ANAYURT Gazetesi ile Söyleşimiz : ‘Türkiye’de aşı kıtlığı var’

ANAYURT Gazetesi ile Söyleşimiz

‘Türkiye’de aşı kıtlığı var’

Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, Türkiye’nin, nüfusuna yeterli miktarda aşıyı
halen sağlayamadığını ifade ederek,

  • Aşı seçmek gibi bir lüksümüz yok, bir aşı kıtlığı var.
    İktidarın ne yapıp edip yeterli etkili – güvenli aşı bulması gerek
    ” dedi.

Uğur DUYAN
ANKARA (Anayurt) (21 Aralık 2020, http://www.anayurtgazetesi.com/haber/Prof-Dr-Ahmet-Saltik-uyardi-Turkiye-de-asi-kitligi-var/719194)

Prof. Dr. Ahmet Saltık, ilk aşamada 18 yaş üstü tüm vatandaşlar (70 milyon) aşılansa da aşıların etki oranın en çok %90’larda olduğunu, bu nedenle de 70 milyon nüfusun firesiz aşılanmasının gerektiğini, üstelik 18 yaş altının da virüsten etkilendiğini, taşıyıcı ve hasta olduklarını aktardı.  Aşıların uzun süre kalıcı antikor üretmede hastalığı geçirmek ölçüsünde başarılı olmadığını anımsatan Saltık, Türkiye’nin ilk aşamada 150 milyon doz aşıya gereksinimi olduğunu ve çok daha fazlasının da mutlaka stoklanmasının zorunlu olduğuna dikkat çekti. Gelişmiş ülkelerin bu olasılığı önceden görüp, nüfuslarının çok üstünde aşı sağladıklarına değinen Saltık, Sağlık Bakanı’nın Çin’den 20 milyon doz aşının Türkiye’ye getirileceği yönündeki sözlerine işaret ederek, bu rakamın Türkiye’de hızla süren salgını söndürmeye kesinlikle yetmeyeceğini ifade etti.

44 yıllık Hekim ve 40 yıllık Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık ile yeni koronavirüsün neden olduğu Kovit-19 hastalığını, aşılarını, bu aşıların özelliklerini, Türkiye için gereken aşı miktarını ve aşı politikasını konuştuk.

Dünyanın çeşitli ülkelerinden aşı haberleri geliyor. Aşı çalışmalarında gelinen bu noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Salgının bir yılı bitmeden elimizde aşılar var. Bu çok sevindirici bir gelişme. Bu denli kısa bir sürede elde edilen başarıyı bilim dünyası adında saygıyla, sevinçle, övünçle karşılamamız gerekir. Kovit-19 için aşı geliştirmede bu başarı insanlık adında, uygarlığımız adına çok sevindiricidir.

KANSER SAĞALTIMI (TEDAVİSİ) İÇİN UMUT OLAN AŞILAR:
mRNA AŞILARI

mRNA aşıları Türkiye’de en çok konuşulan aşılar. Özellikle de Pfizer-BioNTech aşısına karşı bir ilgi var. Bu aşıların geleneksel aşılardan farkı nedir?

Bu aşılarda, virüsün genetik materyali olan RNA’dan özellikli bir parça alınarak, aşı içinde insan hücresine verilmesi tekniğine dayalı bir yöntem kullanılır. Bu mRNA parçası insan hücresinde istenen virüs proteinini üretecek ve o proteini bağışıklık sistemi tanıyacaktır. Böylece virüse karşı bağışıklık gelişecektir. Bağışık insan, aynı virüsle yeniden karşılaştığında 2 tür yanıt verecektir: Birinci sıvısal (hümoral) bağışıklık dediğimiz kanda oluşan antikorlar, ikincisi hücresel bağışıklık dediğimiz, T lenfositlerinin bellek kazanması ve aynı hastalık etkeni ile bir kez daha karşılaştığında bağışıklık sistemimizi harekete geçirmesidir.

Aslında mRNA aşıları neredeyse 10 yıldır kanser aşısı geliştirmede kullanılan bir teknik, ancak henüz somut bir sonuca ulaşılamadı. Bu salgında akla geldi benzer yöntemi kullanmak, başarılı olduğu da görülüyor. %90’ın üstünde etkili olması çok sevindirici. Pfizer ve BioNTech ikilisinin çalışmaları Almanya ve ABD’de olumlu sonuçlar verdi. İngiltere kullanımına başlandı. ABD ve Kanada’da acil kullanımına onay verdi. Ancak bu aşının bir olumsuz yönü, eksi 70 C derce gibi bir soğuk zincir gerektirmesi. Yüksek teknoloji isteyen soğuk depolama merkezlerinde saklanıyor. Dünyada bu altyapıya sahip ülke sayısı az, ülkemizde hemen hemen yok denecek düzeyde; ileri araştırma laboratuvarları dışında bu donanıma sahip değiliz. Olan depolarımız da serum vb. tıbbi ürünlerle dolu. Yani elimizde bu aşıyı koruyabileceğimiz bir yer yok. Yüksek maliyet isteyen bir taşıma ve depolama olduğu için de oldukça pahalı. Bu türden bir derin dondurucu sözgelimi bir eczane için on bin Dolar dolayında. Paranız olsa bile bunu dünyada üreten firmalardan hemen ve yeterince sağlamak epey güç görünüyor.

Bu mRNA aşılarının bir başka sakıncası (dezavantajı) ise daha önce denenmediği için istenmeyen ve yan etkilerinin bilinmemesidir. Bu kuramsal bir risk yaklaşımı, gündelik yaşamda başımıza gelebilecek her risk gibi. Dolayısıyla kabul edilebilir bir risk. Bu noktada bir endişe de virüsün mRNA’sı gider insan DNA’sına karışır mı? Ancak bu çok güç görünüyor. Bilimsel yazında buna ilişkin örnekler yok.

ÇİN AŞISINI ÜRETMEK ÇOK PAHALI

Oxford-AstraZeneca ortaklığıyla geliştirilen Kovit-19 aşısında hangi yöntem denendi?

İngiltere ve İsveç’in birlikte geliştirdikleri bir aşı ve bu aşıda vektör yöntemi kullanıldı. Yine Rusya da Sputnik V aşısını da vektör yöntemi ile geliştirdi. Bu aşılar daha ucuz ve etki bakımından bir parça geri kalıyor, Moderna’nın ve BioNTech-Pfizer’in mRNA aşılarına göre. Bu aşıların yani Oxford Astra-Zeneca aşısının ilk dozda %70’lerde ikinci dozda %90’a yakın etkili olduğu görüldü. Rusya, Oxford Astra-Zeneca’ya aşılarının vektörlerini birleştirmeye, ortak çalışmaya çağrı yaptı geçen hafta.

Peki, Türkiye’nin sağlayacağı Çin aşısı olarak da bilinen Sinovac’ın CORAVAX aşısı hangi yöntemle geliştirildi? 

