‘Sputnik’te aracı hırsı Türkiye’ye 14 ay kaybettirdi’

CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, iktidarın Çin aşısında olduğu gibi Sputnik V aşısında da aracı kullanma çabası içine girdiğini ve bu nedenle Türkiye’ye 14 ay kaybettirildiğini söyledi.

‘Sputnik te aracı hırsı Türkiye ye 14 ay kaybettirdi’

ANKARA (Anayurt)
https://anayurtgazetesi.com/haber/Sputnik-te-araci-hirsi-Turkiye-ye-14-ay-kaybettirdi/730355 29.04.2021

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, iktidarın Çin aşısında olduğu gibi Sputnik V aşısında da aracı kullanma çabası içine girdiğini ve bu nedenle Türkiye’ye 14 ay kaybettirildiğini söyledi. Emir,

  • “Ruslar, 8 ay önce Sputnik V’yi Türkiye’de üretelim teklifiyle geldi. Üretim yeterliliği olmayan AKP’li Öztürk Oran’ın firması, Cumhurbaşkanı talimatıyla seçildi ve anlaşma yapıldı. Şimdi aşıyı ithal edecekler ve o firma ithalata aracılık yapacak. Aşı da ancak 6 ayda gelebilecek. Yandaşa para kazandırmak için Türkiye’ye 14 ay kaybettirdiler” dedi.

RANT HIRSI TÜRKİYE’Yİ AŞISIZ BIRAKTI

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Sputnik V aşısından 6 ay içinde 50 milyon doz geleceğine yönelik sözlerinin ardından yazılı açıklama yapan CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, Türkiye’ye 14 ay kaybettirildiğini belirterek, şunları söyledi:

  • “Aşı 6 ay içinde ne zaman hangi planda gelecek belli değil. Pandemiyle mücadelede yaşamsal önem taşıyan her ihtiyaçta para kazanma gayretini öncelik haline getiren iktidar, rant hırsı yüzünden Türkiye’yi aşısız bıraktı.

YANDAŞI ARACI YAPTILAR

Ruslarla aslında ilk anlaşma aslında 16 Ağustos 2020’de yapıldı. Rus aşısı ilk gündeme geldiği andan başlayarak iktidar, Çin aşısında olduğu gibi Sputnik V’de de aracı kullanma çabası içine girdi ve aracı olarak Cumhurbaşkanına yakınlığıyla bilinen Öztürk Oran seçildi. Türkiye’de aşı üretebilecek firmalar varken, 83 milyonun sağlığını ilgilendiren böylesine yaşamsal bir konuda bile, yeterliliğine bakmadan kendilerine yakın bir kişiyi seçtiler. VisCoran firmasının sahibi Oran, sarayın en muteber kişilerinden ve aynı zamanda AKP’nin eski Ümraniye İlçe Başkanı. İstanbul Ticaret Odası Meclis Başkanı ve TOBB Yönetimi Kurulu üyesi, Vakıf Katılım’ın yönetim kurulu başkanı da olan Oran, ayrıca 15 Temmuz Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfı’nın da mütevelli heyeti üyesi.

14 AY KAYBETTİRDİLER

8 ay önce yapılan anlaşmaya göre teknoloji transferi ile Sputnik V aşısı Türkiye’de üretilecekti. Oysa bu firmanın aşı üretme yeterliliğini gösteren GMP belgesi olmadığı konusunda iktidarı uyardık. Bu firmanın aşı üretimiyle ilgisi olmadığı gibi, ilk günden başlayarak aşı üretemeyeceğini ve Türkiye’de üretim yapacak ortak aradığını Öztürk Oran da söylemişti.

Sonuç olarak üretimle ilgili 8 aydır hiçbir adım atılmadı. Şimdi de Bakan, ‘aşıyı ithal edeceğiz’ diyor ve 6 ay içinde geleceğini söylüyor.

  • AKP ve yandaşları, aşıda yine aracılık ve rant peşinde koşarken Türkiye’yi aşısız bıraktılar. Yandaşa para kazandırma çabası uğruna Türkiye’ye 14 ay kaybettirdiler.”

