Etiket arşivi: Recep Tayyip Erdoğan

Kürtler, sosyalistler ve Altılı Masa… SEÇİMLERDE TUTUMUMUZ NE OLMALI?

Zeki Sarıhan
zekisarihan.com

Haziran 2023’te yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimleri, bir süredir ülkede bir heyecan dalgasına neden oldu. Her seçim bir mücadele ve çekişmeye vesile olur fakat bu seferki bundan öncekilerden çok farklı.

Önümüzdeki seçimlerde Türkiye’nin geleceği oylanacak..

Bu mücadeleyi umursamayanlar ve çekimser kalanlar, büyük bir sorumsuzluğun vebalini de yüklenmiş olacaklar.

MUHALEFET KAZANAMAZSA

Seçimi bugün iktidarda bulunan ve Recep Tayyip Erdoğan‘ın temsil ettiği Cumhur İttifakı‘nın kazanması durumunda seçmenler, bir çeşit monarşi sayılan tek adam rejimine onay vermiş sayılacak. Türkiye’nin üzerindeki karanlık daha da koyulaşacak. Büyük yaralar almış bulunan hukuk sistemi berhava olacak. Hak ve özgürlükler tümüyle ortadan kaldırılacak. Din ve inanç özgürlüğünden eser kalmayacak. Devleti tümden tarikatlar ele geçirecek. Erdoğan’ın 20 yıldır önce sureti haktan görünerek son dönemlerde açıktan açığa savunmakta olduğu siyasal İslam, devletin ve toplumun bütün hücrelerine zerk edilmeye devam edilecek.

Bu sistemin dünya ve Türkiye halkının beklentilerine aykırı olduğu baştan belliydi. Erdoğan 20 yıllık iktidarını, çeşitli ekonomik ve sosyal önlemlerle yoksulları kendine bağlayarak sağladı. Ama su, ekonomi değirmeninin oluğunu eskisi kadar doldurmuyor. İktidarın şimdiki bütün çırpınışları, ne yapıp edip, oy yitiğini durdurmak ve yitirdiği oyları geri kazanmaya yöneliktir.

ERDOĞAN, İKTİDARI BIRAKIR MI?

Bir süredir, birçoğumuzda seçimleri yitirse de Erdoğan’ın allem edip, kallem edip iktidarı bırakmayacağı inancı var. Bu kötü beklenti nedensiz değildir. Çünkü Erdoğan, her ne denli seçimler sonucunda iktidara gelmişse de, demokrasiye saygılı biri olmadığını birçok vesile ile gösterdi. Kürtlerin kazandığı belediyelerin nerdeyse tümünün yöneticilerini görevden alıp yerlerine partisinden kayyum ataması bunun en önemli kanıtıdır. İstanbul Büyükşehir Belediye seçimleri muhalefet tarafından kazanılınca seçimleri Yüksek Seçim Kurulu kararıyla yeniletmesi de bu tutumun örneklerindendir.

  • O’nun, muhalefet belediyelerini kıskaç altına aldığı,
    onları çalıştırmamak için her yolu denediğini de görüyoruz.

Edoğan’ın seçim sonuçlarına saygı göstermesinin tek koşulu, İstanbul’da yapılan ikinci seçim gibi büyük bir yenilgi almasıdır.

Erdoğan’ın seçim zamanına kadar da yapabileceği birçok şey vardır: Çeşitli tertiplerle muhalefet bloğunu bölüp birbirine düşürmesi, çeşitli çıkarlar sağlayarak bunların en zayıf olanları yanına çekmesi, savaş çıkarıp seçimlere bir fatih olarak girmesi bunlardandır.

AÇIK VE NET BİR PROGRAM GEREKİR

Bütün bu olasılıkları akılda tutarak vakit geçirmeden muhalefetin açık, anlaşılır ve kitleleri çekecek bir programa göre seçime hazırlanması gerekir. Bu programın can alıcı maddeleri, halkın nasıl ekonomik refaha ulaştırılacağı, 1923’ten beri deneye yanıla oluşturulan kurumların yerli yerine nasıl oturtulacağıdır.

Muhalefet, partizanlıktan çok çekmiş olan halkın önünde;
– TRT, Anayasa Mahkemesinin, Yüksek Seçim Kurulunun bağımsızlığını,
–  üniversitelerin özerkliğini iade edebilecek mi?
– Kürt sorununu nasıl çözecek?
– Avrupa Birliği ve NATO ile ilişkileri nasıl düzenleyecek?
– Komşularımızla bozulan ilişkileri nasıl düzeltecek?
– Sağlık ve Eğitim sistemini çağdaş temellere ve halk kitlelerinin çıkarlarına uygun olarak nasıl yeniden düzenleyecek?

Artık anlamış olmalıyız ki; yalnız AKP’nin kurduğu sistem değil, onun iktidara gelmesinden önce var olan sistem de iflas etmiştir. Zaten AKP’ye iktidar kapılarını açan da Kenan Evren, Özal, Demirel, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz’la temsil edilen o sistemdi.

  • Halkın huzur içinde kardeşçe yaşayabilmesi için radikal (köktenci) önlemlere gereksinim var.

Muhalefetin gövdesini oluşturan Altılı Masa bunları gerçekleştirecek bir anlayışa ve cesarete sahip mi?

Günümüzün en önemli siyasi sorusu budur.

2023 seçimlerini yitirse de AKP ve MHP’nin boş oturmayacağı kesindir.
AKP’nin yarım önlemlerle iktidarı ağzına burnuna bulaştıran yönetimin elinden hükümeti yeniden ele geçirmesi zor olmaz.
Bu nedenle, alınacak önlemlerin geniş yığınlara ve demokrat aydınlara bir “Oh!” dedirtmesi koşuldur.
Sermaye grupları arasında gidip gelen bir iktidar halkta bu rahatlığı yaratmaz.

ANAHTAR HDP’NİN ELİNDE

Kılıçdaroğlu’nun iktidar bloğuna karşı oluşturulmasına önderlik ettiği Millet İttifakı, Türkiye’de iktidar mücadelesinin getirdiği bir zorunluluk olmakla birlikte Kürt aydınları ve emekçilerini temsil eden HDP’nin ve Türk sosyalist solunun bunun dışında kalması bir olumsuzluktur. HDP’nin yüzde on gibi büyük sayılacak bir seçmen kitlesine sahip olmasına karşın bu İttifaka alınmamış olması, gelecek seçimlerin en büyük handikapıdır. HDP’nin dışarıda bırakılmasının nedeni, Türk milliyetçiliğini temsil etme iddiasındaki İYİ Parti’nin zaaflarıdır. HDP ile özellikle İYİ Parti’yi aynı masada görmek mümkün görünmüyor.

HDP’nin ve seçmeninin her koşulda cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefetin adayını destekleyeceği varsayılıyor. Ben de, daha kötüsünün iktidarını engellemek için, Kürt laik ve demokrat seçmeninin içine sinmeyerek de olsa, öyle davranmasını önermiştim. Ne var ki HDP, kendi oylarının çantada keklik sayılmaması gerektiğini, ortak aday ve ilkelerde anlaşmazlarsa kimseyi desteklemek zorunda olmadıklarını ilan ediyor. HDP oyları olmadan muhalefet için iktidar çantada keklik değildir.

Kürt sorununu yok sayan bir Türk milliyetçiliği, Türkiye’nin huzura kavuşmasının önünde en büyük engeldir. Ne var ki, iktidar on yıllardır süren savaşı hem içerde, hem dışarda sürdürmekte ısrarlı ve bundan siyasal kazanç elde etme çabası içinde. Bu siyasal yapının iktidardan uzaklaşması, HDP’nin göstereceği basiretle de Kürtler üzerindeki baskı azalma eğilimi gösterecektir.

Ülkeye barış, ezilen Türk ve Kürt emekçilerinin birlikte mücadele ettiği ve kazandığı bir halk iktidarıyla gelecektir.

Önümüzde daha uzun ve dikenli bir yol olduğunu unutmayalım.

