İDLİB KONUSUNDA BİRKAÇ UYARI

İDLİB KONUSUNDA BİRKAÇ UYARI

Prof. Dr. Selçuk Duman

PROF. DR. SELÇUK DUMAN
Giresun UniversityUluslararası IlişkilerFaculty Member

1- Türkiye Astana sürecinde maalesef yerine getiremeyeceği radikal unsurların silahsızlandırılması sorumluluğunu üslendi.

Bu görevi Türkiye yerine getiremez çünkü radikal islamcı guruplar için geçmişten günümüze Türk Müslümanlığı tehdittir ve küresel istihbarat örgütleri ile birlikte iş yaparlar. Bu nedenle Türkiye bu yapıları kontrol edemeyeceği gibi, Türkiye için de bu yapılar tehdittir.

2- Türkiye’nin İdlib’e yönelik bir operasyona kalkışması durumunda tereddütsüz Rusya Federasyonu ile karşı karşıya gelecektir.

Çünkü Rusya ulusal stratejik hedefleri bunu gerektirmektedir. 300 yıldır bu böyledir ve Lazkiye ve Tartus’ta elde ettiği imkanları sizin için terk etmeyecektir.

Türkiye ile savaşmak gerekirse onu da yapacaktır. Bakın bu konuda AB ve ABD’yi bile karşısına alma riskini göze alabildi.

3- Türkiye’nin Rusya Federasyonu ile bir savaşa girmesi durumunda NATO’nun 5. Maddesi devreye girmez.

Çünkü NATO savunma amaçlı bir teşkilattır ve Türkiye saldırıda bulunan olacaktır.

4- Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki sünni guruplara siyasal organizasyon projesinden acil vaz geçmesi lazım.

Çünkü Arap dünyasında sünni demek; siyasallaşmış islam ve demokrasi karşıtı demektir.

Bunun Türkiye için risk olduğu gibi küresel güçler içinde kabul edilemez olduğu ortadadır.

Son söz : Türkiye, Rusya ve Suriye yönetimi ile M4 ve M5 karayolunun batı ve güneyinin Türkiye’nin denetiminnde sivillerin yerleştirilmesi için anlaşmalıdır ve Türkiye’nin gözlem noktaları bu hattın gerisine çekilmelidir.

Diktatörler de ölür

Diktatörler de ölür

Ülkesini 23 yıl yöneten ancak halkın sokağa dökülmesiyle 23 günde devrilen Tunus’un diktatörü Bin Ali 2011’de kaçtığı Suudi Arabistan’da perşembe günü öldü. Tam yerinde. Vahabi mezhebine göre mezar taşı bile olmayacak. Ekim 2011’de yapılan ilk Kurucu Meclis seçimlerinde İslamcı Nahda 217 sandalyenin 89’unu kazanarak 1. parti olmuştu. Kendi aralarında anlaşamayan 10 sol ve liberal parti adaylarıyla 16 bağımsız geri kalan sandalyeleri paylaşmıştı.

NAHDA’nın iki liberal ve cumhuriyetçi partiyle kurduğu koalisyon radikal İslamcı kişi ve akımların güçlenmesine yol açmış ve en az 15 bin Tunuslu kadın-erkek IŞİD ve NUSRA saflarında savaşmak üzere Türkiye üzerinden Suriye’ye gitmişti.

Ülke giderek karanlığa sürükleniyordu. Halkın direnmesiyle NAHDA hükümeti dağıldı ve 2014’te yapılan seçimleri bu kez laik Çağrı Tunus partisi kazandı ve lideri Sibsi cumhurbaşkanı oldu.

Sibsi 25 Temmuz’da ölünce geçen hafta seçim yapıldı ancak ortaya herkesi şaşırtan bir sonuç çıktı. 26 adayın yarıştığı seçimlerde İslamcı NAHDA başta olmak üzere bildik tüm siyasal parti ve oluşumların adayları yerine bağımsız 2 aday en çok oyu alarak 2. tura kaldı.

Bu 2 adaydan 1. olanı Kays Said bir hukukçu, dürüst, yolsuzluklarla mücadele sözü verdi, mirasta kadınlarla erkeklerin eşit olmasından yana olduğunu savundu, devlette israfa son vereceğini ve gençlerden yana olacağını söyledi.

Partisi ve örgütü olmadığı için kampanyayı tek başına yürütmüştü.

İkinci olan Nebil Kuravi bir iş adamı, medya patronu ama rüşvet ve vergi kaçırmaktan dolayı içerde. Berlusconi’ye benzetilen Kuravi devrik lider Bin Ali’nin eski dostu.

İkinci turda seçimi kim kazanır belli olmaz ama demokrasi heyecanı giderek azalıyor. Daha önceleri %50 dolayında olan seçime katılım oranı geçen hafta %45’e geriledi.

Libya’da ise bir değişiklik yok.

2011’de 42 yıllık Kaddafi iktidarı devrildi ama ülkede iç savaş bitmedi. Bir yanda Türkiye ve Katar’ın desteklediği İslamcı gruplar, karşı tarafın arkasında Mısır, BAE ve S. Arabistan var.

Hepsi de Sünni. Kimin ne istediği belli değil ama demokrasi hiçbirinde yok.
Petrol ve doğal gaz zengini ülke ve insanları şimdi perişan durumda.

Mısır çok ilginç.

3 Temmuz 2013’te Müslüman Kardeş Mursi‘yi deviren Savunma Bakanı Sisi şimdi bir gençle başı belada. Belki de Kavalalı’yı çağırıştırır diye Mehmet Ali adını kullanan eski yandaş, sinemacı ve müteahhit genç, şimdi sosyal medyanın fenomeni.

Videoları izlenme ve paylaşılma rekorları kıran Muhammed Ali ‘Yeter artık Sisi‘ ya da ‘Hadi git artık‘ gibi farklı sloganlarla izleyicilerine ulaşarak Sisi’yi yolsuzluk ve halkın sefalet içinde olduğu sırada kendine yeni saraylar inşa etmekle suçluyor ve halkı sokaklara çağırıyor. Bu çağrıya kulak veren yüzlerce insan Kahire ve öbür kentlerde sokağa çıktı.

Sisi’nin diktatörlük iktidarını kurmak için çocuklarını, yakınlarını ve arkadaşlarını önemli görevlere atadığını söyleyen Muhammed Ali’yi susturmak için Sisi şimdilik kendi yandaşı gazeteci ve sanatçıları televizyonlara çıkartarak onlardan medet umuyor.

Muhammed Ali’yi susturmak için çareyi sosyal medya patronlarına başvurmakta bulan Sisi, İspanya’ya kaçtığı söylenen Muhammed Ali’nin Twitter, Facebook ve YouTube gibi hesaplarını kapattırdı ama adamın tek başına Sisi’yi sarstığı ve sarsacağı kesin. O kadar ki geçen hafta Sisi canlı yayınlanan bir gençlik etkinliğinde Muhammed Ali’nin suçlamalarına yanıt vermek zorunda kaldı.

Sisi; sarayları kendisi için yapmadığını, çalıp çırpmadığını ve Allan’tan korkan dindar bir insan olduğunu söyledi ama diktatörlükle ilgili bir şey söylemedi.

Oysa Trump onun için ‘En çok sevdiğim diktatörüm‘ demişti.
Demek ki, Trump’ın sevdiği başka diktatörler de varmış.

Ben olsam kıskanırım. Yanlış anlamayın ‘ben’ ben değil adaşım Hüsnü Mübarek‘ten söz ediyorum. O da başka diktatörler gibi er ya da geç ölecek.
Geriye beddualar kalır. Hesabı da öbür dünyada sorulur.