Etiket arşivi: Türk Tabipleri Birliği

BİR KEZ DAHA “UĞUR’LAR OLSUN” YİĞİT YOLDAŞ!

BİR KEZ DAHA “UĞUR’LAR OLSUN” YİĞİT YOLDAŞ!


UĞURLAR OLSUN” ağıtını çalıp söyleyerek yüreklerimizi yakan – sızlatan ama bir o denli de güç ve savaşım kararlılığı (azmi) aşılayan saygın ve çooook yetkin ses ve saz (gitar!) sanatçısı Selda Bağcan‘a şükran ile…
***
Toplumsal ağır – çok derin örselenmemizi (travmamızı) sıcacık ve akıllıca hatta bilgece sözleriyle sarıp sarmalamaya çaba gösteren bilinçli – önder kişilikli… çook yönlü bilim – sanat – yazın (edebiyat) insanımız Prof. Dr. Ataol Behramoğlu‘na….
***
Yiğit ve tarihe mal olan vatan evladımız Uğur Mumcu‘nun hem anısını (hatırasını) hem de değer (paha) biçilemez yapıtlarını yaşatarak geleceğe taşıma ve kuşaklara mal etme bağlamında ölçüsüz bir özveri – sebat ve başarı sergileyen, Mumcu’nun saygın ve de sevgin (aziz) eşi Güldal Mumcu‘ya, çok değerli 2 evladına, UM:AG‘ı kuran, destekleyen, bugüne taşıyan ve kurumsallaştıran… kişi ve kurum – kuruluşlara, Cumhuriyet Gazetemize… kendi adımıza engin şükranlarımızı sunuyoruz.
***
29 uzun yıl sonra, bu Halk seni unutmadı yiğit Uğur Mumcu.. unutmayacak da!

Sen vuruldun yiğidim ama çağrına uyduk biz de, Cumhuriyet’e kol kanat germeyi sürdürüyoruz.. Türkiye Cumhuriyetimiz sonsuza dek onurlu, başı dik yaşayacak!

Büyük ATATÜRK tam da böyle buyurup şaşmaz hedef koymadı mı!?

Bu da bizden sana yanıt ve kadim – dönülmez bir vaat olsun..

2 gün sonra, 26 Ocak 2022 Çarşamba günü akşam 20:30 – 22:00 arasında zoom ortamında ve youtube kanalımızda bunları bir kez daha anlatacağız Tüm Türkiye halkına ve dünyaya..

Türkiye bu ayracı (parantezi) de aşacak ve son karşıdevrimci saldırıyı da defetmeyi bilecektir. Gelecek, tüm dünyada, asla kuşku duymaya yer yok ki, BİLİMSEL AKILCILIĞA DAYALI AYDINLANMA olacaktır..

Üstelik, bu kaçınılmaz (deterministik) tarihsel ilerlemecilik, belki de en çok, karşıtlarına yarar sağlayacak, onları da insanlaştırarak mutluluk ve gönence eriştirecektir.

Yiğit Emniyet Müdürü A. Gaffar Okkan‘ı da şükranla anıyoruz. Mumcu cinayetini çözmüştü, tam da öldürüldüğü gün, 24 Ocak 2001’de açıklayacaktı kamuoyuna.. Yarasalar öylesine korkuya kapılmışlardı ki, Okkan’ı 5 korumasıyla arabasını havaya uçurarak katlettiler..

Koskoca Devlet, nasıl böylesine çok ciddi, ağır bir olayı haber alamaz ve önleyemez?

Bu sorunun çengeli 20 yıldır zihinlerdedir ve aydınlatılmadıkça da öyle kalacaktır.

AKP 20 yılında tek başına iktidarının ve bu alçakça cinayetleri çöz(e)medi!!? Niçin??!

Umut Davasında itirafçı olacak sanıkları hukuk dışı “tele” bilirkişi raporlarıyla aklayanlar Türk Tabipleri Birliğinin başına getirildiler, Av. Ceyhan Mumcu‘nun feryatlarına göre.. Emniyet Genel Müdürü / İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, Güldal Mumcu’nun tuğlayı çekmesi istemine “çekemem, devlet yıkılır..” dedi ve Mumcu cinayeti siyasal tercihle karanlıkta bırakıldı.

  • Devlet, en temel görevi olan YURTTAŞININ CAN GÜVENLİĞİNİ SAĞLA(YA)MADI..
  • Üstelik kökü dışarıda örgütlerin kanlı ellerini kıramadı! Niye? Asıl soru ve sorun budur!

ADALET & Demokrasi Haftası 29. yıl..

– Bir devlet ki can güvenliğini sağla(ya)mıyor, ko gitsin.
–  Kontrgerilla cinayetlerini engelle(ye)miyor, hesap soramıyor, at çöpe.
Türkiye devletsizdir, yeniden kurmalı!
– “BİLHASSA KİMSESİZLERİN KİMSESİ CUMHURİYET“i; Yüce ATATÜRK‘ün tanımı ile.
– Başaracağız!

Sevgi, saygı, ACI VE KAYGI ile.. ama UMUTLA!
24 Ocak 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

Hastane ücretleri yasalara aykırı

Mahmut ESEN
Mülkiye Başmüfettişi (E) 
ODA TV, 20 Aralık 2021
Emekli Mülkiye Başmüfettişi Mahmut Esen, SGK anlaşmalı özel hastanelerin fark ücreti almasını incelerken, durumun yasaya aykırı olduğunu belirtti. Özel hastanelerde ödenen SGK fark ücreti vatandaşları zora sokuyor. SGK anlaşmalı özel hastaneler fark ücreti olarak %200’e varan ücretler talep edebiliyor. Konuya ilişkin bir inceleme yapan Emekli Mülkiye Başmüfettişi Mahmut Esen ise, bu ek ücretlerin yasaya aykırı olduğunu belirterek, konuyla ilgili sorumlu kurumların farklı yaklaşımlar sergilediğini ifade etti.
Mahmut Esen, “Özel sağlık kuruluşlarının sigortalılardan haksız ek ücret alma konularında herhangi bir sorunla karşılaşmadıkları, rahat hareket ettikleri bilinmektedir” dedi. Mahmut Esen’in konuyu Odatv’ye değerlendirdiği yazısı şöyle:
“SGK ile anlaşmalı özel sağlık kuruluşlarınca 5510 sayılı SSGSS Yasasına aykırı olarak sigortalılardan fazladan/haksız (%200 üzerinde) ek ücret alınmaktadır. Uygulama ne yazık ki yerleşik; yaygın/ kanıksanır bir duruma gelmiştir. Bu yüzden özel sağlık kuruluşlarınca kolaylıkla, her geçen yıl daha çok ek ücret alınabilmektedir. Yasaya uygun ek ücret alan sağlık kuruluşu sayısı yok denecek kadar azalmıştır. Sorunu çözümlemekle, yasaları uygulamakla görevli olan kurum ve kuruluş yetkililerinin konuya farklı yaklaştıkları görülmektedir.

Bu bağlamda;

-Sağlık hizmet bedellerini (SUT fiyat tarifesini) yeterince güncellemeyen, bu yolla daha az sağlık bedeli ödeyen SGK’nın; sigortalılardan alınan yüksek ek ücretleri anlayışla karşıladığı, süreçten önemli bir yakınmasının olmadığı bilinmektedir.

-Öteyandan kamu yönetiminde bu konuları düzenlemek konusunda yetkili/sorumlu konumda bulunan (milletvekilleri ve yüksek yargı organları başkan/ üyeleri vb.) GSS kapsamı dışına çıkarılmıştır.

Bunların özel sağlık kuruluşlarında ek ücret ödenmesi gibi milyonlarca yurttaşımızı ilgilendiren bir sorunları yoktur, bu sorunlara yabancıdır.

-Ayrıca kamu gücü/otoritesini kullanma yetkisi olan kimi kamu idareleri ile özel sağlık kuruluşları arasında sözleşme/protokoller imzalanmıştır. Bu sözleşmelerle kamu idarelerinin mensuplarına verilecek sağlık hizmet bedellerinde (kurumuna göre) değişik oranlarda indirim uygulanması karara bağlanmıştır.

Oysa kamu idarelerinin (milletvekilleri vb. için sağlanacak sağlık hizmetler dışında) bu tür (hasta ödemeli) bir sözleşme düzenleme yetkileri yoktur. Çünkü sözleşmede taraf olan kamu idarelerinin üstlendiği bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Üstelik sözleşme yapılan sağlık kurumunun nasıl, neye göre belirlendiği belli değildir. Sözleşme öncesi ilan yapılmamakta, açıklık ve rekabet tesis edilmemekte (AS: kurulmamakta) veya aynı koşulları kabul eden tüm özel sağlık kuruluşları ile sözleşme imzalanması yönüne de gidilmemektedir.