Emekçileri aydınlatmaya devam edelim. (Tükenmez, Sonbahar 2022)

28 Şubat ve Afganistan

Örsan K. Öymen
Örsan K. Öymen
Cumhuriyet, 23 Ağustos 2021

 

“Ergenekon”, “Balyoz”, “OdaTV”, “Casusluk” (AS: Askeri Casusluk) ve “Gezi” adlarıyla anılan sahte yargı süreçlerine ve kumpaslara bir yenisi daha eklendi: “28 Şubat”!

Emekli generaller ve komutanlar Çevik Bir, Çetin Doğan, Hakkı Kılınç, Cevat Temel Özkaynak, Erol Özkasnak, Fevzi Türkeri, Yıldırım Türker, İlhan Kılıç, Aydan Erol, Kenan Deniz, Ahmet Çörekçi, Çetin Saner, İdris Koralp ve Vural Avar

  • hukuka aykırı bir biçimde, sözde hukuk tarafından verilen kararların bir sonucu olarak tutuklandılar!

28 Şubat 1997’de, Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ın başbakan, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Tansu Çiller’in başbakan yardımcısı olduğu RP-DYP koalisyon hükümeti döneminde, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in başkanlığında toplanan Milli Güvenlik Kurulu, laiklik karşıtı örgütlenmeler konusundaki kaygılarını dile getiren bir bildiri yayımlamıştı.

Anayasaya göre Türkiye Cumhuriyeti, hem üniter bir devlet, hem de demokratik, laik bir (AS: sosyal) hukuk devleti olduğu için, Milli Güvenlik Kurulu o yıllarda, doğal olarak, terör örgütü PKK’nin yürüttüğü bölücü faaliyetlerle birlikte şeriatçı, irticacı, köktendinci, laiklik karşıtı faaliyetleri de milli güvenliğe yönelik bir tehdit olarak görüyordu.

MGK bu konudaki kaygılarını ilk defa (AS: kez) 28 Şubat 1997’de dile getirmemişti. Bu kaygılar hem MGK tarafından hem de birçok siyasetçi tarafından zaten yıllardır dile getiriliyordu.

Ancak MGK, 28 Şubat 1997’de bu faaliyetlerin önlenmesine yönelik bazı (AS: kimi) somut önerilerde de bulunduğu için, bir yandan hükümet ile Cumhurbaşkanı, bir yandan da hükümet ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında gerginlikler yaşanmıştı.

Bunun üzerine DYP’den birçok milletvekili, RP ile koalisyon ortaklığına karşı çıktı, birçoğu istifa etti. RP-DYP koalisyon ortaklığı için gerekli çoğunluk ortadan kalktı.
***
Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç gibi RP’li siyasetçiler bunun üzerine “postmodern darbe” söylemine başvurdular. Oysa ortada ne bir darbe vardı ne de bir darbe girişimi. Gerçek darbeler olan ABD destekli 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri konusunda seslerini doğru dürüst çıkarmayan laiklik karşıtı siyasetçiler, bir anda demokrasi kahramanı kesildiler, teokrasiyi demokrasi diye pazarladılar.

Bu kadro daha sonra AKP’yi kurdu. AKP, hükümetin beceriksizliklerinin de katkısıyla, 2002 yılında iktidar oldu, Türkiye’deki demokratik, laik, hukuk devletini, 2008 yılından itibaren (AS: başlayarak) ortadan kaldırarak anayasal düzeni yıktı ve sivil darbe yaptı!

  • Bu sivil darbeyi yapan, anayasal düzeni yıkan, cumhuriyetin yerine monarşiyi, laikliğin yerine teokrasiyi getiren AKP;

28 Şubat sürecinde (AS: 997) anayasal düzen hatırlatması yapan ve bugün 70-80 yaşın üzerinde olan generalleri ve komutanları hapishaneye yolladı!

Oysa 28 Şubat sürecinde hükümeti uyaranların tek kaygısı, Türkiye’nin bugün Afganistan’ın düştüğü durumlara düşmemesi, Türkiye’nin bir Suudi Arabistan’a, bir İran’a dönüşmemesi idi.
***
AKP hükümetinin haftalardır, Afganistan’daki köktendinci, şeriatçı, yobaz, gerici, barbar Taliban yönetimine sıcak mesajlar vermesinin arkasında, sadece (AS: yalnızca) stratejik gerekçeler yoktur. Afganistan’da nasıl cüppeli, sarıklı, şalvarlı mollalar iktidarı ele geçirdilerse,

Türkiye’de de iktidarı takım elbiseli ve kravatlı mollalar ele geçirmiştir.

Görünüşe aldananlar tarih önünde bir kere daha büyük bir yanılgı içerisine (AS: içine) düşmüşlerdir.

Bunun da ötesinde, hem Türkiye’deki hem de Afganistan’daki laiklik karşıtı hareketleri, 1980’li yıllardan itibaren (AS: bu yana), ABD desteklemiştir.

  • ABD emperyalizmi, Afganistan’da SSCB’yi, Türkiye’de de CHP’yi ve Mustafa Kemal Atatürk’ü bertaraf etmek için, bu gerici örgütlenmeleri kullanmıştır.

Bu gerçeği ne yazık ki Türk Silahlı Kuvvetleri de görememiştir.

AKP = RTE Kovit-19 Salgınını Neden Yönet(E)miyor??

Dostlar,

Meslektaşımız Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu,  24 Mart 2021 günü bizimle sanal ortamda uzun bir söyleşi yaptı. Kendileriyle, Halkçı Doktorlar olarak 4. programımız oldu. Söyleşimiz metne döküldü ve bize ulaştırıldı. 17 A4 sayfası tutuyor.

AKP = RTE Kovit-19 Salgınını Neden Yönet(E)miyor??

– 21:00’de Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu ile HALKÇI DOKTORLAR ile (sosyal medya hesaplarında) söyleşi gerçekleştirdik.

https://www.facebook.com/halkcidoktorlar/videos/374472266874457/

Giriş şöyle                               :

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu: İyi akşamlar sevgili bizi izleyenler. Bu gün Prof. Dr. Ahmet Saltık Hocamla birlikteyiz, bu bizim Halkçı Doktorlar olarak dördüncü programımız olacak.

Salgının, yani Koronavirüs pandemisinin birinci yılını geçirdiğimiz bugünlerde, ülkemiz yeniden üçüncü tepeyi yaşıyor, şu anda birinci dalga hâlâ bitmiş değil, fakat üçüncü kez tepe noktasına ulaşmak üzereyiz.

İyi akşamlar Ahmet Hocam, merhabalar.

Prof. Dr. Ahmet Saltık: Ercan hocam size de iyi akşamlar, teşekkür ederim fırsat verdiğiniz için bana.

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu: Evet, bu gün pek çok programınızın arasında bizlere de yer verdiğiniz için çok teşekkür ediyoruz. Gerçekten, işte bu günkü programımızın başlığını da sizlerle birlikte belirledik. İşte “AKP=RTE, Kovit-19 Salgınını Neden Yönet(E)miyor?” diyoruz. Gerçekten de bizim ülkemiz gibi böyle koronavirüs salgınında bu denli başarısız olan ya da vurdumduymazlık içinde olan çok ülke yok. Belki ABD, belki işte Brezilya’nın arkasından Türkiye geliyor gibi duruyor tüm dünya ülkelerine baktığımızda. Bu açıdan çok sıkıntılı bir süreç yaşıyoruz. Sizler ne diyorsunuz bu genel olarak birinci yılın sonunda Ahmet Hocam?

Prof. Dr. Ahmet Saltık: Evet, Ercan Hocam tablo hiç hoş değil. Sizin de belirttiğiniz gibi. Sayıları artık herkes biliyor, örneğin Mili Eğitim Bakanlığı 29 Mart’ta yapacağı yüz yüze sınavları Mayıs başına erteledi. Yaklaşık bir ay ötelemiş oldu salgın nedeniyle. “Söylemiştik” demek pek hoşuma gitmiyor, üzülüyorum öngörülerimizin tümüyle doğru çıkmasından, keşke yanılsak.  Bize “felaket tellalı” diyenler oluyor Ercan Hocam, ama çok üzgünüm, bizim aldığımız bilim terbiyesi buna izin vermez, biz öyle davranamayız. Kendimi uzun uzun “felaket tellalı değilim, felaket tellalı gibi davranmıyorum” biçiminde savunma konumunda görmek istemiyorum, görmüyorum da. Ayrıca, naçizane sizin, benim yapmaya çalıştığımız bilimsel öngörülerdir.

