Etiket arşivi: Türk Tabipleri Birliği

BİR KEZ DAHA “UĞUR’LAR OLSUN” YİĞİT YOLDAŞ!

BİR KEZ DAHA “UĞUR’LAR OLSUN” YİĞİT YOLDAŞ!


UĞURLAR OLSUN” ağıtını çalıp söyleyerek yüreklerimizi yakan – sızlatan ama bir o denli de güç ve savaşım kararlılığı (azmi) aşılayan saygın ve çooook yetkin ses ve saz (gitar!) sanatçısı Selda Bağcan‘a şükran ile…
***
Toplumsal ağır – çok derin örselenmemizi (travmamızı) sıcacık ve akıllıca hatta bilgece sözleriyle sarıp sarmalamaya çaba gösteren bilinçli – önder kişilikli… çook yönlü bilim – sanat – yazın (edebiyat) insanımız Prof. Dr. Ataol Behramoğlu‘na….
***
Yiğit ve tarihe mal olan vatan evladımız Uğur Mumcu‘nun hem anısını (hatırasını) hem de değer (paha) biçilemez yapıtlarını yaşatarak geleceğe taşıma ve kuşaklara mal etme bağlamında ölçüsüz bir özveri – sebat ve başarı sergileyen, Mumcu’nun saygın ve de sevgin (aziz) eşi Güldal Mumcu‘ya, çok değerli 2 evladına, UM:AG‘ı kuran, destekleyen, bugüne taşıyan ve kurumsallaştıran… kişi ve kurum – kuruluşlara, Cumhuriyet Gazetemize… kendi adımıza engin şükranlarımızı sunuyoruz.
***
29 uzun yıl sonra, bu Halk seni unutmadı yiğit Uğur Mumcu.. unutmayacak da!

Sen vuruldun yiğidim ama çağrına uyduk biz de, Cumhuriyet’e kol kanat germeyi sürdürüyoruz.. Türkiye Cumhuriyetimiz sonsuza dek onurlu, başı dik yaşayacak!

Büyük ATATÜRK tam da böyle buyurup şaşmaz hedef koymadı mı!?

Bu da bizden sana yanıt ve kadim – dönülmez bir vaat olsun..

2 gün sonra, 26 Ocak 2022 Çarşamba günü akşam 20:30 – 22:00 arasında zoom ortamında ve youtube kanalımızda bunları bir kez daha anlatacağız Tüm Türkiye halkına ve dünyaya..

Türkiye bu ayracı (parantezi) de aşacak ve son karşıdevrimci saldırıyı da defetmeyi bilecektir. Gelecek, tüm dünyada, asla kuşku duymaya yer yok ki, BİLİMSEL AKILCILIĞA DAYALI AYDINLANMA olacaktır..

Üstelik, bu kaçınılmaz (deterministik) tarihsel ilerlemecilik, belki de en çok, karşıtlarına yarar sağlayacak, onları da insanlaştırarak mutluluk ve gönence eriştirecektir.

Yiğit Emniyet Müdürü A. Gaffar Okkan‘ı da şükranla anıyoruz. Mumcu cinayetini çözmüştü, tam da öldürüldüğü gün, 24 Ocak 2001’de açıklayacaktı kamuoyuna.. Yarasalar öylesine korkuya kapılmışlardı ki, Okkan’ı 5 korumasıyla arabasını havaya uçurarak katlettiler..

Koskoca Devlet, nasıl böylesine çok ciddi, ağır bir olayı haber alamaz ve önleyemez?

Bu sorunun çengeli 20 yıldır zihinlerdedir ve aydınlatılmadıkça da öyle kalacaktır.

AKP 20 yılında tek başına iktidarının ve bu alçakça cinayetleri çöz(e)medi!!? Niçin??!

