Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman’dan olay yaratan koronavirüs iddiaları

Türk Tabipleri Birliği Başkanı
Prof. Dr. Sinan Adıyaman’dan olay yaratan

koronavirüs iddiaları

https://www.internethaber.com/turk-tabipler-birligi-baskani-adiyamandan-olay-yaratan-koronavirus-iddialari-2118063h.htm  02.08.2020

“Her gün binin altında vaka açıklıyorsunuz ama yoğun bakımda yatan hasta oranı yüzde 10. Dünyada bu ortalama yüzde 1. Bölgede ise yüzde 15.” diyen Türk Tabipler Birliği Başkanı Sinan Adıyaman, “Yüzde 80 hasta semptom vermiyor. Türkiye için en büyük tehdit bu. Saatli bomba gibi vatandaşın içinde bu hastalar.” görüşünü savundu.

Türk Tabipleri Birliği Başkanı Sinan Adıyaman Türkiye’deki koronavirüs salgınına ilişkin iddialar ve vaka sayılarındaki artışa ilişkin açıklamalarda bulundu.

T24’ten Gökçer Tahincioğlu’na konuşan Adıyaman, “Sağlık Bakanlığı mücadeleyi tamamen yurttaşlara bırakmış durumda. Artı bu verileri vermeyerek dünyadan, bilim insanlarından gizleme çabasında” ifadelerini kullandı.

“Biliniyor ama test yapılmıyor”

Başkan Adıyaman, şu açıklamaları yaptı: Sağlık Bakanlığı, temaslılara teste kota koydu. Hasta geliyor, o hastayla temaslı olanlar da biliniyor ama test yapılmıyor. Testler azaldıkça yeni hasta sayısı da azalıyor. Hiç test yapılmazsa hasta sayısı sıfır olur zaten. Test miktarını artırmanız lazım. Yoksa hastayı bulamazsınız.

Her gün binin altında vaka açıklıyorsunuz ama yoğun bakımda yatan hasta oranı yüzde 10. Dünyada bu ortalama yüzde 1. Bölgede ise yüzde 15.

Bu oranlar ortaya çıkmasın diye bu testler kaldırıldı. Sağlık Bakanlığı halkı paniğe sevk ediyor. Hastalar eve gönderiliyor çünkü yer kalmadı bazı kentlerde. Şimdi evlere yolluyorsunuz ama evlerden çıkıp çıkmadığını bilmiyorsunuz ki.

“Birinci dalga tüm hızıyla devam ediyor”

TTB Başkanı Adıyaman, bazı kentlerde koronavirüs vakalarında yaşanan artışla ilgili olarak gündeme gelen, “Sağlık Bakanlığı’nın il müdürlükleri aracılığıyla, hastanelere, 50 yaşından genç, hafif hastalık tablosuyla başvuranların evlere gönderilmesi, bu kişilere ilaç tedavisinin evde başlanması talimatı verdiği”, “hastanelere gönderilen talimatta, yatış endikasyonu olmayanların servislere sevk edilmemesi, evde izolasyon ile takibi, filyasyon ekipleri ve aile hekimleri aracılığıyla günlük semptom sorgulaması yapılmasının istendiği” iddialarına ilişkin kendilerine de benzer bilgiler geldiğini belirterek, şöyle konuştu:

Bu ikinci dalga değil.

Birinci dalga tüm hızıyla devam ediyor. ,

Başta Şanlıurfa ve Diyarbakır olmak üzere yoğun bakımlar gerçekten dolmuş durumda. Sadece Türkiye değil, dünyada da yeniden artmaya başladı. Ankara’da yoğun bakım yataklarında ciddi sıkıntı var artık. Güneydoğu’da, Doğu’da hasta sayısında ileri derecede artış var. Muhtemelen Türkiye’nin sağlık kapasitesi bölgelerde bunu kaldıramayacak duruma gelebilir. Bundan korkuyoruz. Başından beri söylüyoruz, hem bireysel hem kamusal tedbir alınmalıdır. Siz sadece bireylere bırakırsanız olmaz. Şimdi Sağlık Bakanı da kurallara uyulmazsa yeni tedbir gelebileceğini söylüyor” dedi.

“Kapasite yetmeyecek”

Adıyaman, şu değerlendirmeleri yaptı: Fiziksel mesafenin önemini baştan beri söylüyoruz, o şartları ortadan kaldırmazsanız fiziksel mesafe korunamaz. Kapalı yerlerde yemek yenilmesi, toplumsal aktiviteler, toplu ibadetler, düğünler mesela. Büyük örnek olduğu için söylüyorum, 350 bin kişi Ayasofya’nın açılışında vardı. Sadece bu değil tabi ki toplumsal hareketliliğin genel olarak azaltılması lazım.

Yoksa korkuyoruz ki birçok ilde sağlık sisteminin kapasitesi yetmeyecek.

“Kazanımlarımızın birer birer kaybolmasına yol açacak”

Sağlık Bakanlığı, temaslılara teste kota koydu. Hasta geliyor, o hastayla temaslılar biliniyor ama test yapılmıyor. Testler azaldıkça yeni hasta sayısı da azalıyor. Hiç test yapılmazsa hasta sayısı sıfır olur. Test miktarını arttırmanız lazım. Yoksa hastayı bulamazsınız. Bu virüs hala çok bulaşıcı. Siz bir hastayı buluyorsunuz, 10 temaslısı var, temaslılara test yapmazsanız yeni hastayı bulamazsınız. Bu da tabelaya yansıyor. 1’in altında kalıyor. Temaslılara yapsanız iki üç misli çıkacaktır.  Yaşamsal öneme sahip bu test endikasyonu. Tabip odalarından gelen bilgiler, bunun yapılmadığını gösteriyor. Kazanımlarımızın birer birer kaybolmasına yol açacak bu. 6 bine yakın hasta vefat etti. 45 sağlık çalışanı, 24’ü doktor, kaybettik. Sağlık Bakanlığı’nın filyasyon faaliyetlerini yeniden sürdürmesi gerekiyor. Halk paniğe kapılıyor. Her gün binin altında vaka açıklıyorsunuz ama yoğun bakımda yatan hasta oranı, yüzde 10. Dünyada bu ortalama yüzde 1. Bölgede ise yüzde 15. İnsanın aklına geliyor. Bu oranlar ortaya çıkmasın diye mi bu kaldırıldı? Açık söylüyorum Sağlık Bakanlığı halkı paniğe sevk ediyor.

“Saatli bomba gibi vatandaşın içindeler”

Eve gönderme de şundan oluyor, ilaçlar veriliyor çünkü yer kalmadı bazı kentlerde. Filyasyonda, evlerin önünde polisler bekliyordu çıkmasın diye. Şimdi evlere yolluyorsunuz ama evlerden çıkıp çıkmadığını bilmiyorsunuz ki. Yüzde 80 hasta semptom vermiyor. Türkiye için en büyük tehdit bu. Saatli bomba gibi vatandaşın içinde bu hastalar. Plajlarda, barlarda, kafelerde dolaşıyorlar. Birçok kişiye de bulaştırıyorlar. Hızlı biçimde yayılıyor ama Sağlık Bakanlığı mücadeleyi tamamen yurttaşlara bırakmış durumda. Artı bu verileri vermeyerek de dünyadan, bilim insanlarından gizleme çabasında.

 

BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR GELECEĞE IŞIKTIR; KISITLANAMAZ

BASIN AÇIKLAMASI

BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR GELECEĞE IŞIKTIR; KISITLANAMAZ.

Dünya üzerinde 10 Mayıs itibariyle 3 milyondan fazla kişinin hastalanmasına ve 250 binden fazla kişinin ölmesine neden olan COVID-19 salgını büyük bir sağlık sorunu olmasının yanı sıra ciddi sosyal ve ekonomik sonuçlara yol açmaktadır. Salgınla baş edebilmek ve olumsuz sonuçlarını engelleyebilmek için tüm dünyadan pek çok kurum ve kuruluşta binlerce bilim insanı ve akademisyen seferber olmuş durumdadır. SARS-CoV-2 virüsünün önlenmesi, tanısı ve tedavisi için çok sayıda bilimsel çalışmalar yapılmakta, çalışmalarda bulunan sonuçlar hızla bilim ortamı ile paylaşılmaktadır. Böylece zamana karşı yarışılarak olabildiğince çok insanın hayatının kurtulması ve salgının toplum üzerindeki olumsuz sonuçlarının engellenmesine çalışılmaktadır. Hastalığın çaresinin bulunması ve salgının durdurulması, bu bilimsel çalışmalarda elde edilecek bilgilere bağlıdır.

Bilimsel çalışmalar yapılırken uyulması gereken bilimsel ve etik kurallar evrensel olarak belirlenmiştir. Ülkemizde de bilim insanlarından oluşan ve bağımsız çalışan Etik Kurullar, insan üzerinde veya laboratuvar ortamında yapılacak çalışmaları bu evrensel kurallar ve yasal mevzuat çerçevesinde değerlendirmekte ve denetlemektedir. Herhangi bir bilimsel çalışma gerekli etik kurul onayından geçmeden yapılamamaktadır. Ne var ki, yeni bir düzenleme ile ülkemizde Covid-19 salgınına ilişkin bilimsel araştırma yapacakların hali hazırda üniversitelerinden aldıkları Etik Kurul izinleri olsa dahi veya yeni planladıkları çalışmalar için Etik Kurullara başvurmadan önce Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü COVID-19 Bilimsel Araştırma Değerlendirme Kurulu’na başvurmaları zorunlu tutulmuştur.

Uluslararası düzenlemeler, Anayasa ve Hekimlik Meslek Etiği Kurallarına göre, hekimlerin, çalıştıkları yerlere bakılmaksızın, kişilerin kimlik bilgilerinin gizli kalmasına özen göstererek, COVİD-19 ile ilgili sağlık hizmeti sırasında elde edilen kişisel verilerden yararlanarak, bilimsel araştırma yapma hakkı bulunmaktadır. Sağlık Bakanlığı, hukuki düzenlemelerle güvence altına alınan bilimsel araştırma yapılmasıyla ile ilgili haklara rağmen, ilk kez çok farklı bir tutum ile toplum sağlığını ilgilendiren böylesi bir sorun ile ilişkili bilimsel araştırmaları kendi iznine tabi tutmaktadır. Ek olarak,

  • çok merkezli bilimsel çalışmalar yapmak isteyen araştırıcılara Bakanlıkça belirlenen ve tek yürütücünün  görevlendirildiği  bir çalışmaya veri verme yolu ile katılabilecekleri, aksi takdirde çalışma yapamayacakları açıklanmıştır. 

Sağlık Bakanlığı bilimsel araştırmaları teşvik edeceği, araştırıcılara olanaklar tanıyacağı yerde bilimsel ve akademik teamüllere aykırı bir şekilde kısıtlama getirmektedir.

Bilimsel çalışmaların sonuçları çok önemlidir; on binlerce insanın hayatının yanı sıra toplumların sosyal ve ekonomik geleceği bu çalışmalardan elde edilecek bilgilere bağlıdır. Bu nedenle Bakanlığın bu kısıtlayıcı uygulaması, salgının durdurulmasını güçleştireceği için kamu yararına da aykırı olup bilimsel bilgi üretme özgürlüğü ve yükümlülüğü adına son derece üzüntü vericidir. 

Sağlık Bakanlığı’ndan yıllardır etik kurullar tarafından başarılı bir şekilde yönetilen bilimsel araştırma süreçlerine müdahale etmemesini, zorlaştırıcı, engelleyici koşulları bir an önce kaldırmasını talep ediyoruz.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu (UDEK)
Akademik Geriatri Derneği
Halk Sağlığı Uzmanları Derneği
Patoloji Dernekleri Federasyonu
Türk Dahili ve Cerrahi Bilimler Yoğun Bakım Derneği
Türk Gastroenteroloji Derneği
Türk İmmünoloji Derneği
Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği
Türk Klinik Mikrobiyoloji Ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği
Türkiye Milli Pediatri Derneği
Türk Oftalmoloji Derneği
Türk Radyoloji Derneği
Türk Toraks Derneği
Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği
Türkiye Romatoloji Derneği
Türkiye Romatizma Araştırma ve Savaş Derneği
Türkiye Psikiyatri Derneği
Türkiye Acil Tıp Derneği
İşyeri Hekimleri Derneği
Türkiye Biyoetik Derneği
Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği
Türk Nöroşirürji Derneği
Türk El ve Üst Ekstremiye Cerrahisi Derneği
Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği
Türk Yoğun Bakım Derneği
Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi

 

Şehir hastaneleri: Birkaç görüş

Şehir hastaneleri: Birkaç görüş

Emre KONGAR
Cumhuriyet
, 08 Mayıs 2020

Sevgili okurlarım, CHP Balıkesir Milletvekili Dr. Fikret Şahin’in TBMM’deki soru önergeleriyle gündeme getirdiği, Tuncay Mollaveisoğlu’nun TELE 1’de ve Cumhuriyet gazetesinde irdelediği Şehir Hastaneleri sorunu hakkındaki üçüncü yazım.

Şehir Hastanelerini doğrudan Cumhurbaşkanı’nın gündeme getirmesi, konunun medyaya yansımasına yol açtı.  Bu yazıda bazı okur yorumlarını özetleyeceğim. İlk yorum, değerli mimar, yazar, düşünce insanı, Dr. Doğan Hasol’dan:

Şehir Hastaneleri yanlıştır.

Dünyada artık 1500-2000 yataklı hastane yapılmıyor. Elli yıl önce hastanede yatış süresi ortalama 14 gündü; şimdi bir buçuk gün. Bugün en uygun boyut 230 yatak. 200’ün altı, 600’ün üstü verimsizdir. Bu konuda Türk Tabipleri Birliği’nce hazırlanmış ciddi bir kitap var.

  • Hasta garantili yap-işlet-devret finansman modeli de yanlıştır.

Üstelik girişimcinin aldığı kredinin kefili de devlet.

Salgın hastalık durumlarında da bu hastaneler hiç uygun değildir.

  • Sağlık ve eğitimin ticaret aracı olması kabul edilemez.

***
Bir başka yorum İ.T. adlı okurumdan:

Dikkatimi çeken şey; bu hastaneler şehir dışında yapıldığından, oraya toplu taşıma araçlarını kullanarak gidenlerin bulaşıcı hastalıkların yayılması açısından risk oluşturması.

Bir eski öğrencim B.U. da şunları yazmış:

2005 yılında SSK hastaneleri Sağlık Bakanlığı’na devredildi, dispanserler ve sağlık ocakları kapatıldı, aile hekimliği kuruldu. İktidar kendi hastaneler sistemini kurmaya kalktı. Şehir hastanesi /devlet hastanesi ayrımı oluştu.

Sağlıkta büyük rant olduğu için, bu hastaneler üzerinden rant dağıtacak bir sistem kurdular. Kendi yandaşını besleyecek, devlet ihaleleri üzerinden yeniden üretilen bir iktidar düzeneğidir şehir hastaneleri.

Büyük hastane kurmak büyük yenileme yatırımı ve çok büyük oranda teknik eleman ister, böyle bir yapıyı yönetmek de kolay değildir.

  • Dünyada şehir hastanesi sistemi başarısızdır, bunlar derhal kamulaştırılmalıdır.

Böyle bir müdahale ekonomiye müdahale değildir, yani oyunun kuralından sapan bir sistemi yeniden üretmek için yapılan zorunlu bir müdahaledir.

Yap-işlet-devret modeli ve benzerleri modern düyun-u umumiye rejimidir hocam.

Hastaneye gelenden 50 gelmeyenden 250 TL isteyen bir iktidara sahip olmak her millete nasip olmaz. Beton yerine insana yatırım yapmak en son düşündükleri iştir. İhaleler üzerinden iktidarı sürdürmek temel hedeftir.
***
Sevgili okurlarım, bu Şehir Hastaneleri konusunda, çok vahim, benim söylenti olarak bile dile getirmek istemediğim bazı uygulamalar yapıldığına ilişkin iddialar var. İşin daha da vahim ve kuşku uyandıran yönü, Sağlık Bakanlığı’nın da Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın da, yapılan harcamalar ve maliyetler hakkında hiçbir soruya yanıt vermemiş olmalarıdır.

Bu sütunun her türlü yanıta açık olduğunu kendilerine bir kez daha anımsatırım:

  • Şehir Hastaneleri maliyet ve işletme sorunları, yanıt vermeden geçiştirilebilecek veya soru soranları hainlikle suçlayarak kapatılabilecek konular değildir.
    ==============================

    ŞEHİR HASTANELERİ = TALAN’dır!

    Dr. Ahmet SALTIK

COVID-19 Salgını Hakkında Bilimsel Araştırmalarda; Haklar, Yetkiler, Görevler

COVID-19 Salgını Hakkında Bilimsel Araştırmalarda Haklar, Yetkiler, Görevler

COVID-19 salgını nedeniyle, daha önce tanık olmadığımız günleri yaşıyoruz. Bir virüsün neden olduğu salgından korunabilmek, onunla baş edebilmek hepimizin temel gündemi haline geldi. İnsanlık, virüsün, tanınması, yayılımı, etkileri, korunma yolları ve tedavisi hakkında bilgilere ulaşmak için çaba gösteriyor. Dünyada, pek çok üniversite, hastane, merkezde görev yapan hekimler, bilim insanları bu alanda bilimsel çalışmalar yapıyorlar, çalışmaların ara aşamalarını, yöntemini, ulaştıkları bilgileri bütün dünya ile paylaşıyorlar.

Salgına gerekli Halk Sağlığı yanıtlarının verilebilmesi için, bilimsel araştırmaların önünün açılması, teşvik edilmesi gerekliliği tartışılmayacak açıklıktayken geçtiğimiz günlerde, ülkemizdeki COVID-19 salgınına ilişkin bilimsel araştırmalar konusunda, Sağlık Bakanlığı’nın kimi yazışmaları kamuoyuna, hekimlere yansıdı. Bu yazılar, kollektif bilgiye katkı sağlamak isteyen meslektaşlarımızda kaygı yarattı; çünkü özendirme bir yana, engelleyici bir tutumu içeriyordu.

Sağlık Bakanlığı’nın, COVID-19 salgınına ilişkin bilimsel çalışmalar konusunda yazıları ile tesis ettiği işlemlerin içeriği aşağıdaki biçimde özetlenebilir:

  • Bakanlığa bağlı bütün sağlık kurum ve kuruluşlarındaki COVID-19 hasta verilerinin değerlendirmesine ilişkin bir araştırma projesine izin verilmiş, bu projenin finansmanı Sağlık Bakanlığı tarafından sağlanmıştır.
  • Hekimler ve sağlık personelinin kendi baktıkları hastalara ait  COVID-19 ile ilgili kayıtlar üzerinden bilimsel araştırma yapabilmek, araştırma ekiplerine katılabilmek için İl Sağlık Müdürlüğü’nden izin almaları koşulu getirilmiştir. İzin koşulu getirilmesinin gerekçesi açıklanmamış, hangi tür çalışmalara izin verileceği, hangi durumlarda izin verilmeyeceğine  ilişkin kriterler açıklanmamıştır. Hâlihazırda izin verilmiş olan çalışmaya katılmak isteyen hekimlerin izin koşulundan muaf oldukları bildirilmiştir. Böylece iki farklı uygulama biçimi oluşturulmuştur.
  • COVID-19 hastalarının tedavisine ilişkin kaydedilen sağlık verileri üzerinden yapılacak bilimsel çalışmalarda, yayın etiği ilkelerine aykırı olarak, araştırma ekibine, tedaviyi yürüten hekim ya da hekimlerin katılması zorunlu tutulmuştur. Ancak hâlihazırda izin verilmiş olan araştırma için böyle bir koşul getirilmemiştir.

Burada göze çarpan en temel sorun verilerin izne tabi tutulmasıdır. Sağlık Bakanlığı hukuki düzenlemelerle güvence altına alınan bilimsel araştırmalar ile ilgili haklara rağmen, toplum sağlığını ilgilendiren böylesi bir sorunda, toplumun sağlık hakkı ile çelişecek biçimde, tedavi bilgileri üzerinden yürütülecek bilimsel araştırmaları kurum iznine tabi tutmaktadır.  Zaman zaman doğrudan zaman zaman dolaylı olsa da geçmişten beri var olan bu hatalı kısıtlayıcı uygulama, pandemi durumunda gerek sağlık hakkı, gerekse de kamu yararına bilimsel bilgi üretme özgürlüğü ve yükümlülüğü adına  son derece sakıncalıdır.

Dikkat çeken ikinci temel sorun ise, TTB’nin Sağlık Bakanlığı’na yönelttiği 21 soru ile somutlaştırdığı veriler kamuoyu ile paylaşılmaz iken, bir bilim kurulu üyesine tüm verilerin açılmasıdır. Diğer araştırmacılar için zorunlu kılınan idari iznin bu araştırmaya katılacaklar için aranmayarak bir ayrıcalık tanınmaktadır.

Uluslararası düzenlemeler, Anayasa  ve Hekimlik Meslek Etiği Kurallarına göre,  akademisyen olan ve olmayan hekimlerin, çalıştıkları yerlere bakılmaksızın, kişilerin hüviyetlerinin anlaşılmamasına özen göstererek, COVID-19 ile ilgili sağlık hizmeti sırasında elde edilen kişisel verilerden yararlanarak, bilimsel araştırma yapma hakkı bulunmaktadır. Sağlık Bakanlığı’nın yetkisi dışına çıkarak, bu tür araştırma yapma hakkını izne tabi tutması kabul edilemez. Bu tutum hukuka aykırı olduğu gibi COVID-19 gibi insanlığın geleceğini  ilgilendiren uluslararası bir halk sağlığı sorununa çözüm getirebilmesi çalışmalarını engelleyici bir işlev görecek ve kamu sağlığının zararına sonuçlar üretebilecektir.

Bakanlığın bu tutumu karşısında COVID-19 bağlamında, salgınlara, bilimsel araştırmalara, bilim özgürlüğüne ilişkin hukuksal ve etik kuralların hatırlatılması, uygulamaların buna göre şekillendirilmesini istemek bir zorunluluk haline gelmiştir.

