Etiket arşivi: nepotizm

SİYASAL İKTİDARLARIN GÖREVİ NE : HALKI TESLİM ALMAK MI, YOKSA HALKI TEMSİL ETMEK Mİ?

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

SİYASAL İKTİDARLARIN GÖREVİ NE : 
HALKI TESLİM ALMAK MI, YOKSA HALKI TEMSİL ETMEK Mİ?

Krallığa, şahlığa, sultanlığa, otoriter, totaliter ve diktatoryal siyasal rejimlere dayalı devlet modellerinde, çok küçük istisnalar hariç (ayrıklar dışında), yönetim gücünü elinde bulunduranların final (son) amacı yönettikleri halkların özgür iradelerini (istençlerini) yok saymak, halk üzerinde kayıtsız koşulsuz mutlak egemenlik kurmak, yani halkı elsiz ve dilsiz yapıp TESLİM ALMAKTIR.

Teslim almak, halkın üzerinde sınırsız ve sorumsuz egemenlik kurmak demektir.
Koşulsuz teslimiyet, sorgusuz itaat, sonsuz sadakat, tükenmez kanaat; yaşadığı her sıkıntısını ve yoksulluğunu ilahi kadere (tanrısal yazgıya) bağlayan, bilime, öğrenmeye ve değişime kapalı fatalist (yazgıcı) bir zihniyet )anlayış) bu teslimiyetin ana nedenleridir.

Gerçek demokrasilerde ise halk elli ve dillidir. Yasalar çerçevesinde (önceden izin almadan) toplantı ve gösteriler yapabilir. Özgür basın ve iktidarın güdümünde olmayan aydınlar yoluyla isteklerini özgürce siyasal iktidarlara iletebilir.

Demokratik rejimlerdeki siyasal iktidarlar halka kayıtsız koşulsuz egemen olmak yerine, toplumun ortak iyileri, iç ve dış güvenliği, eğitimi, sağlığı, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmesi ve toplumsal adaletin sağlanması için halka hizmet ve halkın ortak iradesini TEMSİL ETMEK amacıyla iktidar olurlar.

Yine gerçek demokrasilerde cahil, kaderci, suskun ve itaatkâr (boyun eğen) toplum yerini akıl ve bilim girdileri ile her açıdan aydınlanmış, feodal, cemaatçı yapıyı geride bırakmış, bireyleri özgürleşmiş ve zihniyeti çağdaşlaşmış bir toplum vardır.

Gerçek demokrasilerde halk kendi özgür iradesini despotik yönetimlere asla bırakmaz. Beğenmediği siyasal iktidarı özgür seçimlerle görevden alır. Yerine halkın onayını almış yeni iktidarlar gelir.

Siyasal rejimler açısından, halkı teslim almak ya da halkı temsil etmek iki zıt kutup ve yönetim biçimidir. TESLİM ALMA kutbunda mutlak diktatörlükler, TEMSİL ETME kutbunda da gerçek demokrasiler yer alır.

Sosyolojik olarak, konuyu bitirmeden önce önemli bir olgunun altını daha kalın çizgilerle çizmek gerekiyor:

Göstermelik demokrasi ve güdümlü seçimlerle yönetilen otoriter ve totaliter ülkelerdeki siyasal iktidarlar kendi iktidarlarını ayakta tutabilmek için, çoğunlukla da kurmaca olarak, kendilerine iç ve dış düşmanlar üretirler. Rakiplerini ülkenin iç ve dış düşmanları ile işbirliği yapmakla suçlarlar. Toplumlar bölünür. Siyasal söylemleri saldırgan ve suçlayıcı olur. Toplumlarda çözülmeler ve fay hatları oluşmaya başlar.

Ancak bu tür baskıcı ülkelerde, eğer siyasal iktidarların söylemleri saldırganlıktan savunmacılığa dönmüşse o siyasal iktidarların içten içe çürümeleri başlamış ve iktidarlarını yitirmeleri yakın demektir.

Kıssadan hisse                             :

  • Otoriter ve totaliter siyasal rejimlerden uzak durmak gerekir.
  • Çünkü toplumun, ulusun ve devletin çıkarları ve birliği bunu gerektirir.
  • Ben hep özgür seçimlerden, gerçek demokrasilerden, iktidarı bir servet edinme, eş – dost, akraba ve arkadaş kayırma (Nepotizm) aracı olarak görmeyen, her zaman ve her koşulda halkın hizmetinde olan, yapacağı hizmetleri etkin ve adil olarak dağıtan siyasal iktidarlardan yanayım.
  • Hayallerim ve umutlarım hep bu yönde oldu ve hep bu yönde kalacak…

Kemalistler Ne Yapmalı?

Mustafa Hüsnü Bozkurt kimdir? - Yeni Akit

Dr. MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT
25-26. DÖNEM KONYA MİLLETVEKİLİ

Cumhuriyet, 11 Mayıs 2021

Emperyalizm, 18. yüzyılda Sanayi Devrimiyle başlayan, başta İngiltere olmak üzere kapitalist ülkelerin, ticaret yollarını denetim altına almak, yeni hammadde kaynaklarına ulaşmak, yeni pazarlar edinmek amacıyla mazlum ülkeleri ve ulusları siyasal, ekonomik, kültürel açıdan sömürmelerine verilen isimdir. Faşizm ise emperyalizmin, kapitalizmin, yerli işbirlikçileri de kullanarak uyguladığı kıyıcı diktatörlüktür.

Ülkemizde faşizmin yolunu açan, öncelikle 1950’de başlayan karşıdevrim sürecidir, devamında taşlarını döşeyen 12 Mart 1971 Muhtırası’dır, iktidar olma koşullarını oluşturan da 12 Eylül 1980 Darbesi’dir. 12 Eylül sonrasında dinci hareketler ve faşist eklentileri, darbeci cunta yönetimiyle, arkasındaki emperyalist gücün teşvik ve korumasında örgütlenmiş, güçlenmiştir. 1980’lere dek ancak %3-7 arasında oyu olan dinci hareket, 1994 yerel seçimlerinde %20’ye ulaşmıştır. 2001’de gömlek değiştirmiş, 2002’de ise yeni adıyla ve ABD’nin de desteğiyle, % 34 oyla tek başına iktidara gelmiştir. Sonrasını biliyoruz.

GENETİK KODLAR DEĞİŞTİRİLDİ

İktidarı ele geçiren ve özünde bir tarikatlar koalisyonu olan dinci hareket, liderini cumhurbaşkanı seçtirdikten sonra, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında, rejim değişikliğini ana gündem maddesi yapmıştır. Tesadüfe bakın ki, CIA ajanı Paul Henze de, 2006’da, ABD Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği raporunda “Türkiye’nin ABD çıkarlarına uygun davranmasını istiyorsak başkanlık sistemine geçmesini sağlamalıyız” diyordu. Keza başkanlık sistemini savunurken Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2 Ocak 2016’da şu örneği veriyordu: “Üniter devlette başkanlık sistemi yoktur diye bir şey yok. Şu an zaten dünyada bunun örneği var, geçmişten bu yana da var. Yani Hitler Almanyası’na baktığınızda orada da bunu görürsünüz.”

FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından, OHAL koşullarında yapılan 16 Nisan 2017 referandumuyla, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmiştir. Fiilen tek adam düzeninde, rejimimizin, siyaset kurumumuzun, devlet aygıtımızın genetik kodları değiştirilmiştir. TBMM işlevsizleşmiştir. Siyaset, mezhep-etnik köken çıkmazında tıkanmıştır. Siyasal partiler etkisizleşmiştir. Millet hiç olmadığı kadar bölünmüş, kutuplaşmıştır. Laiklik ilkesi ve güçler ayrılığı yok edilmiştir. Devlet, hukuk devleti olma niteliğini yitirmiştir. Bürokraside liyakat, nepotizm çukurunda helak olmuştur. Yolsuzluklar ayyuka çıkmış, yoksulluk kemiğe dayanmış, yasaklar tavan yapmıştır. (AS: AKP, 3 Kasım 2002 seçimi öncesi bu 3 Y le savaşma propagandası yapmıştı..)