SORULAR YANIT BEKLİYOR

Sputnik V’nin Türkiye’de ortak üretimine ilişkin imzalanan sözleşme ile ilgili 10 Şubat’ta Sağlık Bakanı Fahrettin Koca‘nın yanıtlaması istemiyle verdikleri soru önergesinin halen yanıtlanmadığını da ifade eden Emir, bir kez daha aynı soruları gündeme getirdi. Emir, Koca’ya şu soruları yöneltti:

  • “Rusya Doğrudan Yatırım Fonu’na VisCoran firması için bir baskı yapılmış mıdır? Anlaşmanın VisCoran firması ile yapılmaması durumunda onay süreçleri ile ilgili sıkıntı yaşanacağına dair çeşitli uyarılarda bulunulmuş mudur? VisCoran firması, bir doz başına ne kadar kazanç elde edecektir? Üretimi yapacak firmaya doz başına ne kadar ücret ödeyecektir? VisCoran firmasının aracılık etmesinden kaynaklanan zararın miktarı ne kadar olacaktır?”
    ===========================

    Dostlar,

    Yaşasınnn!!!

    Bir AKP KLASİĞİ daha… Olmasa ve gecikse, belli aralıklarla hep ama hep birbirinden yahşi yenileri çıkmasa, zaten “anormal” olurdu, değil mi??

    Meslektaşımız Dr. Murat Emir‘i kutlarız bu arada.
    Dr. Emir’e bu  bilgileri ulaştıran SPUTNİK V firması – Rus entelijansıyası ise, neden bu denli geciktiler ki?? Hazır, Dr. Koca “50 milyon doz Sputnik V aşısı sipariş verdik” buyurmuşken??

    Yazmıştık değil mi dostlar, 12 Aralık 2020’de, Cumhuriyet’in 2. sayfasında, 4,5 ay önce :

    AŞI SAVAŞLARI ve AKP’nin AŞI SINAVI – Prof. Dr. Ahmet SALTIK

    Ne diyordu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, SÖYLEV’ini (NUTUK) bağlarken?

  • “..Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir…”

    Kimeydi bu tarihsel uyarılar??

    Her yaştan TÜRK GENÇLİĞİNE idi değil mi?

    Yahu bu memleket “erken yaşlanma / bunama” ile mi engelli??
    ***
    Öte yandan, Çin’den neden SİNOVAC’ın aşısı gelmiyor?
    Hep sormadık mı;
    1. Bu anlaşmayı açıklayın : AKP ticari sır dedi, ser verdi sır vermedi.
    2. Aşının dozu kaç Dolar, aracı var mı, komisyonu ne?? AKP “yok” dedi, 2 aracı çıktı.
    3. Kaç Dolar ödeme yaptınız ilgili firmaya, paramız kadar mı aşı geliyor?? dedik, laf salatası yapıldı.
    4. Çin bu aşıyı kimi yoksul ülkelere bağışlıyor ve satmayı da sürdürüyor.. Üretim teknolojisi yumurta embriyosuna bağlı değil, biyolojik regülatörler eliyle seri üretim yapıyorlar.. Dedik, Bakan Koca ve partisi AKP’de, RTE’den çıt çıkmadı..
    5. 2. doz için arkası gelmez ise B, varsa C.. palanınız nedir dedik, yanıt alamadık…
    ***
    Şimdi koca Bakan Dr. Koca yarı ağlamaklı (!) “aşı yok” diyor…
    Meğer 6-8 hafta ara ile de 2. doz yapılabilirmiş, mişmiş…
    Ne olur, 1. doz ile birkaç hafta içinde insanlar %30’lara dek bağışık yanıt geliştirir, sonra bu zayıf bağışıklık zamanında ek doz ile (booster, rapel, yineleyen dozlar) güçlendirilmediği için hızla sönümlenmeye geçer..

    Bir de kalkar, sözüm ona halka moral vermek için “.. mutasyonun da sonu var..” buyurursunuz.
    Dr. Koca, bunu tıbbiyede Gen ve Moleküler Biyoloji sınavında söyleyen ilk 3 sınıf öğrencisini salondan kovalarlar.