Çin hükümeti destekli Sinopharm Biyoteknoloji firması ile birlikte geliştirildi. Çin hükümetinden ciddi destekler alan Sinovac firması tarafından üretilen aşı, geleneksel aşı yönetimi ile yani bakteri ya da virüsün ölü duruma getirilip ancak bağışıklık kazandıracak ölçüde etkin olmasının sağlanması yöntemi ile geliştirildi. Bu amaçla çok sayıda tavuk embriyosu kullanmak ve aşı virüsünü çok miktarda üretmek gerekiyor ve maliyet artıyor. Bu yöntemle üretilen aşıdan sonra bağışıklık sisteminin antikor üretmesi ve / veya hücresel bağışıklık sağlanıyor. Bu aşı yöntemindeki en büyük sakınca (dezavantaj) ise çok sayıda ölü virüse gerek duyulması. Tavuk yumurtası içindeki embriyolarda üretilen çok ama çok sayıda virüsün ölü hale getirilerek aşıda kullanılması gerektiği için, bu aşının üretimi pahalı. Uzun yıllardır denen klasik bir yöntem etkileri, yan etkileri iyi biliniyor. Güvenli bir aşı yöntemi. Güvenli oluşu önceki yıllarda denenmişliğinden kaynaklanıyor. Bir de hastalık etkeni ölü, aşı ile bulaş (enfeksiyon) riski yok.

Bu aşı eksi 21 C derece soğuk zincirle korunabiliyor. Üretim kapasitesiyle ilgili sorunlar var. Dünya nüfusu 8 milyara yakın. 18 yaş altı nüfusu düştüğümüzde yuvarlak hesap 6 milyar insana aşı yapılması gerek ve iki doz gerektiğine göre 2021 yılı içinde 12 milyar doz aşı üretilmeli. Bu lojistik, altyapı ve üretim kapasitesi yok Çin’de ve dünyada.

“DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ (DSÖ) BU NOKTADA ÇOK ENDİŞELİ”

Gelişmiş ülkeler şimdiden nüfuslarının çok üstünde aşı alımı yapmak için gerekli anlaşmaları sağladı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

DSÖ bu noktada çok endişeli. Özellikle yoksul ülkelerde yaygın aşılamanın 2022-24’e dek uzayabileceği öngörülüyor. Dünya nüfusunun önemlice bir kesimi az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde yaşadığı için, salgının önümüzdeki birkaç yıl içinde tümüyle söndürülmesi olası gözükmüyor.

HIFZISSIHHA ENSTİTÜSÜ KAPATILDI; AŞISIZ KALDIK!

Peki, Türkiye’de durumu nasıl?

Aşıda özyeterliğimizi yitirmiş bulunuyoruz. AKP iktidarı tarafından 2 Kasım 2011’de 663 sayılı Yasa Gücünde Kararname (md.58/3) ile bir Cumhuriyet kurumu olan (1928’de Atatürk döneminde kurulmuştu) Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Enstitüsü (RESAMENS) kapatıldı. AKP iktidara gelmeden (3 Kasım 2020) önce 1997-8’den başlayarak Hıfzıssıhha Enstitüsü’nde aşı üretimi tavsamaya ve duraksamaya başlamıştı. 2002-11 arasında ise, çok başarılı bir Kurum olan Hıfzıssıhha (Sağlığı Koruma) Enstitüsü teknik gelişmelerin uzağında bırakıldı ve sonunda kapatıldı. “Küreselleşme gereği uzmanlaşan kuruluşlardan daha ucuza satın alırız..” dendi ama gelişmeler, dönemin sorumlu Sağlık Bakanı Dr. Recep Akdağ’ı doğrulamadı. Türkiye, aşıda tümüyle
dışa bağımlı ve şimdilerde, KOVİT-19 salgınının en azgın dönemlerinde, geçelim gecikmeyi, yeterli aşıyı bile sağlayamamakta; sorumlu apaçık AKP’dir.

RESAMENS, Cumhuriyet’in çok önemli bir kurumuydu. Anadolu’daki büyük salgınları bu Enstitüsü sayesinde yendik. ABD ve Çin dahil Dünyaya aşı sattık, bağışladık. Hıfzıssıhha Çin’e, Rusya’ya ve ABD’ye aşı gönderdi; günümüzde aşı umduğumuz ülkelere! 2011’de “..Küreselleşme ve uzmanlaşma var..” denerek, bu eşsiz Kurumu kapattılar. Şimdi aşı alamıyoruz – bulamıyoruz, Ülkemiz iflasın eşiğinde. Para bulsak bile alamıyoruz. Gelişmiş ülkeler bu aşılardan çok miktarda alım yaptı, yapıyor. Çin’den 50 milyon doz aşı gelecek dendi, halen beklemedeyiz. AKP iktidarı, RESAMENS’i kapatırken, birtakım aşı alım güvenceleri ile 2022’ye dek ülkemizin aşı üretimine ipotek koymuştur.

  • Ayrıca, Çin’den gelecek aşının bedeli için ise, 2 ülke arasında döviz takas (swap) anlaşması nedeniyle TL kullanılacaktır. Bu da iktidarın seçiminde belirleyici bir etmendir.

“YOK AŞI, YOK, NESİNİ SEÇECEKSİNİZ??!”

Türkiye’de Çin aşısına dönük kuşkular var. Bu kuşkulardan dolayı aşı olmak istemeyenler de var. Bu noktada aşı seçme şansımız var mı?

Çin aşısının Evre (Faz) 3 çalışması Türkiye’de de yapıldı Endonezya ve Brezilya ile birlikte. Türkiye’de de 12.400 gönüllü aşılanıyor. Endonezya’nın Evre3 raporuna göre, bu aşının etkinliği %97. Türkiye’ye de kısa zamanda açıklanır, %90’larda bir etkinlik bekliyorum. Geldiğimiz noktada ise bu aşı ya da şu aşı deme şansımız yok. Çünkü çok ciddi bir aşı kıtlığı var. İstem (talep) çok, ürün az. Kapanın elinde kaldı aşı. İktidar Türkiye’yi, hem Hıfzıssıhha Enstitüsü’nü kapatarak %100 dışa bağımlı kıldı hem de zamanında gerekli bağlantıları yapmayarak – gecikerek yeterli aşı alımını sağlayamadı.

Yani, yok aşı yok, nesini seçeceksiniz?!

Bir milyon doz BioNTech&Pfizer’den gelecek denenmekte. Bu aşıyı saklamak için gerekli soğuk zincir altyapısı elimizde yok. Başta belirttiğim gibi bugünden yarına bu ileri derin dondurucuları hemen sağlayamazsınız, bunları üreten fabrikaların da kapasitesi dolu. İngiltere’de bile ancak elli hastanede bu ileri (ultra) derin dondurucu var. Bu bakımdan, aşı seçmek gibi bir lüksümüz yok, bir aşı kıtlığı hatta yoksunluğu var kötü yönetim yüzünden!

İktidarın ne yapıp edip yeterince ve güvenli – etkili aşı bulması gerek. Ne yazık ki bu dilek – zorunluluk havada kalıyor. Çünkü iktidar ne yaparsa yapsın yeterli aşı yok piyasada! Çin’den elli milyon doz beklenirken, Erdoğan geçen hafta Azerbaycan dönüşü uçakta on milyon doz geliyor, dedi. Oysa Sağlık Bakanı yirmi milyon doz demişti. Hangisi doğru bilmiyorum, ister 10 ister 20 milyon doz olsun, ikisi de çok yetersiz Türkiye için.