Bu tür sözleşmeler Türk Tabipleri Birliğinin onayından da geçmemektedir. (Diş hekimleri ile imzalanan sözleşmeler kimi yönleri ile DHO inceleme ve onayından geçmektedir.)

Kimi özel sağlık kuruluşlarının; kamu idareleri ile iyi ilişkiler kurmak, kurumlarının tanıtımlarını yapmak, prestij sağlamak, ek ücretlerle ilgili oluşabilecek tepkileri hafifletmek vb. amaçlarla bu sözleşmeleri imzaladıkları, yakın ticari (müşteri sağlanması) amaçlarının daha sonra geldiği anlaşılmaktadır.

Bu tür sözleşmeleri belirli kesimlere verilmiş “sus payı” biçiminde değerlendirmek olanaklıdır. Mevzuat uyarınca ürettiği mal ve hizmetlerde kendi mensuplarına bile indirim uygulayamayan kamu idarelerinin; kendilerine verilecek sağlık hizmetlerinde özel indirim uygulanması etik değerler açısından da uygun düşmemektedir.

(Örneğin uyuşmazlık durumunda davalarına bakmak durumunda olan yargı mensuplarına, yapılan ödemelerin gerçeğe uygunluğunu denetlemekle yetkili olan SGK Müfettişlerine özel indirimler uygulandığı görülmektedir.)

-Öte yandan kamu idarelerine ait kuruluşlardan beklenen sağlık hizmetini alamayan göreceli olarak maddi durumu iyi olan yurttaşlarımızın özel kuruluşlarından alacakları hizmetleri için “tamamlayıcı sağlık hizmeti” sigortası yaptırmaya başlamıştır.

Yukarıda açıklanmış nedenlerle anlaşmalı özel sağlık kuruluşlarının sigortalılardan haksız ek ücret alma konularında herhangi bir sorunla karşılaşmadıkları, rahat hareket ettikleri bilinmektedir.

AKP iktidarınca, uygulamaya koyduğu “yeni ekonomik model” sonucu görülen haksız fiyat artışlarının önüne geçilmesi için denetimlerin yoğunlaştırılacağı ve yeni yasal düzenlemeler yapılacağı ifade edilmektedir. Ancak haksız fiyat artışlarıyla mücadele konusunda inandırıcı olunması, halkın güven ve desteğinin daha üst düzeyde sağlanabilmesi bakımından işe yürürlükte olan ve bugüne dek uygulanmadığı görülen yasalardan başlanılması, bu bağlamda geniş bir yurttaş kesimini ilgilendiren özel sağlık kuruluşlarına ödenen haksız ek ücretlerin denetiminin göz ardı edilmemesinde yarar vardır.

Bu arada sağlık konusundaki imtiyaz niteliğindeki ayrıcalıklara / haksız uygulamalara son verilmesi, toplumdaki adalet /eşitlik duygusunun pekiştirilmesine de gereksinim bulunmaktadır.
===========================
Dostlar,

Değerli dostumuz Sn. Esen, sorunu CİMER‘e de taşımıştır :

Twitter iletsi olarak paylaştığımız üstteki başvuru, 3 saat içinde 7 binden çok izleyicimiz tarafından okunmuştur : https://twitter.com/profsaltik/status/1473380247198478348?s=20

Bu uygulamalar çok boyutlu sorunlar doğurmakta ve sağlık hizmetlerine erişim ve kullanımda kabul edilemeyecek ölçekte eşitsizliklere yol açmaktadır. Oysa nitelikli sağlık hizmetlerine erişim temel bir insanlık hakkıdır (İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi md. 25 ve Anayasa md. 10, md. 56..)

Ayrıca Anayasanın 60. maddesi, “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir.” içeriklidir. Özünde, GSS (Genel Sağlık Sigortası) prim = ek vergi temelli olup, kabul edilemez eşitsizlik en baştadır. Sağlık hizmetleri Anayasanın 56. maddesine göre devletin ödevi, yurttaşların hakkıdır. Sağlık giderleri adil vergi rejimine dayalı kamu gelirlerinden karşılanmalı, piyasalaştırılmamalı ve öncelik mutlak biçimde etkin – yaygın – nitelikli koruyucu sağlık hizmetlerine verilmelidir.

İnsanlar özelleştirilmiş – ticarileştirilmiş sağlık hizmetlerinin asla MÜŞTERİSİ değil, bu hizmetleri doğuşta hak eden saygın ve onurlu öznelerdir.

Sorunu gündeme taşıyan dostumuz Sn. Mahmut Esen’e, bize de yolladığı yazısı için teşekkür ederiz.

Sevgi ve saygı ile. 22 Aralık 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na Salgın Önerileri Mektubu..

Sayın

           Kemal Kılıçdaroğlu
           CHP Genel Başkanı

Konu: Pandemi sürecinde alınabilecek önlemler konusunda öneri hk.

1-Mart/2020 tarihinde başlayarak ülkemizde de ortaya çıkan Koronavirüs salgınının halen ivme kazanarak devam ettiği; günlük açıklanan/açıklanması uygun görülen vaka sayısının son olarak 42.308, ölen kişi sayısının da 179’a ulaştığı görülmektedir.

Salgın hastalık ülkemizin ekonomisi ve topumsal yaşamını derinden etkilemiş, etkilemeye devam etmektedir.

  • İktidarın salgını yönetemediği de bilinmektedir.

Salgının mevcut durumu ve salgınla mücadele için alınması gereken önlemleri konusunda halkımız yeterli / güvenilir bilgilere sahip değildir. Bu durum; salgınla mücadele işlerini  de olumsuz etkilemektedir.

Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu; üstlendiği konumun gereği yapması beklenen görevlerini yerine getirememektedir. Bilim Kurulunca karara bağlanmış ve halkımıza doğrudan açıklanmış bir kararı yoktur.

Bilim kurulu üyelerinin sıklıkla TV ekranlarına çıktıkları, duruma göre, çoğu bilime dayanmayan kişisel görüşlerini açıklama, tanınır olma çabası / gayreti/yarışı içinde hareket ettikleri anlaşılmaktadır.

Güvenilir / saygın bilim adamları, Türk Tabipleri Birliği ve muhalefete mensup siyasi parti yetkililerinin salgın hastalık ve hastalıkla mücadele edilmesi konusunda yaptıkları açıklamalar; sistematik olmaması, çoğunlukla kişisel görüşleri içermeleri, erişim konularında karşılaştıkları güçlükler nedeniyle halkımız üzerinde arzu edilen etkiyi sağlamaktan uzak kalmaktadır.

2-Yaşamsal önemdeki salgının ( ne yazık ki ) azımsanmayacak bir süre daha devam edeceği, mevcut iktidarın yönetme güç / yeteneğini yitirmiş olduğu, salgının halkımız üzerindeki olumsuz etkilerinin gün geçtikçe arttığı / artacak olduğu açıktır.

Bu yüzden konuya çok daha fazla önem verilmesi gerekmektedir.

Salgın hastalığın mevcut durumu ve alınması gereken önlemler konusunda halkımız düzenli olarak (belirli aralıklarla) bilgilendirilmeli, doğru / gerçek bilgilerin halkımıza iletilmesi, halkımızın aydınlatılması sağlanmalıdır.

Salgın hastalık ortamında ne yapacağı, kime inanacağı konularında duraksama yaşayan halkımıza; bu koşullar altında bile çaresiz / yalnız olmadıklarını, bu sorunlara ve çözümlerine CHP’nin  hazır / istekli olduğunun vurgulanması, böylelikle iktidara yürümekte olduğunun daha etkili olarak gösterilmesinde yarar vardır.

Bu bağlamda konu ile ilgili olarak;

a)- Acilen bir pandemi çalıştayı düzenlenmesi;

b)-Halk Sağlığı, Enfeksiyon Hastalıkları, Mikrobiyoloji vb. ilgili alanların tıp bilimcileri akademisyenlerinden, tıp meslek örgütleri temsilcilerinden oluşan “seçenek pandemi bilim kurulu” oluşturulması; kurul üyelerinin belirli aralıklarla toplanmaları, karar almaları ve açıklamaları için zemin hazırlanması, bu konularda kendilerine her türlü kolaylığın gösterilmesi;

c)- Alınan kararların CHP belediyeleri aracılığıyla uygulamaya sokulmasının;

Uygun olacağı değerlendirilmektedir.

Bilgilerinize arz.

Saygılarımla. 03 Nisan 2021

Mahmut ESEN
Mülkiye Başmüfettişi
(Em.)

 

 

Türk Tabipleri Birliği kirli siyasetten uzak durmalıdır!

Türk Tabipleri Birliği kirli siyasetten uzak durmalıdır!

Dr. Ceyhun Balcı

Son 30 yılı ülkemizin birliğine, dirliğine ve bütünlüğüne karşı adayan TTB’ye (Türk Tabipleri Birliği) çağrıda bulunuyoruz. Çağrılarımızı toplasak hatırı sayılır bir oyluma erişir.

Biraz kanıksamış olsak da bunu yapmaktan yorulmadık, bıkmadık, usanmadık!

Oturup konuştuğunuzda bizim ülkemizin birliğiyle ve dirliğiyle sorunu yoktur, olamaz diyenlerin hemen her gündeme gelişlerinin yıkıcı bölücülük olması sıradan bir rastlantı olabilir mi? Uzun yıllar İzmir Tabip Odası’na hemen her düzeyde (seçilerek) hizmet vermiş bir hekim olarak yukarıdaki soruya EVET yanıtı veremiyorum.

Geçenlerde tutuklanan TTB Yüksek Onur Kurulu üyesi meslektaşımızın ilişkilendirildiği kuşkuyla ona kol kanat gerenlerin öne sürdükleri “iyi hekimlik” gerekçesi uzaktan yakından ilişkili değildi. Yeni haber şöyle :

Bu kez TTB Merkez Konseyi üyesi olarak seçilmiş bir meslektaşımız Avrupa’da düzenlenen ve buram buram ayrılıkçılık ve bölücülük kokan bir etkinlikte boy göstermekten kaçınma gereği duymuyor. Bu kadar mı rastlantı olur?

TTB’ye egemen olan grupçukların her seferinde bölücülükle, ayrılıkçılıkla ilintili olması rastlantıyla açıklanabilecek denli sıradan bir durum mudur? Ayrılıkçılık ve bölücülük değirmenine su taşıyanların bir kez olsun vatansever tutum almaması da rastlantıyla açıklanabilir mi?

Hep söyledik! Bıkıp usanmadan çağrıda bulunduk!

Yapmayın, etmeyin dedik! Dinletemedik!

Türk hekimlerinin ve Türkiye’de sağlık ortamının dağları aşan sorunları varken bir TTB Merkez Konseyi üyesinin akla zarar bir etkinliğin katılımcısı olması nasıl bir izlenim yaratır?

Sokaktaki vatandaşı ve meslek örgütlerine olumsuz yaklaşımı kuşkuya yer bırakmayacak denli belli olan iktidarı bir yana bırakıyorum.

Bu tutum, meslek örgütünün gerçek sahibi olan ortalama bir hekimi nasıl etkiler?

Can alıcı soru budur! Hemen söyleyelim!

Bu sorumsuz ve sınır tanımaz tutum meslek kuruluşunun birincil öğesi olan hekimleri meslek örgütünden daha da uzaklaştırır.

Uzun yıllar boyunca yaptığımız bir saptama vardı!

Bu saptama sezgilerden çok somut olgulara dayanmaktaydı!

TTB’ye 30 yıldır egemen olan dar grupçu anlayış hekimleri kucaklamak ve onları kapsamaktan çok onları kendi öz kuruluşlarından uzaklaştırmayı amaçlamaktaydı.

Son örnek de bu doğrultuda atılmış pervasız bir adım olarak tarihte yer alacaktır.

Uyarıyoruz!

  • Türk Tabipleri Birliği kirli siyasetten uzak durmalıdır!

Türk hekimlerinin ezici çoğunluğunun gönülden bağlı olduğu Tıbbiyeli geleneği TTB’nin vazgeçilmez rehberi olmalıdır.

Hekim kitlesi ancak böylelikle kazanılabilir. Toplum gözündeki olumsuz izlenim silinebilir.

Böylelikle TTB, varlık nedenine uygun, kazanım sağlamada başarılı çizgiye çekilebilir!

İstanbul Tabip Odası Basın Açıklaması 10.11.2020

Basın Açıklaması 10.11.2020

Salgın Politikası Bütünüyle İflas Etti

İSTANBUL İÇİN ACİL “KAPANMA” ZAMANI

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Türkiye’de COVİD-19 Pandemisi bütün şiddetiyle devam ediyor.
Sağlık Bakanlığı’nın hangi ölçütlere göre belirlendiği bile meçhul olan ölçütlerine göre ölüm sayısı 9 Kasım 2020’de 10.972’ye ulaştı. Türk Tabipleri Birliği’nin Türkiye nüfusunun % 36,5’ini temsil eden 11 ilin 1 Ocak – 31 Ağustos 2020 arasındaki belediye e-devlet ölüm verileri, TÜİK’in aynı döneme ait 2015-2019 verileri ile karşılaştırarak yaptığı hesaplama ise son 5 yılın ortalamasına oranla 2020’nin ilk 8 ayında 10.950 fazladan ölüm olduğunu ortaya koydu.
(https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php…)

Keza, Sağlık Bakanlığı’nın son “COVID-19 Haftalık Durum Raporu”nda İstanbul’da 25.10.2020 günü dahil olmak üzere COVİD-19’a bağlı toplam ölüm sayısı 3.253 olarak gösteriliyor. Oysa Bilim Akademisi’nin platformu sarkac.org’ta 09.11.2020’de yayınlanan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin verilerine dayanarak yapılan çalışmaya göre 12 Mart – 4 Kasım 2020 arasında İstanbul’da 2015-19 ortalamasına kıyasla toplam 8.456 ek ölüm gerçekleşti. (https://sarkac.org/…/istanbulda-haftalik-vefat-sayilari/)

  • COVİD-19 pandemisi sürecinde gerçek ölüm sayılarının Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığının yaklaşık üç katı olduğunu biliyoruz.

En ağır bedeli ise Sağlık Bakanı’nın daha salgının başlangıcında “Türkiye’nin Wuhan’ı” olarak tanımladığı, bugün ise Wuhan’ı geride bırakmış olan İstanbul ödüyor. İstanbul Tabip Odası olarak meslektaşlarımızdan topladığımız bilgiler ve sahadaki gözlemlerimiz durumun nasıl bir vahamet kesbettiğini (AS, Türkçesi var: ürkütücü bir duruma geldiğini!?) gösteriyor:

  • Ambulanslar COVİD-19 hastalarını taşımaya yetişemiyor, hastalar saatlerce sedyelerde bekletiliyor.
  • Hastanelerde mevcut servisler yetmiyor, her gün yeni yeni COVİD-19 servisleri açılıyor.
  • Servise yatması gereken birçok hasta yeterli yatak olmadığı için acillerde tutuluyor.
  • Yoğun bakımda yatması gereken birçok hasta, acillerde ya da servislerde bekletilip yoğun bakım yataklarının “boşalması” bekleniyor.
  • Yalnızca COVİD-19 hastaları değil, diğer hastalar da servis, yatak, yoğun bakım sıkıntısı yüzünden sağlık hizmeti alamıyor.

Kamu hastaneleri ihtiyaca yanıt veremediği için devreye sokulan özel hastaneler COVİD-19 hastalarını ancak ücret karşılığında kabul ediyor.
Bütünüyle İlçe Sağlık Müdürlükleri’nin üzerine yıkılmış olan filyasyon çalışmaları vakaların ancak çok az bir bölümüne yetişebiliyor.

  • İstanbul’un sağlık kurumları SOS veriyor ve durum her geçen gün daha da kötüye gidiyor.
  • AKP rejiminin salgın politikası bütünüyle iflas etti.

İSTANBUL İÇİN ACİL “KAPANMA” ZAMANI!

Salgının denetim  altına alınabilmesi, ölümlerin durdurulabilmesi için derhal alınması gereken

7 ACİL TEDBİR                                       :

1- İstanbul’un sağlık altyapısının bu gidişe dayanabilmesi mümkün görünmemektedir. Başta şehre giriş-çıkış kısıtlaması, en az SARS-CoV-2’nin kuluçka süresi olan 14 güne kadar toplumsal hareketliliğin azaltılması / sokağa çıkma kısıtlaması, temel / zorunlu ve acil mal ve hizmet üreten işler dışında bütün işlerde çalışmanın durdurulması olmak üzere virüsün yayılmasını azaltacak / durduracak önlemler hızla yaşama geçirilmelidir.

