15 Temmuz Destanı (!)

15 Temmuz Destanı (!)

Bak kardeşim;

Yıllardır devletin, kamunun ve askeriyenin her kademesinde kök salmış, uğrunda göz yaşları dökülerek vatana davet edilen, yıllarca Hoca Efendi diye çağırdığınız bir yaratık tarafından kandırılmak DESTAN değildir!

Siz kendinizi ve paydaşlarınızı uyutmaya devam edin. Ancak daha ne olduğunu, neden orada olduklarını bile bilmeyen 21-22 yaşındaki çocukları linç etmek DESTAN değildir!

Kendi halkına zarar vermemek için mermi sıkmayan, tankının topunu ateşlemeyen çocukları katletmek DESTAN değildir.

F16 ile darbe yapacaklar ama koskoca sarayı vurmayıp duvarını yıkacaklar öyle mi? Meclisi un ufak edemeyecek ama bir bölümünü yıkacaklar öyle mi? Cuma akşamı iş çıkış saatinde, hem de köprünün tek tarafını tutup diğeri tarafına el sallayan askerlerle darbe yapacaklar öyle mi? Cumhurbaşkanı’nın çoktaaaan terk ettiği otele baskın yapıp “aaa burada yokmuuşş” diyen bordo bereliler var, öyle mi? Bunca salağın yapmaya kalkıştığı darbeyi önlemek DESTAN değildir ki canım kardeşim.

Darbeyi enişteden öğrenmek DESTAN değildir.

Darbeyi 5 saattir bilip de Cumhurbaşkanı’na haber vermeyen bir MİT müsteşarının olması DESTAN değildir.

Darbe olacak denmesine rağmen düğünde halay çeken komutanların olması DESTAN değildir.

Böyle bir kalkışmadan bihaber olmak DESTAN değildir.

Darbenin 1 numaralı ismini yakalayıp elinden kaçırmak, hala yakalayamamak DESTAN değildir.

2 sene OHAL ilan edip, darbenin nasıl planlandığını, gerçek yüzünü, gerçek faillerini bulamamak, ülkeye getirtememek DESTAN değildir.

Koca tankı çöp kamyonu ile durduracağını sanmak DESTAN değildir.

F 16’ya sopa fırlatmak DESTAN değildir.

Dualarla, iman gücüyle tank durdurduk, F 16 düşürdük, helikopter indirdik sanmak DESTAN değildir.

Suçsuz, günahsız insanları yargılamadan hapislerde çürütmek DESTAN değildir. Onları işlerinden etmek, onları damgalamak DESTAN değildir.

Bir film posterini hazırlayacaksın ama o postere baş rol oyuncusunu koymayacaksın öyle mi? Orduyu küçük düşürecek o afişleri hazırlamak DESTAN değildir kardeşim.

FETÖ FETÖ diye kendini yırtıp, Fettullah’ ı kullanmadığın afiş hazırlamak DESTAN değildir.

Devlet görevini yapmadığı için, MİT görevini yapmadığı için, Genelkurmay görevini yapmadığı için, anca enişte görevini yaptığı için öldü o garibim 247 kişi, bu yüzden linç edildi gariban er. Bu yediğin nane DESTAN değildir.

DESTAN’a meraklıysan Kurtuluş Savaşını öğreneceksin .

İman gücü oradadır, akıl oradadır, cesaret oradadır, zafer oradadır,

DESTAN oradadır!

Emre Dölcel

==========================
Biz ekleyelim :

İyi güzel de, bu tablonun gerçek sorumluları kimler?
TBMM 15 Temmuz Araştırma Komisyonu Raporunu kimler, nasıl ne neden yok etti?
Hiçbir yerlerde kopyası yok mudur? Gün olur, gerçekler ortaya çıkar.
Ve “Bu olay bize Allahın bir lütfu” söyleminin yaman kodları da çözülür.
*
Son 4 yıldır 15 Temmuz gecesi baslayan, birkaç gün süren mide bulantısı yaşıyoruz!
Kendimizi Reichstag yangını içinde buluyoruz, karabasanlardan kurtulamıyoruz..

Halbuki taa 27 Şubat 1933’te yaşanmıştı o senaryo..
Tarih ve arşivler unutmuyor!!??