Sayısal karar verme teknikleri diye bir süreç vardır Ercan Hocam, “Quantitative Decision Making” diye, bağışlayın beni “Gavurcasını”(!) söyledim, ukalalık aklımızdan geçmez, bize yakışmaz; bunu ben uydurmadım, “sayısal karar verme teknikleri” Matematik temelli ciddi bilimsel yaklaşımlardır. Bizde de Epidemiyolojide, salgınların yönetiminde, sağlık hizmetlerinin yönetiminde, tıp ve sağlık bilimleri araştırma yöntembiliminde, -ki bunlar Epidemiyolojinin tanımı ve işlevleridir, Epidemiyoloji salt salgınlarla uğraşan bir bilim dalı değildir- stratejik önemde bir bilim dalıdır bildiğiniz gibi; bütün tıp dallarının yeterince kullanması gerekir Matematiksel karar verme – öngörme süreçlerini.

Sayısal temelli öngörülerde bulunmaya çalışıyoruz… Şimdi bakınız; Genel Korona tablosuna (Turkuvaz tablo dedikleri!) baktığımızda, Türkiye 28 Şubat 2021’de 66 ölüm bildirmişti değerli meslektaşım, Profesör Küçükosmanoğlu, 66 ölüm bildirmişti; bu gün duyurulan ölüm sayısı 146! Neyle çarptık? 2’nin üstünde bir katsayıyla çarptık. Ne denli sürede, 24 günde, 3 haftada yaklaşık olarak, 66’dan 146’ya. Toplam olgu sayıları 8400’lerden geldi 29762’ye. Bu veri kaçla çarpıldı? Neredeyse 4’le. Ölüm sayıları 2’nin üstünde, olgu sayıları 4’ün üstünde bir çarpanla büyüdü 3 hafta içinde. Yineliyorum hoşgörünüzle bunlar “resmi” rakamlar üstelik. Gerçek veriler bunun birkaç katı değerli Küçükosmanoğlu. İzin verirseniz küçük adınızla sesleneyim size, ön adınızla Ercan hocam.
….
……
****
Devamla                         ;

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu: Evet Organize Sanayi Bölgesinde sürekli üretim devam etti Hocam, yani bir kısıtlama olmadı pek fazla.

Prof. Dr. Ahmet Saltık: Evet ben onun için topu size attım, Siz orada gözlediniz rahatlıkla. Ciddi bir sanayi bölgesi ve belirttiğiniz gibi üretim gevşemedi, üretim sürdü, emekçiler kalabalık servis araçlarında değil mi? Toplu taşıma araçlarında yan yana, omuz omuza “leb a leb” gidip geldiler, çalışmak zorunda bırakıldılar. Şimdi AKP iktidarı, üzerine düşeni yapmadığı gibi, hasta ve ölüm verilerini kararttığı gibi, elindeki verilerin kritik Epidemiyolojik  yanlarını da açıklamıyor Ercan Hocam. Söz gelimi bu 30.462 ölümün, ben kimler olduğunu çok merak ediyorum. Hem bir insan olarak hem bir hekim, Halk Sağlığı Uzmanı bir hekim olarak merak ediyorum. Bilirsiniz Epidemiyolojide 3 tane soru vardır: Kişi, yer, zaman! Kim ölüyor, bunlar kim kardeşim? Bunlar dolar milyarderleri mi, bunlar yoksul köylüler mi, bunlar işsizler mi, bunlar yoksullar mı, kadın mı, erkek mi, şişman mı, zayıf mı, hipertansiyonlu mu, beyin tümörlü mü, çocuk mu, kim? Acı ironi katıyorum araya, kimler ölüyor?

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu: Bunların bile yani bir bilimsel çalışma olarak yayımlanmasına izin vermediler, hocam doğru dürüst bir bilimsel yayın yapılmadı Türkiye’de. Onun için biz doktorlar olarak da salgını tüm boyutlarıyla tanımlamakta çok güçlük çekiyoruz. Daha illerle ilgili veriler, Şubat’tan beri yayımlanmaya başladı; yani hangi ilde kaç vaka sayısı var diye. Bunlar bizim açmazlarımız. Evet Hocam.

Prof. Dr. Ahmet Saltık: Çok doğru söylediniz. Dolayısıyla ölenlerin yaşlarını, cinsiyetlerini, mesleklerini, kişi özelliklerini, ayrıca ülke genelinde dağılımlarını bilmiyoruz. Günlük veriler dışında, günlük nominal veriler yani sayısal veriler, 146 ölü ama, belirttiğim gibi bunlar karartma içinde, bilimsel araştırmaya da izin verilmiyor. Daha acısı Bilim Kurulu üyeleri de birkaç kez “Biz de o turkuaz tablo dışında bilgiye sahip değiliz” dediler! Dehşet verici bir durum bu. Şimdi benim gördüğüm, karşımda sözde turkuaz, aslında kapkara, aslında utandırıcı, kıpkızıl bu tablodaki o sınırlı verilerle nasıl Epidemiyolojik yordam (strateji) geliştiriyorlar salgın yönetimi için oradaki Bilim Kurulu üyeleri, nasıl yetinebiliyorlar bu verilerle; benim aklım, fikrim almıyor.

Şimdi illere geçmeden, yoksulluk konusuna değinmek isterim. Bilirsiniz, hiç değişmez  kuraldır; Yoksullar daha çok hasta olurlar, hastalandıklarında daha çok yoksullaşırlar. Eğer ölmez sağ kalırlarsa daha da kırılgan bir duruma geldikleri için bu kısır döngü böyle sürer gider. Cehennemî bir kısır döngüdür bu; yoksul daha çok hastalanır, hastalandığında daha çok yoksullaşır, bu şekilde telef olur gider. Yani, aslında veriye de –ironik olarak söylüyorum– gerek yok; Türkiye’de de bu hastalıktan daha çok yoksullar, işsizler, garibanlar, emekçiler ölmekte! Bu evrensel ve tartışılması bile yersiz bir gerçek. ABD New York’ta ölümler 100 bine dayandığında, New York Times’da sayfalarca, simsiyah sayfalarda, bu insanların adları yayımlandı.

Bakar mısınız elin “kefere”sine tırnak içinde! ABD’de bile ölen 100 bin insanın anısına saygıyla siyah sayfalarda New York Times adlarını yayınladı. Biz bu bilgilere bile erişemiyoruz. Gün olur erişildiğinde bir kez daha göreceğiz ki, hepimiz aynı gemide değiliz Ercan Hocam. Yoksullar, garipler, işsizler, garibanlar ölüyor, villalarında yaşayanlar değil! kentlerin, büyük kentlerin gettolarında, varoşlarında kalabalık, Kovit hijyeni olmayan, yeterli beslenemeyen, kendine yeterince maske, dezenfektan bile alamayan, toplu taşımayı kullanan, çalışmak zorunda olan, insanlar ölenler. Onun için Türkiye Halkı bu gerçeği görsün kardeşim. Biz hepimiz aynı gemide değiliz bu bağlamda.

Aşı skandallarının arkası gelmiyor gördüğünüz gibi. Kimi milletvekilleri soruyorlar, 1.5 milyon doz aşıyı ne yaptınız, yandaşlara mı yaptınız? Nerde bunlar, neden AŞI YOK, filan.
…..
………….
Ve şöyle bağladık kapsamlı söyleşimizi                    :

Prof. Dr. Ahmet Saltık: Peki ben size son olarak küçük bir video daha izleteyim izin verirseniz.

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu
: Buyurun hocam.

