ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 13 Mayıs 2020

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 13 Mayıs 2020

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

RÜŞVETÇİLER

Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy,  telekonferansta Serik Belediyesi’nin günübirlik alanda işyeri bulunan bir işletme sahibinden 500 bin lira aldığını söyleyerek belediye başkanına çıkıştı.

Nerde yasal işlem? Nerde CHP’liler “zırt” deyince dava açan savcılar?…

KONUM

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un şikayeti üzerine CHP’li Özgür Özel ve Engin Özkoç hakkında soruşturma başlatıldı. Gerekçe, Altun’un Boğazda kaçak yapılanması ile ilgili açıklamaları.

Muhalif yazar Özdil’in tadilatı idamlık suça dönüştürülürken, RTE’ye yakın adamın yaptığını araştırmak ve dile getirmek bile suç.

Önemli olan konut değil konum…

GÜZEEEL

Diyarbakır Valisi Hasan Güzeloğlu, AKP il ve ilçe başkanları ile video konferans sistemiyle toplantı düzenledi.

Ya İstanbul’a vali, ya bakan…

YANDAŞ

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü (BOREN) ve Nadir Toprak Elementleri Araştırma Enstitüsü’nün (NATEN) kapatılarak, Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) adı altında birleştirildi.

Bilimsel kuruma ne gerek, yandaşa arpalık gerek…

KAZ

Kaz Dağları’nda altın madeni projesine karşı 288 gündür nöbet tutan çevrecilere 57,240 lira idari para cezası kesildi. Ceza gerekçesi “toplum düzenini, genel ahlakı, genel sağlığını, çevreyi ve ekonomik düzeni bozmak .”

Ceza dağdan kaz…

VİCDAN

Aydınlık gazetesi yazarı Oktay Yıldırım, Odatv’nin kapatılmasını ve Barışların cezaevinde tutulmasını eleştirdi. Yıldırım yazısında, “Vicdanım buna sessiz kalmama izin vermiyor” ifadelerini kullandı.

Aydınlık’ta da vicdanlı birileri var…

BAĞIMSIZLIK

Saray Cumhuriyet Savcısı, Saray İlçe Belediyesi çalışanının “Tam bağımsız Türkiye için canlarını feda eden Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölüm yıldönümü” paylaşımı için soruşturma açtı.

Tam bağımsızlık ne ki?

Ne kadar kötü ki?..

TEHDİT

İktidara yakın Ülke TV’de Esra Elönü’nün sunduğu “Arafta Sorular” programında Sevda Noyan, “Bizim aile şöyle bir 50 kişiyi götürür. Onu söyleyeyim. Biz çok donanımlıyız bu konuda maddi ve manevi olarak. Biz liderimizin yanındayız. Asla yedirmeyiz. Ayaklarını denk alsınlar. Bizim hala sitede var 3-5. Benim listem hazır açıkçası” dedi.

Muhalif kanal ve şahıs olsa RTÜK şimdiye cezayı kesmiş, savcılar resen soruşturma açmıştı…

ASBEST

ABŞB’nın AKP ve MHP’li Belediye Meclisi Üyeleri, Ankaralılara zehir saçan asbestli su borularının değişimi için M. Yavaş’ın borçlanma talebini reddettiler.

Hay sizin siyasetinizi…

FATURA

Karar gazetesi Ekonomi yazarı İbrahim Kahveci, iktidarın yaptığı projelerde faturayı milletin ödediğini belirtirken, İstanbul-İzmir Otoyolu için yapılan ihaleyle ilgili de; “Temel atılırken (2011): Kur 1,80 ve maliyet 6 milyar dolar. Kurdele kesilirken (2019): Kur 5,50 ve maliyet 11 milyar dolar.” bilgisini paylaştı.

Bitmeyen pandemi…

KURT

AKP’de seçim sistemi üzerinde çalışmalar yapıldığı konuşulmaya başlayınca Bahçeli, “Üç hilalin tek başına iktidar olma zamanı geldi” diyerek “ayağını denk al!” mesajı çekti.

RTE, “Hiçbir şey Cumhur ittifakını bozamaz” diyerek elindeki kozları anımsattı.