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 13 Mayıs 2020

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 13 Mayıs 2020

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

RÜŞVETÇİLER

Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy,  telekonferansta Serik Belediyesi’nin günübirlik alanda işyeri bulunan bir işletme sahibinden 500 bin lira aldığını söyleyerek belediye başkanına çıkıştı.

Nerde yasal işlem? Nerde CHP’liler “zırt” deyince dava açan savcılar?…

KONUM

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un şikayeti üzerine CHP’li Özgür Özel ve Engin Özkoç hakkında soruşturma başlatıldı. Gerekçe, Altun’un Boğazda kaçak yapılanması ile ilgili açıklamaları.

Muhalif yazar Özdil’in tadilatı idamlık suça dönüştürülürken, RTE’ye yakın adamın yaptığını araştırmak ve dile getirmek bile suç.

Önemli olan konut değil konum…

GÜZEEEL

Diyarbakır Valisi Hasan Güzeloğlu, AKP il ve ilçe başkanları ile video konferans sistemiyle toplantı düzenledi.

Ya İstanbul’a vali, ya bakan…

YANDAŞ

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü (BOREN) ve Nadir Toprak Elementleri Araştırma Enstitüsü’nün (NATEN) kapatılarak, Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) adı altında birleştirildi.

Bilimsel kuruma ne gerek, yandaşa arpalık gerek…

KAZ

Kaz Dağları’nda altın madeni projesine karşı 288 gündür nöbet tutan çevrecilere 57,240 lira idari para cezası kesildi. Ceza gerekçesi “toplum düzenini, genel ahlakı, genel sağlığını, çevreyi ve ekonomik düzeni bozmak .”

Ceza dağdan kaz…

VİCDAN

Aydınlık gazetesi yazarı Oktay Yıldırım, Odatv’nin kapatılmasını ve Barışların cezaevinde tutulmasını eleştirdi. Yıldırım yazısında, “Vicdanım buna sessiz kalmama izin vermiyor” ifadelerini kullandı.

Aydınlık’ta da vicdanlı birileri var…

BAĞIMSIZLIK

Saray Cumhuriyet Savcısı, Saray İlçe Belediyesi çalışanının “Tam bağımsız Türkiye için canlarını feda eden Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölüm yıldönümü” paylaşımı için soruşturma açtı.

Tam bağımsızlık ne ki?

Ne kadar kötü ki?..

TEHDİT

İktidara yakın Ülke TV’de Esra Elönü’nün sunduğu “Arafta Sorular” programında Sevda Noyan, “Bizim aile şöyle bir 50 kişiyi götürür. Onu söyleyeyim. Biz çok donanımlıyız bu konuda maddi ve manevi olarak. Biz liderimizin yanındayız. Asla yedirmeyiz. Ayaklarını denk alsınlar. Bizim hala sitede var 3-5. Benim listem hazır açıkçası” dedi.

Muhalif kanal ve şahıs olsa RTÜK şimdiye cezayı kesmiş, savcılar resen soruşturma açmıştı…

ASBEST

ABŞB’nın AKP ve MHP’li Belediye Meclisi Üyeleri, Ankaralılara zehir saçan asbestli su borularının değişimi için M. Yavaş’ın borçlanma talebini reddettiler.

Hay sizin siyasetinizi…

FATURA

Karar gazetesi Ekonomi yazarı İbrahim Kahveci, iktidarın yaptığı projelerde faturayı milletin ödediğini belirtirken, İstanbul-İzmir Otoyolu için yapılan ihaleyle ilgili de; “Temel atılırken (2011): Kur 1,80 ve maliyet 6 milyar dolar. Kurdele kesilirken (2019): Kur 5,50 ve maliyet 11 milyar dolar.” bilgisini paylaştı.

Bitmeyen pandemi…

KURT

AKP’de seçim sistemi üzerinde çalışmalar yapıldığı konuşulmaya başlayınca Bahçeli, “Üç hilalin tek başına iktidar olma zamanı geldi” diyerek “ayağını denk al!” mesajı çekti.

RTE, “Hiçbir şey Cumhur ittifakını bozamaz” diyerek elindeki kozları anımsattı.

Eski kurtlaaaar, eski kurtlar…

CÜPPE

DİB’lığının eşcinsellik konusundaki açıklamasını destekleyen Perinçek için

Cübbeli Ahmet, “Diyânet’i destekleyen ve değerlerimizi azîz tutan Doğu Perinçek kardeşimize şükrânlarımızı arz ederiz” dedi.