2- Salgınla mücadele hastanelerde değil, sahada kazanılır. Etkin bir filyasyon çalışması için Birinci Basamak sağlık hizmetlerindeki Aile Hekimliği – İlçe Sağlık Müdürlüğü ikiliği kaldırılmalı, Aile Sağlığı Merkezleri hızla bölge (AS: ve nüfus) tabanlı olarak organize edilmelidir.

3- Salgının denetim altına alınamamasının sorumluluğunu vatandaşlara yıkıp yalnızca “Maske – Mesafe – Hijyen” tekerlemesiyle pandemiyle başa çıkılamaz. Yapılması gereken, Dünya Sağlık
Örgütü’nün başından beri önerdiği gibi çok sayıda test yaparak hastalık tanısı konanlara katı bir izolasyon uygulamak, evde izolasyon koşullarının sağlanamadığı durumlarda yerel
yönetimlerle de işbirliği yaparak barınma olanakları sağlamaktır.

4- Pandeminin bütün insanlığı tehdit ettiği koşullarda sağlık, piyasanın vahşi koşullarına terk edilemez, özel hastanelerin COVİD-19 hastalarından para talep etmesine hiçbir şekilde göz
yumulamaz. Kamu sağlık kurumlarının ihtiyaca yanıt veremediği her durumda özel hastaneler Sağlık Bakanlığı’nın denetimine geçirilmeli, yurttaşların sağlık hizmetlerine erişimi istisnasız
ve ön koşulsuz bütünüyle parasız olmalıdır.

5- COVİD-19 dışı hastaların aylardır ertelemek zorunda kaldıkları sağlık hizmeti ihtiyacı daha fazla bekletilemez. Bölge ve nüfus özellikleri dikkate alınarak “pandemi dışı hastaneler” belirlenmeli ve ilan edilmelidir.

6- Salgın mücadelesi ancak yüksek motivasyonlu ve yeterli sayıda sağlık çalışanlarıyla kazanılabilir. COVİD-19 pandemisinin oluşturduğu istihdam ihtiyacı göz önüne alınarak KHK ile ihraç edilmiş ve ataması yapılmayan hekimler/sağlık çalışanları acilen göreve başlatılmalı;
aylardır pandemi mücadelesi nedeniyle yorgun düşmüş sağlık çalışanlarının çalışma koşulları ve özlük hakları hızla düzeltilmelidir.

7- Türkiye’de salgının 8 aydır denetim altına alınamamasının sorumlusu kuşkusuz onbinlerce yurttaşımızın yaşamına mal olan pandemi sürecinden başarı öyküsü çıkarmaya çalışan AKP
zihniyetidir.

Bugüne dek izlenen eksik, yanlış, tutarsız uygulamalara derhal son verilmeli, acilen aklın ve bilimin ışığında açık, şeffaf, güvenilir, toplumun bütün kesimlerinin katılımına açık yeni bir
salgın politikası oluşturulmalıdır.

  • Gelinen vahim durum göstermektedir ki; Türkiye’de salgınla mücadelenin ön koşulu bu zihniyetle mücadeleden geçmektedir.

Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.

İSTANBUL TABİP ODASI YÖNETİM KURULU

https://www.istabip.org.tr/site…/2020/kasim/10kasim_ba.pdf
=============================

Dostlar,

Salgının başından bu yana 160+ TV konuşması, webinar vb. etkinliğimiz oldu COVID-19 salgınının yönetimine ilişkin..

Hepsi ortada ve açık erişimlidir.

İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi saygın meslektaşlarımızın önerileri bütünüyle yerindedir ve ortak bir rotaya gelinmiş olmaktadır.

Sıra, İVEDİLİKLE, AKP iktidarının aklını başına devşirmesindedir..

Önlenebilecek ölümler sürmekte, gerçekler halktan saklanmakta ve üstelik salgının başarı ile yürütüldüğü masalları ısrarla halka anlatılmaktadır..

Bu durum / akıl ve bilim dışı politika artık daha fazla sürdürülemez.,

Bu salgının Türkiye’ye diz çöktürebileceğini de söyledik kezlerce..

3 temel engelimiz olduğunun altını çizdik, Türkiye’de salgın yönetiminin 3 temel engeli var :

1. Talan edilmiş ekonomi nedeniyle yeterli para yok salgını gereği gibi yönetmek için.
İktidar, “mış gibi” yapıyor. Servet / varlık vergisi konmalıdır, İspanya geçen hafta yaptı.

2. Sağlık Bakanlığı liyakatli bir kadro tarafından değil yandaşlarca yönetiliyor. Hata üstüne hata yapılıyor.. Sonuç ortada.. Refik Saydam Ulusal Koruyucu Sağlık Kurumu hızla açılmalı, salgın yönetimi bu özerk bilimsel kuruma bırakılmalıdır.

3. TEK ADAM REJİMİ / ŞAHSIM DEVELETİ traji-komik bir evreye sürüklenmiştir.. Ancak hala sorgulanamıyor, son kararı hep 1 kişi veriyor ve Bakanlar bile talimat almadan inisiyatif kullanamıyor; kamu yönetimi hızlı karar alamıyor.. Bu çağda 90 milyonluk bir ülkenin devasa sorunları tek 1 adamın 2 dudağına terk edilmez, bu bir yıkımdır ve somut örnekte masum insanlar ölmektedir! Sürdürülemez, Parlamenter sisteme hızla geri dönülmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 11 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

FİNCANCI KATIRLARI

FİNCANCI KATIRLARI

Dr. Birgi Tuna,
Aile Hekimi
Burhaniye

Türk Tabipleri Birliği seçimleri 27 Eylül’de yapıldıktan sonra 2 Ekim’de görev dağılımı yapıldı. TTB Merkez Konseyi Başkanı olarak Prof. Dr. Rasime Şebnem Korur (Fincancı)[1] adı açıklanınca, Nasrettin Hoca’nın o ünlü fıkrası kafamda çağrıştı. İçimden, “Etkin Demokratik TTB” grubunun arkasındaki güçler fıkradaki gibi fincancı katırlarını ürkütmeye karar vermiş, diye geçirdim. Aslında “ülkenin hayati meseleleri” konusunda iktidar ile muhalefeti “tek yumurta ikizleri kadar” birbirine benzeten bir anlayışı TTB’nin en üst koltuğuna bu dönemde oturtmanın Etkin Demokratik TTB’ye ne kazandıracağını bilmem olanaksız ama neler kaybedeceğimizi görüyor gibiyim…

Nedir Bu “Etkin Demokratik TTB”?

Tabip Odalarında ve TTB’de seçimlere düzenli ve örgütlü bir biçimde katılan “Etkin Demokratik TTB” adlı grubun ayrıca “İyi Hekimlik”, “Etkin Demokrat Hekimler” gibi adları da kullandıklarını görüyoruz. Kendilerini solcu ve sosyalist olarak tanımlasalar da, “YETMEZ AMA EVETÇİ”, “SİVİL TOPLUMCU” yaklaşımları ile “NEO-LİBERAL” tüm kurum ve kavramları sever ve benimserler. Bu grubun çekirdek kadrosu, Nusret Fişek öğretmenimizin çevresinden geldiği için tüm hekimlerin bilinçaltına işlemiş bir güven duygusunu sorunsuz kullanırlar. Ancak öne çıkmayan bir üst aklın bu grubu yönlendirdiği, Erdal Atabek ve Nusret Fişek ile saygınlaşan toplumsal hekim mücadelesinin, Selim Ölçer, Füsun Sayek, Eriş Bilaloğlu, Gençay Gürsoy ile kırılmaya başlayan çizgisinin günümüzde açıkça Mehmet Altan’ın temsil ettiği İkinci Cumhuriyetçi doğrultuya oturduğu görülmektedir.

Bu üst akıl, evrensel hekimlik değerlerini kullanıp hekimlere kendini “hak savunucusu” göstermeyi ve yurtsever hekimleri siper ederek TTB’deki iktidarı korumayı, itiraz edenlere “faşist” iftirası atarak işin içinden sıyrılmayı çok iyi becerebilmektedir.

Bu üst akıl, her fırsatta Türk Tabipleri Birliği üzerinden Türkiye Cumhuriyeti’ne kafa tutmaktan geri kalmamıştır. Türk Tabipleri Birliği kongrelerinde

  • İstiklal Marşı okunup okunmamasını oylatan bu anlayıştır.

