Etiket arşivi: Sevr

SİVAS KONGRESİ’nin 103. Yılı…

SİVAS KONGRESİ’nin 103. Yılı…

Dostlar,

Bu gün 4 Eylül 2022.. Tam 103 yıl önce, Mustafa Kemal Paşa, çok ağır 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkesi (Mütarekesi) kuralları bile çiğnenerek anayurt Anadolu’nun da neredeyse tümüyle işgaline ve yalnız öz yurdun değil;

Ulusun da “yok edilme” (açık soykırım!) planlarına karşı Anadolu’da çözüm ararken, Sivas’ta bir Ulusal Kurtuluş Kongresi düzenlemişti. Erzurum’da 23 Temmuz – 7 Ağustos 1919 arasında Kazım Karabekir Paşa’nın büyük desteğiyle yapılan ve yerel ölçekte kalan ilk Kongrenin ardından, Sivas Kongresi hem pekiştirme, hem süreklilik hem de savaşımı ulusal ölçeğe yükseltgeme amaçlarını taşımaktaydı..

İşte, ulusal kurtuluşu örgütleyen şanlı Sivas Kongresi’nin açılışının mutlu 103. yılındayız bu gün!

G i r i ş

Dersaadet, çağın devlerinden Almanya ile bağlaşıklığına (müttefikliğine) karşın 1. Dünya Paylaşım Savaşı’ndan yenik (mağluo) çıkmış ve burnunun dibine dayatılan Mondros Silahbırakışması’nı (Mütareke) bağıtlamak (imzalamak) zorunda kalmıştı. Devletlü (!) Müdafaa Nazırı (Savunma Bakanı) Enver Paşa, 2 Alman savaş gemisini (Göben ve Breslau) Boğazlardan Karadeniz’e geçirmiş, SSCB’ye karşı bunalım (kriz) çıkmasın diye de bu 2 savaş gemisini Osmanlı Devleti’nin satın aldığı (!) açıklanmıştı; hatta anılan 2 geminin adları değiştirilerek Yavuz ve Midilli yapılmıştı!

Ne var ki, Yavuz ve Midilli mahlaslarıyla (takma ad) Karadeniz’e açılan 2 Alman savaş gemisi Kırım – Sivastopol’ü bombalayınca, “Hasta Adam” Osmanlı, parçalanmaya giden acımasız tarihsel süreçte son perdeyi oynamak üzere kendisini otomatik olarak, Almanya bağlaşıklığıyla İtilaf Devletleri ile (İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Bulgaristan..) savaşır bulmuştu.

Çoook geniş cephelerde 4 yıl süren (1914-18) tarihin en kanlı savaşlarından biri olan 1. Dünya Paylaşım Savaşı yitirilmişti. Milyonlarca şehit, gazi ve yitik (kayıp) Galiçya’dan Kafkasya’ya, Libya’dan Sina’ya, Hicaz’dan Balkanlara… dek 7 cephede boğuşmuş, deyim yerinde ise “diz çökmek” zorunda kalmıştık.

Enver Paşa, tüm olumsuz tabloya karşın, gerçekçi olmaktan son derece uzak, Atatürk’ümüzün nitelemesiyle “serüvenci” liğini bırak(a)mamış, 90 (doksan!) bine yakın vatan evladını, ham hayal “Turan” ülküsü (pan-Turanizm) uğruna Sarıkamış dağlarında donmaya terk ederek yurt dışına kaçmıştı (acı ki, ülke dışında öldü) ..

1881 Muharrem Kararnamesi ile Düyun-u Umumiye’nin (Borçlar Genel İdaresi) kurularak Osmanlı Maliyesi’nin tümüyle Batı emperyalizmine terki ile başlayan “kırılma” süreci, “Hasta Adam” Osmanlı‘nın nasıl paylaşılacağına 40 yıl sonra “artık” karar verilebildiğinden, yıkım planı Mondros Ateşkesi ile yürürlüğe eylemle (fiilen) sokulmuştu (30 Ekim 1918).

Mondros Ateşkesi’nin kurallarını çok aşan işgallerin ardından SEVR dayatılacağı açıktı.. Öyle de olmadı mı? 30 Ekim 1918’in üzerinden 2 yıl bile geçmeden 10 Ağustos 1920’de, İngiliz muhibbi (sevdalısı!) 36. ve son Padişah 6. Mehmet Vahidettin, sadrazamı Tevfik Paşa’yı Paris’e yollayarak, bırakalım öbür Osmanlı topraklarını, anavatan Anadolu’nun bile emperyalist işgalle paylaşılmasına imza koymadı mı? Kuvayı Milliye’yi asi ilan edip Yunan işgaline ses çıkarılmamasını sözde fetvalarla İngiliz uçaklarından Anadolu’ya attırmadı mı? Mustafa Kemal Paşa tüm bu ihanetleri SÖYLEV’inde açıkladı ve “alçak” (den’i) “soysuz” dedi Vahdettin’e.. Yanlış mı??

Sivas Kongresi Süreci

Gazi Mustafa Kemal Paşa, 30 Ekim 1918’i izleyen 6 ay, “Mütareke İstanbul’u” nda kurtuluş çareleri için çırpınmış ancak Saltanat’ın teslimiyeti hatta daha sonra SÖYLEV’inde dile getireceği açık ihaneti karşısında, tek yol olarak Anadolu’da halkı örgütleyerek bir Ulusal Kalkışmayı, anti-emperyalist özgürlük ve bağımsızlık savaşını öngörmüştü. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışını, Mustafa Kemal Paşa, verili koşulları son derece akıllıca değerlendirerek yönetti. Padişahtan Ordu Müfettişliği görevi sağladı, Genelkurmaydaki arkadaşlarının da desteği ile. Mustafa Kemal Paşa, bu süreci özellikle anılarında açıkça yazmıştır. Sonradan kitaplaştırılan, Hakimiyet-i Milliye’de Falih Rıfkı Atay’ın kaleme aldığı yazılarda, tarihe not düşürmüştür.

19 Mayıs 1919 Samsun’a çıkış, 22 Haziran 1919 Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919), Ali Rıza Paşa Kabinesi ile Amasya Protokolü (20-22 Ekim 1919). Gazi Mustafa Kemal Paşa, bu Kongreye de, Erzurum Kongresi’nde olduğu gibi, askerlikten istifa etmiş, herhangi bir resmi sıfatı bulunmamasının yanı sıra, boynunda İngiliz Muhipleri (sevenleri) Derneği’nin kurucusu son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in idam fermanı ile katılmıştır. Kendisine yakıştırdığı düşündürücü nitem (sıfat) şöyledir :

“Sine-i Millette ferd-i mücahitim..”

  • Sivas’a geçiş de kolay olmamıştır.. Elazığ Valisi Ali Galip, “yakalama” ve gerekirse infaz fermanı almıştır Pay-i Taht’tan (İstanbul’dan).. (Bizim akrabamız Diyab Ağa komutasında 3000 dolayında yurtsever Dersimli, en kritik sarp geçitlerde Mustafa Kemal Paşa ve konvoyunun Sivas’a geçişi için yaşamsal önemde tarihsel koruma ve güvenlik sağlamıştır..)

Bu kez, Erzurum Kongresi yerel kararlarının pekiştirilmesinin yanında, genelleştiril-mesi de hedeflenmiştir. Ne kararlar alındı Sivas Kongresi’nde ?

Sivas Kongresi, Temsil Heyeti’ni belirler, başkanlığına Mustafa Kemal Paşa’yı getirir ve görkemli meydan okuyuşunu, özgürlük bildirgesini dünya kamuoyuna şöyle haykırır :

  • Bugün ulusça bilinmekte olan iç ve dış tehlikelerin yarattığı “u l u s a l   u y a n ı ş” tan doğan Kongremiz, aşağıdaki kararları almıştır :

1. Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan silah bırakımı (mütareke) tarihinde (30 Ekim 1918, Mondros) sınırlarımız içinde kalan Osmanlı ülkesinin bölgeleri, birbirinden ve Osmanlı toplumundan ayrılması olanaklı olmayan bölünmez bir bütün oluştururlar.

2. Toplumun bütünlüğü ve ulusal bağımsızlığımızın sağlanması için
ULUSAL GÜCÜ ETKEN ve ULUSAL İSTENCİ EGEMEN KILMAK kesin ve temel ilkedir.

3. Ülkenin herhangi bir bölümüne (Ulusal Ant sınırları içinde) yönelecek müdahale ve işgale, hep birlikte savunma ve direnme ilkesi meşru kabul edilmiştir.

4. Osmanlı hükümeti, bir dış baskıyla ülkemizin herhangi bir kesimini terk ve ihmal etmek zorunda kalırsa, ülke ve ulusun dokunulmazlığını ve bütünlüğünü güvenceleyen her türlü önlem ve karar alınmıştır.

5. Ülke bütünlüğümüzün bölünmesi düşüncesinden tümüyle vazgeçilerek bu topraklar üzerinde tarihsel, ırksal, dinsel ve coğrafyasal haklarımıza saygı gösterilmesini ve bunlara aykırı girişimlerin geçersiz kılınmasını, böylece hak ve adalete dayanan bir karar alınmasını bekleriz.

6. Ulusumuz, insancıl ve çağdaş amaçların yüceliğine inanır; teknik, ekonomik ve endüstriyel durum ve gereksinimimizi takdir eder. Bu nedenle, devlet ve ulusumuzun iç ve dış bağımsızlığı ve yurdumuzun bütünlüğünü korumak koşuluyla, önceki maddede açıklanan sınırlar içinde, ulusal ilkelerimize saygılı ve yayılma emeli beslemeyen herhangi bir devletin teknik, ekonomik ve endüstriyel yardımını hoşnutlukla karşılarız. İnsancıl ve adil koşulları taşıyan bir barışın kısa zamanda gerçekleşmesi, dünya ve insanlığın dinginliği için, en başta gelen ulusal emelimizdir.

7. Ulusların kendi yazgılarını kendilerinin belirlediği bu tarihsel çağda, merkezi hükümetimizin de ulusal istence bağlı olması zorunludur. Çünkü ulusal istence dayanmayan bir hükümetin tepeden inme ve kişisel kararlarına ulusça uyulmayacağından başka, bu kararların dışta da geçerli olmadığı ve olamayacağı şimdiye dek görülen eylemler ve sonuçlarıyla kanıtlanmıştır. Bu nedenle ulus, içinde bulunduğu kaygı ve sıkıntılardan kurtulmak çarelerine doğrudan başvurmak zorunda kalmadan, merkezi hükümetimizin Ulusal Meclis’i hemen ve hiç zaman yitirmeden toplaması, böylece vatan ve ulusun yazgısı hakkında alacağı bütün kararları Ulusal Meclis’in denetimine sunması zorunludur.

8. Vatan ve ulusumuzun karşılaştığı zulüm ve elemlerle ve tümüyle aynı ülkü ve amaçlar, ulusal vicdandan doğan vatansever ve ulusal derneklerin birleşmesinden oluşan genel kitleye bu kez “ANADOLU ve RUMELİ MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ” adı verilmiştir. Bu Dernek, her türlü particilik akımlarından ve kişisel ihtiraslardan tümüyle arınmış ve aklanmıştır. Tüm Müslüman yurttaşlarımız bu Derneğin doğal üyeleridir.

9. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği’nin 4 Eylül 1919’da Sivas’ta toplanan genel kongresi tarafından kutsal amaçları izlemek ve bütün örgütü yönetmek için bir “Temsil Kurulu” (Heyet-i Temsiliye) seçilmiş ve köylerden il merkezlerine dek bütün ulusal örgüt birleştirilmiş ve güçlendirilmiştir.

GENEL KONGRE KURULU / 11 Eylül 1919, Sivas

Sonuç ve Günümüze Bağlantı :

Her şeye karşın, emperyalizmin içeriden devşirdiği Ali Kemal’lerin, Ref’i Cevat Ulunay’ların, Refik Halit Karay’ların, Şeyhülislam Dürrizade’lerin.. ve aynı yoldaki güncel işbirlikçi takım da dahil tüm şürekanın akıl almaz yöntemlerle ahtopot örneği pek çok koldan saldırmasına karşın; Türkiye Cumhuriyetimiz dimdik ayakta. Sonsuza dek de ayakta kalacak, özgür ve onurlu varlığını sürdürecek elbette.

İstanbul Tıp Fakültesi öğrencilerinin aralarında para toplayarak Sivas Kongresi’ne temsilci olarak yolladıkları Tıbbiye’nin 3. sınıfındaki Hikmet (Boran), Mustafa Kemal Paşa’ya kafa tutacak denli ateşli bir tam bağımsızlık savunucusuydu. Çünkü tıbbiyeli arkadaşları O’nu bu amaçla (Tam bağımsızlık için!) Sivas Kongresine yollamışlardı. Çünkü onlar, 1915’te Çanakkale savunmasında hepsi şehit olan Tıbbiye 1. sınıf öğrencilerinin acılı ülküdaşlarıydı. 1921’de İstanbul Tıp Fakültesi hiç mezun veremedi..

Hep yineliyoruz; tarih engebeli bir yaşantı sürecidir, maratondur. “Akılcı bir sabırlılık” temel koşullardan biridir. Hele hele ülkemiz coğrafyasının ne denli belalı olduğunu uzun uzadıya irdelemek de anlamsız. Bu zor tarihsel süreçte, jeo-coğrafik konumda, bir yandan yüksek nitelikli jeo-politik konumun nimetlerini devşirirken, bir yandan da külfetlerini omuzlayacağız. Türkiye, hiç ama hiç kuşku yok büyük ve köklü bir devlettir. Son derece varsıl ve bize güç katan devlet kurma-yönetme deneyimimiz vardır ve doğallıkla genetik kodlarımıza da işlenmiştir bu yetilerimiz. Günümüzde Tek Dünya Devleti hatta hegemonyasına oynayan süper gücün yüz yüze olduğu güçlükler çok nettir. Hiç kimse, süt liman bir küresel hele bizim koordinatlarımızda bölgesel bir konjonktür düşlemesin. Bitmeyen, bitmeyecek olan -yoksa tarih de biter!- bu yaman diplomatik satranç sürecek.

Sivas Kongresi’ni en zor koşullarda, kelle koltukta başaran, Kurtuluş Savaşı’na yol ve yön veren saygın temsilcileri, Tıbbiyeli Hikmetleri, Mustafa Kemal Paşa’yı utandırmayacağız. Onları minnet, şükran ve saygıyla anıyoruz.

Hikmet_Boran

Tıbbiyeli Hikmet (Boran) (Orhan Boran’ın babası) (yanda)

Bize kutsal emanetleri Türkiye Cumhuriyetimizi sonsuza dek şanla yaşatacağız.

Atatürk Devrimleri, Türkiye topraklarında bu tarihsel gizilgücü (potansiyeli) yaratmıştır; Devrimci kuşaklar, geriye dönüşe asla izin vermeyecek güç, azim ve kararlılıktadır.

Bu böylece bilinmelidir.

Selam olsun Sivas Kongresi’ne, yiğitlerine ve kararlarına!

 

Sivas_Kongresi'ne_katilanlar

Bir milletin Cumhuriyet’ten bu yana 99 yıllık çağdaşlaşma azmi karşısında, bu girişimler zavallı Donkişot’un yel değirmenlerine saldırmasından daha zavallı değil mi??

CHP gerçekte Sivas Kongresi’nde kurulmuştur.. CHP bir yandan köklerine dönmeli ve onlara sarılmalı, onlarda güç ve yaşam bulmalı; bir yandan da, Mustafa Kemal Paşa’nın “sürekli devrimcilik”, “akla ve bilime dayalı olma” özellikle “6 Ok” .. gibi iyi bilinen ilkeleri doğrultusunda kendisini çağın gereklerine uyarlamalıdır. Bu o denli büyütülecek zor bir iş değildir ve “Yeni CHP, Y-CHP” olmayı içermez, gerektirmez de; tersine dışlar, reddeder..

  • Sürgüt kılınan OHAL rejimi altında başkalaştırılarak AKP – RTE açık darbesi ile otoriter – totaliter – hatta despotik dinci rejime savrulan Türkiye’de, kökleri Sivas Kongresine dayalı CHP’nin önemi ve işlevi olağanüstüdür.

Sivas Kongremizin 103. yılında, gelecek yıl 4-11 Eylül haftasında daha güzel bir içerik ve Türkiye gündemi paylaşma umut ve dileğiyle.. Örneğin ilk genel seçimlerde AKP’den kurtulmak dileğiyle.. Ardından RTE’ye Saray’dan indirmek ve yargılamak üzere..

Sevgi ve saygı ile. 04 Eylül 2022, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, BSc, LLM
Atılım Üniv. Tıp Fak . Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
Hekim, Hukukçu-Sağlık Hukuku Uzmanı, Mülkiyeli
www.ahmetsaltik.net             profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik           twitter : @profsaltik

Lozan Andlaşması 100 Yaşında

Dostlar,

Bu akşam, 23 Temmuz 2022 Cumartesi akşamı, TSİ (Türkiye saati ile) 21:30’da zoom ortamında ve youtube’da bir sanal konferans vereceğiz.

Toplantıyı, Avusturya ADD Şubesinin kurucu Genel başkanı Sn. Erol Güçlü dostumuz,
POYRAZ GRUBU olarak düzenlemekte.

Duyuru ve çağrı görseli aşağıda..

Erişim bilgileri ise şöyle :

https://ataturk-at.zoom.us/j/5957545983?pwd=cDQ5UlNkTzlGdmNtamtpblZ0SXA5dz09
Oda No : 595 754 5983
Sifre : 19051919
POYRAZ YouTube kanalımızdan canlı olarak da izleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/channel/UCKedkTgUsEMJc 

Şu yansıları sunacağız konuşmamızda :

Lozan Andlaşması 99 yaşında, Avusturya ADD, Ahmet SALTIK, 23.07.2022

Güncelleme (24.7.22, 14.04) : Bu sunum gerçekleşti… 2 satlik kapsamlı video kaydı için lütfen tıklayınız..

https://www.youtube.com/watch?v=wWQdxErATHk

***

  • Sevr’in Türkiye için öngördüğü sömürge düzenine razı olmayan Türk milleti, bağımsızlık hedefine ulaşmak İçin tam bir ölüm kalım savaşı vermiştir. Sonuçta büyük askeri zaferini, Lozan’da diplomatik zaferle taçlandırmıştır. Lozan geçmişin yüklerinden, geleceğin ipoteklerinden kurtulmanın adıdır.
  • Yalnızca siyasal bağımsızlığın değil; adli, askeri, iktisadi ve mali bağımsızlığın belgesidir.
  • Toprağı yanık, tarımı ilkel, insanı cahil ve yoksul bırakılmış bir toplumun küllerinden yeni bir ülke olarak doğuşunun adıdır.
  • Bağımsızlık savaşının son adımı, laik Cumhuriyetin ve devrimlerin ilk adımıdır.
  • Norbert von Bischoff’un dediği gibi;
  • Lozan Andlaşması Türk silahlarının kazandığı zaferi, uluslararası hukukun kütüğüne geçirmesidir.”
  • Türkiye’ye bu tapu senedini armağan eden Aziz Atatürk’ü ve İsmet İnönü’yü saygı ve şükranla anıyorum.
    Önay Alpago
    ADD Danışma Kurulu Başkanı

Bir siyaset bilimci ve hukukçu olarak konuyu işleyeceğiz..

Ayrıca, Lozan Konferansında İsmet Paşa’nın hukuk danışmanı olan Prof. Veli SALTIK,
aile büyüğümüz idi..

24 Temmuz 2022 Pazar günü sabah 10:00’da TELE1’de Sn. Namık Koçak’ın konuğu olacağız.
11:10’a dek 2 konu işleyeceğiz : Salgın ve Lozan..

Akşam ise saat 18:00’de Dikili ADD’nin konuğu olarak canlı konferans sunacağız.

Sevgi ve saygı ile. 23 Temmuz 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​

www.ahmetsaltik.net        
profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik    

 

Kurtuluşa giden yol

Av. Hüseyin ÖZBEK
TBB Önceki Başkan Yardımcısı

19 Mayıs 2022, Cumhuriyet

 

Nutuk, Türk yurdunun 19 Mayıs 1919 tarihli panoramasıyla başlar. 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak bastığı gün çizdiği ülke manzarası hiç iç açıcı değildir. 1. Paylaşım Savaşının galiplerinin sabırla bekledikleri günler nihayet gelip çatmıştır. Hasta adamın zengin mirası paylaşılacaktır.

Mondros Mütarekesi ile Türklere silah bıraktırılmış, Sevr’e giden yolun ilk aşaması tamamlanmıştır. Türk Ordusu dağıtılmış, tersanelerine girilmiş, silah ve cephanesine el konulmuş, işgale karşı olası direniş dinamiklerinin tasfiyesine yönelik sert uygulamalar devreye sokulmuştur. Savaşın beklenenden uzun sürmesine ve maliyetinin artmasına neden olan Türklere insaflı davranılmayacak, Anadolu’nun dar bir alanına (o da şimdilik) sıkıştırılacak, başkentleri denetim altına alınacaktır.

Bağlaşıkların, Osmanlı İmparatorluğunun mirasından paylarına düşecek yerler önceden kararlaştırıldığı için nihai barış antlaşmasının (Sevr ) bir an önce imzalanması için hazırlıklar hızla sürdürülmektedir. Anadolu Türklüğünün Batılı beyaz efendiye bir daha karşı koyamaz hale getirilmesi işi Yunanistan’a ihale edilmiştir.

Yunan Ordusunun, felaketle sonlanacak Küçük Asya (İkinci Troya Seferi) macerasının arka planında Birleşik Krallığın örtülü hesapları vardır. Sevr’e karşı olası Türk direnişi bastırılacak, direnç dinamikleri yok edilmiş Anadolu, galiplerin sömürge coğrafyasına dönüştürülecek, Türkler yurtsuzlaştırılacaktır.

16 Mayıs’ta İstanbul’dan başlayan yolculuğun üç aktörü üç farklı amacı vardır. İngilizler, yöre halkının, Samsun ve çevresindeki Pontus kalkışmasına gösterdiği tepkiden rahatsızdır. Bu konuda Vahidettin ve hükümeti sıkıştırmaktadır. İngiliz baskısından bunalan Vahidettin, Türkleri direniş yerine teslimiyete ikna edecek dirayetli bir Paşa aramaktadır! Sarayın, yöredeki milli tansiyonu söndürmek için yetkilendirdiği Sarı Paşa’nın ajandasında ise gönderenleri pişman edecek bambaşka öncelikler vardır!

Sarı Paşa’nın 13 Kasım 1918 – 15 Mayıs 1919 arası İstanbul’da geçirdiği 6 ay, payitaht merkezli bir kurtuluşun olanaklı olmadığını göstermiştir. Kurtuluş, Anadolu’dan ve Anadolu’yu arkaya alarak gerçekleştirilebilecektir. 16 Mayıs’ta (AS: yola çıkarken edinilmiş olan,) mülki ve askeri anlamda çok geniş yetkiler içeren 9. Ordu Müfettişliği, Milli Mücadelenin ilk dönemi için son derece önemlidir. Sarı Paşa’nın günü geldiğinde Saltanatı ve Sarayı tarihin çöplüğüne gönderecek bir sürecin başlangıcının kısa öyküsü, anlattığımız gibidir.

Ege’nin, Trakya’nın, Trabzon ve çevresinin, doğu illerinin işgali ile Yunan, Ermeni ve Pontus yurdu yapılmak istenmesine karşı yöresel örgütlenmelerin ülkenin bütününü kapsar duruma getirilmesi, kurumsallaşması ve merkezileşmesi Sarı Paşa’nın öncülüğünde gerçekleşecektir. Büyük harpten yenilgiyle çıkan Türklerin üzerine çökmüş karamsarlık ve edilgenlikten sıyrılıp yeniden ayağa kalkmaları pek kolay görünmemektedir. Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’e Anadolu’da duyulan güven ve saygı, ilk adımların atılabilmesinin ve direnç çekirdeğinin oluşturulabilmesinin en önemli dayanağı olacaktır.

20-21 Haziran 1919 Amasya Genelgesi (Paşalar deklarasyonu) işgalcilere ve Mütareke Hükümetine karşı ilk isyan manifestosudur.

  • “Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığının yine milletin iradesiyle sağlanacağı”

gerçekte bir ihtilal çağrısıdır. Ülkenin kurtuluşuna yönelik Sivas’ta yapılacak kongre kararı ise İstanbul’un otoritesine meydan okumaktır.

Yüzyılların emperyal deneyimiyle İngilizler, merkezi önderlikten yoksun bölgesel dirençlerin, Sarı Paşa’nın stratejik adımlarıyla ülkenin tümünü kapsayan bir kalkışmaya dönüşme tehlikesini ilk andan görmüşlerdir. Gerçek liderini bulup bir kez harlanan isyan ateşini söndürmenin ne denli zor olacağının bilincindedirler. Bölgedeki milli tansiyonu (ulusal gerilimi) düşürmek şöyle dursun, artırıp merkezileştiren Mustafa Kemal’in görevine derhal son verilip geri çağrılması için Sarayı sıkıştırmaya başlamışlardır bile. Amasya Genelgesi’nin uygulamaya dönüşmemesi için planlar yapılacak, önlemler alınmaya çalışılacaktır.

Kurtuluş yolundaki büyük dönemeç Sivas Kongresidir. Bu nedenle, Erzurum Kongresi’nin ardından yapılacak Sivas Kongresi’nin engellenmesi için her türlü çaba, açık ve örtülü entrikalar devreye sokulur. Sonuç, Saray ve İngilizler için tam bir düş kırıklığıdır. Sivas Kongresi’nin basılması girişimleri sonuçsuz kaldığı gibi, başlangıçta çoğu delegenin yandaş olduğu Amerikan Mandasının yerini kongre bitiminde İstiklal-i Tam (Tam bağımsızlık) alacaktır!

Sivas Kongresiyle oluş(turul)an Heyet-i Temsiliye, 23 Nisan 1920’de Milli Mücadelenin meşruiyet organı (Türkiye) Büyük Millet Meclisine yetkisini terk edene dek varlığını sürdürecektir. Kurtuluşa giden yolda doğru atılan ilk adım, süreç içinde milyonların bağımsızlık yürüyüşüne dönüşecektir. Doğru atılan ilk adımın ardından ulus devleti, tekil (üniter) yapıyı, çağdaş, laik hukuk devletini temel alan Cumhuriyet gelecek, Ortaçağın dinci (teokratik) kurumları tarihin çöplüğündeki yerini alacaktır!

19 Mayıs, Türk Milletinin yeniden dirilişinin onur günüdür. 19 Mayıs, Anadolu’yu Türk yurdu olmaktan çıkarıp, emperyalizmin vesayetinde Pontus, Ermeni ve kimi etnisiteler arasında paylaştırma düşlerinin hayal kırıklığına dönüştürülmesinin de ilk adımıdır.

Milli Kurtuluşun ilk adımına, yeniden dirilişin onur gününe, Pontus soykırımı iftirasıyla leke sürmenin yavuz hırsızın ev sahibini bastırmasından öte bir anlam taşımayacağı, suyun öte yakası ve arkasındakilerce iyice anlaşılmalıdır! Çünkü komşunun bünyesi, yeni bir Küçük Asya serüvenini asla kaldıramayacaktır!

ATATÜRK’E, O’na YENİLENLER KADAR SAYGI DUYMADINIZ

Mustafa AYDINLI
EğitimciYazar

Geçtiğimiz hafta sonu Ayasofya’daki programda eski imam Mustafa Demirkıran, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ve TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un da dinlediği sırada Mustafa Kemal Atatürk’ü hedef alarak. Bunlardan daha zalim ve kafir kim olabilir?! gibi sözlerle küfür ve hakarette bulundu.

Peki kim bu eski imam? Cumhurbaşkanının aile dostu, memleketlisi, eşi imamın oğlunun düğününde nikah şahidi. Güneysu İlim Öğrenenlere Yardım Vakfı mütevelli heyeti üyesi, gazeteler bu vakfa 2017 yılında vergi muafiyeti (AS: bağışıklığı) sağlandığını yazıyor. YÖK Başkanı Yekta Saraç’ın babası Muhammed Emin Saraç’ın hem öğrencisi hem de dünürü olduğunu öğreniyoruz. (AS: Erdoğan’ın hocası olduğu fotoğrafları da sosyal medyada paylaşıldı!)

Partili Cumhurbaşkanı ve TBMM Başkanının önünde bu açık ve ağır saygısızlığın yapılmasına hiç ses çıkarılmaması kaygı vericidir. Bir an düşünüyor insan; Mevlana’nın bir sözünü anımsıyorsunuz, Suskunluğum asaletimdendir. Her söze verecek yanıtım var. Ancak, bir söze bakarım söz mü diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye! Uzayan sessizliğin gerekçesi bu olabilir mi?

Oysa anımsayalım, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu birkaç önce adli yıl açılış töreninde iktidarı eleştirince, o zaman başbakan olan Erdoğan, “Doğru söylemiyorsun, siyaset yapıyorsun diye gürlemiş ve salonu terketmişti. Hatta Cumhurbaşkanı Gül’ü de kolundan tutarak salondan çıkarmıştı. Demek ki anında tepki verilebiliyormuş. Fakat son örnekte de “Camide siyaset yapılmaz” diyemediler. Haliyle düşünüyoruz, söyleyene değil, söyletene bak.

Atatürk’e kin ve nefretlerini imamlar aracılığı ile kusuyorlar.

Kuşku yok ki bu imamlar daha önce Mustafa Kemal’e idam fermanı hazırlayan Şeyhülislam Mustafa Sabri’lerin (AS: ki Sevr paçavrasına da onay vermişti bu zat!), hain Damat Ferit’lerin, Keşke Yunan galip gelseydi diyebilen, Fesli Kadir’lerin,* Menemen’de Asteğmen Kubilay’ın başını kesen Derviş Mehmet sapıklarının devamıdır.

Tüm bunlardan sonra, kimi aklı evveller diyor ki; “Atatürk’ün asgari saygıyı hak ettiği konusunda uzlaşalım”.. Sahi mi diyorsunuz? Vay vay vay, bu ne değerbilirlik böyle (!) ? Beyler – hanımlar; bir ülkenin kurucu kahramanları için “en az” saygıyı hak ettiği değil, “en üst düzeyde” saygıyı hak ettiği tartışılacak bir olgu değildir. Biz o defteri yüz yıl önce kapattık. Cumhuriyeti kurarken o uzlaşmayı yapmıştık. Yeni bir uzlaşma pazarlığı Cumhuriyet ve yarattığı artı değerleri hiçe saymak anlamına gelir.

Bir dönem Mustafa Kemal’le savaşmak zorunda kalanlar, yenildikleri halde Atatürk’e saygıda kusur etmemişlerdir. ‘Bükemedikleri bileği öpmüş, Sezar’ın hakkını Sezar’a vermişlerdir’ işte birkaç örnek :

  • İşgal ordularını İzmir’de denize döktüğü Yunanistan’ın Başbakanı Venizelos, 1934 yılında Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermiştir.
  • UNESCO 1981 yılını, 100. doğum yılında, tüm dünyada “Atatürk Yılı” ilan etmiştir.
  • General Nikolaos Trikupis,  Batı Anadolu’yu işgal eden Yunan ordularının komutanı, 30 Ağustos 1922 günü Türk askerinin önünde, Yunan birliklerinin başında kaçarken 2 Eylül gecesi Türk askerlerine tutsak düşüyor. General Trikupis’i alıp Başkumandan Mustafa Kemal Paşaya getiriyorlar. Üzülmeyin generaldiyor. “Siz görevinizi sonuna dek yaptınız. Askerlikte yenilmek de vardır. Napolyon da geçmişte tutsak olmuştur. Size karşı büyük bir hürmet hissi besliyoruz. Konuğumuzsunuz. Yakında her şey düzelecektir. Buyurun, dinlenin.” (1) demiş, sıcak çay söylemiş ve kılıcını bile üzerinden almamıştır.
  • General Trikupis her yıl 29 Ekim’de düzenli olarak, Atina’daki Türk Büyükelçiliği’ne giderek Atatürk’ün fotoğrafı önünde saygı duruşunda bulunmuştur, öldüğü güne dek. (2)
  • Sağ kolunu 1915’te Çanakkale Savaşında yitiren Fransız General Gourrot (Guro); Kalkıp Ankara’ya Mustafa Kemal’in cenaze törenine geliyor ve “Seni selamlamak için bir kolum daha var.diyor, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün cenazesini gözyaşları içinde selamlıyor.” (3)

Keşke Mustafa Kemal’e tarihte yendiklerinin duyduğu ölçüde saygı duyabilseydiniz, “en az” onlar ölçüsünde değerbilir olsaydınız, O’nun sayesinde bu yaşama, makamlara erişebilenler olarak..

“Vefa” salt Hıristiyanlara özgü bir değer mi, İslamiyette hiç yeri yok mu ?

Dipnotlar :
1-Hikmet Saim, Usta gazeteciler Açıklıyor, Nasıl Atlattım?
2-Ekşi sözlük
3-Atatürk’ün doğum günü (19 Mayıs) Şahap Osman Aras. 21 Mayıs 2018
* Fesli Kadir’in ipliğini pazara çıkaran, Prof. Dr. Ahmet Saltık ile Cevizkabuğu programında tartışmasını izlemek için tıklayınız (veya kopyalayıp google arama motoruna yapıştırarak..)
https://youtu.be/Z_dNl4oEXY4?t=2489
https://youtu.be/Z_dNl4oEXY4

Bu video 1,2 milyondan çok kez izlenmiştir.

“ANLAŞMA” VE “DİZ ÇÖKME”

“ANLAŞMA” ve “DİZ ÇÖKME”

Dr. Uğur CİLASUN
ucilasun@gmail.com
YURT Gazetesi, 9.9.19
Önceki hafta, Tayyip Bey ve Milli Savunma Bakanı Hulusi Bey açıkladılar:
Amerikalılar ile Suriye’nin kuzeyinde bir güvenli bölge oluşturulması için anlaştık.” dediler. Bu amaçla bir Amerikan askeri heyetinin Şanlıurfa’ya geldiğini, bizim askerlerimizle ve diplomatlarımızla görüşmeler yaptıklarını söylediler.
İnandık.
“Andlaşma andlaşmadır” diye düşündük.
Andlaşmaların ille yazılı olması koşulu yoktur. İki tarafın söz keserek el sıkışması da, mutlaka uyulması gereken bir “onur konusu” oluşturur. (AS: pacta sund servanda!)
Söze dayalı andlaşmaların bilinen tarihi, kapitalizmin başlangıç yıllarına, ticaret burjuvazisinin gelişmeye başladığı “merkantilizm” dönemine dayanıyor. Buna ilişkin bir anekdot aktarayım :
O dönemin Fransa’sında, Krallardan Louis’lerin bilmem kaçıncısı halka yeni vergiler koymayacağına ilişkin açıklama yapıp, söz veriyor. Ama bir süre sonra, tıpkı bizim şimdiki yöneticilerimizin yaptığı gibi, vergileri insafsızca artırıyor. Bakanları kendisini eleştiriyorlar:
“Kral Hazretleri, halka vergileri artırmayacağınıza ilişkin söz vermiştiniz..”

diyorlar. Louise,

Ne yapalım…” diyor, “…Ben tüccar mıyım ki sözümde durayım !
4 Eylül 2019 günü Tayyip Bey konuştu:
Güvenli bölgenin yalnız adı kaldı.” dedi.
Hani ABD ile anlaşmışlardı? Bundan önce de “F-35 savaş uçakları için ABD ile anlaştık; hatta parasını da peşin ödedik.” dedi Tayyip Bey ve damadı. Hani ne oldu? Ne uçak var ortada ne de para.
İşte bir devleti yönetemezsen böyle olur. Sen “anlaştım” zannedersin ama aslında büyük devletler seni “dizlerinin üstüne çökertmişlerdir.
Osmanlının son yüzyılı hep böyle “diz çökmekle” geçti.Mondros‘ta böyle oldu; Sevr‘de böyle oldu.
Türkiye’yi diz çöktüğü yerden Mustafa Kemal ve arkadaşlarını başlattığı mucizevi direniş ayağa kaldırdı.
Şimdi, bu AKP iktidarı 17 yıldır ülkemizi, emperyalizmin çizmeleri önünde “diz çökmüş” duuma getirdi.
  • Zaman “kıyam” zamanıdır.
  • Türkiye dirilmek, ayağa kalkmak, bu aşağılanmaktan kurtulmak zorundadır.
Bunun ilk koşulu da bizi bu duruma düşüren iktidarı demokrasi içinde  tarihe gömmektir.

Ne demişti Büyük Önder:

  • “Muhtaç olduğun kudret. damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”