Sağlık Bakanlığının COVID-19a İlişkin Bilimsel Araştırmalar Konusundaki Yükümlülükleri

SARS salgınından çıkarılan derslerden yola çıkarak hazırlanan Uluslararası Sağlık Tüzüğü (UST), Dünya Sağlık Asamblesi tarafından Mayıs 2005’te kabul edilmiştir. Taraf devletler, UST Ek 1’de belirtildiği üzere belirlenmiş giriş noktalarında önleme, sürveyans, kontrol ve müdahale için halk sağlığı çekirdek kapasitelerini geliştirmeyi, güçlendirmeyi ve idame ettirmeyi kabul etmiştir. UST ile Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) Taraf Devletlerle istişare ederek halk sağlığı sürveyansı ve müdahale kapasitelerinin geliştirilmesine ilişkin kılavuzlar hazırlayıp yayınlama sorumluluğu verilmiştir.

UST’nin “Tanımlar” başlıklı birinci maddesinde “sürveyans”; “verilerin, halk sağlığı amaçları için sistematik ve sürekli bir şekilde toplanması, karşılaştırılması ve çözümlenmesi ve halk sağlığı bilgilerinin değerlendirilmesi ve gerektiğinde halk sağlığı yanıtını verme için zamanlıca neşredilmesi anlamındadır.” şeklinde tanımlanmıştır.

Yani COVID-19 ile ilgili verilerin toplanması, karşılaştırılması, çözümlenmesi, bu verilerden yola çıkarak halk sağlığı bilgilerinin değerlendirilmesi, elde edilen bilgilerin yürütülen halk sağlığı hizmetlerine yansıtılabilmesi için vakit geçirilmeksizin paylaşılması, halk sağlığı hizmetlerinin amaçları için zorunlu bir süreç olarak tanımlanmıştır.

Dolayısıyla COVID-19 ile ilgili sağlık hizmetleri sonucu elde edilen verilerin, özel hayatın korunması hakkına saygı gösterilerek, bilimsel çalışmalara açılması, bu alandaki araştırmacıların bilimsel çalışmalarının teşvik edilmesi UST’nin hükümleri uyarınca insanlığa karşı yerine getirilmesi gereken bir görevdir.

UST’nin “İlkeler” başlıklı üçüncü maddesi uyarınca Tüzük hükümleri:

  • Kişilerin onuruna, insan haklarına ve temel hak ve özgürlüklerine saygı gösterilerek uygulanacaktır.
  • Birleşmiş Milletler Şartı ve Dünya Sağlık Örgütü Anayasası rehberliğinde uygulamalar yapılacaktır.
  • Bütün insanlığı, hastalığın uluslararası düzeyde yayılmasından korumak üzere evrensel çapta tatbik edilme hedefi rehberliğinde uygulanacaktır.
  • Devletler, iç düzenlemelerini ve uygulamalarını Birleşmiş Milletler Şartı ve uluslararası hukuk ilkelerine uygun olarak, UST’nin amaçlarını göz önünde bulundurarak yapacaklardır.

UST’nin “Bildirim” başlıklı altıncı maddesinde taraf devletler, kendi ülkelerinde, uluslararası önemi haiz  halk sağlığı acil durumuna yol açabilecek, tüm olayları ve aynı zamanda bu olaylara yanıt olarak uygulanan herhangi bir sağlık önlemini, halk sağlığı bilgilerinin değerlendirildiği 24 saat içinde, mümkün olan en etkin haberleşme araçları ile DSÖ’ye bildirecektir. Yine bu bildirimi takiben mümkün olduğu hallerde, vaka tanımları, laboratuvar sonuçları, riskin kaynağı ve tipi, vaka ve ölümlerin sayısı, hastalığın yayılmasını etkileyen koşullar ve uygulanan sağlık önlemleri dahil olmak üzere, bildirimde bulunulan olayla ilgili olarak elde edilen halk sağlığı bilgilerini, zamanında, doğru ve yeterince ayrıntılı biçimde, DSÖ’ye iletmeyi  sürdürecek ve gerekli hallerde, karşılaşılan zorluklar ve uluslararası önemi haiz potansiyel halk sağlığı acil durumuna yanıt vermek için duyulan destek ihtiyacı hakkında rapor verecektir.

“Halk Sağlığı Yanıtı” başlıklı 13 üncü maddesinde ise ülkeler, uluslararası önemi haiz halk sağlığı acil durumlarına ve halk sağlığı risklerine, hızlı ve etkili bir şekilde yanıt vermeye yönelik kapasitelerini geliştirecekler, halk sağlığı riskleri ve diğer olaylara yanıt için işbirliğinde bulunacaktır.

DSÖ Anayasasında da sağlığa tam anlamıyla erişmek için tıp, psikoloji ve ilgili bilgi olanaklarının tüm milletlere ulaştırılması gerekliliğine, halk sağlığının geliştirilmesinde kamunun bu konuda aydınlatılması ve aktif işbirliğine vurgu yapılmıştır. Bu kapsamda Örgütün uluslararası sağlık çalışmalarında işbirliği yapacağı kuruluşlar arasında yalnızca devletler değil, ihtisas kuruluşları, hükümetlere bağlı sağlık yönetimleri, bilimsel ve mesleki gruplar tanımlanmış, sağlık alanında araştırmalar yapmak ve araştırmaları hızlandırmak görevler arasında belirlenmiştir.

UST uyarınca taraf ülkelerin hükümetlerine verilen görevlerin ülkemizde yerine getirilmesine ilişkin temel kolluk, Sağlık Bakanlığı’dır.

Bilimsel Araştırmalarla İlgili Hukuksal Düzenlemeler

Ülkemizin de tarafı olduğu Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 15 inci maddesinde,  sözleşmeye taraf devletler, “bilimsel araştırma ve yaratıcı faaliyetler için gerekli özgürlüğe saygı göstermekle yükümlü” tutulmuştur.

Anayasa’nın “Bilim ve Sanat Hürriyeti” başlıklı  27 nci  maddesi uyarınca;   “herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir”.

Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanmasına ilişkin Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca,  temel hak ve hürriyetler içinde yer alan bilimsel araştırma ve yayın hakkı, yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

İlgili madde olan 27 nci maddede belirtilen haklara ilişkin yalnızca yayma hakkı bakımından Anayasanın 1 inci, 2 nci ve 3 üncü maddeleri hükümlerinin değiştirilmesini sağlamak amacıyla kullanılamayacağına ilişkin özel bir sınırlama sebebi düzenlenmiştir. Bu sınırlama da, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacaktır. Görüldüğü üzere bilimsel araştırma hakkı yönünden, maddede başkaca  bir sınırlama sebebi sayılmamıştır.

Bilimsel araştırma yapmak, Anayasa’nın 27 nci maddesi uyarınca herkesin temel hakkı olduğu gibi; insanlığa ve ülkeye hizmet etmek üzere bilimsel araştırma yapma görevi, Anayasanın 130 uncu maddesi ile üniversitelere özel olarak verilmiştir. Üniversiteler bu görevlerini bilimsel özerklik içinde yerine getirecektir. Aynı maddede “Üniversiteler ile öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe her türlü bilimsel araştırma ve yayında bulunabilirler” cümlesi ile ikinci kez, bilimsel araştırmalardaki özerkliğin “serbestçe” yapabilmek anlamına geldiği, bu tür çalışmaların her alanda yapılabileceği ve üniversiteler yanında, birey olarak öğretim üyeleri ve yardımcılarının da bu serbestiye sahip olduğu açıkça gösterilmiştir.

Bilimsel araştırmalar insanlar, diğer canlı ve doğal varlıklar üzerinde yapılacak ise bazı sınırlama sebepleri  değişik maddelerde yer almıştır. Bu kapsamda, Anayasa’nın 17 nci maddesinde kişilerin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı düzenlenirken; ikinci fıkrasında yer alan tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz” hükmüne yer verilmiştir. Bu Anayasa normunun bir uzantısı olarak bilimsel araştırmalar, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Kanunu’nun Ek 10uncu maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin kapsamına giren araştırmalar “Herhangi bir tedavi yöntemi veya araçlarının veyahut ruhsat veya izin alınmış olsa dahi ilaç ve terkiplerinin, tıbbi ve biyolojik ürünler, bitkisel ürünler, kozmetik ürünler ve hammaddeleri ile tıbbi cihazların bilimsel araştırma amacıyla insanlar üzerinde kullanılabilmesi için Sağlık Bakanlığı veya bağlı kuruluşlarından izin alınmasının yanında” Sağlık Bakanlığı veya bağlı kuruluşlarından ve yine madde kapsamında kuruluşu tanımlanan Etik Kurullardan izin alınması gerekmektedir.

Eğer araştırma ilaç, ürün ve cihazların insanlar üzerinde kullanılabilmesi için yürütülmüyor ise, COVID-19 salgını nedeniyle hastanelerde verilen sağlık hizmetlerine ilişkin hastaların sağlık verileri üzerinden yürütülen bir araştırma ise, 3359 Sayılı Kanunun Ek 10 uncu maddesi ve bu madde uyarınca çıkarılan İlaç ve Biyolojik Ürünlerin Klinik Araştırmaları Hakkında Yönetmelik gereğince Sağlık Bakanlığı veya bağlı kuruluşları ile bu mevzuat uyarınca oluşturulan Etik Kurul’dan izin alınması zorunluluğu bulunmamaktadır.

Sağlık Bakanlığı’na, klinik araştırmalar dışında kalan bilimsel araştırmalara sınırlama getirme, izne bağlama yetkisi veren yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.  Anayasa’da temel haklar içinde düzenlenen bilimsel araştırma özgürlüğünün, Sağlık Bakanlığı tarafından, kaynağını Anayasa ve Yasa’dan almayan bir işlemle sınırlandırılması işlemi açıkça hukuki dayanaktan yoksundur.

Anayasanın 8 inci maddesi uyarınca, yürütme yetkisi ve görevinin Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılması zorunludur. Anayasanın 11 inci maddesine göre Anayasa hükümleri, yürütme organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. 124 üncü maddesinde ise bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği düzenlenmiştir.

Üstelik kamu sağlık kuruluşlarında verilen COVID-19 sağlık hizmetleri esnasında kaydedilen sağlık verileri üzerinde çalışmak için bir kişiye yetki verilmesi, bu projeye katılmak isteyen hekimlerin idari izinden muaf tutulması, diğer bütün araştırmacıların ve bu araştırma ekiplerine katılacak hekimlerin çalışmalarının Sağlık Bakanlığı’nın iznine tabi tutulması, ayrıca Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesine ve Devletin bu eşitliğin yaşama geçirmesi yükümlülüğüne de aykırıdır.

Bilimsel Çalışmalarla İlgili Hekimlik Meslek Etiği Kuralları

Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 4. maddesinin ilk cümlesinde hekimlerin ve diş hekimlerinin mesleklerini uygularken hasta ile ilgili öğrendikleri bilgileri yasal bir zorunluluk olmadıkça ifşa edemeyecekleri belirtilirken; ikinci cümlesinde hastanın kimliği açıklanmadan, sağlıkla ilgili bilgilerinin tıbbi toplantılarda ve yayınlarda kullanılabileceği belirtilmiştir. Yayınlar, bilimsel çalışmaların sonucu olduğuna göre; hekimler kimlikleri anlaşılmayacak biçimde hastalarının sağlık bilgilerini, tıbbi toplantılarda ve tıbbi ilerlemeye dönük olarak bilimsel çalışmalarda kullanabileceklerdir.

Benzer yönde hüküm Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının Hastayla İlgili Bilgilerin Hastaya Verilmesi ve Kullanımı başlıklı 31. maddesinde yer almaktadır: “Hekim, hastanın kimlik bilgilerini saklı tutmak koşuluyla, bu bilgileri dosya üzerinden yapacağı araştırmalarda kullanabilir.”

İnsan Hakları ve Biyo-Tıp Sözleşmesinin 4. maddesinde araştırma dahil sağlık alanındaki herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu bölümde değinilen mesleki yükümlülükler ve standartlar uyarınca hekimler, hastalarının sağlık bilgilerini, kimlikleri anlaşılmayacak bir biçimde dosya üzerinden yapacakları araştırmalarda kullanmaya yetkilidirler.

Kişisel Sağlık Verileri Mevzuatı Uyarınca Sağlık Verilerinin Bilimsel Araştırmalarda Kullanılması

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 3 üncü maddesinde,

İlgili kişi: Kişisel verisi işlenen gerçek kişiyi,

Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi,

Kişisel verilerin işlenmesi: Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi ifade eder denilmiştir.

Kanunun 5. maddesinde kanunda açıkça öngörülmesi halinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın, kişisel verilerinin işlenmesinin mümkün olduğu düzenlenmiştir. Kanunun 6 ncı maddesinde sağlık verileri özel nitelikli veriler içinde sayılmakla birlikte; (3) Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebileceği düzenlenmiştir.

Kanunun “İstisnalar” başlığı altındaki 28 inci maddesinde ise kanun hükümlerinin uygulanmayacağı haller içinde; (c) Kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini, ekonomik güvenliği, özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlal etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla, sanat, tarih, edebiyat veya bilimsel amaçlarla ya da ifade özgürlüğü kapsamında işlenmesi hali sayılmıştır.

21 Haziran 2019 gün ve 30808 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe konan Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelikte de konuya ilişkin bazı düzenlemeler bulunmaktadır. Yönetmeliğin “Bilimsel Amaçlarla İşleme” başlıklı 16 ncı maddesinde  Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 28 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında, kişisel sağlık verileri, ilgili kişilerin özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlâl etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla alınacak teknik ve idari tedbirler çerçevesinde, bilimsel amaçlarla işlenebilir düzenlemesine yer verilmiştir.

(https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=a95cb434-8932-11ea-911b-f85bdc3fa683, 3.5.20)

Türk Tabipleri Birliği, Sağlık Bakanı Koca’nın açıklamalarının aksine salgınla mücadelede geç kalındığını söylüyor

TTB: Bakanlık salgınla mücadelede geç kaldı, filyasyon ekipleri şubatta kurulmalıydı

Türk Tabipleri Birliği, Sağlık Bakanı Koca’nın açıklamalarının aksine salgınla mücadelede geç kalındığını söylüyor.

* “Filyasyon ekipleri şubatta kurulmalıydı

Prof. Dr. Sinan Adıyaman | Fotoğraf: TTB
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Sinan Adıyaman, Sağlık Bakanlığının, salgınla mücadelenin Epidemiyolojik (salgın bilimi) yöntemlerle yapılacağını altıncı haftada söylemesini eleştirerek “Geç kaldınız” dedi.
Adıyaman, 5 haftadır “karantina – izolasyon – ayrı tutma” ve “filyasyon-sürveyans” yöntemleri uygulanmadan salgın durdurulamaz dediklerini hatırlatarak “Filyasyon ekipleri şubatta kurulmalıydı” değerlendirmesini yaptı.

“SAĞLIKTA GÖRSELLİK VE SİYASİ GEREKSİNİMLER ÖN PLANA ÇIKARILDI”

Adıyaman, açıklamasına salgında yaşamını yitiren sağlık çalışanları ve hekimleri anıp, iyileşmeyi bekleyen hasta ve çalışanlara da sağlık dileyerek başladı.

Sağlık politikalarında yapılan değişikliklerle kişiye ve çevreye yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin bir kenara itildiğini belirten Adıyaman, sistemin tedavi edici hizmetler ve hastanecilik üzerine kurulduğunu ve toplumun gereksinimlerinin hesaplanmadığını söyledi.

Adıyaman, “Görsellik, sağlık alanındaki büyük şirketlerin kazançları, siyasal gereksinimler, popülizm aklın ve bilimsel bilginin önüne geçti. Büyük başarılarla tarihe geçmiş olan sağlık ocakları önce bilinçli biçimde çökertildi ve apar topar kapatıldı” dedi.

  • Salgını karşılayabilmek için bölge ve nüfusa dayalı Birinci Basamak örgütlenmesine ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Bu eksiklikleri doldurmak için, Birinci Basamakta hiçbir deneyimi olmayan hekim ve sağlık çalışanlarının filyasyon uygulaması için görevlendirildiğini belirten Adıyaman, “Oysa salgına hazırlıklıyız diyebilmeniz için bu alanda çalışma geleneğinin kazanılmış olması gerekirdi. Ancak böyle kurulmuş sistemlerde salgınla mücadele yurttaşların yaşam ve çalışma alanlarında, alev bacayı sarmadan yürütülebilir.” dedi.