    Mutasyon = Evrim süreklidir, biyolojik bir gerçekliktir, hiç durmaz. Sizin EVRİM KARŞITI = YARADILIŞÇI (Kreatorist) inançlarınız/takıntılarınız bu evrensel bilimsel gerçekliği etkilemez.
    Mutasyon = Evrim zamanın matematiksel fonksiyonudur, salgın uzadıkça mutasyonlar artar ve bu da salgını uzatır. Taa ki piyango ile, “özlenen – yollarına güller dökülen” olumlu mutasyon piyangosu vurana dek. Ama piyango vurmadı, tersine mutasyon ile virüs güçlendi, salgın azdı..
    ***
    Bu kafa ve kadro ile siz bu salgınla başedemeyeceksiniz..
    Bu olgu çok net bir gerçeklik olarak ortaya çıktı.

    İSTİFA EDİN, bırakıp gidin..

    Muhalefet, bu dakikadan sonra stratejisini bu hedefe odaklamalı..
    AKP istifa!
    Erdoğan istifa!

    Sonra da, masum onbinlerce insanın ölümünün faturası sabık siyasal kadroların önüne konmalı hukuk sistemi kapsamında mutlaka yargılanmalıdırlar.
    Bu faturada en az 5 milyon insanın hastalanması,
    Ekonominin on milyarlarca dolar çöküntüsü,
    Özüne kıyan (intihar eden) canların hesabı,
    Çalınan en az 14 aylık yaşam sevincimiz – hülyalarımız – beklentilerimiz..
    Acılarını içimize sığdıramadığımız 80 bin – 180 bin arasında canımızın çalınan YAŞAM HAKKI da var.

  • Salgın değil, salgından çok AKP, bu partinin akıl ve bilim dışı, sermaye yandaşı, rantçı ilkel vahşeti öldürüyor insanlarımızı..

    Yeter artık, yeter, yeter, yeter!!
    Duyun çığlıklarımız artık, YETER, YETER, YETER, YETER,YETERRR!!!

    Sevgi, saygı, derin acı – kaygı ama yine de UMUT ile. 29 Nisan 2021, Ankara

    Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
    Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
    Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
    www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
    facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

ANAYURT Gazetesi ile Söyleşimiz : ‘Türkiye’de aşı kıtlığı var’

ANAYURT Gazetesi ile Söyleşimiz

‘Türkiye’de aşı kıtlığı var’

Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, Türkiye’nin, nüfusuna yeterli miktarda aşıyı
halen sağlayamadığını ifade ederek,

  • Aşı seçmek gibi bir lüksümüz yok, bir aşı kıtlığı var.
    İktidarın ne yapıp edip yeterli etkili – güvenli aşı bulması gerek
    ” dedi.

Uğur DUYAN
ANKARA (Anayurt) (21 Aralık 2020, http://www.anayurtgazetesi.com/haber/Prof-Dr-Ahmet-Saltik-uyardi-Turkiye-de-asi-kitligi-var/719194)

Prof. Dr. Ahmet Saltık, ilk aşamada 18 yaş üstü tüm vatandaşlar (70 milyon) aşılansa da aşıların etki oranın en çok %90’larda olduğunu, bu nedenle de 70 milyon nüfusun firesiz aşılanmasının gerektiğini, üstelik 18 yaş altının da virüsten etkilendiğini, taşıyıcı ve hasta olduklarını aktardı.  Aşıların uzun süre kalıcı antikor üretmede hastalığı geçirmek ölçüsünde başarılı olmadığını anımsatan Saltık, Türkiye’nin ilk aşamada 150 milyon doz aşıya gereksinimi olduğunu ve çok daha fazlasının da mutlaka stoklanmasının zorunlu olduğuna dikkat çekti. Gelişmiş ülkelerin bu olasılığı önceden görüp, nüfuslarının çok üstünde aşı sağladıklarına değinen Saltık, Sağlık Bakanı’nın Çin’den 20 milyon doz aşının Türkiye’ye getirileceği yönündeki sözlerine işaret ederek, bu rakamın Türkiye’de hızla süren salgını söndürmeye kesinlikle yetmeyeceğini ifade etti.

44 yıllık Hekim ve 40 yıllık Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık ile yeni koronavirüsün neden olduğu Kovit-19 hastalığını, aşılarını, bu aşıların özelliklerini, Türkiye için gereken aşı miktarını ve aşı politikasını konuştuk.