Eski kurtlaaaar, eski kurtlar…

CÜPPE

DİB’lığının eşcinsellik konusundaki açıklamasını destekleyen Perinçek için

Cübbeli Ahmet, “Diyânet’i destekleyen ve değerlerimizi azîz tutan Doğu Perinçek kardeşimize şükrânlarımızı arz ederiz” dedi.

Uyum…

SOLUNUM

İzmir Çiğli Belediyesi Başkanı az bir maliyetle (700 TL); dayanışma ve imece usulüyle yerli ve milli solunum cihazı üretti.

Ruhsat alamaz, soruşturma açılır…

SEVİYESİZ

Vatan Partisi Genel Sekreteri, partisinin AKP ve MHP ile ilişkilerini göklere çıkarıyor ve partiden ayrılanlar için şöyle diyor:

“…hepimiz aynı gemide olmayanları kusarak içimizden çıkardık. Ak Parti de kustu, MHP de kustu. Bakmayın ayrı parti kuramadılar ama Vatan Partisi de kustu. Şimdi hepsi ABD gemisinde buluştular.”

Benim bildiğim bir kişi bile partiden çıkarılmadı. Herkes VP’nin gidişini görüp kendi ayrıldı.

İfadenin ve ifade edenin seviyesizliğine bakın.

Kusmuk…

DEKAN

Gazi Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı Orhan Acar, video konferans görüşmesinde yayını açık unutup ‘Kızların resimlerini de görüyoruz böylece ha, çaktırma’ dedi.

Pislik…

ŞAFAK

Yeni Şafak Gazetesi, FETÖ’nün bir numaralı ayağı olarak İsmet İnönü’yü gösterip RTE ve diğer AKP’liler dışındaki bir sürü devlet adamını sıraladı.

Şafak batıdan atıyor ve güneş dünyanın etrafında dönüyor değil mi?..

Darağacında Bayrak Olmak…

Darağacında Bayrak Olmak…

Lütfü KIRAYOĞLU
06 Mayıs 2020

Her 6 Mayıs günü, boğazımıza oturan öfke yumağı, umuda, mücadele azmine ve bilince dönüşüyor. 6 Mayıs 1972 günü cellatların darağacında sallandırdıkları üç yiğit genç, büyük yürüyüşün en önündeki bağımsızlık bayrağına ve mücadele pankartlarına dönüşüyor.

Her 6 Mayıs günü, üç devrimci genci idam sehpasına gönderenlerin başlarını öne eğdikleri utanç günü oluyor. Onları idama gönderenler bile artık “keşke…” ile başlayan sözler kekeliyor.

Her 6 Mayıs günü, emperyalizme karşı ilk mücadeleyi başarmış bir ulusun çocuklarının tıpkı idam fermanı boynundaki Mustafa Kemal ve arkadaşları gibi korkmadan ölümün üzerine yürüyebileceklerini anımsatıyor. Bu nedenle de Onları ölüme gönderenlerin yüreğine korku salıyor.

Her 6 Mayıs günü, Dolmabahçe rıhtımında, Amerikan 6. Filo askerlerinin denize dökülebileceğini yeniden anımsıyoruz. Beyoğlu’nun ara sokaklarında üzerindeki beyaz denizci üniformaları mürekkebe bulanmış fiyakalı ABD Deniz Piyadelerinin korkuyla kaçışları gözlerimizin önüne geliyor.

Her 6 Mayıs günü, Samsun’dan Ankara’ya, önde Türk bayrağı, devrim şarkılarıyla yürüyen inançlı gençliği ve onun devrimci önderlerinin güven verici duruşlarını anımsıyoruz.

Her 6 Mayıs günü, parasız, özerk ve bilimsel üniversite özleminin önüne engel olarak çıkartılan özel okullara karşı İstanbul-Ankara yürüyüşünü ve Anayasa Mahkemesinin özel yüksek okullarını kapatmak zorunda kalışını anımsıyoruz.

Her 6 Mayıs günü, özerk bilimsel eğitim için “sağ sol yok, boykot var” sloganı ile bütün gençliği birleştiren, gençlerin ise kendilerini ezmek isteyen güvenlik güçlerini Hürriyet Meydanında, Cağaloğlu’nun ara sokaklarında darmadağın edişini anımsıyoruz.