Uyum…

SOLUNUM

İzmir Çiğli Belediyesi Başkanı az bir maliyetle (700 TL); dayanışma ve imece usulüyle yerli ve milli solunum cihazı üretti.

Ruhsat alamaz, soruşturma açılır…

SEVİYESİZ

Vatan Partisi Genel Sekreteri, partisinin AKP ve MHP ile ilişkilerini göklere çıkarıyor ve partiden ayrılanlar için şöyle diyor:

“…hepimiz aynı gemide olmayanları kusarak içimizden çıkardık. Ak Parti de kustu, MHP de kustu. Bakmayın ayrı parti kuramadılar ama Vatan Partisi de kustu. Şimdi hepsi ABD gemisinde buluştular.”

Benim bildiğim bir kişi bile partiden çıkarılmadı. Herkes VP’nin gidişini görüp kendi ayrıldı.

İfadenin ve ifade edenin seviyesizliğine bakın.

Kusmuk…

DEKAN

Gazi Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı Orhan Acar, video konferans görüşmesinde yayını açık unutup ‘Kızların resimlerini de görüyoruz böylece ha, çaktırma’ dedi.

Pislik…

ŞAFAK

Yeni Şafak Gazetesi, FETÖ’nün bir numaralı ayağı olarak İsmet İnönü’yü gösterip RTE ve diğer AKP’liler dışındaki bir sürü devlet adamını sıraladı.

Şafak batıdan atıyor ve güneş dünyanın etrafında dönüyor değil mi?..

SİZİN “BORU” DEDİĞİNİZ ASLINDA…

SİZİN “BORU” DEDİĞİNİZ ASLINDA…

V. Murat Tulga / Emekli Kurmay Albay
Odatv.com, 07.02.2020

Sizin “boru” dediğiniz aslında kokuşmuş, çürümüş hukuk uygulamalarıdır, kumpaslardır. O “boru” hukuksuzluğun, adaletsizliğin ta kendisidir…

Genelkurmay Eski Başkanlarından Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, bir haber kanalına verdiği mülakatta, Meclisten bir gecede geçirilen torba yasadaki, “Asker kişilerin Özel Yetkili Mahkemelerde (ÖYM) yargılanması”na ilişkin maddeyi hatırlatarak, “26 Haziran 2009’da askeri şahısların, askeri mahalde işledikleri suçlar da dâhil ÖYM’de yargılanmasının önünü açan yasa teklifi getiriliyor. Bunu kim hazırladı? Tamamen FETÖ ile ilgili, bu araştırılsın” demiş.

Demiş de, noksan söylemiş.

Başbuğ’un görev süresince yaptıkları ve yapamadıkları tartışmaya açıktır. Bu süreçteki vebali çoktur. Bu nedenle ifadesi noksandır, sürecin tümünü kapsamamaktadır. Bu nedenle,“Ülkemiz insanı balık hafızalıdır, çabuk unutur, unutulmasın” diye ben kronolojiyi kabaca bir hatırlatayım dedim.

– 12 Şubat 2009 günü Taraf Gazetesi, askerlerin sivil savcılar tarafından soruşturulması için bir yazı kampanyası başlatır…

– Adli Tıp, Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü ve TUBİTAK’a yeni atamalar yapılır. (Bu kurumların verdiği evlere şenlik adli tıp, bilirkişi raporlarını hatırlayalım…)

– 26 Haziran 2009 günü gece baskını ile AKP, TBMM’de CMK/250 son maddeye değişiklik yapan (Asker kişilerin sivil mahkemelerde yargılanması) yasayı meclisten geçirir ve tasarı yasalaşır. (Neden? Çünkü Balyoz Davası hazırlanmaktadır, yakında piyasaya çıkartılacaktır.)

– Bu yasaya yönelik olarak ana muhalefet CHP Anayasa Mahkemesinde iptal davası açar.

21 Ocak 2010 günü Taraf Gazetesinde Sahte Balyoz belgeleri yayınlanır,  savcılar soruşturma başlatır. Aynı gün Anayasa Mahkemesi ana muhalefetin iptal davası hakkında karar verir, yasayı iptal eder. (Fakat buna rağmen sivil savcılar Balyoz soruşturmasını durdurmazlar!)