Dünyanın çeşitli ülkelerinden aşı haberleri geliyor. Aşı çalışmalarında gelinen bu noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Salgının bir yılı bitmeden elimizde aşılar var. Bu çok sevindirici bir gelişme. Bu denli kısa bir sürede elde edilen başarıyı bilim dünyası adında saygıyla, sevinçle, övünçle karşılamamız gerekir. Kovit-19 için aşı geliştirmede bu başarı insanlık adında, uygarlığımız adına çok sevindiricidir.

KANSER SAĞALTIMI (TEDAVİSİ) İÇİN UMUT OLAN AŞILAR:
mRNA AŞILARI

mRNA aşıları Türkiye’de en çok konuşulan aşılar. Özellikle de Pfizer-BioNTech aşısına karşı bir ilgi var. Bu aşıların geleneksel aşılardan farkı nedir?

Bu aşılarda, virüsün genetik materyali olan RNA’dan özellikli bir parça alınarak, aşı içinde insan hücresine verilmesi tekniğine dayalı bir yöntem kullanılır. Bu mRNA parçası insan hücresinde istenen virüs proteinini üretecek ve o proteini bağışıklık sistemi tanıyacaktır. Böylece virüse karşı bağışıklık gelişecektir. Bağışık insan, aynı virüsle yeniden karşılaştığında 2 tür yanıt verecektir: Birinci sıvısal (hümoral) bağışıklık dediğimiz kanda oluşan antikorlar, ikincisi hücresel bağışıklık dediğimiz, T lenfositlerinin bellek kazanması ve aynı hastalık etkeni ile bir kez daha karşılaştığında bağışıklık sistemimizi harekete geçirmesidir.

Aslında mRNA aşıları neredeyse 10 yıldır kanser aşısı geliştirmede kullanılan bir teknik, ancak henüz somut bir sonuca ulaşılamadı. Bu salgında akla geldi benzer yöntemi kullanmak, başarılı olduğu da görülüyor. %90’ın üstünde etkili olması çok sevindirici. Pfizer ve BioNTech ikilisinin çalışmaları Almanya ve ABD’de olumlu sonuçlar verdi. İngiltere kullanımına başlandı. ABD ve Kanada’da acil kullanımına onay verdi. Ancak bu aşının bir olumsuz yönü, eksi 70 C derce gibi bir soğuk zincir gerektirmesi. Yüksek teknoloji isteyen soğuk depolama merkezlerinde saklanıyor. Dünyada bu altyapıya sahip ülke sayısı az, ülkemizde hemen hemen yok denecek düzeyde; ileri araştırma laboratuvarları dışında bu donanıma sahip değiliz. Olan depolarımız da serum vb. tıbbi ürünlerle dolu. Yani elimizde bu aşıyı koruyabileceğimiz bir yer yok. Yüksek maliyet isteyen bir taşıma ve depolama olduğu için de oldukça pahalı. Bu türden bir derin dondurucu sözgelimi bir eczane için on bin Dolar dolayında. Paranız olsa bile bunu dünyada üreten firmalardan hemen ve yeterince sağlamak epey güç görünüyor.

Bu mRNA aşılarının bir başka sakıncası (dezavantajı) ise daha önce denenmediği için istenmeyen ve yan etkilerinin bilinmemesidir. Bu kuramsal bir risk yaklaşımı, gündelik yaşamda başımıza gelebilecek her risk gibi. Dolayısıyla kabul edilebilir bir risk. Bu noktada bir endişe de virüsün mRNA’sı gider insan DNA’sına karışır mı? Ancak bu çok güç görünüyor. Bilimsel yazında buna ilişkin örnekler yok.

ÇİN AŞISINI ÜRETMEK ÇOK PAHALI

Oxford-AstraZeneca ortaklığıyla geliştirilen Kovit-19 aşısında hangi yöntem denendi?