Her 6 Mayıs günü, devrimci gençlerin Filistin’de, Siyonizme ve Emperyalizme karşı mücadele için devrimci duygularla yardıma koşmalarını anımsıyoruz.

Her 6 Mayıs günü, zamanın İçişleri Bakanının Deniz Gezmiş’i yakalayan polisleri iteleyerek O’nunla anı fotoğrafı çektirerek ünlü olmaya çalışmasını anımsıyoruz.

Her 6 Mayıs günü, idam edileceğini bile bile, kendisini yargılayan mahkeme heyeti üzerinden düzenden hesap soran, asla eğilmeyen devrimci gençleri anımsıyoruz.

Her 6 Mayıs günü, şafak sökerken idam sehpasının yanındaki cellatlarının, onların gözlerindeki korkuyu görmek istemelerine aldırmayarak altındaki tabureyi korusuzca kendisi itmeden önce bağımsızlık sloganlarını haykıran yiğit devrimcileri anımsıyoruz.

Evet… 6 Mayıs Türkiye devrimci hareketinin tarihinde acı bir gün.

Öte yandan anlamsız tartışmalarla, küçük hesaplarla bir türlü birleşemeyen devrimcileri, solcu aydınları, Atatürkçüleri, bağımsızlıktan yana olanları, gerçek yurtseverleri birleştiren bir gün.

Her gün bir birleri ile didişenler, her 6 Mayıs günü, Ankara Karşıyaka mezarlığında birleşiyorlar. İstanbul Dolmabahçe rıhtımında birleşiyorlar, İstanbul Üniversitesi bahçesinde, İTÜ’de, ODTÜ’de, Siyasal Bilgiler kantininde öğrenci yurtlarında birleşiyorlar.

  • Deniz Gezmiş ve arkadaşları yarım asır sonra bile bizleri birleştirmeyi başarıyor.

6 Mayıs 1972 günü darağacına çekilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın bedenleri artık Türkiye Bağımsızlık hareketinin simgesi, mücadele bayrağı haline geldi.

Darağacındaki bayrak, 48 yıldan bu yana ayağa kalkan gençliği sindirmeye çalışanlara korku salıyor.

Korku salmaya da devam edecek.

  • Darağacındaki “Üç Fidan” orman oldu… Bayraktı…. Bayrak Deniz’i oldu…

Şekibe abla uğurlandı..

Şekibe abla uğurlandı..

68 kuşağının “Şekibe ablası” Şekibe Çelenk 99 yaşında yaşama veda etti.

Yavuz ALATAN
SÖZCÜ,

Şekibe abla uğurlandı

Deniz Gezmiş’in avukatı Halit Çelenk‘in eşi Şekibe Çelenk son yolculuğuna uğurlandı. 1962 yılında Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) katılarak, yerel seçimlerde TİP’in radyo propagandasındaki ilk kadın konuşmacı olan Şekibe Çelenk, 99 yaşında yaşama veda etti. Çelenk eşi Halit Çelenk’in yanına, Karşıyaka mezarlığına defnedildi.

FOTO: SÖZCÜ

Türkiye’deki 1968 gençlik kuşağının öncü adlarından Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın avukatı olan Halit Çelenk ve eşi Şekibe Çelenk dönemin öne çıkan isimleri arasındaydı. 6 Mayıs 1972’de idam edilmeden önce Deniz Gezmiş, Şekibe Çelenk’e selam göndererek, “Şekibe ablaya selam söyleyin, arkadaşlara çok emeği geçti” demişti. Cenaze törenine CHP eski milletvekili Mustafa Balbay da katıldı.

=========================================
Dostlar,

Merhum Avukatlar Halit ve Şekibe Çelenk çifti ile tanışma olanağımız oldu 2007’de
Kuşkusuz, Deniz’lerin savunmalarında olağanüstü çabalarını biliyorduk, okumuş ve izlemiştik.
10 Mart 2007 günü, merhum Çelenk’lerin kitap imza günü vardı..
Muzaffer İlhan Erdost’un yayınevinde idik.. Kardeşi Veteriner  Hekim İlhan Erdost’u Hakkari’de işkenceye kurban veren ve O’nun adını da alan yüreği derinden yaralı Muzaffer Erdost‘un..

Halit beyin yerine kitaplarını kızı Ferda Özyurda imzalıyordu.. Ferda hoca, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalında halen oda komşumuz Prof. Dr. Ferda Çelenk Özyurda.. Aşağıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi.. Ferda’nın kızının adı Deniz..

Halit beyi 2011’de yitirdik. Şekibe hanım biraz daha asıldı yaşama.. taa ki 22 Şubat 2020’ye dek.

Çoook güzel insanlardı..

Boz kanatlı atlara binip bizleri yoksun ve öksüz bırakıp gittiler..

 

Yaşamları boyunca yapıp – ettikleri, insancıl felsefeleri, devrimci eylemleri, değerleri, kararlı savaşımları yolumuzu ışıtmayı sürdürecek.

Sevgili meslektaşlarım Ferda’ya, eşi Ümit’e, tüm aileye ve ülkemize başsağlığı diliyoruz..

Dr. Ahmet Saltık, 24.02.2020

Erdoğan’a fırlatılan idam ipi

Erdoğan’a fırlatılan idam ipi

Barış Terkoğlu
Cumhuriyet
, 25.3.19

Akit’in kadrolu provokatörü, parmağıyla darağacını gösterdi. Kılıçdaroğlu’nun idamını beklediklerini söyledi. 
Parmak tanıdık. Sahibi Mehmet Özmen. “Kadrolu” dedim ya, tesadüf değil. Biraz geriye gidin, eminim hatırlayacaksınız. İstanbul Barosu Olağanüstü Genel Kurulu’nda kürsüyü işgal eden, avukatlar indirmeye çalışınca yalandan kalp krizi geçiren o. Cumhur İttifakı’nın olmadığı günlerde, MHP Genel Merkezi’ne gidip kışkırttığı ülkücüler tarafından dışarı atılıp baygınlık geçirme numarasıyla ambulans bekleyen o. Gezi Parkı’nda bir eylemcinin düşürdüğü ajandayı “birileri” nedense ona servis ediyor. O ise kendisini “Sol gazetesi muhabiri” olarak tanıtıp rehberdeki isimleri teker teker arayıp başka bir provokasyon yapıyor. 
Uzatmayayım…
Adını sorgulayın, hiçbir ciddi işi yok. Haber yapmaktan çok haber oluyor. “Linç edildi”, “dayak yedi”, “saldırıya uğradı” tezgâhlarının kadrolu oyuncusu o. Her kışkırtıcının ipini tutan biri olduğuna göre soralım: İdam sehpası gösteren parmak aslında kimin?

Ulucanlar’ı nasıl müze yaptılar? 
Darağacına dikkat ettiniz mi? Ulucanlar Cezaevi Müzesi’nindi. 
Tarihi cezaevi, iktidarın demokrasi maskesi taktığı günlerde, 2006’da, kapatıldı. AKP’li Altındağ Belediyesi talip oldu, 2009 yılında müzeye dönüştürüldü. 2010’da açıldı. 
Bitsin bu hasret” dedikleri Pensilvanya’daki Hocalarının “mezardakiler kalkıp oy kullansın” dediği referandum dönemleriydi. Ellerini öptükleri Eylülist paşaların, önlerinde diz çöktükleri şeyhlerin, evlerinde buluştukları patronların işledikleri suçları Cumhuriyete yüklüyorlardı. Kırlarda koşan gelinlik kız gibi güzel Cumhuriyetin ilkelerini, kurumlarını, hukukunu iğfal için gerekçe yaratıyorlardı. Ulucanlar Müzesi vitrindi. 
Erdoğan, o zamanlar kürsüdeyken, idam edilen devrimciler Necdet Adalı’nın ve Erdal Eren’in adını söylerken ağlıyordu. Müze’nin sergisine Deniz Gezmiş’in Roma hukuku ders notlarını, Yusuf Aslan’ın kaşkolunu, Hüseyin İnan’ın asıldığında üzerinden çıkardıkları fanilasını koydular. Hoparlörlerden verilen çığlık sesleriyle, balmumundan yapılmış mahkûmlarla, “burası aslında hapishaneydi” dediler. Yetmedi, isteyen ücretini ödeyip kelepçelenerek hücreye bile atılabiliyordu. 
Dikkat ettiniz mi? Provokatör’ün önünde durduğu idam sehpası demir parmaklıkların ardındaydı. 18 kişinin can verdiği darağacını “müebbet olarak hapsettik” diyerek bunu yapmışlardı. 2004’te partimiz idamı ‘bir daha asla’ diyerek kaldırdı” diye anlatıyorlardı.

Erdoğan’a atılan ip 
Peki, biz “müebbete mahkûm” yağlı urganın önüne nasıl yeniden geldik? 
Parmağa bakmaktan Erdoğan’ın açıklamalarını görmemiş olabilirsiniz. 
19 Mart’ta Zonguldak Ereğli’de kürsüye çıktı ve “Bir yanlış yaptık, idamı kaldırdık. Eğer parlamento karar verirse ben onaylarım” dedi. Üstelik ilk de değil… 
Bir yıl önce, Erdoğan’ı cumhurbaşkanı yapan son 24 Haziran seçimiydi. Sayılı günler kala Kocaeli mitingindeydi. HDP’nin adayı Demirtaş’tan bahsederken alandakiler “idam” diye bağırmaya başladı. “Parlamento bunlarla ilgili kararı bana göndermiş olsaydı, ben bunu çoktan onaylardım” diye yanıt verdi. 
Hadi bir sene daha geri gidelim… 16 Nisan 2017 Başkanlık Referandumu’na sadece 5 gün var. 
Erdoğan, Şanlıurfa’da kürsüde. Kalabalık yine “idam” diye bağırıyor. 
Yanıt gecikmiyor: “Parlamento kararını verecek, ondan sonra da idam çıkacak. ‘Efendim Avrupa Birliği ne der?’ George ne derse desin, Hans ne derse desin, Helga ne derse desin, benim için önemli olan Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin, Ayşe, Fatma, Hatice ne der, o önemli.” 
Bu işin tarihi o kadar eskiye gidiyor ki… 2004’te idamı kaldıran Erdoğan, 2007’de seçim meydanlarında MHP lideri Bahçeli’yi “Apoyu neden idam etmedin” diye fırçaladı. Bahçeli sonunda dayanamadı. Erzurum’da kürsüdeyken “129 milletvekilimiz vardı, sizin kadar olsaydı asılıp asılmadığını görürdünüz. Sen neden asmadın? Oğluna gemi alacak para buluyorsun, asacak ip mi bulamıyorsun?” diye bağırdı. Herkesin şaşkın bakışları arasında “alın o zaman şu ipi de, asın” diyerek kürsünün altından yağlı urganı çıkardı. Apo’yu assın diye Erdoğan’a fırlattı.

‘Sopalı seçim oyunu’nun kurucusu

İdam, miting meydanlarındaki bir vaat mi yoksa muhalefete gösterilen sopa mı? Dahası idam, anketlerdeki “milliyetçi kararsızlar”a açılmış bir yol mu? Her seferinde “Meclis getirsin onaylarım” diyor. Sanki AKP’li vekiller o “tak” dese “şak” diye yapmayacaklarmış gibi! Üstelik Bahçeli, “AKP hazırsa, MHP dünden razıdır”, Kılıçdaroğlu “Getirsinler bakalım” dediği halde… Erdoğan her seçim öncesi aynı silahı gösterip sonra tekrar duvara asıyor. 
Devlet imkânlarının partinin önüne dizilmesine, el konmuş medyanın parti megafonu gibi çalışmasına alıştık da… 
Akit’teki provokatörün parmağına bakarken, hapis tehdidinden idam ipine uzanan “sopalı seçim oyunu”nun kurucusunu görmeyi unutmayalım.

HALK KÜLTÜRÜNDE AĞITLAR

Konuk yazardan kitap tanıtımı..
Mustafa AYDINLI

HALK KÜLTÜRÜNDE AĞITLAR

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Ağıtlar geçmişten geleceğe halk kültürümüzün bir parçasıdır. İslamiyet öncesinde toplumun önde gelen ve sevilen kişilerin ölümü üzerine söylenen şiirlere SAGU denilmekteydi. Sagular Türk Halk şiirinde AĞIT temalı şiirlerin temelini oluşturmaktadır. Ağıtlar Türk halk şiirinde önemli bir yere sahiptir. Televizyon, internet gibi iletişim kanallarının olmadığı dönemlerde başlı başına kültürel etkinlik olarak kullanılan bir yazın türüydü. Elli yaş üzeri pek çoğumuz bilir ve anımsarlar ki ağıtlar destanlara dökülür, destanlar pazarlarda sesli olarak okunarak satılır. Pazara gelen halk tarafından önemli ilgi görür ve alınırdı. Pek çok köy evinde bu destanlardan, aynen halk hikayeleri kitapları gibi birkaç tane bulunurdu. Soğuk ve uzun kış geceleri bu kitaplar ve destanlar okunurdu.

Ağıtlar yalnızca önemli ve sevilen bir kişinin ölümü veya dramından ibaret değildi. Aynı zamanda toplumsal ve doğal olaylar da destanlaştırılabilir, ağıtlar yazılabilirdi. Deprem, dolu yağması, kuraklık, sel gibi toplumu etkileyen ve kötü sonuçları olan olaylar karşısında ağıtlar yazılabilmektedir. İletişimin zayıf olduğu dönemlerde ağıtlar ve destanlar üzüntünün belirtilmesi ile birlikte bir tür ve haber duyurma özelliği de taşımaktaydı. Destan satışları hem bir sektör, hem iletişim kaynağıydı. Toplumların sosyo- ekonomik, kültürel ve iletişim kanallarının değişimi ile birlikte Kültürel etkinlikleri de doğal olarak değişmektedir. Destanlar fiziksel olarak tümüyle yok olmuş gibi gözükse de ağıt nitelikli yazında konusuna göre rastlamak olasıdır. Örneğin Mustafa KEMAL için binlerce ağıt yazılmasına karşın, ozanlık yaşamına başlayan pek çok yeni halk ozanları bu geleneği sürdürebilmektedir. Yine Deniz GEZMİŞ ve arkadaşları için, Uğur MUMCU için yazılan ağıtlar, İbrahim KAYPAKAYA için annesinin yazdığı ağıt, belleklerimize en çok yer etmiş olanlardır. Pek çoğunun da bestelenerek okunduğuna sık rastlıyoruz.

Daha önce halk ozanı olarak şiirleri ile tanıdığımız Hasan KORKMAZ’ı (Korkmazi) bu kez bir araştırmacı olarak görüyoruz. Uzun emekler sonucu ÖYKÜLERİYLE ÇORUM YÖRESİ AĞITLARI kitabını ortaya koymuş. Kitap, Kültür Ajans tarafından basılmış. Yöresel anlamda önemli bir kültürel boşluğu gidermiştir. Bu övülmeye değer bir kültürel çalışma ve hamaratlıktır. Geleceğe duyulan kültürel sorumluluktur. Kim bilir pek çok yörenin ne çok ağıtları – destanları vardı. Fakat bir Hasan KORKMAZ’ı yoksa hepsi yok olup gidiyor. Arşivlere giremiyor. Gelecekteki araştırmacıların eline bir rehber verilemiyor. Bizi biz yapan değerler de silinip gidiyor.

Kitaba önsöz yazan Sayın Prof Dr. Hayrettin İVGİN “Türk halk şiirinin ve türkülerin ana kaynağı ağıtlardır. Şuna inanın, özellikle türkülerin sözlerine bakın, büyük oranda ağıt parçalarıdır. Ağıtların derlenmesi toparlanması bir araya getirilmesi önemlidir. Önemlidir çünkü bu parçalar, bizim kaynağımızdır. Literatürümüzdür.” diyor.

Yine ülkemizin saygın şair ve yazarlarından sayın Can YOKSUL kitap için şöyle diyor : “Ağıtlar insanların dünyaya gelişiyle başlar. Ölünceye dek sürüp gider. Her toplumun kendisine özgü ağıtları olduğu gibi insanların, öbür canlıların da kendine özgü ağıt biçimleri vardır. Yalnız insanlar değil, birçok hayvan da ağlarken gözyaşı döker. Kesilen bir ağacın koparılan bir bitkinin de ağıdı kendine özgüdür.”

Tarihin en eski boylarından olan Türklerin başından hep destansı olaylar geçmiştir.

Acıyı, sevinci, mutluluğu, mutsuzluğu iç içe yaşamıştır. Bitip tükenmeyen göçler, doğal yıkımlar (afetler), savaşlar, kıtlıklar ve ölümler vardıkları coğrafyada hep ağıt olarak dile gelmiştir.  Ağıtlar yalnız bir kişinin, bir ailenin değil, bütün toplumun yüreğinin sesidir.’’

Ağıtlar bir yürek burkulması, titremesi sonucu oluşan duyguların dizelere dökülmesi, hatta sazla – sözle destanlaşmasıdır. Ağıt yazmak yerine, ağıt yakmak deyimini kullanıyoruz. Bu, Türk halk ozanlarına özgü bir terimdir. Yanmayan yürek ağıtı nasıl yakıp tutuşturabilir. Yanmayan yüreğin alevi olmaz ki, ağıtı yakabilsin.

Dileriz ki hiçbir canlı ağıt yakılacak duruma düşmesin.
===============================================
Dostlar,

Bu önemli kültür hizmetini bize ulaştıran dostumuz, sitemizin konuk yazarlarından Sn. Mustafa Aydınlı‘ya teşekkür ederiz. Sn. Aydınlı bu kitabı okuyarak bize özetleyip tanıtıyor. Bir o denli teşekkürümüz de elbette bu kültür kaynağını derleyip yazan Sn. Hasan Korkmaz‘a.

Ağıt sürecinin ve kavramının sosyo-ekonomik, kültürel, antropolojik.. tarihsel boyutlarını somut örnekleriyle irdeleyen yapıtın okunmasını, okutulmasını dileriz..

Uzamış yas sendromu” Psikiyatride iyi bilinen bir sorundur. Kerbela‘ya ne demeli? 1380+ yıldır insanlar Hz. Muhammet’in soyu olan Hz. Hüseyin ve ailesine (Ehli Beyt’e) Kerbela’da yapılan tarifsiz zulmü ve katliamı unut(a)mamakta ve yasını, Muharrem orucunu tutmaktadır.

Elbette asıl olan bu tür insanın insana – doğaya – hayvanlara zulmünü / şiddetini önlemek, en aza indirmektir. Bu bağlamda erdem eğitimi insanlara verilmeli ve değerler kazandırılmalıdır. Dolayısıyla insan davranışında şiddetin en ağır derecesi olan zulmün ve savunma – tepki aracı olan AĞIT kurumunun tüm boyutlarının bilimsel araştırmalarla aydınlatılması gereklidir.

Yakın tarihimizde, 1980’ler başında Çorum’da Alevi kardeşlerimize dönük ölçüsüz vahşet ve yüzü aşkın savunmasız insanın hunharca öldürülmesi belleklerden haklı olarak silin(e)memiştir.. Dolayısıyla uzayan yas sendromunu, insanların çok ağır örselenmeleri (travmaları) belleklerinden uzun yüzyıllar sonra bile silemeyişlerini  doğal ve insancıl karşılamak olanaklıdır ve gereklidir. Mazlum ve savunmasız insanlar Devletten bile can güvenliği sağlayamadıklarında, bir tür ortak (kollektif) savunma – dayanışma refleksi olarak, yaşadıkları örselenmeleri unut(a)mayarak uyanık kalma zorunluğu duyumsamakta, içlerine kapanmakta ve şizoid – introvert (içe dönük) tutum ve davranışlar geliştirebilmektedirler.

Bu olgu öte yandan, toplumsal kaynaşmaya, bütünleşmeye hatta Uluslaşmaya ciddi engeldir.

Mustafa Kemal Paşa gene yol gösteriyor 100 yıl öncesinden :

  • YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ
  • YAŞAMDA EN GERÇEK YOL GÖSTERİCİ AKIL VE BİLİMDİR..

Dileriz bu Ulus bir daha, şanlı Nazım Hikmet’in Kuvayı Milliye Destanı gibi görkemli yapıtlarına gerek duymasın.. İnsanlık da..

Sevgi ve saygı ile. 25 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com