Etiket arşivi: Türkiye İşçi Partisi

DENİZ GEZMİŞ VE DEVRİM

GÜNGÖR BERK
ADD Fethiye Şb. Eski Bşk.
Onlar 20’li yaşlarındaydılar…

27 Mayıs 1960 Devrimi’nden sonra demokratik düzene 1961 Anayasası yapılarak devam edilmişti.

  • Bir çağdaşlaşma belgesi olan 1961 Anayasası ile sosyal devlet dönemi başlamıştı.

1961 Anayasası geniş bireysel ve toplumsal haklar, özgürlükler getirmişti. Bu ortamda toplumu ileriye taşıyacak siyasal partiler ve demokratik kitle örgütleri de hızla yerlerini almıştı. “Bilimsel Sosyalizm” gün yüzüne çıkmış ve siyasal bir parti olarak “emperyalizme karşı” örgütlenmişti. Toplum ve insanlar çağdaş bir Türkiye için uyanmaya başlıyordu.

Türkiye İşçi Partisi, işçi sınıfı öncülüğünde ve parlamenter sistem içinde iktidara gelmeyi amaçlayan sosyalist bir parti olarak kurulmuştu. Tüzüğünde: “Türkiye İşçi Partisi, Türkiye İşçi Sınıfının ve onun tarihsel ve bilime dayanan demokratik öncülüğü etrafında toplanmış, onunla kader birliğinin bilinç ve mutluluğuna varmış bütün emekçi sınıf ve tabakaların kanun yolundan iktidara yürüyen demokratik, bağımsız, sosyalist örgütüdür” deniyordu.

Dönemin özgürlük ortamında “az gelişmiş” ülkelerin hızlı kalkınma modelleri de tartışmaya açılmıştı. “Türkiye’nin Düzeni”ni sorgulayan aydınların üzerinde birleştiği ve sosyal adalet içinde uygulamaya konulacak bir “planlı devletçilik” modelini benimseyen “zinde kuvvetler” siyasal iktidar arayışına başlamıştı.

Türkiye İşçi Partisi 1961- 1971 yıllarında işçi, köylü ve aydınların umudu oldu, 1965 seçimlerinde parlamentoya girdi, başarılı muhalefet yaptı. Türkiye İşçi Partisi’ne göre: Türkiye’nin önündeki devrim “Sosyalist Devrim”di. Feodal kalıntılara karşı yapılacak demokratik ve emperyalizme karşı yapılacak ulusal mücadele sosyalizm için verilecek mücadeleden ayrı düşünülemezdi.

Ama ülkenin “geri bıraktırılmışlığı”, sivil – asker aydın kesimde hızlı kalkınma modeli arayışları, seçim sisteminin değiştirilmesiyle getirilen engeller, sosyalist bir partinin yaşatılmasındaki zorluklar, parti içinde öne çıkan muhalefet ise ufuktaki bir Sosyalist Devrim’in, iktidar umudunun azalmasına neden oldu.

Türkiye İşçi Partisi içindeki muhalefete göre: Türkiye’nin önündeki devrim aşaması “Sosyalist Devrim” değildi. İlk aşama, Sosyalist Devrim’in koşullarını hazırlayacak olan “Milli Demokratik Devrim”di. Milli Demokratik Devrim tamamlandıktan sonra Sosyalist Devrim aşamasına geçilecekti.

Altmışlı yıllar antiemperyalizm ve tam bağımsızlık bilincinin yüceldiği, işçi ve öğrencilerin “halktan yana çağdaş bir düzen özlemiyle” ayağa kalktığı ve tek yol olan devrime koştuğu, “gerçekten tam bağımsız Türkiye”nin yaratılacağı umut edilen yıllardır. İşçinin yanı sıra gençlik de sosyalizmden etkilenmiş ve önemli ölçüde siyasal hareketlerin içinde yer almıştır.

Üniversitelerde lider olarak Deniz Gezmiş’in öne çıktığı boykot ve işgaller… Amerika Altıncı Filosu askerlerinin denize dökülmesi… Hakları peşindeki işçilerin yaygın grevleri… Toplum polisiyle çatışmalar… Peş peşe gözaltı ve tutuklamalar… Tam Bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal Yürüyüşü… Dünya gençliğinin özgür bir dünya için 1968 kalkışması… 1969 Kanlı Pazarı

Deniz Gezmiş on sekiz yaşını tamamladığında, genel seçimler ertesinde, 11 Ekim 1965’te, Türkiye İşçi Partisi Üsküdar Şubesi üyesi olmuştu. Ertesi yıl da ilçe yönetim kuruluna seçilerek ilçe sekreterliği görevini üstlenmişti. 30.07.1967 günü yapılan Üsküdar ilçe kongresinde, işçi olmayan kesimden, il delegeliğine seçilmişti.

Türkiye İşçi Partisi’nin gençlik eylemlerine partili gençlerin katılımını engellemeye çalışması, solcu – sağcı öğrenci çatışmasına dönüşen eylemlerde kan dökülmesi, yaklaşmakta olan 12 Mart 1971 faşist darbesinin ayak seslerinin duyulmaya başlaması Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını parti mücadelesi döneminin aşıldığı düşüncesinde birleştirecektir. Sonunda sosyalist parti bırakılacak ve “Devrimci Öğrenci Birliği” kurulacaktır. Ama düşünce ayrılıkları kısa sürede yol ayrılıklarını, yol ayrılıkları ayrı örgütlenmeleri, silahlı mücadeleyi doğuracaktır.

Deniz Gezmiş ve devrimci arkadaşlarının bundan sonraki koşusu “Tam Bağımsız Türkiye için, Amerikan emperyalizmine karşı, Milli Kurtuluş Mücadelesidir”. Kısa süren bu mücadele faşist 12 Mart asker darbesi ile son bulacak, yükselen toplumsal gelişmenin de önü kesilecektir. Onurlu ve cesur duruşlarından geri adım atmayan Deniz Gezmiş ve devrimci gençler Kızıldere’de, Nurhak dağlarında, idam sehpalarında ölümle buluşacaktır.

Mare Nostrum’u ozanımız Can Yücel yazdı:

En uzun koşuysa elbet Türkiye’de de Devrim
O, onun en güzel yüz metresini koştu
En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak…
En hızlısıydı hepimizin
En önce göğüsledi ipi…”

Bitmeyen bağımsızlık kavgasında, çağdaş bir Türkiye için ölümü göze almış bu devrimci kuşak, Deniz Gezmiş’in adında yaşamaya devam ediyor.

#6mayıs darağacında 3 #fidan #denizgezmiş Sen Ölmedin Deniz… Mavi sularında geleceğe yelken açacak özgür bireyler için ölümsüzleştin…

(Not: Fotoğraf tarafımızdan eklenmiştir… Ahmet Saltık)

Ali Rıza AYDIN : Seri cinayetlerin katili

Seri cinayetlerin katili

portresi


Ali Rıza AYDIN

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/ali-riza-aydin/seri-cinayetlerin-katili-132044, 8-9 Ekim 2015

(AS : Bizim katkılarımız yazının altındadır..)

Bazen, beyin sözcüklerle barışık olmaz, parmaklar klavyeye uzanmak istemez. Bahçelievler katliamının yaşandığı, Türkiye İşçi Partisi üyesi 7 gencin canlarına hunharca kıyıldığı 8-9 Ekim 1978’in yıldönümleri de böyle günlerden… Ne yazık ki, böyle günler çoğalıyor. Geçmişte kıyılan canları düşünürken, yüzlercesi, binlercesi yığılıyor. 2015’in Suruç’u daha çok yeni… Sürdürülebilir kılıyorlar katiller marifetlerini, örgütlü ve planlı olarak. Yaşamımızın her anında bir yenisini koyuyorlar önümüze, geçmişi unutturmayı da becererek…

Dünya savaşlarından derslerini öğrenmiş sömürü düzeni, artık tüm zaman dilimlerini seri cinayetlere, katliamlara ve savaşlara paylaştırıyor. Bir gün dünyanın bir köşesini kullanıyorlar, ertesi gün bir başka köşesini. Bir gün yaşadığınız yurdun bir köşesinde kıyılıyor canlara, ertesi gün bir başka köşesinde… Maşa katiller, bin bir yöntemle hem öldürüyor, hem de gerekçeler kılıfını kullanarak gerçek katili gizliyorlar. Gerçek katil, seri cinayetlere devam ediyor. Bir kısmına iş kazası dedirtiyor, bir kısmı görev gereği gerçekleşiyor. Yeni gerekçe ise sağlam; kimin canına kıyılacaksa teröristtir, cana kıyılacak her olay da terör

  • Terörü siz yaratır, teröristi siz besler, sonra da “mücadele” diye diye siz çökersiniz halkların üzerine…

Terör bahanesiyle insanları yollara döker, göç yollarında ölüme terk eder sonra da “mülteci hukuku” ve “yardım” nutukları atarsınız. Terör öylesine sağlam ve kanıksatılabilir bir gerekçedir ki, susturursunuz yüreği yananları ve geniş kitleleri, gerçekleri gizleyerek… Ve donatırsınız güvenlik güçlerinizi, hukuku da arkanıza alarak. Ve de görevlendirirsiniz en yetkili ağızlardan yandaşlarınızı… Söz konusu devletlerse eğer çıkarsınız NATO’nuzla ortaya… Ya şiddet uygularsınız ya da hukuk ve yargı aracılığıyla toplumsal davalar yaratarak tutuklar, yıllarını yok edersiniz insanların. Bulursunuz bir gerekçe ve hemen üzerine giydirirsiniz hukuk kılıfını. Yakarsınız, yıkarsınız, yaralarsınız, can alırsınız… Seri cinayetlerinize devam edersiniz.

Cinayetlerinizi ve katliamlarınızı meşru göstermek için her yolu denersiniz.
Meşru gözüksün ki, 1978 Ekiminde, planlı şekilde bir evin içine dalıp yok ettiğiniz
7 dinamik, üretken, aydın, devrimci, sosyalist gencin katliamı gibi olmasın cinayetleriniz.
Meşru gözüksün ki, kendinizi temize çıkarmak için maşa olarak kullandığınız katilleri hukuk ve yargı marifetiyle kurtarma zahmetine katlanmayın.

  • Sen ey sermaye düzeni, sen ey etnik ve dinsel her türlü gericiliği yanına alıp
    sömürme avına çıkan, zulümlerin kaynağı sermaye düzeni:

– Cinayetlerine hangi kılıfı bulursan bul,
– kimlerin ellerine silah verip örgütlersen örgütle,
– kimleri devasa donanımlı terör örgütleri haline getirirsen getir,
– kimleri etnik ve dinsel görüntü altında savaştırırsan savaştır,
– kimleri insanları yerlerinden yurtlarından etmeleri için kışkırtırsan kışkırt,
– kimleri patron yapıp iş cinayetlerini maşalarının üzerine yıkarsan yık,
– kimleri cinsel açlığa terk edersen et,
– kimleri devletlerin yönetimine oturtursan oturt,

hukuka ne kadar takla attırırsan attır, hangi yolları denersen dene…
Seri cinayetlerin katili sensin…
Senin sömürü düzeninin yaşaması için işleniyor cinayetler… Senin emperyalist emellerin için çıkarılıyor savaşlar… Senin sömürü düzenin besleniyor eşitsizlikten, adaletsizlikten, zulüm ve şiddetten… Sen üretiyorsun silahları, sen besliyorsun gericiliği…
Sen sömürüyorsun, sen eziyorsun… Faşizmi sürekli hale sen getiriyorsun…
Sen korkuyorsun sınıfının yok edilmesinden…

Öylesine korkuyorsun ki, Bahçelievler 15. Sokaktaki eve daldıklarında, “böyle devrimcilik mi olur, evde bir silah bile yok” diye şaşıran maşalarına kıydırıyorsun

Serdar Alten’i,
– Latif Can’ı,
– Faruk Ersan’ı,
– Efraim Ezgin’i,
– Salih Gevenci’yi,
– Hürcan Gürses’i,
– Osman Nuri Uzunlar’ı…

Evet, onların evinde silah yoktu ama her biri birer silahtı beyinleriyle, yürekleriyle, bilimsel sosyalizme ve sınıfsal mücadeleye inançlarıyla… Ve sen hâlâ seri cinayetlere, katliamlara, savaşlara, faşizmin türlü renkleriyle, zulmünün ve katliamlarının senaryosunu değiştirerek devam ediyorsun… İşçi sınıfından, sömürdüğün halktan korkun devam ediyor çünkü…

Ey sömürü düzeni, ey seri cinayetlerin katili                :  

Maşa katillerin ne kadar cezasız bırakılırsa bırakılsın, emir erlerin hukuk tarafından ne kadar koruma altına alınırsa alınsın, devlet gücünü ne kadar kullanırsan kullan, demokrasi perdesinin arkasına ne kadar saklanırsan saklan,  cezasız kalmayacaksın. Her kıydığın can, arkasına binleri, yüzbinleri, milyonları alarak seni yok edecek… Tarihin çarkı geri çevrilemeyecek

Behice Boran’ın, 1978 katliamının 1. yıl anmasında dediği gibi, ne “ölenler geçmişe”, ne de “mücadele bayrağı uzlaşma hesaplarına” teslim edilmeyecek.

====================================

Dostlar,

Çok değerli dostumuz, Anayasa Mahkemesi’nin önceki yazanakçılarından (raportör) Sn. Ali Rıza Aydın‘ın, her sözcüğü hatta hecesi büyük acıyla kavrulmuş haykırışı, isyanı ve devrimci direnci yukarıdaki yazıda olduğundan daha başarılı dökülebilir miydi yazıya??

Biz, Ankara Bahçelievler’de 7 TİP’li gencin alçakça katledildiği 8-9 Ekim 1978’de Keban’da hekimlik meslek yaşamımızın ilk görev yerinde idik. Cumhuriyet gazetesini alıp okumak bile Demirel’in başbakanlığındaki MC döneminde ciddi risk idi. Bize de somut ölüm tehditleri yağıyordu. Oysa hiçbir ayrım yapmaksızın ilçe halkına, gece-gündüz demeden özveriyle sağlık hizmeti sunuyorduk 2 hekim olarak. Nitekim 1 ay kadar sonra Hacettepe’de Toplum Hekimliği / Halk Sağlığı uzmanlık eğitimine (ihtisasa) başlamak üzere ilçedeki görevimizden ayrılmıştık. Ölüm tehditleri,

  • “Keban’a dönmesin vuracağız!” kertesine erişmişti!Emniyet Başkomiseri olan babamıza (Halis Zeki Saltık) konuyu açmıştık. İlçeden ayrılmak üzere gelişimizde bize adeta yakın koruma olarak İstanbul’dan gelerek eşlik etmişti. Eşyalarımzı toplarken kapıda güvenlik görevlisi idi!Ne yazık ki 2 yıl kadar sonra İstanbul’da görevi başında girdiği bir çatışmada O’nu 47 yaşında görev şehidi verdik (07 Temmuz 1980).. Biz Ankara’da idik ve O’nu koruyup kollamaya gücümüz olmadı! Ülke 12 Eylül 1980’e çok kanlı biçimde sürükleniyordu..36 yıl sonra günümüzün koşularının 12 Eylül 1980 darbesi ile tohumlandığını savlamak çok mu iddialı olur?? Türkiye büyük bir hesaplaşmaya sürükleniyor.. En az kan dökülmesi ile atlatılması en büyük dileğimizdir.. Ama her durum ve koşulda
  • Türkiye Cumhuriyeti, Büyük Atatürk’ün öngördüğü üzere,
    sonsuza dek payidar kalacaktır (yaşayacaktır)!

Sevgi ve saygı ile.
08 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

45 Yıl Sonra 12 Mart 1971 Darbesi..

45 Yıl Sonra 12 Mart 1971 Darbesi..


Dostlar,

45 yıl sonra 12 Mart 1971 askeri darbesi için aşağıdaki yazımızı bir kez daha paylaşmak istiyoruz..

Ekleyelim ki; derin şaşkınlık içindeyiz (!), 45 yıl sonra Türkiye, nasıl da 12 Mart 1971 askeri darbesi öncesi koşullara benzer bir kıskaç ortamında gene??

Tarih tekerrür mü ediyor??
Niye?
Tarih, ondan gerekli dersi çıkaramayan “aptallar” için yinele(n)mez mi?
Biz aptal mıyız???
Biz aptal mıyız????
Biz ap – tal …..

Sevgi ve saygı ile.
12 Mart 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

*********

43 Yıl Sonra 12 Mart 1971 Darbesi

Dostlar,

12 Mart 1971 askeri darbesi yapıldığında Hacettepe Tıp Fakültesi’nde
1. sınıf öğrencisiydik. Bir anımızı aktararak başlayalım :

Hacettepe Tıp Fakültesi kütüphanesinde ders çalışmaktaydık.
Kaynak araştırırken bir kitap gözümüze ilişti :

  • MARKSİZM ve GERİLLA SAVAŞI..

Dikkatimizi çekti, ödünç aldık akşam evde okumak üzere. Tuzluçayır’da bir gecekonduda kiracı idik. Emniyet Komiser Yardımcısı babamız Artvin’de
Şark hizmetinde” idi. EGO otobüsünden son durakta indik ama daha 10 dakika kadar yürümemiz gerekiyordu. Tepede, yol ağzında bir asker, elinde silahı ile nöbetteydi. Başımıza çook işler açabileceği korkusuna kapıldığımız kitap çantamızdaydı.
Ya bizi durdurur ve ararsa? “Tehlikeli” üstelik de kırmızı renk ciltlenmiş bu “Kitabı” (?) bulursa halimiz ne olacaktı? Ailenin büyük çocuğu bizdik, babamız uzaklardaydı.
Bacaklarımız titremeye başlamıştı. Geri dönemezdik, deyim yerinde ise “çaktırmamak” da gerekliydi. Bütün hünerimizi (!) kullanarak, 1-2 dakikalık süreci saatlermişçecine, büyük gerilimle yaşayarak evimize doğru yürüdük. Yüreğimiz göğsümüze sığmıyordu..

Neyse, korktuğumuz başımıza gelmemişti..

Gece bir miktar karıştırdık ve sabah ilk iş olarak iade ettik bu “belalı” (!) kitabı.
Daha sonrasında da endişemiz bitmedi. Ya o kitap bir “tuzak” idiyse ve biz fişlendiysek?

***********************

Dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Memduh Tağmaç Hazretlerine..

Sosyal uyanışın ekonomik gelişmeyi aştığını ve “bu elbisenin” ülkeye bol geldiğini, daraltılması gerektiğini buyuruyordu. Demesi oydu ki; 1961 Anayasası’nın getirdiği demokratik hak ve özgürlükler rejimi sorunun temel kaynağıydı.

Gerçekte ise “sorun” çok kaynaklıydı.. Türkiye İşçi Partisi, adil seçim sistemi
(Ulusal Artık –
Milli Bakiye) sayesinde 15 sosyalist milletvekilini TBMM’ye taşımıştı (1965). TBMM’de ezber bozmaktaydılar. Çetin Altan harika konuşmalar yapıyordu.
İsmet İnönü, CHP Genel Başkanı olarak, “CHP’nin Ortanın solunda olduğunu” açıklamak zorunda kalmıştı.

İşçi hareketleri, sendikalar, öğrenci eylemleri, üniversitelere yansıyan
68 Fransa Üniversite Gençliği Eylemleri, ekonomide gelinen bıçak sırtı,
16 Şubat 1969 Beyazıt Kanlı Pazar’ı, 15-16 Haziran 1970 işçi eylemleri..
 vb.

O zamanki adıyla “anarşi” ülkede kol geziyordu. Necip (soylu) halkımız,
“anarşik eylemlere” karışanlara “anarşit” diyordu. Gerçekte bu terimin doğrusu “Anarşist” idi. “Anarşizm” bir ideoloji idi kurulu düzene karşı kullanılan.
Bu ideolojiyi benimseyen ve uygulayanlara ise “Anarşist” denmekteydi.

“Anarşi” ve “Anarşitler”, “solcu ve yıkıcı” olarak niteleniyordu. Ülkenin ulusal varlıklarına sabotajlar düzenliyorlardı (!). Kökleri dışarıda idi. Marksist-Leninist idiler!
Örn. Marmara araba vapurunu batırmışlar, Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’ni yakmışlardı! Sonradan bu eylemlerin provokasyon olduğu kanıtlanmıştı ama
amaca da ulaşılmıştı ne yazı ki..

Asker ve polisle çatışıyordu “bu anarşitler..”, banka soyuyorlardı.

“Anarşitleri” ihbar eden ve yakalanmalarını sağlayan “sayın muhbir yurttaşlar
hatırı sayılır para ödülü almaktaydılar.

*****

12 Eylül 1980 darbesi sonrasında ise bu kez “anarşi” yerine “terör”, “anarşit” yerine “terörist” gelmişti. Gene bir Marksist-Leninist örgüt ile karşı karşıya idik.
Kökü gene dışarıda idi, yıkıcı ve bölücü idi..

Senaryo yineleniyordu “yeni kurban aktörler ve yeni retorik” ile..

*****

Bu gidişe bir “dur denilmesi” zamanı gelmiş hatta geçmekteydi de..

12 Mart Muhtırası hazırlandı12 Mart 1971‘de Genelkurmay Başkanı
Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri komutanı Muhsin Batur‘un imzasıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay‘a  verildi ve Demirel hükümeti istifaya zorlandı. Muhtıra’da şöyle denildi :

  • Meclis ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatlarıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk’ün bize hedef verdiği uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.
  • Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetleri’nin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliğini giderecek çarelerin, partiler üstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir.
  • Bu husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek, idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır. Bilgilerinize… 

Süleyman Demirel, Başbakanlık koltuğunu terk etti, şapkasını alıp gitti..
Zaten, O’nun deyimiyle “Ülke 70 sente muhtaç” durumda idi.
Belki de hakkında hayırlı olurdu bu mola.. (kendi deyimiyle 6 kez gitti, 7 kez geldi!)

“12 Mart Balyoz hareketi ve büyük gözaltı” başladı.
Hukuk Profesörü Nihat Erim Başbakan oldu ve bir hukukçunun başına gelebilecek
en ağır yıkımı kendi diliyle başına sardı, hukukun en temel ilkelerinden birini çiğnedi :

“Makable şamil kanun yapacağız..” buyurdu.
(Geçmişe yürürlüklü yasa yapacağız..)

Büyük atasözüdür, “Dilim dilim, başıma giydirir kara kilim..”

Ülke genelinde sıkıyönetim, balyoz gibi “anarşit” lerin üzerine indirildi.
Toplumda ve Ordu’da “sol” hatta “Kemalizm” adına hemen tüm ögeler (unsurlar)
tasfiye hatta imha edildiler.. 12 Eylül kalanları temizledi.. AKP ile ise “eradikasyon” (kökünü kazıma) devrede.. Hatta Ordu’nun tasfiyesi..

Bu kez günah keçilerinin jargonu “Darbeci”!
AKP Hükümeti tam bir paranoya içinde..
Uçan kuşlar, esen yeller, akan sular… her şey ama her şey AKP’ye DARBE’yi anımsatıyor!

Onmaz bir politik paranoid bozukluk ve türevi darbe obsessif- kompülsif bozukluğu..

Bu yüzde yüzlerce yurtsever, öncü, gazeteci, yazar, asker… yıllardır içerde..
Balyoz mu demezsiniz, Ergenekon mu, Askeri Casusluk mu…?
Gırla komplo AKP hükümetine karşı..
Düşmanını yarat, yalanı büyük söyle ve belki, bir süre sonra sen de inan!
Ne hazin seyran..
Neyse ki bu günlerde biraz tavsadı bu hezeyan..

*****

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan..
“3 Fidan” 20’li yaşlarında idam edildiler.
Oysa hiçbir yaralama ve öldürme eylemleri olmamıştı.

******************

1961 Anayasası’nın 35 maddesi değiştirildi ve Muhtıra’nın başındaki komutanın
Bu anayasa bol geliyor..” bağlamındaki yakınmasının gereği yapıldı.
Anayasa Hukuku Profesörü Nihat Erim Başbakan iken..

Rejim zap-ü rapta alındı.. “Anarşit” ler temizlendi ve “anarşi” durdu(ruldu)!

Necmettin Erbakan, sağcı-dinci-milliyetçi-muhafazakar ilk partisini kurdu ve
hatırı sayılır oy aldı.. Önlenemeyen yükseliş başlamıştı ve 12 Eylül sonrasında,
Anayasa Mahkemesince birkaç kez kapatılıp ertesi gün yenisi açılan
Erbakan partilerinden Refah Partisi 1. parti oldu ve Çiller’li DYP ile
Refah-Yol Koalisyonunu kurdu,

Erbakan Başbakan bile oldu!

  • 12 Mart 1971 Darbesi Erbakan’ı iktidar yaptı..
  • 12 Eylül 1980 Darbesi de O’nun “Milli Görüş Gömleğini Çıkaran”
    ayrık otu çocuklarını, RT Erdoğan – Abdullah Gül ve takımını iktidar yaptı.

İşte size son 40 yılın kısa bir siyasal-tarihsel panoraması..

Veee, son darbe de bu 2 kritik dönüşümde kullanılarak işlevini şimdilik tamamlayan,
NATO süreçlerinde 1952’den bu yana “başkalaştırılan” (metamorfoza uğratılan)
TSK’ya vuruluyor..

Sonrası mı.. yazmaya gerek var mı?

***************************

Ama bu lanetli “Yeni Sevr” (BOP!) mutlaka bozulacak.

Büyük Atatürk‘ün hedefe attığı şaşmaz ok yoluna devam edecek :

  • Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır..

Sevgi ve saygı ile.
12.3.14, Ankara
(Geçen yıl bu gün yazdığımız yazının güncellenmiş biçimidir..
yazının pdf formatı için : 43_Yil_Sonra_12_Mart_1971_Darbesi)

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

Zeki Sarıhan : BİR HATANIN YOL AÇTIĞI SONUÇ


BİR HATANIN YOL AÇTIĞI SONUÇ

Zeki_Sarihan_portresi 

Zeki Sarıhan
 
Bakmayın öyle geçmişimizle övünüp sudan çıkmış ak kaşık gibi göründüğümüze. Hepimizin geçmişinde birçok hata vardır.
Zaten hatasız insan olmaz. Hatalar, ders çıkarılmak içindir.
 
1960’lı yıllarda Ankara Yüksek Okullar Talebe Birliği adında bir kuruluş vardı. Bu kuruluşu oluşturan dernekler Gazi Eğitim, Erkek Teknik, Kız Teknik, Yüksek Öğretmen ve Turizm Ticaret Yüksek Öğretmen Okulu öğrenci dernekleri idi. İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Öğrenci Derneği de kuruluşu oluşturanlar arasında ise de o sırada iki başlı ve mahkemelik olduğundan Birliğe katılamıyordu.
 
10 Mayıs 1968 günü bu Birliğin genel kurul toplantısı yapıldı. Ankara’da
5 yüksek okulun öğrenci derneklerini temsil edecek böyle bir birliğin kongresine siyasal çevreler de önem veriyor olmalıydı ki
kongreyi Güçbirliği temsilcileri de izlediler.
 
O tarihlerde gençler arasında üç siyasa akım vardı.
Soldan sağa doğru Sosyalizm, Sosyal Demokrasi, Ülkücülük.
 
Gazi Eğitim Öğrenci Derneği sosyalistlerin elindeydi. Ben de okul adına birliğe delege seçilen 2 kişiden biriydim. Enstitünün 1. sınıfındaydım. Siyasal deneyimlerim yeterli sayılmazdı.
 
Arkadaşlarım, beni birliğin başkanlığına aday gösterdiler. Öbür okulların delegelerine beni tanıttılar. Fakat başkan seçilmem kolay olmadı.
Çünkü öbür okulların da başkan adayları vardı, biraz da yukarıda saydığım üç siyasal akım, derneğin yönetiminde temsil edilmek isteniyordu.
 
Oylamalar neredeyse kilitlenmişti ki 6 Haziran 1968 günü, 20. tur sonunda başkan seçilebildim. 9 kişi bana oy verdi, 3 kişi başka bir adayda diretti, 2 de çekimser oy çıktı. Uğraşıp didinip başarmıştık…
 
İyi hoş da başkan yardımcısı kim olacaktı? Ben Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’ndan bir arkadaşa söz vermiştim. Bunun nedeni onun da benim gibi sosyalist olmasıydı. Turizm Ticaret Yüksek Öğretmen Okulu’ndan sosyal demokrat bir arkadaşın 2. başkan olmasında direttilerse de bunu kabul etmedim. Yönetim tümüyle sosyalistlerin elinde olmalıydı! 
 
Ben o zaman Türkiye İşçi Partisi’nin etkisindeydim. TİP, CHP’yi, sağcı bir parti olarak nitelendiriyordu. Bu görüş 1940’lı yıllarda doğruydu fakat köprülerin altından çok sular akmış, CHP 1950’de muhalefete düşmüştü. Ayrıca 2. başkan olması için söz verdiğim arkadaşa karşı
da mahcup olmak istemiyordum.
 
8 Haziran günü Yüksek Öğretmen Okulu’nda ilk yönetim kurulu toplantısını yaptık. Bu toplantı tam yedi saat sürdü ve Turizm Ticaret Yüksek Öğretmen Okulu delegeleri bana güvensizlik belirttiler.
Çeşitli usul sorunları gündeme geldi ve konuyu sonuçlandıramadık, toplantıyı 15 Haziran’a erteledik.
 
Belirlenen günde yeniden toplandık. Kimi CHP’li delegeler beni sorguladılar. “Geçen hafta cumartesi günü neredeydiniz?” dediler.
O gün Fikir Kulüpleri Federasyonu’na gittiğimi hatırladım. CHP’liler, ülkücüler ölçüsünde değilse de soğuk savaş döneminin hâlâ etkisi altındaydılar. Sosyalizmi yabancı bir ülkenin ideolojisi gibi görenler eksik değildi. 
 
Güvensizlik oylaması bu toplantıda sonuçlandı. 3 evet, 3 boşa karşı
12 güvensizlik oyuyla Ankara Yüksek Öğretmen Okulu başkanlığım sona erdi. Başkanlığa Turizm Ticaret’ten Sosyal Demokrat bir arkadaş seçildi. O da yaptığı ittifakların sonucu olarak ülkücü bir delegeyi başkan yardımcısı yaptı.
 
Başkan ertesi yıl okulunda devre yitirdi ve dolayısıyla başkanlığı da düştü. Onun yerine ülkücü 2. başkan, başkanlığı devraldı. 
 
Yanlış ittifak anlayışı sonucu koskoca Ankara Yüksek Okullar Talebe Birliği, benim acemi ellerimle ülkücülere teslim edilmiş oldu.
12 Mart 1971 askeri darbesi geldiğinde başkan hâlâ aynı kişiydi.
Kongre yaptığı falan da yoktu. Yayımladığı bildirileri görünce
yaptığım hatayı hissediyordum ama iş işten geçmişti artık.
 
Sizce buradan günümüz için çıkarılması gereken ders var mı?
Hani hepsi benden olsun diye yola çıkarak tümünü yitirmek gibi falan. Yani kaş yapayım derken göz çıkarmak… 
(30 Haziran 2014)

Adalet İçin Hukukçular, Halit Çelenk’i anıyor


Dostlar,

“Adalet İçin Hukukçular, Halit Çelenk’i Anıyor”
toplantısına katıldık önceki gün..
Birkaç gün gecikti isek de bu programı paylaşmak istiyoruz.

Çünkü o devrimci Avukat Halit Çelenk 3 yıl önce bu gün toprağa verilmişti.
5 Mayıs 2011 günü aramızdan ayrılmış, Deniz – Yusuf – Hüseyin‘in idam yıldönümleri olan 6 Mayıs günü (1972) yaklaşırken yüreciği daha çok dayanamamış ve yaşamdan ayrılmıştı. O devrim şehitleri gibi aynı gün, -ama 39 yıl sonra- toprağa verilmişti.

Bu gün O’nu ve 3 Fidan’ı gömütleri (mezarları) başında anacağız..

Şükran ve minnetimizi dile getireceğiz.

Bir kez daha yetkililerden bu “3 Fidan” ın yasa ile saygınlıklarının geriverimini (iadesini) diliyor ve uygun yerlere yontularının dikilmesini istiyoruz.

Menderes – Polatkan – Zorlu‘ya yapıldığı gibi..

Bu 3’lünün yargılanma sürecinde baskı altına alınan Yassıada Ağır Ceza Mahkemesi‘nde usul hukukuna uygun davranılmadığı bir gerçek olmakla birlikte, eylemlerinin Türkiye’ye ihanet sınırına dayandığı hatta aştığı su götürmez bir gerçektir.
(Bkz. 27 Mayıs 1960 Devrimi 53 Yaşında! http://ahmetsaltik.net/2013/05/27/27-mayis-1961-devrimi-52-yasinda/)

Oysa “3 Fidan” hiç cana kıymamışlardı.. Eylemleri o zamanki TCK (Türk Ceza Kanunu) 146. md. kapsamında değildi. 12 Mart faşizminin gölgesindeki TBMM ne yazık ki bu 3 idamı onayladı.. Hem de “3’e 3 – kana kan – cana can – intikaaam” ilkel çığlıkları içinde.. 

Bu yaranın sarılmasının zamanı artık gelmiş ve geçmiştir.

6 Mayıs1972’nin üzerinden 42 yıl geçmiştir..

Ülkemizin bu tür barışçı girişimlere çok gerekli bir son derece gergin iklim içinde olduğumuz biliniyor..

Haydi, gerekli adımları atalım..

Gelecek 6 Mayıs’tan önce toplumsal vicdanı derinden yaralayan, adalet duygusunu yıkıma uğratan, güvensizlik doğuran…… olumsuz tabloyu onaralım..

TBMM‘de ortak önerge versin partiler..
Çok kısa sürede çözelim ve
Sosyal Psikolojik bakımdan ciddi “travma sonrası stres bozukluğu” (PTSD) nedeni olan bu olumsuz tarihsel sayfaları çooook uzun yıllar sonra kin – nefret – şiddetten arınarak sevgi – barış – uzlaşma iklimiyle sarıp onaralım..

Bu çağrı bizden..

Devrim şehitleri “3 Fidan” ın, yılmaz ve bilge savunman Av. Halit Çelenk’in sevgin (aziz) anıları önünde saygı ile eğiliyoruz..

Ve emekleri için, Deniz- Yusuf – Hüseyin’e annelik yaptığı için… “Şekibe anne” yi
saygı ve esenlik dilekleri ile selamlıyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
6 Mayıs 2014, Ankara

 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

============================================

İçin Hukukçular, Halit Çelenk’i anıyor

anma_fotosu
Adalet İçin Hukukçular,

5 Mayıs 2011’de aramızdan ayrılan devrimci avukat Halit Çelenk‘i anmak için Ankara’da bir etkinlik düzenleyecek. Etkinliğin konuşmacıları Prof. Dr. Korkut Boratav, Prof. Dr. Ali Murat Özdemir ve Av. Özlem Şen Abay olacak.

Adalet İçin Hukukçular’ın, Çelenk için planladığı etkinliğin çağrı metni şöyle;

Halit Çelenk’i Anıyoruz

Basına ve kamuoyuna,

Eşit ve özgür bir ülke için Türkiye İşçi Partisi’nde mücadele vermiş

Deniz (Gezmiş),
– Yusuf (Aslan),
– Hüseyin (İnan)

ile birçok devrimcinin savunmanlığını yapmış, Çağdaş Hukukçular Derneği kuruculardan olup derneğin Genel Başkanlık görevini de üstlenmiş, 1980 darbesinin karanlık günlerinde insanlara umut veren Aydınlar Dilekçesi’ni kaleme alanlardan
avukat Halit Çelenk, 5 Mayıs 2011 tarihinde aramızdan ayrıldı.

Başta Deniz Gezmiş Davası olmak üzere birçok politik davada devrimcilerin avukatlığını yapmış olan Halit Çelenk’in 3. ölüm yıldönümü,
Adalet İçin Hukukçular tarafından yapılacak bir etkinlikle anılacak.

Adalet İçin Hukukçular, Halit Çelenk’i anmanın en iyi yolunun,
Türkiye’de verilen eşitlik ve özgürlük mücadelesinde hukukçuların
saflarını sıklaştırmak ve adalet mücadelesini yükseltmek olduğunun bilinciyle, düzenleyecekleri anmada “Hukuksuz Demokrasi”yi masaya yatıracak.

Konuşmacılar

– Prof. Dr. Korkut Boratav,
– Prof Dr. Ali Murat Özdemir ve
– Av. Özlem Şen Abay

tarafından, sırasıyla

– “Hukuksuz Demokrasi”,
– “Anayasal Sistemde Yapısal Dönüşüm” ile ”
– AKP Davaları ve Hukuksuzluk”

başlıklı bildirilerin sunulacağı toplantı, 3 Mayıs Cumartesi günü, saat 16.30’da başlayarak Ankara Barosu Sıhhiye Binası, ABEM Konferans Salonu’nda izlenebilir.

Etkinliğimizde sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız.

Saygılarımızla,

Adalet İçin Hukukçular

10272478_561988400581529_4935090322078244278_o.jpg