İngiltere ve İsveç’in birlikte geliştirdikleri bir aşı ve bu aşıda vektör yöntemi kullanıldı. Yine Rusya da Sputnik V aşısını da vektör yöntemi ile geliştirdi. Bu aşılar daha ucuz ve etki bakımından bir parça geri kalıyor, Moderna’nın ve BioNTech-Pfizer’in mRNA aşılarına göre. Bu aşıların yani Oxford Astra-Zeneca aşısının ilk dozda %70’lerde ikinci dozda %90’a yakın etkili olduğu görüldü. Rusya, Oxford Astra-Zeneca’ya aşılarının vektörlerini birleştirmeye, ortak çalışmaya çağrı yaptı geçen hafta.

Peki, Türkiye’nin sağlayacağı Çin aşısı olarak da bilinen Sinovac’ın CORAVAX aşısı hangi yöntemle geliştirildi? 

Çin hükümeti destekli Sinopharm Biyoteknoloji firması ile birlikte geliştirildi. Çin hükümetinden ciddi destekler alan Sinovac firması tarafından üretilen aşı, geleneksel aşı yönetimi ile yani bakteri ya da virüsün ölü duruma getirilip ancak bağışıklık kazandıracak ölçüde etkin olmasının sağlanması yöntemi ile geliştirildi. Bu amaçla çok sayıda tavuk embriyosu kullanmak ve aşı virüsünü çok miktarda üretmek gerekiyor ve maliyet artıyor. Bu yöntemle üretilen aşıdan sonra bağışıklık sisteminin antikor üretmesi ve / veya hücresel bağışıklık sağlanıyor. Bu aşı yöntemindeki en büyük sakınca (dezavantaj) ise çok sayıda ölü virüse gerek duyulması. Tavuk yumurtası içindeki embriyolarda üretilen çok ama çok sayıda virüsün ölü hale getirilerek aşıda kullanılması gerektiği için, bu aşının üretimi pahalı. Uzun yıllardır denen klasik bir yöntem etkileri, yan etkileri iyi biliniyor. Güvenli bir aşı yöntemi. Güvenli oluşu önceki yıllarda denenmişliğinden kaynaklanıyor. Bir de hastalık etkeni ölü, aşı ile bulaş (enfeksiyon) riski yok.

Bu aşı eksi 21 C derece soğuk zincirle korunabiliyor. Üretim kapasitesiyle ilgili sorunlar var. Dünya nüfusu 8 milyara yakın. 18 yaş altı nüfusu düştüğümüzde yuvarlak hesap 6 milyar insana aşı yapılması gerek ve iki doz gerektiğine göre 2021 yılı içinde 12 milyar doz aşı üretilmeli. Bu lojistik, altyapı ve üretim kapasitesi yok Çin’de ve dünyada.

“DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ (DSÖ) BU NOKTADA ÇOK ENDİŞELİ”

Gelişmiş ülkeler şimdiden nüfuslarının çok üstünde aşı alımı yapmak için gerekli anlaşmaları sağladı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

DSÖ bu noktada çok endişeli. Özellikle yoksul ülkelerde yaygın aşılamanın 2022-24’e dek uzayabileceği öngörülüyor. Dünya nüfusunun önemlice bir kesimi az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde yaşadığı için, salgının önümüzdeki birkaç yıl içinde tümüyle söndürülmesi olası gözükmüyor.

HIFZISSIHHA ENSTİTÜSÜ KAPATILDI; AŞISIZ KALDIK!

Peki, Türkiye’de durumu nasıl?

Aşıda özyeterliğimizi yitirmiş bulunuyoruz. AKP iktidarı tarafından 2 Kasım 2011’de 663 sayılı Yasa Gücünde Kararname (md.58/3) ile bir Cumhuriyet kurumu olan (1928’de Atatürk döneminde kurulmuştu) Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Enstitüsü (RESAMENS) kapatıldı. AKP iktidara gelmeden (3 Kasım 2020) önce 1997-8’den başlayarak Hıfzıssıhha Enstitüsü’nde aşı üretimi tavsamaya ve duraksamaya başlamıştı. 2002-11 arasında ise, çok başarılı bir Kurum olan Hıfzıssıhha (Sağlığı Koruma) Enstitüsü teknik gelişmelerin uzağında bırakıldı ve sonunda kapatıldı. “Küreselleşme gereği uzmanlaşan kuruluşlardan daha ucuza satın alırız..” dendi ama gelişmeler, dönemin sorumlu Sağlık Bakanı Dr. Recep Akdağ’ı doğrulamadı. Türkiye, aşıda tümüyle
dışa bağımlı ve şimdilerde, KOVİT-19 salgınının en azgın dönemlerinde, geçelim gecikmeyi, yeterli aşıyı bile sağlayamamakta; sorumlu apaçık AKP’dir.