İtiraz edenlerin üzerine militan hekimlerini “ırkçı ve faşist” diyerek saldırtan bu akıldır. Atatürk’ü anmakta bilinçli olarak kaçınan, Atatürk ve devrimlerini görmezden gelen, Atatürk’ü otoriter ve totaliter bir asker ve sivil bürokrasi yaratmakla suçlayan hep bu üst akıldır. Bu üst akıl Anıtkabir’i ziyaret etmeyi de “faşizan bir eylem” olarak görür. Bu üst akla göre, terörle mücadele yoktur savaş vardır. Terörist yoktur, özgürlük savaşçısı vardır. Bu dili ve kavramları yerli yerinde kullanamayanlar “Etkin Demokratik TTB” içinde yükselemez, mevki, makam sahibi olamaz.

Şimdi bu üst akıl, pandemi sırasında oldu-bittiye getirilen bir seçim süreci sonunda Şebnem Korur’u TTB Merkez Konseyi Başkanı yapmış Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı meydan okumasını da sürdürmüştür.

Şebnem Korur Neden Türk Hekimlerini Temsil Edemez?

Şebnem Korur’un neden Türk hekimlerini temsil edemeyeceğini açıklamadan önce “İkinci Cumhuriyetçilik” nedir bakalım.

Ergenekon ve Balyoz Kumpas davalarının yayın organı olan Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği yapmış, Mehmet Altan “İkinci Cumhuriyet” için 31 Ocak 1991’de yazdığı bir yazıda; “Birinci Cumhuriyet’in otoriter, totaliter, asker ve sivil bürokrasiye dayalı zihniyetiyle hukuksal yapısının yerini halk iradesine dayalı çağdaş dünya standartlarında bir demokratik çoğulculuğa bırakma önerisidir. Yani Kemalist Cumhuriyet’ten demokratik Cumhuriyet’e geçme önerisidir” demektedir.[2]

Zülâl Kalkandelen, bu çarpık düşünce yapısını “İdris Küçükömer’in Tezleri / İkinci Cumhuriyetçiliğin Temelleri / İkinci Grup’tan Yetmez Ama Evetçi Liberallere 90 Yıllık İhanet Mirası” [3] adlı eserinde incelemiştir. Özetle, İdris Küçükömer’e göre:

  • Kurtuluş Savaşı antiemperyalist değildir.
  • Emperyalizm karşıtlığı ile batılılaşma bir arada olamaz.
  • Laiklik, kültür mirasını reddetmektir.
  • Batıcı-laik bürokratlar halkı temsil etmezler.[4]

 “İdris Küçükömer’in savunduğu görüşler, kimi zaman çarpıtılarak da olsa, bugün hâlâ Atatürk devrimlerine karşı geliştirilen argümanlara kaynak olarak kullanılıyor.”[5]

Yani ikinci Cumhuriyetçiliğin asıl hedefinde “ulus devlet”, “vatanın bölünmez bütünlüğü” ve “tam bağımsızlık” ile “Atatürk’ten geriye kalan her şey ve Cumhuriyet’in tüm kurumları” var.

Buradan, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi’nin yeni başkanı Şebnem Korur’un savunduğu görüşlere göre konumlandığı yere gelecek olursak:

Şebnem Korur, Evrensel Gazetesinde internet üzerinden erişilebilen 13 Mart 2011 gününden bu yana 200’den fazla makale kaleme almış. Bu nedenle doğrudan kendi kaleme aldığı düşünceler ile Şebnem Korur hakkında görüş sahibi olmakta yarar var.

Şebnem Korur kendisini savunmak zorunda hissetmiş belli ki. Kaleme aldığı “Kayıkçı” adlı en son yazısında TTB, Adli Tıp Uzmanları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve İnsan Hakları Derneği üyelikleri olduğunu söylüyor.[6]

– Yani Halkların Demokratik Kongresi Yönetim Kurulu Üyesi,
Öcalan’a Özgürlük Platformu kurucusu değilim demek istemiş. Kendini amansız bir “insan hakları savunucusu” olarak tanımlayan ve işkenceye karşı mücadelesini 12 Eylül karşıtlığı ile beslemiş yazıda.

İnsan hakları ihlallerinde kimlik sormayız demesine rağmen; Şebnem Korur’un sayısız işkence ile öldürme olayından sorumlu Abdullah Öcalan ile ilgili övgü dolu görüşleri ise Evrensel Gazetesinde 8 Ocak 2012 günü yayınlanmış. Yazıda Abdullah Öcalan’ı,1992’de Atatürk Barış Ödülü’nü reddeden Nelson Mandela ile benzeştiriyor ve gelecekte beraat edebileceğini öne sürüyor:

 “PKK bugün itibarıyla terörist bir örgüt olarak tarif ediliyor. Abdullah Öcalan da terörist başı, kimi gazetelere göre ve özellikle ‘Türkiye Türklerindir’ diyerek ırkçılık suçu işleyen gazeteye göre ‘bölücü başı’.

“Tüm bu sıfatlar ne zaman ve nereden baktığınıza bağlı olarak değişebilir. Tarih bir gün teröristleri beraat ettirir. Geriye vicdanınızın yükü kalır, her sabah aynada görmek zorunda olduğunuz yüzlerinizle birlikte.”[7]

Şebnem Korur’un Türk Tabipleri Birliği’nin bağımsızlığını koruyabilmek için desteğine gereksinim duyacağı ana muhalefet partisi CHP’ni de yerden yere vurduğu, Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na da neredeyse demediğini bırakmadığı ideolojik yazısı da var. 3 Nisan 2011 günü yayınlanan makalesinde terörü “30 yıldır sürdürülen ulusal demokratik hak istemli mücadele” veson 30 yıllık çatışmalı süreç” olarak tanımlıyor. İktidar ve muhalefeti aynı kefeye koyarak sorunu çözme iddiasındaki AKP ve CHP’nin çözüm konusunda söylediklerine bakıldığında söylenebilecek tek şey; bu iki partinin çözümsüzlükte birleştikleridir!” demekte. İktidarı bir kenara bırakıp doğrudan CHP ve Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na ideolojik eleştiriler yaptığı yazısında dayatmacı bir dil göze çarpıyor. Kılıçdaroğlu’nun Kürt halkının ‘sivil itaatsizlik’ adıyla başlattığı eylemlerde anadilde eğitim, siyasi tutukluların serbest bırakılması, askeri operasyonların son bulması, yüzde 10 barajının kaldırılması talepleri için bir şey söyleyememesi, aslında çözüm için bir şey söylememekle eş anlamlıdır … AKP ve CHP arasında seçim propagandası için yapılan dalaşa bakıp aldanmayın! … ülkenin hayati meselelerine gelince birbirlerine tek yumurta ikizleri kadar benziyorlar!”[8]

Oysa, Etkin Demokratik TTB grubu, her seçimli TTB Büyük Kongresi öncesi TTB Genel Merkezinde, ana muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu ağırlayıp basın açıklaması yapmayı gelenek haline getirdi. Bu sayede hekimlere bir mesaj verildi. Bu mesaj, Etkin Demokratik TTB’yi TTB seçimlerinde iktidarda tuttu. Buna karşın Etkin Demokratik TTB en son seçimde Atatürk’ü küçümsemekten geri durmayan bir hekimi Merkez Konseyin başına getirdi.

Şebnem Korur, Atatürk’ün kadınlara seçme ve seçilme hakkı vermesini tam da Atatürk’ün ölüm yıldönümünün hemen ardından karalamış. 11 Kasım 2013 günü yayınlanan “Hak verilmez, alınır” adlı makalesinde Şebnem Korur, “Atatürk’ün ölümünün 75. Yılı nedeniyle pek çok arkadaşım sosyal medyada kimlik fotoğraflarını değiştirip birer Atatürk oldular. Hayranlık ve şükran duygularını dillendirdiler” diyerek Atatürkçü olmakla gurur duyan arkadaşlarını hor görüyor. “Kimse kadınlara seçme seçilme hakkı bağışlamış değildir. Tersine, hakkın kazanılmasına engel olmak üzere ellerinden geleni yapmışlardır. Bu engellerin başında soruşturma ve yargılamalarla sindirme de vardır.”[9] diyerek Atatürk’ü ve devrimlerini kötüleyip küçümsemekten çekinmiyor.

Oysa kendisinden tam 40 yıl önce 12 Eylül öncesinde çok uzun süre TTB Merkez Konseyi Başkanlığı yapmış ve 12 Eylül darbesinin acılarını doğrudan yaşamış olan Dr. Erdal Atabek, Atatürk dönemini, “siyasetten kişisel davranışlara kadar her adımı örnek bir ahlakın parlayışı”[10] olarak tanımlıyor. 12 Eylül karşıtlığı üzerinden sağdan soldan bir araya gelen birbirine benzemez ikinci cumhuriyetçilere inat!

İşte Etkin Demokratik TTB’nin Türk Tabipleri Birliğini getirdiği nokta budur. Türk Tabipleri Birliği, Etkin Demokratik TTB’nin elinde, İttihat ve Terakki, Kuvayı Milliye çizgisinden gelip Samsun’a Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın[11] yanında çıkıp Sivas Kongresinde “Tam bağımsızlığı” haykırarak emperyalizme karşı duran anlayıştan, Atatürk’e utanmadan dil uzatan bir anlayışa dönüştürülmüştür.

Şebnem Korur, TTB Merkez Konseyi seçimleri öncesi, Cumhuriyet Gazetesi’ne verdiği demeçte “Hekimler bu döneme tek yürek olarak girmeli”[12] demiştir. Bu istencini Dr. İbrahim Tali Öngören, Dr. Refik Saydam, Dr. Behçet Adil Feyzioğlu, Dr. Hikmet Boran, Dr. Nusret Fişek çizgisinin dışına çıkarak dile getirmesi, Türk hekimliğinin belleğine de geleneğine de uymamaktadır. Şebnem Korur bu yönüyle hekimlik mesleği öznesinde hekimleri bir arada tutacak donanıma da, birikime de, söylem birliğine de sahip değildir.

Şebnem Korur adı, TTB’ye yönelik yok edici bir saldırıya karşı, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki tüm demokratik güçlerin ortak bir duruş ile direnmesini engelleyecek kadar siyasallaşmış, taraf olmuş, ortak değerlerden uzaklaşmış durumdadır. Şebnem Korur adı kuşku götürmeyecek bir biçimde Devlet aygıtına karşı bir meydan okuma ve hukuksuz eylem yaratmaya yönelik açık bir kışkırtmadır. Her iki olasılık da Türk hekimliğine hiçbir şey kazandırmayacaktır.

Şebnem Korur’un kişiliğine saldırılması, görüşlerini özgürce ifade etmesine karşı gelinmesi veya engel olunması kabul edilemez bir durumdur. Türk gencinin varlığına ve bütünlüğüne kasteden bu çarpık görüşleri öfkelenmeden duymak, okumak, anlamak, arkasındaki çarpık düşünce ve çıkar çevrelerini yorumlama hakkı bulunmaktadır.

Ancak, Şebnem Korur’un Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı olması ve tüm Türk Tabiplerini “tek yürek haline getirip” temsil etmesi de olanaksız, içi boş ve kabul edilemez bir durumdur.

Tek çözüm, fincancı katırlarını ürkütmeden Dr. Şebnem Korur’un Merkez Konsey Başkanlığından ayrılması ve Dr. Vedat Bulut gibi “Etkin Demokratik TTB” çatısı altında yer alan ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak değerleriyle ideolojik ve siyasi sorunu olmayan bir Başkan’a bu görevi devretmesidir.

Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Cumhuriyeti’ne meydan okunacak, Türk Hekimlerinin belleği, geleneği, aklı ve vicdanı ile alay edilecek bir kurum değildir.

Türk Hekimlerine bundan sonra düşen en önemli görev, kendilerini “Etkin Demokratik TTB” diye pazarlayan çarpık gündemleri olan ikinci cumhuriyetçilere değil “ÖNCE İNSAN, ÖNCE HEKİM” diyerek hekimlik mesleğinin gereklerini önceleyen yurtsever hekimlere destek olmaktır.
****

[1] Sayın Korur’un bir yazısındaki alçak gönüllü kişiliğine saygı gereği bu yazının geri kalan kısmında akademik ünvanı kullanılmamıştır.
[2] Kalkandelen, Zülal (2017), “İdris Küçükömer’in Tezleri / İkinci Cumhuriyetçiliğin Temelleri / İkinci Grup’tan Yetmez Ama Evetçi Liberallere 90 Yıllık İhanet Mirası”, Kırmızı Kedi Yayınevi; S: 161
[3] Kalkandelen, Zülal (2017), “İdris Küçükömer’in Tezleri / İkinci Cumhuriyetçiliğin Temelleri / İkinci Grup’tan Yetmez Ama Evetçi Liberallere 90 Yıllık İhanet Mirası”, Kırmızı Kedi Yayınevi
[4] Küçükömer, İdris  (1994), “Düzenin Yabancılaşması”, Bağlam Yayınları
[5] Kalkandelen, Zülal (2017), “İdris Küçükömer’in Tezleri / İkinci Cumhuriyetçiliğin Temelleri / İkinci Grup’tan Yetmez Ama Evetçi Liberallere 90 Yıllık İhanet Mirası”, Kırmızı Kedi Yayınevi; S: 15
[6] Korur Fincancı, Şebnem (2020); “Kayıkçı” Evrensel Gazetesi; 5 Ekim 2020 (https://www.evrensel.net/yazi/87280/kayikci)
[7] Korur Fincancı, Şebnem (2012); “Terörist” Evrensel Gazetesi; 8 Ocak 2012 (https://www.evrensel.net/yazi/20808/terorist)
[8] Korur Fincancı, Şebnem (2011); “Çözümsüzlükte Birleşiyorlar” Evrensel Gazetesi; 3 Nisan 2011 (https://www.evrensel.net/yazi/3373/cozumsuzlukte-birlesiyorlar)
[9] Korur Fincancı, Şebnem (2013); “Hak verilmez, alınır” Evrensel Gazetesi; 11 Kasım 2013 (https://www.evrensel.net/yazi/69776/hak-verilmez-alinir)
[10] Atabek, Erdal (2020), “Diyojen fenerle adam arıyordu!..” Cumhuriyet Gazetesi, 5 Ekim 2020 (https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/erdal-atabek/diyojen-fenerle-adam-ariyordu-1771173)
[11] 19 Mayıs 1919’da Atatürk Samsun’a ayak bastığında, tam adı ve ünvanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’dır. Samsun’a çıkarken Bandırma vapurunda yanında üç hekim bulunmaktadır: Dr. İbrahim Tali Öngören, Dr. Refik Saydam, Dr. Behçet Adil Feyzioğlu
[12] Korur Fincancı, Şebnem (2020), “Şebnem Korur Fincancı TTB’de başkanlığa aday: Hekimler bu döneme tek yürek olarak girmeli” Cumhuriyet Gazetesi, 5 Ekim 2020 (https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/sebnem-korur-fincanci-ttbde-baskanliga-aday-hekimler-bu-doneme-tek-yurek-olarak-girmeli-1769051)

10 Tabip Odasından Ortak Açıklama

10 Tabip Odasından Ortak Açıklama

 

Türk Tabipleri Birliği, 6023 sayılı yasayla kurulmuş, ülkemizdeki hekimlerin en köklü ve meşru meslek kuruluşudur.

Birliğimizin öncelikli amacı, hekim haklarını korumak, hekimler arası dayanışmayı artırmak,
halk sağlığını iyileştirmeye ve sorunlarını gidermeye yönelik bilimsel çözümler üretmektir.

Türk Tabipleri Birliği’nin yasal misyonu doğrultusundaki çalışmaları, hem toplumun sağlığının iyileştirilmesini hem de ülkemizde hekimlerin haklarının kazanılmasını ve saygınlığının artmasını sağlayacaktır.

Başta Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı olmak üzere, hekimleri temsil makamındaki insanların, bu makamı taşıyabilmesi için şaibesiz bir geçmişe ve bununla uyumlu kişilik, tavır ve duruşa sahip olması zorunludur.

72. Büyük Kongrede seçilen yeni Merkez Konseyi’nde başkanlığa getirilen Dr. Şebnem Korur Fidancı, hekim haklarını savunmaya ve halk sağlığını iyileştirmeye yönelik değil;
Türkiye Cumhuriyeti’nin birliğine, ulusal çıkarlarına ve kamu vicdanına aykırı eylem ve söylemleriyle öne çıkmış bir kişiliktir.

Sadece seçilmiş olmak kimseye meşruiyet kazandırmaz; meşruiyet liyakati de gerektirir.

  • Bu nedenle, mevcut Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi’nin bizleri temsil etmediğini meslektaşlarımıza ve kamuoyuna ilan ediyoruz.

Aksaray Tabip Odası                        Amasya Tabip Odası
Erzurum Tabip Odası                       Kahramanmaraş Tabip Odası
Kayseri Tabip Odası                         Nevşehir Tabip Odası
Niğde Tabip Odası                           Sakarya Tabip Odası
Tokat Tabip Odası                            İzmir Hekim Güçbirliği Grubu

====================================================

Dostlar,

Biz de bu açıklamaya katılarak paylaşıyoruz..
Bu dosyadan hemen önce 2 dosya daha paylaştık web sitemizde..
Onlara da bakılmasını dileriz..

http://ahmetsaltik.net/2020/10/03/fincanci-turk-hekimlerini-temsil-edemez/ 

Şebnem Korur Fincancı, Türk hekimlerini temsil edemez!

Sevgi ve saygı ile. 04 Ekim 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

45 yılda Türk Tabipleri Birliği ve Tabip Odaları Çalışmalarımız

Prof. Dr. Ahmet SALTIK’ın (MD, MSc, BSc)
1975’ten günümüze 45 yılda Türk Tabipleri Birliği ve Tabip Odaları Çalışmaları..
 

  • 1975’lerde İstanbul Tabip Odası’nda TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Erdal Atabek’in söyleşilerine katılım ile başladık…
  • Edirne – Kırklareli Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyeliği, 2 dönem (4 yıl, seçimle)
  • Edirne Tabip Odası lokal binası yapımının ¼ bedelinin bilgisayar kursları ile karşılanması (Dr. Ahmet Yılmaz ve Dr. Serbülent Orhaner ile birlikte)
  • Uzun yıllar Edirne – Kırklareli Tabip Odası adına TTB Büyük Kongresi delegeliği (seçimle)
  • TTB Yüksek Onur Kurulu üyeliği (1992-96, 2 dönem, seçimle)
  • Ankara Tabip Odası adına Çankaya İlçe Umumi Hıfzıssıhha Kurulu üyeliği

TTB ve Odaların etkinlik. Çağrı, rapor vb. metinlerine www.ahmetsaltik.net adresli sitemizde sıklıkla yer vermekteyiz..

TTB – ATO…. Yayınları ve 6 Kitap Bölümü               : 

…………….
………….

Tabip Odaları Konferans – Panellerimiz

……………….

İŞYERİ HEKİMLİĞİ SERTİFİKA KURSLARINDA 6 YIL BOYUNCA VERİLEN DERSLER

1997-2002 arasında, 32 Tabip Odasında 6 yılda 318 x 2 = 636 saat ders anlatımı..
(TTB’ye çok önemli maddi kazanımlar..)

…………………….
…………………..
…………………….
………………………..
…………………
*************

TTB / Tabip Odaları çalışmalarımızı 1975’ten bu yana 45 yılı çıkarmaya çalıştık..
8 sayfa çalışma – emek – görev listesi çıktı. TTB – Tabip Odalarının yayın organlarında;

–  6’sı kitap bölümü olmak üzere 32 makale yazmışız.
– TTB ve Odalarımızda 18 konferans-panel vermişiz

1997-2002 arasında 6 yıl boyunca 32 Tabip Odasında İşyeri Hekimliği Sertifika Kurslarında akademik sorumluluğa ek, 318 x 2 = 636 saat ders anlatımı yapmışız ve

  • TTB’ye çok önemli maddi kazanımlar sağlanmış..

Aldığımız görevler arasında 4 yıl (2 dönem) Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeliği, 4 yıl (2 dönem) seçimle gelinen Yüksek Onur Kurulu üyeliği de var (1992-96)..

Tıbbiyede, öğrencilerimizi düzenli olarak Tabip Odası ziyaretine götürmekteyiz meslek örgütünü tanımaları amacıyla..

Halen ATO YK’nun 2020-2022 dönemi 2 genç üyesi, AÜTF 2014-15 mezunu öğrencilerimiz..

Sayısız sokak etkinliklerine katıldık.. 1989’da Etlik – Kasalar’da yürüyenler arasında Edirne – Kırklareli Tabip Odasını temsilen 2 kişiden biri bizdik.. (fotoğrafı arşivimizde)

3 Kasım 1990’da, yağmur altında Prof. Dr. Nusret Fişek hocamızın cenazesinde portresini taşıyan da bizdik (fotoğrafı arşivimizde)

8 sayfalık çalışma raporumuz için tıklayınız..
Dr._Ahmet_SALTIK’in_1975-2020_TTB_Calismalari

Sevgi ve saygı ile. 15 Eylül 2020, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Türk Tabipleri Birliği Uyarıyor

Erinç Yeldan

Türk Tabipleri Birliği Uyarıyor

09 Eylül 2020, Cumhuriyet
İnsan mı, ekonomi mi?
Covid-19 salgınının patlak verdiği günlerden bu yana yedi ay geçti. Siyaset, bu ortamda hâlâ insan yaşamının her tür çıkar kaygısının üstünde olduğu ve olması gerektiği gerçeğini kabullenebilmiş değil. Bu satırların yazıldığı sırada dünyada toplam olgu sayısı 27 milyon 436 bin kişiyi aşmış; virüs nedeniyle yaşamını kaybedenlerin sayısı 896 bin kişiye ulaşmış idi. 7 Eylül itibarıyla, Sağlık Bakanlığınca yayımlanan resmi verilere göre, ülkemizdeki aktif olgu sayısı 281 bin 509 kişi; yaşamını kaybedenlerin sayısı ise 6 bin 730 idi.
Türkiye, dünyanın en kalabalık 17. ülkesidir. Aynı tarih itibarıyla, ülkemiz dünyada Covid-19 doğrulanmış¸ olgu sayısında 18. sırada, Covid-19 doğrulanmış¸ ölüm sayısında 22. sırada, milyon kişi başına düşen doğrulanmış¸ olgu sayısında 76. sırada (3331), milyon kişi başına düşen doğrulanmış¸ ölüm sayısında ise 58. sırada (80) yer almaktaydı.

Covid-19 pandemisinin ülkemizde de görülmeye başlandığının resmi olarak açıklanmasının üzerinden yaklaşık altı ay geçmiş durumda. Ancak, özellikle haziran başından bu yana izlenmiş bulunan resmi yaklaşım, salgının yayılmasına karşı alınmış olan önlemlerin “ekonominin gerçekleri doğrultusunda” gevşetilerek, hastalıkla mücadelede vatandaşın birincil derecede sorumlu ilan edilmesi ve salgınla baş başa bırakılması stratejisine dönüştü. Nitekim, bu gerçekler ışığında Türk Tabipleri Birliği (TTB) ne yazık ki bizimle şu satırları paylaşmak zorunda kalmış idi:

“… ülkemiz genelinde ne çalışma yaşamı, ne sağlık, ne eğitim ne de üniversite vb. herhangi bir alana yönelik olarak bütünlüklü, bilimsel bilgiye dayalı ve toplumsal gereksinimleri önceleme özelliklerini birlikte taşıyan herhangi bir kamusal düzenleme gerçekleştirildi.” 

TTB, 26 Ağustos tarihinde Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan “COVID-19 Kapsamında Kamu Çalışanlarına Yönelik Tedbirler” genelgesine yönelik olarak, Salgın Çalışma Yaşamında Ayrım Yapmıyor! uyarısını yapıyor ve şu tespitleri bizlerle paylaşıyordu:

“Genel bütçeden doğrudan kamusal mali destek kararıyla işverenler öncelenirken, tüm emekçiler, esnaf ve işsizler görmezden gelindi. Çalışma koşullarına ve çalışanlara yönelik düzenlemelerde de özel sektör, tarım sektörü ve kayıt dışı alanlar yok sayıldı. 

Hükümet, sorumluluğunu yerine getirmekten, sermaye gruplarıyla karşı karşıya gelmekten salgının yayılması, ölümlerin artması pahasına ısrarla kaçınıyor. … Çalışma koşulları ile çalışanlara yönelik olarak, pandeminin gerektirdiği nitelik ve nicelikteki düzenleme ile denetimler özel sektör söz konusu olduğunda yok sayılmaya devam ediliyor.” 

Türk Tabipleri Birliği, salgının ülkemizde denetim altına alınamamasının önemli nedenlerinden bir tanesinin bu tutumun sürdürülmesi olduğunun altını çizmektedir. TTB “… hem çalışma koşulları hem de çalışanların özlük haklarına ve sağlıklarına yönelik bütünlüklü, bilimsel bilgiye dayalı ve toplumsal gereksinimleri önceleme özelliklerini birlikte taşıyan düzenlemelerin zaman geçirilmeden yapılması” gerekliliğini vurgulamakta; sağlık emekçilerine yönelik olarak da şu tedbirlerin ivedilikle alınmasını talep etmektedir:

1. COVID-19 hastalarıyla ilgili birimlerde görevli çalışanların çalışma saatleri ve iş yükleri fiziksel ve ruhsal sağlıklarını koruyacak şekilde düzenlenmelidir.

2. Sağlık çalışanı ebeveynlere, çocuğunun bakımı ve sağlığı ile mesleğini icra etme ve geçimini sağlayabilme arasında seçim yapmaya zorlamadan ücretsiz kreş, çocuk bakım desteği ya da ücretli idari izin gibi olanaklar sağlanmalıdır.

3. Temel ücretlerinde emekliliğe de yansıyacak şekilde düzenleme yapılmalı; performans ödemeleri Ocak 2021’e kadar en üst seviyeden ödenmeli, çalışanların hastalık izni ve rapor nedeniyle ücretlerinde kesinti uygulamasına son verilmelidir.

4. COVID-19 hastalığı, bütün sağlık çalışanları için meslek hastalığı olarak kabul edilmelidir. Düzenleme geriye dönük olarak da geçerli olmalıdır.

Yazımızı bitirirken ilk satırlara geri dönmek elzem: Önce insan!

Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman’dan olay yaratan koronavirüs iddiaları

Türk Tabipleri Birliği Başkanı
Prof. Dr. Sinan Adıyaman’dan olay yaratan

koronavirüs iddiaları

https://www.internethaber.com/turk-tabipler-birligi-baskani-adiyamandan-olay-yaratan-koronavirus-iddialari-2118063h.htm  02.08.2020

“Her gün binin altında vaka açıklıyorsunuz ama yoğun bakımda yatan hasta oranı yüzde 10. Dünyada bu ortalama yüzde 1. Bölgede ise yüzde 15.” diyen Türk Tabipler Birliği Başkanı Sinan Adıyaman, “Yüzde 80 hasta semptom vermiyor. Türkiye için en büyük tehdit bu. Saatli bomba gibi vatandaşın içinde bu hastalar.” görüşünü savundu.

Türk Tabipleri Birliği Başkanı Sinan Adıyaman Türkiye’deki koronavirüs salgınına ilişkin iddialar ve vaka sayılarındaki artışa ilişkin açıklamalarda bulundu.

T24’ten Gökçer Tahincioğlu’na konuşan Adıyaman, “Sağlık Bakanlığı mücadeleyi tamamen yurttaşlara bırakmış durumda. Artı bu verileri vermeyerek dünyadan, bilim insanlarından gizleme çabasında” ifadelerini kullandı.

“Biliniyor ama test yapılmıyor”

Başkan Adıyaman, şu açıklamaları yaptı: Sağlık Bakanlığı, temaslılara teste kota koydu. Hasta geliyor, o hastayla temaslı olanlar da biliniyor ama test yapılmıyor. Testler azaldıkça yeni hasta sayısı da azalıyor. Hiç test yapılmazsa hasta sayısı sıfır olur zaten. Test miktarını artırmanız lazım. Yoksa hastayı bulamazsınız.

Her gün binin altında vaka açıklıyorsunuz ama yoğun bakımda yatan hasta oranı yüzde 10. Dünyada bu ortalama yüzde 1. Bölgede ise yüzde 15.

Bu oranlar ortaya çıkmasın diye bu testler kaldırıldı. Sağlık Bakanlığı halkı paniğe sevk ediyor. Hastalar eve gönderiliyor çünkü yer kalmadı bazı kentlerde. Şimdi evlere yolluyorsunuz ama evlerden çıkıp çıkmadığını bilmiyorsunuz ki.

“Birinci dalga tüm hızıyla devam ediyor”

TTB Başkanı Adıyaman, bazı kentlerde koronavirüs vakalarında yaşanan artışla ilgili olarak gündeme gelen, “Sağlık Bakanlığı’nın il müdürlükleri aracılığıyla, hastanelere, 50 yaşından genç, hafif hastalık tablosuyla başvuranların evlere gönderilmesi, bu kişilere ilaç tedavisinin evde başlanması talimatı verdiği”, “hastanelere gönderilen talimatta, yatış endikasyonu olmayanların servislere sevk edilmemesi, evde izolasyon ile takibi, filyasyon ekipleri ve aile hekimleri aracılığıyla günlük semptom sorgulaması yapılmasının istendiği” iddialarına ilişkin kendilerine de benzer bilgiler geldiğini belirterek, şöyle konuştu:

Bu ikinci dalga değil.

Birinci dalga tüm hızıyla devam ediyor. ,

Başta Şanlıurfa ve Diyarbakır olmak üzere yoğun bakımlar gerçekten dolmuş durumda. Sadece Türkiye değil, dünyada da yeniden artmaya başladı. Ankara’da yoğun bakım yataklarında ciddi sıkıntı var artık. Güneydoğu’da, Doğu’da hasta sayısında ileri derecede artış var. Muhtemelen Türkiye’nin sağlık kapasitesi bölgelerde bunu kaldıramayacak duruma gelebilir. Bundan korkuyoruz. Başından beri söylüyoruz, hem bireysel hem kamusal tedbir alınmalıdır. Siz sadece bireylere bırakırsanız olmaz. Şimdi Sağlık Bakanı da kurallara uyulmazsa yeni tedbir gelebileceğini söylüyor” dedi.

“Kapasite yetmeyecek”

Adıyaman, şu değerlendirmeleri yaptı: Fiziksel mesafenin önemini baştan beri söylüyoruz, o şartları ortadan kaldırmazsanız fiziksel mesafe korunamaz. Kapalı yerlerde yemek yenilmesi, toplumsal aktiviteler, toplu ibadetler, düğünler mesela. Büyük örnek olduğu için söylüyorum, 350 bin kişi Ayasofya’nın açılışında vardı. Sadece bu değil tabi ki toplumsal hareketliliğin genel olarak azaltılması lazım.

Yoksa korkuyoruz ki birçok ilde sağlık sisteminin kapasitesi yetmeyecek.

“Kazanımlarımızın birer birer kaybolmasına yol açacak”

Sağlık Bakanlığı, temaslılara teste kota koydu. Hasta geliyor, o hastayla temaslılar biliniyor ama test yapılmıyor. Testler azaldıkça yeni hasta sayısı da azalıyor. Hiç test yapılmazsa hasta sayısı sıfır olur. Test miktarını arttırmanız lazım. Yoksa hastayı bulamazsınız. Bu virüs hala çok bulaşıcı. Siz bir hastayı buluyorsunuz, 10 temaslısı var, temaslılara test yapmazsanız yeni hastayı bulamazsınız. Bu da tabelaya yansıyor. 1’in altında kalıyor. Temaslılara yapsanız iki üç misli çıkacaktır.  Yaşamsal öneme sahip bu test endikasyonu. Tabip odalarından gelen bilgiler, bunun yapılmadığını gösteriyor. Kazanımlarımızın birer birer kaybolmasına yol açacak bu. 6 bine yakın hasta vefat etti. 45 sağlık çalışanı, 24’ü doktor, kaybettik. Sağlık Bakanlığı’nın filyasyon faaliyetlerini yeniden sürdürmesi gerekiyor. Halk paniğe kapılıyor. Her gün binin altında vaka açıklıyorsunuz ama yoğun bakımda yatan hasta oranı, yüzde 10. Dünyada bu ortalama yüzde 1. Bölgede ise yüzde 15. İnsanın aklına geliyor. Bu oranlar ortaya çıkmasın diye mi bu kaldırıldı? Açık söylüyorum Sağlık Bakanlığı halkı paniğe sevk ediyor.

“Saatli bomba gibi vatandaşın içindeler”

Eve gönderme de şundan oluyor, ilaçlar veriliyor çünkü yer kalmadı bazı kentlerde. Filyasyonda, evlerin önünde polisler bekliyordu çıkmasın diye. Şimdi evlere yolluyorsunuz ama evlerden çıkıp çıkmadığını bilmiyorsunuz ki. Yüzde 80 hasta semptom vermiyor. Türkiye için en büyük tehdit bu. Saatli bomba gibi vatandaşın içinde bu hastalar. Plajlarda, barlarda, kafelerde dolaşıyorlar. Birçok kişiye de bulaştırıyorlar. Hızlı biçimde yayılıyor ama Sağlık Bakanlığı mücadeleyi tamamen yurttaşlara bırakmış durumda. Artı bu verileri vermeyerek de dünyadan, bilim insanlarından gizleme çabasında.