Prof. Dr. Ahmet Saltık
: Paylaşayım ekranı, şuradan ekran paylaşması, “share screen”, nerede o dosya, hemen buluyorum, evet, şurada.
***
Prof. Dr. Ahmet Saltık Hoca bir ses kaydı daha dinletiyor:

Recep Tayyip Erdoğan : “Doğu, Güney Doğu’nun Kürdistan Eyaleti olduğunu görecekler, Doğu Karadeniz’in Lazistan Eyaleti olduğunu görecekler bunlar bizim tarihimizin bize devrettiği mirastır. Bunları görmemezlikten gelemezsiniz, kullanamayacaksınız artık ne Türk kavramını ne de Türkiye ismini kullanamayacaksınız.”

Mustafa Balbay: Türkiye’deki kurumların başından Türk ve Türkiye kavramları attırmak, ancak ve ancak Türkiye’yi işgal eden bir gücün işi olabilir.
***
Prof. Dr. Ahmet Saltık: Evet, görüntülü oldu mu ekranda Ercan hocam?

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu: Görüntü olmadı ama yalnızca sesler paylaşıldı, o anlaşıldı yalnız.

Prof. Dr. Ahmet Saltık: Tamam, Mustafa Balbay’ın Meclisteki itirazı:

Ancak işgal altındaki bir ülkede olabilir” dedi.

Biz de söyleyelim, Türkiye işgal altında! AKP’yi kuran – kurduran güçler Rand Corporation eliyle programını yazdıran güçler, Morton Abramovitz eliyle yıllar önce keşfedip özel olarak yetiştirip AKP’yi ve Erdoğan’ı başımıza musallat eden güçler… Şimdi Türkiye’de Andımızı kaldırdılar.

Türk ve Türkiye’yi.. çok açık söyledi R.T. Erdoğan, işte duydunuz; Türk ve Türkiye kavramını kullanamayacaksınız, Lazistan olacak, Kürdistan olacak, bunlar tarihimizden gelen gerçekler.. dedi yani Sevr’in rövanşı apaçık!

Şimdi böyle bir kadrodan yani Türkiye’de Sevr’i uygulamak isteyen bir siyasal kadrodan, bu misyonun kendine yüklendiği bir kadrodan bu halkı esirgemesi koruması, salgını yönetmesi, insanların ölmesini engellemesi beklenebilir mi? Nokta!

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu: Evet, teşekkür ediyoruz hocam, görüşlerinizi bizlerle paylaştınız. Epeyce bir zaman da geçti, çok teşekkür ediyoruz ve dileriz ki tüm halkımız olarak bu sorunlara doğru yaklaşır ve gerçekleri görürüz. Sağlık hakkımıza da sahip çıkarız diye düşünüyorum ben. Önümüzde Koronavirüssüz günler diliyorum.

Çok sağ olun Ahmet hocam, sağolun.

Prof. Dr. Ahmet Saltık: Siz de sağ olun fırsat verdiğiniz. Sevgi ve saygıyla. Evet, ayrılıyorum izninizle.

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu: Tamam. Teşekkürler hocam

Prof. Dr. Ahmet Saltık: Hoşçakalın, görüşmek üzere. (24 Mart 2021, sanal ortamda söyleşi)
********
Söyleşimiz, Kurtuluş Yolu gazetesinde 1 Nisan 2021 günü yayınlandı (Yıl 16, sayı 158, syf. 13-16; https://kurtulusyolu.org/akprte-kovit-19-salginini-neden-yonetemiyor/).
Tam metin olarak pdf biçimi : Ercan_Küçükosmanoğlu_ile_söyleşi_24.03.2021

Sevgi ve saygı ile. 16 Nisan 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

 

Meslek Hastalıkları – Occupational Diseases

logo_AUTF

Sevgili AÜTF Dönem 5 Öğrencilerimiz ve asistanlarımız,
Emekçilerimiz, Site Okurlarımız…

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem V’te işlediğimiz
MESLEK HASTALIKLARI konulu dersin güncellenmiş yansılarını
(202 yansı, 7,5 MB) pdf olarak incelemek için lütfen tıklayınız. (27 Aralık 2019)

Bu yansıların ilk 104’ü sınav kapsamındadır
. Sonrakiler ek bilgi edinmek isteyenleredir.

Türkiye ve Dünya emekçilerini saygı ve şükranla selamlayarak!

Meslek_hastaliklari

Bu sunu, 13 Mayıs 2014’te Soma maden faciasında, iktidarın göz yumması ile sermayenin dizginsiz kâr hırsına göz göre göre kurban edilen 301 (üç yüz bir) masum emekçiye
ve ailelerine adanmaktadır…
 Karadon_faciasi_5._yil_17.5.15

ATA_Ergani'de_Kaza_Kader_Talih_Tesaduf_Arapcadir

Yüreğimiz Siirt – Şirvan – Maden köyü bakır madeni göçüğü kurbanı 16 emekçiye yandı.. Heyelan diyorlar ama Maden Mühendisleri Odası raporuna göre resmen şiv kayması ve işletmenin hatası – ihmali sonucu.. Sitemizde işledik :

Soma kırımının (katliamının), 301 masum maden emekçisinin ilkel ve vahşi – rezil sermaye birikimine kurban edilmesini lanetliyoruz..

6 yıl sonra sorumluların hak ettikleri yaptırımı görmemeleri sonucunu esefle kınıyoruz..

2017 sonunda kayda giren meslek hastalığı sayısı yalnızca 691…

İşle ilgili hastalık” kaydı yok! ILO toplam 160 milyon meslek hastalığı + İşle ilgili hastalık kestirimi yapıyor her yıl. Türkiye Dünya nüfusunun %1,1’i; kabaca 1,6 milyon / yıl meslek hastalığı + İşle ilgili hastalık tanısı beklenebilirdi. 2018’da kişi başına yaklaşık 9 kez hekime başvurduk.. 700 milyonu aşıyor toplam hekim – başvuran görüşmesi (muayene!?).
Meslek hastalığı sayısı toplam muayene sayısının milyonda 1’i bile değil..

  • Örtük/örtülen, saklı/saklanan açık ama gizli meslek hastalığı salgını için için sürüyor..
  • Emekçiler sermayeye post-modern vahşi mi vahşi “yeni” bir vergi (!) daha ödüyor :
  • KAN VE CAN VERGİSİ!

Sorunların çözümünün BÜTÜN EMEKÇİLERİN BİRLEŞMESİNDEN GEÇTİĞİNİ
bir kez daha anımsıyor ve anımsatıyoruz.

Ama patron, sendika değiştiren emekçiyi bile işten atıyor; değil ki sendika kuran / üye olanı..

Siyaset kurumu seyirci olan bitene : Ölçüsüz-tarifsiz bir aymazlık ya da sermaye iktidarı..
3. seçenek ufukta görülüyor mu??

Yaklaşık 7 milyon emekçi için asgari ücret 2020 yılı için dün, net 2324 TL olarak belirlendi.
400 Dolar bile değil..

Sevgi ve saygı ile. 27 Aralık 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK, MD, MSc, BSc
AÜTF Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı –
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

AKP milletvekilinin eşi, Gökçek döneminde milyonluk ihaleler aldı

AKP milletvekilinin eşi, Gökçek döneminde milyonluk ihaleler aldı

Gökçek’in yoksullara yardım için açtığı milyonluk ihaleler hep AKP’li vekilin eşine verilmiş.



Işık Kansu

Cumhuriyet, 12.12.19
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/1707697/akp-milletvekilinin-esi-gokcek-doneminde-milyonluk-ihaleler-aldi.html

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılışı yapılan Next Level gökdelenini ödemediği borçlar nedeniyle Ziraat Bankası’na devreden AKP milletvekili Asuman Erdoğan’ın eşi Fatih Erdoğan’ın şirketi, yoksullara yapılan yardımlardan milyonluk ihaleler kazandı. Pasifik AŞ’nin sahibi Fatih Erdoğan ve AKP’li milletvekili eşi Asuman Erdoğan’ın da ortağı olduğu ORPAŞ Gıda ve Ticaret AŞ, 2007-2013 arasında Melih Gökçek döneminde Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden 337 milyon 796 bin 600 liralık ihale aldı. İhalelerin tümü, yoksul yurttaşlara dağıtılmak üzere 20 kalem çeşitli gıda ve temizlik malzemeleri için açılmıştı.