RESAMENS, Cumhuriyet’in çok önemli bir kurumuydu. Anadolu’daki büyük salgınları bu Enstitüsü sayesinde yendik. ABD ve Çin dahil Dünyaya aşı sattık, bağışladık. Hıfzıssıhha Çin’e, Rusya’ya ve ABD’ye aşı gönderdi; günümüzde aşı umduğumuz ülkelere! 2011’de “..Küreselleşme ve uzmanlaşma var..” denerek, bu eşsiz Kurumu kapattılar. Şimdi aşı alamıyoruz – bulamıyoruz, Ülkemiz iflasın eşiğinde. Para bulsak bile alamıyoruz. Gelişmiş ülkeler bu aşılardan çok miktarda alım yaptı, yapıyor. Çin’den 50 milyon doz aşı gelecek dendi, halen beklemedeyiz. AKP iktidarı, RESAMENS’i kapatırken, birtakım aşı alım güvenceleri ile 2022’ye dek ülkemizin aşı üretimine ipotek koymuştur.

  • Ayrıca, Çin’den gelecek aşının bedeli için ise, 2 ülke arasında döviz takas (swap) anlaşması nedeniyle TL kullanılacaktır. Bu da iktidarın seçiminde belirleyici bir etmendir.

“YOK AŞI, YOK, NESİNİ SEÇECEKSİNİZ??!”

Türkiye’de Çin aşısına dönük kuşkular var. Bu kuşkulardan dolayı aşı olmak istemeyenler de var. Bu noktada aşı seçme şansımız var mı?

Çin aşısının Evre (Faz) 3 çalışması Türkiye’de de yapıldı Endonezya ve Brezilya ile birlikte. Türkiye’de de 12.400 gönüllü aşılanıyor. Endonezya’nın Evre3 raporuna göre, bu aşının etkinliği %97. Türkiye’ye de kısa zamanda açıklanır, %90’larda bir etkinlik bekliyorum. Geldiğimiz noktada ise bu aşı ya da şu aşı deme şansımız yok. Çünkü çok ciddi bir aşı kıtlığı var. İstem (talep) çok, ürün az. Kapanın elinde kaldı aşı. İktidar Türkiye’yi, hem Hıfzıssıhha Enstitüsü’nü kapatarak %100 dışa bağımlı kıldı hem de zamanında gerekli bağlantıları yapmayarak – gecikerek yeterli aşı alımını sağlayamadı.

Yani, yok aşı yok, nesini seçeceksiniz?!

Bir milyon doz BioNTech&Pfizer’den gelecek denenmekte. Bu aşıyı saklamak için gerekli soğuk zincir altyapısı elimizde yok. Başta belirttiğim gibi bugünden yarına bu ileri derin dondurucuları hemen sağlayamazsınız, bunları üreten fabrikaların da kapasitesi dolu. İngiltere’de bile ancak elli hastanede bu ileri (ultra) derin dondurucu var. Bu bakımdan, aşı seçmek gibi bir lüksümüz yok, bir aşı kıtlığı hatta yoksunluğu var kötü yönetim yüzünden!

İktidarın ne yapıp edip yeterince ve güvenli – etkili aşı bulması gerek. Ne yazık ki bu dilek – zorunluluk havada kalıyor. Çünkü iktidar ne yaparsa yapsın yeterli aşı yok piyasada! Çin’den elli milyon doz beklenirken, Erdoğan geçen hafta Azerbaycan dönüşü uçakta on milyon doz geliyor, dedi. Oysa Sağlık Bakanı yirmi milyon doz demişti. Hangisi doğru bilmiyorum, ister 10 ister 20 milyon doz olsun, ikisi de çok yetersiz Türkiye için.