– AKP tarafından 12 Eylül Anayasa Değişiklik Referandum taslağına bu yasa tekrar ilave edilir ve 12 Eylül 2010 günü referanduma “Evet” çıkar.

– 12 Eylül 2010 referandumu için FETÖ lideri Gülen “Mezardakileri bile kaldırarak o referandumda evet oyu kullandırmak lazım” der.

– Bu referandumla HSYK, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay yapıları da değiştirilir.

– HSYK, Balyoz Davasının başlamasından 48 saat önce davayı görecek 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanını değiştirir. (Kendisi Hâkim müsvettesi Ömer Diken olur, 15 Temmuz sonrası FETÖ’den hüküm giydi…)

– Referandum sonrası HSYK için yapılan seçimlerde iktidar yanlısı liste firesiz HSYK’ya seçilir.

– “Haberal Davası”  diye bilinen tazminat davasında hâkimlere tazminat ödettirilmesine karar verilir, iktidar tedbirini alır, bu tür tazminatların devlet tarafından ödenmesi yönünde yasa çıkartır. (Sonra tekrar bu yasa değiştirildi…)

– ÖYM’lerin kararlarına bakmak üzere Yargıtay’da yeni 16’ncu Daire kurulur. Nokta atamalar yapılır. (Kumpas Davaları onaylayan Yargıtay’ın bu Dairesinin bazı üyeleri 15 Temmuz sonrası hüküm giydiler…)

– Kararları siyasi iktidarca tasvip edilmeyen ÖYM hakim ve savcıları yapılan atama ve baskılar sonucu görevlerinden uzaklaştırılır veya yetkisiz mahkemelere atanır.

– Anayasa Mahkemesine yeni üyeler atanır.

– Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM)’ne gidişin önünü kesmek için Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Yasası çıkartılır. (24 Eylül 2012)

– AİHM nezdindeki ülke kadrosuna İktidar Partisi yanlısı yazılar yazmakta olan bir kişinin eşi atanır. (Bu şahsın AİHM’deki yanlı uygulamaları AİHM’e şikayet edilmiştir…)

– ÖYM’ler haddini aşar, ÖYM’ler kaldırılır (02 Temmuz 2012), fakat ellerindeki eski kumpas davaları sonuçlandırmalarında bir sakınca görülmez!

Balyoz, Ergenekon, Casusluk Davası, Poyrazköy, Atabeyler vs. davalar sonuçlanır, Emekli Orgeneral İlker Başbuğ dâhil, birçok askeri şahıs cezalara çarptırılır.

FETÖ çok olur, iktidarı da hedef alır, 17-25 Aralık 2013 olur.

– AKP Milletvekili ve Erdoğan’ın Siyasi Danışmanı Yalçın Akdoğan, 24 Aralık 2013’de, “Türk Ordusuna kumpas kurulduğunu” açıklar.

– Kumpas Davalar çöker ve yeniden yargılama süreçleri başlar ve çoğu dava beraatla sonuçlanır.

Devamı var fakat sayfalar yetmez. Makale yerine kitap çalışması olur…
Şimdi nispeten hatırladık mı? O halde devam edelim.

Sayın Cumhurbaşkanı, emekli orgeneralimize çok kızmış, “Düzenlemenin amacı, darbelere zemin hazırlayan, hukukun işlemesinin önüne geçen, yanlış bir uygulamanın düzenlenmesidir. Suç işleyen kişinin asker kimliğinin ona ayrıcalık tanımasının ne hukukta ne de demokrasi de yeri zaten yoktur.  Elinde belge olmaksızın devletin sahip olmadığı birtakım iddialar üzerinden şunu bunu suçlayarak bu mücadele desteklenemez… Zaman zaman yanlış değerlendirmeleriyle kamuoyunun önüne çıkan bir eski Genelkurmay Başkanı ki kendisini gayet iyi tanırım, bu düzenlemeyi bahane ederek Meclisimizi toptan itham eden birtakım açıklamalar yapmıştır. Şimdi ben, özellikle kendi grubumuza sesleniyorum; burada Parlamentonun hukukunu korumak için süratle hepiniz dava açmalısınız.” buyurmuş.

