ATATÜRK TÜRKİYE’nin Dayanak Noktasıdır..


Dostlar
,

Değerli hocamız Sayın Prof. Dr. Anıl Çeçen gene çok değerli ve öğretici bir makale kaleme almış. Her zamanki gibi çooook uzun ve tornadan çıkmışçasına 7-8 sayfa..
Bir giriş vermek, aradan bir – iki paragraf koymak ve sonucu sunup dosyanın tümünü
pdf olarak iliştirmek.. Hep böyle yapıyorduk ama.. Bu kez tüm yazı aşağıda..
(Hem de pdf olarak : ATATURK_Turkiye’nin_DAYANAK_NOKTASIDIR)

Uzun ama okunmalı.. Ne yapalım, Anıl hoca daha kısa yaz(a)mıyor!?

Sevgi ve saygı ile.
28.11.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===============================

ATATÜRK TÜRKİYE’nin Dayanak Noktasıdır..

portresi_renkli


Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

ADD Bilim – Danışma – Kurulu Üyesi
Ankara Üniv. Hukuk Fak.
Kamu Hukuku Bölümü

 

Türkiye Cumhuriyetinin doksanıncı yılında , cumhuriyet ve Atatürk haftaları her sene olduğu gibi bir devamlılık çizgisi içerisinde kutlanırken , Atatürk karşıtı söylemlerin giderek arttığı ve Atatürk’süz bir Türkiye özleminin giderek öne çıktığı görülmüştür . Özellikle din devleti peşinde koşan şeriatçılar ile , altkimlikçi etnik devlet arayışı içerisinde olanlar ile küresel emperyalizme teslim olmuş gayrimüslim mandacı ve işbirlikçilerin gene her zaman olduğu gibi Atatürk karşıtlığında birleştikleri açıkça ortaya çıkmıştır .Türklüğü ,laikliği ,ulusal ve üniter devlet modelini istemeyerek kendilerini Türkiyeli ilan eden bu gibi Atatürk karşıtı çevreler, bu devletin kurucu önderi Atatürk düşmanlığında birleşerek, O’nun Türk ulusuna armağan ettiği, hatta miras olarak bıraktığı Türkiye Cumhuriyeti ulus devleti yapılanmasını bir an önce sona erdirmek için, her türlü işbirliği ve girişimlere kalkıştıkları artık iyice belli olmuştur . Türkiye Cumhuriyeti devletinin koruyucu çatısı altında yaşamlarını her zaman olduğu gibi sürdüren bu gibi kesimler, Türkiyelilik görünümünde her türlü yaşam düzenlerini sürdürmek isterlerken, bu düzeni onlara armağan eden kurucu önderi,
ortaya koymuş olduğu devlet modeli yüzünden geride bırakmaya çalışmaktadırlar .

Her devletin tarih sahnesine çıkışı aşamasında bir kurucu önderi ya da önderler grubu vardır. Türkiye Cumhuriyeti de tarih sahnesine çıkarken, Atatürk Misakı Milli sınırları içinde toplanan ulusal kongrelerden aldığı yetki ile bir Heyet-i Temsiliye oluşturarak başına geçiyordu . Bu açıdan ,halktan destek alarak yola çıkıyor ve Türk ulusunun değişik kesimlerinin içinden gelen farklı temsilciler ile de öncü ve kurucu bir kadro oluşturuyordu . Bu yönü ile , doksan yılını geride bırakmış olan Türkiye Cumhuriyetinin kurucu önderi olarak Atatürk, Türkiye’nin dayanak noktasıdır. Atatürk vatanın kurtuluşu için yola çıkarken , kendisine örnek olabilecek benzeri bir kurtuluş savaşçısı ve ulus devlet kurucusu Türk tarihi içinde yer almadığı için , Atatürk açısından örnek alabilecek ya da ya da bir emsal oluşturarak yön gösterecek bir ulusal önderlik olgusu Türk tarihi içinde yaşanmamıştı . On bin yıllık Türk tarihinde birçok devlet kuran hatta imparatorluklar ile büyük alanlara hükmeden Türk asıllı devlet adamları bulunmasına rağmen , milli devletler çağında bir ulus devlet kurucusu olarak Atatürk’e dayanak noktası olabilecek bir siyasal önder görünmüyordu . Bu açıdan geçmişten gelebilecek bir emsal oluşum desteğinden yoksun olarak yola çıkan Mustafa Kemal ulusal kurtuluş savaşının her aşamasında büyük mücadeleler vererek yoluna devam edebiliyor ve sonunda ana hedefi olan Türkiye Cumhuriyeti ulus devletini dünyanın merkezi coğrafyasında kuruyordu . Onun için yol gösteren bir örnek daha önceki dönemlerde tarih sahnesine çıkmadığı gibi , Türklerin kurtuluşu için dayanak noktası olarak ele alabileceği bir tarihsel dayanak noktası da bulunmuyordu. Kısaca Atatürk hem kendi yolunu kendisi oluşturmak hem de tarihin Türk ulusu için zorladığı ulusal kurtuluş mücadelesini tarihsel ya da siyasal dayanaklardan yoksun bir biçimde
başarıya ulaştırmak zorunda idi.

Dayanak noktası hem siyaset hem de hukuk bilimleri açısından son derece önem taşıyan bir kavramdır . Herhangi bir siyasal olayın ortaya çıkması ya da hukuk alanında bir sorunun gündeme gelmesi aşamasında , hemen olayın ya da sorunun belirginleşmesi öncesindeki duruma bakılarak hareket edilir . Bir olay ya da sorunun anlaşılabilmesi ve tüm yönleriyle kavranabilmesi için, önceki dönemin koşullarının bütün yönleriyle ortaya çıkarılması zorunluluğu vardır . İşte o zaman , birden ortaya çıkan olayların ya da sorunların temelinde ne olduğu ve bunların dayanak noktasının hangisi olduğu konusunda daha kesin yönleriyle bir durum değerlendirmesi yapılabilir ya da karar verilebilir .Sorunlarla beraber olayların yaşam süreçleri içerisindeki çıkış noktaları , aynı zamanda dayanak noktaları olarak da kabül edilmektedir . Herhangi bir toplumsal oluşum , ya da bir başka siyasal gelişme ülke ve devlet yaşamında bir yenilik olarak öne çıkınca bunların öne çıkardığı farklı koşullar beraberinde başka olayları ve gelişmeleri tetiklemekte ve böylece hem toplumsal yaşam hem de siyasal süreç akıp gitmektedir . Yaşamın sürekliliği içerisinde gerçekleşen olaylar beraberlerinde yeni sorunlar ortaya çıkarmakta ve böylece olayların gelişmeleri ile birlikte ortaya çıkan sorunların değerlendirilmeleri ya da çözüme bağlanmaları ,siyasal oluşumların dayanak noktalarının belirlenmesinde etkili olmaktadır . Olayların birbirlerini toplum yaşamının sürekliliği içinde tetiklemesi , bir anlamda ortaya çıkan sonuçlar ile sorunlar arasında nedensellik bağlantısını kurduğu için bir anlamda her olay ya da gelişme kendinden sonrakini tetiklerken aynı zamanda onun dayanak noktası olmaktadır .

