. amaçlarla bu sözleşmeleri imzaladıkları, yakın ticari (müşteri sağlanması) amaçlarının daha sonra geldiği anlaşılmaktadır.

Bu tür sözleşmeleri belirli kesimlere verilmiş “sus payı” biçiminde değerlendirmek olanaklıdır. Mevzuat uyarınca ürettiği mal ve hizmetlerde kendi mensuplarına bile indirim uygulayamayan kamu idarelerinin; kendilerine verilecek sağlık hizmetlerinde özel indirim uygulanması etik değerler açısından da uygun düşmemektedir.

(Örneğin uyuşmazlık durumunda davalarına bakmak durumunda olan yargı mensuplarına, yapılan ödemelerin gerçeğe uygunluğunu denetlemekle yetkili olan SGK Müfettişlerine özel indirimler uygulandığı görülmektedir.)

-Öte yandan kamu idarelerine ait kuruluşlardan beklenen sağlık hizmetini alamayan göreceli olarak maddi durumu iyi olan yurttaşlarımızın özel kuruluşlarından alacakları hizmetleri için “tamamlayıcı sağlık hizmeti” sigortası yaptırmaya başlamıştır.

Yukarıda açıklanmış nedenlerle anlaşmalı özel sağlık kuruluşlarının sigortalılardan haksız ek ücret alma konularında herhangi bir sorunla karşılaşmadıkları, rahat hareket ettikleri bilinmektedir.

AKP iktidarınca, uygulamaya koyduğu “yeni ekonomik model” sonucu görülen haksız fiyat artışlarının önüne geçilmesi için denetimlerin yoğunlaştırılacağı ve yeni yasal düzenlemeler yapılacağı ifade edilmektedir. Ancak haksız fiyat artışlarıyla mücadele konusunda inandırıcı olunması, halkın güven ve desteğinin daha üst düzeyde sağlanabilmesi bakımından işe yürürlükte olan ve bugüne dek uygulanmadığı görülen yasalardan başlanılması, bu bağlamda geniş bir yurttaş kesimini ilgilendiren özel sağlık kuruluşlarına ödenen haksız ek ücretlerin denetiminin göz ardı edilmemesinde yarar vardır.

Bu arada sağlık konusundaki imtiyaz niteliğindeki ayrıcalıklara / haksız uygulamalara son verilmesi, toplumdaki adalet /eşitlik duygusunun pekiştirilmesine de gereksinim bulunmaktadır.
===========================
Dostlar,

Değerli dostumuz Sn. Esen, sorunu CİMER‘e de taşımıştır :

Twitter iletsi olarak paylaştığımız üstteki başvuru, 3 saat içinde 7 binden çok izleyicimiz tarafından okunmuştur : https://twitter.com/profsaltik/status/1473380247198478348?s=20

Bu uygulamalar çok boyutlu sorunlar doğurmakta ve sağlık hizmetlerine erişim ve kullanımda kabul edilemeyecek ölçekte eşitsizliklere yol açmaktadır. Oysa nitelikli sağlık hizmetlerine erişim temel bir insanlık hakkıdır (İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi md. 25 ve Anayasa md. 10, md. 56..)

Ayrıca Anayasanın 60. maddesi, “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir.” içeriklidir. Özünde, GSS (Genel Sağlık Sigortası) prim = ek vergi temelli olup, kabul edilemez eşitsizlik en baştadır. Sağlık hizmetleri Anayasanın 56. maddesine göre devletin ödevi, yurttaşların hakkıdır. Sağlık giderleri adil vergi rejimine dayalı kamu gelirlerinden karşılanmalı, piyasalaştırılmamalı ve öncelik mutlak biçimde etkin – yaygın – nitelikli koruyucu sağlık hizmetlerine verilmelidir.

İnsanlar özelleştirilmiş – ticarileştirilmiş sağlık hizmetlerinin asla MÜŞTERİSİ değil, bu hizmetleri doğuşta hak eden saygın ve onurlu öznelerdir.