Emekli Mülkiye Başmüfettişi Mahmut Esen’in belirlemelerine göre, söz konusu yıllar arasında Ankara Büyükşehir Belediyesince yoksul yurttaşlara yardım için açılan ihalelerin tümü ORPAŞ Gıda ve Ticaret AŞ tarafından üstlenildi. İhalelerin toplam sözleşme tutarları KDV ile birlikte 364 milyon lirayı aşıyor.

İhalelerin aynı firma tarafından üstlenilmesi, ihalelere yeterli katılımın olmaması üzerine yapılan şikâyeti Kamu İhale Kurumu 3 Mart 2008’de karara bağladı. Karar ile ihalelerde rekabetin sağlanamadığı, engellendiği, tekel oluşturulduğu anlaşıldı.

Mahmut Esen, milyon liralık tutarlardaki malı, yalnızca bir müşterisine her yıl satma fırsatı ve garantisinin kamu idarelerine ihalesiz satış yapma olanağı olan DMO gibi kamu kurum ve kuruluşları açısından da imrenilecek bir durum olduğunun altını çizdi.

Yoksullara yardım ihalelerini aldığı dönemde, ORPAŞ Gıda ve Ticaret AŞ’nin ortakları arasında Fatih Erdoğan’ın yanı sıra Mehmet, Asuman, Aysel, Ahmet Erdoğan da yer almaktaydı.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Rize Güneysu ilçesinden hemşehrisi olan Fatih Erdoğan’ın, 2013’te AKP yetkililerinin katıldığı büyük törenle açtığı Ankara’daki “Next Level Alışveriş Merkezi”ne Varlık Fonu’na devredilen Ziraat Bankası tarafından el konduğunu Cumhuriyet ortaya çıkarmıştı.

ORPAŞ’ın aldığı, açık teklif usulü ile yapılmış gıda ve temizlik malzemesi satın alma ihalelerinin Kamu İhale Kurumu resmi internet sitesinde yer alan verilere dayanılarak hazırlanan dökümünde 2007-2013 arasında toplam 337.796.600 TL tutar görülmekte..


*********
Dostlara…

Yiyin efendileri yiyin..
Bu han-ı yağma siz helaldir..
Çünkü siz “müslümansınız” (!) ve Türkiye sizin için “dar-ül harp” ülkesidir.
Talan edilmesi helaldir, size ganimettir..
Size bu dünyada ölçüsüz servetler, yüksek makamlar,
Yoksul müslümanlara ise sınavdır bu dünya,
Yoksulluğa, işsizliğe, zulme… sabrederek katlanmalıdır..
Böyle buyurdu zamanenin şeyh-ül islamı DİB Başkanı Prof. zat!

Sevgi ve saygı ile. 14 Aralık 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Kevgire dönen anayasa

Kevgire dönen anayasa

Örsan K. Öymen
Cumhuriyet, 20 Aralık 2018

 

Anayasa devletin omurgasıdır. Seçim sonucu, anayasanın ihlal edilmesinin gerekçesi olamaz. Türkiye’yi yöneten Recep Tayyip Erdoğan’ın bir türlü anlamadığı veya anlamak istemediği şey budur. 
Erdoğan tarafından yok sayılsa da, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda var olan ve tüm vatandaşların haklarının güvencesi olan bazı ilkeleri hatırlamak o nedenle çok önemlidir:

“MADDE 2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

MADDE 6: Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

MADDE 7: Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir. Bu yetki devredilemez.

MADDE 8: Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.

MADDE 9: Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.

MADDE 11: Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.

MADDE 14: Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.

MADDE 24: Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

MADDE 25: Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. 

MADDE 26: Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. 

MADDE 28: Basın hürdür, sansür edilemez. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. 

MADDE 34: Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir. 

MADDE 138: Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. 

MADDE 148: Anayasa Mahkemesi, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar.” 

Siyaset biliminin ve hukukun kavramsal çerçevesine göre, seçim zaferlerinin arkasına sığınarak söz konusu maddeleri ihlal eden bir Cumhurbaşkanı veya Başbakan, anayasal düzene yönelik sivil darbe gerçekleştirmiş ve yasallığını yitirmiş olur

  • Bu nedenle, Türkiye daha büyük bir felakete sürüklenmeden,
    anayasaya sahip çıkmak, ülkeyi yönetenler dahil,
    tüm vatandaşların öncelikli sorumluluğudur.

Bir ABD projesi olarak AKP

Bir ABD projesi olarak AKP

Emre Kongar
(AS: Bizim kapsamlı katkımız ve çağrımız yazının altındadır..)

Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Abdüllatif Şener tarafından kurulan parti, “Ilımlı İslam” adı altında “Amerikancı İslam” modeli üzerinden, Neo-emperyalizmin ve Neo-liberalizmin bir aracı olarak iktidara getirilmiştir
AKP için planlanan görev, “Ilımlı Amerikancı İslam” kimliğiyle, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki İslam ülkelerinde “sözde demokratik”, “özde Amerikancı” rejimlerin iktidarlarına örnek olmasıydı. 
Nitekim, sonradan “Arap Kışı”na dönüşen, “Arap Baharı” denilen trajedi, bu model üzerine başlatıldı… Başkanlar devrildi, rejimler değiştirildi… Sonuç olarak çok kan döküldü ve elde yalnızca;
Libya’da büyük bir kaos,
– Irak’ta kargaşa (AS: 2 kez işgal!) ve bölünme,
– Suriye’de iç savaş,
– Mısır’da askeri rejim ve
– İstikrarsız bir bölge kaldı!
***
“ABD’nin Siyasal İslam’la Dansı” adlı kitabımda Amerika’nın, Condoleezza Rice’ın ağzından ifade ettiği bu projedeki hatalarını çok önceden yazmış ve bölgedeki bu felaketi önceden haber vermiştim. (Bakınız özellikle “Türkiye Bir Model Olabilir mi?” bölümü, ss. 150-190. 
Elbette ABD’nin yaptığı en önemli hata, din ekseninde kurulacak bir iktidardan Demokrasi beklemek yanlışıydı. 
Aslında ABD’nin asıl beklentisi, kurulacak rejimlerin Demokratik olması değil, kendisinden ve Neo-emperyalizmden yana olmasıydı… 
Demokrasi söylemini yalnızca bir kamuflaj olarak kullanıyordu ama “Ilımlı Amerikancı İslam” savunucularının “Radikal Siyasal İslam Terörünü” besleyecek bir siyasal, toplumsal ve kültürel ortam yarattıklarını da görememişti!
***

  • “Bir Amerikan Projesi olarak Adalet ve Kalkınma Partisi”nin
    kurulma öyküsünü Merdan Yanardağ, aynı isimli kitabında çok iyi anlatır: 

Özellikle 1. Bölüm’de şu başlıklar, konuyu derinliğine irdeleyen yazılardan oluşuyor: 

1. Ilımlı İslam’ın test alanı. 

2. Ilımlı İslam, 28 Şubat ve “Yeni Cumhuriyet”. 
3. Irak Savaşı’nın AKP’ye sunduğu fırsat. 
4. AKP’nin önünü açan sivil darbe: Ecevit hükümeti nasıl devrildi? 
5. Erdoğan’ın gizli ABD görüşmeleri. 
6. Kurtlar sofrasında ikna olmak! 
7. AKP’nin “tarihsel fırsat” teorisi. 
8. Çatışma kaçınılmazdı.
***
Yanardağ’ın bu önemli kitabı, ister istemez şu iki soruyu akla getiriyor: 

  • Bir ABD projesi olarak kurulan ve iktidara getirilen AKP’nin bugünlerde ortaya çıkan Antiemperyalist söylemi ve tavrı ne kadar inandırıcıdır… 

Bu söylem ve tavır, artık ömrünü tamamlamış bir siyasal iktidarın, ömrünü uzatmak için başvurduğu son bir takıyye midir?
***
DİREN ANTİEMPERYALİST DEMOKRASİ!
==========================================
Dostlar,

AKP = Erdoğan’a Açık Çağrı

Saygın Emre Kongar büyüğümüz, bu gün Cumhuriyet’teki önemli köşesinde neredeyse bire bir bizim düşündüklerimizi yazmış! Biz de sitemizin manşetinde, bu yazıyı okumadan önce şu dizeleri paylaşmıştık “karşılıklı” (!?) vize salvolarının ardından..