EN AZ 160 MİLYON DOZ AŞI GEREKİYOR

Neden yetersiz? 20 milyon doz aşı az değil mi? 10 milyon kişi aşılanabilir en azından…

Türkiye’nin nüfusu göçmenler – kaçaklar dahil 90 milyon. Bu nüfusun 20 milyonu 18 yaş altı deseniz, 3-6 ay içinde hastalığı geçiren ve antikor üreten 2 milyon kişiyi, aşı içindeki etken maddelere ya da aşıya alerjik olanları, değişik tıbbi nedenlerle aşı olamayacakları da bu hesaba katarsak ilk aşamada Türkiye’de 65 milyon kişiyi aşılamalısınız. 2-3 hafta içinde 1. ve 2. dozu tamamlamalısınız. Bu da 130 milyon doz aşı kullanmanız demektir. Aşının etkisi % 90’larda olduğu için, aşılanan 65 milyonda yaklaşık 6,5 milyon kişi bağışıklık kazanamayabilir. Bunlar için de elinizde yeniden aşılama için 13 milyon doz aşı olmalı; yani 143 milyon doz + %10 fire pay ile yaklaşık 160 milyon doz aşının elinizin altında olması gerekir. 18 yaş altında aşı yapılmadığı için bulaş riski sürüyor demektir. Üstelik hastalığı geçirerek oluşan bağışıklık, 3-6 ay içinde sönümlenebiliyor.

  • Hedef kitlenin firesiz, en yüksek oranda ve hızla, adil – etik – bilimsel – ücretsiz aşılanması gerek!

Aşı bağışıklaması ne denli ve ne etkinlikte sürer, bilinmemektedir. Hastalığın geçirilmesiyle kazanılan doğal bağışıklığın 3-6 ayda sönümlenmesinden kalkarak, yıl içinde 2. kez aşılama gereği doğabilecektir. İşte bu nedenle gelişmiş – varsıl ülkeler, fazladan aşı alımı için çok önceden anlaşma yaptılar. Olası aşı bağışıklığı sürelerini göz önünde bulundurdular. Biz ise aşı kıtlığı – yoksunluğu çekmek durumundayız. Üstelik uygulanan yüzeysel önlemler salgının önüne geçemiyor ve salgın azgınlaşmış biçimde sürüyor!

Ayrıca kimi insanlara el altından “aşı” yapılmakta! İktidar bu skandalı yadsıyamadı. Sağlık Bakanı’nın ‘Çin’de eczanelerde satılıyor, oradan alıp gelmişlerdir’ diyerek yadsınamaz biçimde kabul ettiği yasalara, hukuka ayrı olarak gerçekleşen bir suç var. Açıkça aşı kaçakçılığı yapılıyor. Türkiye’nin gümrük güvenliğini hiçe sayan, halk sağlığını tehdit eden bu girişim ve bir biyolojik sıvıyı insanlara “aşı” diye yapmak kabul edilebilir ve bağışlanabilir bir şey değil. Apaçık suç, savcılar işlem yapmalı.

Salgının ortasında aşı yoksunluğu ile yüz yüze kaldık!

Unutulmasın; AŞILAR, salgın yönetiminde büyülü araçlar değildir.

  • Salgın denetiminin altın anahtarı Epidemiyolojik ilkelere tam bağlı kalarak bilimsel salgın yönetimidir, onu AKP gibi politize etmek değil!

Yaygın aşılama başlasa bile, 2021 sonlarına dek maske – uzaklık – temizlik vazgeçilmezdir.

Sonuç olarak; aşı gelse bile 2-3 hafta biyogüvenlik testlerinin yapılması yasal ve bilimsel yükümlülük olduğundan, sağlanan miktara göre 2021 Ocak ortalarında ancak yaygın aşılamaya geçilebilir. Bu 2-3 hafta sürede çok sayıda (resmen her gün 200’ün üstünde) insanımız ölecektir! Yine resmen günde 30 bini aşkın insanımız hastalanacaktır. Sağlık kuruluşları boğulmak üzeredir. Bu nedenlerle,

  • 2-3 haftalık bir TAM KAPANMA son derece gerekli, hatta zorunlu ve ivedidir.

Sevgi ve saygı ile. 21 Aralık 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

Evrensel Gazetesie demecimiz -19 Kasım 2020 

Evrensel Gazetesine demecimiz

“SALGINLA MÜCADELEYE YETERLİ BÜTÇE AYRILMALI”

Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, aşı konusunda önemli engellerden birinin fiyat olduğuna dikkat çekerek ABD’de Moderna’nın geliştirdiği aşının tek dozunun 32-37 Dolar olduğunu, 2 doz yapılacak aşının maliyetinin 64-74 Dolar olacağını belirtti. Türkiye’de en az 20 milyon kişiye aşı yapılırsa bunun için 1,28-1,48 milyar Dolar gerektiğini söyleyen Saltık, AKP iktidarının bu kaynağı bulması gerektiğini ifade etti. Saltık, 2021 yılından başlayarak bütçe kaynaklarının büyük ölçüde salgınla savaşa ayrılması, zorunlu olmayan bütün projelerin ertelenmesi, kısılması gerektiğini, servet-varlık vergisinin ciddi biçimde düşünülmesi gerektiğini vurguladı.

Bir başka engel veya zorluğun ise soğuk zincirin kurulması olduğunu anlatan Saltık, Almanya Biontech-Pfizer’in aşısının laboratuvardan çıkmasından stok depolarına dek eksi 70-80 santigrat derece arasında bir soğuk zincirin kurulması gerektirdiğini dile getirdi. Bunun için ciddi bir teknolojiye gereksinim olduğunu ifade eden Saltık, “Böyle yaygın bir teknoloji yok. Bu önemli bir yatırım ve zaman gerektiriyor. Bu aşı, depodan çıkarıldıktan sonra vatandaşın koluna ulaşmasına dek buzdolabı koşullarında 1 haftaya yakın korunabiliyor. Moderna’nın aşısı da buzdolabı koşullarında 4-5 güne dek saklanabiliyor. Aile hekimliklerinde, toplum sağlığı merkezlerinde saklanma olanağı olabilir. Bu aşının derin dondurucuda eksi 21santigrat derecede soğuk zincir olanağı var ve bu ortamda yaklaşık bir ay saklanabiliyor” dedi.

“BİYOTEKNOLOJİK ÇALIŞMALAR TEKELLEŞMİŞ DURUMDA”

Saltık, en yakın iki aşı adayından Moderna’nın ABD’nin Kovid-19 aşı programından 955 milyon Dolar katkı aldığını, Pfizer’in federal fon almadığını, BionTech’in Alman hükümetinden 444 milyon Dolarlık destek aldığını belirtti. ABD, Pfizer’dan 2 milyar Dolarlık aşı sipariş ederken, Moderna ile ABD arasındaki anlaşmanın şimdilik 1.53 milyar Dolar tutarında olduğunu aktaran Saltık, şöyle devam etti:

“Bu biyoteknolojik çalışmalar çok pahalı ve tekelleşmiş durumda. Kamu da mali destek veriyor sözü edilen örneklerde görüldüğü üzere… Şirketler, biyolojik ürünleri için 20 yıllık patent koruması ve ek olarak 5-6 yıl veri koruma ayrıcalığı alıyor; o teknoloji için harcadıklarını geri kazanmak üzere. Başka firmalar o ürünü üretemiyor ve bu bedel ürün fiyatlarına yansıyor. Ancak ilaçlar, aşılar, kimi biyolojik ürünler aynı zamanda kamu yararı için kullanılmak zorunda. Sosyal devlet, bu yaşamsal ürünlerde yeterli desteği ve herkesin hakkaniyetle erişim hakkını sağlamak zorunda.”

“TÜRKİYE AŞIDA ÖN SİPARİŞ VERMELİ”

Dünya Sağlık Örgütü’nün salgın nedeniyle hızla aşı geliştirilmesi için olağan süreçleri hızlandırdığını belirten Saltık, “Ülkelerin aşıya erişimi için adil özgüleme (tahsis) kotaları önermekte. Hangi toplum kesimleri öncelikli olacak, bu konuda ölçütler öneriliyor. Ancak serbest pazarda çok acımasız bir rekabet, ticaret savaşları var. Etik ilkelerin korunabilmesi çok güç. Türkiye de zamanında ön siparişler vererek ülkemizin aşı gereksinimini mutlaka karşılamalı ve tıbben gerekli olan toplum kesimlerine ulaşmasını mutlaka ve zamanında sağlamalı” dedi.

“AŞIDAN SONRA HER ŞEY BİTECEK GİBİ DÜŞÜNÜLMEMELİ”

Her iki aşı için de deneysel koruma oranlarının % 90’ın üzerinde açıklandığına ama yaygın kullanımın ardından gerçek etkilerinin zamanla görüleceğine dikkat çeken Saltık, “Ayrıca hastalıktan korunmada ne ölçüde etkili olduğu konusunda yanılgıya düşmemeliyiz. Bu aşılar bulaştırıcılığı kırmıyor, yalnızca hastalığın hafif geçirilmesini sağlıyor. Aşı olduktan sonra her şey bitecek gibi düşünülmemeli” dedi.

“EN AZ BİR YIL BOYUNCA SIKI SALGIN DENETİMİNE GEREKSİNİM VAR”

7.8 milyar dünya nüfusunun dörtte biri aşı olsa, ikişer dozdan 4 milyar doz gerektiğini, Biontech’in 2021 için üretebileceği toplam dozu 1.3 milyar olarak açıkladığını belirten Saltık, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye açısından ise finansal zorluk var. Bir milyar Doları aşan aşı bedeli nasıl karşılanacak? Türkiye’de en az 20 milyon kişiye aşı yapılmak istense, bunca aşıyı kısa sürede elde etmek de olanaklı değil. En iyimser senaryolar gerçekleşse bile en az bir yıl boyunca sıkı bir salgın denetimine gereksinim var. Umarım ülkeyi yönetenler salgınla mücadele ediyorMUŞ gibi davranmayı bırakıp, sosyal devlete yakışan bir biçimde, halkın sağlığını en öne koyan politikalar izlerler.” (Ankara / EVRENSEL)
https://www.evrensel.net/haber/419222/asi-esit-ve-adaletli-dagitilmazsa-hic-bir-ulke-guvende-olmayacak?a=8ff
==============================
EVRENSEL Gazetesine ve başarılı muhabiri Birkan Bulut’a teşekkür ederiz.
Gönderdiğimiz metin : EVRENSEL’e_demec,_Birkan_Bulut_17.11.2020 

Sevgi ve saygı ile. 19 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

Cumhuriyet Gazetesi’ne demecimiz – 16 Kasım 2020

Cumhuriyet Gazetesi’ne demecimiz..

Dostlar,

Demecimize 1. sayfada bir bölüm giriş ve arka sayfada devamı verilmiş.
pdf dosyaları aşağıda..

Cumhuriyet’e_demec1_16.11.20

İSTANBUL TIKANIYOR..

Cumhuriyet’e_demec2_16.11.20

SALGIN TEPE  NOKTADA!

Gazete‘ye yolladığımız tam metin ise aşağıda..
****

İstanbul’da yoğun bakımda alarm zilleri çalıyor : İstanbul tıkanmak üzere

  • Prof. Dr. Ahmet Saltık :
  • Hasta seçme durumunda kalınabilir. Acil 14 günlük kapama yapılmalı’

‘Aşı ile ilgili dünyanın haberinin olmadığı bir sürpriz var. Aşı yeterince üretilse de eksi 70-80 santigrat derecede soğuk zincirle ulaştırılmalı. Dünyanın hiçbir yerinde böyle yaygın bir donanım yok. Bu şu an büyük sorun’

SİBEL BAHÇETEPE

Ülkemizde koronavirüs salgını 8. ayını geride bırakırken, özellikle İstanbul’da sıkıntı giderek artıyor. Vaka sayısı “resmen” (!) günlük 3 bine yaklaşırken; sahadan gelen bilgilere göre, koronalı hastalar için hastane hastane dolaşıp yatak aranıyor, hatta özel hastanelerde bile yatışlar için sıra olduğu belirtiliyor. Yoğun bakımlar adeta alarm veriyor. Ankara Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi (E) Prof. Dr. Ahmet Saltık, İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerde 14 günlük kapatma yapılması gerektiğini belirterek “İstanbul’daki salgın durumu nisan ayındaki tepe değerlerine yaklaşmış hatta aşmış durumda denebilir. Doktorlar yoğun bakıma alacakları hastaları seçmek durumunda kalabilir, bu çok acı” dedi.

  • Birleşmiş Milletler’e de çağrı yapan Saltık,

    tüm dünyada eş zamanlı 14 günlük kapatama yapılmasını

    bunun bir küresel dayanışma örneği olacağını söyledi.

Prof. Saltık, gazetemize yaptığı açıklamada, İstanbul’daki salgın durumunun Nisan ayındaki tepe değerlerine yaklaştığını hatta aştığını söyledi. Saltık “Birçok kaynaktan ve hastanelerden arkadaşlarımızdan gelen bilgiler bu yönde. Yoğun bakım yatağı bulmak son derece güç, cankurtaranlar saatlerce gelemiyor, merkezi yönlendirme ile hangi hastanede boş yatak varsa (?) oraya götürüyor cankurtaranlar. Ama yönlendirildikleri hastanelerde de rahatlık yok, tıkanmak üzere İstanbul’daki durum” uyarısında bulundu. Hangi ilde, hangi ilçede ne denli hasta olduğu, artış hızı, ölümler.. gibi epidemiyolojik verilerin bilinmesi ve buna göre önlemler alınması gerektiğini vurgulayan Saltık, “Sahadan gözlemlerimiz, meslektaşlarımızdan gelen bilgilere göre yoğun bakımlar doldu, hastalar sedyelerde bekletiliyor deniyor. Sağlık Bakanı 14 gün kapatma çağrısının yanlış olduğunu düşünüyorsa bilimsel gerçeklerle açıklamalı. İstanbul’dan başlayarak, epidemiyolojik verilerle uyumlu bicide 14 günlük kapatma yapılmalı” dedi.

‘Yoğun bakım hastaları seçilebilir’!

Hastanelerde doktorların “hasta seçme” durumuna düşebileceğini söyleyen Prof. Saltık, “Meslektaşlarımız neredeyse artık yoğun bakıma hasta seçmek durumda kalacaklar. ‘Bu hastayı mı, şu hastayı mı yoğun bakıma alalım?’ .. Bu çok ağır bir sorumluluk. Yoğun bakıma veremediğiniz hasta ölecek, böylesine ağır ve kritik, insan yaşamıyla ilgili kararlar vermeye siyasal iktidar bizi, kötü yönetimi ile zorluyor. Salgın yönetiminde gerek Türkiye genelinde gerek İstanbul’da geldiğimiz bu tıkanmanın temel sorumlusu siyasal iktidarın akıl ve bilim dışı kötü yönetimidir veya yönetimsizliğidir” diye konuştu. Saltık, şöyle devam etti:

“Türkiye, PCR testi pozitif insanların tümünü DSÖ’ye bildirmeyip neredeyse onda birini, yirmide birini bildiriyor. Dünya alem herhalde kör ve sersem değil. Uyarılar da gelmeye başladı. 9 aydır aşağı yukarı hükümet benzer yöntemleri izliyor ve Türkiye salgınla başedemiyor. Bu yöntemlerde eksiklik ve hatalar olduğunu artık kabul etmek gerekir, değiştirmek gerekir.

Ne yapılabilir?

Öncelikle bilimsel danışma kurulu ne kararlar alıyor, bunları iktidarın kamuoyu ile paylaşması gerekir. Sonra neden o kararları uygulamadığını gerçekleri ile paylaşması gerekir. Salgınla ilgili verileri DSÖ’nün kurallarına uygun biçimde PCR (+) çıkanların tümünü, negatif çıksa da klinik olarak tanı konan olguların tümünü kamuoyuna ve DSÖ’ye bildirmelidir.

  • Pek çok ülkede, Türkiye içinde olmak üzere ekonomik kaygılar ve sermayenin kârı öne çıkarılarak, masum insanların önlenebilecekken ölümleri önlenmiyor.
  • Ülkemizde salgınla başetmenin öndeki temel 3 engelden biri, talan edilen ekonomi nedeniyle salgına yeterli finansal kaynağı ayır(a)mamak geliyor.”

Ek Sağlıkçı ataması yapılmalı

Sağlık çalışanları sayısının yetersizliğine de dikkat çeken Prof. Saltık “En az yüz bin yeni sağlık çalışanı alınması gerekir diye aylardır uyarıyoruz.. Varolan sağlık personeli yetersiz, OECD’nin dibindeyiz” dedi.

Salgınla ilgili başarısızlığın bir başka nedeninin ise liyakat olduğunu anımsatan Saltık, Sağlık Bakanlığının liyakata dayalı kadrolarla değil ahpap çavuş ilişkisiyle, yandaşlarla yönetildiğini (nepotizm) anlattı.

“Salgından çok, Türkiye’deki kötü siyasal yönetim masum insanların ölümünün temel sorumlusu“

diyen Saltık, “11 Mayısta AVM’ler açılmıştı, Temmuz gelince yükselmeler başladı. ‘Böyle giderse Eylül – Ekimde Türkiye 14 gün kapama ile karşı karşıya kalabilir, buna hazırlıklı olun.’ demiştik. Şimdi o günlere geldik ne yazık ki.

  • Özellikle İstanbul’da ve büyük kentlerde en az 2 haftalık bir tam kapatma gerekiyor.

Bunun için de ciddi finansal kaynak ayırmalısınız. Ne yazık ki Türkiye iflasın eşiğinde ve AKP para bulamıyor.

  • İktidar, salgın yönetiminde ‘mış’ gibi yapıyor, oyalanıyor ve halkı oyalıyor” değerlendirmesini yaptı.

Maskeden yakında kurtulacağız söylemi yanlış

Sağlık Bakanı Koca’nın ‘aşı yakındır ve yakında maskeden kurtulacağız’ yönündeki söylemlerini de eleştiren Prof. Saltık, özetle şunları kaydetti:

“Bu söylemler halkın desteğini zayıflatır ve bu olmadan salgında başarılı olamazsınız. Maskeden kurtulacağız söylemi son derece yanlış. DSÖ ‘henüz elde aşı yok’ diyor ama çalışmalar hızla ilerliyor. Bu yılın sonlarına doğru belki sınırlı bir dağıtım olabilir. 2021’in ilkbaharı, yaza doğru bir aşı elde edebiliriz ancak bununla da bitmiyor. Ciddi bir üretim yetersizliği sorunu var. Türkiye 90 milyon, 45 milyona aşı yapacaksınız diyelim; bu denli aşıya erişmek olanaklı değil. Ayrıca Türkiye hangi ön anlaşmayı yapmış, bunları bilmiyoruz, İktidar açıklasın. 2 doz gerekli, 90 milyon doz yapar, 1 doz = 15 Dolardan 1,35 milyar Dolar! Bunca kaynak yok!

Ayrıca aşı ile ilgili dünyanın haberinin olmadığı bir tatsız sürpriz de var:

En yakın gibi gözüken aşı eksi 70-80 derecede saklanmak zorunda. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir donanım yok. Bu da ciddi bir kaynak ve zaman gerektiriyor.. üretildiği laboratuvardan çıkarken daha eksi 70- 80 derecede soğuk donanımla taşınacak ve kişinin koluna erişene dek bu soğuk zincir korunacak. Bunun hazırlığı yok, ciddi gider ve zaman gerek.

Daha bir yıl yaklaşık, iyimser söylüyoruz, çok sıkıntımız var.

Bu dönemde hem maske hem fiziksel korunma uzaklığı hem de genel hijyen önlemlerini daha da özenle sürdürmeliyiz.

Temaslılarda belirti yoksa test yapılmayacağı açıklandı. Bu kararın bilimsel dayanağı yok.

Hükümet salgınla mücadele ediyormuş gibi yapıyor.

AKP iktidarı, gerçek anlamda salgın politikası yürütemediği için, bu oyalanmalarla zaman kazanmaya çalışıyor. İlaç / aşı geliştirilmesini bekliyor.

24 Ekim’de BM’nin 75. yılında yaptığım konuşmalarda şunları vurguladım :

  • Yalnız Türkiye için değil, uluslararası toplum için tüm dünyada eşzamanlı 14 gün küresel kapatma çağrısı yapıyoruz.

Bu bir uluslararası dayanışmadır ve insanlığa çok şey kazandıracaktır. BM düzleminde konunun mutlaka ve ivedilikle ele alınması gerek.” (15.11.2020)
*****
Cumhuriyet’e ve değerli muhabiri Sn. Sibel Bahçetepe’ye teşekkür ederken,
bu gün  açıklanan Cumhuriyet Gazetesi’ne 28 gün reklam yasağı cezasını kınıyoruz. Asla adil değil, hukuka uygun değil; buram buram siyasal hınç – intikam – çökerteme saldırısı kokuyor.
Bunlar 21. yy’da Türkiye’ye yakışmıyor ama siyasal islamcı AKP kendine yakıştırıyor.
Bu Gazete neler gördü, geçirdi.. Asırlık çınardır.. Sel gidecek kum kalacaktır, unutulmasın.

Gazetemiz Cumhuriyet’i destekleyelim günde birkaç tane alıp dağıtalım..