Sorunu gündeme taşıyan dostumuz Sn. Mahmut Esen’e, bize de yolladığı yazısı için teşekkür ederiz.

Sevgi ve saygı ile. 22 Aralık 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

 

Resmi Gazete’den Yasa Özetleri – 26 Ekim 2021

Mahmut ESEN
Mülkiye Başmüfettişi (E)

Konu: Bu günkü (26.10.2021) R.G.’de yayınlanan yasaların özeti

A-14.10.2021 gün ve 7338 sayılı “VERGİ USUL KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN” yayımlanmıştır.

1Basit usulde vergilendirilen yaklaşık 850 bin esnafın kazançları Gelir Vergisinden istisnaya tabi tutulmuştur.

Uygulama kapsamına 2021 yılı gelirleri de katılmıştır.

2- Sosyal medyada metin, görüntü, ses, video vb. içeriklerin paylaşımlarından elde edilen gelirler bankalar aracılığı ile tahsil edilecek, hesap sahibine yapılan ödemeler sırasında bankalar %15 oranında G.V. (AS: Gelir vergisi) stopajı yapacaklardır.

3-Çiftçilere kamu idarelerince yapılan destek ödemelerinden G.V. kesintisi yapılmayacaktır.

4– Geçici vergide 4. Dönem geçici beyanname verilmesi kaldırılıyor. G.V. ve Kurumlar Vergileri beyan ödeme tarihleri bir ay öne çekilmiştir.

5- Gelir ve Kurumlar Vergileri mükelleflerinin % 5 vergi indirimden yararlanma olanakları genişletilmiştir.

6- Dijital vergi dairesi kurulmuştur.

7-Yurtdışındaki Türk vatandaşlarına tebligatlar GİB yerine vergi daire başkanlıklarınca yapılacaktır.

8İlanen tebligatlar vergi dairesinin internet sitesinde yayınlanabilecektir.

9-Mükelleflerin bilgilerinin kamu idarelerince Maliye’ye bildirilmesi halinde, bu bilgiler mükellef tarafından verilmiş sayılacaktır.

10-Gider pusulasına konu ödemelerin bankalar aracılığıyla yapılması halinde, ayrıca gider pusulası düzenlenmeyecektir.

Gider pusulası düzenlenmemesi veya düzenlenmiş sayılmaması hallerinde özel usulsüzlük cezası kesilebilecektir.

11-Mükelleflerin amortismana tabi iktisadi kıymetlerine yeniden değerleme uygulaması getirilmiştir.

12– Yazı/protesto vb. usulle istenildiği halde tahsil edilememiş, dava/icra takibi gideri daha çok olacağı düşünülen 3.600 TL altındaki alacaklar, doğrudan şüpheli alacak olarak kabul edilebilecektir.

13- Nakdi sermaye artışının yurt dışından getirilecek gelirle sağlanması halinde, faizin % 75 oranında indirim yapılacaktır. 

B-21.10.2021 gün ve 7339 sayılı “KOOPERATİFLER KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN” yayımlanmıştır.

Bu bağlamda;

1-Kooperatif ortaklığa girmek isteyenlerin başvuruları yönetim kurulunca bir ay içinde sonuçlandıracaktır. Kamu kaynaklarınca desteklenen bazı kooperatiflerde, yönetim kurulu ana sözleşmesinde koşulları taşıyanların ortaklık talepleri (AS: istemleri) geri çevrilemeyecektir.

2-Kooperatif ortaklık payı değerleri (TL) güncellenmiştir.

3-Kooperatif hakkında bilgi edinme hakkı kapsamı genişletilmiştir. (Faaliyet raporu/bilanço, denetçi raporu vb. raporlar elektronik ortamda (KOOPBİS) yayınlanacaktır.)

4-Genel kurul toplantısı elektronik ortamda da yapılabilecektir.  Ortaklar listesi KOOPBİS de yayımlanacaktır.

5- Yönetim kurulu üyelerine kooperatifçilik eğitimi alma koşulu getirilmiştir.

6-Kamu kaynaklarından desteklenen kredilere kefil olan kooperatifler ile tarımsal desteklere aracılık eden kooperatif yönetim kurulu üyeleri (üst kurullarda da görevli olsa bile) salt 1 ücret ve huzur hakkı alacaktır.

7- Denetçilere de eğitim alma koşulu getirilmiştir. Zimmet/ihaleye fesat karıştırma vb. suçlardan mahkum olan denetçilerin görevine son verilecektir. Denetçi raporunun önemi artırılmıştır.

Bu suretle 6102 sayılı Türk Ticaret Yasasının ilgili hükümlerine göre Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca yetki verilmiş bağımsız deneticiler tarafından yapılmakta olan denetimler etkisiz hale getirilmektedir.

9- Kamu kaynaklarından desteklenen kredilere kefil olan kooperatifler ile tarımsal desteklere aracılık eden kooperatiflere, kooperatif birliklerinin yanı sıra merkez birliğine de üye olmaları koşulu getirilmiştir.

10- Kooperatiflerin genel kuruluna katılacak Bakanlık temsilcisinin yetkileri artırılmıştır.

11- Ortakların çoğunluğu kadınlardan/engellilerden oluşan kooperatiflere bazı muafiyetler (AS: kimi bağışıklıklar) (ilan ücreti / TOBB ödentisi alınmaması) getirilmiştir.

12- Uygulanacak cezaların kapsamı genişletilmiş ve kimi cezalar ağırlaştırılmıştır.

13- Ticaret Bakanlığı tarafından KOOPBİS kurulmuştur. Merkezi veri tabanı üzerinden kooperatiflerin hizmetlerine erişilebilecektir.

14- Kooperatifler en geç üç yıl içinde bu Yasa hükümlerine uyarlanacaktır.

Selam ve saygılarımla.

 

 

 

 

 

 

Orman yangınları ve belediyeler

Mahmut ESEN
MÜLKİYE BAŞMÜFETTİŞİ (Em.)

11 Ağustos 2021, Cumhuriyet

 

1- Havacılık konusu 14.10.1983 gün ve 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu’nda düzenlenmiştir.

Sözü edilen kanun, devlet hava araçlarını kapsamı dışında bırakmıştır.
Devlet hava araçları dışındaki tüm araçlar sivil hava aracı olarak kabul edilmektedir.

Orman yangınları ile mücadele hizmetlerinde kullanılacak hava araçları devlet hava araçları arasına alınmıştır.

Devlet hava araçları konuya ilişkin yönetmelikte tanımlanmıştır. Buna göre Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yangın söndürme hizmetlerinde kullanılan hava araçları da devlet hava aracı olarak kabul edilmiştir.

Bununla birlikte, Orman Genel Müdürlüğü (OGM) envanterinde bile kayıtlı hava yangın söndürme aracı bulunmamaktadır.

OGM FİLO OLUŞTURMALIDIR

OGM hava araçlarını hizmet alımı yoluyla karşılamaktadır. Nitekim 2020 yılında 27 adet helikopter ve 2 adet amfibik uçak ve 1 adet insansız hava aracını kiraladığı anlaşılmıştır. (https://www.ogm.gov.tr/tr/e-kutuphanesitesi/FaaliyetRaporu/Orman%20Genel%20 Müdürlüğü%202020%20Yılı%20Faaliyet%20Raporu.pdf)

Devlet hava araçlarının yalnızca belli kurumlarda bulunduğu görülmektedir.