Daha sonra da Parlamentonun hukuku boru ile sindirilemez…” diye bir ifade kullanmış. Bunca yaşanana ve aldanmışlığa karşın…

Bizler, sizin önayak olduğunuz, siyasi sorumluluğunuz bulunan yasalarla, yıllarca Silivri, Hasdal, Mamak vs. cezaevlerinde yatan şerefli Türk Subaylarıyız.

  • Hala bizden özür dilenmedi, arkadaşlarımızı mahpuslarda şehit verdik.

Mesleğimizden olduk, tasfiye edildik. Yerlerimize atananlar da 15 Temmuz Hain Darbe girişimine kalkıştılar.

Tüm bunlara karşın yine de siz haklısınız ha?

2000’li yıllarda, Türkiye’de yapılan birçok haksızlık ve kanunsuzluğun haklı ve gerekli olduğunu kabul ettirmek amacıyla, askeri darbe ve vesayet konusunu canlı ve güncel tutarak sözde demokratikleşme gerekçesiyle nelerin mümkün hale getirildiğine, bunlar yapılırken kimlerin kimlerle omuz omuza olduklarına yakinen şahidiz. Yoksa

  • .. işin boru, hukuk veya demokrasi falan olmadığını da çok iyi biliyoruz ve görüyoruz da.
  • Sizin “boru” dediğiniz aslında kokuşmuş, çürümüş hukuk uygulamalarıdır, kumpaslardır.
  • “boru” hukuksuzluğun, adaletsizliğin ta kendisidir.

Biz bunları yaşadık, yılmayacağız, yaşadıklarımızı da sonuna kadar haykıracağız…

152 bin kişi hakkında yürütülen gizli soruşturma

152 bin kişi hakkında yürütülen gizli soruşturma

Saygı ÖZTÜRK
SÖZCÜ, 22.9.19
Bir dönem “Fethullahçılar” denildiğinde taraftarları kızıyor, kendilerine “Hizmet Hareketi” denilmesini istiyordu. Yargıtay kararıyla, “Fethullahçı Terör Örgütü-FETÖ” denilmeye başlandı. FETÖ soruşturma ve davalarını “FETÖ/Paralel Devlet Yapılanması-PDY), ile “FETÖ Fiili Darbe Yargılaması” diye ikiye ayırmamız gerekiyor.

Yargı mensubu sayısının 12 bin olduğu dönemde, 3926 hakim ve savcı meslekten çıkarıldı. İtirafçı olan 133 hakim ve savcı da emekliye sevk edildi.

RENK DEĞİŞTİRENLER

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül‘ün, çıkışı yalnızca Sabah gazetesi yazarı Dilek Güngör‘e değil, dünün FETÖ’cülerinin bugün mücadele yapılmadığı iddiasınadır. Şunu da belirtelim; Dilek Güngör’ün eleştirileri de Bakanlık ve HSK tarafından dikkate alınmalı. İşin içinde olanların bazen duymadıkları, dışarıda daha çabuk duyuluyor.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün, “Yargı Reform Strateji Planı”nın TBMM’de ele alınacağı, Bakan değişikliklerinin yapılacağı söylentilerinin yoğunlaştığı bir sırada “FETÖ ile mücadele etmiyor” diye eleştirilmesi de haksızlık. Bakan Gül, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) FETÖ’cü suçlaması olanlarla ilgili bir şey atlamamaya özen gösteriyor. Peki “Yargıda FETÖ’cüler temizlendi mi?” aslında bu hiçbir kurum için söylenemez. Kendilerini gizleyen, başka tarikatların, cemaatlerin içine giren, “renk değiştirip” kendisini gizleyenler var.

PEKİ NE YAPILIYOR?

Önce şunu belirtelim; Allah herkesi iftiradan korusun. Günümüzde, intikam amaçlı ya da çıkara dönük ya da “itirafçı” olup kendini kurtarmak için sağa-sola çamur atan ve bunlara göre hakkında soruşturma açılanlar da oluyor. Bir yapıyı ortaya çıkarmak kolay olmuyor. 11 Temmuz’da Mehmet Yılmaz’ın başkanlığını yürüttüğü HSK 2. Dairesi 17 hakim ve savcı hakkında soruşturma kararı verdi, bunlardan 9’u görevden uzaklaştırıldı.