Her yıldönümünde Atatürk’ saldıranların öncelikle şunu iyi bilmeleri gerekmektedir :

Atatürk Türkiye Cumhuriyetini kurmak için Osmanlı İmparatorluğunu yıkmamıştır. Aksine, Osmanlı İmparatorluğu yıkıldığı için Türkiye Cumhuriyetini kurmak zorunda kalmıştır . Osmanlıcı geçinerek Türk ve cumhuriyet karşıtlığı yapmağa kalkışanların öncelikle Osmanlı İmparatorluğunu kurtarmaları gerekmekteydi . Zamanında Osmanlı İmparatorluğunu korumak ya da kurtarmak için hiçbir şey yapmayan ya da yapamayan dinci,bölücü ve mandacı çevrelerin bugünün koşullarında hep birlikte bir cumhuriyet ve Atatürk karşıtı koro halinde hareket etmeleri , tam anlamıyla bir tarihsel komedi oluşturmaktadır . Batıcı mandacıların , Osmanlı İmparatorluğunu batı emperyalizminin yıktığını iyi bilmeleri , İslamcıların dinin Endülüs’te olduğu gibi Osmanlı devleti döneminde de bir siyasal kurtarıcı olamadığını ,bölücülerin ise çok uğraşmalarına rağmen tarihsel dönüşüm noktasında kendi devletlerini kuramadıklarını iyi bilmeleri gerekmektedir . Ne var ki , bu gibi zaaflarını göz ardı ederek eskisi gibi cumhuriyet rejimi ile beraber kurucu öndere saldırıya geçmek ,tam anlamıyla siyasal ikiyüzlülük olarak Türk kamuoyunda öne çıkmaktadır . Utanmak ya da sıkılmak gibi insanlık değerlerini unutarak eyleme geçen işbirlikçi Atatürk ve cumhuriyet düşmanlarının ,Osmanlı İmparatorluğu yıkıldığı için,

  • Türk ulusunun ve Türkiye’nin geleceği için kurucu önderin bir ulusal ve üniter cumhuriyet devleti kurmuş olduğunu her zaman göz önünde tutmaları gerekmektedir. 

Osmanlı imparatorluğundan Türk devletine geçiş bir tarihsel süreklilik içerisinde gerçekleşmiştir . Bugün Anadolu ve Trakya toprakları üzerinde bir Türk devletinin bulunması tümüyle böylesine bir dönüşümün sonucudur .Tarihin kesişme noktasında Türkler bir ulusal kurtuluş savaşı vererek ve emperyalizmin işgalci ordularını geri püskürterek ulus devletler çağında kendi ulus devletlerini kurabilmişlerdir . Atatürk böylesine bir dönüşümü gerçekleştirirken tamamen o dönemin koşullarına uygun olarak hareket etmiş ,tarihteki olaylardan bilgilenerek çıkış noktası için fazlasıyla düşünmüş ve çalışmıştır . Bunları yaparken , kendisine akıl verecek ya yön gösterecek bir tecrübeli insan yanında olamadığı için ,bir anlamda tarih kendi mecrasında akmış ve Mustafa Kemal bir öncü ve kurucu olarak kendi yolunda başarıyla ilerleyebilmiştir . Tarihsel ya da siyasal bir dayanak noktasından yoksun olarak işe başlayan kurucu önder , tarihin dinamiklerini iyi kavrayarak ustalıklı bir hareket tarzı izlemiş ve bir anlamda kendi dayanak noktasını gene kendisi yaratmıştır . Atatürk Samsun’a çıkarken ,daha önce gerçekleşmiş bir serüveni tekrar etmiyor aksine tarihsel süreç içerisinde ilk kez ortaya çıkmış bir yeni durumda geleceğe dönük bir doğrultuda kendi yönünü arıyordu . Böylesine bir siyasal maceraya kalkışırken ,hedefe ulaşabilmek için dayanak noktasının iyi seçilmesi ve sağlam bir zemine basarak yola çıkılması gerekiyordu . Karşı karşıya gelinecek zorlukların aşılmasında geri adım atmamak için sağlam bir nokta esas alınmalıydı.

Fizik biliminin önde gelen alimlerinden Sirakuzalı Arşimed ,”Bana bir dayanak noktası bulun ,size dünyayı değiştireyim”demiştir .Hidrostatik bilim dalının kurucusu olan ve çok uzak mesafeli ok ve taş atmaya yarayan sistemlerin mucidi olan Arşimet banyoda suyun içinde bir keşifte bulununca “Buldum buldum “diyerek kendisini sokağa atabilmiş bir bilim öncüsüdür. O’nun gibi bir fizikçinin dayanak noktasının önemi üzerinde durması ve bütün dünyayı kaldırabilecek derecede bir gücün varlığını düşünebilmesi ve böylesine bir gücün ancak doğru bir dayanak noktasının seçilmesiyle kullanılabileceğini dile getirmesi ,sonraki dönemlerde bilimsel gelişmelere ışık tutmuş ve fizik alandaki buluşlar zamanla toplumsal yaşamı da yakından etkileyerek farklı siyasal sonuçların ortaya çıkmasına yol açmıştır . Doğru seçilecek bir dayanak noktası ile dünyanın değiştirilmesinin mümkün olduğunu hatta daha da ileri gidilerek iyi bir dayanak noktasına dayanılmasıyla koskoca dünya gezegeninin bile kaldırılabileceğini Arşimed insanlığa öğretmiştir . Dünyayı kaldırmak kadar değiştirmek ya da yeni bir yörüngeye oturmak gibi işlerde çıkış noktası dayanak noktasıdır . Sağlam bir dayanak yoksa hiçbir şey yapılamaz , ama yeterince sağlam bir dayanak noktası varsa o zaman her şey yapılabilir ,istenirse koskoca dünya bile kaldırılabilir . Fizik laboratuarlarındaki deneyler, dayanak noktası ve kaldıraç ilişkileriyle ilgili birçok deneyi kanıtlayarak , doğru dayanak noktası ile yola çıkanların her türlü büyüklükteki cisimleri yerinden oynatabileceğini bilimsel bir bilgi olarak insanlığın yararlanmasına sunmuştur .

Bilimsel devrimlerin gerçekleştiği onbeşinci yüzyıl sonrasında bilimsel gelişmeler hızla ilerleyerek modern ve çağdaş dünyayı yaratırken , fizik alanında bilimsel açıdan belirlenmiş olan bazı kuralların zamanla diğer bilim alanlarında da devreye girdiği ve bilimsel çalışmalarda etkili sonuçlar verdiği görülmüştür . Dayanak noktası ya da kaldıraç gibi kavramlar fizik alanda maddi bir içerik kazanırken , daha sonraki dönemlerde toplumsal alanlarda da düşünülmeye başlanmış ve fizik ya da maddi ilişkilerin ötesinde, sosyal olaylar belirli bir toplumsallık içerisinde ele alınırken ,toplumun içinden ortaya çıkan sosyal gelişmelerin çıkışındaki dayanak noktası aranmağa başlanmış ,bu tür dayanak noktalarına dayalı bir biçimde gündeme gelen çıkışların bir kaldıraç gibi hareket edebileceği ve toplumu sarsarak başka yönlere doğru sürükleyebileceği zamanla toplum bilimlerinde ele alınarak yeni teori ve görüşlerin oluşumunda ağırlıklı olarak kullanılmışlardır . Sosyolojiye konu olarak giren bazı kavramların zamanla siyaset bilimine de yansıdığı ve ortaya karma bir bilim dalı olarak siyaset sosyolojisi gibi alanların çıktığı da görülmüştür . Fizik bilimler dünyayı incelerken , bu alandaki gelişmeler çeşitli yollardan topluma yansımış ve yeni ortaya çıkan bilimsel kavramlar sosyal bilimler tarafından kendi alanlarına uygun bir biçimde benimsenmiştir . Labaratuvar bilimlerindeki gelişmelerin sonraki dönemlerde bir metodoloji ortaya koyması , fizik bilimlerdeki bilimsel oluşum sürecine benzer bir gelişme çizgisini sosyal bilimlere de taşımıştır.

Fizik bilimlerinde problemler çözülürken yeni yeni teoremler geliştirilmiş ,fizik kurallar zaman içerisinde diğer bilim dalları açısından da ele alınarak tartışılmıştır. Özellikle , bilimsel devrimin fizik alanda gerçekleşmesi ve bu alanda hızla kurallaşma aşamasına geçilmesiyle beraber problem çözme metotları öne çıkmağa başlamış ve fizik problemlerin çözülmesi gibi toplumsal problemlerin çözümünde de benzeri yöntemlere başvurulmağa başlanmıştır . Fizik bilimindeki teoremlerde uygulanan bilimsel metotlara benzer yeni yöntemler de sosyal bilimler alanında öne çıkarılmağa başlanmış ve toplumsal sorunların çözümünde de teorem yaklaşımları geliştirilmeğe çalışılmıştır .Problem çözmeğe yönelen bütün teoremlerin bir çıkış noktası olduğu gibi sonraki işlemlerin de bir dayanak noktası olması gerektiği görülmüş ve böylesine bir bilimsel gelişme süreci içinde çıkış noktalarının aynı zamanda dayanak noktaları olduğu görülmüştür . Bu aşamadan sonra ,bilimsel gözlemler ,incelemeler ve gelişmeler daha hız kazanınca , fizik bilimi , diğer bilim alanları içinde öncü bir konuma gelmiştir . İşte daha sonraki dönemlerde hukuk ve siyaset gibi sosyal bilim alanlarındaki dayanak noktası kavramı fizik biliminden gelme bir yenilik olarak devreye girmiştir . Bilimsel gelişme süreci devam ettiği için benzeri etkileşimin bugün de sürdüğü görülmektedir.

Bu çerçevede, Arşimed’in dünyayı yerinden oynatmak için aradığı bir dayanak noktası , siyasal anlamda dünya düzenlerini de yerinden oynatmak için de söz konusu olabildiği anlaşılmaktadır.

Batı emperyalizminin dünyanın merkezine hücum ederek bu bölgedeki imparatorlukları çökerttiği bir aşamada , Osmanlı devleti yedi asırlık bir hükümranlıktan sonra çökerken ,kendi küllerinden doğan Foniks kuşu gibi, Türkler’de imparatorluğu kaybedip bittikten sonra . tekrar Atatürk sayesinde yeniden doğarak tarih sahnesine çıkmışlardır . İşte böylesine bir dönüşüm aşamasında Türk ulusunu ayağa kaldıran kaldıraç ulusal kurtuluş savaşı olmuş ve bu savaşın da dayanak noktası , öncü ve kurucu önder Mustafa Kemal Atatürk olmuştur.

  • Bu açıdan, Atatürk bugünkü Türkiye Cumhuriyetinin dayanak noktasıdır. 

Çok uluslu ve çok dinli bir imparatorluk düzeninden ,kısa zamanda üniter bir ulus devlet düzenine geçiş pek de kolay olmamış ama , kurucu önder sahip olduğu derin tarih bilgisi ile, iyi bir çıkış noktası belirleyerek kendisini dayanak noktası olarak ortaya koyduğu için , hem ulusal kurtuluş savaşı hem de cumhuriyetçi kuruluş aşamaları birbiri ardı sıra başarıyla tamamlanabilmiştir . Samsun’a çıkış sonrasında Anadolu’daki kutsal isyanın başına geçen Mustafa Kemal , çizdiği sağlam bir yol haritası ile hiçbir zaman geri adım atmadan ilerlemesini bilmiş ve başında olduğu siyasal devrimin aynı zamanda çıkış noktasını da belirleyerek , bu devrimci yapılanmanın kalıcı bir örgütlenmeye dönüşmesinde en güçlü dayanak noktasını oluşturmuştur . Fransız devrimi ile Sovyet devrimi gibi iki büyük tarihsel dönüşümün yaşandığı coğrafyanın tam ortasında ,bu devrimlerden yararlanılarak yepyeni bir Türk sentezi olarak Kemalist devrimin gerçekleştirilmesi ancak Atatürk’ün dayanak noktası olmasıyla açıklanabilecek bir olgudur.Fransız ve Sovyet devrimlerinin hazırlayıcısı bilim adamları ve çeşitli filozoflar olmasına rağmen , Türk devriminin tek hazırlayıcısı ve ideolojik önderi olarak Atatürk ,tam anlamıyla bir dayanak noktası olarak tarih sahnesindeki yerini almıştır.

Atatürk, beş bine yakın kitabı inceleyerek ve askeri ve siyasal kaynakları iyi değerlendirerek Türk devriminin yolunu çizerken Lenin gibi Karl Marks’a dayanmıyordu ya da Fransız devrimcileri gibi öncü filozofları aynen kopyalamıyordu.
Bu açıdan, Türk tarihinin dönüşüm noktasında Atatürk herkesten ve her filozof ya da komutandan yararlanmasına rağmen bütünüyle dayanak noktası olarak tek bir otoriteyi seçmiyor ,aksine kendisini dayanak noktasına koyarak ,o dönemin koşullarında oluşmuş olan devlet ya da siyaset aklını kullanarak hedefe ulaşmağa çaba sarf ediyordu .Hayatta tek yol gösterici olarak akıl ve bilimi benimseyen kurucu önder , bu yoldan giderek Türk ulus devletini çağdaş bir cumhuriyet rejimi olarak ortaya koyarken yolun taşlarını iyi seçmeğe çalışıyor ,sahip olduğu geniş kültürden yararlanarak çeşitli sorunları ya da çelişkileri aşarak tam bağımsızlık ve çağdaş uygarlık hedefine doğru devlet gemisini yürütmeğe çalışıyordu . Atatürk bütün bunları bazen tek başına kalarak yapmağa çalışırken, geçmişten gelen hiçbir dayanak noktasına dayanamıyor ve kendi yolunu kendisi belirlemeğe çalışıyordu . Bir anlamda kendi dayanak noktasını kendisi yaratmak zorunda kaldığı için , bu açıdan Atatürk hem kurtuluş hareketinin hem de kuruluş eyleminin başlıca dayanak noktası haline geliyordu . Dünyanın çivisinin çıktığı , imparatorlukların tarih sahnesinden çekildiği birinci dünya savaşı sürecinde ,yeni bir dünya düzenine doğru gidilirken , mazlum uluslar beş yüz yıllık sömürgecilik ve emperyalizm girişimlerinden son derece rahatsız oldukları için , kendilerine ulusal kurtuluş savaşları için rehber olacak ya da onlar için dayanak noktası oluşturacak bir siyasal önderlik arıyorlardı . İşte , Atatürk ,böylesine büyük bir siyasal gereksinimin gündeme getirmiş olduğu siyasal önderdir .

Amerikalılar, Amerika Birleşik Devletlerinin kurucu önderi olan
George Washington’un adını yeni kurdukları başkentlerine vermişlerdir
.