  • Sorumsuz, kabadayı, uluslararası hukuku hiçe sayan efelikleri sürdürün..
    ABD’deki suç ortaklarına karşılık rehinler alın, sonra da “karşılıklık” diyerek
    ABD’yi karşınıza alın. Döviz fırlasın, yoksullaşalım, onlarca milyar Dolar bedel ödeyelim;
    bir de gariban tabanı gaza getirin, kamuyonu gerçek gündem yerine meşgul edin ve de
    mağduru oynayın.. Ülke dibe vurdu, sıktı artık bu ilkel – çirkin oyun, kendinize gelin!
  • Bir ABD projesi olarak kurulan ve iktidara getirilen AKP’nin son günlerde takındığı antiemperyalist ulusalcı söylemi ve politikalara ne denli inanabiliriz ki!? 

AKP = RTE uzatmalara oynuyor tüm stratejisiyle.. çıkmadık canda umut vardır.. Bu sabah AKP parti  grubu toplantısında, Başbakanlık yapan Yıldırım yine tabanı gazlıyordu. Meğer ekonomimiz İspanya’yı geçmiş, Almanya – İngiltere – Fransa – İtalya’nın ardından 5. liğe yükselmiş ve 2020’de orta gelirli ülke olmaktan çıkıp üst gelirli ülkeler kümesine terfi edecekmişiz..

Olur da bunca mı olur?

Borcu borçla bile ödeyemez duruma düşürülen ekonomi, toplam 450 milyar Dolar dış borçla, beklenen yıllık ulusal gelirinin yarısını aşkın. Lütfen tıklar mısınız :

Efendiler                                      :

1. Halka gerçekleri söyleyiniz.
2. TBMM’yi derhal etkin göreve çağırınız.
3. OHAL’i artık kaldırınız.
4. Partilere gerekli tüm bilgileri saydamlıkla veriniz.
5. Ülkeyi içine düşürdüğünüz batakta daha fazla oyalamayınız.
6. TBMM’de üretilecek önerileri – politikaları uygulayınız.
7. Toplumu – yaşamı – devleti dincileştirme dayatmasına derhal son veriniz.
8. Ulusu birleştirici davranınız, hiçbir kesimi ötekileştirmeyiniz.
9. TEK ADAM KİBİRİ VE İNADI yıkım getirdi, artık bunu görünüz ve geri dönünüz!
10. Türkiye çökerse altında önce siz kalıp telef olacaksınız, ülkemiz – masum on milyonlarca insan çoooooook ağır bedeller ödüyor – ödeyecek.. Buna hakkınız yok, halk bunun için oy vermedi size!

Bunlar artık en son anımsatmalar, uyarılar.. Zaman kalmadı, zaman kalmadı anlıyor musunuz?!

Örn. Ukrayna ziyaretinde (09.10.17) Kırım’ın ilhakını asla kabul etmediğinizi, etmeyeceğinizi söylüyorsunuz ama Suriye’de yarattığınız Ortadoğu batağından kurtulmak için de Rusya’nın yedeğinden ayrılamıyorsunuz. Böyle dış politika olur mu? Böyle ağır çam devrilir mi?? (Ayrıca Erdoğan bu ziyarette bitkin görünüyor, düştü düşecek, masada uyuyor, metal yorgunu kim!??)

Yeni ve akıl dışı senaryolarınız asla kurtarıcı ol(a)mayacaktır.
Türkiye’de her-ke-sin artık yeni bir durum değerlendirmesinin zamanı geldi, geçiyor.
Başta sağduyulu AKP’liler..
Sonra yandaş – sahibinin sesine indirgenen kokuşan basın..
Yalaka sömürgen sermaye..
Tüm bunlara yolveren emperyalist küresel sermaye, çevreleri ve devletler..

ABD’nin Türkiye’deki AKP tasarımı (projesi) iflas etti!

Soruyor ve anımsatıyoruz                  :

  • İç savaşa sürüklenen, dev bir pazar olarak ekonomisi çöken, yüzlerce milyar dolar kredinizi
    (= dış borç!) geri alamayacağınız, milyonlarca insanın mültecileştirildiği…  bir Türkiye,
    küresel ölçekte bir yıkım doğurur. BOP fantezilerinizden bu dersleri hala almadınız mı?

Sevgi, saygı ve endişe ile. 10 Ekim 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA

ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA

Ahlatlıbel / A N K A R A

Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN; CUMHURBAŞKANI ADAYI ve OLASI
BAŞKAN ADAYI OLABİLME ŞARTLARINI;
hem HUKUKEN hem de KANUNEN HİÇBİR ŞEKİLDE TAŞIMAMAKTADIR.

Recep Tayyip ERDOĞAN’ın ÜNİVERSİTE (Herhangi bir üniversitenin bünyesindeki en az 4 yıllık fakülte) mezunu olmadığı; kesin bir olgudur. Zaten AKP’yi birlikte kurdukları ve Yüksek Seçim Kurulu ile Siirt İl Seçim kurulları’nın; Recep Tayyip ERDOĞAN’a; ANAYASAMIZI ve YASALARIMIZI göz göre göre açıkça çiğneyerek; gökten zembille indirip bahşettikleri GAYRİMEŞRU SİİRT milletvekilliği payesi MEŞRU FARZEDİLEREK; GAYRİMEŞRU YÖNTEMLERLE kurduğu ilk hükümette yaklaşık 4 yıl boyunca yanı başında başbakan yardımcısı olarak bulunan, sayın Abdüllâtif ŞENER; Recep Tayyip ERDOĞAN’ın üniversite mezunu olmadığını ve
2 yıllık yüksekokul mezunu olduğunu kamuoyumuza bütün içtenliği ile açıklamıştı. Yüce mahkemenizce Recep Tayyip ERDOĞAN’ın SİİRT İL seçim kurulu – İstanbul
il seçim kurulları ile birlikte; Yüksek Seçim Kurulu’na çeşitli tarihlerde sunduğu
TÜM DİPLOMALARI’nın ASILLARI’nın getirtilerek KRİMİLAL incelemeye
tabi tutulmasını
; en derin saygılarımla arz ve talep ediyorum.

Bu başvuruyu yüce mahkemenize benim değil; TBMM’de grubu bulunan CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) ve MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) üst yönetimlerinin yapmaları gerekirdi. İsimlerini verdiğim bu siyasal partilerin görevlerini yapmamaları ve bazı durumlarda da Recep Tayyip ERDOĞAN’ın suç ortağı konumuna düşmeleri nedeniyle; BİREYSEL BAŞVURU HAKKIMI KULLANARAK; DEVLET HAYATIMIZI DERİNDEN ÇOK ÇOK MENFİ YÖNDE ETKİLEYEN; TELÂFİSİ İMKÂNSIZ çok önemli bu başvuruyu, Yüce Mahkemenize ben yapmak zorunluluğunda bırakıldım. YÜCE MAHKEMENİZ’in, DEVLETİMİZ’in GELECEĞİ AÇISINDAN YAŞAMSAL ÖNEMDEKİ ÇOK ÇOK ÖNEMLİ BU KONUYA İÇTİHAT YARATARAK RE’SEN EL KOYMASINI

en derin saygılarımla ARZ ve TALEP EDİYORUM.

RECEP TAYYİP ERDOĞAN; devlet güvenlik mahkemesi savcıları sayın NUH METE YÜKSEL ile sayın ÖMER SÜHA ALDAN tarafından yürütülen ve 12 klasörden oluşan; “İDAMI İSTENEN DOSYALARDAN“ YARGILANIP BERAAT ETTİĞİ İÇİN DEĞİL; ZAMAM AŞIMINA UĞRADIĞI“ gerekçesi ile dosyalar
RAFA KALDIRILARAK örtbas edildiği için kurtarılmıştır.
(STAR GAZETESİ, 30 Ocak 2004, Cuma).

MER’İ (Yürürlükteki) kanunlarımıza göre “İhaleye fesat karıştırma, RÜŞVET, HIRSIZLIK – YOLSUZLUK“ suçlarını işleyenler; Affa uğramış olsalar dahi CUMHURBAŞKANI ADAYI gösterilemezler.

03 Nisan 2014 günü akşamı ULUSAL TV Kanalında sayın Hulki Cevizoğlu’nun sunduğu “CEVİZ KABUĞU“ isimli programa konuk olarak katılan AKP kurucularından ve eski Başbakan Yardımcılarından sayın ABDÜLLÂTİF ŞENER, Recep Tayyip ERDOĞAN ve AKP konusunda dehşetengiz rüşvet – yolsuzluk ve hırsızlık iddialarını gündeme getirmiştir. Sayın Abdüllâtif ŞENER’in açıklamalarının bazıları kısaca şunlardır :

1- Birinin (Recep Tayyip ERDOĞAN) EVİNDE 1.000.000.000 US Doları (BİR MİLYAR Amerikan doları) NAKİT’i var ise; serveti en az 100.000.000.000 (YÜZ MİLYAR) DOLARDIR. En büyük 10 holdingin (KOÇ – SABANCI – DOĞUŞ – ENKA – ECZACIBAŞI – FİBA – BOYNER vb.) holdinglerin toplam varlıkları 100.000.000.000 US dolarından (100 milyar ABD DOLARI) daha azdır.

2- Dış basında Recep Tayyip ERDOĞAN’ın servetinin 127.000.000.000 US Doları
(Yüz yirmi yedi MİLYAR ABD DOLARI) olduğu
na ilişkin yazılar yayınlandı. Yayınlanan bu yazılar bugüne dek yalanlanmamıştır.

3- Bunca TAPE yayınlandı. Ne oldu ki demeyin. En azından MAFYA YÖNTEMLERİYLE DEVLET YÖNETİMİ NASIL OLUR? HERKES BUNU GÖRDÜ. Yaklaşık 2,5 yıl önce dış basında yayınlandığı ve yalanlanamadığı sayın ABDÜLLÂTİF ŞENER tarafından dile getirilen 127 MİLYAR Amerikan doları tutarındaki inanılması imkânsız KORKUNÇ servetin meşru yollardan edinilmesinin imkânı olabilir mi?

MİLLİ İRADE’nin Parlamentoya gerçek anlamda yansımasını çok büyük ölçüde engelleyen çarpık Seçim Kanunu ile birlikte; Yüksek Seçim Kurulu’nun affedilmesi mümkün olmayan; bilinçli ya da bilinçsiz bariz hataları ve ABD’nin çevirdiği envai çeşit oyunlar neticesi; kayıtlı seçmenin sadece %25’inin OYU’nu alabildiği halde, Parlamentodaki üye tam sayısının 2/3’ünden fazlasını ele geçiren eski (fiili)
AKP GENEL BAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’ın kendi ifadesi ile
24 TEMMUZ 1974’te İETT Altıntepe daire müdürlüğü “TEMİZLİK KADROSU“nda, “VASIFSIZ İŞÇİ“ OLARAK İŞE BAŞLADIĞI’nı; 14 Aralık 2004’te yayınlanan MİLLİYET GAZETESİ’ndeki RÖPÖRTAJI’nda yazar sayın CAN DÜNDAR’ın kaleminden öğrendik.

RECEP TAYYİP ERDOĞAN’ın; HUKUKEN AKP GENEL BAŞKANI OLMADIĞI ve MİLLETVEKİLLİĞİ ADAYLIĞI’nın YSK’ca iptal edilmiş olmasına rağmen;
AKP Genel Başkanı sıfatı ile 2002 genel seçimlerinde İstanbul AKP milletvekili
aday listesinin en başında yer almış olması; Yüksek Seçim Kurulu’nun İŞLEDİĞİ; TELÂFİSİ İMKÂNSIZ ÇOK ÇOK BÜYÜK ÖLÇEKLİ YASA ve ANAYASA SUÇU DEĞİL MİDİR?

Recep Tayyip ERDOĞAN, cümle alemin bildiği gibi, 12 Aralık 1997 tarihindeki SİİRT konuşmasında Minareler süngü, kubbeler miğfer, müminler asker, camiler kışlamız diye bölücü ve kışkırtıcı mahiyette bir şiir okuduğu ve halkımızı alenen kışkırttığı için, kesinleşmiş hapis cezasını da hapishanede bilfiil yatarak çekmiş olmasından dolayı; YSK’nca İstanbul milletvekilliği adaylığı iptal edilmişti.

Recep Tayyip ERDOĞAN‘ın AKP Siirt milletvekilliği adaylığını YASA’larımızı paspas gibi çiğneyerek kabul eden 2002 – 2003 yılları SİİRT İL SEÇİM KURULU başkan ve üyeleri ile birlikte, YÜKSEK SEÇİM KURULU başkan ve üyeleri; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı; telâfisi imkânsız çok çok büyük YASAL ve ANAYASAL suç işlemişlerdir. Haklarında yasal ve ANAYASAL müeyyidelerin tavizsiz uygulanması gerekmektedir.

Arz ettiğim bu gayrimeşru Siirt milletvekilliği ve akabindeki yaklaşık 4 yıllık gayrimeşru Recep Tayyip ERDOĞAN hükümetinde görevlendirilen çok sayıdaki AKP’linin de Cumhurbaşkanı, milletvekili ve Belediye Başkanı seçilebilme istekli adaylıklarının kabul edilmeyerek reddedilmesi gerekirdi. AKP ileri gelenlerinin muhtar adaylıkları dahi kabul edilemez. 2002 Siirt seçimlerinin tuhaf gerekçelerle, sanki sadece RECEP TAYYİP ERDOĞAN’ı önce Parlamentoya sokup; sonrasında da kendisine BAŞBAKANLIK MAKAMI’nın; ALTIN TEPSİ İÇİNDE SUNULMASI amacı ile gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Aynı seçim döneminde YAZ – BOZ TAHTASI gibi önce İstanbul milletvekilliği adaylığı Yüksek Seçim Kurulunca veto ediliyor. Birkaç ay sonrasında ise, devir değiştiği için YASALARIMIZ ve ANAYASA’mız PASPAS GİBİ ÇİĞNENEREK YENİLENEN 2002 SİİRT seçiminde AKP milletvekili aday listesinin en başına İstanbul’dan PARAŞÜT ile getirtilip oturtulabiliniyormuş?

T.C. Devleti’nin başbakanlık makamı; “ZİMMET – İHALEYE FESAT KARIŞTIRMA – KALPAZANLIK – EVRAKTA SAHTECİLİK YAPMA“ suçları başta olmak üzere, hakkında çok sayıda suç isnadı bulunan; ayrıca belediye başkanlığı öncesi ORMAN ARAZİSİ (YEŞİL ALAN) üzerine KAÇAK İNŞAAT YAPTIRMAK SUÇU’ndan l0 AY HAPİS CEZASI’na çarptırılan; (l0 aylık hapis cezası, para cezasına çevrilmiştir) ve de MİNARELER SÜNGÜ – KUBBELER MİĞFER – MÜMİNLER ASKER – CAMİLER KIŞLAMIZ diye, maksatlı şiirler okuduğu için kesinleşmiş hapis cezasını hapishanede bilfiil yatarak çekmiş olan eski mahkûmların; ABD’nin KEMAL DERVİŞ başta olmak üzere, beslediği çok sayıdaki yandaşlarını maşa olarak kullanıp; tezgâhlattırdığı bir karambol seçim ortamında, Türk halkının sadece % 25’inin OYU’nu alabilmiş olmalarına karşın, (kayıtlı seçmenin %25’inin oyu) yerleşebilecekleri bir makam
haline getirilmiş olmaması gerekirdi.

2003 yılında; Başbakanlık makamına oturan T.C. Devletinin lâik düzenini yıkma amaçlı beyanları nedeniyle kesinleşmiş hapis cezasını da hapishanede yatarak fiilen çekmiş olan AKP eski genel başkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın; 26 adet yolsuzluk ve usulsüzlük dosyası TBMM’nin KANUN ÇIKARMA ve KARAR ALMA YETKİSİ kötüye kullanılarak, KİŞİYE ÖZEL KANUN çıkarılmak suretiyle işlemden kaldırılarak,
örtbas edilmiştir.

Yüce Mahkemenize arz ettiğim; vatanımızın birlik ve beraberliğini doğrudan ilgilendiren
bu çok çok önemli konularda; ANAYASA MAHKEMESİ’nce İÇTİHAT OLUŞTURULMASINI ve bu çok çok önemli başvurumun bütün yönleri ile incelenerek, KARAR’a bağlanmasını; en derin saygılarımla arz ve talep ederim.

S O N U Ç                :

Recep Tayyip ERDOĞAN’ın; dürüst olmayan yöntemlerle yaptığı ve Yüksek
Seçim Kuruluna kabul ettirdiği anlaşılan CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLIK BAŞVURUSU’nun YOK HÜKMÜNDE KABUL EDİLEREK İPTAL EDİLMESİNİ.
       

  1. Recep Tayyip ERDOĞAN’ın CUMHURBAŞKANI ve olası BAŞKAN SEÇİLME EHLİYETİ’nin olmadığı tesbitinin de yüce mahkemenizce yapılarak; Cumhurbaşkanlığı makamından uzaklaştırılması kararının yüce mahkemenizce alınmasını.
  2. Recep Tayyip ERDOĞAN’ın; işlediği çok sayıdaki SUÇ’tan dolayı; yüce mahkemenizde SANIK SIFATI ile yargılanması kararının da YÜCE MAHKEMENİZ’ce alınmasını;

    en derin saygılarımla arz ve talep ederim. 07 Kasım 2016

    TİMUR EREN
    ISLAK İMZA

Adres : Timur EREN (EMEKLİ lise öğretmeni)                                                          Kâzım Yılmaz Bulvarı 43/2 Mobil : 0543 274 90 22
D A T Ç A / Muğla

D A Ğ I T I M
G E R E Ğ İ  İ Ç İ N                                     B İ L G İ   İ Ç İ N

  1. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı                   1- CHP Genel Başkanlığı
    2- Genelkurmay Başkanlığı
    3- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
    4- MHP Genel Başkanlığı
    5- Vatan Partisi Genel Bşk.

Der Spiegel: Boğaziçi’nin ilkel adamı Erdoğan

Der Spiegel:
Boğaziçi’nin ilkel adamı Erdoğan

Almanya’nın önde gelen dergilerinden Spiegel, bu haftaki kapağına çarpıcı bir çizim ve ‘Korkunç dost’ başlığıyla Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı taşırken kapak konusunun işlendiği haber analize de ‘Boğaziçi’nin ilkel adamı’ diye başlık attı.

Der Spiegel: Boğaziçi’nin ilkel adamı
Yurt Gazetesi, 02.04.2016 
http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/der-spiegel-bogazicinin-ilkel-adami-h107693.html

Erdoğan kapak çiziminde bir yandan Türkiye ile Avrupa Birliği arasında varılan mülteci anlaşmasının ‘tadını çıkaran’, öte yandan kaba etine ‘Basın’ yazılı gazete kağıdından uçak saplanmış ‘muzaffer ama öfkeli bir dev’ olarak resmedildi. ‘Korkunç dost’ başlığının altında da spot olarak, ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özgürlük ve demokrasiye karşı savaşı’ ifadesi kullanıldı.

Merkel’e ağır eleştir

Dergi, aynı çizimde, Türkiye’yle AB arasındaki ‘mülteci pazarlığı’nın mimarı Almanya Başbakanı Angela Merkel’i yermeyi de ihmal etmedi.

Merkel, ‘muzaffer ama öfkeli bir dev’ havasındaki Erdoğan’ın gölgesinde, içinden avrolar fışkıran çantasıyla ‘mağlup ve bedbaht bir cüce’ olarak resmedildi.

Dergi, kapak konusunun işlendiği haber analize de

‘Boğaziçi’nin ilkel adamı’

başlığını uygun gördü. Spotta da şu ifadelere yer verildi:

“Almanya ve AB mülteci krizini çözsün diye Recep Tayyip Erdoğan’a teslim oldu.
Şimdi bir hiciv vakası sayesinde (Erdoğan’ın ti’ye alındığı Almanca klibe karşı Ankara’dan yükselen tepkiler kastediliyor) Türk cumhurbaşkanının nasıl bir zihniyete sahip olduğu anlaşılıyor. O’nu gerçekten tanıyan, her şeyden önce Avrupa için ciddi ciddi korkmalı.”

=====================================

Bir İmam ve küresel serüvenleri…

Dünya başedemiyor / defterini dürüyor…?!

Sevgi ve saygı ile.
02 Nisan 2016, Ankara


Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

HIZLI NÜFUS ARTIŞI SORUNU / The CHAOS of HUGE POPULATION GROWTH


Sevgili AÜTF Dönem 2 öğrencilerimiz
,
Site okuru dostlarımız. 

  • DÜNYADA ve TÜRKİYE’de NÜFUS SORUNLARI ve POLİTİKALARI

konulu AÜTF Dönem 2 dersi sunumu yansılarını paylaşmak isteriz.

Güncellenmiş dosyayı ilgi ve bilginize sunuyoruz.
Çok emekli ve kapsamlı bir dosyadır (119 yansı).

  • Gereksiz, dengesiz ve hızlı, akıl dışı ve sürdürülemez
    hızlı nüfus artışı ülkemiz ve dünya için en önemli sorunların başında gelmektedir.

Türkiye, 35-40 yıl sürecek bir DEMOGRAFİK FIRSAT PENCERESİ DÖNEMİNDEDİR.
Bu dönemde yapılması gereken, genç nüfusun niteliğinin iyileştirilmesidir.
Bu da sağlık ve eğitim yatırımları ile olur.

Nüfusun “hızlı” yaşlanması sorunu yoktur, akut gündem bu değildir.

İvedi olan 2 adım vardır :

1. Hızlı nüfus artışını teşvikten, “en az 3-5 çocuk doğurun” demekten
hemen vazgeçmek. Her ailenin 1 çocukla yetinmesini önermek..

2. Eldeki çooooook genç nüfusun niceliğini (sayısını) değil niteliğini (kalitesini) geliştirmek.. Yaşamsal sorun budur.. Genç nüfusu 21. yy’da acımasız küresel rekabete hazırlamak..
Yabancı diller ve İLETİŞİM öğretmek, geçerli meslekler edindirmek, özgüven kazandırmak,
istihdamı geliştirmek, yurttaşların sosyalleşmesini sağlamak (karma eğitim başta!)..

Ülkemizin öncelikleri bunlar, Demografi politikaları bakımından..
Bir ULUSAL DEMOGRAFİ KURULTAYI toplamak ve nüfus politikalarını güncellemek..

Ayrıca, kürtaj istemiyorsanız etkin ve yaygın aile planlaması hizmetlerini topluma
mutlaka vereceksiniz.. Özellikle de Doğu ve Güneydoğu’da!

Vurgulayalım ki; Anayasa’nın 41. maddesi açık ve net olarak devlete bu görevi yüklüyor.
Siyasal tercihiniz ne olursa olsun :

Anayasa_madde_41

 

 

 

 

 

 

 

 

Oldukça kapsamlı ve doyurucu bir dosya sunuyoruz.
Okunup okutulması, paylaşılması, politikacılara da ulaştırılması dileğiyle..
Umarız, hala Türkiye’de nüfus artışını bilim ve akıl dışı biçimde savunan tepe yöneticiler de, danışmanları da okusun ve yararlansınlar. Ülkemizi yıkımlara sürüklemesinler..

Lütfen tıklar mısınız erişkeyi (linki) ?

Nufus_sorunlari_ ve_ politikalari

Sevgi ve saygı ile.
06.12.2015, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD

www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Not : Bu yansılarda sayın Prof. Ercan’dan çok yararlandık, teşekkür borçluyuz.