Umut Davasında itirafçı olacak sanıkları hukuk dışı “tele” bilirkişi raporlarıyla aklayanlar Türk Tabipleri Birliğinin başına getirildiler, Av. Ceyhan Mumcu‘nun feryatlarına göre.. Emniyet Genel Müdürü / İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, Güldal Mumcu’nun tuğlayı çekmesi istemine “çekemem, devlet yıkılır..” dedi ve Mumcu cinayeti siyasal tercihle karanlıkta bırakıldı.

  • Devlet, en temel görevi olan YURTTAŞININ CAN GÜVENLİĞİNİ SAĞLA(YA)MADI..
  • Üstelik kökü dışarıda örgütlerin kanlı ellerini kıramadı! Niye? Asıl soru ve sorun budur!

ADALET & Demokrasi Haftası 29. yıl..

– Bir devlet ki can güvenliğini sağla(ya)mıyor, ko gitsin.
–  Kontrgerilla cinayetlerini engelle(ye)miyor, hesap soramıyor, at çöpe.
Türkiye devletsizdir, yeniden kurmalı!
– “BİLHASSA KİMSESİZLERİN KİMSESİ CUMHURİYET“i; Yüce ATATÜRK‘ün tanımı ile.
– Başaracağız!

Sevgi, saygı, ACI VE KAYGI ile.. ama UMUTLA!
24 Ocak 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

Hastane ücretleri yasalara aykırı

Mahmut ESEN
Mülkiye Başmüfettişi (E) 
ODA TV, 20 Aralık 2021
Emekli Mülkiye Başmüfettişi Mahmut Esen, SGK anlaşmalı özel hastanelerin fark ücreti almasını incelerken, durumun yasaya aykırı olduğunu belirtti. Özel hastanelerde ödenen SGK fark ücreti vatandaşları zora sokuyor. SGK anlaşmalı özel hastaneler fark ücreti olarak %200’e varan ücretler talep edebiliyor. Konuya ilişkin bir inceleme yapan Emekli Mülkiye Başmüfettişi Mahmut Esen ise, bu ek ücretlerin yasaya aykırı olduğunu belirterek, konuyla ilgili sorumlu kurumların farklı yaklaşımlar sergilediğini ifade etti.
Mahmut Esen, “Özel sağlık kuruluşlarının sigortalılardan haksız ek ücret alma konularında herhangi bir sorunla karşılaşmadıkları, rahat hareket ettikleri bilinmektedir” dedi. Mahmut Esen’in konuyu Odatv’ye değerlendirdiği yazısı şöyle:
“SGK ile anlaşmalı özel sağlık kuruluşlarınca 5510 sayılı SSGSS Yasasına aykırı olarak sigortalılardan fazladan/haksız (%200 üzerinde) ek ücret alınmaktadır. Uygulama ne yazık ki yerleşik; yaygın/ kanıksanır bir duruma gelmiştir. Bu yüzden özel sağlık kuruluşlarınca kolaylıkla, her geçen yıl daha çok ek ücret alınabilmektedir. Yasaya uygun ek ücret alan sağlık kuruluşu sayısı yok denecek kadar azalmıştır. Sorunu çözümlemekle, yasaları uygulamakla görevli olan kurum ve kuruluş yetkililerinin konuya farklı yaklaştıkları görülmektedir.

Bu bağlamda;

-Sağlık hizmet bedellerini (SUT fiyat tarifesini) yeterince güncellemeyen, bu yolla daha az sağlık bedeli ödeyen SGK’nın; sigortalılardan alınan yüksek ek ücretleri anlayışla karşıladığı, süreçten önemli bir yakınmasının olmadığı bilinmektedir.

-Öteyandan kamu yönetiminde bu konuları düzenlemek konusunda yetkili/sorumlu konumda bulunan (milletvekilleri ve yüksek yargı organları başkan/ üyeleri vb.) GSS kapsamı dışına çıkarılmıştır.

Bunların özel sağlık kuruluşlarında ek ücret ödenmesi gibi milyonlarca yurttaşımızı ilgilendiren bir sorunları yoktur, bu sorunlara yabancıdır.