Atatürk Washington’dan daha fazlasını kendi ülkesine ve ulusuna veren bir ulusal önder olarak belki benzeri bir jesti hak ediyordu ama , Türkiye’yi kurucu önder Atatürk’ten ayırmak isteyen şeriatçı,bölücü mandacı üçlüsü Atatürk ve cumhuriyet düşmanlığına sürekli olarak devam ettikleri için ,Türk ulusu kurucu önderine böylesine bir jesti zamanında gerçekleştirememiştir . Amerika’nın kurucu önderinin ismi başkentte yaşatılırken , bu isim devlet yapısının dayanak noktası olarak aynı zamanda en üst düzeyde yüceltiliyordu . ABD’de şeriatçı, bölücü ve mandacı üçlüsü olmadığı için herkes kurucu baba olarak George Washington’a saygı ile bakıyor ve bu ismi Amerika Birleşik Devletlerinin kurucu başkanı olarak, aynı zamanda var olan devlet ve hukuk yapılanmasının dayanak noktası olarak görüyorlardı . Amerika’daki kurucu önderin saygınlığı ve etkinliği her geçen gün daha fazla öne çıkarılarak ,bu önderin ismi etrafında bütünleşmeye çalışılırken , Türkiye’de bunun tamamen tersi yapılarak malum üçlü koro tarafından Atatürk’e saldırılar artırılırken, Türk ulusu Atatürk’ün kurmuş olduğu cumhuriyet devletiyle karşı karşıya getirilerek açıkça bir bölünme ve dağılma senaryosu emperyal güç merkezlerinin desteği ile her gün daha da tırmandırılarak oynanmaktadır . ABD’du kurucu önder birleştirici bir unsur olarak ele alınarak hukuka uygun bir değerlendirme yapılırken , Türkiye’de kurucu önder siyasal saldırıların baş malzemesi haline getirilerek , Türk devletinin dayanak noktası ortadan kaldırılmağa çalışılmakta ve böylece zaman içinde Türkiye’nin dağılmağa doğru sürüklenmesine çalışılmaktadır . Kurucu önderlerin dayanak noktası olarak kabül edildiği Amerika Birleşik Devletlerinde ,böylesine bir durumdan devletlerin güçlenerek çıktıkları görülürken , Türkiye’de bu durumun tamamen tersinin zorlanmasıyla Türk devleti Yugoslavya benzeri bir dağılma senaryosu ile karşı karşıya bırakılmaktadır .

ABD’de başkentin adı nasıl kurucu önderin adı olarak belirleniyorsa ,belki Türkiye’nin adının da Atatürkiye olarak benimsenmesi söz konusu olabilirdi .Geçen sene emperyalizmin zehirleyerek erken ölüme mahkum ettiği Venezuella devlet başkanı Chavez halkın büyük çoğunluğunun desteği ile göreve gelerek , gerçekleştirdiği ulusal bir devrim sonrasında devleti yeniden düzenlemiş ve emperyalizme karşı büyük bir ulusal kurtuluş savaşı vererek Venezuella Cumhuriyetini kurmuş olan kurucu önder Simon Bolivar’ın adını cumhuriyet devletinin adına eklemiştir .İspanyol emperyalizmine karşı büyük bir kurtuluş savaşı vererek Venezuella’yı ve diğer Latin bölgelerini tam bağımsız bir statüye kavuşturan Simon Bolivar’ın izinden giden Chavez , devletin yeni adını anayasa değişikliği ile “Bolivarcı Venezuella Cumhuriyeti” olarak belirlemiştir . Chavez böylece , kendi ülkesi üzerinden Latin Amerikanın kurtarıcısının çizgisine bütün Güney Amerika ülkelerinin gelmesi için açık bir adım atmıştır . Latin Amerika kıtasının bugünkü bağımsızlığının dayanak noktası olan Simon Bolvar’ın ismi bugün Venezuella Cumhuriyetinin yeni anayasasında ve resmi adında yer alarak tüm Latin dünyasına bağımsızlığın yolunu göstermektedir . Kendi deyimleriyle “ABD’ye çok yakın ama Tanrı’ya çok uzak “ olan bu bölgenin bağımsız varlığının simgesi olarak Simon Bolivar ,tüm Latin dünyasının bağımsızlığının dayanak noktası olarak Chavez devrimi sayesinde hak ettiği yere gelebilmiştir . Şimdi Türkiye’de , bir Atatürkçü iktidar göreve gelince devletin kurucu önderinin adını resmen devletin yeni ismi yerine koysa , Türkiye’de yer yerinden oynar,cumhuriyet karşıtı üçlü koro malum saldırı senaryolarını daha üst düzeyde tırmandırarak sürdürürlerdi . Simon Bolivar’ın anısına ayrıca Bolivya adıyla başka bir devlet kurulurken gene Latin bağımsızlığının dayanak noktası olan Simon Bolivar onurlandırılmıştır . Bolivya Cumhuriyetinin adı Bolivar ile özdeşleştirirken , Türkiye Cumhuriyetinin adının Türklük ve kurucu önder Atatürk isimlerinden uzaklaştırılmağa çalışılması ,Güney Amerika kıtası ile Orta Doğu bölgesinin karşılaştırılması açısından önemli bir konudur . Amerikalılar ya da Latinler kurtarıcılarına saygı gösterirken , Türkler ya da Orta Doğulular kurtarıcılarından asgari düzeyde bir saygıyı esirgemektedirler .

Eski Türk devletleri geleneği açısından konuya bakıldığı zaman ,tarih boyunca siyaset sahnesine çıkmış olan Türk devletlerinin sürekli olarak kurucu kral ya da imparatorun adı ile anıldığı görülmektedir . Cengiz han , Timur han ,İlhan han , Selçuk han ,Osman han ,Babür han gibi kurucu önderlerin isimleri devletlerin ya da imparatorlukların adı olarak resmen kabul edilmiştir . Osman beyin adı ile kurulmuş olan imparatorluğun çöküşünden sonra gücü eline alan Mustafa Kemal bir Kemali hanedanı ya da krallığı oluşturmamış , kendinden önceki Türk imparatorluklarının sürdürdüğü imparatorun isminin devletleşmesi geleneğini ortadan kaldırarak ,tarihte ilk kez Türk ulusunun adı ile bir ulus devlet kurmuştur . Atatürk ve cumhuriyet karşıtı Osmanlıcılar ya da hilafetçiler , Türkiye Cumhuriyetinin kurucu önderi Atatürk’ün bu özverisini görmezden gelerek hem Türk hem de Atatürk isimlerine karşı çıkmaya devam ederlerken ,Amerikalıların ve
Latin halklarının kurucu önderlerine karşı gösterdikleri kadirşinaslığı görmezden gelmektedirler . Zamanında bütün güçleri elinde toplayan Atatürk , Anadolu toprakları üzerinde Selçuklu ve Osmanlı hanedanlarından sonra bir Kemali hanedanı kurabilir
ve bu topraklardaki Türk imparatorlukları geleneğini kendi ismi ile taçlandırarak sürdürebilirdi . O’nun böylesine büyük bir özveri göstererek eski geleneği sürdürmemesi karşısında , Türk vatandaşı kimliği ile Atatürk düşmanlığı yapanların
iyi düşünmeleri ve utanmaları gerekmektedir.

  • Amerikalıların Washington’a, Latinlerin Simon Bolvar’a karşı gösterdikleri saygının çok daha fazlasını hak eden Türkiye’nin kurucusuna karşı emperyal projeler yüzünden gerçekten çok büyük haksızlık yapılmaktadır.

Gelinen bu aşamada , hem ülkesini kurtaran hem cumhuriyet rejimi kuran hem de büyük özverilerde bulunan kurucu öndere karşı sürdürülen planlı saldırı kampanyalarından Türk ulusu artık fazlasıyla rahatsız olmaktadır . Her şeyin bir doyum noktası olduğu gibi , bu konuda da artık bıkkınlık safhasına erişilmiştir .

Geçen sene bazı Kemalist yazarlar tarafından gündeme getirilen “Atatürk olmasaydı” konusunu , bu sene kapak konusu yapan bir dinci dergi , Yeni Osmanlı hayalleri ve Büyük Orta Doğu ile Büyük İsrail projeleri doğrultusunda ulus devlet ve laik cumhuriyet karşıtı çizgide yayın hayatına devam ederken , “Atatürk olmasaydı “ konusunu tartışma alanına getiriyordu . Bir başka dinci gazete , bir dinci derginin ilanı vesilesiyle tam sayfa olarak ,” Atatürk olmasaydı gene Türkiye olurdu “ başlığı ile Atatürk karşıtlığını düşmanlık noktasında öne çıkararak , Müslüman halk kitleleri ile laik devleti karşı karşıya getirebilmenin arayışı içine giriyordu . Kurduğu devlete Türk geleneğine aykırı bir biçimde kendi ismini vermeyerek ,büyük bir özveri gösteren Atatürk’ün laik ve ulusal devletine savaş açan şeriatçı,bölücü ve mandacı üçlüsü Atatürk’ü dışlayarak,
O olmasaydı gene Türkiye olurdu diye ilanlar vermekte ve yayınlar yapmaktadırlar . Atatürk olmasaydı, Türkiye Cumhuriyeti de kurulamayacağı için , yerine Anadolu İslam devleti, Yakın Doğu Konfederasyonu, Orta Doğu Birleşik Devletleri, Büyük Orta Doğu Devleti ya da Büyük İsrail Federasyonu gibi emperyalist projelere uygun düşen çeşitli devlet modelleri düşünüleceği için,

  • Atatürk olmasaydı, Türkiye Cumhuriyeti gibi laik ve çağdaş bir ulus devlet kurulamazdı.

Bu yüzden “Atatürk olmasaydı, gene Türkiye olurdu“ diye dinci gazetelere ilan verenler, gerçeği değil ama kendi gönüllerinden geçeni ifade etmektedirler. Böylesine bir durum da doksan yıllık laik Türk devletinin vatandaşlarının çoğunluğunun rahatsız olmasına yol açmaktadır. Atatürk olmasaydı, Atatürk gibi bir tarihsel önder kurucu irade olarak Türk devletinin dayanak noktası olarak yer alamayacağı için ,bugünkü çağdaş Türkiye cumhuriyeti devleti de siyaset sahnesine çıkamazdı . Bu açıdan ,kurucu önder Atatürk ile O’nun eseri Türkiye Cumhuriyeti arasında kopmaz bir bağ vardır ve bu bağ dayanak noktası ile devlet düzeni arasında köprü görevi görmektedir .

Batı uygarlığının önde gelen devletleri tarafından , batı emperyalizmine karşı savaşmasına rağmen Mustafa Kemal Atatürk’e zaman zaman ödüller verilmiş ve Türkiye’nin kurucu önderi hakkında önemli bilimsel yayınlar yapılarak ,hakkı teslim edilmeye çalışılmıştır . Batının uygar ve emperyal iki yüzü olduğu için , batı dünyasının uygar yüzü ile Atatürk onurlandırılırken ,emperyal yüzü ile de çeşitli saldırılar ve insafsız eleştiriler yapılmıştır . Bugünün koşullarında yüz yıl öncesini değerlendirmek gibi bir bilimsel yanlış , küresel emperyalizmin papağanı konumundaki mandacı kadrolar tarafından dile getirilirken , Atatürk’e karşı büyük haksızlık yapmağa devam etmişler ama bugün gelinen noktada Türk halkının ulusal tepkisiyle karşılaşmışlardır . On yıllık dinci bir yönetimin baskılarından sonra ,Türk ulusunun bir milyonu aşkın temsilcisi yeniden Atatürk’ün huzurunda saygı duruşuna geçerek ,kurucu öndere olan bağlılıklarını yinelemişlerdir . Neredeyse Anıtkabir’e gidilmesini bile yasaklama noktasına gelen baskıcı zihniyetin, bir milyonu aşkın insanın tepkisi ile karşı karşıya gelmesi , halktaki tepkilerin giderek tırmandığını açıkça göstermektedir.

  • Türk halkının en az Amerikan halkı ya da Latin Amerikalılar kadar,
    kurucu önderine sahip çıkmak ve O’na saygı göstermek hakkı vardır.

Küresel sermaye üzerinden medya ve basın organlarını ele geçirerek aksi doğrultuda yayın yapmanın hiçbir işe yaramadığını sosyal medya olgusu gözler önüne sermiştir . Yıllarca türk halkının beynini yıkamağa çalışan , medya kanalları ve basın organlarının artık eskisi gibi izlenmediği görülmekte , gazeteler bedava dağıtılırken , halk kitleleri magazin programlar ile yeniden medya ağına düşürülmeğe çalışılmaktadır . Ama gelinen noktada , işlerin tersine döndüğü ve güç merkezlerinin bütün plan ve programlarının çöktüğü görülmektedir . Bu aşamada, Türkiye Cumhuriyeti yeniden Atatürk’ün yolundan giderek, bağımsız bir gelecek arama noktasına gelmiştir .

Atatürk , hem Türk ulusunun kurtarıcısı hem de Türkiye Cumhuriyetinin kurucu önderi olarak Türkler için en önemli dayanak noktasıdır . Bugünün Atatürkçü kuşakları atatürk’ten daha şanslıdırlar çünkü onların örnek alacak ve yolundan gidecek bir önderleri vardır . Atatürk ,bu açıdan hem Türk ulusu hem de Türk devleti için sağlam bir dayanak noktası oluşturmakta ve her türlü saldırı girişimine karşı , Türkiye’nin temelinin sağlam kalmasını sağlamaktadır . Atatürk nasıl dünyanın en büyük devletlerinin emperyal saldırılarına karşı direnerek ,ülkeyi ve ulusu kurtarmışsa ,bugünün Atatürkçüleri de kurucu önderin izinden giderek aynı şekilde bir antiemperyalist savaş vermek ve böylece Türkiye cumhuriyetini sonsuza kadar yaşatma yolunu açmak durumundadırlar . Atatürk yola çıktığında dayanak noktasından yoksundu ,bu nedenle kendi dayanağı kendi oldu . Bugünün kuşakları ise böylesine bir çıkmazın ötesinde daha şanslı bir konumda , Atatürk’ü dayanak noktası alarak yola devam edebilmektedirler.

Bugün yaşanmakta olan bütün siyasal sorunların tamamı eski sorunlardı.
Atatürk zamanında bu sorunlar ile boğuşarak bunları göğüsledi ve çözüm üretti . Bugünün Atatürkçüleri ise Atatürk’ü hem dayanak noktası hem de emsal alma şansına sahip oldukları için ,,yapacakları tek şey Atatürk ne yaptıysa aynısını yapmaktır .Atatürk’ü kendisine başlıca dayanak noktası olarak alacak Türk gençliği ,ulusal kurtuluş savaşından gelen antiemperyalist bilinç ile hareket edecek ve Türkiye’nin çağdaş uygarlık düzeyi içinde hak ettiği yere gelebilmesi için büyük bir mücadeleye kalkışacaktır.

Kendi partisine güvenmeyerek Türk gençliğine cumhuriyeti emanet eden büyük Atatürk’ün bu jestinin anlamı bugün yaşanan olumsuz koşullar doğrultusunda
daha açık ortaya çıkmaktadır.

Atatürk’ün kemiklerini sızlatan politikalara alet olanların,
Atatürk adına söyleyecek sözlerinin olmaması gerekir.

Böylesine olumsuz koşulları dikkate alacak Türk gençliği Cumhuriyetin bekçisi olarak harekete geçecek, Atatürk’ü başlıca dayanak noktası olarak alacak ve kurucu önderin yolundan O’nun yaptıklarına sahip çıkarak geleceğe yönelecektir.

  • Unutulmasın ki; Atatürk,
    Türkiye Cumhuriyeti’nin başlıca dayanak noktasıdır.

Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum’a Gelişi ve Kongre’nin Toplanması


Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum’a Gelişi ve Kongre’nin Toplanması

portresi_genc

Prof. Dr. Ünsal YAVUZ
ADD Bilim Danışma Kurulu Üyesi
Başkent Üniversitesi ATAMER Md.

 

Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıkmasının ardından hızla Anadolu içlerine ilerlemeye başlamıştır. Havza üzerinden Amasya’ya gelen Mustafa Kemal Paşa
21-22 Haziran 1919 tarihinde bizzat yaveri Cevat Abbas’a dikte ettirdiği ve İstanbul Hükümeti’ne karşı başkaldırının kanıtı olan Amasya Bildirgesi’nin son maddesini uygulamaya sokmak için harekete geçer .Bu son maddenin içeriği şöyledir :

“Doğu illeri adına, 23 Temmuz’da Erzurum’da bir kongre toplanacaktır. O tarihe kadar öteki illerin temsilcileri de Sivas’a gelebilirlerse, Erzurum Kongresi’nin
üyeleri de Sivas Genel Kongresi’ne katılmak üzere hareket ederler.”

Ancak kongre O’nun istediği biçimde Sivas’ta değil Erzurum’da toplanmıştır.
Bunun nedenini İstanbul Hükümeti’nin Mustafa Kemal ve arkadaşları hakkında yaptıkları engellemeler, yayınladıkları beyannamelerin Vilayat-i Şarkiyye Müdafaay-ı Hukuk Cemiyeti üyeleri üzerinde yaptıkları etkilerde aramak gerekir.

Kemalistlere Karşı iç ve dış engellemeler

Anadolu’da coşkuyla karşılanan genelgenin İstanbul’da yaptığı etki iyi değildi.
Harbiye Nazırı Ali Kemal bir yandan 23 Haziran’da bütün valiliklere gönderdiği gizli bir telde Mustafa Kemal’in azledildiğini ve kendisinin resmî bir sıfatı kalmadığını bildirerek emirlerinin dinlenilmemesini istiyordu. Öbür yandan da Elazığ’a vali tayin ettiği Ali Galip ve adamlarına, Mustafa Kemal’i tutuklatmak için Sivas’ta tezgâhlar hazırlatıyor ve aleyhinde propagandalar yaptırıyordu.

Mustafa Kemal Paşa Erzurum’da 

Bütün bu engelleri aşan Mustafa Kemal Paşa 28 Haziran sabahı kurmay heyeti ile birlikte hareket ederek bir hafta süren yorucu bir seyahatten sonra 3 Temmuz’da Erzurum’a geldi. 5 Temmuz’da bütün komutanlıklara İstanbul hükümeti tarafından yapılması olanaklı bütün girişimlere karşı dikkatli ve hazırlıklı olmalarını bildirdi.
Hemen çalışmalarına başlayan Mustafa Kemal Paşa’nın düşüncesi şöyle idi:

”… Her vilayette bir cemiyet olur ve böyle ayrı ayrı harekete girişilirse başarı şüphelidir. Memleketin kurtarılması amacı ile hareket eden cemiyetleri birleştirmek,
onlara genel bir şekil vermek, bir merkezden idare etmek lazımdır.”

Aslında bunlar daha İstanbul’daki ikameti sırasında yaptığı ve gerçekleştirmek istediği değerlendirmelerdi. Bir iki gün sonra da Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nın çekirdeğini teşkil edecek olan asker-sivil lider kadro ile yaptığı ilk toplantısında durumu şöyle özetledi:

“Büyük bir vatan ve millet davasına atılıyoruz; bütün bir milletin maddi ve manevi seferberliği, mücadelesi. Böyle muazzam bir dava gizlice görülemez ve yürütülemez. Millet davası ancak millet huzurunda görülüp yürütülebilir.
Bunun için ortaya çıkmak,bir millet ferdi olarak çalışmak icap edecektir.”

Toplantıya: 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir, Hüseyin Rauf Bey, Erzurum Valisi Münir Bey, İzmit Mutasarrıfı Süreyya Bey, Ordu Müfettişi Kâzım Bey, Erkanı Harp Binbaşısı Hüsrev Bey, Doktor Binbaşı Refik Bey katılmış ve Mustafa Kemal Paşa’yı başkan olarak seçmişlerdir.

Erzurum Kongresi’nin toplanmasını engellemek için yapılan iç ve dış baskılar

İstanbul Hükümeti’nin baskıları

İngilizler Erzurum’da bir kongre toplanmasını engellemek için her yolu denemekten
geri kalmamışlardır. İlk olarak İstanbul Hükümetini devreye sokmuşlar ve Dahiliye Nazırının yayınladığı bir seri genelgelerle kongre üyelerini baskı altına almaya çalışmıştır. Bu nedenle hükümet, “Memurların siyasetle uğraşmalarının kesinlikle yasak olduğunu” ve bu yüzden Erzurum Kongresi’ne katılma girişimlerinin cezalandırılacağını hatırlatan bir genelge yayınlamıştır. Bu konudaki çalışmalarını aralıksız sürdüren Dahiliye Nazırı, 25 Temmuz 1919’da Erzurum Vilayeti’ne çektiği telgrafta,

“Erzurum’da toplanan Kongre’nin Kanun-ı Esasi’ye karşı olduğu,
vatan için zararlı olacağı ve engellenmesi gerektiğini” vurgulamıştır.

Bununla da yetinmeyerek Mustafa Kemal’in tutuklanmasıyla ilgili emri
15. Ordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa’ya gönderdiyse de bu reddedilmiştir. .
Bu gelişmeler karşısında Mustafa Kemal paşa, Erzurum Kongresi’nin açılışını
10 Temmuz’dan 23 Temmuz’a erteleme kararını almıştır.

İngilizlerin Baskıları 

Ancak İngilizler engelleme girişimlerine devam etmek kararında oldukları anlaşılmaktadır. Çünkü,Mustafa Kemal’in Erzurum’da bir kongre toplamak için çalışmalar yaptığı günlerde Samsun, Kars ve Erzurum çevresindeki İngiliz subayları da hummalı bir istihbarat faaliyeti içindeydiler.

Mustafa Kemal’in Anadolu’daki görüşmelerini İstanbul Hükümeti aracılığıyla önlemeyi başaramayan İngilizler, 5 Temmuz 1919 günü Samsun’a asker çıkararak Kongrenin toplanmaması için baskıları artırma yolunu denediler. Ancak bu girişimlerin istenilen sonuçları getirmemesi üzerine İngilizler yeni çözümlemelere yönelmeyi denediler.

Lord Curzon‘un yeğeninin kocası Albay Rawlinson’u, Mustafa Kemal Paşa ile görüştürerek O’nu kongrenin iptali yolunda baskı unsuru olarak kullanmayı denemişlerse de bunda da başarılı olamamışlardır. Çünkü, 9 Temmuz 1919’da gerçekleşen bu görüşmede Mustafa Kemal Paşa Kongrenin toplanmasındaki kararlılığını kesin bir dille Rawlinson’a ifade etmiştir. Buna karşın Rawlinson’un aynı yıl içinde birkaç kez Mustafa Kemal Paşa ile görüştüğü bilinmektedir.

İlk görüşmenin, Mustafa Kemal Paşa’nın 7-8 Temmuz 1919 akşamı bütün görevlerinden istifa etmesi sonrası olduğunu da anımsamakta yarar var.

Erzurum Kongresi

Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Erzurum Şubesi’nin isteği üzerine kurulan heyetin başkanlığına seçilen Mustafa Kemal Paşa’nın, kongreye katılabilmesi için delege olması gerekmiştir. Erzurum delegeleri Binbaşı Kazım Bey ve Cevat Bey’in (Dursunoğlu) istifası üzerine Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey delege olmuşlardır. İstanbul hükümetinin ve İtilaf Devletleri’nin bütün engellemelerine karşın
10 Temmuz’da toplanması plânlanan Erzurum Kongresi 23 Temmuz’da toplanabilmiştir. Bitlis, Erzurum, Sivas, Trabzon ve Van’dan gelen 56 delegenin katıldığı Kongrenin başkanlığını, bu göreve seçilen Mustafa Kemal yaptı. Kongrede, Sivas Kongresi’ni günlerce meşgul edecek olan Manda Meselesi tartışılmaya açılmışsa da ileri bir tarihe ertelenerek kapatılmıştır. Kongre çalışmalarını tamamlayarak 7 Ağustos’ta aşağıdaki kararları yayınlamıştır :

Erzurum Kongresi Kararları                                :

1. Milli sınırlar içinde bulunan vatan parçaları bir bütündür. Birbirinden ayrılamaz.

2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Hükümetinin dağılması halinde, millet topyekun kendisini savunacak ve direnecektir.

3. İstanbul Hükümeti vatanı koruma ve istiklali elde etme gücünü gösteremediği takdirde, bu gayeyi gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır.
Bu hükümet üyeleri Millî Kongrece seçilecektir, Kongre toplanmamışsa bu seçimi Heyet-i Temsiliye yapacaktır.

4. Kuva-yı Milliye’yi tek kuvvet olarak tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak esastır.

5. Hıristiyan azınlıklara siyasi hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez.

6. Manda ve himaye kabul olunamaz

7. Millî Meclis’in derhal toplanmasını ve hükümetin yaptığı işlerin Meclis tarafından kontrol edilmesini sağlamak için çalışılacaktır.

Yine Erzurum Kongresi, Kongre kararlarını yürütmek üzere dokuz üyeyi görevlendirerek Heyet-i Temsiliye’nin çekirdeğini oluşturmuştur. Bu temsilciler şunlardır :

Mustafa Kemal Paşa (Erzurum), Hoca Raif Efendi (Erzurum), Mutki Aşireti Reisi Hacı Musa Efendi (Bitlis),Sadullah Bey (eski mebus, Bitlis), Rauf Bey (eski Bahriye Nazırı, Sivas), Bekir Sami Bey (eski Beyrut Valisi, Sivas), Servet Bey (eski mebus, Trabzon), İzzet Bey (eski mebus, Trabzon), Şeyh Hacı Fevzi Efendi( Erzincan).

Bu temsilcilerin ancak beşi Mustafa Kemal Paşa ile Sivas’a hareket etmiştir.

Sonuç      :

Kongre kararları genel olarak değerlendirildiğinde iki temel kavram kayıtsız koşulsuz olarak Ulusal boyutta başlatılacak eylemin hareket noktasını oluşturmaktadır.
Bunlar

– Bağımsızlık ve
– Ulusal Egemenliktir.

Buna koşut olarak işgalci ve yayılmacı güçlere vatanın sınırları belirtilerek, vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı bunun kabul dahi edilemeyeceği açık bir şekilde vurgulanmaktadır. Gerektiğinde bu eylemi eşgüdümlü bir çalışmayla götürecek bir
tür yürütme gücü görevini üstlenecek Temsilciler Kurulu’nun çekirdeği oluşturulmuştur.

Bilindiği gibi Sivas Kongresi’nde bu kurulun üye sayısı on altıya yükseltilmiş
ve 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclis’in açılmasına kadar başarıyla görevini yürütmüştür.

Teknolojik iletişim-ulaşım olanaklarının sıfırın altında olduğu, yokluklar ve yoksulluk içinde ne yapacağını bilemeyen bir ulusun hiçbir umudunun olmadığı en elverişsiz koşulların egemen olduğu bir ortamda Ulu Önder Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde başlattığı bu başkaldırının işaret fişeği Amasya Bildirgesi’nde verilmiş eyleme ise Erzurum Kongresi ile geçirilmiştir. Bu yüce ulusun vatanının işgaline, bağımsızlığından ödün vermeyeceğine olan kararlılığının somut ifadesi olmaktadır.

Günümüzde bu olumsuzlukların hiçbiri yok görünüyorsa da daha büyük ancak artık
sinsi değil açık ve pervasızca oynanan uluslararası bir oyunun iç aktörlerle birlikte sahneledikleri bir büyük suikastla karşı karşıyayız. Bu büyük suikastın hedefi ülkeyi ve ulusu bölerek birbirine kırdıracakları bir iç savaş ortamı hazırlamak böylece
Laik-Demokratik-Cumhuriyeti yıkarak Osmanlı Devletini tekrar yaşama geçirmek(!). Bunun asla ve asla gerçekleştirilmeyecek bir hayal olduğu ve buna izin verilmeyeceği son aylardaki direniş eylemleri ile anlaşılmış olmalıdır. Bugünlerin sahip olduğu teknoloji 94 yıl öncesinden çok daha ileridir daha da ötesi vatanımıza, Türklüğümüze, Bayrağımıza, Dilimize ve Atatürkümüze ve O’nun Devrimi ile ulaştığımız çağdaşlık düzeyine yürekten bağlı ve sahip çıkmada kararlı, çağın teknolojik olanaklarını doruğunda kullanan ve başarılı olan kararlı bir gençliğin yetişmiş olmasıdır.

Güvencemiz tüm güncel tehlikeler karşısında 7’den 70’e tüm ulus bireylerinin alkışlanacak ve saygı duyulacak birliktelik sergiledikleri ulusal dirençtir.
Bunun, 94 yıl öncesini anımsatan özlemini duyduğumuz bir oluşum olduğuna
kuşku yoktur.

Seçilmiş Kaynakça

Doğanay, Rahmi. Milli Mücadele’de Türk-İngiliz Esir değişimi. F.Ü. Sos. Bil. Der. X/1, Ocak-Haziran 2000.
Jaschke, Gotthard.K urtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri.Ankara,1986.
Kansu, M. Müfit. Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber. C.1, Ankara,1966
Karabekir, Kazım. İstiklal Harbimiz. İstanbul, 1988.
Sonyel, Salahi R. Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika. C.I., Ankara, 1987.
Şimşir, Bilal. İngiliz Belgelerinde Atatürk. C.I, Ankara, 1973.

23 Nisan 1920’nin Yiğitlerine Selam Olsun!

23 Nisan 1920’nin Yiğitlerine Selam Olsun!

Dostlar,

23 Nisan 1920, Büyük Atatürk‘ün öncülüğünde Ankara’da ilk Millet Meclisi’nin
açılış günüdür.

Ülke inanılmaz zorluklar içindedir.

Fiilen işgal altındadır (30 Ekim 1918 Mondros ateşkesi sonrası..)

İstanbul’da Meclis-i Mebusan dağıtılmış, kimi vekiler Malta’ya sürülmüş
kimisi tutuklanmıştır.

  • 6. Mehmet Vahdettin ve Damat Ferit işgalcilerle işbirliği içinde vatan haini olmuştur.

23 Nisan 1920‘de 115 temsilci ile Ankara’da İttihat ve Terakki‘nin binasında ilk BMM toplanır. Bir bölümü Mustafa Kemal Paşa’nın Sivas Kongresi sonrası
Heyet-i Temsiliye Reisi olarak Anadolu genelinden çağrı yaptığı temsilciler bir bölümü de Meclis-i Mebusan’dan kaçarak gelebilenlerdir.. (Kara Vasıf ve ark.)

Geceleri, kadın çarşafları içinde, saman arabalarının arkalarında, ölüm tehdidi ile
yüz yüze.. Çünkü her yer emperyalistlerin sıcak işgalinde..

Para yok, pul yok..

Yurtseverler toplanır ama elde avuçta hiçbir şey yoktur..

Öğrenilmiş çaresizlik sendroöu (Pes sendromu!) içinde geri dönmek isterler.

Büyük önder Mustafa Kemal Paşa kürsüye çıkar ve şu konuşmayı yapar :

ATATÜRK’ün 23 Nisan 1920 Yemini 

  • “..Asker Mustafa Kemal mavzerini eline alır, fişeklerini göğsüne dizer, bir eline de bayrağını alır, bu şekilde Elmadağı’na çıkar, orada tek kurşunum kalana dek vatanımı savunurum. Kurşunlarım bitince de bu aciz bedenimi bayrağıma sarar, düşman kurşunları ile yaralanır, temiz kanımı kutsal bayrağıma içire içire
    tek başıma can veririm. 
    Ben buna and içtim! ”

Tarihin kırılma anlarıdır ve gerçek önderler böyle anlarda inisiyatif alarak tarihin akışını değiştirirler. Mustafa Kemal Paşa’nın davranışı ve söylemi de bu niteliktedir.

Nitekim kendi söylemiyle;

  • “23 Nisan, Türkiye ulusal  tarihinin başlangıcı ve yeni bir dönüm noktasıdır. Bütün bir düşmanlık cihanına karşı ayağa kalkan Türkiye halkının,
    Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni meydana getirmek hususunda gösterdiği harikayı ifade eder.”
     
    (1922, Atatürk’ün S.V.D., syf. 96)

Bu konuda sitemize birkaç dosya yer alacak..

  • 23 Nisan 1920’nin harman yürekli yiğitlerini, başta büyük önder
    Mustafa Kemal Paşa olmak üzere içten şükran ve derin saygı ile yerlere dek eğilerek selamlıyoruz..

Bir de, inanılmaz güzellikte yakın plan (makro) çiçek – doğa çekimleri ile 23 Nisan’da doğaya ve bahara merhaba diyelim.. İyi morale ve gevşemeye de gereksinim var..
Çekimleri yapanlara ve paylaşanlara teşekkür ediyoruz..
İzlemek için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

Nefis makro çiçek çekimleri

Sevgi ve saygı ile.
23.4.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

MİLLİ ANAYASA FORUMU SONUÇ BİLDİRGESİ

Dostlar,

Milli Anayasa Forumu‘nu oluşturmak üzere 22 Ekim 2011’de İstanbul’daki ilk
ve 24 Aralık 2011’de yine İstanbul’da yapılan 3. toplantıya biz de katıldık.

23.2.12 günü kamuoyuna bir duyurumuz oldu. Şöyle bağlıyorduk :

  • ….. Emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı mücadelesini yürüten
    ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulmuş
    TBMM’nin sayın üyelerinin, Cumhuriyetin Kuruluş İradesinin
    ve Devrim kanunlarının, hazırlanmakta olan anayasayla
    ortadan kaldırılmasına izin vermeyeceğine inanıyoruz.

27 Ocak 2013’e dek Forumumuz 44 il ve 72 ilçe merkezinde toplam
116 merkezde gerçekleştirdiği toplantılarda yaklaşık 60000 insanımızı aydınlattı.

Aradan geçen 15 aylık dönemde, deyim yerinde ise bir “maraton” koşuldu.
Kimselerden “sponsorluk”, açıklanamayan dolaylı-doğrudan parasal destek vb. alınmadı. Katılımcılar tüm giderlerini ceplerinden ödedi.

Biz de, 22.4.12 günü Ankara’daki Milli Anayasa Forumu’nda (MAF)
konuşmacı olmuş ve 28 Nisan 2012 günü Nazım Hikmet Kültür Merkezinde yapılan, binlerce kişinin katıldığı görkemli toplantıda bulunmuştuk.

Milli Anayasa Forumu (MAF), 27 Ocak 2013 günü bir sonuç bildirisi yayımladı.

Milli Merkez‘e dönüşüyor..

Bir de “Program” oluşturuluyor..

Milli Merkez programının 30 Mart 2013’te Ankara’da gerçekleştirilecek büyük kurultayda
hazırlanacağı duyuruldu.

Bizde bir tür, Kurtuluş Savaşı’nın Anadolu Kongreleri çağrışımı yapıyor.

Artık SİVAS KONGRESİ aşamasına, Heyet-i Temsiliye eşiğine gelindi..

Ulus yazgısına el koyuyor..

En kritik sorun;

  • YÜKSELEN HALK DALGASINA AKILI ÖNDERLİK..

MİLLİ ANAYASA FORUMU SONUÇ BİLDİRGESİ‘ni aşağıda pdf olarak sunuyoruz.

Bildiri şöyle başlıyor :

  • “Demokratik, Laik Cumhuriyetimiz, kuruluşunun 90. yılında ciddi tehlikelerle karşı karşıyadır. Bağımsızlığımız, Özgürlüğümüz ve Aydınlanma Devrimlerimiz bir Karşı Devrim saldırısıyla yok edilmeye çalışılmaktadır.
  •  Bu ortamda eğitim, adalet, güvenlik, haberleşme, basın yayın, çalışma yaşamı ve ekonomi alanlarında baskı, zulüm ve adaletsizlikler artmakta ve geniş halk kesimleri ezilmektedir. Üstelik Anayasamız tümüyle değiştirilerek, karşı devrimin baskıcı ve tek adam yönetimine Anayasal güvenceler sağlanmaya çaba gösterilmekte; Ülkemiz bir faşist diktatörlüğe sürüklenerek BÖLÜNMEYE çalışılmaktadır.

Ve şöyle bağlanıyor :

  • Yürürlükteki Anayasada değişiklik yapılırken;

BAŞLANGIÇ BÖLÜMÜ,
– İLK 4 MADDESİ, İLK 4 MADDESİ ile İLGİLİ MADDELERİ ve 174.MADDESİ
DEĞİŞTİRİLEMEZ.
TÜRK DİLİ; TÜRK MİLLETİ ve LAİKLİK KAVRAMLARI TARTIŞILAMAZ.
BAŞKANLIK SİSTEMİ ASLA KABUL EDİLEMEZ
ve BU KONUDA
AKP İKTİDARI ve ÖCALAN ARASINDAKİ DAYANIŞMA
HALKIMIZA ANLATILACAKTIR.

27 Ocak 2013, İstanbul..

Okumak, dağıtmak, katılmak için lütfen erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

Milli_Anayasa_Forumu_Sonuc_Bildirgesi

Yandaş medya, bu görkemli halk hareketini görmezden gelmeyi “hâlâ” sürdürüyor.

Büyük Atatürk uyarmıştı :

  • Aşağılık kimselerin parayla yürüttüğü basın savaşları vardır..

Sevgi ve saygı ile.
1.2.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

22 Haziran 1919 Amasya Genelgesi-Tamimi’nin 93. Yılı.. / Amasya Circular by Mustafa Kemal Pasha; 93rd Year

Amasya_Genelgesi_93_Yil_Sonra_Geriye_Donuk_Tarih_Irdelemesi.22.6.12docx