EMPERYALİZMDEN BAĞIMSIZ FAŞİZM OLMAZ

Faşizm demokrasiyi, hukuku, seçimleri salt bir iktidar aracı olarak görür. Çünkü haksız, hukuksuz, ahlaksız bir sermaye diktatörlüğüdür. Emperyalizmin olmazsa olmazıdır. Acımasız bir baskı rejimidir. O nedenle faşizme karşı mücadele, öncelikle emperyalizme ve küresel kapitalizme karşı ödünsüz ve kararlı bir duruşla mümkündür. Emperyalizme, kapitalizme, serbest piyasa ekonomisi denilen neo-liberal sömürü düzenine karşı çıkmadan, faşizmle mücadeleden söz etmek laf ebeliğidir.

Bir ülkede faşizmin iktidarı ele geçirmesini, sıradan bir siyasal iktidar değişimi olarak görmek vahim (AS: ürkünç) bir yanılgıdır. Bu yanılgı muhalefeti, küresel emperyalizme karşı mücadele etmeyen, antikapitalist duruştan yoksun, emek-sermaye çelişkisinden ve sınıfsal gerçeklerden kopuk kılar. Yalnızca mevcut iktidar karşıtlığına sıkıştırır. Sonuç alması olanaksız bir sözde demokrasi mücadelesine sürükler. Bugün ülkemizde, iktidara karşı olduğunu söyleyen ama emperyalizme karşı olduğunu söyleyemeyen, kapitalist sömürü düzenine karşı çıkmayan sözde bir muhalefet anlayışı oldukça yaygındır. Tıpkı Atatürkçü olduğunu söyleyip Kemalizm’i reddetme dalaleti (AS: sapkınlığı) gibi.!!..

  • Oysa ülkemizde emperyalizmi, faşizmi yenmenin tek yolu Atatürkçü, Kemalist olmaktan geçer.

Ahmet Taner Kışlalı’nın dediği gibi

  • “Kemalizm geçmişin bekçiliği değil, geleceğin öncülüğüdür.”

Türkiye için olduğu kadar, bölgemiz ve tüm mazlum milletler için de tek gerçekçi çözüm yoludur.

NE YAPMALI?

Hitler’in propaganda bakanı Joseph Goebbels şöyle demiştir:

  • “Eğer hasmımız, ne kadar zayıf olduğumuzu bilebilse bizi herhalde un ufak ederdi.”

Dünyanın her yerinde despotik iktidarlar, ancak güçlü demokratik halk hareketlerinin mücadelesiyle işbaşından uzaklaştırılabilir. Faşist iktidarlar, hiçbir zaman sanıldıkları kadar güçlü, söyledikleri kadar cesur, göründükleri kadar muktedir olmamıştır. Milletler bu despotlara her zaman direnmiş, sonunda da mutlaka yenmiştir.

Demokratik haklarını kullanarak birleşecek, Kemalizmi yol haritası olarak belirleyecek, antiemperyalist ve tam bağımsızlıkçı bir yapı, milletin azim ve kararını harekete geçirerek iktidar olacaktır. Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye’nin, hukuk devletinin, üretim ekonomisinin, hakça bölüşmenin, bilgi toplumunun, laik ve bilimsel eğitimin yaşamaa geçmesi, Cumhuriyetçi, Atatürkçü, Kemalist kadroların güçbirliğiyle mümkündür.

ÇAĞDAŞ BİR LİDERİN TEMEL NİTEKLİKLERİ NELERDİR?

ÇAĞDAŞ BİR LİDERİN TEMEL NİTEKLİKLERİ NELERDİR?

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

Vatandaş soruyor; “Hocam, çağdaş bir liderin asla vazgeçilemez temel niteliklerini, halkın anlayabileceği biçimde, kısaca sayabilir misiniz?”

Denemeye çalışayım :

1- Çağdaş bir lider akıl, bilim ve teknoloji ile et ve tırnak gibi olmalı, akla ve bilime aykırı hiçbir tutum ve davranış içinde olmamalıdır. Bu konudaki bilgi birikimini sürekli geliştirmeye ve derinleştirmeye çalışmalıdır. Çünkü liderlik dinamik (AS: devingen) bir süreçtir ve liderin kendi bilimsel bilgi kapasitesini sürekli artırması gerekir.

2- Çağdaş bir lider hukuk ve adaletle et ve tırnak gibi olmalıdır. Hukuk ve adalet ilkelerini içtenlikle benimsemelidir. Hukuk ve anayasa sınırları dışına asla taşmamalıdır. Kamu görevlerinin tümünü hukuk, adalet ve liyakat ilkelerinden şaşmadan dağıtmalıdır. Verdiği hiçbir buyruk, aldığı hiçbir karar hukuka, adalete asla aykırı olmamalıdır.

3- Çağdaş bir lider ahlak ve vicdanla et ve tırnak gibi olmalıdır. Kamu yönetimi ile ilgili tüm tutum ve davranışlarında ahlak ve vicdandan asla ayrılmamalıdır. (AS: 5176 s. Kamu Görevlileri Etik Kurulu… Yasası)

4 – Çağdaş bir lider insan ve toplum sevgisi ile et ve tırnak gibi olmalıdır. Din, mezhep, ırk, soy, renk, cinsiyet…ve benzeri ayrımcılığa asla sapmamalıdır. Anayasal eşit yurttaşlık esastır. (AS: yurttaşların eşitliği!)

5 – Çağdaş bir lider mutlaka ve mutlaka en geniş katılımlı ortak aklı kullanmalı ve toplumun ortak temel gereksinimlerini ilk sıralara almalıdır. Eş, dost, aile, ahbap ve arkadaş kayırmacılığından (Nepotizmden) kaçınmalıdır.

6- Çağdaş bir lider topluma her zaman doğruları ve gerçekleri söylemelidir. Toplumu asla yalan ve yanlış bilgilerle aldatmamalıdır. Halkın kandırılması er geç ortaya çıkar ve bunu yapanları büyük itibar kaybına (AS: saygınlık yitiğine) uğratır.

7- Çağdaş bir liderin özü ile sözü bir olmalıdır. Aile yaşamı, çevresi ve gündelik davranışları ile söyledikleri arasında çelişki olamamalıdır. Çünkü çağdaş lider her konuda toplumun rol modeli konumundadır.

8- Çağdaş bir liderin eğitimi, kültürü, bilgi ve deneyim birikimi, insan, toplum ve devlet yönetme kapasitesi, çağın gerekleri ve anlayışına uygun olmalıdır. Toplumu ve devleti kendi kişisel tutku, hırs ve serüven arayışlarına kurban etmemelidir. Yönetme erki. İnsana ve topluma refah (AS: gönenç) ve kamu hizmeti üretmeye odaklamalıdır…
****

Peki hocam böylesi bulunabilir mi diye soranlara şunu söylemek gerek :

Evet sürekli doğruların, gerçeklerin, hukukun, adaletin, aklın, bilimin, ahlakın ve vicdanın gereklerine göre karar verebilen toplumlar aradıkları yönetim biçimini er ya da geç mutlaka bulurlar. Çünkü her toplum kendi ürettiği ve yaraşır olduğu yönetim biçimi ile yönetilir. Eğer varolanı beğenmiyorsan önce kendi tutum ve davranışını gözden geçir ve kendini değiştir. Sen değişmeden yönetimin değişmeyeceğini asla unutma.

HER TOPLUM KENDİ ALIN YAZISINI KENDİSİ YAZAR.
UNUTMA, SENİN KARARIN ve DAVRANIŞIN DEĞİŞMEDEN SİYASAL ALIN YAZIN (toplumsal kaderin) ASLA DEĞİŞMEZ!

ORTA GELİR TUZAĞI NEDİR? NELER YANLIŞ YAPILDI?

ORTA GELİR TUZAĞI NEDİR?
NELER YANLIŞ YAPILDI?

Prof. Dr. Halil ÇİVİ
İnönü Üniv. İİBF Önceki Dekanlarından

(AS: Yazının sonunda hocamızın bir de şiiri var!)

Orta gelir tuzağı, önce hızlı bir büyüme sürecine giren ülke ekonomisinin daha önce yakalamış olduğu büyüme dinamiklerini, çeşitli nedenlerle, giderek yitirmesidir. Daha sonra da, ekonominin mevcut büyüme dinamiklerinin giderek yavaşlaması, sonra da kaybolmaya yüz tutması, mevcut ekonomi çarklarının patinaja geçmesi ve işlerin tersine gitmeye başlamasıdır.

İktisatçıların yapmış oldukları saptamalara göre önce orta gelir tuzağı başlar. Sonra da giderek ulusal gelir ve kişi başına gelir değerlerinde küçülmeler; ulusal gelir yapısında ve dağılımda da bozulma sürecine girilir.

Peki orta gelir tuzağına yakalanmak bir zorunluk mudur? Hayır, böyle bir zorunluk yoktur. Orta gelir tuzağı, bilerek ya da bilmeyerek, ülke yöneticilerinin yapmış oldukları bir dizi ekonomik, hukuksal, siyasal ve sosyal yanlışların birikimli sonucu olarak kendini gösterir. Aynı yanlışlar yapılmaya devam edildikçe bozulmalar daha da hızlanır.

Bu bozulmanın başlıca temel ve tetikleyici etmenleri olarak şunlar söylenebilir.

1_ Piyasanın rekabetçi dinamik kurallarına uygun olarak, rekabetçi bir ekonomik yapı ile ulusal ve uluslararası ölçekte yaşayabilen bir özel sektör kurmak yerine; devlet destekli ve sırtını siyasal iktidarlara ve devlet fonlarına dayamış, rantçı bir özel sektörün ortaya çıkması.

2_Bankacılık başta olmak üzere, iç ve dış finansal kaynakların, yine devlet ya da siyasal iktidarlar eliyle, çok büyük bir payının, piyasada rekabetçi olamamış iktidar yanlısı verimsiz işletmenlere aktarılması.

3- Ülkenin ve toplumun geleceği hakkındaki duyarsızlıklar. Başta enerji sektörü olmak üzere, ülkedeki yeraltı ve yer üstü doğal kaynak rezervlerinin aşırı kullanılması, büyük çevre kirlenmeleri, tarım alanlarının, su kaynaklarının, ormanların ve toprağın, tarımsal arazinin amaç dışı ya da hor kullanılması.

4_ Hukuk, adalet, liyakat ve ahlak sisteminin yozlaşması. Siyasal iktidarlara mensubiyet ve yaķınlığın her alanda bir avantaja dönüşmesi. Nepotizm, yani yetenek ve liyakat gözetilmeksizin, aile, akraba, eş, dost ve yandaş kayırma konusunda ortaya çıkan toplumsal kanaat.

5_ Ülkenin giderek ekonomi ve teknoloji yapısının rekabetçi, üretken ve yüksek verimli bir düzeye ulaşamaması. Montaja yani ithal ikamesine dayalı, dışa bağımlı, yeterli döviz kazancı sağlayamayan, fakat döviz savurganlığına ve ithalatı özendiren, istihdam yaratmayan, sürekli olarak işsizliği artıran bir ekonomik yapı.

6- Toplumun tümünün enerjisini birleştirip sinerji etkisi oluşturmak; ülke içinde, kardeşçe, adil, bütüncül, kucaklayıcı hakkaniyete dayalı bir siyaset anlayışı yerine; kavgacı, ötekileştirici, dışlayıcı, hatta yer yer cezalandırıcı RÖVANŞİST görünümlü bir siyaset ve yönetim biçimi.

7_ Yabancı sermaye ve dış borçlanma ile ilgili hatalı politikalar. Ülkenin uluslarası sermaye ve risk priminin aşırı yüksek olmasına bağlı olarak, üretken fiziksel yabancı yatırımların ürkekliği. Dış borçlanma maliyetinin olağandan fazla olması. Bu iki etmene bağlı olarak, ülkeden dışarıyla aktarılan kâr ve faiz transferlerinin yabancı sermayenin ülkeye yapmış olduğu reel ekonomik katkıdan daha yüksek olması.

8- Eğitim sisteminin yaz-boz tahtasına dönmesi. Yükseköğretim kurumları da dahil, ülkedeki eğitim ve öğretim politikalarının ekonomik ve toplumsal refah (AS: gönenç) düzeyini daha yukarılara çekmek yerine, giderek ideolojik amaçlar ya da hedeflere göre düzenlenir olmaya başlaması…

Eğer Türkiye‘nin toplam Ulusal Geliri yaklaşık 980 Milyar Dolardan 760 Milyar Dolara, kişi başına Ulusal Geliri de yine yaklaşık 10.000 Dolardan 7500 dolara gerilemişse, yani topyekun yılda 2500 dolar (20.000 TL), yoksullaşmıs isek (AS: yoksullaşTIRILMIŞ isek), gelir dağılımı bozulmuş, inşaat ve ithalat sektörü dışında, başta tarım sektörü olmak üzere, öbür tüm sektörler çok ümitvar görünmüyorsa; ekonomi ve ekonomi politikaları üzerinde iyice kafa yormak gerekir.
================
Sayın hocamız Prof. Çivi, bir de şiir eklemiş sağolsun…..

YUH BORUSU ÇALMAK GEREK.

Cehalet karanlığına,
Güneş gibi doğmak gerek.
Toplumun gidiş yolunu,
Aydınlığa boğmak gerek.
X x x
Döşeyip bilim taşını,
Çoğaltıp halkın aşını,
Mağrurların dik başını,
Akıl ile eğmek gerek.
X x x
Halkını küçük göreni,
Düşmanca gönül kıranı,
Birliğe balta vuranı,
Gönüllerden kovmak gerek.
X x x
Irkı, cinsi ayıranın,
Zorbaları kayıranın,
Çeteleri doyuranın,
Zekåsına gülmek gerek.
X x x
Din ayırıp can yakanı,
Hemcinsine hor bakanı,
Adalete kör bakanı,
Adalete vermek gerek .
X x x
Milletini sevmeyene,
Düşmanlığı kovmayana,
Haram aşa doymayana,
Yuh borusu çalmak gerek.
X x x
Gerçek diyerek yalanı,
Meşru gösterip talanı,
Devlet malını çalanı,
Defterlerden silmek gerek.
X x x
Vicdanları kuruyanın,
Gözünü kin bürüyenin,
Mal hırsıyla eriyenin,
Servetine bakmak gerek.
X x x
Temiz, duru akmayanı,
Hukuk, yasa takmayası,
Şer işlerden bıkmayanı,
Hapislere tıkmak gerek.
X x x
Halil Çivi işin özü,
Esirgeme hakça sözü,
Açılsın milletin gözü,
Gerçekleri bilmek gerek.
X x x

Prof. Dr. Halil Çivi.

20 Aralık / 2020/ Çiğli İZMİR.

 

Sağlık Bakanı’nın aşı açıklamaları: Doğru ne, yanlış ne?

ÇAĞHAN KIZIL 

Sağlık Bakanı’nın aşı açıklamaları:
Doğru ne, yanlış ne?

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Açıklamalarında genel bir bilgi eksikliği kendini belli ediyor. Bu söylemlerinden bazılarına aşağıdaki gibi yanıtlar verme mümkün.

Bakan: “Türkiye bu kadar zavallı mı? Sonuçlarını bilmediğimiz aşıyı 83 milyona yapacağımızı mı düşünüyorsunuz?”

Sonuçları bilinmeyen herhangi bir aşı zaten hiçbir kişiye yapılmamalı. Sadece klinik çalışmalar kapsamında bir aşılamaya gidilebilir, bu da bilimsel çalışma olarak adlandırılır ve etik ilkeler çerçevesinde, sonuçları bilimsel kamuoyuyla paylaşılır. Ancak Türkiye’nin Sinovac aşısından 50 milyon doz almış olması ve başka bir aşı şirketi ile anlaşma yapamamış olması, sonuçlardan bağımsız olarak bu aşının uygulanacağı korkusunu beraberinde getirdi. Bu korku yersiz değil çünkü etkisi olmayan hidroksiklorokin hala kullanılıyor.

  • Bakan Yardımcısı Birinci’nin yazarı olduğu bir makalede, etik izin olmadan, içeriği belli olmayan bir maddenin COVID hastaları üzerinde kullanıldığı biliniyor ve bilimsel kriterlere (AS: ölçütlere) bakılmaksızın uygulamaların yaşama geçirildiğini görüyoruz.

Bu nedenle sicili pek temiz olmayan pandemi yönetiminin daha inandırıcı ve güven verici söylemler geliştirmesi gerekiyor.

Bakan: “BioNTech faz 3 sonuçlarını tamamladı mı? Değil, ne yaptı? Erken sonuçları açıkladı”

BioNTech-Pfizer, Faz 3 çalışmasını tamamladı. Bu tamamlanan sonuçlar ışığında Birleşik Krallık’ta yaygın kullanım onayı aldı ve insanlar bugün itibarıyla (itibarıyla; gereksiz sözcük) aşılanmaya başladılar. Amerikan FDA’sı da bu aşının etkililiği raporunu açıkladı. Hafta içinde onay alması bekleniyor. Yani evet, faz 3 çalışmaları sonuçları biliniyor.

Bakan: “İnaktif aşılar en pahalı aşılardır. Bu aşılar geleneksel ve doğal aşılardır.”

İnaktif aşı üretiminde kimyasallar kullanılır, dolayısıyla doğal değildir. Bakan bu aşılamayı variolasyon ile karıştırmış görünüyor. Ayrıca en masraflı aşı ise neden diğer şirketlerle anlaşma yapılmadı? (AS: İnaktif olmayan aşı üretiminde de kimyasallar / adjuvan, koruyucu.. kullanılır.)

Bakan, inaktif virüs aşısı ile diğerlerini karşılaştırırken diğerleri daha ucuz ve sentetik diyor. Ancak mRNA aşılarının etkisinin %95 oranında olması oldukça başarılı ve inaktif aşılar bu orana ulaşamadılar. Yani daha etkili ve daha ucuz bir aşı varken pahalı olan tercih edilmiş gibi bir söylem yaratılıp, bunun bir tercih olduğu ortaya konuyor. Aksine, anlaşma yapılamaması ve diğer aşılardan alınamaması gibi bir durum var.

Bakan: “2021 Nisan’ından sonra benim aşım devreye girecek”
Herhangi bir faz çalışması sonucu henüz yayımlanmamış bir aşıdan bahsederken, salgın başından beri bakanlıkça verilen umutlu sözlerin neredeyse hiçbirinin gerçekleşmemiş olduğunu hatırlatmakta fayda var.
Bakan: “Yalnız AstraZeneca için değil, BioNTech için de söylüyorum. Bunlar mRNA aşısı, yani genetik yollarla elde edilen aşılar”
AstraZeneca aşısı mRNA aşısı değil, vektör aşısıdır. Genetik yollar kötü bir ima ile kullanılmış ancak birçok aşı rekombinant gen teknolojisi ve moleküler biyoloji metotları kullanılarak yapılır. Çin’deki aşı da dahil. Yani bu argüman bir anlam ifade etmiyor. Bakan ayrıca AstraZeneca ve BionTech aşılarının uzun vadeli etkilerini bilmediklerini söylüyor. Hiçbir aşının uzun vadeli etkileri bilinmiyor. Ama nötralize (AS: buraya “edici” sözcüğü eklenmeli) antikor üretimini sağlama kapasitelerine bakıldığında AstraZeneca ve BioNTech aşıları oldukça başarılı. Zayıflatılmış aşılarda nötralize eden antikor oranı daha düşük. Uzun vadeli koruma için bu tip antikorlar gerekiyor.
Faz 3 çalışması açıklanan ve bilim insanlarınca güvenliği kabul edilmiş her aşı kullanılabilir.
======================================
Dostlar,
Gen ve Moleküler Biyoloji uzmanı Sn. Doç. Dr. Çağhan KIZIL’a, bu başarılı yazısı için içtenlikle teşekkür ediyoruz…

Ne yazık ki, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı da olan, yaklaşık 30 yıllık hekim Sağlık Bakanı Dr. F. Koca‘nın konuşmalarında ciddi bilgi açıklarını ve yanlışlarını izliyoruz sıklıkla.Bakan Koca’nın, örneğin Filyasyon‘un bile ne olduğunu doğru dürüst bilmediğini / yanlış bildiğini daha önceki konuşmalarımızda biz de dile getirmiştik.

Çok talihsiz bir tablo.. Oysa Bilim Kurulu orada, bir yığın danışman  – uzman Bakanlıkta

Profesör Bakan yardımcıları var, Halk Sağlığı Genel Müdürü bir Halk Sağlığı Doçenti…
Öter yandan, Bakan Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci pratisyen hekim olduğundan, insanlarda ilaç çalışmalarına yasal olarak katılamaz! Bu suçtur ve hem yasal hem de yönetsel soruşturma yapılarak görevden alınması gerekir!
AKP iktidarının nepotizm hastalığı (yandaş tutsaklığı – kayırmacılığı) devlet yönetimini kemirmekte.
Ahbap – çavuş kapitalizmi (crony capitalism) de ekonomiyi oymakta. TCMB, 97 yıllık Cumhuriyet tarihimizde ilk kez negatif rezervli!

Sevgi, saygı ve KAYGI ile. 19 Aralık 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik