Yeni denge

Yeni denge

Hüsnü MAHALLİ
SÖZCÜ, 26 Eylül 2018

17 Eylül’de 4 İsrail uçağı Suriye’nin askeri yığınak yaptığı İdlib’in batısını bombalamak üzere bölgede dolaşırken bir Rus gözetleme uçağı teröristlerin konuşmalarını kaydetmeye çalışıyordu. Moskova ve Tel Aviv arasında yapılan anlaşma gereği İsrail uçakları Suriye üzerinde uçarken önceden Ruslara haber ver­mek zorundadır çünkü Rusların Lazkiye’de hava ve Tartus’da deniz üssü var.
Ancak 17 Eylül’de İsrail bu anlaşmaya uymadı ve İsrail uçakları Ruslara haber ver­meden bölgeye daldı. Bu da yetmedi Suriye füzelerinden korunmak için İsrail uçakları Rus uçağını kalkan olarak kullandı ve uçağın vurulmasına neden oldu.
Rus lider Putin, içinde 15 Rus askerinin bulunduğu uçağın düşmesine çok kızdı ve İs­rail’den intikam alınacağını söyledi.
İlk intikam Esad’a S-300 füzelerinin he­men verilmesiyle alındı.
İkincisi Suriye hava savunma sistemlerinin elektronik altyapısı en gelişmiş cihazlarla değiştirildi.
Üçüncüsü Suriye üzerinde uçmaması için İsrail kesin dille uyarıldı.
Dördüncüsü sürpriz olacak.
Özetle Suriye’nin S-300’leri artık her an İsrail uçaklarını düşürebilecek.
Bu Suriye ordusu, Suriye’de bulunan Lüb­nan Hizbullah militanları ve İran’lı danışman ve gönüllüler için büyük bir moral kaynağı.
Peki Putin neden kızdı?
Arap medyasına göre düşürülen uçak, çok gelişmiş elektronik cihazlarla donatılmıştı ve İdlib’teki Nusra ve benzeri terör örgütleri­nin lider ve komutanlarının haberleşmesini kaydedip çözmeye çalışıyordu.
İsrail bu uçağı düşürterek bir yandan teröristleri korumayı amaçlamış diğer taraftan Rusya’nın Suriye ile ilişkilerini bozmaya çalışmıştı.
İsrail’in kurnazlığı Putin’in hinliğiyle baş edemedi.
Başka bir habere göre İsrail istihbaratı düşürülen uçak içinde çok önemli bir Suriye­linin bulunduğu bilgisini almış ancak bu bilgi doğru çıkmamış.
İsrail Suriye’de olayların başladığı 2011’den bu yana o ülkede savaşan IŞİD, NUSRA, ÖSO ve benzeri tüm gru­plara her türlü yardım etmiş ve destek sağlamıştır.
Suriye’yi bombalayarak, yaralıları tedavi ederek, para vererek ve Suriye ordusuyla ilgili istihbarat bilgileri vererek.
En hakiki Müslüman biziz’ diyen bu cihatçı’ gruplar ise Müslümanların en büyük düşmanı İsrail’e bir tek kurşun sıkmamışlardır.

  • Durum bu kadar net iken birileri başta İdlib olmak üzere Suriye’de savaşan bu cihatçı grupları ‘din ve iman adına’ hâlâ sahipleniyor.

Oysa bir zamanlar herkesin ‘insanlık melekleri’ olarak pazarlamaya çalıştığı Beyaz Miğferliler 22 Temmuz günü MOSSAD ajanları tarafından Güney Suriye’den kaçırılıp İsrail’e oradan da Ürdün’e taşınmıştı.
Önceki gün İngiliz hükümeti bunlara siyasi mülteci statüsü tanınacağını ve İngiltere’de ikamet edeceklerini açıkladı.
Bu da çok doğal çünkü bu adamları CIA ve MI6 buldu ve Türkiye’ye göndererek AKUT’a eğittirdi.
Oyun kabiliyetlerini Hollywood’un hangi yönetmeni geliştirdi bilinmez ama adamlar 2013’den Nisan 2018’e dek birçok kimyasal saldırı tiyatrosunda oynadılar.
Geri zekalı, aptal ve ahlaksız medya bu oyunların reklamını yaptı.
Genel olarak ‘Arap Baharı‘ ve özelinde Suriye olayında inanılmaz rezillikler yaşandı ve yaşanıyor.
Her şey çok açık ve net ama siyasetçiler, sözde aydınlar ve ahlaksız medya bu rezil­likleri halka yutturmaya çalıştı.
Hâlâ çalışanlar da var.

Bayanlar ve baylar; Bu oyun bittiiii.

Suriye bu savaşı kazandı ve bölgede yeni bir denge var.
Gecikmeli de olsa Suriye’ye S-300’leri veren Putin yakında S-400’leri de verebilir ve sonrasında hiçbir yabancı uçak Suriye üzerinde uçamayacak.
Örneğin İsrail ve Fırat’ın doğusunda­ki Amerikan, Fransız, İngiliz ve İtalyan uçakları.
Ankara gerçekten İsrail ve ABD’yi sevmiyorsa buna çok sevinmeli hatta Şam’a destek vererek Suriye’nin tüm teröristlerden temizlenmesine yardım etmeli.
Sonrasında siyasi uzlaşma, toplumsal barış ve yeni demokratik anayasayla demokratik seçim yapılır. Hile yapmadan. Suriye halkı kimi isterse onu seçecek.
İyi de yeni ve demokratik Suriye acaba hangi anayasayı model alacak?
Seçenekler: Rusya, İran ya da Türkiye.
Suriyeli İslamcılar için Suudi Arabistan ya da Afganistan’ı da ekleyebiliriz.
Özgürlük ve demokrasi onlara da lazım. Kafa kesseler de (mi)!

BUYURUN SAVAŞA!

BUYURUN SAVAŞA!

Hüsnü MAHALLİ,
SÖZCÜ, 10 Mayıs 2018

)AS: Bizim kısa katkımız yazının altındadır..)

Çok yakın değil ama bu bölgede savaş riski hızlı artıyor. Trump Hazretleri macera peşinde. ‘Sökülün’ diyerek Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin yönetimlerinden götürdüğü cukkalar ona yetmemiş gibi.
İşleri karıştırıp bir iki köşe daha dönmek istiyor. Fırsat bu fırsat. İsrail’in derdi ise bambaşka.
Kurulduğu 1948’den bu yana bölgesinde kendisine zarar verebilecek hiçbir ülke ve güce izin vermeyeceğini söyleyip duruyor. Bu nedenle bölgede sürekli savaş var. 1948, 1956, 1967 ve 1973 İsrail-Arap savaşları, 1982 Lübnan işgali, 1980-1988 Irak-İran savaşı, Irak’ın Kuveyt işgali, ABD ve İngiltere’nin Irak işgali, Sudan’ın ikiye bölünmesi ve

  • altın vuruş: ‘Arap Baharı’

İsrail; Suriye ve İran destekli Lübnan’daki Şii Hizbullah‘ı büyük bir tehlike olarak görüyor.
Hizbullah’ın on binlerce militanı ve yüz bin kadar füzesi var. Bunlar İsrail için büyük bir tehlike.
Suudi Arabistan’ın tersi çabasına rağmen Hizbullah ve müttefikleri pazar  günü yapılan seçimde büyük zafer kazandı. İsrail tedirginliği daha da arttı.
İsrail için başka bir  risk daha var o da İran’ın Suriye’deki askeri varlığı.
Suudi Arabistan ve müttefiği ülkeler benzer bir korkuyu yaşıyor.
İsrail ve Suudiler ortak düşmana karşı birlikte hareket ediyor, edecek.
İsrail’in sahip olduğu yüzlerce nükleer bombayı görmezlikten gelen Suudiler İran’ın olası nükleer gücüne karşı kıyameti koparıyor. Bu ‘feryadı’ duyan Trump iktidara geldiği andan itibaren İran’a atıp tutuyor. İsrail ve ABD müttefiği Müslüman ülke Pakistan’ın nükleer bombalarını görmezlikten gelen Trump, İran’ın bölgesinde tehlikeli politika izlediğini söylüyor.
Trump bunu söylüyor diye Körfez’in kral, emir ve şeyhleri çok seviniyor.
Bu açığı iyi yakalayan Trump önümüzdeki dönemde çok para kazanmanın hesabını yapıyordur.

  • Önceki gece İran ile 5+1 grubu arasında 2 Nisan 2015’te imzalanan anlaşmadan palavra ve aptalca gerekçelerle çekildiğini söyleyen Trump Tahran’a yönelik yeni ambargo kararları alacağını söyledi.

Çekilme ve yeni ambargo ile ilgili süreç oldukça karmaşık ve en az 6 ay sürer. Kongre’deki Demokratlar, eski Başkan Obama, birçok Amerikan çevresi ve daha önemlisi Batılı müttefiklerle (Fransa, Almanya, İngiltere) Rusya ve Çin Trump’ın kararına tepki gösterdi.
Demek istediğim Trump hemen yarın İran’a savaş ilan edecek değil. Trump İran’a karşı çok yoğun psikolojik bir savaş başlatacak. Böyle bir savaş İran ekonomisini sarsabilir ve bunun sonucu olarak İran, Hizbullah ve Suriye’ye daha fazla yardım edemez.
Trump öyle düşünüyor ve o yönde plan yapıyor. Böyle bir plan bir tek İsrail’in işine gelebilir.
Pazartesi günü Amerikan elçiliğinin Kudüs’e taşınmasıyla büyük bir moral güce kavuşacak olan İsrail, Başkan Trump’ın İran’a yönelik kararından da destek alarak her an Suriye ya da Lübnan’a karşı bir maceraya kalkışabilir.
‘Arap Baharı’ sürecinde Esad’ı deviremeyen Körfez’in kral, emir ve şeyhleri dolaylı da olsa İsrail’e destek verir. Böyle bir olasılık İsrail’i daha da cesaretlendirir.
İsrail’den yansıyan havaya bakılırsa yolsuzluk soruşturmalarıyla bunalan Başbakan Netanyahu her an bir çılgınlığa kalkışabilir. İşte o zaman 7 yıldır Suriye kapısından cehenneme dalmak isteyenler için yeni fırsatlar doğar. Herkes herkesle kavgaya tutuşur.
Gerekçe çok: Dinsel, mezhepsel, etnik ve Trump kriterinden cukka. Kimin eli kimin cebinde belli olmaz. Türkiye ise seçim derdinde. İçeride kavga çevresinde savaş.
‘Komşularla sıfır sorun’dan komşuların savaşına bulaşmak ya da dalmak. Buna da ‘stratejik derinlik‘ deniyor. Belki de seçimi iptal ya da erteleme gerekçesi olabilir.
Burası Türkiye. Meraklısı da çok belalısı da!
=======================================
Dostlar,

Bakalım ABD uydusu politikalar izleyen AKP nasıl konum alacak??
BOP (Türkiye dahil 22 ülkeyi parçalama planı!) eşbaşkanı Erdoğan görüyor mu acaba yaklaşan tehlikeyi?!

İran’dan sonra son hedef, şimdilik “koçbaşı olarak kullanılan Türkiye” ‘de.. Aman dikkat!
Seçim eğik düzleminde dış politikada özeni elden bırakmak olmaz!
Ekonomideki yangından daha az önemli olmayabilir bu plana karşı ulusal çıkarı savunmak!

Sevgi ve saygı ile. 11 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

CHP ve Türkiye’nin geleceği

CHP ve Türkiye’nin geleceği

Hüsnü Mahalli

04 Şubat 2018, YURT Gazetesi

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Salonda müthiş bir heyecan var. Türbinler süper, kulis çok hareketli. Delegeler sakin hatta ilgisiz. CHP’li olsun ya da olmasın salonun dışında herkes bu Kurultayı çok önemsiyor. Ben dâhil herkes CHP’yi son ve tek umut görüyor. İşte bu nedenle salondaki heyecan kurultay sonrasında seçilecek yeni kadrolarla tüm ülkeye yayılmalı. Bunu başarabilecek ve toplumun farklı kesimlerini heyecanlandıracak bir CHP kolaylıkla iktidar olabilir. Çünkü halkın büyük bölümü var olan durumdan hoşnut değil birçoğu da çok tedirgin.

  • AKP iç ve dış politikada ülkeyi felakete sürüklüyor. Evet felakete. 
  • AKP Cumhuriyetin bütün kazanımlarını ortadan kaldırmak için her şeyi yapıyor.
    Özellikle eğitimde. 
  • Sapık düşünce ve söylemleriyle medyanın konusu olan sözde din adamları
    toplumu orta çağ düşünce ve yaşam kalıplarının içine sıkıştırmaya çalışıyor.

Gidişat çok tehlikeli… Demokrasi sözcüğünü kullanmak bile büyük bir cesaret istiyor.
16 yılda AKP kendi ideolojisinin gereği istediği her şeyi yaptı, yapıyor ve yapacak.
Evet, yapacak çünkü devletin bütün kurumları hızla AKP’lileştiriliyor. Yani AKP devletin partisi olacak. Tipik bir Ortadoğu modeli… Belki de bu nedenle AKP başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’ya dalmış durumda. Hem de bu bölgenin karmaşık ilişkilerini bilmeden ve kavramadan. Sonuç ortada.

  • Arap Baharı’nda bu yana AKP dış ve dolaysıyla iç politikada ne yaptıysa yanlış yaptı.
    AKP aynı çizgide devam ediyor
    .

2011 öncesinde IŞİD, Nusra, ÖSO, PYD, YPG ve benzeri  örgütler yoktu. Batılı ve Körfez ülkelerinin çağ dışı yönetimleriyle birlikte Suriye’ye müdahale eden AKP her yeri perişan etti. Şimdi de çıkmış PYD’den şikâyet ediyor. Oysa aynı

  • AKP 2012-2015 döneminde Esad’a ayaklansın diye PYD lideri Salih Müslim’i birçok kez Ankara’da misafir etmişti.
  • Aynı AKP Kobani olayları sırasında ‘PKK’nın uzantısı’ dediği YPG’ye dolaylı da olsa yardım etti. Örneğin Amerikan uçaklarının İncirlik’ten kalkarak YPG’ye yardım etmesine izin verdi.

Sonrası bildiğimiz hikâye: Amerikalılar Suriye’nin Türkiye ile olan sınırının 600 kilometresine yayıldı. Şimdi şikâyet etme haklınız yok. Küçük bir kasaba olan Afrin için kıyameti koparıyorsunuz ama 600 kilometre boyunca sınır komşumuz olan ABD-YPG’ye sesiniz çıkmıyor. Bu da normal çünkü o bölgede AKP’nin işbirliği yapabileceği silahlı gruplar yok. Cerablus’tan Afrin’e kadar uzanan 150 kilometrelik sınır boyunda olduğu gibi. ÖSO ve müttefiki 10 kadar grup TSK’ya yardım ediyor ya da tersi.
Suriye devletine göre bu gruplar terörist.

  • Şam’a göre IŞİD ile savaşmak için 24 Ağustos 2016’da Cerablus, El- Bab ve Azez’e giren TSK çekilecek gibi görünmüyor ve öyle davranmıyor. Ankara’dan görevlendirilen ‘kaymakam, emniyet müdürü ve jandarma komutanları buraları yönetiyor’…

Arap medyasında bununla ilgili çok haber ve yorumlar var. Önümüzdeki dönemde Ankara’nın karşı karşıya kalabileceği en büyük risk bu olsa gerek. Suriye devleti er ya da geç Ankara’ya ‘Çek askerini buralardan’ diyecek. Çekmezse ne olabileceğini düşünmek bile istemiyorum.
Çekerse geride AKP’nin 7 yıldır işbirliği yapıp desteklediği ÖSO ve benzeri silahlı gruplar kalır ve Suriye devleti onlardan kurtulmak isteyecektir. Böyle bir durumda onların ideolojik yani dinsel müttefiki AKP ne yapar? Ankara ne yaparsa Tahran ve Moskova yapar!
Uzatmanın anlamı yok.

  • AKP’nin yapması  gereken tek bir şey var o da bir an önce 2011 öncesi duruma dönmek.
  • Yani Esad ile dost olmak ve onunla birlikte Suriye’nin, Türkiye’nin ve bölgenin tüm sorunlarını çözmektir. Özellikle Amerikalıların Kuzey Suriye’den kovulması.

Sonrası çok kolay. İşte bu nedenle CHP çok önemli. CHP başından beri doğru tutum aldı. Başından beri ‘Suriye’ye bulaşmayın’ dedi. Başından beri ‘Radikal İslamcı terör örgütlerine yardım etmeyin’ dedi. Daha birçok uyarıda bulundu. AKP dinlemedi  ve sonuç ortada.
Yeni yönetimiyle CHP şimdi çok daha etkin davranmak zorunda.

  • AKP şimdiki politikasından vazgeçmezse CHP sokaklara çıkıp gerçekleri halka anlatmalıdır.

Yani Türkiye’yi kısa ve orta vadede bekleyen hayal edilemez riskleri.
CHP; Suriye, Irak, İran, Mısır, Lübnan, Rusya, ABD, Fransa ve ilgili başka ülkelere açılarak Türk halkının dostluk ve barış içinde birlikte yaşama istek ve kararlığını anlatmalı.
Yılmadan, çekinmeden ve heyecanla… Kurultaydaki heyecan dışarı da taşmalı.
Yoksa kurultayın hiçbir anlamı kalmaz. Çünkü CHP bu kurultay sonrasında da halkın beklentilerine karşılık veremezse kendisi de biter.
AKP sistemi öyle kurguladı.
Başkanlık sisteminde yalnızca başkanın sözü geçer. Hem de her konuda ve sınırsız yetkilerle.
Bu süreci durdurmak için 2019 seçimleri son şans. Bu şansı kullanmak için de kurultay son şans. Yönetime kim gelirse gelsin.
======================================
Dostlar,

Ortadoğu sorunlarının tartışılmaz yetkin uzmanı, ve dürüst gazeteci – yazar Sn. Dr. Hüsnü Mahalli’ni bu yazısı da 4/4’lük. Kendisini kutluyoruz.

Gerçekler aynen ve neredeyse harfiyen böyledir.

Başta AKP – RTE olmak üzere herkes ama her-kesin ders alması, yararlanması hatta yol haritası olarak benimsemesi gerekiyor. Ulusal bir politika olarak.. Hem de gecikmeden.

Bu gün CHP Meclis grubunda konuşan CHP Gn. Bşk. Sn. Kılıçdaroğlu son derece net ve kararlı, yürekli iletiler verdi. Tüm metni web sitemizde yayımladık. (Lütfen tıklayınız :
http://ahmetsaltik.net/2018/02/06/kilicdaroglundan-erdogana-senin-yerliligin-de-batsin-milliligin-de-batsin/)

 

 

 

 

 

 

Bir an önce AKP’de de sağduyunun egemen olması, bu batak ve çıkmaz Suriye politikasından derhal vazgeçilmesi ve hele hele zaten son derece yanlış – tehlikeli dış operasyonların iç politikada sömürülerek “oy” için kullanılması asla yaşanmamalıdır. Türkiye’ye çok yazık olmaktadır. İğneden ipliğe el koymak istediğiniz Türkiye hepimizin ortak vatanıdır. Bu ölçüsüz ve aynı ölçüde de irrasyonel (akıl dışı!) hırs ve ihtiras bir Pirus zaferine dönüşmesin..

Başka Türkiye yok!

Sevgi ve saygı ile. 06 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

HIRSIZ BİN ALİ

HIRSIZ BİN ALİ

Rifat Serdaroğlu

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Meslek okulu mezunu Bin Ali, 1958’de orduya katıldı.
İlk eşinin torpiliyle “güvenlik ve istihbarat uzmanı” olarak yetiştiril- mek üzere Amerika’ya gönderildi. (Bizdeki uşak ruhlu siyasetçilerin Başbakan olmadan evvel ABD’den icazet almak istedikleri gibi! Şüphesiz ki bu talep, ben senin adamın olmayı kabul ediyorum, demekle eşdeğerdir.)

4 yıl sonra Tunus’a döndüğünde cillop gibi bir CIA çocuğu olmuştu Bin Ali. 1977’de İstihbarat Başkanı (Bizdeki Hakan Fidan’ın konumu gibi) 1986’da İçişleri Bakanı oldu. ABD desteğiyle 2 Ekim 1987’de Burgiba, Bin Ali’yi Başbakan atadı ve Bin Ali “Anayasal Sosyalist Parti Genel Başkanı seçildi.” (Bizim Binali’nin seçilmeden Başbakan atanması ve AKP Genel Başkanı seçilmesi gibi)

1 ay 5 gün sonra Bin Ali, Tunus’u bağımsızlığına kavuşturan 1. Cumhurbaşkanı Burgiba’yı “doktor raporuyla” görevden aldı ve yerine geçti. (Tıpkı Saadet Partisindeki kendilerine ‘yenilikçiler’ adını takanların Erbakan’ı artık yaşlandı diye sırtından bıçakladıkları gibi)

Başlangıçta “demokrat” göründü, muhalefet liderlerini Saray’a davet edip görüşlerini aldı. Bu bahar havası 2-2,5 yıl sürdü. Sonra partileri yasakladı, sendika liderlerini tutuklattı, medya üzerinde korkunç baskılar uyguladı.
Ülke tek sesli hale geldi.
Bin Ali’nin akrabaları kısa zamanda çok zengin oldular. Bin Ali’nin ilk eşinden olan ilk kızının kocasının bir kahvehanesi vardı, kısa zamanda ülkenin tüm kahve zincirlerinin sahibi oldu. İkincisi basit bir iş adamı idi, Tunus’un en zengin adamı oldu. Üçüncüsü bir tane benzin istasyonu sahibi idi, ülkenin tek akaryakıt dağıtım şirketinin sahibi oldu.
İkinci eşi Leyla kuaför idi ve 8 kardeşi vardı. Hepsi çok zengin oldular. Artık özel korumaları vardı. Havayolları-özel okullar-hasta- neler -maden ocakları-bankalar-limanlar-gazeteler-televizyonlar-iletişim şirketleri-yeraltı ve yerüstü zenginlikleri 5-6 yandaş müteah- hidin ve 10-15 ailenin elinde idi.
Ordu ve istihbarat tamamen Bin Ali’ye bağlı idi!
Bin Ali, ihale kanununu iki senede 148 defa değiştirdi. (Bizde 72 defa değişti)
Anayasayı değiştirdi. Kendisinin seçilme hakkını dört döneme çıkardı. Anayasaya eklediği bir madde ile “Başkanlık süresinin bitimine bir ay kala herhangi bir nedenden dolayı seçimler ertelenirse, başkan daha sonra yapılacak seçimlere katılabilir” hükmünü koydurdu ve kendisine “Ömür Boyu” Başkanlık yolunu açtı! (BİZDE DE AYNI MI?)

Bin Ali, ülkeyi KHK (Kanun Hükmünde Kararnameler ve olağanüstü hâl altında yönetti. (Bizdekinin tıpkısının aynısı. Üstelik artık KHK’ler TBMM de onaylanmıyor bile! AKP konuşanı hapse attırdı. AKP geldiğinden beri cezaevindeki yurttaş sayısı 4 (DÖRT) kat arttı. Şaibeli bir darbe girişimi gerekçe gösterilerek, 3 ay sürecek denilen olağanüstü hâl şimdilik 16 aydır devam ediyor, kalkacağı da yok.)

Bin Ali ülkeyi 23 yıl baskı ile yönetti. (Bizde henüz 16 yıl oldu)
Her seçimi %98 oyla alıyordu. Seçim Kurulu o derse aynını yapıyordu! Gizli oy-gizli tasnif! Bazen yanlışlıklar olmuyor değildi! Bir keresinde Azerbaycan’da olduğu gibi seçim sonuçları yanlışlıkla bir gün önceden yani henüz oylar kullanılmadan açıklanmıştı! (Bizde her seçimde trafolara kedi giriyor sayım zamanı elektrikler kesiliyor. Yasaya tamamen aykırı olan mühürsüz oylar-mühürsüz zarflar bile geçerli sayılıyor. Hele SEÇSİS diye bir köpek dolabımız var ki evlere şenlik)

Bu baskılar, halkı isyan noktasına getirdi. İşsizlik-Yolsuzluk-yoksulluk her gün artarken yönetenler zenginleşmeye devam ediyordu! En sonunda Buazizi adlı üniversite mezunu bir genç Pazarcılık yaparken polis tarafından dövülüp tezgâhı dağıtıldı. Genç Buazizi meydanda kendini yaktı! Halk ayaklandı. Bin Ali halkı yatıştırmak için 2014 seçimlerinde aday olmayacağını açıkladı ama halk kendisine inanmadı.

Özel uçağına eşi ile binen Bin Ali, önce Fransa’ya orası kabul edilmeyince İtalya’ya, orası da kabul etmeyince Malta’ya inmek istedi. Malta da kabul etmeyince ABD, Suudi Arabistan’a talimat verdi ve Bin Ali Suud Kralına sığındı. Suudiler, uçaktaki 5 Ton altını ve milyarlarca doları aldılar ve Bin Ali ve eşini bir eve kapattılar. Bin Ali kimse ile görüştürülmüyor!
Bin Ali’nin bu uçağını 2016 yılında Türkiye, 82 milyon dolara satın aldı ve Saray’ın emrine verdi! (Sanki Saray’da taşınacak altın-para varmış gibi!)

Sözün özü;
İstediğiniz kadar haram paranız olsun, o haram para sonunda sizi boğar, ya vatanınızdan uzakta ya da dört duvar arasında debelenerek can verirsiniz.
Bin Ali ve Reza Zarraf’ın durumları tam ibretlik olaylardır.
Allah kimseyi bunların durumuna düşürmesin…

Not; Usta Gazeteci-yazar dürüst insan Sayın Hüsnü Mahalli’nin kitaplarından yararlandım. Ortadoğu’nun gerçeklerini öğrenmek isterseniz Sayın Mahalli’nin kitaplarını ısrarla öneririm. (24 Kasım 2017)
================================
Dostlar,

Dileriz ülkemiz de 3 vakte dek felaha – salaha erişir, “kur – tu – lur” !
“Küçük” (!?) bir ayrıntıya takıldık… Tunus diktatörü Bin Ali’nin makam uçağını 2. el olarak 82 milyon Dolara biz neden satın aldık?? Sürgünde parasız kalan – bırakılan “gariban” (!) diktatör Bin Ali’ye cemile mi yaptık acaba özdeşim (empati) kurarak?
Ya da bu uçakta bilinen beş ton altın ve birkaç milyar dolar servet dışında başkaca önemli saklı – gizli, zulalı servet odakları mı vardı; bir biçimde istihbar edinildi yetenekli istihbaratçılarımız tarafından??
Ya da, ya da bu uçağın çok çekici özel teknik yetenekleri mi var? Menzili gibi, hızı gibi, radara yakalanmama gibi, özel silah donanımı gibi???

Kuşkuculuk ve türevi olarak soru(lar) sormak epey tehlikeli galiba??

Sevgi ve saygı ile. 26 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Şam-Ankara yakınlaşmasına kimyasal saldırı

Şam-Ankara yakınlaşmasına kimyasal saldırı

Mehmet YuvaProf. Dr. Mehmet Yuva

Aydınlık Gazetesi, 6.4.2017

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Hatay ilimizin hudut komşusu İdlib Vilayetine bağlı, Halep-Hama-İdlib üçgeninin merkezinde yer alan Han Şeyhun ilçesine “bir kimyasal (Sarin Gazı) saldırı” tertiplendi. Onlarca insan katledildi. Yüzlerce insan kimyasal gazın tahripkâr yaraları ile boğuşuyor. Bir insanlık ve savaş suçu işlendi. Saldırıda hayatını kaybeden sivillere Allah’tan rahmet, gazın yarattığı tahribatla yaralananlara acil şifalar diliyoruz.

Sarin veya başka nevi kimyasalı savaş aracı olarak kullanan, bu saldırıyı teşvik edip cesaretlendiren ve uygulayanları lanetliyoruz. Suriye savaşının bitmesini istemeyen ve bu cehennem adiği 2013 Doğu Ğuta Kimyasal Saldırısı sonucunda Suriye devletinin hedef alındığı ve Obama’dan Suriye’ye açık müdahale istendiğini hatırlıyoruz. Olayın ardından Suriye devletinin elinde bulunan kimyasal silahları BM denetimine açtığı, ona teslim ettiği ve Suriye’nin Kitle İmha Silahları anlaşmasını imzaladığını da biliyoruz. Suriye Genel Kurmay Başkanlığı ile Dışişleri Bakanlığı resmi deklarasyonunda; “Ne geçmişte ne şimdi ne de teşine odun taşıyan çağımızın kravatlı-şalvarlı Abu Leheblerini, barış dili yerine savaş tamtamları çalan, yargısız infaz eden ceride ve kalemşorları kınıyoruz. Kamuoyunu galeyana getiren, sansasyon haberler ile bölgemize fitne tohumu ekenlerin, kardeş kanı dökülmesine vesile olanların ensesinden tarihin ve Allah’ın tokadı eksik olmasın diliyoruz.

DOĞU ĞUTA’YI HATIRLAMAK

Benzer senaryonun sahnelengelecekte Suriye ordusu hiçbir zaman kimyasal silah kullanmadı, kullanmıyor ve kullanmayacak” açıklamasını yaptı. Rus Genel Kurmay Başkanlığı, “Suriye Hava Kuvvetlerine ait savaş uçakları El-Nusra’ya yönelik yaptığı hava operasyonunu esnasında bu örgütün silah depoları da hedef alındı. Meskun mekanda bulunan depolarda mevcut olan Sarin gazını ihtiva eden tüplerin patlaması sonucu çevreye hızlıca yayılan zehirli gazın bir katliama sebebiyet verdiğini” açıkladıktan sonra ellerinde bunu destekleyecek yeterli verilerin olduğunu ifade etti.

NUSRA’NIN KİMYASAL AŞKI

Esad sultasına karşı konumlanan her sulta, mahfil ve örgüt saldırıdan Suriye ordusunu sorumlu tuttu. BM Güvenlik Konseyini acil toplantıya davet etti. Suçlular cezalandırılsın (Esad) talepleri yeniden dillendirildi. Sanki Suriye içinde yeterli devlet, ordular ve örgütler yokmuş gibi, yabancı askeri müdahale çağrıları yapıldı. Muhalefete daha çok silah tedariki tedavüle sokuldu.

Bölgenin en etkili ve en çok yabancı militanı barındıran El-Nusra’nın kimyasal aşkı biliniyor. Suriye’ye sarin gazı tedarik etmeye çalışan bu terör örgütünün birçok mensubu Türk Güvenlik Birimleri tarafından Adana’da tutuklanmıştı. El-Nusra-IŞİD arasındaki işbirliği ve kimyasal gazların Irak’a sevkiyatının yapıldığı bilgisini yerli ve yabancı fitne medyası sorgulama ihtiyacı duymadı. “Hak söz söyler ama batıl arzular” şer prensibine uygun davrandı.

İKİ KAMP OLACAK

Suriye’de yaşanacak her hadise dünyayı ikiye bölecek. Her olayda olduğu gibi bu saldırıyla ilgili dünya yine iki kampa ayrılacak. Olayları aklıselim ve objektif değerlendirenlerin kıymetli yorumlarına itibar edilmeyecek. Neden-sonuç ilişkisi, sorgulama, gazetecilerin görevi olan “şüphe ihtimali” prensibi, “suçu ispatlanıncaya kadar masumdur” karinesi azınlıkta kalan vicdanların sesi olacak. Ancak bu ses daha baskın ve gür olan cüzdanın şer ağırlığı altında ezilecek.

HANGİ ÇERÇEVEDE OKUYALIM?

Afrikalı bilgenin kıymetli ama acı sözleri malumunuz; “Tamahkar ve harami” Beyaz adam geldiğinde elimizde toprak onun elinde bir “din” kitabı vardı. Bize kitabı ve gökyüzüne bakmayı telkin etti. Biz mutluluğu gökyüzünde ararken o çoktan altımızdaki toprağı almıştı. Bizim elimizde onun eseri olan kitap onun elinde toprağımız kaldı.”

Suriye’de sahnelenen yeni “kimyasal senaryo” ile birden fazla kuş avlamak istiyorlar. Olayın vuku bulduğu zaman ve mekan dilimi, neden-sonuç ilişkisi ve saldırının hangi hususların örtbas edilmesi için kullanıldığını idrak etmeli ve hadiseyi bu çerçevede okumalıyız:

** İdlib vilayeti Suriye’nin tüm bölgelerinde sağlanan uzlaşma ve ateşkes sonrasında silah bırakmak yerine idlib’e gitmek isteyen binlerce militanın yeni adresi oldu. Vilayette etkin olan El-Nusra ve ona biat eden örgütlerle, özellikle Türkiye’nin desteğini alan örgütler arasında bölgeye hakim olmak için şiddetli çatışmalar yaşandı. Bu çatışmalar Suriye ordusunu rahatlattı. Bu çatışmaların durması, El-Nusra ve diğer örgütler arasında sulhun tesis edilmesi ve Suriye ordusuna karşı ortak hareket etmeleri için bölgeye başta CIA, Suudi, Katar istihbaratı yoğun bir çaba içine girdi. Astana sürecine destek veren Türkiye ve bağlı örgütlerin çabaları baltalandı. Kimyasal saldırı ile Türkiye’nin Astana sürecini rafa kaldırması, yeniden Rusya, İran ve Suriye ile kapışmaya zorlanması hedeflenmektedir

Lazkiye, Hama ve Humus üzerinden, El-Nusra ve ona biat eden silahlı örgütlerin merkezi konumundaki İdlib vilayetinin ordunun denetimine geçmesi için hazırlık yapıldı ve operasyona start verildi. Kimyasal saldırı ile bu operasyonlara gölge düşürmek, ordu üzerinde büyük bir siyasi baskı uygulamak ve son merhalede operasyonları engellemek amaçtır

** Kerkük yerel meclisin aldığı Kerkük’ün Kuzey Irak Yönetimine (Kürdistan’a) katılması çağrıların Türk kamuoyunda yarattığı infiali örtmek, kamuoyunu Kimyasal saldırı krizi ile oyalamak. Dünya kimyasal saldırı sahnesini seyrederken, Fiilen işgal edilen Kerkük’ün yasal kılıfla bir oldu bittiye getirmek.

** “Fırat Kalkanı” operasyonu ardından siyasi ve askeri çevrelerde Türkiye hududuna yakın Suriye topraklarında inşa edilen PKK-YPG bölgelerine yönelik planlanan “Fırat Kılıcı” operasyonunu engellemek

** Ankara-Şam arasında başlayan yoğun “sessiz diplomasi” trafiğini yakinen takip eden mahfillerin bu süreç semeresini vermeden engel olmak ve çabalara gölge düşürmek. Ankara’nın Şam ile masaya oturması ve uzlaşması gerektiğine inanan ve bunun hayata geçmesi için samimi olanların çabalarına köstek olmak ve bu çabaları boşa çıkartmak.

  • Ana taşeron IŞİD, El-Nusra ve onlara biat eden şube örgütler özellikle İsrail’in ulvi amaçlarına müthiş hizmet etti ve etmeye devam ediyor.
  • Kimyasal silah onların kırmızı çizgisi değil. En mahrem kırmızı çizgileri Ankara-Şam yakınlaşmasıdır.
  • Bu yakınlaşmanın engellenmesi için kimyasal silah dahil her türlü savaş suçu işlenebilir.
    ========================================
    Dostlar,

    Prof. Mehmet Yuva tarihçidir ve Şam Üniversitesi öğretim üyesidir.
    Bölgeyi dünüyle, bugünüyle ve gelecek öngörüsüyle en iyi bilenlerdendir.
    AYDINLIK‘ta son yıllarda yazageldiklerinde sergilediği tutarlık ortadadır.
    O’na kulak vermekte çok yarar vardır.
    Erdoğan uluorta ve ayaküstü son derece sakıncalı demeçler verMEmelidir.
    Büyük YANLIŞLARA düşmektedir, dü-şü-rül-mek-te-dir!
    Söz ve davranışları Türkiye’nin güvenliği için tehlike yaratmaktadır. 
    Bu tablo Türkiye için büyük bir talihsizliktir., sürdürülmemelidir, sürdürülemez.
    Kaldı ki Erdoğan’ın yürürlükteki Anayasaya göre Türkiye’yi bağlayıcı biçimde demeçler vermeye yetkisi yoktur. Bu ülkenin Hükümeti, Milli Güvenlik Kurulu, daha da önemlisi TBMM’si vardır. Erdoğan bütün sınırları giderek daha çok ve anlaşılmaz bir pervasızlıkla zorlamakta ve kırmızı çizgileri çiğnemektedir. Dün de yazdık, TBMM hemen toplanmalıdır.
    Erdoğan’ın bu TEK ADAM davranışları açıkça Anayasayı ihlal kapsamındadır ve suçtur. Hele bir de 16 Nisan’da -çıkmayacak ama- evet çıkarsa neler yapacağına açık kanıtlardır.
  • Saatler içinde acul bir açıklama yaparak, adeta ABD sözcüsü gibi bize düşen bir görev olursa gereğini yaparız.. sözleri Türkiye’ye yakışmaz. Hem Anayasaya hem uluslararası hukuka aykırıdır. Hatta turnusol kağıdı gibi Erdoğan’ı dımdızlak ortaya çıkarmakta, elevermektedir!
  • Türkiye ABD’nin ve kimsenin lejyoner kaynağı 5. sınıf alet bir ülke değildir. 1 damla olsun Mehmetçik kanını kutsal vatan savunması dışında dökmeye asla iznimiz yoktur!
  • ABD’nin Suriye’de askeri üssü şu ya da bu gerekçe ile bombalama hak ve yetkisi yoktur.
    Bu eylem bir haydut devlet saldırganlığıdır ve BM hukukuna göre açık suçtur.
  • Yapılacak olan BM Güvenlik Konseyi’nin toplanarak yansız uzmanlar eliyle olayın hızla incelemesidir. Verilecek rapora dayalı olarak da kim(ler) sorumlu ise kendi iç hukuku ve uluslararası hukuk bağlamında gereken yapılır.

Erdoğan kendini de ülkemizi de tehlikeli serüvenlere sürüklemekten artık vazgeçmelidir.
Hele hele Suriye’de apaçık provokasyon kokan faciadan halkoylamasında oy devşirme girişimleri içinde asla olmamalıdır. Ülkemiz için çok utandırıcı ve çok tehlikelidir bu yol!

Son olarak AKP – RTE’ye soruyoruz : Tartışılmaz Ortadoğu ve Suriye uzmanı, SÖZCÜ Gazetesi yazarlarından Sayın Hüsnü Mahalli nerededir ve neden yaz(a)mamakta, yazdırılmamaktadır? Tutuksuz yargılanması adına yapılan çirkin pazarlıklar ürünü müdür bu infaz?
Bir kalemi daha mı kırdı AKP iktidarı; 150 dolayında gazeteciyi hapiste tutarken? Meğer Türkiye ne tuhaf bir ülke olmuş, gazetecileri hep terör örgütleriyle iç içeymiş de biz uyumuşuz!?
Bir yazar için kalemi kırılmaktan daha ağır ceza olabilir mi?
Hangi demokratik ülkede böyle bir sefalet yaşanabilir??
AKP – RTE bir açıklama yapabilir mi, “Mahalli’nin yazma özgürlüğünün güvencesiyiz” diyebilirler mi? Ama Erdoğan Türkiye’nin her şeyini sözde anayasa ile koşulsuz isterken”
kendisine güvenmemizi isteyebiliyor.. Güldürmeyin insanı..

Sevgi ve saygı ile. 7 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net profsaltik@gmail.com