Bu da gösteriyor ki, mücadele daha bitmedi.  İtirafçıların ifadelerinde geçen hakim ve savcılar, By-lock soruşturmaları, ankesörlü telefon soruşturmaları devam ettikçe yeni adlar ortaya çıkacaktır. Ayrıca her soruşturma geçiren, tutuklanana da FETÖ’cü denilemez. Yalnızca Yargıtay’da tutuklanıp da beraat edenlerin sayısı 8’i şimdiden buldu. “Mücadele edilmiyor” denip, kurum ve kuruluşların baskı altında tutulması da beraberinde haksızlıklar getirebilir. Devleti ele geçirmeye çalışan hangi yapı olursa olsun, bunlarla mücadele esastır. Evet, hep siyasiler, kimi ünlü iş insanlarına dokunulamadığı, bunların para ya da başka desteklerle kurtarıldığı söylentilerini de yabana atmamak, soruşturmaları ranta çevirenlerin varlığını göz ardı etmemek gerekiyor.

FETÖ SORUŞTURMA VE DAVALARI

13 Eylül 2019’da Türkiye genelinde FETÖ/PDY’den 6502 kişi tutuklu, yani davaları devam ediyor. 22700 kişinin ise cezası kesinleşmiş yani hükümlü. Bu durumda cezaevinde FETÖ’den tutuklu ve hükümlü olanların sayısı 29202 kişi.

Bununla bitmiyor, halen 152 399 kişi hakkında FETÖ’cü oldukları iddiasıyla gizli soruşturma yürütülüyor. 69567 kişinin ise davası devam ediyor. Soruşturma ve davaları devam edenlerin sayısı 221 966 kişiyi buluyor.

DARBE GİRİŞİMİ DAVALARI

15 Temmuz (AS: 2016) Darbe Girişimi ile ilgili bütün soruşturmalar tamamlandı. Şu anda 21 dava sürüyor, 268 dosya kapsamında yapılan yargılamalar da sonuçlandı. 1804 sanıklı davalarda 695 kişi adli kontrolle serbest bırakılırken, 819 kişinin tutukluluğu ise sürüyor.

Sonuçlandırılan davaların karar türüne göre dağılımını inceliyoruz: 1216 sanığa ağırlaştırılmış müebbet (17 sanık hakkında 141’er kez, bir sanık hakkında 140 kez, bir sanık hakkında 137 kez, 31 sanık hakkında dörder kez, dört sanık hakkında üçer kez, iki sanık hakkında 28’er kez olmak üzere) hapis cezaları verildi.

1097 sanığa müebbet, 1491 sanığa bir yıl iki ay ile, 20 yıl arasında değişen hapis cezası verilirken, 2621 kişiye beraat, 525 kişiye ceza verilmesine yer olmadığı kararı olmak üzere  toplam 6950 kişi hakkında karar verildi. Sonuçta darbe girişimi davasında 3804 kişi mahkum edildi, 2621 kişi de beraat etti. Ağırlaştırılmış müebbet-müebbet kararları meslek ve rütbe dağılımı da şöyle:

– Ağırlaştırılmış Müebbet: 71 general, 821 subay, 173 astsubay, 50 uzman çavuş, 61 askeri öğrenci, 4 polis, 12 er, 24 sivil.

– Müebbet: 20 general, 403 subay, 131 astsubay, 164 uzman çavuş, 276 askeri öğrenci, 12 polis, 91 er.

– Süreli Hapis Cezası Alanlar: 18 general, 642 subay, 232 astsubay, 366 uzman çavuş, 154 polis, 43 er, 18 sivil, 1 Mülki amir, 17 askeri öğrenci.

FETÖ/PDY ile 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili yargılamalarının son durumu işte böyle. Ama daha yargı kapsamına girebilecek 152 bin kişi bulunduğunu da unutmayalım.
===================================
Dostlar,

Bir de Erdoğan’ın şu sözünü unutmayalım :

  • “Bu bize Allah’ın bir lütfu…“

Lütfen okur musunuz ?

Geliyorum diyen darbe ve karanlık sayfalar

Sevgi ve saygı ile. 22 Eylül 2019, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

S-400 KRİZİ

S-400 KRİZİ

Suay Karaman

Ekonomik krizin iyice duyumsanmaya (hissedilmeye) başlandığı ve terörün yine azdırıldığı ülkemizde gündem sürekli değiş(tiril) mektedir. S-400 füze savunma sisteminin alınması ve ülkemize getirilmesi kimilerini sevindirirken, kimilerini de üzmüştür.

S-400 füze savunma sistemi, ülkemizin ileri savunma sistemlerinin geliştirilmesine katkı sağlayamaz. Çünkü bu sistemin üreticisi ve tüm teknolojisini elinde bulunduran Rusya’nın, yazılım kodlarını ülkemize vermesi söz konusu değildir. Böylelikle bu sistem, savunmamızda yeni bir bağımlılık sağlayacaktır. Ama bunların yanında bu sistemin, ülkemizi bölgesel olarak güçlendireceği de bir gerçektir.

Türkiye’nin S-400 tercihinde, ABD ve AB’nin ülkemize yüksek teknoloji ürünü savunma sistemlerini kısıtlama girişimlerinin de etkisi vardır. Bunun sonucunda Türkiye, S-400 füze savunma sistemine sahip ilk NATO üyesi ülke olmuştur. S-400 füze savunma sisteminin alınması, ABD ve AB’yi rahatsız etmiştir. ABD, ülkemize karşı kimi yaptırımlar uygulamaya başlamıştır. ABD yönetimi, Türkiye’nin ya S-400 füze savunma sistemini ya da F-35 savaş uçağını alabileceğini, ikisine birden sahip olamayacağını bildirmiştir. ABD, Türkiye’nin S-400 füze savunma sistemini satın almasını, kendilerinin güvenlik hakkına doğrudan bir tehdit olarak algılamıştır.

Ülkemizin jeopolitik ve stratejik önemini bilen ABD, ülkemizi sömürmekten vazgeçemeyeceği için uygulayacağı yaptırımlar konusunda duyarlı yaklaşım göstermektedir. F-35 savaş uçağı eğitimi alan Türk pilotlara, eğitim vermeme kararı almış ve ülkemizi F-35 ortak savaş uçağı programından çıkarmıştır. AB ise, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yaptığı enerji sondajlarının yasa dışı olduğunu öne sürerek, ülkemize bir dizi yaptırım uygulayabileceğini açıklamıştır.

S-400 mü, F-35 mi gerilimi üzerinden Rusya ile ABD arasında kalan Türkiye, S-400 alımıyla, Rusya’nın askeri, iktisadi, teknolojik etkisine daha açık duruma gelirken; ABD yönetimiyle de iyi ilişkilerini sürdürmektedir.

Eğer kendi ulusal savunma sanayinizi kuramazsanız, dışa bağımlılığınız artarak sürecektir. 1974’te Kıbrıs çıkartması sonrasında ABD’nin ülkemize uyguladığı silah ambargosu unutulmamalıdır. O yıllarda ulusal savunma sanayimiz için girişimlerde bulunulmuş ve Aselsan, Roketsan, Havelsan, TUSAŞ gibi yerli kuruluşlarımız kurulmuştu. Bugün bu kuruluşlarla savunma sanayimizi daha da geliştirmemiz gerekirken, yine, yeniden dışa bağımlı duruma getirilmekteyiz. Bunun sevinilecek bir yanı yoktur. Ergenekon – Balyoz vb. düzmece davalarla ordumuza tezgah kuranlar, ulusal tank fabrikamızı Katar’ın buyruğuna verenler, ülkemizi sürekli dışa bağımlı duruma getirmişlerdir.

Bugün ABD’ye kafa tuttuğunu sananlar ya da iç politikaya dönük olarak bu izlenimi vermek isteyenler, Kürecik radarını ABD’den almışlardı. ABD’nin ülkemize yaptırımlarına karşı, İncirlik başta olmak üzere tüm üsleri kapatamıyorsak, ne yaparsak yapalım, dışa bağımlıyız demektir.

  • S-400 füze savunma sistemi alındıktan sonra birdenbire terör olaylarının artması da ilginçtir.

ABD ve AB’nin PKK, FETÖ, Cemalettin Kaplan ve Asala gibi terörist gruplara yıllarca yardım edip, destek verdiğini unutanların, yerli ve milli olmaları olanaklı değildir. Ege’de 18 ada ve bir kayalığımızı Yunanistan’a verenlerin, hangi sistemi alırlarsa alsınlar, yaptıkları hokkabazlıktan öteye gidemez..