 

“HÂLÂ ÇOK SAYIDA EKİPMAN EKSİĞİ VAR”
Tüm dünyada ve Türkiye’de yaşanan başarısızlığının temel nedeninin salgın yönetimine uyulmamak olduğunu söyleyen Adıyaman,
  • “Siyasal irade, bu gerçekliği görmezden gelmiş ve salgın yönetiminin gereklerine uymamıştır. Test gerekliliklerini ve tıp fakültelerinin de pandemi sürecine dahil edilmesi uyarılarımızı geç başlatmıştır” dedi.
Kişisel koruyucu malzemelerde hâlâ çok sayıda eksiklik olduğunu ifade eden Adıyaman, “Sağlık Bakanlığı, kamu sağlık kurumları dışında, özel sağlık kurumlarında, fabrikalarda, OSGB’lerde çalışan hekim ve sağlık çalışanlarının koruyucu ekipman (AS: donanım) eksikliği de salgının başlangıcından bu yana giderilememiştir.” diye belirtti.
Salgının yükünün hekimler arasında eşit dağıtılması ve özlük haklarının korunması gerektiğini vurgulayan Adıayaman, “Kimi Bakanlık ve üniversite hastanelerinde asistan hekimlerin çok ağır şartlar altında çalıştırıldığı görülmekte ve konuyla ilgili olarak örgütümüze çok sayıda başvuru yapılmaktadır.” dedi.
Güvenlik soruşturması nedeniyle atama bekleyen yüzlerce genç hekim ve sağlık çalışanının da bir an önce atamalarının yapılması istemini dile getiren Adıyaman, ihraç edilenlerin işe iade edilmesini istedi.

“İŞÇİLER BİR AN ÖNCE ÜCRETLİ İZNE AYRILMALI”

Zorunlu olmayan üretimin sürmesinin salgının genişlemesine ve can kayıplarının artmasına nrden olduğunu vurgulayan Adıyaman,

“Fabrikalarda, atölyelerde çalışan milyonlarca işçi, hem risk altında hem de hastalığın yayılmasında önemli kaynak niteliğindedir. Salgının yayılımının durdurulması için işçiler bir an önce ücretli izne ayrılmalı ve sağlık kurumları tarafından aileleri ve temas ettikleriyle birlikte düzenli kontrolleri yapılmalıdır.” uyarısını yineledi.

“ŞEFFAF OLMAZSANIZ 10 NİSAN GECESİNDEKİ GİBİ PANİK VE KORKU OLUŞUR”

Sağlık Bakanlığının ayrıntılı test sonuçlarını açıklamadığının, vaka ve ölüm olgularının Dünya Sağlık Örgütü ICD kodlamalarına uygun yapılmadığının ve sağlık çalışanlarının durumunun paylaşılmadığının altını çizen Adıyaman,

“Salgının yönetiminde şeffaflık vazgeçilmezdir. Aksi uygulamaların 10 Nisan gecesinde olduğu gibi korku ve panik ortamına yol açtığı unutulmamalıdır.” dedi.

“BAKANLIK SORULARIMIZA YANIT VERMİYOR”

Pandemi kurullarında da demokratik bir süreç işlenmediğine değinen Adıyaman, “Sağlık Bakanlığını Türk Tabipleri Birliğinin sorularına yanıt vermeye çağırıyoruz. Bakanlığa sorduğumuz sorulara yanıt alamıyoruz ancak alacağımız yanıtlar ve geliştireceğimiz öneriler halk sağlığı için önemlidir.” diyerek şu soruları yöneltti:

  • Tanısı doğrulanmış olguların ikamet ettikleri il ve ilçelere göre, yaş ve cinsiyete göre dağılımları nasıldır? Yurt dışı temas öyküsü olanların ülkelere göre dağılımı nedir?
  • Türkiye’de kaç ilde ve kaç merkezde test yapılmaktadır? Her bir tanı/tarama testinden toplam kaç adet yapılmıştır? İlk testi negatif olup ikinci kez test yapılanlarda pozitiflik oranı nedir? Kaç tip testi kullanılmaktadır özellikleri nelerdir?
  • Tanısı doğrulanmış olgulardaki bulguların (ateş, öksürük, nefes darlığı, ishal, vb.) dağılımı nasıldır? Ne kadarına akciğer grafisi ve/veya bilgisayarlı tomografi yapılmıştır?
  • Bugün itibarıyla illere göre tanısı doğrulanmış ya da olası/kuşkulu COVID-19 hasta yatırılan hastane sayısı kaçtır? Tanısı doğrulanmış olgularda bugüne kadar hangi ilaçlar kullanılmıştır? Bu ilaçlarla tedaviye yanıt oranı nedir? Yan etki ve komplikasyonlar ile bunların sıklığı nedir? Bu ilaçların mevcut stokları yeterli midir?
  • Yurt çapında illere göre yoğun bakım birimlerindeki yatak ve ventilatör sayısı nedir? Kişisel koruyucu malzeme stoğumuz ve üretim kapasitemiz öngördüğünüz ihtiyacı karşılayabilecek düzeyde midir? Bu malzemelerin hastanelere dağıtılmasında yeterli organizasyon sağlanabilmekte midir?
  • Sağlık Bakanlığı neden Dünya Sağlık Örgütü tarafından COVID-19 hastalığı için önerilen uluslararası tanı kodlarını kullanmamaktadır?

“BİZE GELEN VAKA VE ÖLÜM ORANLARI DAHA YÜKSEK”

Adıyaman, gazetecilerin sorularına da yanıt verdi.

Bir soru üzerine “Filyasyon uygulamaları için Bakanlığın yazısı mart ayı sonunda yazılmış görünüyor. Oysa sağlık sistemimizde şubat ayının başında bu ekipler kurulmalıydı.” dedi.

Adıyaman ayrıca klinik ve radyoloji bulguları olduğu halde PCR testleri pozitif olmadığı için hastaların ölümünün normal gösterildiğini de belirtti.

 

Bakanlığın açıklamalarına karşın salgının denetim altına alınması için erken olduğunu söyleyen Adıayaman, “Duyarlılığın en iyi ihtimalle %55-60 oranında olduğunu biliyoruz. Bakan’ın açıkladığı vaka ve ölüm verilerine oranla bize gelen gelen oranlar daha yüksek.” dedi.
https://www.evrensel.net/haber/402284/ttb-bakanlik-salginla-mucadelede-gec-kaldi-filyasyon-ekipleri-subatta-kurulmaliydi