-Ayrıca kamu gücü/otoritesini kullanma yetkisi olan kimi kamu idareleri ile özel sağlık kuruluşları arasında sözleşme/protokoller imzalanmıştır. Bu sözleşmelerle kamu idarelerinin mensuplarına verilecek sağlık hizmet bedellerinde (kurumuna göre) değişik oranlarda indirim uygulanması karara bağlanmıştır.

Oysa kamu idarelerinin (milletvekilleri vb. için sağlanacak sağlık hizmetler dışında) bu tür (hasta ödemeli) bir sözleşme düzenleme yetkileri yoktur. Çünkü sözleşmede taraf olan kamu idarelerinin üstlendiği bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Üstelik sözleşme yapılan sağlık kurumunun nasıl, neye göre belirlendiği belli değildir. Sözleşme öncesi ilan yapılmamakta, açıklık ve rekabet tesis edilmemekte (AS: kurulmamakta) veya aynı koşulları kabul eden tüm özel sağlık kuruluşları ile sözleşme imzalanması yönüne de gidilmemektedir.

Bu tür sözleşmeler Türk Tabipleri Birliğinin onayından da geçmemektedir. (Diş hekimleri ile imzalanan sözleşmeler kimi yönleri ile DHO inceleme ve onayından geçmektedir.)

Kimi özel sağlık kuruluşlarının; kamu idareleri ile iyi ilişkiler kurmak, kurumlarının tanıtımlarını yapmak, prestij sağlamak, ek ücretlerle ilgili oluşabilecek tepkileri hafifletmek vb. amaçlarla bu sözleşmeleri imzaladıkları, yakın ticari (müşteri sağlanması) amaçlarının daha sonra geldiği anlaşılmaktadır.

Bu tür sözleşmeleri belirli kesimlere verilmiş “sus payı” biçiminde değerlendirmek olanaklıdır. Mevzuat uyarınca ürettiği mal ve hizmetlerde kendi mensuplarına bile indirim uygulayamayan kamu idarelerinin; kendilerine verilecek sağlık hizmetlerinde özel indirim uygulanması etik değerler açısından da uygun düşmemektedir.

(Örneğin uyuşmazlık durumunda davalarına bakmak durumunda olan yargı mensuplarına, yapılan ödemelerin gerçeğe uygunluğunu denetlemekle yetkili olan SGK Müfettişlerine özel indirimler uygulandığı görülmektedir.)

-Öte yandan kamu idarelerine ait kuruluşlardan beklenen sağlık hizmetini alamayan göreceli olarak maddi durumu iyi olan yurttaşlarımızın özel kuruluşlarından alacakları hizmetleri için “tamamlayıcı sağlık hizmeti” sigortası yaptırmaya başlamıştır.

Yukarıda açıklanmış nedenlerle anlaşmalı özel sağlık kuruluşlarının sigortalılardan haksız ek ücret alma konularında herhangi bir sorunla karşılaşmadıkları, rahat hareket ettikleri bilinmektedir.

AKP iktidarınca, uygulamaya koyduğu “yeni ekonomik model” sonucu görülen haksız fiyat artışlarının önüne geçilmesi için denetimlerin yoğunlaştırılacağı ve yeni yasal düzenlemeler yapılacağı ifade edilmektedir. Ancak haksız fiyat artışlarıyla mücadele konusunda inandırıcı olunması, halkın güven ve desteğinin daha üst düzeyde sağlanabilmesi bakımından işe yürürlükte olan ve bugüne dek uygulanmadığı görülen yasalardan başlanılması, bu bağlamda geniş bir yurttaş kesimini ilgilendiren özel sağlık kuruluşlarına ödenen haksız ek ücretlerin denetiminin göz ardı edilmemesinde yarar vardır.

Bu arada sağlık konusundaki imtiyaz niteliğindeki ayrıcalıklara / haksız uygulamalara son verilmesi, toplumdaki adalet /eşitlik duygusunun pekiştirilmesine de gereksinim bulunmaktadır.
===========================
Dostlar,

Değerli dostumuz Sn. Esen, sorunu CİMER‘e de taşımıştır :

Twitter iletsi olarak paylaştığımız üstteki başvuru, 3 saat içinde 7 binden çok izleyicimiz tarafından okunmuştur : https://twitter.com/profsaltik/status/1473380247198478348?s=20

Bu uygulamalar çok boyutlu sorunlar doğurmakta ve sağlık hizmetlerine erişim ve kullanımda kabul edilemeyecek ölçekte eşitsizliklere yol açmaktadır. Oysa nitelikli sağlık hizmetlerine erişim temel bir insanlık hakkıdır (İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi md. 25 ve Anayasa md. 10, md. 56..)

Ayrıca Anayasanın 60. maddesi, “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir.” içeriklidir. Özünde, GSS (Genel Sağlık Sigortası) prim = ek vergi temelli olup, kabul edilemez eşitsizlik en baştadır. Sağlık hizmetleri Anayasanın 56. maddesine göre devletin ödevi, yurttaşların hakkıdır. Sağlık giderleri adil vergi rejimine dayalı kamu gelirlerinden karşılanmalı, piyasalaştırılmamalı ve öncelik mutlak biçimde etkin – yaygın – nitelikli koruyucu sağlık hizmetlerine verilmelidir.

İnsanlar özelleştirilmiş – ticarileştirilmiş sağlık hizmetlerinin asla MÜŞTERİSİ değil, bu hizmetleri doğuşta hak eden saygın ve onurlu öznelerdir.

Sorunu gündeme taşıyan dostumuz Sn. Mahmut Esen’e, bize de yolladığı yazısı için teşekkür ederiz.

Sevgi ve saygı ile. 22 Aralık 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na Salgın Önerileri Mektubu..

Sayın

           Kemal Kılıçdaroğlu
           CHP Genel Başkanı

Konu: Pandemi sürecinde alınabilecek önlemler konusunda öneri hk.

1-Mart/2020 tarihinde başlayarak ülkemizde de ortaya çıkan Koronavirüs salgınının halen ivme kazanarak devam ettiği; günlük açıklanan/açıklanması uygun görülen vaka sayısının son olarak 42.308, ölen kişi sayısının da 179’a ulaştığı görülmektedir.

Salgın hastalık ülkemizin ekonomisi ve topumsal yaşamını derinden etkilemiş, etkilemeye devam etmektedir.

  • İktidarın salgını yönetemediği de bilinmektedir.

Salgının mevcut durumu ve salgınla mücadele için alınması gereken önlemleri konusunda halkımız yeterli / güvenilir bilgilere sahip değildir. Bu durum; salgınla mücadele işlerini  de olumsuz etkilemektedir.

Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu; üstlendiği konumun gereği yapması beklenen görevlerini yerine getirememektedir. Bilim Kurulunca karara bağlanmış ve halkımıza doğrudan açıklanmış bir kararı yoktur.

Bilim kurulu üyelerinin sıklıkla TV ekranlarına çıktıkları, duruma göre, çoğu bilime dayanmayan kişisel görüşlerini açıklama, tanınır olma çabası / gayreti/yarışı içinde hareket ettikleri anlaşılmaktadır.

Güvenilir / saygın bilim adamları, Türk Tabipleri Birliği ve muhalefete mensup siyasi parti yetkililerinin salgın hastalık ve hastalıkla mücadele edilmesi konusunda yaptıkları açıklamalar; sistematik olmaması, çoğunlukla kişisel görüşleri içermeleri, erişim konularında karşılaştıkları güçlükler nedeniyle halkımız üzerinde arzu edilen etkiyi sağlamaktan uzak kalmaktadır.

2-Yaşamsal önemdeki salgının ( ne yazık ki ) azımsanmayacak bir süre daha devam edeceği, mevcut iktidarın yönetme güç / yeteneğini yitirmiş olduğu, salgının halkımız üzerindeki olumsuz etkilerinin gün geçtikçe arttığı / artacak olduğu açıktır.

Bu yüzden konuya çok daha fazla önem verilmesi gerekmektedir.

Salgın hastalığın mevcut durumu ve alınması gereken önlemler konusunda halkımız düzenli olarak (belirli aralıklarla) bilgilendirilmeli, doğru / gerçek bilgilerin halkımıza iletilmesi, halkımızın aydınlatılması sağlanmalıdır.

Salgın hastalık ortamında ne yapacağı, kime inanacağı konularında duraksama yaşayan halkımıza; bu koşullar altında bile çaresiz / yalnız olmadıklarını, bu sorunlara ve çözümlerine CHP’nin  hazır / istekli olduğunun vurgulanması, böylelikle iktidara yürümekte olduğunun daha etkili olarak gösterilmesinde yarar vardır.

Bu bağlamda konu ile ilgili olarak;

a)- Acilen bir pandemi çalıştayı düzenlenmesi;

b)-Halk Sağlığı, Enfeksiyon Hastalıkları, Mikrobiyoloji vb. ilgili alanların tıp bilimcileri akademisyenlerinden, tıp meslek örgütleri temsilcilerinden oluşan “seçenek pandemi bilim kurulu” oluşturulması; kurul üyelerinin belirli aralıklarla toplanmaları, karar almaları ve açıklamaları için zemin hazırlanması, bu konularda kendilerine her türlü kolaylığın gösterilmesi;

c)- Alınan kararların CHP belediyeleri aracılığıyla uygulamaya sokulmasının;

Uygun olacağı değerlendirilmektedir.

Bilgilerinize arz.

Saygılarımla. 03 Nisan 2021

Mahmut ESEN
Mülkiye Başmüfettişi
(Em.)

 

 

Türk Tabipleri Birliği kirli siyasetten uzak durmalıdır!

Türk Tabipleri Birliği kirli siyasetten uzak durmalıdır!

Dr. Ceyhun Balcı

Son 30 yılı ülkemizin birliğine, dirliğine ve bütünlüğüne karşı adayan TTB’ye (Türk Tabipleri Birliği) çağrıda bulunuyoruz. Çağrılarımızı toplasak hatırı sayılır bir oyluma erişir.

Biraz kanıksamış olsak da bunu yapmaktan yorulmadık, bıkmadık, usanmadık!

Oturup konuştuğunuzda bizim ülkemizin birliğiyle ve dirliğiyle sorunu yoktur, olamaz diyenlerin hemen her gündeme gelişlerinin yıkıcı bölücülük olması sıradan bir rastlantı olabilir mi? Uzun yıllar İzmir Tabip Odası’na hemen her düzeyde (seçilerek) hizmet vermiş bir hekim olarak yukarıdaki soruya EVET yanıtı veremiyorum.

Geçenlerde tutuklanan TTB Yüksek Onur Kurulu üyesi meslektaşımızın ilişkilendirildiği kuşkuyla ona kol kanat gerenlerin öne sürdükleri “iyi hekimlik” gerekçesi uzaktan yakından ilişkili değildi. Yeni haber şöyle :

Bu kez TTB Merkez Konseyi üyesi olarak seçilmiş bir meslektaşımız Avrupa’da düzenlenen ve buram buram ayrılıkçılık ve bölücülük kokan bir etkinlikte boy göstermekten kaçınma gereği duymuyor. Bu kadar mı rastlantı olur?

TTB’ye egemen olan grupçukların her seferinde bölücülükle, ayrılıkçılıkla ilintili olması rastlantıyla açıklanabilecek denli sıradan bir durum mudur? Ayrılıkçılık ve bölücülük değirmenine su taşıyanların bir kez olsun vatansever tutum almaması da rastlantıyla açıklanabilir mi?

Hep söyledik! Bıkıp usanmadan çağrıda bulunduk!

Yapmayın, etmeyin dedik! Dinletemedik!

Türk hekimlerinin ve Türkiye’de sağlık ortamının dağları aşan sorunları varken bir TTB Merkez Konseyi üyesinin akla zarar bir etkinliğin katılımcısı olması nasıl bir izlenim yaratır?

Sokaktaki vatandaşı ve meslek örgütlerine olumsuz yaklaşımı kuşkuya yer bırakmayacak denli belli olan iktidarı bir yana bırakıyorum.

Bu tutum, meslek örgütünün gerçek sahibi olan ortalama bir hekimi nasıl etkiler?

Can alıcı soru budur! Hemen söyleyelim!

Bu sorumsuz ve sınır tanımaz tutum meslek kuruluşunun birincil öğesi olan hekimleri meslek örgütünden daha da uzaklaştırır.

Uzun yıllar boyunca yaptığımız bir saptama vardı!

Bu saptama sezgilerden çok somut olgulara dayanmaktaydı!

TTB’ye 30 yıldır egemen olan dar grupçu anlayış hekimleri kucaklamak ve onları kapsamaktan çok onları kendi öz kuruluşlarından uzaklaştırmayı amaçlamaktaydı.

Son örnek de bu doğrultuda atılmış pervasız bir adım olarak tarihte yer alacaktır.

Uyarıyoruz!

  • Türk Tabipleri Birliği kirli siyasetten uzak durmalıdır!

Türk hekimlerinin ezici çoğunluğunun gönülden bağlı olduğu Tıbbiyeli geleneği TTB’nin vazgeçilmez rehberi olmalıdır.

Hekim kitlesi ancak böylelikle kazanılabilir. Toplum gözündeki olumsuz izlenim silinebilir.

Böylelikle TTB, varlık nedenine uygun, kazanım sağlamada başarılı çizgiye çekilebilir!

İstanbul Tabip Odası Basın Açıklaması 10.11.2020

Basın Açıklaması 10.11.2020

Salgın Politikası Bütünüyle İflas Etti

İSTANBUL İÇİN ACİL “KAPANMA” ZAMANI

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Türkiye’de COVİD-19 Pandemisi bütün şiddetiyle devam ediyor.
Sağlık Bakanlığı’nın hangi ölçütlere göre belirlendiği bile meçhul olan ölçütlerine göre ölüm sayısı 9 Kasım 2020’de 10.972’ye ulaştı. Türk Tabipleri Birliği’nin Türkiye nüfusunun % 36,5’ini temsil eden 11 ilin 1 Ocak – 31 Ağustos 2020 arasındaki belediye e-devlet ölüm verileri, TÜİK’in aynı döneme ait 2015-2019 verileri ile karşılaştırarak yaptığı hesaplama ise son 5 yılın ortalamasına oranla 2020’nin ilk 8 ayında 10.950 fazladan ölüm olduğunu ortaya koydu.
(https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php…)

Keza, Sağlık Bakanlığı’nın son “COVID-19 Haftalık Durum Raporu”nda İstanbul’da 25.10.2020 günü dahil olmak üzere COVİD-19’a bağlı toplam ölüm sayısı 3.253 olarak gösteriliyor. Oysa Bilim Akademisi’nin platformu sarkac.org’ta 09.11.2020’de yayınlanan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin verilerine dayanarak yapılan çalışmaya göre 12 Mart – 4 Kasım 2020 arasında İstanbul’da 2015-19 ortalamasına kıyasla toplam 8.456 ek ölüm gerçekleşti. (https://sarkac.org/…/istanbulda-haftalik-vefat-sayilari/)

  • COVİD-19 pandemisi sürecinde gerçek ölüm sayılarının Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığının yaklaşık üç katı olduğunu biliyoruz.

En ağır bedeli ise Sağlık Bakanı’nın daha salgının başlangıcında “Türkiye’nin Wuhan’ı” olarak tanımladığı, bugün ise Wuhan’ı geride bırakmış olan İstanbul ödüyor. İstanbul Tabip Odası olarak meslektaşlarımızdan topladığımız bilgiler ve sahadaki gözlemlerimiz durumun nasıl bir vahamet kesbettiğini (AS, Türkçesi var: ürkütücü bir duruma geldiğini!?) gösteriyor:

  • Ambulanslar COVİD-19 hastalarını taşımaya yetişemiyor, hastalar saatlerce sedyelerde bekletiliyor.
  • Hastanelerde mevcut servisler yetmiyor, her gün yeni yeni COVİD-19 servisleri açılıyor.
  • Servise yatması gereken birçok hasta yeterli yatak olmadığı için acillerde tutuluyor.
  • Yoğun bakımda yatması gereken birçok hasta, acillerde ya da servislerde bekletilip yoğun bakım yataklarının “boşalması” bekleniyor.
  • Yalnızca COVİD-19 hastaları değil, diğer hastalar da servis, yatak, yoğun bakım sıkıntısı yüzünden sağlık hizmeti alamıyor.

Kamu hastaneleri ihtiyaca yanıt veremediği için devreye sokulan özel hastaneler COVİD-19 hastalarını ancak ücret karşılığında kabul ediyor.
Bütünüyle İlçe Sağlık Müdürlükleri’nin üzerine yıkılmış olan filyasyon çalışmaları vakaların ancak çok az bir bölümüne yetişebiliyor.

  • İstanbul’un sağlık kurumları SOS veriyor ve durum her geçen gün daha da kötüye gidiyor.
  • AKP rejiminin salgın politikası bütünüyle iflas etti.

İSTANBUL İÇİN ACİL “KAPANMA” ZAMANI!

Salgının denetim  altına alınabilmesi, ölümlerin durdurulabilmesi için derhal alınması gereken

7 ACİL TEDBİR                                       :

1- İstanbul’un sağlık altyapısının bu gidişe dayanabilmesi mümkün görünmemektedir. Başta şehre giriş-çıkış kısıtlaması, en az SARS-CoV-2’nin kuluçka süresi olan 14 güne kadar toplumsal hareketliliğin azaltılması / sokağa çıkma kısıtlaması, temel / zorunlu ve acil mal ve hizmet üreten işler dışında bütün işlerde çalışmanın durdurulması olmak üzere virüsün yayılmasını azaltacak / durduracak önlemler hızla yaşama geçirilmelidir.

2- Salgınla mücadele hastanelerde değil, sahada kazanılır. Etkin bir filyasyon çalışması için Birinci Basamak sağlık hizmetlerindeki Aile Hekimliği – İlçe Sağlık Müdürlüğü ikiliği kaldırılmalı, Aile Sağlığı Merkezleri hızla bölge (AS: ve nüfus) tabanlı olarak organize edilmelidir.

3- Salgının denetim altına alınamamasının sorumluluğunu vatandaşlara yıkıp yalnızca “Maske – Mesafe – Hijyen” tekerlemesiyle pandemiyle başa çıkılamaz. Yapılması gereken, Dünya Sağlık
Örgütü’nün başından beri önerdiği gibi çok sayıda test yaparak hastalık tanısı konanlara katı bir izolasyon uygulamak, evde izolasyon koşullarının sağlanamadığı durumlarda yerel
yönetimlerle de işbirliği yaparak barınma olanakları sağlamaktır.

4- Pandeminin bütün insanlığı tehdit ettiği koşullarda sağlık, piyasanın vahşi koşullarına terk edilemez, özel hastanelerin COVİD-19 hastalarından para talep etmesine hiçbir şekilde göz
yumulamaz. Kamu sağlık kurumlarının ihtiyaca yanıt veremediği her durumda özel hastaneler Sağlık Bakanlığı’nın denetimine geçirilmeli, yurttaşların sağlık hizmetlerine erişimi istisnasız
ve ön koşulsuz bütünüyle parasız olmalıdır.