Sevgi ve saygı ile. 16 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

 

 

 

ANAYURT GAZETESİ’ne demecimiz…

ANAYURT GAZETESİ’ne demecimiz…

Saltık: 1. dalga başkaldırdı

Prof. Dr. Ahmet Saltık, son günlerde koronavirüs (Kovid-19) vaka sayılarının artmasını, henüz 2. dalga aşamasını yaşamayan Türkiye’de 1. dalganın ‘hızla baş kaldırışı’ olarak yorumladı. (U. Duyan, Ankara, 8.8.20)

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık, Türkiye’de Kurban Bayram sonrasında olgu artışlarının hızla yükselme eğilimi içine gireceğini belirterek, “Kurban Bayramı’nda arife gününden başlayarak 5 gün sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi gerekirken, bu yapılmadı. Biz bunu bayram öncesinde kezlerce önermiştik. Kurban kesimi dahil, yasağın gerekli hatta zorunlu olduğunu vurgulamıştık. Şimdi önümüzdeki 14-28 gün içinde vaka sayılarının daha da artarak yükselme eğilimi içine gireceğini göreceğiz. Ne hazindir ki, Türkiye 1. Dalgayı sönümlendiremeden bu dalganın hızla başkaldırışı ile yüz yüze kalmak zorunda bırakıldı ” diye konuştu.
Türkiye’de henüz 2. Dalgadan söz edilemeyeceğini kaydeden Saltık, “1. dalganın yükselme eğiliminin nedenlerini 11 Mayıs’ta AVM’lerin çok erken ve epidemiyolojik gereklilikler sağlanmadan açılamasına dek götürmek olanaklı. 1 Haziran’da vaka sayısının 500’ün altına düşeceği varsayılarak atılan bu adımın ağır sonuçları oldu. Varsayımlar ile önlemleri gevşetmezsiniz. Önce günlük olgu sayısını öngörülen rakamın altına düşürür, sonrasında önlemleri adım adım, sıkı denetim altında gevşetirsiniz” görüşünü savundu.

HAZİRAN’DAKİ TOPLUMSAL HAREKETLİLİK
Almanya’nın günlük olgu sayısını 100’ün altına düşürdükten sonra önlemleri gevşetme sürecine girdiğinin altını çizen Saltık, “Almanya olgu sayıları 100’ün altına düştüğünde, restoran, kafe, bar ve öbür diğer mekanları aşamalı olarak açtı. Biz bu noktada da ölçüsüz davrandık” dedi.
Siyasal iktidarın ticari kaygıları öne alarak, normalleşme sürecine kademesiz ve hızlı bir geçiş yaptığını aktaran Saltık, “1 Haziran öncesinde hafta sonu, dinsel ve ulusal bayramlarda ilan edilen 2-4 günlük sokağa çıkma kısıtlamalarının en az 14 günlük bir sokağa çıkma yasağı TAM KAPATMA biçiminde uygulanmasının gerekirken, iktidar ticari ve ekonomik kaygılarla davrandı. Ayrıca Her ikisi de haziran ayı içinde iki büyük sınav yapıldı. 20 Haziran’da LGS’de 1,4 milyon, 27-28 Haziran’da YKS’de 2,5 milyon öğrenci sınava girdi. Velileri ile birlikte milyonları bulan çok büyük ve çok riskli toplumsal hareketlilikler yaşandı” şeklinde konuştu.

“TSUNAMİ ETKİSİ”

“Kurban Bayramı’nda arifeden başlayarak beş günlük bir sokağa çıkma kısıtlamasının ve kurban kesiminin salgından ötürü bu yıla özgü yapılmayıp ertelenmesini, nakit bağışa dönüştürülmesini önerdik. Türkiye’de bunun bir tsunami etkisi yaratabileceğini söyledik.” diyen Saltık, Şubat ve Mart aylarında, sayıları 21,500’ü aşan umrecilerinin salgını Türkiye’de yaydığını anımsatarak sözlerini şöyle sürdürdü:
21.500 umreci Suudi Arabistan dönüşünde, -gerçi bir bölümü karantinaya alındı- ancak çok büyük bir toplumsal hareketliliğe neden oldular. Kurban Bayramı öncesinde turizmi de açtılar. Kurban Bayramı’nda insanlar salt kurban kesimi ile sınırlı kalmadılar. Birbirlerini ziyaret ederek, bayramlaştılar. Turistik yörelere akın ettiler. Ne hazin, insanlar büyük ölçüde özensiz davrandılar. Hem kamu yönetiminin hem de insanımızın özensizliği çarpan etkisi yaratarak, Türkiye 1. dalganın ciddi başkaldırışı ile karşı karşıya bırakıldı.”

“OKULLARIN AÇILMASI OLANAKLI GÖZÜKMÜYOR”

Kurban Bayramındaki muazzam hareketliliğin sonucu olarak, okulların öngörüldüğü gibi 31 Ağustos’ta açılmasının artık çok zor olduğunu söyleyen Saltık, “Salgın yönetiminde izlenmesi gereken ilk yöntem, insanların birbirlerine değinmesini (teması) engelleyerek / en aza indirerek süreci denetim altında tutmaktır. Ülkemizde 12 yıllık zorunlu eğitimde 18 milyon öğrenci, 1,1 milyon öğretmen var. Bu rakama ek olarak idari personel, hizmetliler… eklendiğinde 25 milyonluk devasa bir kitle. Bu da ülke nüfusunun neredeyse 3’te 1’ne denk düşüyor” dedi.
Kurban Bayramından sonraki 14 günlük kuluçka süresine dikkat çeken Saltık, eğitim ve öğretime başlanacak tarih için, ancak bu süre dolduktan sonraki salgının gidişine bakılarak karar verilebileceğini söyledi.

TÜRKİYE AŞI ÇALIŞMALARININ ÇOK UZAĞINDA

Aşı çalışmalarına değinen Saltık, dünyada 5 ülkenin aşı çalışmalarında öne çıktığını kaydederek, “Dünyada 3. faza geçen beş aşı çalışması var: İngiltere, ABD, Almanya, Çin ve Rusya” dedi. Saltık, Türkiye’nin dünyada 75 ülke tarafından oluşturulan aşı çalışmaları finansman havuzuna (konsorsiyum) ekonomik yetersizliklerden dolayı dahil olmadığını ve aşı çalışmaları tamamlandığında aşıdan ilk yararlanabilecek ülkelerin yine bu 75 ülke olacağını ifade etti. Türkiye’nin ekonomik ve teknik yetersizliklerden ötürü aşı çalışmalarının çok uzağında kaldığını kaydeden Saltık, “Türkiye aşıdan fersah fersah uzakta, BSL-4 düzeyinde uluslararası standartta viroloji laboratuvarı yok!” görüşünü paylaştı.
Dünyada en kısa sürede üretilen aşının kabakulak aşısı olduğunu ve 4 yılda tamamlandığını belirten Saltık, “HIV aşısının 40 yıldır bulunamadığını belirtmeliyim. Kısa sürede koronavirüse aşı geliştirilemeyeceği gibi bu aşı hiçbir zaman bulunamayabilir de. Bir başka boyut ise bu hastalığa karşı aşı üretilse bile lojistik sınırlıklar var. 7,8 milyarlık dünya nüfusunun 18 yaş altı bölümünü dışarıda bıraktığımızda geriye kalan 5 milyarlık nüfus için 5 milyar doz aşının üretimi ve ne denli kısa sürede üretileceği, yine soğuk depolama ve soğuk taşıma (soğuk zincir) koşullarına göre ulaştırılması gerekiyor. Bu ne demek, eksi 21 santigrat derecede saklanması ve yine eksi 21 santigrat derecede taşınarak tüm ülkelere ulaştırılması gerekiyor. Bu lojistik donanım dünyada yok.” diye konuştu.

En etkili yol koruma / korunma   :

14 temel kural içinde özellikle

  • EVDE KAL / MASKE TAK / 1,5 m korunma uzaklığını koru / EL HİJYENİNE DİKKAT et..

AŞI YALANI

AŞI YALANI

Soner YALÇIN
SÖZCÜ
,  09.03.2018

(AS : Bizim kapsamlı bilimsel katkımız yazının altındadır..
S. Yalçın’ın bu yazısında ciddi yanlışlar vardır ve düzeltilmektedir..)

Yazı yazıyorsan… Kitap yazıyorsan… Eleştirilmeyi kabul edecek­sin! “Saklı Seçilmişler” kita­bıma kimi eleştiriler geliyor. Ne güzel. Tartışalım. Farkın­dalık yaratalım. Ancak… Türkiye’de okumadan “eleştiri yapma” hastalı­ğı virüs gibi yayılıyor! “Saklı Seçilmişler” kita­bının tanıtımı için sosyal medyada yapılan üç-dört cümle üzerinden “tenkitler” yapılıyor! 500 sayfalık araştır­mayı sadece sosyal med­yada okudukları üzerinden “eleştiriyorlar!” Konuyu getirip aşıya-bebek sağlığına dayıyor; beni “aşı düşmanı” gösteriyorlar! Ayıp. Lütfen önce şu kitabı okuyun… Temelsiz eleştiri sadece bu kitapla başıma gelmedi. “Be­yaz Türklerin Büyük Sırrı, EFENDİ” kitabımı yazdım. Kimileri başladı:
– “Sabetayist düşmanlı­ğı yapıyor!”
– “Anti-semitik!”
Peki, okudunuz mu kitabı? Hayır! Adı lazım değil; birinin şiirini kitaba koydum. Kitapla ilgili söylemediğini bırakma­dı! Yazdıklarımdan kuşkuya düştüm; açtım telefonu sordum; “arkadaş sahiden sen bu kitabı okudun mu?” Okumamıştı! Bir güvendiği arkadaşı anlatmıştı! Bu kişi Türkiye’de “eleştirmen” diye tanınıyor! Bir gün yemekteyiz… Spi­ker arkadaş “Efendi” kita­bıyla ilgili bilindik “tenkitleri” tekrarlamaya başladı. Kitabı okuyan arkadaş dayanama­yıp sordu, “kitabı okudun mu?” Okumamıştı! Bugün… Benzerleri sosyal medyada…

“SOL” PORTAL

Adını yazmıyor… Hangi ilaç şirketinin elemanı olduğu ortaya çıkmasın istiyor her­halde! Arkasını dayamış bir “sol” portala demediğini bırakmıyor. Konu, aşılar! Peki… “Saklı Seçilmiş­ler” kitabımda ne yazdım: Aşı, küresel ilaç şirketle­rinin üzerinde çok durduğu konu! Aşı konusunda sürek­li telkinlerde bulunmaları, hükümetleri nezdinde lobi faaliyetleri yürütmele­ri ve özellikle Afrika ülkeleri ile İslam coğrafyasında faaliyet göstermelerinin sebebi ne? İnsan severlik mi? Para mı? Ya da… Bütün dünyada aşılar konu­su dokunulmaz. Ne tartıştırı­yorlar, ne konuşturuyorlar! Aşı konusu tabu! Aşıların güvenirliğini, etkinliğini gündeme getirmek iste­yenler aforoz ediliyor. Kuşkusuz bütünüyle ‘aşılar­dan uzak durun’ diyemem. Ama aşı konusunda ‘çok dikkatli olun’ demek zorunda­yım! Bakınız… ABD’de bir bebek 6 yaşına kadar toplam 49 doz ve 14 çeşit aşı oluyor. Türkiye’de farklı değil; 17 çeşit aşı yapılıyor bebeklere! Hepsini yaptırmak şart mı? Örneğin… MMR (kıza­mık, kabakulak, kızamıkçık) karma aşısı ilk defa 1975’te ABD’de uygulandı ve (Türkiye dahil) dünyaya yayıldı. Ama… Japonya gibi ülkeler son­ra bundan vazgeçti! Ço­cuklarda erken yaşta diyabet/ şeker hastalığını tetiklediği ortaya çıktı. Verem aşısı BCG de aynı etkiye neden oluyor­du! Ya diğerleri? Yararlı mı zararlı mı? Türkiye’de bir yaşına gelmeden ölen/bebek ölüm hızı (istatistik rakamları ne kadar düşük gösterse de) 2013’te binde 10.8’den 2014’te binde 11.1’e yük­seldi…”

Yani… “Saklı Seçilmişler” kita­bı, ‘aşı’ya değil, ilaç şirket­lerinin dayattığı aşı tabusu­na karşı.
Yoksa, mutlaka tartışalım; hakikati hep birlikte bulalım, mutlu olurum…

KİMİ SAVUNUYORSUNUZ?

Okumadan “çamur atıyor­lar” demeliyim ya, neyse. Kitaptan devam edeyim: “Ülkemizdeki bütün ölümle­rin yaklaşık % 30’unu bebek ölümleri oluşturuyor. Dünyada bebek ölüm hı­zında Müslüman ülkeler başı çekiyor. Tesadüf mü? Cahillik mi? Türkiye’de Anayasa Mahkemesi-nin ‘rıza olmaksızın aşı yapılamayacağına’ iliş­kin gerekçeli kararı var… Aşıların iyi araştırma yapılmadan, yeterli testler­den geçirilmeden piyasaya verildiği hep tartışılan önemli bir konu. Çünkü… Dünyada aşılar üzerine karar veren hiçbir kuruluş, ‘aşıların iki yıl içindeki yan etkileri üzerinde çalışma yapılmadığı’ iddiasına doyu­rucu yanıt veremedi hala! Bu nedenle belli yıl-larda kullanı­lan (rota virüs veya thime­rosal gibi) aşılar hakkında şikayetler çok artınca piyasa­dan çekildi…”

ABD’li ünlü aktör Robert De Niro‘nun, çocuk aşıları konusunda haber yapacak gazetecilere 100 bin do­lar ödül vermeyi teklif ettiğini yazdım. “Vay efendim” öyle dememişmiş! Komik. Dr. Andrew Wakefield‘ın yönetmenliğini üstlendiği 2016 yılı yapımı aşı yalanlarını gösteren “Va-xxed” adlı belgesele destek vermedi mi? Mesele sadece Robert De Niro’nun oğlu mu? Aşılar yüzünden çocuk­ları zarar gören aileler ABD’de “Nesilleri Kur­tarma Grubu” oluşturdu. Arala-rında 200 bin dolar toplayarak aşı ile otizm bağlantısını araştıran in­celeme yaptırdılar. Kor-kunç sonuçları kitapta yazıyor, aç, oku! Hâlâ sosyal medya üzerinden “laf sokma” oyunu oynu-yorsun! Açıp okuyunuz… ABD eski Savunma Bakanı Donald Rumsfeld‘in başkanlığı­nı yaptı-ğı ilaç devi Gilead Sciences “kuş gribi” abartı­sıyla dünyaya neler yaptı? Sa­dece bu grip için Türkiye, 350 milyon dolarlık aşı ithal etti!

Demem o ki: Kimileri ise “sol” mas­ke altında küresel aşı oyunları­nın üzerini örtmeye çabalıyor!
Eko-emperyalizm umurların­da değil. Gıdanın siyasi-politiği umu­runda değil. Gevezelik yapıyor-lar… Bilmiyorlar ki: Haksız eleştiri gizli bir övgü­dür aslında!
========================================
Dostlar,

Sayın Soner Yalçın çok değer verdiğimiz, saygı duyduğumuz, gazete yazılarını ve kitaplarını edinip, zamanımız elverdikçe okuduğumuz bir yazardır. Araştırmacı – gazeteci – yazarlık geleneğinden gelmektedir ve Uğur Mumcu ekolündendir.

Ancak “Aşılar” konusu kolay bir konu değildir. Nitekim Yalçın’ın yazısında önemli maddi hatalar var :

  • Türkiye’de halen geçerli Sağlık Bakanlığı Aşı Takviminde 13 farklı türde aşı var.
  • Lise öncesi 8. yıl sonuna dek toplam 21 doz aşı yapılmaktadır.
  • Yapılacak tüm aşılar ve aşı takvimi Sağlık Bakanlığı Aşı Danışma Kurulunca oluşturulmakta ve sürekli olarak güncellenmektedir.
  • “.. (rota virüs veya thime­rosal gibi) aşılar” ifadesi hatalıdır. Rotavirüs bir ishalli hastalık etmenidir ve bu etmene karşı aşı geliştirilmiştir. Thimerosal (ya da thiomersol) bir aşı adı değil, kimi aşılarda geçmişte kullanılan bir civa bileşiğidir ve son yıllarda kullanılMAmaktadır.
  • Bebek ölüm hızı, Sağlık Bakanlığı’nın Ekim 2017’de yayınladığı 2016 sonu verilerine göre
    %o (binde) 7,3’tür ve uzman çevrelerce çok iyimser olarak görülmektedir.
  • “Ülkemizdeki bütün ölümle­rin yaklaşık % 30’unu bebek ölümleri oluşturuyor.” tümcesi de bütünüyle yanlıştır. TÜİK, bebek ölümü sayısını 2016 sonunda 13 036 olarak vermektedir. Toplam ölümler ise 422 135 olup, oranlandığında % 3.09 çıkmaktadır. On kat fazlasıyla verilmektedir yazıda!
  • Sayın Soner Yalçın, aşılarda alüminyum olduğu savlarına değinmemiş.. Bu miktar, günlük içtiğimiz sudaki alüminyumdan fazla değil..
  • Anayasa Mahkemesinin kararı, aşıyı zorunlu kılan yasal düzenleme olmayışına –yasal norm eksikliğine– dayalıdır. (Salt Çiçek aşısı için yasal düzenleme vardır ancak Çiçek hastalığının 1978’den bu yana kökü kazındığından, aşısı da yapılmamaktadır..) Oysa Anayasa md. 90 uyarınca iç hukuka katılan çok sayıda uluslararası andlaşma – sözleşmelerden kaynaklanan doğrudan – dolaylı çıkarımla aşı yapılmasını yasal zorunlu kılan düzenlemeler de vardır ve bunlar Anayasa Mahkemesince dikkate alınmayarak anılan Anayasa hükmü çiğnenmiştir. Sağlık Bakanlığı bu gerekçe yönünde tek maddelik bir yasal düzenleme teklifi hazırlamıştır ancak, duyumlarımıza göre yüksek tepelerden engellenmektedir.. Niye acaba?? AYM’nin bu kararı çok tartışmalıdır..
  • Son çözümlemede; aşı üretim teknolojisi giderek riskleri azaltırken güvenilirliği artırmaktadır. Rekombinant DNA tekniği ile üretim ve çok titiz soğuk zincir başlıca güvencelerdendir.  Yaşamda “sıfır” riskli hiçbir şey yoktur. Yaklaşım, akılcı ve serinkanlı biçimde risk – yarar dengesine dayandırılmak zorundadır. Aşılar yüz milyonlarca çocuğun yaşamını kurtarmış, engelli kalmalarını (örn. çocuk felci) önlemiştir. Ucuz ve çok güvenilirdirler. En etkili korunma yöntemlerinin başında gelirler.
  • Kuş gribi konusunda yersiz aşı uygulaması ve dışalımı (ithali) yapıldığı savı doğrudur.
  • AŞILAR stratejik ürünlerdir ve ne yazık ki ülkemizde hiç yerli aşı üretilmemektedir. Oysa Cumhuriyet’in ilk yıllarında bile İstanbul ve Sivas’ta yerli aşı yapıldığı, milyonlarca insanın aşılandığı ve hatta yurt dışına satıldığını Yüce Atatürk’ün 1930’da TBMM açılış konuşmasından öğreniyoruz.
  • İtalya’da geçtiğimiz yıl Parlamento, 0-16 yaş aşıları zorunlu kılan yasa çıkarmıştır.
  • Türkiye’de 3,5 – 4 milyon göçmenin 1 milyonu aşan çocukları vardır ve aşıları eksik, yaşam koşulları uygun değildir; bu salgın riski demektir! 2013’te Türkiye’de binlerce kızamık olgusu saptanmıştır. Geçen yıl Stockholm’de de..
  • Türkiye’de aşı reddi olayları on bini aşmıştır. Tehlikeli biçimde tırmanmaktadır!
    Birey özerkliği ve kişi hak ve özgürlükleri toplum sağlığı karşısında üstün tutulabilir mi?
  • Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF, 2 yetkili uzman uluslararası kurum olarak aşıların tam ve net olarak arkasındadır.
  • web sitemizde konuya ilişkin epey yazımız vardır, okunması pek çok çekince ve yanlış bilgilenmeyi giderebilecektir:
    – http://ahmetsaltik.net/arsiv/2017/03/Anayasa_Mahkemesi_ASI_karari_irdelemesi_AHMET_SALTIK.pdf
    – http://ahmetsaltik.net/2017/05/02/42368/ 
    – http://ahmetsaltik.net/2017/03/27/dr-nevzat-eren-16-ulusal-halk-sagligi-sempozyumu-gerceklesti-sistem-sorunu-olarak-asi/
    – http://ahmetsaltik.net/2016/10/30/ttb-zorunlu-asi-sorunu-yeniden/
    – http://ahmetsaltik.net/2018/01/05/asi-yasamdir-toplum-sagligi-riske-atilamaz/

    – http://ahmetsaltik.net/2015/11/23/hasuderden-anayasa-mahkemesinin-asilama-karari-hakkinda-basin-aciklamasi/Bu durumda, Sn. Yalçın’ın aşılara dönük haksız eleştirisi gizli bir övgü ­mü aslında?

Sevgi ve saygı ile. 09 Mart 2018, Ankara 

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com