Örneğin EGM (Emniyet Genel Müdürlü) 2020 yılı envanter kayıtlarında 24 adet helikopter, 1 adet komuta kontrol uçağı, 1 adet insanlı keşif uçağı, 19 adet (İHA/SİHA)  yer almaktadır. (https://www.egm.gov.tr/kurumlar/egm.gov.tr/IcSite/strateji/Planlama/2020_ IDARE_FAALIYET_RAPORU.pdf)

OGM’nin yangınla mücadele için hava aracı sahibi olmaması, bu hizmeti ihale ile gördürmesinin kamu hizmeti gerekleri yönünden uygun olmadığı değerlendirilmektedir. Bu bakımdan OGM’nin (EGM’de olduğu gibi) hızla hava araçları filosu oluşturmasında yarar vardır.

2- Ülkemizde salt THK’nin havadan yangın söndürme filosu bulunmaktadır. Yakın zamanlara kadar OGM ihalelerini kazanan THK’nin  bu konuda 25 yıla yakın deneyimi olduğu, bugüne değin 2 binin üzerinde orman yangınına başarı ile müdahale ettiği bilinmektedir. (http://thkgokcen.com.tr/hizmetler-yangin-sondurme.html)

Son yıllarda getirilmiş özel koşulların da etkisiyle OGM’nin açtığı ihalelere katılamadıkları, bu yüzden yangın filosunun bakım ve onarım işlerinin aksadığı, filonun havalanabilmesi için 4 milyon ABD Dolarına gerek duyulduğu anlaşılmıştır.

THK’nin sahip olduğu hava araçlarının bakım ve onarımının hızla yapılarak orman yangınlarında kullanılmaları için gereken adımlar atılmalıdır. Bu bağlamda THK için “şartlı bir bağış kampanyası” açılmasında yarar vardır.

3- Son yangın olaylarında da görüldüğü üzere orman yangınları büyükşehir belediyeleri başta olmak üzere tüm belediyelerimizi eskiye oranla daha çok ilgilendirir hale gelmiştir.

Zira büyükşehir belediyelerinin sınırları ilin mülki sınırlarıyla eşitlenmiştir. Binlerce orman içi veya orman kenarı köy, artık büyükşehir belediyesinin mahallesi durumuna gelmiştir. Orman yangınlarını yerleşim yeri/dışı biçiminde ayırmak kolay değildir.

Belirtilen nedenlerle belediyelerin yangınla mücadele hizmetlerini orman yangınlarını da kapsayacak şekilde düzenlemeleri zorunluk haline gelmiştir. Belediyelerin özellikle hava yangın araçlarına sahip olmaları, bu araçları kullanmaları ve bu konularda örgütlenmeleri gerekmektedir. Nitekim CHP’li belediyelerde bu tür arayış olduğu görülmektedir.

Bu bağlamda öncelikle konuya ilişkin yönetmelikte değişiklik yapılması, belediyeler tarafından orman yangınları ile mücadele hizmetlerinde kullanılacak olanların da devlet hava aracı olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte belediyelerin bağlı şirketleri aracılığıyla ticari faaliyetler bağlamında Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’ndan yangın söndürme uçakları izin/işletme ruhsatı alabilecekleri, aldıkları hava taşıtlarını tescil ettirdikten sonra kullanmalarının da yasal olarak olanaklı olduğu görülmektedir.

Ancak hizmetin esas sahibi/sorumlusu, üstelik özel bütçeli kamu kuruluşu olan OGM‘nin bile hava aracına sahip olmadığı bir ortamda bu hizmetin belediyeler tarafından ayrı ayrı yerine getirilmesi kolay değildir.

BELEDİYELER ORTAK HAREKET ETMELİDİR

Gerektiğinde sınırları dışındaki her yangına da müdahale etmesi gereken belediyelerin ticari bir kuruluş gibi hareket edebilmesi, hava araçlarının tüm giderlerini bütçelerinden karşılamaları çok zordur. Bu nedenle belediyelerin ortaklaşa hareket etmesi gerekmektedir. Bu iş için Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) her yönüyle çok uygun bir kuruluştur.

Zira TBB, tüm belediyelerin üye olduğu ve belediyeler arası yardımlaşma ve işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla kurulmuş, üyelik bedellerinin İller Bankası aracılığıyla kaynağında tahsil edildiği sağlam gelir kaynaklarına sahip kamu tüzel kişisidir. TBB Tüzüğü’ne göre görevleri arasında afet ve acil durum merkezi oluşturmak da sayılmıştır. (https://www.tbb.gov.tr/birligimiz/kurulus-ve-gorev/)

TBB’nce 2020 yılında 162.4 milyon TL gelir elde edildiği, 132.1 milyon TL gideri olduğu görülmektedir. Aynı yıl belediyelere 82.7 milyon TL tutarlı araç desteği sağlanmıştır. (https://www.tbb.gov.tr/online/faaliyetraporu/2020)

TBB’nin orta vadede (AS: erimde) yangın söndürme uçak filosu kurabileceği, kısa vadede  (AS: erimde) THK hava taşıtı kiralaması yapabileceği, yasal ve mali olanak sorunu olmadığı açıktır.

SGK’NIN YENİ ZAMMI VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI SİSTEMİNE TOPLU BAKIŞ

Mahmut ESEN
Mülkiye Başmüfettişi (Em.)

GİRİŞ

1-Zorunlu Genel Sağlık Sigortası (GSS) kapsamında sigortalılara verilecek sağlık hizmetleri SGK tarafından yerine getirilmektedir. SGK, sigortalılara verdiği sağlık hizmetlerini, kamu ve anlaşmalı özel sağlık kurum / kuruluşlardan hizmet alımı yoluyla karşılamaktadır.

Sağlık kuruluşlarına ödenecek hizmet bedelleri SGK tarafından yayınlanmış Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) ile belirlenmiştir. SUT’ta yapılan değişikliklerle sağlık mal ve hizmet bedelleri zaman zaman güncellenmektedir.

Sağlık kuruluşlarına ödenecek hizmet bedelleriyle ilgili son güncelleme, 28.04.2021 günlü R.G.’de yayınlanmış olan Tebliğ değişikliğiyle gerçekleştirilmiştir. Tebliğ (SUT) hükümleri 01.06.2021 tarihinden itibaren (AS: başlayarak) uygulanmaya başlanacaktır.

SGK’nın fiyat ayarlamalarını uzun aralıklarla / yıllar sonra yaptığı, zam oranlarını ülkenin ekonomik gerçeklerini dikkate almadan asgari (AS: enaz) tutarlarda belirlediği, bu yolla hizmet satın alınan sağlık kuruluşlarına daha az ödemede bulunarak tedavi (AS: sağaltım) giderlerinden tasarruf etmeye (!) çalıştığı görülmektedir.

Örneğin son fiyat ayarlamaları ile özel hastanedeki uzman hekime (örn. Kardiyolog) ayakta tedavide (AS: sağaltımda) ödenecek muayene ücreti 37 TL’den (% 16 artışla) 43 TL ‘ye yükseltilmiştir!

Böylelikle 2010 yılında 31 TL olarak belirlenmiş muayene ücretine, on yılı aşkın bir süre sonunda, toplam olarak % 38,7 oranında zam yapılmış olmaktadır.

Bu zam oranının ülkemizde yıllardır yaşanmış yüksek oranlı enflasyon ortamında çok yetersiz kaldığı son derece açıktır. Üstelik bu “güncelleme” uygulamaları yalnızca muayene ücretlerine özgü olmayıp; tedavi (AS: sağaltım) hizmetleri, tetkik – tahlil bedelleri içinde de büyük ölçüde geçerliğini korumaktadır.

SGK’nın gecikmeli – çok yetersiz zamları kamu sağlık kuruluşlarının hizmetlerinde de beklenen iyileşmeyi sağlamaktan uzaktır. Ödenen hizmet bedellerinin yetersizliği yüzünden, kamu sağlık kurumlarında verilmekte olan kimi hizmetlerde (acil ameliyatlar dahil) aksamalar/gecikmeler yaşanmaktadır. Sigortalılar, özel sağlık kuruluşlarına gitmek zorunda kalmaktadır.

Anlaşmalı özel sağlık kuruluşlarına giden / gitmek zorunda kalan SGK sigortalıları ise ucu açık, yüklü miktarlar içeren ek faturalarla karşılaşmaktadır. Özel sağlık kuruluşlarında SGK’nın  belirlediği ücretin iki katını geçen ek ücret alınmayacağına yönelik açık seçik yasa hükmüne bile uyulmamaktadır. SGK (kendi işine de gelen) bu yasa dışı uygulamayı görmezlikten gelmektedir.

Sigortalıların; SGK’nın kuruluş yıllarında olduğu gibi, özel sağlık kuruluşları / üniversite hastanelerinden ek ücretsiz, makul bir ek ücret ve hatta % 200 zamla bile hizmet almaları olanağı kalmamıştır.

Öte yandan yetersiz kalan zam; sigortalıların özel sağlık kuruluşlarında ödeyecekleri ek ücrette bir indirim sağlamamakta, tam tersine daha çok (SGK zammının iki katı) ek ücret ödemelerine yol açmaktadır.

  • Bu bağlamda ülkemizde, acil durumlar dahil sigortalıların sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanma hak/olanağı büyük ölçüde yitirilmiştir.

Belirtilen nedenlerle GSS işleyişinin yeniden gözden geçirilmesinde / sorgulanmasında, bu amaçla tarihsel süreç içinde sistemin incelenmesinde ve gereken önlemlerin alınmasında büyük yarar vardır.

GENEL SAĞLIK SİGORTASI SİSTEMİNİN İNCELENMESİ

2-2006 yılında (5510 ve 5502 sayılı olanlar başta olmak üzere) sosyal güvenlik ve sosyal sigortalar alanında “reform” niteliğinde yasal düzenlemeler yapılmıştır. SSK, Bağ-Kur ve T.C. Emekli Sandığı kuruluş yasaları yürürlükten kaldırılmış, bunlar tarafından verilmekte olan hizmetler yeni kurulmuş olan SGK Başkanlığı bünyesinde birleştirilmiştir.

Bu arada kişilerin sağlıklarının korunması, sağlık riskleri ile karşılaşmaları durumunda da oluşan giderlerin karşılanması için Genel Sağlık Sigortası (GSS)  kurulmuştur. Sigortalılara sağlık yardımlarının SGK aracılığıyla tek elden yapılması, toplumun tüm bireylerinin zorunlu GSS  kapsamında olması, bu arada yeterli gelire sahip olmayan vatandaşlarımızın GSS primlerinin de  (AS: Prim = EK VERGİ!) Devletçe karşılanması kabul edilmiştir.

Daha önce, çalışanların kurumlarınca ayrı ayrı ödenmekte olan sağlık mal ve hizmet giderleri tek elden SGK Başkanlığınca karşılanmaya başlanmıştır. Bu bağlamda, değişik yasalarda varolan genel sağlık sigortasına aykırılık oluşturan tüm hükümler (Milletvekilleri ile ilgili olan 3671 /4 maddesi dışında) yürürlükten kaldırılmıştır.

2012 yılından başlayarak GSS zorunlu kılınmıştır. Günümüzde, banka yardımlaşma sandıkları çalışanları vb. kimi ayrıklar (istisnalar) dışında, 83,6 milyona ulaşan nüfusumuzun tümüne yakını GSS sistemine dahil edilmiştir.

3-Ülke nüfusunun tümüne yakınını içeren GSS kapsamındaki sigortalılara sağlık yardımları SGK tarafından, sağlık kurum/kuruluşlarından hizmet alımı yapılarak karşılanmaktadır. Yapılacak sağlık yardımlarının ilke ve yöntemleri (usul ve esasları), sigortalılardan alınacak katılım payları, özel sağlık kuruluşlarına ödenecek ek ücretler, sağlık mal ve hizmetlerinin bedellerinin belirlenmesi vb. konular; 5510 sayılı Yasa, konuya ilişkin Yönetmelik ile SGK tarafından çıkarılmış Sağlık Uygulama Tebliğinde (SUT)  ayrıntılı olarak belirtilmiştir.

Bu bağlamda, SGK ile özel hastanelerin büyük bölümü sağlık hizmeti alımı konusunda anlaşma yapmıştır. 5510 sayılı Yasa başta olmak üzere; SUT ve hastane girişlerinde panolar üzerinde ilan edilmekte olan sözleşme hükümleri uyarınca özel sağlık kurumlarına SGK tarifesinin iki katını geçmemek üzere ek ücret alma olanağı getirilmiştir.

4-Mevzuatta yer alan GSS’na aykırılık oluşturan tüm hükümler yürürlükten kaldırıldığı halde, milletvekilleri ile bakmakla yükümlü oldukları kişilerin tedavi giderlerinin TBMM bütçesinden yapılacağına ilişkin yasa kuralı (3671/4 md.) günümüze dek özenle korunmuştur.

Üstelik 2019 yılı sonralarında, anılan Yasaya milletvekillerinin sağlık hizmetlerinden yararlanma usul ve esaslarının Yönetmelikle düzenleneceği biçiminde ek yapılmıştır. Herhangi bir sınırlama olmaksızın TBMM Başkanlık Divanınca çıkarılmış Yönetmelik kurallarına göre milletvekillerine ve milletvekillerinin çalışan (sigortalı) eş – çocukları ile ana ve babalarına bile TBMM bütçesinden tedavi yardımının önü açılmıştır.

Yönetmelik ile GSS sağlanmış olanlarla karşılaştırılamayacak oranda (onların hayal bile edemeyeceği), özel sağlık sigortası poliçelerinde bile öngörülmeyen hükümler içeren sağaltım (tedavi) yardımları sağlanmıştır. (AS: Yurt dışı dahil!)

Bu özel düzenlemenin GSS mevzuatının yanı sıra, Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan “ Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.” Kuralına da aykırı olduğu hususu göz ardı edilmiştir.

Buna karşın, anılan özel yasanın uygulama alanı genişletilmiştir. Yasalarda yapılmış ek / değişikliklerle, yüksek mahkemelerin (AYM, Danıştay, Yargıtay, Sayıştay) başkan ve üyeleri, üst düzey askeri yetkililer (AS: Orgeneral – oramiraller) ve bakmakla yükümlü oldukları kimselerin sağlık giderlerinin de, TBMM üyelerinin bağlı oldukları kurallar çerçevesinde, çalıştıkları kurum bütçelerinden ödenmesine ilişkin ayrışık düzenlemeler getirilmiştir.

Böylelikle, Devletin en üst makamlarında görev yapanlardan kimileri (Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan’ın övgüyle söz ettiği) GSS sistemi dışına çıkarılmıştır. GSS sisteminin kuruluş ve amacına aykırı bir durum ortaya çıkmıştır. GSS, “genel” olma temel niteliğini yitirmiştir.

5– Milletvekilleri, yüksek yargı organları ve üst düzey askeri yetkililerinin sistemden çıkış / kaçışlarından da anlaşılacağı üzere, GSS söylendiği gibi “ tıkır-tıkır” işlememektedir.

SUT ile belirlenmiş olan sağlık mal ve  hizmet bedelleri günün ekonomik koşulları dikkate alınarak güncellenmemektedir.

Güncellemeler uzun aralıklarla ve gereksinmelere yanıt olmayacak büyüklükte yapılmaktadır.

Bu yüzden sağlık kuruluşlarına hizmet bedelleri yıllarca simgesel fiyatlar üzerinden ödenmiştir. İlaç ve tedavi giderlerinde yoğun tasarruf tedbirleri uygulayan SGK’nın; kuruluş yasasına da aykırı olarak, sigortalılardan alınan primlerden oluşan Genel Sağlık Sigortası Fonu kaynaklarını, SGK’nın öbür giderlerinin (açıklarının) kapatılmasında kullanıldığı görülmektedir. (SGK 2016 Yılı Sayıştay Düzenlilik Denetim Raporu.)

Üstelik SGK, hastanede muayene olan sigortalıdan (özel hastanelerde 15 TL) katkı payı ve 3 TL reçete bedeli tahsil etmektedir. Fiyat güncellemesi yapılmaması sonucu kamu hastanelerinde verilmekte olan sağlık hizmetlerinde aksamalar / gecikmeler olmuş, acil ameliyatlar dahil kimi hizmetler güçlükle yerine getirilebilmiştir.

Özel hastanelere giden vatandaşlarımız da her geçen gün daha çok ek ücret ödemek zorunda kalmıştır. Çünkü özel hastaneler, 5510 sayılı Yasa; imzaladıkları sözleşme hükümlerine karşın SUT tarifesinin % 200’ün üzerinde ücret almışlar, bu yolla hizmet bedellerini piyasa koşullarına uyarlamışlardır.

Günümüzde mevzuata / imzaladıkları sözleşme hükümlerine aykırı olmasına karşın % 200 üzerinde fark ücreti almayan özel hastane yok denecek ölçüde azdır.

SUT tarifesini güncellemeyen dolayısıyla sağlık kurumlarına daha az tedavi gideri ödeyen SGK yetkililerinin; gün geçtikçe yaygınlaşan yasa dışı uygulamalardan rahatsız olmadıkları, bu durumlara açıkça göz yumdukları bilinmektedir.

Öte yandan, özel hastanelerin acil sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanılması 24 saatle sınırlandırılmıştır. SUT’ta yapılan bir değişiklikle acil durumlar nedeniyle özel hastaneye başvurulması durumunda, hastanın taburcu edilinceye dek sunulan tüm sağlık hizmetleri için hiçbir ek ücret alınmamasına yönelik düzenleme de kaldırılmıştır.

Yapılmış bu değişikliklerden sonra özel hastanelerdeki acil sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanılması olanağı yok denecek ölçüde azalmıştır.

Özel hastanelere giden / gitmek zorunda kalan sigortalılar, bu konularda ne yazık ki yazgılarıyla ve yasaya aykırı olarak düzenlenmiş yüksek bedelli faturalarla baş başa bırakılmıştır.

SONUÇ

6- 2006 yılında kabul edilmiş olan sosyal güvenlik ve sosyal sigortalar alanında reform niteliğindeki yasal düzenlemeler doğrultusunda oluşturulmuş, Cumhurbaşkanı tarafından da dünyada örnek gösterilen, nüfusumuzun tümünü kapsaması gereken zorunlu genel GSS’ndan; çıkışların / kaçışların önüne geçilmesi, bu amaçla milletvekillerinin de kapsama alınması, sağlık hizmetlerinin kimseye ayrıcalık (imtiyaz) tanınmadan tek elden verilmesi gerekmektedir.

Milletvekilleri, yüksek mahkemelerin başkan ve üyeleri, orgeneral – oramirallerin kapsam dışına çıkarılmış olmaları; GSS sistemindeki sorunların bilinmesini / çözümlenmesini zorlaştırmakta, öte yandan toplumdaki adalet duygusunu da derinden yaralamaktadır.

Öbür yandan SUT tarifesi de ekonomik gerçeklerde göz önüne alınarak hızla yeniden güncellenmelidir. Bu bağlamda kamu sağlık kuruluşları daha iyi hizmet verebilir duruma getirilmeli, özel sağlık kuruluşlarının yasa ve SGK ile imzaladıkları sözleşme hükümlerine uyumları sağlanmalı, sigortalılar yüklü ek faturalarla baş başa bırakılmamalıdır.

  • Sigortalıların sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanmalarının önündeki engeller kaldırılmalıdır.