5- COVİD-19 dışı hastaların aylardır ertelemek zorunda kaldıkları sağlık hizmeti ihtiyacı daha fazla bekletilemez. Bölge ve nüfus özellikleri dikkate alınarak “pandemi dışı hastaneler” belirlenmeli ve ilan edilmelidir.

6- Salgın mücadelesi ancak yüksek motivasyonlu ve yeterli sayıda sağlık çalışanlarıyla kazanılabilir. COVİD-19 pandemisinin oluşturduğu istihdam ihtiyacı göz önüne alınarak KHK ile ihraç edilmiş ve ataması yapılmayan hekimler/sağlık çalışanları acilen göreve başlatılmalı;
aylardır pandemi mücadelesi nedeniyle yorgun düşmüş sağlık çalışanlarının çalışma koşulları ve özlük hakları hızla düzeltilmelidir.

7- Türkiye’de salgının 8 aydır denetim altına alınamamasının sorumlusu kuşkusuz onbinlerce yurttaşımızın yaşamına mal olan pandemi sürecinden başarı öyküsü çıkarmaya çalışan AKP
zihniyetidir.

Bugüne dek izlenen eksik, yanlış, tutarsız uygulamalara derhal son verilmeli, acilen aklın ve bilimin ışığında açık, şeffaf, güvenilir, toplumun bütün kesimlerinin katılımına açık yeni bir
salgın politikası oluşturulmalıdır.

  • Gelinen vahim durum göstermektedir ki; Türkiye’de salgınla mücadelenin ön koşulu bu zihniyetle mücadeleden geçmektedir.

Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.

İSTANBUL TABİP ODASI YÖNETİM KURULU

https://www.istabip.org.tr/site…/2020/kasim/10kasim_ba.pdf
=============================

Dostlar,

Salgının başından bu yana 160+ TV konuşması, webinar vb. etkinliğimiz oldu COVID-19 salgınının yönetimine ilişkin..

Hepsi ortada ve açık erişimlidir.

İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi saygın meslektaşlarımızın önerileri bütünüyle yerindedir ve ortak bir rotaya gelinmiş olmaktadır.

Sıra, İVEDİLİKLE, AKP iktidarının aklını başına devşirmesindedir..

Önlenebilecek ölümler sürmekte, gerçekler halktan saklanmakta ve üstelik salgının başarı ile yürütüldüğü masalları ısrarla halka anlatılmaktadır..

Bu durum / akıl ve bilim dışı politika artık daha fazla sürdürülemez.,

Bu salgının Türkiye’ye diz çöktürebileceğini de söyledik kezlerce..

3 temel engelimiz olduğunun altını çizdik, Türkiye’de salgın yönetiminin 3 temel engeli var :

1. Talan edilmiş ekonomi nedeniyle yeterli para yok salgını gereği gibi yönetmek için.
İktidar, “mış gibi” yapıyor. Servet / varlık vergisi konmalıdır, İspanya geçen hafta yaptı.

2. Sağlık Bakanlığı liyakatli bir kadro tarafından değil yandaşlarca yönetiliyor. Hata üstüne hata yapılıyor.. Sonuç ortada.. Refik Saydam Ulusal Koruyucu Sağlık Kurumu hızla açılmalı, salgın yönetimi bu özerk bilimsel kuruma bırakılmalıdır.

3. TEK ADAM REJİMİ / ŞAHSIM DEVELETİ traji-komik bir evreye sürüklenmiştir.. Ancak hala sorgulanamıyor, son kararı hep 1 kişi veriyor ve Bakanlar bile talimat almadan inisiyatif kullanamıyor; kamu yönetimi hızlı karar alamıyor.. Bu çağda 90 milyonluk bir ülkenin devasa sorunları tek 1 adamın 2 dudağına terk edilmez, bu bir yıkımdır ve somut örnekte masum insanlar ölmektedir! Sürdürülemez, Parlamenter sisteme hızla geri dönülmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 11 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik