ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 06.12.2017

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 06.12.2017

Naci BEŞTEPE

VEKİL
AKP Ordu mv. Metin GÜNDOĞDU, protokol tribününe çocuklarını sokmaması için uyarıda bulunan görevliyi darp etti.
AKP’li vekildir, ne yapsa yeridir…

BOŞ
Diyanet sitesinde “boşadım, boş ol” ifadelerinin boşanma için yeterli olduğu yazıldı.
Diyanet böyle, kadın köle…

KADINLARIMIZ
CB Başdanışmanı Av. Özlem ZENGİN, Erdoğan’ın başbakanlığından başlayarak
kadınlarımız için hukuk alanında fevkalade iyileştirmeler yapıldığını söyledi.
Ne demezsin; erken yaşta evliliğe ceza azaltılması, müftü nikahı, türban özgürlüğü…
Say say bitmez…

TRT
Kılıçdaroğlu, ”kutuyu açıyorum” deyince TRT yayını kesti.
Açtırma kutuyu, gösterme kötüyü!…

ÖRGÜT
AB, FETÖ’yü terör örgütü olarak kabul etmediklerini ve etmeyeceklerini açıkladı.

Bekle kapısını, besle yılanı…

KAÇIRMAK
AKP’li Mustafa ŞENTOP, “Zarrab’ın gidişine seyirci kalmak ihanettir.”
Zarrab’la işbirliği yapıp rüşvet yemek vatana hizmettir!…

SAHTE
Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı belgelerle ilgili soruşturma açılması
TBMM’de AKP ve MHP ‘lilerce engellendi.
Reza’nın Bakanları da bu Meclis’te aklanmıştı. Hiç yanıltmazlar…

AVUKAT
Halk Bankası parasıyla tutulan avukatlar, genel müdür S. ASLAN’ın rüşvet aldığını itiraf etti.
ABD komplosuna yardım için tutulmuşlar!…

SAVCILIK
Ankara Cumhuriyet Başsavcısı CHP’den belgeleri istedi.
Belgeleri onaylatacak Noter zor bulundu.
Savcı ne yapar? Papatya falına başlayın…

BORÇLU
Kişi başına borç 18 bin TL’yi geçmiş.
Dayanın yiğitler kamçıya!…

ŞEREF
Ali Ağaoğlu, ”Zarrab’a şeref madalyası takmalıydık” demiş.
Şerefsiz/e?…

FEDAKAR
Çalışma Bakanı asgari ücretliden fedakarlık istedi.
Rüşvetten fedakarlık edilse nasıl olur?…

HAYIRSEVER
Bahçeli’nin “şarlatan” dediği Zarrab’ı savcılık da “casus” ilan etti.
Beyler dikkat, hayırsever iş adamıdır kendisi…

ATASÖZÜ
ABD’li yargıç Türk atasözü öğrenmiş.
Gıda ihracatı (sıfır ihraç olduğunu itiraf etti) ödüllü Zarrab’a Türk diline hizmetten de
ödül verilebilir…

MAŞALLAH
RTE, ”Son bir hafta içinde bin teröristi etkisiz hale getirdik”
Dünya genelinde mi?…

DALGA
Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Casusluk, 28 Şubat, FETÖ derken Zarrab tutuklama dalgaları başladı.
Dalgalan Türkiyem dalgalan…

YAHU
Yolsuzluk şüphesi ile polis Netenyahu’nun evini bastı. Onbinlerce İsrailli başbakanı protesto etti.
İsrail’in milli sorunları yok galiba…

Türk vatandaşı Naci BEŞTEPE

TBB Başkanı Metin Feyzioğlu’ndan çok sert referandum açıklaması

Metin Feyzioğlu’ndan
çok sert referandum açıklaması

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Metin Feyzioğlu, İzmir Barosu’nun düzenlediği toplantıda TBMM’de kabul edilen yeni anayasa değişikliğine ilişkin yaptığı konuşmasında, “Millet demokrasiye ve vatanına sahip çıkmanın erdemini, herkese gösterecektir. O günden sonra kimse Türk milletine tepeden bakmaya cesaret edemeyecektir. Türk milletinin elinden demokrasiyi almayı aklından geçirmeye cesaret dahi edemeyecektir.
Onun için bu referanduma umutla yaklaşalım.” dedi.

TBMM’de dün (AS: 20.01.17) kabul edilerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayına sunulan anayasa değişikliği, İzmir Barosu’nun, ‘Anayasa değişikliğini tartışıyoruz’ toplantısında konuşuldu. Toplantının açılış konuşmalarını İzmir Barosu Başkanı Avukat Aydın Özcan ve Türkiye Barolar Birliği Başkanı Avukat Metin Feyzioğlu yaptı. Hukukçu, siyasetçi Kemal Anadol, Özyeğin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Korkut Kanadoğlu, Girne Amerikan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Meltem Dikmen ve hukukçu, siyasetçi Prof.Dr. Süheyl Batum da yapılan değişiklikleri ve getireceği sonuçları anlattı.

“KİMSEYİ GERMEK İSTEMİYORUZ”

Anayasa değişikliklerinin anlatıldığı toplantıda ilk konuşmayı İzmir Barosu Başkanı Avukat Aydın Özcan yaptı. Değişikliklere karşı olduklarını söyleyen Aydın Özcan, şöyle dedi:

– “TBMM’de 550 milletvekilinin kuvvetler ayrılığından ayrılmamasını, TBMM’nin asli görevini yerine getirmesini hep ifade ettik. Milletvekillerine içtikleri anda sahip çıkmalarını istedik. Kimseyi germek değil, doğruları siyasilere göstermek istedik. Bunları hiç çekinmeden yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz. Bazı arkadaşlar, ‘Meclis konuşmaları bitti, her şey bitti’ anlayışında. Ben onlara katılmıyorum.”
“PARÇALANMA AÇIK TEHDİT HALİNE GELİR”

Aydın Özcan’dan sonra Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu konuştu. Millete inandığını söyleyen Metin Feyzioğlu,

“Türk milleti, bu projeyi izin vermeyecektir. Vekillerin sahip çıkmadığı yüce Meclise asil Türk milleti sahip çıkacaktır. Davasına inanan kazanır. Biz hem davamıza inanıyoruz,
hem asil Türk milletine inanıyoruz”
diye konuştu.

Değişiklikler için “Niçin bölünme anayasasıdır?” sorusunu yönelten Metin Feyzioğlu, şöyle konuştu:

– “Cumhurbaşkanı Türk milletinin tamamını temsil eder. Cumhurbaşkanı sadece parti genel başkanı olursa, yalnızca partisinin il ve ilçe teşkilatlarını temsil eder bir makama indirilir. Cumhurbaşkanı milletin tamamını temsil edemez konuma indirilirse, millet parçalanır.
Millet parçalanırsa vatan topraklarının parçalanma olasılığı açık ve yakın bir tehdide döner. Türk milleti bu parçalanmaya, bölünmeye asla izin vermeyecektir. Milletimize inancımız tamdır. Milletine inanan, davasını her zaman kazanmıştı. Mustafa Kemal Duatepe’den bakıp milletine inancını korumaya devam etmeseydi bugün iş işten geçmişti.”

“MİLLET, VATINANA SAHİP ÇIKMAYI HERKESE GÖSTERECEKTİR”

Referandum için millete inandığını vurgulayan Metin Feyzioğlu, şöyle dedi:

– “Millet demokrasiye ve vatanına sahip çıkmanın erdemini, herkese gösterecektir. O günden sonra kimse Türk milletine tepeden bakmaya cesaret edemeyecektir. Türk milletinin elinden demokrasiyi almayı aklından geçirmeye cesaret dahi edemeyecektir. Onun için bu referanduma umutla yaklaşalım” dedi.

Anayasa değişikliklerinin istikrarsızlık getireceğini de savunan Metin Feyzioğlu,

– “Bu yapılanlar, kalıcı istikrasızlık projesidir. Nedeni basit. Halkı bölünmüş devlette istikrar olur mu? Bir partinin ilçe başkanlarının yönettiği devlette istikrar olur mu? Yatırımların hukuki güvencesinin olmadığı, insanların gelecekleri, özgürlükleri, mal varlıkları parti ilçe başkanlarının iki dudağı arasına terk ettiği ülkede istikrar olur mu? Millet bu değişikliğin istikrar değil, kalıcı istikrarsızlık getirdiğini, projenin bu olduğunu çok iyi bilmektedir. Bunun için millet asla izin vermeyecektir. TBMM, Türk milletinin kendisini bulduğu, temsil edildiği
en yüce makamdır. Milletin Mecliste temsil edilmediği, o Meclisin ülkenin kaderine hakim olmadığını bir ülkede istikrar olur mu dostlarım? Bu anayasa değişikliği projesi hem bölünmenin hem de kalıcı istikrarsızlığın projesidir. Bu değişiklikler, milletin kararıyla
tarihin çöp sepetine atılacaktır. Ondan sonra yolumuz çağdaş uygarlığın yoludur.”

“MESELE TÜRKİYE CUMHURİYETİ MESELESİDİR”

Değişiklikler sonrasında partinin il ve ilçe başkanlarının etkisinin artacağını ifade eden Metin Feyzioğlu şöyle devam etti:

– “Türkiye Cumhuriyeti, varımız, yoğumuz, namusumuz; il ve ilçe başkanlarının altında ezilir. Mesele kişi meselesi değildir. Mesele bugün aday olabilecek şu kişinin ya da bu kişinin,
bu yetkilerle bir devlet başkanı olması hiç değildir. Mesele Türkiye Cumhuriyeti meselesidir. Türkiye Cumhuriyeti meselesine, 79 milyon yurttaşımız sahip çıkacaktır. Bizim geleneğimizde, göreneğimizde, ecdadımızda vatanımızı parçalatmak yoktur. Devletin tapusunu bir kişiye vermeyi asla kabul etmeyecektir. Hiçbiri zaman etmemiştir. Devletin tapusu millete aittir.
Bu millet, bu tapuyu şehit kanıyla en ağır bedelleri ödeyerek almıştır. Şehit kanıyla alınan tapu, öyle Mecliste birkaç kişi elini kaldırdı diye hiç kimseye, aileye teslim edilemez. Tapu bizimdir, Türk milletinindir. Türk milleti sizsiniz, biziz, 79 milyon hep birlikte Türk milletidir.”