EN AZ 160 MİLYON DOZ AŞI GEREKİYOR

Neden yetersiz? 20 milyon doz aşı az değil mi? 10 milyon kişi aşılanabilir en azından…

Türkiye’nin nüfusu göçmenler – kaçaklar dahil 90 milyon. Bu nüfusun 20 milyonu 18 yaş altı deseniz, 3-6 ay içinde hastalığı geçiren ve antikor üreten 2 milyon kişiyi, aşı içindeki etken maddelere ya da aşıya alerjik olanları, değişik tıbbi nedenlerle aşı olamayacakları da bu hesaba katarsak ilk aşamada Türkiye’de 65 milyon kişiyi aşılamalısınız. 2-3 hafta içinde 1. ve 2. dozu tamamlamalısınız. Bu da 130 milyon doz aşı kullanmanız demektir. Aşının etkisi % 90’larda olduğu için, aşılanan 65 milyonda yaklaşık 6,5 milyon kişi bağışıklık kazanamayabilir. Bunlar için de elinizde yeniden aşılama için 13 milyon doz aşı olmalı; yani 143 milyon doz + %10 fire pay ile yaklaşık 160 milyon doz aşının elinizin altında olması gerekir. 18 yaş altında aşı yapılmadığı için bulaş riski sürüyor demektir. Üstelik hastalığı geçirerek oluşan bağışıklık, 3-6 ay içinde sönümlenebiliyor.

  • Hedef kitlenin firesiz, en yüksek oranda ve hızla, adil – etik – bilimsel – ücretsiz aşılanması gerek!

Aşı bağışıklaması ne denli ve ne etkinlikte sürer, bilinmemektedir. Hastalığın geçirilmesiyle kazanılan doğal bağışıklığın 3-6 ayda sönümlenmesinden kalkarak, yıl içinde 2. kez aşılama gereği doğabilecektir. İşte bu nedenle gelişmiş – varsıl ülkeler, fazladan aşı alımı için çok önceden anlaşma yaptılar. Olası aşı bağışıklığı sürelerini göz önünde bulundurdular. Biz ise aşı kıtlığı – yoksunluğu çekmek durumundayız. Üstelik uygulanan yüzeysel önlemler salgının önüne geçemiyor ve salgın azgınlaşmış biçimde sürüyor!

Ayrıca kimi insanlara el altından “aşı” yapılmakta! İktidar bu skandalı yadsıyamadı. Sağlık Bakanı’nın ‘Çin’de eczanelerde satılıyor, oradan alıp gelmişlerdir’ diyerek yadsınamaz biçimde kabul ettiği yasalara, hukuka ayrı olarak gerçekleşen bir suç var. Açıkça aşı kaçakçılığı yapılıyor. Türkiye’nin gümrük güvenliğini hiçe sayan, halk sağlığını tehdit eden bu girişim ve bir biyolojik sıvıyı insanlara “aşı” diye yapmak kabul edilebilir ve bağışlanabilir bir şey değil. Apaçık suç, savcılar işlem yapmalı.

Salgının ortasında aşı yoksunluğu ile yüz yüze kaldık!

Unutulmasın; AŞILAR, salgın yönetiminde büyülü araçlar değildir.

  • Salgın denetiminin altın anahtarı Epidemiyolojik ilkelere tam bağlı kalarak bilimsel salgın yönetimidir, onu AKP gibi politize etmek değil!

Yaygın aşılama başlasa bile, 2021 sonlarına dek maske – uzaklık – temizlik vazgeçilmezdir.

Sonuç olarak; aşı gelse bile 2-3 hafta biyogüvenlik testlerinin yapılması yasal ve bilimsel yükümlülük olduğundan, sağlanan miktara göre 2021 Ocak ortalarında ancak yaygın aşılamaya geçilebilir. Bu 2-3 hafta sürede çok sayıda (resmen her gün 200’ün üstünde) insanımız ölecektir! Yine resmen günde 30 bini aşkın insanımız hastalanacaktır. Sağlık kuruluşları boğulmak üzeredir. Bu nedenlerle,

  • 2-3 haftalık bir TAM KAPANMA son derece gerekli, hatta zorunlu ve ivedidir.

Sevgi ve saygı ile. 21 Aralık 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik