Etiket arşivi: KOVID-19

‘Ölçemediğini ilerletemezsin!’

27’nci Yasama döneminde, muhalefet vekillerince hazırlanan yasa önerilerinin hiçbiri TBMM Komisyonlarında görüşülmedi. Yalnızca AKP veya AKP-MHP koalisyonu önerileri yasalaştı: Toplam 3285 maddeden oluşan 273 yasa. Bunların 160’ı uluslararası anlaşma onayı, Yasaların 69’u torba ve 44’ü tek konu şeklinde. Torba veya tek konu yasaları, üç yoklukla sakat.

ÜÇ YOKLUK HALİ

-Yasa / yasama etki analizi,
-Anayasa’ya uygunluk incelemesi,
-Çevre konularında çevresel etki değerlendirmesi (ÇED).

-Yasa etki analizi, özellikle, torba tarzı yasalar için vazgeçilmez. Etki analizi yokluğu, aynı konuda çıkarılan yasalar arası ilişki zincirini de perdeliyor.

Anayasa’ya uygunluk: İçtüzük yükümlülüğü, AKP-MHP’li vekillerin el işaretine indirgeniyor.

-ÇED: ‘Bu da ne?’ dercesine geçiştiriliyor.

Üç yokluk hali, “normatif ilerleme“ yerine “mevzuat karmaşası“ yaratıyor. Bu durum, 27’nci Yasama döneminin ilk düzenlemesi 7145 sayılı Yasa ile sonuncusu 7417 sayılı yasaya kadar değişmedi.

Sayı var, ama ölçü yok; nicelik önde, nitelik yok. Yasaları ölçemediğimiz için etkili kılamıyoruz…

Onlarcası arasında üç örnek: 2’nci Bütçe, varlık barışı ve sansür.

2’nci BÜTÇE

Anayasa’da öngörülmeyen ek bütçe kanun teklifi, -ilki gibi- Cumhurbaşkanı (CB) imzası ile yapıldı (20.6.22). Ne var ki, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda bütçe sunuşunu, CB yardımcısı yerine bu kez, Hazine ve Maliye Bakanı yaptı; Genel Kurul‘da da yürütmeyi temsil etti. Oysa, 2017 kurgusuna göre Bakan, Yürütme içinde yer almadığı için, bütçe sunuşu yapamaz; tek kişi ile özdeşleşen yürütmeyi temsil edemez.

VARLIK BARIŞI

7417 sayılı yasaya Genel Kurul’da yapılan ekleme (md. 50) ile “ kaynağı belli olmayan yurtdışındaki varlıkların ülkeye getirilmesini teşvik“ düzenlemesi (7256 sy. lı Kanun, 17.11.20), 31 Mart 2023’e dek uzatıldı.

-7256 sayılı Yasa uygulaması üzerine verdiğim iki soru önergesi (2.6.21 ve 10.11.21), Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca yanıtlanmadı.

-7417 sayılı Yasa, aynı konuda düzenleme yaptığı halde, etki analizi bir yana, 7256’ya gönderme bile yok.

Öte yandan; “vergi dilimlerini güncellemek“ akla bile gelmedi. Dahası, üniversiteye muhtemelen hiç uğramamış olan öğrenci affedildi; ama görevini en iyi biçimde yaptığı halde üniversiteden atılan öğretim üyeleri akla bile gelmedi.

SANSÜR

2020 Temmuz sıcağında ve kovid-19 koşullarında 7253 sayılı sosyal medya yasasına, demokratik muhalefetin yönelttiği itiraz ve öneriler reddedildi.

Haziranın 2022’de getirilen ve önceki arasında, gerekçede de olsa herhangi bir bağlantı kurulmayan öneri; Komisyonlardan tam bir dayatma ile geçirildi.

Son dakika ertelemesi ne anlama gelir? Eğer CHP-HDP-İYİ Parti uyanık davranmaz ise, AKP-MHP ikilisi, tıpkı önceki ertelemelerde uzlaşma görüntüsü vererek aynen oylattığı gibi bu kez de, ekim ayında Genel Kurul’dan geçirir.

YA MUHALEFET BELLEĞİ?

Bu nedenle, demokratik muhalefet pek uyanık olmalı; AKP-MHP’nin “yasama belleği”ni zedelemesinde kendi payını unutmamalı.

TBMM’de temsil edilen partilerin, yasama faaliyetini, Komisyonlarda ve Genel Kurulda, “azınlık bilinci” ile sürekli bir uyanıklıkla izlemesi ölçüsünde, “yasama belleği“nin çoğunluk tarafından yok edilişini seyretme konumundan çıkabilir.

MECLİS NEDEN KAPANDI?

TBMM, dört yıl temmuz ayında da çalıştı; bu yıl da o yönde karar aldı. Ne var ki, AKP, Meclis’i apar topar kapattı!

Öte yandan; Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyeliği konusunda Ankara-Madrid söylemi arasında tam bir çelişki bulunan CB, TBMM’yi işaret etti.

Kuşkusuz hükümet olsa idi, TBMM önünde sorumlu Yürütmenin tavrı farklı olurdu. Bu kadarı bile parlamenter rejimin önemini göstermiyor mu?

Bugünkü acı gerçek ise şu:

  • Saray güdümündeki TBMM, ölçme bir yana, kendi hukuki işlemleri arasında bağlantı bile kuramıyor.

Britanyalı fizikçi L. Kelvin’in dediği gibi, “Ölçemediğiniz şeyi ilerletemezsiniz“.

Sözün özü; parlamenter rejim, yasaların etkililiği için de gerekli.

ANAYURT Gazetesine Demecimiz : Kış gelmeden iki doz aşılama bitmeli


Prof. Saltık, aşıların yeni varyantların ortaya çıkması yüzünden bağışıklık edindirme oranlarının düştüğünü, 12 yaş üstü herkesin en az iki doz aşılanmasının zorunlu olduğunu belirterek, Türkiye’nin kış ayları gelmeden aşılama sürecini tamamlayamaması halinde bütün sürecin başa döneceğini söyledi.

Uğur DUYAN

ANKARA (Anayurt) 

Türkiye’nin önde gelen Halk Sağlığı Uzmanlarından Prof. Dr. Ahmet Saltık, aşıların yeni varyantların ortaya çıkması yüzünden bağışıklık sağlama oranlarının düştüğünü ve 2. doz aşılamadan ancak 14 gün sonra kişilerin bağışıklık kazandığını belirterek, 2 doz ve üzeri aşılananlarla birlikte son altı ay içinde hastalığı atlatanlar dahil toplam nüfusun yalnız %22,5’nin Kovid-19’a karşı direnç gösterebilecek durumda olduğunu söyledi. Saltık, “Dibi delik havuz gibi, aşılama ve hastalık geçirme ile erişilen bağışıklık oranı, bağışıklığın zamanla yitirilmesi vb. nedenlerle gereken orana yetişememektedir. Bu amaçla hızla, seferberlik bilinciyle, en geç 1-2 ay içinde, kış gelmeden eldeki etkin aşılarla yaygın aşılama zorunludur.” görüşünde bulundu.

Türkiye’de haftalık Kovid-19 vaka sayısının 45 ilde artmasına karşın 36 ilde azaldığı görüldü. Prof. Dr. Ahmet Saltık, Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan haftalık verileri Anayurt‘a değerlendirdi. Sağlık Bakanlığının aşılma hedef kitlesini 18 yaş üstünü oluşturan 61 milyon kişi üzerinden tanımladığını ve bu hedef kitle üzerinde yapılacak olan hesabın yanıltıcı oluğunu söyleyen Saltık, Türkiye’nin resmi nüfusunun 85 milyon olmasına karşın göçmenler ve kaçaklar ile nüfusun 90 milyonu aştığını, bu nedenle de 12 yaş üstü tüm nüfusun aşılanması gerektiğini ifade etti.

‘BİR HAFTALIK VERİLER YANILTICI OLABİLİR’

Saltık, salt bir haftalık verilere dayalı olarak  irdeleme yapmanın yanıltıcı olabileceğini ve sağlıklı sonuç almak için en az iki haftalık hatta ve daha uzun zaman dilimlerini içeren çözümlemeler yapmanın daha güvenilir çıkarımlar sağlayacağını söyledi. Saltık şöyle devam etti:

“Hastalığın kuluçka süresi genel olarak 14 gün olarak biliniyor. Bu yüzden, bulaşı alan bir insan 14 gün boyunca bulaştırıcı, bulaştırıcılığın sonlanması 2 haftayı buluyor. Bu yüzden, Sağlık Bakanlığının haftalık verileri kimi illerde artışı, kimilerinde azalışı açıklamaya elverişli değil. Aşılama oranlarını da bilmek gerek bu illerde ve haftalık insidens (yeni vaka oranı) hızları ile ilişkilendirmek gerek. Son aşı uygulamasından iki hafta sonra erişilebilecek en üst bağışıklığa ulaşıldığı da akılda tutulmalı. Epidemiyolojik değerlendirmelerde bu devingen (dinamik) zamansal özellikler dikkate alınmalı.

Ayrıca Sağlık Bakanlığı takvim haftasını kullanarak güncel olmayan veri paylaşıyor. En son yayınladığı veri 4-10 Eylül 2021 takvim haftasının ve bu da 10 Eylül’de değil, bir hafta gecikmeyle paylaşıldı. Bu haritada 81 ilde 4-10 Eylül 2021 dönemi haftalık insidens hızı veriliyor. Bunun anlamı, o zaman diliminde -örneğimizde haftada- her 100 bin kişi başına yeni tanı konan Kovid-19 (hasta) sayısıdır. Örneğin Ankara’da, anılan zaman diliminde, her yüz bin kişide 283 kişiye ‘yeni’ Kovid-19 tanısı konmuştur.

Ankara nüfusu 6 milyon alınırsa, 60 x 283 = 16.980 kişi. Buradan hareketle 4-10 Eylül 2021 haftası içinde 7 günde bu kadar yeni Kovid-19 tanısı konduğu anlaşılır. Bu hafta içinde Türkiye genelinde yeni olgu (vaka) sayısı 155.346 olup, bu da % 10,9 oranına karşılık gelmektedir. Türkiye’nin ‘resmi’ nüfusu 85 milyondur. Bu 85 milyon içinde Ankara, yaklaşık 6 milyonluk nüfusu ile %7,1 pay sahibidir ve nüfusuna oranla daha yüksek bir yeni olgu (vaka) sayısına / oranına sahiptir. Nitekim Türkiye geneli için haftalık insidens hızının da yüz binde 182,8 olduğu görülmektedir. Ankara’nın değeri olan yüz binde 283’ten yüz puan daha eksiktir. Ya da Ankara, Türkiye ortalaması olan 4-10 Eylül 2021 haftası Kovid-19 insidens hızı yüz binde 183’ten çok daha yüksek bir il insidens hızına sahiptir.”

Bu tür sorulara net bir yanıt verebilmek için elde yeterli verinin olmadığını kaydeden Saltık, oysa Sağlık Bakanlığının veri tabanında tüm verilerin ayrıntılı olarak bulunduğunu belirterek, “Üstelik bu veri tabanında Epidemiyolojik çözümlemelere hızla erişebilecek yazılımlar da yüklüdür. Bu çözümlemeleri yapabilecek Halk Sağlığı Uzmanlarına olanak verilmeli ve sonuçlar kamuoyu ile dürüstçe, saydamlıkla ve güncel olarak paylaşılmalıdır” diye konuştu.

TÜİK VERİLERİ AÇIKLAYACAK: MIZRAK ÇUVALA SIĞMADI

Saltık, 19 Eylül için açıklanan can kaybının 213 kişi olduğunu ve bu sayının ürkütücü olmasına karşın gerçek verinin bu rakamın yaklaşık 3 katı olduğunu vurgulayarak, bu rakama Dünya Sağlık Örgütü kestirimlerine göre ulaşılabileceğini söyledi. Saltık şöyle konuştu:

“640’a varan günlük Kovid-19 kaynaklı “gerçek” ölüm sayısının açıklanması, halkı önlemlere daha çok uymaya, aşıya daha çok sahip çıkmaya yönlendirebilir. Kaldı ki gerçek ölüm sayısını sonsuza dek saklama olanağı yoktur. 2020 ölüm istatistikleri TÜİK tarafından hala açıklanmamıştır. Oysa her yıl Mayıs başında yayınlanırdı. 2020 içinde olağan koşullarda beklenen 440 bin dolayında ölümün 200 binden çok fazlası söz konusudur ve AKP iktidarı bu fiyaskoyu, acı gerçeği saklamaktadır.

2021 ölüm istatistikleri de açıklanmayacak mıdır? Mızrak çuvala sığar mı? TÜİK’in kendisine ilgili kurumlardan veri gelmediği gerekçesi inandırıcı değildir. Sağlık Bakanlığının bilgi aktarmaması söz konusu değil. Her ölüm, 10 gün içinde kayda alınmak zorundadır yasal olarak. Doldurulan ölüm belgeleri, gömme izinleri otomatik olarak sisteme girilmekte, Sağlık Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü veri tabanına yüklenmektedir. TÜİK, kuruluş yasası gereği bu veri tabanlarına intranet üzerinden eşzamanlı erişebilmektedir.

Güncel olmayan haftalık verilerin açıklandığından söz etmiştik. Katıldığımız TV programlarında kezlerce dile getirdik; geriden gelen ve güncel olmayan takvim haftası yerine Epidemiyolojik hafta kullanılması zorunludur. Yani, diyelim 20 Eylül akşamı açıklanan haftalık tablo, 20 Eylül’den geriye 7 güne ilişkin olmalıdır; 14-20 Eylül 2021 haftası olarak. Bu çok temel bir Epidemiyolojik ilkedir.”

DELTA VE DELTA + VARYANTLARIN BULAŞICILIĞI

Delta ve Delta + varyantlarının önceki mutant tiplere göre daha kolay bulaştığını ve bulaş oranının %60-65 daha fazla olduğunu söyleyen Saltık, “Bu mutant tipleri sıklıkla da hafif klinik bulgularla, örneğin bir yaz soğuk algınlığı gibi seyretmektedir. Burun akıntısı, hafif soğuk algınlığı–nezle bulguları, tat ve koku duyusunun yitirilmemesi, şiddetli öksürük ve nefes darlığı olmayışı insanları aldatabilmektedir. Bu süre içinde de başkalarına bulaştırma daha çok ve daha kolay olabilmektedir. Tam aşılı olanlar daha hafif belirtilerle, belli belirsiz geçirebilmekte ve aşısızlar ölçüsünde olmasa da bulaştırabilmektedirler. Bu 2 varyant aşıdan da kaçabilmekte, tam aşılı insanlara da bulaşabilmekte ve hafif de olsa hastalık yapabilmektedir. Ancak ağır hastalık, hastaneye yatma, yoğun bakım gereksinimi ve ölüm riski kezlerce kat daha düşük olmaktadır aşısızlara ya da eksik aşılılara göre” açıklamasında bulundu.

Saltık, “Güncel verilerin üzerinden konuşarak gidersek: 20 Eylül saat 01:34’teki Sağlık Bakanlığı aşılama tablosundaki veriler şöyle:

Toplam yapılan aşı sayısı 105 milyon 152 bin 920, 1. doz uygulanan kişi sayısı, 52 milyon 686 bin 951 ve 2. doz uygulanan kişi sayısı 42 milyon 48 bin 514, 3. doz uygulanan kişi sayısı 10 milyon 417 bin 455. İlk yani tek doz aşının koruyuculuğu yok gibidir. 2. ve 3. çok sınırlı da olsa 4. doz alanları hesaba katmak gerek. Bu sayı 42 milyon 48 bin 514’e dahildir ve Bakanlık, 18+ yaş dilimi yani 61 milyon nüfusu hedef kitle almakta, bu hesapla (42 milyon / 61 milyon) %69’a varan bir tam aşılılık kabul etmektedir” ifadelerini kullandı.

HEDEF KİTLE HESABINDAKİ 6 YANLIŞ

Sağlık Bakanlığının temel aldığı hesabın 6 nedenle çok yanlış olduğunun altını çizen Saltık şöyle konuştu:

1. neden: Türkiye’nin resmi nüfusu 85 milyon, eylemli (de facto) nüfusu 90 milyon üstüdür. Geçici koruma konumunda (statüsünde) olanlar, kaçaklar, düzensiz göçmenler… Üstelik bu son sayılan vatandaş olmayanlara aşı için erişim pek çok nedenle oldukça güçtür (başta Türkçe bilmemeleri yüzünden). 90 milyon yerine 61 milyonu hedef kitle almak tam aşılı oranının yaklaşık 1/3 oranında yüksek kabul etmektir. %69’un 1/3’ü olan 23 puan düşülürse, tam aşılılık %46’ya iner.

2. neden: 16-18 yaş arasına aşılama yeni başlamıştır. 12-16 yaş arası aşılama görmezden gelinecek orandadır. 18 + yaş diliminde ve yurttaş olmayanları görmezden gelerek abartılı aşılama oranı halkı ve salgın yönetimini aldatıcı devekuşu tutumudur. 12 yaş altı çocukların halen aşılmaya dahil olmayışı salgın yönetiminde ciddi bir eksikliktir ancak çocuklarda Kovid-19 giderek artmaktadır. ABD’de %26’yı geçmiştir, o yaş dilimlerinde kurallı tarama testleri ile yakalanan PCR pozitifliği oranı. Üstelik 6 Eylül’de 12 yıllık temel örgün eğitim açılmıştır Ülkemizde.

  • Son haftada olgu sayısında artış bakımından Türkiye dünyada 4. sıraya tırmanmıştır!

3. neden: İrdelediğimiz aşı oranları “an“a ilişkindir. Oysa bağışık yanıt, 14 gün sonra o aşı için erişilebilecek en üst düzeye varmaktadır. Toplum bağışıklığı için 14 gün önceki tam aşılılık oranına bakılmalıdır. Bu da yaklaşık 10 puan geride verilerdir ve yukarıda hesapladığımız %46 olan oran %36’lara gerilemektedir.

4. neden: Ülkemizde yaygın yoksulluk ve beslenme bozukluğu, yetersizliği nedeniyle aşılara ideal bağışık yanıt beklenmesi olanaksızdır. Bu gerekçeyle kabaca %10 dolayında bir fire, yetersiz bağışıklama varsayılabilir. Böylelikle, 3. nedende belirttiğimiz beklenebilecek toplum bağışıklığı oranı %26’lara düşmektedir.

5. neden: Son olarak, yaygınlaşan ve çeşitlenen varyantlar nedeniyle aşıya direnç, aşıdan kaçabilme oranı yükselmiş, aşı etkililiği ülkemizde uygulanan BioNTech&Pfizer aşısı için %70’lere dek eksilmiştir. Dolayısıyla, 4. nedende belirttiğimiz %26 oranının %70’ini almak gerekebilir ki, bu da %18,2 etmektedir.

6. neden: Bu orana hastalığı geçirerek doğal bağışık olanları katmak gerekir. Salgının başından beri toplam resmi olgu sayısı 6,8 milyondur. Ancak son 6 ayda hastalanan sayısı dikkate alınmalıdır çünkü bağışık direnç zamanla sönümlenmektedir. 6 milyon 820 bin 861 kişiden 2 milyon 950 bin 603 kişiyi düştüğümüzde, bu rakam 3 milyon 870 bin 258 kişidir ve son 6 ayda hastalananlardır. 90 milyon nüfusta %4,3’e karşılık gelmektedir. 5. nedende elde edilen %18,2 oranına eklendiğinde %22,5 bulunur ki, ülkemizdeki gerçek biyolojik toplum bağışıklığı bu orandır.

Açıkça söylemek gerekirse, ülkemizin 90+ milyon nüfusunun yalnızca %22,5’i gerçek anlamda Kovid-19’a karşı şu anda bağışıklık kazanmıştır, dirençlidir!”

“HAYDİ TÜRKİYE, UZAT KOLUNU, KOŞA KOŞA AŞIYA”

Bu denli bir düşük toplum bağışıklığının olduğu Türkiye’de turizmin açılmasının, ülkenin transit bir coğrafyada yer almasının ve nüfusun dörtte birini bulan aşı karşıtlığı yüzünden, gereken gerçek biyolojik toplum bağışıklığına erişilemediğini söyleyen Saltık, sözlerini şöyle bitirdi:

“Dibi delik havuz gibi.. aşılama ve / veya hastalığı geçirme ile erişilen toplum bağışıklığı oranı, zamanla bağışıklığın yitirilmesi vb. nedenlerle gereken orana yetişememektedir. Bu amaçla

Hızla, seferberlik bilinciyle, en geç 1-2 ay içinde, kış gelmeden eldeki etkin aşılarla yaygın aşılama zorunludur. Tersi kısır döngüdür, yeni varyantlardır, daha çok hastalık, daha çok ölüm, salgının uzaması ve sosyal-ekonomik ağır bedellerdir.

  • İktidar, aşı karşıtlığını hoş göremez!

Bu davranış kişiler açısından da hak değil, insanlığa karşı suçtur. Umumi Hıfzıssıhha Yasasının 57., 64., 72. ve 94. maddeleri çok net olarak zorunlu aşıya olanak vermektedir. Anayasa’da boşluk yoktur; 2., 5., 12., 17., 56., 65. ve 90. maddeler aşıyı devlete yüküm, yurttaşa ödev vermektedir. AİHM ve AYM kararları da bu yönde.

Temel eğitim ve üniversitelerde gerekli tüm yapısal önlemler hızla ve eksiksiz tamamlanmalıdır. Halk sürekli ve etkin eğitilmeli, aşı karşıtlığı yaptırımları kararlılıkla uygulanmalıdır.
ABD Başkanı J. Biden geçtiğimiz hafta, ABD halkının %25’inin (1/4’ünün) aşılı olmaması yüzünden salgınla baş edemeyeceklerini açıkladı. Fransa, aşıyı reddeden üç bin sağlık çalışanını işten çıkardı. Benzer kararlı adımları atan ülke sayısı artıyor.

  • Haydi Türkiye, uzat kolunu, koşa koşa aşıya!
    =============================

ANAYURT Gazetesine demecimiz : Delta varyant endişesi, %100 güvence yok

Delta varyant endişesi: %100 güvence yok!

Prof. Dr. Ahmet Saltık, Kurban Bayramı’nda vakaların artabileceğine işaret ederek, “Delta ve Delta artı (plus) varyantlarının bulaşıcılığı %60-65 daha yüksektir. 3 değil 5 aşı da olunsa, %100 güvence yoktur” uyarısında bulundu.

Uğur DUYAN
ANAYURT
, 19 Temmuz 2021
https://anayurtgazetesi.com/haber/Delta-varyant-endisesi-Yuzde-100-guvence-yok/738379  

ANKARA (Anayurt) – Türkiye’nin önde gelen Halk Sağlığı uzmanlarından Prof. Dr. Ahmet Saltık,

  • Türkiye’de aşılama oranının hızla artmasına karşın hastalığın da artmakta olduğunu belirterek,

“Kritik eşik toplum bağışıklığı sağlanmadan salgını denetim altına almak olanaklı değil. Hızla yaygınlaşan Delta ve Delta + (plus) varyantlarının bulaşıcılığı %60-65 daha yüksektir” dedi. Türkiye’de son haftada vaka sayılarında %25 ve ölüm sayılarında %1 artış yaşandığını belirten Saltık, “Ölüm sayısının olgu sayısı artışına göre sınırlı kalması aldatıcı olabilir. Önce hastalık artışı, onu izleyen 2-4 hafta içinde de bu artan hastalar içinden ölümler görülmektedir. Ayrıca çok artan Delta varyantının ölümlere nasıl yansıyacağı henüz net değildir.” diye konuştu.

  • Kurban Bayramı acıya dönüşmesin; aşılanalım ve kişisel korunma önlemlerini sürdürelim çağrısında bulunan Saltık, Türkiye’nin ulaşım ve ticaret yolarının kesiştiği köprü (transit) bir ülke olduğunu ve güney kıyı kentlerinde turizm mevsimi nedeniyle çok büyük bir insan hareketliliğinin yaşandığını anımsattı.

Kurban Bayramı tatilinin 9 güne çıkartılması ile 10 milyon kişi tatil için hafta sonu Ege ve güney kıyı kentlerine; bu nüfustan çok daha fazlası da Kurban ibadeti ve akraba ziyareti için memleketlerine gitti ya da gitmeye hazırlanıyor. Ayrıca aşılamada alınan yol ile büyük kentlerde de iki yıldır ara verilen bayramlaşmaların yeniden başlama olasılığı Delta varyant endişesini büyütüyor.

Prof. Dr. Ahmet Saltık, 9 günlük Kurban Bayramı tatilinin salgınla mücadeleye etkisini, aşılamada gelinen son noktayı ve Delta varyant tehlikesini Anayurt‘a değerlendirdi.

DÜNYADA SALGIN DENETİM ALTINA ALINAMADI

Kovid-19‘un solunum yolu ile geçen bir hastalık olduğunu anımsatan Prof. Saltık,

  • “Bu tür bulaşlarda geçişi kırmanın en etkili yolu insanların bir araya gelmelerinin olanak ölçüsünde sınırlandırılmasıdır. Bu yüzden, iyi havalandırılmayan kapalı alanlarda uzun süreli kalabalıklaşma çok önemli bir bulaş yoludur. Bu nedenle, standart maskelerin kurallarına uygun kullanımı son derce önemli bir korunma yöntemidir. Başta el hijyeni olmak üzere genel temizlik önlemleri de büyük önem taşır” diye konuştu.

Kovid-19’un hızlı bulaşan bir virüs olduğu gerçeğinin altını bir kez daha çizen Saltık, “Bu yıl da zaten uzun olan 4 günlük Kurban Bayramı tatili, bize göre hiç yerinde olmaksızın 9 güne çıkarılmıştır. Uzatılan tatilin özellikle iç turizm açısından katkısı dikkate alınmış olmalıdır. Ne var ki, 11 Mart 2020’den bu yana sönümlendiremediğimiz Kovid-19 salgını ülkemizde halen sürmektedir. Dünyada da salgın tümüyle denetim altına alınabilmiş değildir” ifadelerini kullandı.

TÜRKİYE’DE VAKA VE CAN KAYBI SAYILARI ARTIYOR

Saltık son haftada, önceki haftaya göre, dünya genelinde vaka sayısında %15, ölümlerde %3 artış kaydedildiğini ve Türkiye’de de vaka sayılarında %25 ve ölüm sayılarında %1 artış yaşandığını belirterek, “Ölüm sayısının olgu sayısı artışına göre sınırlı kalması aldatıcı olabilir. Önce hastalık artışı, onu izleyen 2-4 hafta içinde de bu artan hastalar içinden ölümler görülmektedir. Ayrıca çok artan Delta varyantının ölümlere nasıl yansıyacağı henüz net değildir” dedi.

Türkiye’de son 1 haftada toplam 40 bin 228 kişiye yeni Kovid-19 tanısının konduğunu, toplam can kaybının ise 316 olduğunu söyleyen Saltık, şöyle devam etti:

“Ülkemiz, salgının başından bu yana saptanan toplam 5 milyon 507 bin 455 hasta ile Dünyada 6. sıradadır. Oysa nüfus bakımından 17. sıradayız.

  • Milyon nüfus başına toplam Kovid-19 hasta sayısı bakımından Dünya’da 3. yüz!

15 Temmuz 2021 günü açıklanan günlük yeni tanı 7 bin 304, ölüm ise 48’dir. Oysa 29 Mayıs’ta 7 bin 304’ten biraz fazla günlük yeni hastamız vardı. Son ölüm sayısı da 13 Haziran 2021 verisine çok yakın. Dolayısıyla,

  • Son 2-2,5 aydır günlük hasta ve ölüm sayılarında anlamlı bir azalma sağlayamıyoruz.

Son 1 haftada toplam hasta sayısı, önceki haftaya göre 34 bin 271’den 40 bin 228’e çıkarak %17 artmıştır. Halen hasta havuzunda 86 bin 682 hasta vardır ve bunların 684’ü (%0,8) yoğun bakımdadır. ‘Resmi’ verilerle 50 bin 415 yurttaşımız yaşamını yitirmiştir. Sayısal veriler durumun ciddiyetini sergilemekte.”

SALGIN UZADIKÇA YENİ VARYANTLAR DA ÇIKACAK

Türkiye’de aşılama oranının hızla artmasına karşın hastalığın da artmakta olduğuna işaret eden Saltık, yeni varyantların sürekli biçimde oluştuğunu ve salgının uzaması durumun bunun kaçınılmaz olduğunu anımsatarak, şunları kaydetti:

“Demek oluyor ki, aşılama arttıkça buna koşut olarak hastalık azalmamaktadır. Kritik eşik toplum bağışıklığı sağlanmadan salgını denetim altına almak olanaklı değil. Hızla yaygınlaşan Delta ve Delta artı (plus) varyantlarının bulaşıcılığı %60-65 daha yüksektir.

  • 3 değil 5 aşı da olunsa, %100 güvence yoktur!

Öte yandan, Türkiye’den çok daha yüksek aşılama oranlarına bizden önce ulaşan İsrail, Kanada, ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Avustralya yeni bir tırmanan dalga ile boğuşmaktadır.

Türkiye’de aşılama sayılarına göre, hastalık geçirenlerin sayısı ve başkaca ilgili etmenleri de dikkate alarak, toplum bağışıklığının ancak %25’ler dolayında olduğu öngörülebilir. Tersinden söylemek gerekirse, 90 milyon nüfusumuzun dörtte üçü ya da %75’i hala Kovid-19’a karşı duyarlıdır, bağışık değildir. %25 toplum bağışıklığı oranı ile Kovid-19 salgınını denetim altına almak olanak dışıdır.

TURİZMİN VAKA SAYILARINA ETKİSİ

Doğu ve güneydoğuda aşılama oranlarının ülke genelinin ürkütücü derecede gerisinde olduğunu belirten Saltık, Türkiye’nin ulaşım ve ticaret yolarının kesiştiği bir geçiş ülkesi (transit ülke) olduğunu ve güney kıyı kentlerinde turizm mevsimi nedeniyle çok büyük bir insan hareketliliğinin yaşandığını anımsatarak,

“Özellikle Rusya, halen toplam hasta sayısı bakımından Dünyada 4. sırada olup baskın olarak Delta varyantı ile ciddi biçimde yüklüdür ve milyonlarca turist göndermiştir Türkiye’ye. Geçen hafta Antalya’da haftalık yeni hasta oranı %82 artmıştır ve bu veri alarm vericidir.

  • Hiç unutulmamalıdır ki, aşılı olmak Kovid-19’dan %100 korunma sağlayamamaktadır.

Aşılı insanlar özellikle yeni varyantlarla rahatlıkla bulaşı alabilir, virüsü taşıyabilir, yayabilirler. Aşılanma genel olarak hastalığı hafif geçirmeyi sağlamakta ve ölümü belirgin azaltmaktadır. Ancak,

  • Yineleyelim; bu virüs, aşılı inşalara da bulaşmakta ve onlarla yayılabilmektedir” diye konuştu.
AHMET SALTIK UYARDI                            :
BAYRAM ACIYA DÖNÜŞMESİN
“3 değil 5 kez de aşılanmış olsak, kişisel korunma önlemlerini sürdürmek zorundayız”  diyen Ahmet Saltık, Kurban Bayramı tatilinde uyulması gereken şöyle sıraladı:

• Kapalı alanlarda standart maske kullanmayı kurallarına uygun sürdürelim.
• Kapalı ve iyi havalandırılmayan alanlarda bulunmaktan özellikle kaçınalım ve zorunluluk durumlarında bu süre, mutlaka maskeli olarak ve 2 m uzaklık korunarak 15 dakikayı geçmesin.
• Bayram ziyaretlerini olabildiğince sınırlayalım, EL ÖPMEYELİM ve KUCAKLAŞMAYALIM.
• Çocuklar da Kovid-19’a yakalanmakta ve bulaştırıcı olabilmektedir, aklımızda tutalım.
• Kapalı mekanlarda uygun Hepa filtre (ki çok pahalı!) ve dışarıdan hava alarak içeriye üfleyen klima sistemleri yok ise (ki çok seyrektir), klima çalıştırmak büyük risktir.
• Yüzme havuzlarında, plajda, kumsalda, kurban kesiminde de 2 m uzaklık korunmalıdır.
• Bayram alışverişi ve bayram namazında da gereksiz kalabalıklaşmaya izin vermeyelim.
• Uçak ve otobüs yolculuklarında N-95 maske kullanımını yeğleyelim.
• Gittiğimiz yerlerde olanaklı ise 1 ay kalalım (2 x 14 = 28 gün kuluçka süresi).
• Hastalık bulguları görülürse gecikmeden sağlık kurumlarına başvuralım. Delta bulaşı hafif soğuk algınlığı tablosu ile gidebiliyor. Nefes darlığı, koku-tat yitimi olmayabiliyor.
Herkes mutlaka aşı olmalı, hangisi denk düşerse. Aşılar son derece güvenli tıbbi ürünlerdir.
Salgın ortamında %10 koruma bile değerlidir, kaldı ki; ülkemizde kullanımda olan 2 aşının da koruyuculukları %50’nin epey üstündedir. mRNA aşısı (BioNTech) Delta varyantına hala, %80 dolayında etkilidir.
• 8 Aralık 2020’den bu yana dünyada 3,5 milyarı aşkın, neredeyse dünya nüfusunun yarısı, tek doz da olsa aşılanmıştır ve kayda değer ciddi olumsuz etkiler – komplikasyonlar gözlenmemiştir. Bir aşının olası olumsuz etkileri genellikle 2 ay içinde görülmektedir ve bu deneyime artık Türkiye ve küresel toplum büyük ölçüde sahiptir.
• Öte yandan, her gün yeni tanı alan ve ölen insanların çok büyük bir bölümü aşı olmayanlar içinden çıkmaktadır. Eldeki 11 aşı da yeterince güvenli ve etkilidir; hızla-yaygın aşı zorunludur.
• Kâğıt üstünde aşılanma oranı değil ama gerçek biyolojik bağışıklığı yüzde 70-80’lerin üstüne çıkarmadan salgın bitmez. Bu da 90 milyon nüfuslu ülkemizde çocuklar da dahil neredeyse nüfusun tümünün aşılanmasını gerektirmektedir. Aşılardan çekinmeye gerek yoktur.
Aşıları reddetmenin ise hiçbir bilimsel temeli yoktur. Hiç kimsenin toplum içinde bilimsel olmayan keyfi tutum – davranış hakkı olamaz. (Biz, 2 doz Sinovac + 1 doz BioNTech aşısı olduk.)
Aşı olmayı reddetmek bir temel insanlık hakkı olmayıp, tam da tersine başkalarının sağlıklı yaşam hakkına (Anayasa’nın 56. maddesi) tehdittir. Kimi ülkeler zorunlu aşı uygulamasına geçmektedir.
• Bizde de yasal çerçeve buna elverişlidir (1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha yasasının 72. maddesi). Ayrıca Anayasa’nın 12. maddesi temel hak ve özgürlüklerin başkalarının haklarına saygıyı da içerdiğini vurgular. Aşı ile korunur ve koruruz.
Kurban Bayramı acıya dönüşmesin; aşılanalım ve kişisel korunma önlemlerini sürdürelim.

1907AYURT04

1907AYURT01

Evrensel Gazetesie demecimiz -19 Kasım 2020 

Evrensel Gazetesine demecimiz

“SALGINLA MÜCADELEYE YETERLİ BÜTÇE AYRILMALI”

Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, aşı konusunda önemli engellerden birinin fiyat olduğuna dikkat çekerek ABD’de Moderna’nın geliştirdiği aşının tek dozunun 32-37 Dolar olduğunu, 2 doz yapılacak aşının maliyetinin 64-74 Dolar olacağını belirtti. Türkiye’de en az 20 milyon kişiye aşı yapılırsa bunun için 1,28-1,48 milyar Dolar gerektiğini söyleyen Saltık, AKP iktidarının bu kaynağı bulması gerektiğini ifade etti. Saltık, 2021 yılından başlayarak bütçe kaynaklarının büyük ölçüde salgınla savaşa ayrılması, zorunlu olmayan bütün projelerin ertelenmesi, kısılması gerektiğini, servet-varlık vergisinin ciddi biçimde düşünülmesi gerektiğini vurguladı.

Bir başka engel veya zorluğun ise soğuk zincirin kurulması olduğunu anlatan Saltık, Almanya Biontech-Pfizer’in aşısının laboratuvardan çıkmasından stok depolarına dek eksi 70-80 santigrat derece arasında bir soğuk zincirin kurulması gerektirdiğini dile getirdi. Bunun için ciddi bir teknolojiye gereksinim olduğunu ifade eden Saltık, “Böyle yaygın bir teknoloji yok. Bu önemli bir yatırım ve zaman gerektiriyor. Bu aşı, depodan çıkarıldıktan sonra vatandaşın koluna ulaşmasına dek buzdolabı koşullarında 1 haftaya yakın korunabiliyor. Moderna’nın aşısı da buzdolabı koşullarında 4-5 güne dek saklanabiliyor. Aile hekimliklerinde, toplum sağlığı merkezlerinde saklanma olanağı olabilir. Bu aşının derin dondurucuda eksi 21santigrat derecede soğuk zincir olanağı var ve bu ortamda yaklaşık bir ay saklanabiliyor” dedi.

“BİYOTEKNOLOJİK ÇALIŞMALAR TEKELLEŞMİŞ DURUMDA”

Saltık, en yakın iki aşı adayından Moderna’nın ABD’nin Kovid-19 aşı programından 955 milyon Dolar katkı aldığını, Pfizer’in federal fon almadığını, BionTech’in Alman hükümetinden 444 milyon Dolarlık destek aldığını belirtti. ABD, Pfizer’dan 2 milyar Dolarlık aşı sipariş ederken, Moderna ile ABD arasındaki anlaşmanın şimdilik 1.53 milyar Dolar tutarında olduğunu aktaran Saltık, şöyle devam etti:

“Bu biyoteknolojik çalışmalar çok pahalı ve tekelleşmiş durumda. Kamu da mali destek veriyor sözü edilen örneklerde görüldüğü üzere… Şirketler, biyolojik ürünleri için 20 yıllık patent koruması ve ek olarak 5-6 yıl veri koruma ayrıcalığı alıyor; o teknoloji için harcadıklarını geri kazanmak üzere. Başka firmalar o ürünü üretemiyor ve bu bedel ürün fiyatlarına yansıyor. Ancak ilaçlar, aşılar, kimi biyolojik ürünler aynı zamanda kamu yararı için kullanılmak zorunda. Sosyal devlet, bu yaşamsal ürünlerde yeterli desteği ve herkesin hakkaniyetle erişim hakkını sağlamak zorunda.”

“TÜRKİYE AŞIDA ÖN SİPARİŞ VERMELİ”

Dünya Sağlık Örgütü’nün salgın nedeniyle hızla aşı geliştirilmesi için olağan süreçleri hızlandırdığını belirten Saltık, “Ülkelerin aşıya erişimi için adil özgüleme (tahsis) kotaları önermekte. Hangi toplum kesimleri öncelikli olacak, bu konuda ölçütler öneriliyor. Ancak serbest pazarda çok acımasız bir rekabet, ticaret savaşları var. Etik ilkelerin korunabilmesi çok güç. Türkiye de zamanında ön siparişler vererek ülkemizin aşı gereksinimini mutlaka karşılamalı ve tıbben gerekli olan toplum kesimlerine ulaşmasını mutlaka ve zamanında sağlamalı” dedi.

“AŞIDAN SONRA HER ŞEY BİTECEK GİBİ DÜŞÜNÜLMEMELİ”

Her iki aşı için de deneysel koruma oranlarının % 90’ın üzerinde açıklandığına ama yaygın kullanımın ardından gerçek etkilerinin zamanla görüleceğine dikkat çeken Saltık, “Ayrıca hastalıktan korunmada ne ölçüde etkili olduğu konusunda yanılgıya düşmemeliyiz. Bu aşılar bulaştırıcılığı kırmıyor, yalnızca hastalığın hafif geçirilmesini sağlıyor. Aşı olduktan sonra her şey bitecek gibi düşünülmemeli” dedi.

“EN AZ BİR YIL BOYUNCA SIKI SALGIN DENETİMİNE GEREKSİNİM VAR”

7.8 milyar dünya nüfusunun dörtte biri aşı olsa, ikişer dozdan 4 milyar doz gerektiğini, Biontech’in 2021 için üretebileceği toplam dozu 1.3 milyar olarak açıkladığını belirten Saltık, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye açısından ise finansal zorluk var. Bir milyar Doları aşan aşı bedeli nasıl karşılanacak? Türkiye’de en az 20 milyon kişiye aşı yapılmak istense, bunca aşıyı kısa sürede elde etmek de olanaklı değil. En iyimser senaryolar gerçekleşse bile en az bir yıl boyunca sıkı bir salgın denetimine gereksinim var. Umarım ülkeyi yönetenler salgınla mücadele ediyorMUŞ gibi davranmayı bırakıp, sosyal devlete yakışan bir biçimde, halkın sağlığını en öne koyan politikalar izlerler.” (Ankara / EVRENSEL)
https://www.evrensel.net/haber/419222/asi-esit-ve-adaletli-dagitilmazsa-hic-bir-ulke-guvende-olmayacak?a=8ff
==============================
EVRENSEL Gazetesine ve başarılı muhabiri Birkan Bulut’a teşekkür ederiz.
Gönderdiğimiz metin : EVRENSEL’e_demec,_Birkan_Bulut_17.11.2020 

Sevgi ve saygı ile. 19 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

TELE1 TV Programımız : 02 Ekim 2020

Dostlar,

02 Ekim 2020 Cuma günü, TELE1 TV‘de, başarılı programcı Sn. İsmail Dükel‘in konuğu olduk..
Gündem, 30 Eylül 2020 akşamı Sağlık Bakanı Dr. F. Koca’nın yaptığı kafa karıştıran açıklamalar idi. Bakan, PCR testi (+) çıksa bile, bulgu vermeyen kişileri = olguları = vakaları (İngilizce “case”) “hasta” kabul etmediklerini ve turkuvaz – AKP yeşili tabloya yansıtmadıklarını açıklamıştı. Bu durum tıp biliminin temel ilkelerine / yasalarına aykırı olduğu gibi, Uluslararası kurallara (normlara) da aykırı. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yönergelerine de aykırı.
Tümü ile keyfi, alaturka, oryantal bir şark kurnazlığı bu..
DSÖ hemen tepki verdi ve açıklama istedi, yanlışın düzeltilmesini istedi.
Bu durumda, temel bilgi, KOVID-19 için, yine DSÖ kaynaklarına göre 15/125 oranında belirti verme söz konusu olduğu için, 29 Temmuz’dan bu yana ve öncesinde ilan edilen günlük hasta / vaka sayısını en az 8 ile çarpmak gerekiyor..
“En az” dedik, çünkü PCR (+) kişileri için geçerli bu oran. Türkiye’de kullanılmakta olan test %40-70 arasında duyarlık sahibi. Uygun örnek alma, laboratuvara zamanında ulaştırma, laboratuvar hataları da eklenirse, iyimser olarak ortalama %50 duyarlık kabulü ile 8 değil 16 çarpanını kullanmak gerekiyor.
Ayrıca test yapılması gerekirken yapılmayan, yapılamayan, erişilemeyen, kimi insanlarda test yinelemesi ve uygun riskli kümelerin test yapılması için seçiminde hatalar, toplumdaki tüm taşıyıcıları bulmada engellerdir. Bunlar da katılırsa, çarpan 20 dolayında olmak beklenir / gerekir.
Ve CHP Milletvekili Dr. Murat Emir‘in 10 Eylül 2020 günü Sağlık Bakanlığı bilgisayarlarından elde ettiği tabloda o gün ilan edilen 1512 “hasta” nın 20 katı PCR (+) kişi olduğu ortaya konuyor..

  • Aradığımız çarpan 20! Ya da %5!

AKP iktidarının T.C. Sağlık Bakanı / Bakanlığı, her gün yakaladığı PCR (+) 100 kişiden ancak 5’ini, 1/20’sini, %5’ini “hasta” olarak açıklıyor..
Kalan 95 kişinin kendilerini evlerinde karantinaya almaları / yalıtmaları isteniyor ve olabildiğince evde izlenmesi için Aile Hekimlerine, yer yer de çok hatalı olarak filyasyon ekiplerine görev veriliyor.
Bu izlemin nicelik ve nitelik olarak son derece yetersiz olduğuna ilişkin çok veri var. Örneğin Aile Hekimlerinin, yatırılmayarak evlerine yollanan hastaları = vakaları izleme oranı %82 olarak verildi 30 Eylül’de, izleyen gün bu oranın çok düşük olduğu farkedilerek tablodan kaldırıldı!
…..
Tüm bunları, tümüyle bilimsel temelde değerlendirdik, Sn. Dükel’in akılcı ve yerinde sorularını yanıtlamaya çalıştık.
İlgi ve bilginize sunuyoruz..
İzlenmesi, paylaşılması, gereğinin yapılması dileğiyle..
Youtube’a yüklenmesi TELE1‘e uygulanan ambargo nedeniyle gecikti ve ancak bu gün paylaşabiliyoruz sitemiz okurlarıyla.. (33 dakika)

Sevgi ve saygı ile. 06 Ekim 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

ANAYURT GAZETESİ’ne demecimiz…

ANAYURT GAZETESİ’ne demecimiz…

Saltık: 1. dalga başkaldırdı

Prof. Dr. Ahmet Saltık, son günlerde koronavirüs (Kovid-19) vaka sayılarının artmasını, henüz 2. dalga aşamasını yaşamayan Türkiye’de 1. dalganın ‘hızla baş kaldırışı’ olarak yorumladı. (U. Duyan, Ankara, 8.8.20)

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık, Türkiye’de Kurban Bayram sonrasında olgu artışlarının hızla yükselme eğilimi içine gireceğini belirterek, “Kurban Bayramı’nda arife gününden başlayarak 5 gün sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi gerekirken, bu yapılmadı. Biz bunu bayram öncesinde kezlerce önermiştik. Kurban kesimi dahil, yasağın gerekli hatta zorunlu olduğunu vurgulamıştık. Şimdi önümüzdeki 14-28 gün içinde vaka sayılarının daha da artarak yükselme eğilimi içine gireceğini göreceğiz. Ne hazindir ki, Türkiye 1. Dalgayı sönümlendiremeden bu dalganın hızla başkaldırışı ile yüz yüze kalmak zorunda bırakıldı ” diye konuştu.
Türkiye’de henüz 2. Dalgadan söz edilemeyeceğini kaydeden Saltık, “1. dalganın yükselme eğiliminin nedenlerini 11 Mayıs’ta AVM’lerin çok erken ve epidemiyolojik gereklilikler sağlanmadan açılamasına dek götürmek olanaklı. 1 Haziran’da vaka sayısının 500’ün altına düşeceği varsayılarak atılan bu adımın ağır sonuçları oldu. Varsayımlar ile önlemleri gevşetmezsiniz. Önce günlük olgu sayısını öngörülen rakamın altına düşürür, sonrasında önlemleri adım adım, sıkı denetim altında gevşetirsiniz” görüşünü savundu.

HAZİRAN’DAKİ TOPLUMSAL HAREKETLİLİK
Almanya’nın günlük olgu sayısını 100’ün altına düşürdükten sonra önlemleri gevşetme sürecine girdiğinin altını çizen Saltık, “Almanya olgu sayıları 100’ün altına düştüğünde, restoran, kafe, bar ve öbür diğer mekanları aşamalı olarak açtı. Biz bu noktada da ölçüsüz davrandık” dedi.
Siyasal iktidarın ticari kaygıları öne alarak, normalleşme sürecine kademesiz ve hızlı bir geçiş yaptığını aktaran Saltık, “1 Haziran öncesinde hafta sonu, dinsel ve ulusal bayramlarda ilan edilen 2-4 günlük sokağa çıkma kısıtlamalarının en az 14 günlük bir sokağa çıkma yasağı TAM KAPATMA biçiminde uygulanmasının gerekirken, iktidar ticari ve ekonomik kaygılarla davrandı. Ayrıca Her ikisi de haziran ayı içinde iki büyük sınav yapıldı. 20 Haziran’da LGS’de 1,4 milyon, 27-28 Haziran’da YKS’de 2,5 milyon öğrenci sınava girdi. Velileri ile birlikte milyonları bulan çok büyük ve çok riskli toplumsal hareketlilikler yaşandı” şeklinde konuştu.

“TSUNAMİ ETKİSİ”

“Kurban Bayramı’nda arifeden başlayarak beş günlük bir sokağa çıkma kısıtlamasının ve kurban kesiminin salgından ötürü bu yıla özgü yapılmayıp ertelenmesini, nakit bağışa dönüştürülmesini önerdik. Türkiye’de bunun bir tsunami etkisi yaratabileceğini söyledik.” diyen Saltık, Şubat ve Mart aylarında, sayıları 21,500’ü aşan umrecilerinin salgını Türkiye’de yaydığını anımsatarak sözlerini şöyle sürdürdü:
21.500 umreci Suudi Arabistan dönüşünde, -gerçi bir bölümü karantinaya alındı- ancak çok büyük bir toplumsal hareketliliğe neden oldular. Kurban Bayramı öncesinde turizmi de açtılar. Kurban Bayramı’nda insanlar salt kurban kesimi ile sınırlı kalmadılar. Birbirlerini ziyaret ederek, bayramlaştılar. Turistik yörelere akın ettiler. Ne hazin, insanlar büyük ölçüde özensiz davrandılar. Hem kamu yönetiminin hem de insanımızın özensizliği çarpan etkisi yaratarak, Türkiye 1. dalganın ciddi başkaldırışı ile karşı karşıya bırakıldı.”

“OKULLARIN AÇILMASI OLANAKLI GÖZÜKMÜYOR”

Kurban Bayramındaki muazzam hareketliliğin sonucu olarak, okulların öngörüldüğü gibi 31 Ağustos’ta açılmasının artık çok zor olduğunu söyleyen Saltık, “Salgın yönetiminde izlenmesi gereken ilk yöntem, insanların birbirlerine değinmesini (teması) engelleyerek / en aza indirerek süreci denetim altında tutmaktır. Ülkemizde 12 yıllık zorunlu eğitimde 18 milyon öğrenci, 1,1 milyon öğretmen var. Bu rakama ek olarak idari personel, hizmetliler… eklendiğinde 25 milyonluk devasa bir kitle. Bu da ülke nüfusunun neredeyse 3’te 1’ne denk düşüyor” dedi.
Kurban Bayramından sonraki 14 günlük kuluçka süresine dikkat çeken Saltık, eğitim ve öğretime başlanacak tarih için, ancak bu süre dolduktan sonraki salgının gidişine bakılarak karar verilebileceğini söyledi.

TÜRKİYE AŞI ÇALIŞMALARININ ÇOK UZAĞINDA

Aşı çalışmalarına değinen Saltık, dünyada 5 ülkenin aşı çalışmalarında öne çıktığını kaydederek, “Dünyada 3. faza geçen beş aşı çalışması var: İngiltere, ABD, Almanya, Çin ve Rusya” dedi. Saltık, Türkiye’nin dünyada 75 ülke tarafından oluşturulan aşı çalışmaları finansman havuzuna (konsorsiyum) ekonomik yetersizliklerden dolayı dahil olmadığını ve aşı çalışmaları tamamlandığında aşıdan ilk yararlanabilecek ülkelerin yine bu 75 ülke olacağını ifade etti. Türkiye’nin ekonomik ve teknik yetersizliklerden ötürü aşı çalışmalarının çok uzağında kaldığını kaydeden Saltık, “Türkiye aşıdan fersah fersah uzakta, BSL-4 düzeyinde uluslararası standartta viroloji laboratuvarı yok!” görüşünü paylaştı.
Dünyada en kısa sürede üretilen aşının kabakulak aşısı olduğunu ve 4 yılda tamamlandığını belirten Saltık, “HIV aşısının 40 yıldır bulunamadığını belirtmeliyim. Kısa sürede koronavirüse aşı geliştirilemeyeceği gibi bu aşı hiçbir zaman bulunamayabilir de. Bir başka boyut ise bu hastalığa karşı aşı üretilse bile lojistik sınırlıklar var. 7,8 milyarlık dünya nüfusunun 18 yaş altı bölümünü dışarıda bıraktığımızda geriye kalan 5 milyarlık nüfus için 5 milyar doz aşının üretimi ve ne denli kısa sürede üretileceği, yine soğuk depolama ve soğuk taşıma (soğuk zincir) koşullarına göre ulaştırılması gerekiyor. Bu ne demek, eksi 21 santigrat derecede saklanması ve yine eksi 21 santigrat derecede taşınarak tüm ülkelere ulaştırılması gerekiyor. Bu lojistik donanım dünyada yok.” diye konuştu.

En etkili yol koruma / korunma   :

14 temel kural içinde özellikle

  • EVDE KAL / MASKE TAK / 1,5 m korunma uzaklığını koru / EL HİJYENİNE DİKKAT et..

Koronavirüs havada asılı kaldığı için kapalı ortamlarda 2 metrelik mesafe işe yaramıyor

“Kesin kanıt” bulundu: Koronavirüs havada asılı kaldığı için kapalı ortamlarda 2 metrelik mesafe işe yaramıyor

“Aerosol bazlı bulaşmaya karşı 2 metrelik fiziksel mesafe gibi önlemlerin kapalı ortamlarda yardımı dokunmayacak”

Aerosol bulaşımı adı verilen durumda virüslü küçük damlacıklar havada uzun süre asılı kalıyor ve bir metreden uzak mesafelere virüsü bulaştırabiliyor (Pixabay)

Sağlık camiasında aylardır süren spekülasyon ve ihtilaflar sonrasında bir araştırma ekibi, Kovid-19‘un havada taşındığını ve mevcut sosyal mesafe kurallarının daha fazla maruziyete ve salgına yol açabileceğini buldu.

Ön baskıdaki çalışmaların yer aldığı MedRxiv’de yayımlanan araştırmaya göre, Florida Üniversitesi viroloji ve aerosol bilimi uzmanları, 2 ve 4,8 m mesafelerde virüsün aerosollerle iletildiğini teyit etti.

Sars-Cov-2‘nin aerosol olarak bilinen küçük damlacıklar halinde havada canlı kaldığı ilk kez söz konusu çalışmada keşfedildi. Bu durum, öksüren, hapşıran ve konuşan taşıyıcıların yanında virüsün solunması riskine işaret ediyor.

Araştırmacılar, “Kovid-19’un yayılımını sınırlamaya yönelik en iyi uygulamaların özellikle sosyal mesafe, başkalarına yakınken maske takma ve el yıkama merkezli olması sebebiyle, halk sağlığı etkileri geniş” diye yazdı.

Aerosol temelli bulaşmaya karşı iki metrelik fiziksel mesafe gibi önlemlerin, kapalı ortamlarda yardımı olmayacak. Bunlar sahte bir güvenlik hissi verirken, maruziyetlere ve salgınlara yol açacak.

Koronavirüsün hava yoluyla bulaşıp bulaşmayacağına dair bilim çevrelerindeki ihtilafın kaynağı, daha önce aerosollerde viral RNA tespit edilmesine karşın canlı bir virüsün izole edilememesine dayanıyor. Genetik materyal ve canlı bir virüs arasındaki fark da bu.

Şimdiyse araştırmacılar, hastaneye yeni kabul edilen bir hastanın odasından alınan hava örneğinden Sars-Cov-2’nin genomunu başarıyla dizileyen ilk ekip olduklarını söylüyor. Havadaki canlı virüsün suşunun, hastadaki suşla aynı olduğu tespit edildi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), aylar boyunca Kovid-19’un çoğunlukla yakın kişisel temasla bulaştığını ve havadan bulaşımasının hastane ortamı dışında pek mümkün olmadığını söylemiş ama Temmuz’da söylemini değiştirerek hava yoluyla bulaşımın göz ardı edilemeyeceğini ve daha fazla veri gerektiğini belirtmişti.

DSÖ, 9 Temmuz tarihli son tavsiyesinde, “Kısa mesafeli aerosol bulaşımı, özellikle de enfekte kişilerin uzun süre kaldığı kalabalık ve havalandırmanın yetersiz olduğu belirli iç mekanlarda göz ardı edilemez” demişti.

Bundan önce de 239 bilim insanı, Clinical Infectious Diseases’de yayımladıkları “Kovid-19’un havadan bulaşmasını ele alma vakti geldi” başlıklı makalede bir dizi laboratuvar çalışması ve vaka raporunu temel alarak aerosol bulaşımının tanınması çağrısında bulunmuştu.

Virginia Tech’ten virüslerin havadan bulaşması konusunda uzman Mühendislik Profesörü Dr. Linsey Marr, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Florida Üniversitesi’nin çalışmasının “kesin kanıt” gibi göründüğünü ifade etti.

Çalışmada yer almayan Profesör Marr, “Herkesin anlayabileceği bir dilde: Bu çalışma, benim görüşüme göre, (birkaç metre yol alabilecek kadar küçük) aerosollerdeki virüsün bulaşıcı olduğunu açıkça doğruluyor. Bundan şüpheleniyorduk ve şimdi kanıtımız var. ” dedi.

Bu açık bir kanıt değilse o zaman başka ne olabilir, bilmiyorum.

* İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

https://www.independent.co.uk/news/world
Independent Türkçe için çeviren: Kerim Çelik© The Independent
HAKKINDA DAHA AYRINTILI: ÇEVİRİKORONAVİRÜSKOVİD-19SALGIN

 

Koronavirüs ve batmakta olan güneş

Koronavirüs ve batmakta olan güneş

Savaşlar, iç savaşlar, taht savaşları, ayaklanmalar, ekonomik krizler, doğal afetler, salgın hastalıklar gibi nedenlerle devletler de karaya oturabilir. Bazıları bu olağanüstü koşullardan enkaza dönüşmeden kurtulabilirler. Bazılarının bu olanağı olmaz. Tarihten silinirler. Bazıları da enkaz üzerine yeni bir ruhla yeni bir kimlikle ve taze bir güçle yeni bir devlet kurarlar.

DÜNYA DEMİR TARIYOR

Dünya Savaşları, iklim değişikliği, çevre felaketleri, doğal afetler, küresel ısınma, ekonomik krizler ve salgın hastalıklarda da dünya demir tarar. Ancak Homo Sapiens‘ten bu yana dünyada yaşamış olan 100 milyarın üzerindeki insanın kurduğu topluluk, kabile, millet, devlet sistemleri her ne kadar milyonlarca yıl önce insanın denetimidışında beş ayrı yok olma (extinction) süreci ile karşı karşıya kalsa da topyekûn ortadan kalkma tehdidi ile hiçbir zaman karşılaşmadı. Bu nedenle çeşitli nedenlerle demir tarayan dünya, asla karaya oturup enkaza dönmedi.

Ancak 1945 sonrasında yerküre ilk kez insan marifeti ile kendi kendini yok edecek ve altıncı yok olma sürecine girecek kendini yok etme (self extinction) potansiyeline sahip bir dönemi başlattı. Bu sürecin işaret fişeği Japonya’da nükleer silahın patlatılmasıydı. Nükleer silahlar insanlık tarihinin yarattığı en büyük yıkıcı güç oldu. İnsanlık, tarihinde ilk kez kendi kendini yok edecek süreci kendi iradesi ile başlatıyordu. Bu irade Amerikan iradesiydi. Bu nedenledir ki Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan Amerikan atom bombalarının mimarı Oppenheimer, Manhattan projesinin ilk testi başarılı olunca kutsal bir Hint kitabında okuduğu şu cümleleri sarf etmişti: “Şimdi ben ölüm ve dünyaların yok edicisi oldum.” 2012 kayıtlarına göre, dünyada 8 devlet (ABD, RF, İngiltere, Çin, Fransa, Hindistan, Pakistan, İsrail, K.Kore) her an kullanıma hazır 4400 nükleer silaha sahip. Eğer depolarda tutulanlar dahil edilirse kabaca 19000 nükleer silahtan bahsediliyor. Yıkım gücü dünyada neredeyse canlı bırakmayacak kadar büyük. Canlı kalanlar da radyasyon tehdidi ile yaşamak zorundalar.

ÇEVRESEL TEHDİT

Diğer yıkım çevreden geldi. 18. yüzyıl sonunda sanayi devriminin; 20. yüzyıl başlarında petrol çağının başlamasıyla yerküredeki en gelişmiş canlı türü olan insan, doğayı kontrol etme gücünü katladı. Bu süreci başlatan asıl sebep, insanoğlunun kazanma hırsının kontrol altına alınamamasıydı. Liberal kapitalist Batı hem kazanmak hem sömürmek hem de iyi yaşamak istiyordu. 21. yüzyıla girdiğimizde kabaca 4,5 milyar yaşında olan yerkürede insan, 200 bin yıldır varlığını sürdürüyordu. Medeniyetlerin en erkeni 10 bin yıl öncesine; Tek tanrılı dinlerin ilk kitabı bile kabaca 5 bin yıl öncesine dayanıyordu. Son 260 yılı saymazsak insanlık ve ekonomi kas ve rüzgâr gücü üzerinde yükseldi. 1773 yılında İngiliz James Watt’ın sitim makinesini bulmasından sonra her şey değişti. Yerkürenin sunduğu olanaklar ile önce kömür, yüz yıl sonra petrol, endüstriyel medeniyeti insan aklının tahmin edemeyeceği boyutlarda geliştirdi. Ancak doğayı da mahvetti. Petrol, enerjiden, plastiğe, gübreden kimya sanayine insan hayatının her alanına nüfuz etti. 21. yüzyıl biterken doğalgaz talebi artmaya başladı. Neticede hidrokarbonlar yani petrol, doğalgaz ve kömür insanlığa tarihte emsali olmayan büyük bir enerji arzı ile gelişme sağlarken, başta karbondioksit salınımları ve plastik, gübre vb. desteklediği yan ürünler ile doğayı mahvetti. Bugün insan dışındaki biyolojik tüm varlıklar yerkürede insan olmasa 100 kat daha az yok olacaklar. 1970’den sonra dünya nüfusu 2 kat artarken, vahşi hayvan nüfusu tam 2 kat azaldı. Bazı bilim insanları bu dönemi altıncı yok olma dönemi olarak isimlendiriyor. Atmosferdeki CO2 düzeyi milyonlarca yıllık tarihte yaşanmadık ölçüde yüksek. Okyanusların binlerce metre derinliklerindeki dünyaya oksijen temin eden organizmalar ölüyor. Denizler, nehirler ve göller ölüyor. Küresel ısınma sunucu buzullar eriyor. Deniz seviyesi yükseliyor. Kuraklıklar, su baskınları, kasırgalar artıyor. Katı atıklar yüzünden okyanuslarda Türkiye büyüklüğünde plastik adalar oluşuyor.

KOVID-19

Yerküre eriyen buzulları, yok olan canlı türleri, perişan edilen yağmur ormanları, neoliberal kapitalist sömürüye teslim edilen tüm varlıkları ile imdat sinyalini veriyordu. Yani yerküre demir tarıyordu. Kapitalist sistem, 18. yüzyıldan sonra dünya gemisinin kaptan köşküne geçmişti. Protestan ahlakı ile şekillenen kapitalizm emperyalizme evrilmiş, iki dünya savaşını ve soğuk savaşı kazanmış olmanın rahatlık ve şımarıklığı ile neoliberal kapitalizme dönüşmüştü. Sözde demokrasi maskesi altında emperyalist etki alanını genişleten bu sistem, sahip olduğu sermaye gücü, kültürel güç, psikolojik üstünlük ve yok edici nükleer askeri gücü kullanarak ulus devletlerin doğal kaynaklarını kontrol edecek tüm mekanizmaları ortadan kaldırdı. Artık doğanın kontrolü neoliberal elitlerin eline geçmişti. Sınır tanımıyorlardı. Gemi, 21. yüzyılın ilk yarısında doğanın tüm uyarılarına rağmen ısrarla karaya oturmaya kararlıydı. Zira sistem yanlıştı; teori yanlıştı. Pratik yanlıştı. İnsanlık intihar ediyordu.

  • Tüm dünyan nüfusunun %1’lik bölümü, küresel gelirin yüzde 80’ine sahipti.

Gelir dengesizliği, nüfus artışı, doğanın yok edilişi artık iç içe geçmişti. Bu dengesizlik sadece insanın insanı sömürmesinden kaynaklanmıyordu. Bu aynı zamanda neoliberal kapitalist ekonominin doğayı sömürmesinden de kaynaklanıyordu. Nükleer silahları geliştiren küresel sistem bu sefer doğayı yok ediyordu. Kovid-19 bu süreci durdurdu. Öte yandan küresel ekonomik sistemin demir taramasını hızlandırdı.

YENİ DÜNYA DÜZENİNDE GEMİYİ KURTARMAK

Bir aydır neredeyse 3 milyar insanı evine hapseden virüs, dünyanın ve doğanın kurtulabileceğini ispat etti. Yaratacağı yeni düzen milyonlarca ölü ve yaralı ile mahvolmuş şehirler ve devletleri yaratan bir dünya savaşı üzerinden değil, salgın bir hastalık üzerinden kendine yol açıyor. Batı, yarattığı iki devasa kötülüğün (nükleer ve çevre tahribatı) daha büyük felaketlere yol açmadan kontrol altına alınması gerçekliği ile yüzleşiyor. Ulus devletlerin güçlenme döneminin önü açılıyor.

Bu yeni dönemde Kemalizm öğretisinin yani “6 Ok“un her birinin sükûnet, refah, barış ve istikrar için her devlete rehber olacağını söyleyebiliriz.
Zira Kemalizm doğaya, insan hayatına, devlete, millete saygılıdır.
Devletçi, halkçı, laik, milliyetçi, cumhuriyetçi ve devrimcidir.
Asya çağında Kemalizm’i rehber edinecek yenilenen dünya, karaya oturan insanlığı
selametle açık denize çıkaracak tek reçetedir.
Türkiye’de yeni arayış içinde, hâlâ çöken Atlantik sistemden medet umanlar
ve ulusalcılığı hastalık olarak görenlere hatırlatalım.

Titanik 108 yıl önce, 14 Nisan 1912 günü gece 23.35’te buzdağına çarptığında, kaptan dahil yolcu ve mürettebattan yani 2200 kişiden hiç kimse geminin 2 saat 45 dakika sonra batacağını tahmin etmiyordu. Ne yazık!

Mustafa Kemal Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yaratan bu topraklar, bugün bile Titanik artıklarını yaratmaya devam edebiliyor. Sorun onların ortaya çıkması değil. Onların dedelerini Mütareke döneminde gördük. 1919 yılında Sadrazam Damat Ferit, İngiltere Yüksek Komiseri Amiral Arthur Calthorpe’a şöyle diyordu:

  • “Padişahın ve benim yegâne ümidimiz, Allah’tan sonra İngiltere’dir.”

Sorun bu gibilerin batmakta olan güneşi doğuyor diye pazarlamaları ve bu yüzsüz yalana inananların varlığıdır. Bu güzel ülkede kısa dönem çıkarları nedeniyle bu yalana hâlâ inanan ve inanmak isteyenleri kripto FETÖ’cüler, açık Atatürk düşmanları ve sahte Atatürkçülerin yoğunlaştığı günümüz konjonktüründe ikaz etmek görevimizdir.

Türkiye’nin ‘koronavirüs’ istatistiği

Türkiye’nin ‘koronavirüs’ istatistiği


(AS: Bizim katkılarmız yazının altındadır..)

Türkiye’de olgu sayısına göre ölüm oranı %2’ler düzeyinde seyrediyor.

Bu süreçte, 725 kişi yaşamını yitirirken 1582 kişi de koronavirüsü yenerek yaşama tutundu.

Kovid-19 kaynaklı ilk ölümün yaşandığı 17 Mart’tan 7 Nisan’a kadar toplam olgu sayısına göre ölüm oranı %2,12 olarak kayıtlara geçti.

Vaka sayısının 311 olduğu 20 Mart’ta 5 ölüm kayıtlara geçerken, ölümlerin vakalara oranı %1,6 oldu. Bununla birlikte 2,704 vakanın tespit edildiği ve 46 can kaybının gerçekleştiği mart ayının son gününde ise ölüm oranı %1,7’ye çıktı.

En çok vaka sayısının belirlendiği dün, bu oran %1,95 olarak kayıtlara düştü.

 Gün  Test Sayıları  Vaka Sayıları  Oran (Yüzde)
 19 Mart  1981  168  8,4
 20 Mart  3656  311  8,5
 21 Mart  2970  277  9,3
 22 Mart  1738  289 16,6
 23 Mart  3672  293 7,9
 24 Mart  3952  343 8,6
 25 Mart  5035  561 16,4
 26 Mart  7286  1196 16,4
 27 Mart  7533  2069  27,4
 28 Mart  7641  1704 22,3
 29 Mart  9982  1815 18,2
 30 Mart  11535  1610 13,9
 31 Mart  15422  2704  17,5
 1 Nisan  14396  2148 14,9
 2 Nisan  18757  2456 13,09
 3 Nisan  16160  2786 17,2
 4 Nisan  19664 3013 15,3
 5 Nisan  20065 3135 15,6
6 Nisan  21400 3148  14,7
7 Nisan 20023 3892 19,4
Toplam 222.868 34109 15,3

TEST SAYISI ARTIYOR

Türkiye’de test sayıları her geçen gün artarak devam ediyor. Test bilgileri ilk kez 19 Mart’ta açıklandı ve 1981 kişiye bu işlemin yapıldığı duyuruldu.

Bir sonraki gün 3,656’ya çıkan bu rakam, 10 gün sonra 7,641, mart sonunda ise 15,422’yi buldu.

Tarihler 6 Nisan’ı gösterdiğinde test sayısı 21,400 olarak açıklandı. Bu rakam, bir günde yapılan en çok test sayısı olarak kayıtlarda yer aldı.

Bu şekilde nisanın ilk haftasında hızla artan test sayıları, dün toplam olatrak 222,868’e çıktı.

Pozitif vakalarının tespit edilip toplumdan izole edilebilmesi için her geçen gün test sayısı artırılıyor.

Önceleri yurtdışı bağlantısı olan kişiler test edilirken ilerleyen süreçte Bilim Kurulunun kararıyla bir semptom gösterenler de bu işleme tabi tutuldu.

Gün  Taburcu Sayısı  Toplam Taburcu Sayısı
 27 Mart 42 42
 28 Mart 28 70
29 Mart 35 105
30 Mart 57 162
31 Mart 81 243
1 Nisan 90 333
2 Nisan 82 415
3 Nisan 69 484
4 Nisan 302 786
5 Nisan 256 1042
6 Nisan 284 1326
7 Nisan 256 1582

Test sonucu pozitif çıkan kişinin temas kurduğu ve bağlantılı olduğu herkese koronavirüs testi yapıldı.

Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerinin yanı sıra Bakanlığın yetkilendirdiği üniversite ve özel hastaneler ile laboratuvarlarda test işlemleri ücretsiz olarak yapılıyor.

Son bir haftada test sayıları artmasına karşın vaka sayıları günlük ölçekte 3 bin dolayında seyrediyor. Bu sonuç, virüsün kontrolden çıkmadığı ve vatandaşların alınan önlemlere uyduğunun göstergesi olarak yorumlanıyor.

Bugüne kadar yapılan test sayısı dikkate alındığında bu işleme tabi tutulan kişilerin %15,3’ünde Kovid-19 tespit edildi.

Dün yapılan 20,023 testte, pozitif çıkanların oranı %19,4 iken, test sayısının 21,400 ile en yüksek olduğu 6 Nisan’da ise pozitif vaka oranı %14,7 oldu.

İYİLEŞENLERİN SAYISI

Kovid-19 tanısıyla hastanelerde tedavi gördükten sonra taburcu edilenlerin sayısı da her geçen gün artıyor.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 25 Mart’ta 60 ve 65 yaşlarında iki kişinin de aralarında bulunduğu 26 vatandaşın iyileşerek taburcu edildiğini açıkladı.

Kovid-19 testi pozitif çıkıp tedaviye alınan hastalardan 1474’ü yoğun bakımda, 987’si de solunum cihazına bağlı tedavi görüyor.

Bununla birlikte toplam vaka sayı içinde taburcu edilenlerin oranı %4,6 olurken, solunum cihazına bağlı hastaların oranı ise %2,9’da kaldı.

Yoğun bakımdaki vaka oranı %4,3 olarak kayıtlara geçerken hastaların %92,8’inin ise serviste veya evinde tedavisine devam ediliyor.
=============================================
Dostlar,

Yukarıdaki veriler iyi toparlanmış. Paylaşmak istedim. Bizim servi ettiğimiz değerlendirmeler de oluyor birçok yere ve web sitemizden (www.ahmetsaltik.net) alıntılar.. Son günlerde web sitemiz izlenme / ziyaret rekorları kırıyor.. Salgın denetiminin de rengi değişmeye başladı. 7 Halk Sağlığı Uzmanı Tıp Profesörünün Bilim Kuruluna alınması çok yerinde oldu. Başından beri önerdiklerimizden 4’ü uygulamaya kondu :

1. Sahra hastaneleri yapılması
2. Test sayılarının günlük 50-100 binlerden aşağı inmemesi
3. Test yapılması için konan 3 koşulun kaldırılması.. Ateş + Öksürük + Nefes darlığı olanlara yapılıyordu başvuranlardan; şimdi salt öksürük yakınması yeterli sayılmaya başlandı ama temaslıların da kapsanması gerek..
4. Bilim Kurulunda 1 tek Hlk Sağlığı Uzmanı’nın bulunması kabul edilemez; salgın yönetimi – denetimi işi bilimsel olarak Halk Sağlığı Uzmanlarının işidir çünkü eğitimini almaktadırlar..

Öteki önerilerimize de sıra gelir umarız..

UNUTMAYALIM; TEK YOL BİLİMSEL AKILCILIK!

Bilimsel Kurul kararlarını seçilecek Kurul üyesi açıklamalı, soruları yanıtlamalı her akşam

veee;

  • AKP iktidarı = Erdoğan, Bilim kurulu kararlarını harfiyen uygulamalı..

Sevgi ve saygı ile. 08 Nisan 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Kapı kapı dolaşarak herkese test yapılmalı

En kritik döneme girdik!

Bilim Kurulu üyesi: En kritik döneme girdik!
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır.)
Bilim Kurulu’nun Acil Tıp Uzmanı üyesi Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz, ‘Biyoistatistiksel modellemelere göre önümüzdeki iki haftanın çok kritik olduğunu, hatta en kritik döneme girdiğimizi düşünüyorum. Bir süre daha dişimizi sıkarsak haziran ayında bir miktar nefes alacağımızı umuyorum’ dedi. (7 Nisan 2020, https://veryansintv.com/bilim-kurulu-uyesi-en-kritik-doneme-girdik/)

Ankara Şehir Hastanesi Acil Tıp Kliniği Eğitim Görevlisi ve Koronavirüs Bilim Kurulu üyesi Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz, acillerde sağlık çalışanlarının koronavirüsle mücadelesini anlattı.

Acil servislerde tüm personelin, kişisel koruyucu ekipman (AS: donanım) giyerek görev yaptığını belirten Kayıpmaz, ekipmanların sağlık çalışanlarının olmazsa olmazı olduğunu vurguladı. Milliyet’e konuşan Kayıpmaz, en az 8 saatlik bir vardiya boyunca sağlık çalışanlarının N95 maske ile nefes almaya çalıştığını, gözlerle yüzün bir bölümünü örten koruyucu gözlük takmak zorunda kaldığını, bunun yanı sıra siperlik, önlük veya vücudu tamamen saran tulumları da giymek zorunda kaldıklarını belirterek, koşulların zorluğunu şöyle ifade etti:

“Kişisel koruyucu ekipmanın içinde neler hissedildiğini tarif edecek olursak… Benim gibi saçı olmayan birisi için bu saydığım ekipmanların arka tarafındaki lastik bantları bile yüzünüzü ve başınızı fazlasıyla rahatsız ediyor.

Kullanılan ekipmanları sıralamamdaki amaç, sağlık personelinin fedakârca insan sağlığına katkı sunabilmek ve kendilerinin bu virüsle enfekte olup olmadığını önemsemeksizin diğer hastalarımıza ve kendi ailelerine bu hastalığı bulaştırmamak için gösterdiği çabayı gözler önüne sermek. Bu süreçte kimi acil sağlık personeli evinin dışında Sağlık Bakanlığı tarafından tahsis edilen misafirhane, otel gibi yerlerde kalmayı tercih etti, kimi de kendi evinde, kendini en sevdiklerinden izole etti.

Kovid-19’da ilk pozitif vakanın açıklanmasından 5 Nisan’a kadar gelen sürede vaka sayının 27 bini geçtiğini söyleyen Kayıpmaz, “Bu kadar pozitif vakayı yakalamamızda en büyük etken tabii ki günlük test sayısında 20 bini geçmiş olmamız. Pozitif olduğu tespit edilen vakaların aynı zamanda yakın temaslıları da taranıyor. Pozitif vakalarla yakın teması olmuş kişilerin izolasyonuyla da hastalığın yayılmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.” dedi.

Türkiye’nin sağlık kapasitesinin gücünü de düşününce, izolasyon tedbirlerine harfiyen uyulduğu takdirde bu salgını ülke olarak en az hasarla atlatmanın mümkün olduğunu vurgulayan Kayıpmaz, şöyle devam etti:

“Bu bağlamda biyoistatistiksel modellemelere göre önümüzdeki iki haftanın çok kritik olduğunu, hatta en kritik döneme girdiğimizi düşünüyorum. Bir süre daha dişimizi sıkarsak, haziran ayında bir miktar nefes alacağımızı umuyorum. Unutulmamalı ki bu bizim elimizde. Özellikle bu iki hafta olmak üzere nisan ayı içinde evde ne kadar sıkılırsak, bunun meyvelerini o kadar erken toplarız.”
===================================

Dostlar,

Kapı kapı dolaşarak herkese test yapılmalı

Bir meslektaşımızın hem de ACİL TIP UZMANI gibi zor bir alanın hekiminin özdeşimsel (empatik) aktarımlarını paylaştık, teşekkür ederiz.

Ancak GÜNLÜK TEST SAYISI HALA ÇOK AZ! Aşağıda ilk 10 ülkenin verileri var..
(https://www.worldometers.info/coronavirus/, 07.04.2020, 23:54)

Birleşik Arap Emirliklerinin nüfusu 9 milyon dolayında, test sayısı 220 bin..

83 +5 = 88 milyon nüfuslu Türkiye’nin test sayısı 228,868..

Türkiye günlük 30 bin test yaparak nereye, ne zaman ve nasıl varacak??
Bizden 5 milyon az nüfuslu Almanya’da erişilen test sayısı 918,460.
Bizim 4 katımız nüfusu olan ABD’de test sayısı, bizden sonra başlamalarına karşın 2,053,822!
Nüfusu bizim 1/10’umuz olan 8,7 milyon nüfuslu İsviçre’nin test sayısı 167,429.
…..
Oysa Reçete çok yalın                    :

1. Kapı kapı dolaşarak herkese test yapılmalı.
2. Pozitif bulnan olgular hemen toplumdan ayrılarak sağaltılmalı (tedavi edilmeli); sağaltımı bitenler 2 hafta daha, bulaştırıcılıkları tümüyle kırılana dek toplumdan yalıtılmalı (izolasyon)
3. Testi negatif çıkan kuşkuluların birkaç gün içine testi yinelenmeli, en az yalancı negatif sonuç veren test seçilmeli.

Böylelikle toplumdaki tüm olgular en kısa sürede yakalanmalı ve sağaltımı verilmeli.
Sağlık sistemimiz vargücümüzle desteklenip güçlendirilerek, elden gelen en kısa sürede salgın eğrisinin tepe yapması sağlanmalı (Türkiye’de tersi yapılıyor!) ve yangın olabildiğince kısa sürede söndürülerek ekonomi çökmekten kurtarılmalı..

Halen izlenen yol ne getirir??

Halen günlük 20 bine dek test sayısı çıkarıldı; toplumun yarısını, diyelim 40 milyonu bu gidişle

40 000 000 / 20 000 = 2000 günde, 6 yılda tarayabiliriz! (Aşırı nüfus başa bela!)

Her gün 40 bin test yaparsak bu süre 1000 güne (yaklaşık 3 yıl) iniyor!

  • Çin böylesi bir yol izledi ve Wuhan’da karantinayı 76 günde sonlandırdı!

Dikkat buyurulsun, olgu sayısı bakımından dünyada 9. sıraya büyük bir hızla tırmandık!

Ya da şimdiki gibi ağırdan alır, yangının toplumda için için “kontrollü yangın / kontrollü salgın” olarak sürmesine göz yumar, daha çok insanın bulaşı almasıyla –ölmezse– bağışıklanmasından medet umulur, eğrinin hızla yükselmesinden korkar ve kaçar; hastalık ve ölümlerin büyük bölümünü kayda geçirmediğimiz / geçiremediğimiz / geçiremeyeceğimiz için salgını iyi yönettiğimiz yanılsaması ile kendimizi ve halkı kandırırız….

Türkiye bu politikayı bırakmalı.. İnsancıl değil, ekonomik değil; bilimsel – akılcı asla değil!

Sevgi ve saygı ile. 07 Nisan 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com