15 Temmuz darbe girişimi süreci üzerinden değerlendirme yapan Metin Feyvioğlu,

– “Cumhurbaşkanı 15 Temmuz’da, bir partinin başkanı olsaydı, kendisine il ve ilçelerin başkanlarından başka sahip çıkan olur muydu? Milleti bölecek hiçbir değişikliğe bu sebeple de izin vermeyiz. 79 milyon Mustafa Kemal Atatürk’ün evlatlarıyız. 79 milyon hep birlikte Türk milletiyiz. Önümüzdeki mesele torunlarımızın, torunlarımızın çocukları meseledir. Konu bir siyasi partinin ya da partilerin meselesi değildir, konu sadece Türk milletinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar kalması konusudur. Herkesin vücudu bir gün toprak olacaktır ama Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve Atatürk ilkelerine bağlı olarak ilelebet payidar kalacaktır. Yüz bin avukatın temsilcisi olarak size söz veriyorum;
Türk milleti bu değişikliklere izin vermeyecektir. Gelecek umuttur, aydınlıktır,
gelecek bizimdir
” dedi.

Toplantıya katılan konuşmacılar da yeni anayasa değişikliklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tarihten örnekler verilerek yapılmak istenen değişiklikler eleştirildi. (DHA, 21.1.17)
=============================
Dostlar,

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Sayın Prof. Metin Feyzioğlu’nun söylemlerini bütünüyle paylaşıyoruz. Halkımız, kim olursa olsun, geçmişte olduğu gibi Kurtuluş Savaşı koşullarında bile ATATÜRK dahil vermediği egemenliğini TEK BİR KİŞİYE asla teslim etmeyecektir. Ülkenin Meclisi, TBMM rejimin Kâbesidir ve her şey orada enine boyuna tartışılmalı, konuşulmalı, ortak akılla uzlaşarak kararlar verilmelidir. Gerektiğinde çok hızlı kararlar da TBMM’de alınabilir, TBMM İçtüzüğü buna elvermektedir.

Şimdi yapılacak en akıllı şey:

* Olumsuz kara – gri propagandalara kapılmadan, bu Anayasa değişikliğinin ülkemizi diktatörlüğe – bölünmeye – federasyona.. sürükleyeceği sabırla anlatılarak halkımızın bilgilendirilmesi ve halk oylamasına mutlaka katılarak HAYIR oyu kullanmasını sağlamaktır..
* AKP’nin kazandığı bütün seçimlerde, RTE’nin CB seçilmesinde, 12 Eylül 2010 anayasa değişikliği halkoylamasında başlıca belirleyici, seçimlere katılma oranının düşüklüğüdür.
AKP – RTE yanlılarının neredeyse tamamı sandığa taşınmış, oy kullandırılmıştır..
Anımsayalım; FETÖ, ölüler bile oy kullanacak! talimatı vermişti ABD’den!
%90’ın altına inmeyen bir katılımla halkoylamasından EVET çıkması olanaksız gibidir.
Ne yazık ki oy kullanmada tembellik edenler AKP seçmeni değil..
Hele halkoylamasına katılım %95’i aşarsa, HAYIR oyları hemen hemen kesinlikle çoğunluğu alacaktır..

Ulusumuza güveniyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
24 Ocak 2017, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

CHP PARTİ MECLİSİ BİLDİRİSİ

chp_logo

CHP PARTİ MECLİSİ BİLDİRİSİ

AKP ve Erdoğan’ın suç duyurusunda bulunduğu CHP Parti Meclisi bildirisi

CHP PM, HDP eş genel başkanları ve milletvekillerinin tutuklanması üzerine bir bildiri yayımlamıştı

Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi, 6 Kasım 2016 tarihinde olağanüstü gündemli olarak toplanmış ve ülkemizde son dönemde yaşanan gelişmeleri üzüntü ve kaygıyla izleyen tüm yurttaşlarımıza aşağıdaki çağrıyı yapma kararı almıştır:

Türkiye iyi yönetilmemektedir. Ülkemizi 14 yıldır yöneten AKP iktidarı, devlet yönetiminin her kademesine yerleştirdiği FETÖ elemanlarıyla Türkiye’yi bilinçli ve planlı bir şekilde darbe ortamına sürüklemiştir. Halkımız, Gazi Meclis’imiz ve darbeye karşı duran medyanın aldığı ortak tavır sonucunda darbe girişimi başarısız kılınmıştır. Parlamenter rejimimiz Türkiye’nin demokrasi güçleri tarafından başarıyla korunmuştur. Ancak AKP iktidarı 15 Temmuz’da yaşananlardan hiçbir ders almamıştır. Toplumsal uzlaşıyı dışlamış, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkeleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerine dönük saldırılarını arttırarak sürdürmüştür. Yargı siyasetin güdümü altına alınmıştır. Gelinen noktada Türkiye, FETÖ ile mücadele bahanesiyle ortaya konan karanlık ve otoriter Saray darbesini yaşamaktadır. Mevcut siyasi durum halkımızın özgürlüğüne ve ülkemizin bekasına yönelik büyük bir tehdit oluşturmaktadır.

Bu kapsamda,

1- FETÖ üyesi olmak suçlamasıyla yargılanan bir savcı tarafından başlatılan Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik hukuksuz ve akıl dışı dava bir an önce sona ermelidir. Bu dava, hükümetin yönlendirmesi ve desteğiyle açılan siyasi bir davadır. Siyasi iktidar yalnızca gazetecilik faaliyetleri nedeniyle Cumhuriyet’le yaşıt ve basınımızın simgesi olan Cumhuriyet Gazetesi’nden adeta öç almaktadır. Basına yönelik her türlü baskıya son verilmelidir. Düşünce, ifade ve haber alma özgürlüğünün kullanılmasını engelleyen tüm baskılar ortadan kaldırılmalıdır. Tutuklu gazetecilerin tamamı serbest bırakılmalıdır.

2- Darbe girişiminde yer alan, destek veren askeri, siyasi ve bürokratik tüm unsurlar en kısa sürede ortaya çıkartılmalı ve hukuk çerçevesinde yargılanmalıdır. Öte yandan, OHAL kapsamında tutuklanan, görevden uzaklaştırılan ve ihraç edilen tüm yurttaşlarımıza adil yargılanma hakkı tanınmalıdır. İnsan haklarına aykırı muamelede bulunan ve buna meşruiyet katan tüm sorumlular yargı önünde hesap vermelidir.

3- AKP, TBMM zemininde ve seçimle gelen temsilciler ile yürütülmesi gereken çözüm sürecini, TBMM’yi hiçe sayarak doğrudan PKK ile pazarlığa girerek yürütmüştür. Ülkemizin karşı karşıya getirildiği terör ve şiddet ortamı, parlamentoyu yok sayan bu yöntemin ne kadar yanlış olduğunu kanıtlamıştır. Aynı hatayı tekrarlayan AKP, bugün de Meclis’teki milletvekillerini tutuklatarak teröre hizmet etmektedir. Hukuki süreçler tamamlanıp hüküm kesinleşmeden milletvekillerinin tutuklanması anayasaya ve Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarına aykırıdır. Bu hukuk dışı uygulamaya son verilmelidir.

4- Otoriter rejim; yurttaşların ifade, toplantı, örgütlenme ve girişim özgürlüklerini kısıtlamakta, tüm toplum kesimlerini yoğun bir baskı altına almaktadır. Okullara, üniversitelere, emekçilere, kadınlara, sivil toplum kuruluşlarına, iş dünyasına ve yurttaşlarımızın can güvenliğine yönelik tehditler, saldırılar, baskılar derhal son bulmalıdır.

FETÖ, PKK ve IŞİD terör örgütlerine yardım ve yataklık eden Saray ve AKP yöneticileri, demokrasimize ve ülkemizin bekasına yönelik en büyük tehdittir. Bu tehdit yurttaşlarımıza demokratik direnme hakkını da vermektedir. Demokrasimize, birliğimize, huzur ve barış ortamına karşı yapılan bu tehdidi önlemek için yapılması gerekenler bellidir. Vatanını seven, demokrasiye inanan, temel ve hak ve özgürlükleri savunan her yurttaşımız Cumhuriyetimize yönelen bu büyük tehdidi bertaraf etmek için bir araya gelmelidir. CHP bu yaşamsal özgürlük, demokrasi, birlik ve bağımsızlık hareketinin öncülüğünü yapmaya hazırdır. Hiçbir yurttaşımızın kuşkusu olmasın ki CHP bu mücadelenin bütün gereklerini yerine getirecektir.

Diktatörlük kurma çabaları, çok geçmeden özgürlük, hukuk ve demokrasi sevdalısı halkımızın iradesi tarafından yenilgiye uğratılacaktır. Türkiye’yi uçuruma sürükleyenler mutlaka yargıya hesap verecektir.

Ne darbe, ne dikta, yaşasın tam demokrasi…

Güven ve umut, karanlık ve korkuyu yenecektir.

Türkiye Cumhuriyeti, daima ileriye gidecektir.

Türkiye’yi böldürmeyeceğiz, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşatacağız.

Vatansever halkımıza saygıyla duyurulur…

15 Temmuz Liberalist Darbedir; Sosyal Devletimiz Yıkıldı!

15 Temmuz Liberalist Darbedir;
Sosyal Devletimiz Yıkıldı!

?????????????

Mahiye MORGÜL

Bombalar Sosyal Devletimizin başına atıldı. Darbe değil yıkım. Yıkım devam ediyor.
Binlerce memur açığa alınıyor, peşin hükümle “devlet memuru olamaz, kamu görevi yapamaz” diye alnına damga vuruluyor.
28 binden çok öğretmenin işine son verildi, 10 bin öğretmen FETÖ/PDY diyerek, 10 bin öğretmen PKK sempatizanı diyerek, 10 bin Türk Eğitim-Sen üyesi öğretmen geziye katılmaktan, vb. Herkese göre bir etiket var.
Geliyor daha. Her Bakanlıkta komisyonlar kurulmuş açığa alınacak memurları belirleyecekler. Devlet memurluğu bitiriliyor, işin özeti bu.
Toplu açığa alınanlar için haber kanallarına düşen bilgiye dikkat ediniz; “Devlet memuru olamaz, kamu görevi yapması sakıncalıdır.” Peşin hüküm veriliyor.
Bir düşünün şimdi. Devlet memurluğundan atılan öğretmen kamu görevi yapamaz ama özel okulda veya sınav şirketlerinde veya sözleşmeli çalışacağı özel eğitim şirketlerinde çalışabilir… Arkasında bu imaj var. Bunu bizim kuşak 1980’lerde yaşadık.
Bütün bu açığa alınan memurlar tavşan gibi sürek avına tabi tutuluyor, devlet memurluğundan özel şirkette çalışmaya itiliyorlar. Eğitim piyasası genişletiliyor, sınav şirketleri piyasası açılıyor, eleman lazım!!!
Sosyal devletin tasfiyesi darbesiz olamazdı.
Devletimizin kamucu vasfı kalkıyor, bunu kimseye gönüllü kabul ettiremezsiniz. Onun için bu darbeleri yaşadık.
Kamucu Sosyal(ist) devletimiz liberal(ist) devlet haline getiriliyor. Tansu Çiller’in imza verdiği MAI Anlaşmasının gereği yapılıyor (AS : MAI Anlaşması 13.08.1999 tarihlidir ve Ecevit + Yılmaz + Bahçeli’nin kurduğu 57. koalisyon hükümetince imzalanmıştır.). Böylece Milli devletimiz kaldırılıyor, sömürge devlet oluyoruz, küresel liberal ekonomiye bağlı regüle edilen devlete geçiriliyoruz. Krizdeki şirketler bizim kanımızı emerek şimdi bir soluk alacaktır.
Sayın Erdoğan’ın “devleti şirket gibi yöneteceğim” dediği de bu. Tansu Çiller’in özel görevlisi olduğu “şirket devlet” sistemine geçiriliyoruz. İşte bu darbe tam da bunun darbesidir. Türk Devleti sistem değişikliğine gidiyor, bir tek yeni anayasası eksik.
Sayın İ. Kahraman’ın dilinden düşürmediği “Yeni anayasa” işte bu yeni liberal ekonomiye geçirildiğimizi tescil eden anayasa olacaktır. 2003 yılında ABD Ankara büyükelçisinin önümüze koyduğu devlet tanımı da oydu.
Robert Pearson, “Biz Türkiye Cumhuriyeti devletinin laik, demokratik ve liberal ekonomiye bağlı bir hukuk devleti olmasından memnunluk duyarız.” demişti.
15 Temmuz liberalist darbesinden beri her Bakanlıkta ABD görevlileri heyetleriyle iş başında olmalı. Geniş çapta memuriyetten uzaklaştırmalar geliyor. Asıl hedef sosyal devletin tasfiyesidir ve bu yapılıyor. Başındaki görevlileri kestirmek zor değil, Bank Asya’nın kurucu CEO’su, FETO ile 4 kez görüşen Çiller ailesi aklınıza gelmiştir. Azerbaycan darbesinde bile adı geçtiği halde onlara hiç dokunulmamıştır, ABD vatandaşı bu ailenin dokunulmazlığı vardır.
Çiller ailesini anlıyorum da, yeni anayasa için çırpınan İ. Kahraman’ın neden bu kadar kendini bu işe verdiğini anlamakta zorlanıyorum. Anti-komünist gençlik hareketinden gelip liberalist darbenin mağduru rolünde kamucu devleti tasfiye etmek O’nun neyine?
Diyor ki; “Siyasi tarihimizde mümtaz yerini bulacak yeni bir Anayasa yapacağız.” (AS: Meclisimiz yeni anayasa yaparak tarihte mümtaz yerini alacak.. dedi)
Vardır bir sebebi. Yoksa o da Tansu Çiller gibi sosyal devlet kurumlarını sosyalist kale mi zannediyor? Gençler anımsamaz, başbakanlığında Tansu hatun Sümerbank’ı kapatırken “Son sosyalist kaleyi (AS: Devleti) de  yıktık” demişti.
….
Son kalan devlet memurluklarını da sözleşmeli vesaire özele kaçırtınca liberalist darbe tamamlanmış olacak. Ne kadar aile perişan olacak, bunca işsizimiz varken kat be kat artacak, alınlarına vurulan damgalarla bu insanlar kendi özel işlerini kurmaktan başka yol bulamayacaklar, onlara KOBİ desteği kararnameleri duyacaksınız, KOBİ’lerin hali ortada.
Sosyal Devlet tasfiye oluyor. Liberal ekonomiye bağlılık anayasası olan bir devlette kamucu bir Bakanlık olmaz. Örneğin Kültür Bakanlığı olmaz, örneğin Eğitim Bakanlığı olur ama önünde “Milli” olmaz, örneğin Savunma Bakanlığı olur ama önünde “Milli” olmaz. Ya da, kamu bankacılığı olmaz, kamu işletmeleri olmaz, merkezi sistem sınav olmaz, vb.
Liberal Anayasası olan bir devlette kamu yararına yalnızca bireyler bir şey yapmak isteyebilir, onlar da vakıf veya dernek kurabilir, o kadar. Devletin halkı, halkın sağlığını ve özellikle çocukları koruma görevi ortadan kalkar.

Sorayım  ; Hani her mahallede “Anne ve Çocuk Sağlığı” merkezlerimiz vardı eskiden, gebeelikte düzenli bakımlarımızı orada yaptırırdık, çocuk aşılarını orada yaptırırdık, ne oldular? Bakın şimdi, koskoca Gazi Eğitim Fakültesi’nin yerinde belediyenin “BELMEK Anne Üniversitesi” (Gebelikte bakım kursları) tabelası asıldı.
Hepimiz kandırılıyoruz. Devlet memuru bırakmayacaklar, her birinin alnına bir yafta asıp sokağa atacaklar. Sözgelimi PKK yaftalı öğretmen sadece doğulu belediyelerde veya aynı görüşten eğitim şirketlerinde sözleşmeli iş bulabilecek, öbür FETÖ yaftalı öğretmen yalnızca belli kolejlerde ve o görüşte belediyelerde iş bulabilecek. Sözgelimi Atatürkçü öğretmen de aynı biçimde kendi görüşünde kolejde veya belediye kurslarında iş bulacak.
Bu böyle nereye varacak derseniz; aileleri bile görüşlerine göre parçalar! Toplumda etnik ve dinsel ayrıştırmaya, ulusal birliğimizi un ufak etmeye varacak bir sonuca gider.

“Her çocuk ayrı bireydir” felsefesini boşuna icad etmedi darbeci Çiller’in liberalist ağababaları. Ev ev bu konferansları veriyorlar türbanlı sohbet ablalarıyla. 1980 liberalist darbesiyle görevden atılan öğretmenlerle sınava endeksli kurslar piyasası kuruldu, özel okullar ortalığa saçıldı, sözleşmeli öğretmenlik böyle başladı. Şimdi ise, 2016 liberalist darbesiyle, genişletilen özel eğitim alanına öğretmenler sürüler halinde kaçırtılıyor. Ben şahsen 1985’te istifaya zorlandım ve bir özel anaokulunda iş bulabildim, on yıl sonra 1995’de çok çetin koşullarda Devlet okuluna dönebildim, ki, o zaman “kamuda çalışamaz” ibaresi yoktu, şimdi ise daha mahkemeye bile çıkartılmadan alınlarına böyle bir damga basılıyor.
Öğrenciliğinde bir tas sıcak çorba için türban takan yoksul kızımız, tayin olmak için AKP’ye gidip üye olanlar, şimdi ne olacak? Yıllarca iş bulamayacaklar.
Gençlerimiz çok vahşi liberal tuzaklara düşürüldü. Asıl şimdi devlete küstürüldüler.
Liberalize edilmiş Türk devletinin felsefesini halka nasıl anlatacaklar, anayasa referandumuna evet oyu vermeleri için bu kandırmaya da ihtiyaçları var. Onu öğretmeye sıra geldi, “kuantum sohbeti” maskesiyle ev ev dolaşıyorlar.
Bakınız, evlerde komünist propaganda yapamazsınız, sosyal devletimizin neden ve nasıl yıkıldığını hiç konuşamazsınız, ama liberalist propagandanın hiçbir mahzuru yoktur, yeni abileriniz ablalarınız var, gelip kapınızı çalacaklar.

Ey halkım! Sosyal Türk Devletiniz liberalist darbeyle yıkıldı. Şimdi liberalist yeni anayasanız geliyor. Sayın Meclis Başkanınız İ. Kahraman sizden “evet” oyu isteyecek. Kandırılmaya hazır olun. Devletin tanımından “sosyal” kelimesi çıkartılacak, yerine “T.C. devleti liberal ekonomiye bağlı bir hukuk devletidir” tanımı gelecek, devlet memurluğu diye güvenceli bir iş olanağınız kalmayacak.
Sayın Kahraman 2. kez Anayasayı ortadan kaldırma suçu işliyor. Çünkü 15 Temmuz liberalist darbeye yaslanarak Meclis kararı gerektiren konularda KHK’ler çıkartılıyor.
İlk icraatı Sosyal Devleti ortadan kaldırmak olan bir liberalist darbe o gece gerçekleşseydi o yönetim başka nasıl olurdu?

Yoksa o darbe bir asimetrik savaş, bir kanlı algı operasyonu muydu?

===================================

Dostlar,

Teşekkürler değerli öğretmenimiz Sn. Mahiye Morgül’e
(Ufak tefek maddi yanlışları metin içinde düzelttik..)

Yazının sonundaki soru çooook önemlidir :

  • Yoksa o darbe bir asimetrik savaş, bir kanlı algı operasyonu muydu?

Biz de ilk günlerden başlayarak benzer kaygıyı yazdık web sitemizde..

15 Temmuz Darbe girişiminin iktidar tarafından haber alın(a)maması neredeyse olanaksız..

Önlem alındı ve birkaç saatliğine “action” izni verildi sonrasında muazzam “re-action” için.

Bu risk göze alınmasaydı, bu siyasal kumar oynanmasaydı AKP birkaç OHAL Kararnamesi ile dev adımlarla eriştiği 2023 mevzilerine-hedeflerine kaç onyılda ulaşabilirdi ya da hiç ulaşamaz mıydı?? Bu sorunun yanıtı,

15 Temmuz darbe girişiminin / senaryosunun karanlık yüzünü aydınlatmada kritik işlevdedir..

Lütfen okur ve okutur musunuz??

AKP – RTE, OHAL, 15 Temmuz Darbe Girişimi ve 2023 Hedefleri 
www.ahmetsaltik.net manşetinde yayımlandı 21.07.2016

Anlı Şanlı 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi 
http://ahmetsaltik.net/2016/07/23/anli-sanli-15-temmuz-2016-darbe-girisimi/ 23.07.20163

OHAL Kararnamesi ile Hukuk Devletinin Kalıntıları da Süpürüldü .. Ya Bundan Sonra ??http://ahmetsaltik.net/2016/07/31/4-ohal-kararnamesi-ile-hukuk-devletinin-kalintilari-da-supuruldu-ya-bundan-sonra/ 31.07.2016

OHALKararnamelerinin Anayasa Yargısına Taşınması 
www.ahmetsaltik.net manşetinde yayımlandı 03.08.2016

OHAL Kararnameleri ile Fiili Sivil Darbe
http://ahmetsaltik.net/2016/09/04/672-673-ve-674-sayili-yeni-khkler-ne-getiriyor/ 04.09.2016

Sevgi, saygı ve derin kaygı ile.
28 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

İktidarın bazı dış politika hatalarını kabul etmesinin düşündürdükleri

İktidarın bazı dış politika hatalarını kabul etmesinin düşündürdükleri

 Portresi_ATA_ile

 

Onur Öymen

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

   Son günlerde, Cumhurbaşkanının, Başbakanın ve Hükümet sözcüsünün bazı demeçleri evvelce yapılan hatalardan geri dönülebileceğinin işaretlerini veriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, FETÖ‘nün gerçek yüzünü çok önceden ortaya dökememiş olmanın üzüntüsünü yaşadığını belirterek, Allah’tan ve milletten af diledi.
Erdoğan, Devlet Başkanı Putin’e bir mektup göndererek düşürülen Rus uçağı nedeniyle öldürülen pilotun ailesine üzüntüğlerini bildirdi ve “kusura bakmasınlar” dedi.
Başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş, Türkiye’nin bugün başına gelen ‘birçok şeyin’ ‘Suriye politikasının bir sonucu’ olduğunu belirterek “… biz de geçerli bir politika ortaya koyamadık..” diyerek özeleştiride bulundu.
Başbakan Binali Yıldırım ilk kez Suriye’de geçiş sürecinde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat’la görüşülebileceğini söyledi. Yıldırım, istesek de istemesek de şu anda aktörlerden biri Esed’dir” diye konuştu.
Bu ifadeler, iktidarın geçmiştge yapılan kimi hataları kabul etme ve bunları düzletme noktasına geldiğini göstreriyor. Bu olumlu bir işarettir. Ama yeterli değildir. AKP’nin işibaşına geldiği tarihten sonra izlenen dış politikada ne gibi hatalar yapıldığının ve bu hataların Türkiye’ye nelere mal olduğunun da açık yüreklilikle ve cesaretle irdelenmesi gerekiyor. Akla gelen bazı örnekler şunlar:
AB ile üyelik sürecinin başlangıç aşamasında Kıbrıs sorunu ile AB üyeliğimiz arasında bir bağ kurulmasını kabul etmek hataydı. Bu doğrultuda 2005 yılının Temmuz ayında gerekli rezervleri koymadan imzalanan anlaşmayla ciddi sıkıntıya yol açabilecek ve kabul edemeyeceğimiz taahhütler altına girdik. Böylece AB Konseyi’nin 8 müzakere başlığına ambargo konulmasının yolu açılmış oldu. Yapılan bu hata nedeniyle 11 yıldır o anlaşmayı Mecliste onaylayamıyoruz.
Kıbrıs’ta yıllardan beri izlediğimiz politikalardan uzaklaşarak Kofi Annan Planına destek vermemiz bence hata oldu. Rumların planı reddetmesiyle sağladığımız büyük avantajı da yeterince değerlendiremedik.
Kuzey Irak’ta askerlerimizin  başına çuval geçirilmesine tepkisiz kalmamız yanlıştı.
  Ermenistan’la, yabancıların telkiniyle imzalanan protokoller hataydı. O protokollerde esas olarak Ermenistan istemleri yer alıyor ama Türkiye’nin beklentilerine yer verilmiyordu. Türkiye’de muhalefetin ve kamuoyunun, Azerbaycan’da da bizzat Devlet Başkanı Aliyev’in haklı tepkileri nedeniyle bu protokoller yıllardan beri Meclis’te onaylanamıyor.
Oslo görüşmeleri, Habur açılımı, İmralı’yla görüşmeler yanlıştı. Bu politikalar terörü sonlandırıcı çözümler getirmedi, büsbütün azdırdı.
Bağdat Hükümetine ve Barzani’ye yönelik olarak PKK’nın Irak topraklarını terketmesini sağlayacak baskılı politikalar izleyemememiz yanlıştı. Kuzey Irak’a sonuç alıcı bir kara harekatı yapamamamız ve 1988 yılındaki harekatı kısa kesip geri dönmemiz bence hataydı.
Ege’de kıyılarımıza yakın bölgede, hiçbir antlaşmayla Yunanistan’a verilmemiş adacıklara Yunanistan’ın fiili durum yaratarak el koymasına seyirci kalmamız hataydı.
Müslüman Kardeşlere açıkça sahip çıkmamız yanlıştı. Mısır’daki yeni yönetime Türkiye kadar karşı çıkan başka ülke olmadı. İlişkilerimiz, onarımı zor olacak ölçüde bozuldu.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün…
 Şimdi Suriye ve Rusya örneklerinde gördüğümüz gibi bütün bu vb. konulardaki hataların gözden geçirip doğru politikalara dönülmesi Türkiye’ye çok şey kazandırabilir. Ancak bence yapılacak ilk iş, bizi yurt içinde ve yurt dışında  bu hatalara kimlerin hangi beklentilerle sürüklediklerini saptayıp bir daha benzeri durumlara düşmekten kaçınacak önlemler almak olmalıdır. Bence İktidar partisinin evvelce bütün bu konularda muhalefetin Mecliste yaptığı eleştiri ve uyarıları bir kere daha okuyup değerlendirmesi yararlı olur.
Aynı şekilde, bugünkü politikalarımızı oluştururken de ileride pişman olacağımız adımlar atmaktan sakınmalıyız. Eğer ders alınsaydı tarih hiç tekerrür eder miydi sözünü unutmamalıyız.

   Saygılar, sevgiler. 21.08.2016

=============================================

Dostlar,

Çok deneyimli ve yetkin diplomat Sayın Dr. Onur Öymen‘in dış politika tarihimize not düşercesine ve son derece zarif bir dille, iletişim becerilerini sergileyerek hiç “sen dili” kulanmaksızın, kaleme aldığı bu değerli makaleyi eminiz pek çok Dışişleri yetkilisi okuyacaklardır. Okumakla kalmayıp, siyasal iktidarı etkileyecek biçimde kullanmaları ve sonuç alınması sağlanmalıdır.

RT Erdoğan’ın, Başbakanlık yıllarında, Türk Dışişleri Bakanlığının çok değerli uzman diplomat insangcücü birikimini küçümseyerek “monşerler” diye aşağılaması ve dışlamasını unutamıyor ve bağışlayamıyoruz. Erdoğan’ın bu stratejik hatası ükemize çok pahalıya malolmuştur, geleceğe de yansıması kaçınılmazdır.  Görülen o ki; Erdoğan’ın Türkiye’yi yönetegeldiği 14 yıl ciddi ve ağır yanlışlarla dolu.. Bu ağır fatura ve sorumluluk salt Rabbinden ve Milletten af dileyerek asla geçiştirilemez.

  • AKP – RTE, bu çok ağır ve doğrudan hatalarının siyasal ve hukusal faturasını da mutlaka ödemelidir, Türkiye Cumhuriyeti hukuksal hesabını sormalı ve bedeli ödetilmelidir.

Sevgi ve saygı ile.
21 Ağustos 2016, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com