Etiket arşivi: Can Dündar

ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA

ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA

Ahlatlıbel / A N K A R A

Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN; CUMHURBAŞKANI ADAYI ve OLASI
BAŞKAN ADAYI OLABİLME ŞARTLARINI;
hem HUKUKEN hem de KANUNEN HİÇBİR ŞEKİLDE TAŞIMAMAKTADIR.

Recep Tayyip ERDOĞAN’ın ÜNİVERSİTE (Herhangi bir üniversitenin bünyesindeki en az 4 yıllık fakülte) mezunu olmadığı; kesin bir olgudur. Zaten AKP’yi birlikte kurdukları ve Yüksek Seçim Kurulu ile Siirt İl Seçim kurulları’nın; Recep Tayyip ERDOĞAN’a; ANAYASAMIZI ve YASALARIMIZI göz göre göre açıkça çiğneyerek; gökten zembille indirip bahşettikleri GAYRİMEŞRU SİİRT milletvekilliği payesi MEŞRU FARZEDİLEREK; GAYRİMEŞRU YÖNTEMLERLE kurduğu ilk hükümette yaklaşık 4 yıl boyunca yanı başında başbakan yardımcısı olarak bulunan, sayın Abdüllâtif ŞENER; Recep Tayyip ERDOĞAN’ın üniversite mezunu olmadığını ve
2 yıllık yüksekokul mezunu olduğunu kamuoyumuza bütün içtenliği ile açıklamıştı. Yüce mahkemenizce Recep Tayyip ERDOĞAN’ın SİİRT İL seçim kurulu – İstanbul
il seçim kurulları ile birlikte; Yüksek Seçim Kurulu’na çeşitli tarihlerde sunduğu
TÜM DİPLOMALARI’nın ASILLARI’nın getirtilerek KRİMİLAL incelemeye
tabi tutulmasını
; en derin saygılarımla arz ve talep ediyorum.

Bu başvuruyu yüce mahkemenize benim değil; TBMM’de grubu bulunan CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) ve MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) üst yönetimlerinin yapmaları gerekirdi. İsimlerini verdiğim bu siyasal partilerin görevlerini yapmamaları ve bazı durumlarda da Recep Tayyip ERDOĞAN’ın suç ortağı konumuna düşmeleri nedeniyle; BİREYSEL BAŞVURU HAKKIMI KULLANARAK; DEVLET HAYATIMIZI DERİNDEN ÇOK ÇOK MENFİ YÖNDE ETKİLEYEN; TELÂFİSİ İMKÂNSIZ çok önemli bu başvuruyu, Yüce Mahkemenize ben yapmak zorunluluğunda bırakıldım. YÜCE MAHKEMENİZ’in, DEVLETİMİZ’in GELECEĞİ AÇISINDAN YAŞAMSAL ÖNEMDEKİ ÇOK ÇOK ÖNEMLİ BU KONUYA İÇTİHAT YARATARAK RE’SEN EL KOYMASINI

en derin saygılarımla ARZ ve TALEP EDİYORUM.

RECEP TAYYİP ERDOĞAN; devlet güvenlik mahkemesi savcıları sayın NUH METE YÜKSEL ile sayın ÖMER SÜHA ALDAN tarafından yürütülen ve 12 klasörden oluşan; “İDAMI İSTENEN DOSYALARDAN“ YARGILANIP BERAAT ETTİĞİ İÇİN DEĞİL; ZAMAM AŞIMINA UĞRADIĞI“ gerekçesi ile dosyalar
RAFA KALDIRILARAK örtbas edildiği için kurtarılmıştır.
(STAR GAZETESİ, 30 Ocak 2004, Cuma).

MER’İ (Yürürlükteki) kanunlarımıza göre “İhaleye fesat karıştırma, RÜŞVET, HIRSIZLIK – YOLSUZLUK“ suçlarını işleyenler; Affa uğramış olsalar dahi CUMHURBAŞKANI ADAYI gösterilemezler.

03 Nisan 2014 günü akşamı ULUSAL TV Kanalında sayın Hulki Cevizoğlu’nun sunduğu “CEVİZ KABUĞU“ isimli programa konuk olarak katılan AKP kurucularından ve eski Başbakan Yardımcılarından sayın ABDÜLLÂTİF ŞENER, Recep Tayyip ERDOĞAN ve AKP konusunda dehşetengiz rüşvet – yolsuzluk ve hırsızlık iddialarını gündeme getirmiştir. Sayın Abdüllâtif ŞENER’in açıklamalarının bazıları kısaca şunlardır :

1- Birinin (Recep Tayyip ERDOĞAN) EVİNDE 1.000.000.000 US Doları (BİR MİLYAR Amerikan doları) NAKİT’i var ise; serveti en az 100.000.000.000 (YÜZ MİLYAR) DOLARDIR. En büyük 10 holdingin (KOÇ – SABANCI – DOĞUŞ – ENKA – ECZACIBAŞI – FİBA – BOYNER vb.) holdinglerin toplam varlıkları 100.000.000.000 US dolarından (100 milyar ABD DOLARI) daha azdır.

2- Dış basında Recep Tayyip ERDOĞAN’ın servetinin 127.000.000.000 US Doları
(Yüz yirmi yedi MİLYAR ABD DOLARI) olduğu
na ilişkin yazılar yayınlandı. Yayınlanan bu yazılar bugüne dek yalanlanmamıştır.

3- Bunca TAPE yayınlandı. Ne oldu ki demeyin. En azından MAFYA YÖNTEMLERİYLE DEVLET YÖNETİMİ NASIL OLUR? HERKES BUNU GÖRDÜ. Yaklaşık 2,5 yıl önce dış basında yayınlandığı ve yalanlanamadığı sayın ABDÜLLÂTİF ŞENER tarafından dile getirilen 127 MİLYAR Amerikan doları tutarındaki inanılması imkânsız KORKUNÇ servetin meşru yollardan edinilmesinin imkânı olabilir mi?

MİLLİ İRADE’nin Parlamentoya gerçek anlamda yansımasını çok büyük ölçüde engelleyen çarpık Seçim Kanunu ile birlikte; Yüksek Seçim Kurulu’nun affedilmesi mümkün olmayan; bilinçli ya da bilinçsiz bariz hataları ve ABD’nin çevirdiği envai çeşit oyunlar neticesi; kayıtlı seçmenin sadece %25’inin OYU’nu alabildiği halde, Parlamentodaki üye tam sayısının 2/3’ünden fazlasını ele geçiren eski (fiili)
AKP GENEL BAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’ın kendi ifadesi ile
24 TEMMUZ 1974’te İETT Altıntepe daire müdürlüğü “TEMİZLİK KADROSU“nda, “VASIFSIZ İŞÇİ“ OLARAK İŞE BAŞLADIĞI’nı; 14 Aralık 2004’te yayınlanan MİLLİYET GAZETESİ’ndeki RÖPÖRTAJI’nda yazar sayın CAN DÜNDAR’ın kaleminden öğrendik.

RECEP TAYYİP ERDOĞAN’ın; HUKUKEN AKP GENEL BAŞKANI OLMADIĞI ve MİLLETVEKİLLİĞİ ADAYLIĞI’nın YSK’ca iptal edilmiş olmasına rağmen;
AKP Genel Başkanı sıfatı ile 2002 genel seçimlerinde İstanbul AKP milletvekili
aday listesinin en başında yer almış olması; Yüksek Seçim Kurulu’nun İŞLEDİĞİ; TELÂFİSİ İMKÂNSIZ ÇOK ÇOK BÜYÜK ÖLÇEKLİ YASA ve ANAYASA SUÇU DEĞİL MİDİR?

Recep Tayyip ERDOĞAN, cümle alemin bildiği gibi, 12 Aralık 1997 tarihindeki SİİRT konuşmasında Minareler süngü, kubbeler miğfer, müminler asker, camiler kışlamız diye bölücü ve kışkırtıcı mahiyette bir şiir okuduğu ve halkımızı alenen kışkırttığı için, kesinleşmiş hapis cezasını da hapishanede bilfiil yatarak çekmiş olmasından dolayı; YSK’nca İstanbul milletvekilliği adaylığı iptal edilmişti.

Recep Tayyip ERDOĞAN‘ın AKP Siirt milletvekilliği adaylığını YASA’larımızı paspas gibi çiğneyerek kabul eden 2002 – 2003 yılları SİİRT İL SEÇİM KURULU başkan ve üyeleri ile birlikte, YÜKSEK SEÇİM KURULU başkan ve üyeleri; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı; telâfisi imkânsız çok çok büyük YASAL ve ANAYASAL suç işlemişlerdir. Haklarında yasal ve ANAYASAL müeyyidelerin tavizsiz uygulanması gerekmektedir.

Arz ettiğim bu gayrimeşru Siirt milletvekilliği ve akabindeki yaklaşık 4 yıllık gayrimeşru Recep Tayyip ERDOĞAN hükümetinde görevlendirilen çok sayıdaki AKP’linin de Cumhurbaşkanı, milletvekili ve Belediye Başkanı seçilebilme istekli adaylıklarının kabul edilmeyerek reddedilmesi gerekirdi. AKP ileri gelenlerinin muhtar adaylıkları dahi kabul edilemez. 2002 Siirt seçimlerinin tuhaf gerekçelerle, sanki sadece RECEP TAYYİP ERDOĞAN’ı önce Parlamentoya sokup; sonrasında da kendisine BAŞBAKANLIK MAKAMI’nın; ALTIN TEPSİ İÇİNDE SUNULMASI amacı ile gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Aynı seçim döneminde YAZ – BOZ TAHTASI gibi önce İstanbul milletvekilliği adaylığı Yüksek Seçim Kurulunca veto ediliyor. Birkaç ay sonrasında ise, devir değiştiği için YASALARIMIZ ve ANAYASA’mız PASPAS GİBİ ÇİĞNENEREK YENİLENEN 2002 SİİRT seçiminde AKP milletvekili aday listesinin en başına İstanbul’dan PARAŞÜT ile getirtilip oturtulabiliniyormuş?

T.C. Devleti’nin başbakanlık makamı; “ZİMMET – İHALEYE FESAT KARIŞTIRMA – KALPAZANLIK – EVRAKTA SAHTECİLİK YAPMA“ suçları başta olmak üzere, hakkında çok sayıda suç isnadı bulunan; ayrıca belediye başkanlığı öncesi ORMAN ARAZİSİ (YEŞİL ALAN) üzerine KAÇAK İNŞAAT YAPTIRMAK SUÇU’ndan l0 AY HAPİS CEZASI’na çarptırılan; (l0 aylık hapis cezası, para cezasına çevrilmiştir) ve de MİNARELER SÜNGÜ – KUBBELER MİĞFER – MÜMİNLER ASKER – CAMİLER KIŞLAMIZ diye, maksatlı şiirler okuduğu için kesinleşmiş hapis cezasını hapishanede bilfiil yatarak çekmiş olan eski mahkûmların; ABD’nin KEMAL DERVİŞ başta olmak üzere, beslediği çok sayıdaki yandaşlarını maşa olarak kullanıp; tezgâhlattırdığı bir karambol seçim ortamında, Türk halkının sadece % 25’inin OYU’nu alabilmiş olmalarına karşın, (kayıtlı seçmenin %25’inin oyu) yerleşebilecekleri bir makam
haline getirilmiş olmaması gerekirdi.

2003 yılında; Başbakanlık makamına oturan T.C. Devletinin lâik düzenini yıkma amaçlı beyanları nedeniyle kesinleşmiş hapis cezasını da hapishanede yatarak fiilen çekmiş olan AKP eski genel başkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın; 26 adet yolsuzluk ve usulsüzlük dosyası TBMM’nin KANUN ÇIKARMA ve KARAR ALMA YETKİSİ kötüye kullanılarak, KİŞİYE ÖZEL KANUN çıkarılmak suretiyle işlemden kaldırılarak,
örtbas edilmiştir.

Yüce Mahkemenize arz ettiğim; vatanımızın birlik ve beraberliğini doğrudan ilgilendiren
bu çok çok önemli konularda; ANAYASA MAHKEMESİ’nce İÇTİHAT OLUŞTURULMASINI ve bu çok çok önemli başvurumun bütün yönleri ile incelenerek, KARAR’a bağlanmasını; en derin saygılarımla arz ve talep ederim.

S O N U Ç                :

Recep Tayyip ERDOĞAN’ın; dürüst olmayan yöntemlerle yaptığı ve Yüksek
Seçim Kuruluna kabul ettirdiği anlaşılan CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLIK BAŞVURUSU’nun YOK HÜKMÜNDE KABUL EDİLEREK İPTAL EDİLMESİNİ.
       

  1. Recep Tayyip ERDOĞAN’ın CUMHURBAŞKANI ve olası BAŞKAN SEÇİLME EHLİYETİ’nin olmadığı tesbitinin de yüce mahkemenizce yapılarak; Cumhurbaşkanlığı makamından uzaklaştırılması kararının yüce mahkemenizce alınmasını.
  2. Recep Tayyip ERDOĞAN’ın; işlediği çok sayıdaki SUÇ’tan dolayı; yüce mahkemenizde SANIK SIFATI ile yargılanması kararının da YÜCE MAHKEMENİZ’ce alınmasını;

    en derin saygılarımla arz ve talep ederim. 07 Kasım 2016

    TİMUR EREN
    ISLAK İMZA

Adres : Timur EREN (EMEKLİ lise öğretmeni)                                                          Kâzım Yılmaz Bulvarı 43/2 Mobil : 0543 274 90 22
D A T Ç A / Muğla

D A Ğ I T I M
G E R E Ğ İ  İ Ç İ N                                     B İ L G İ   İ Ç İ N

  1. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı                   1- CHP Genel Başkanlığı
    2- Genelkurmay Başkanlığı
    3- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
    4- MHP Genel Başkanlığı
    5- Vatan Partisi Genel Bşk.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’ı da BAĞLAR

ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’ı da BAĞLAR!

12. Cumhurbaşkanı Erdoğan, son derece ciddi bir gafa daha imza attı..
Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ile Ankara Sorumlusu
Erdem Gül‘ün İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince tutuksuz yargılanmak üzere koşullu salıverilmelerine (tahliyelerine) köpürdü. Yerel İlk Derece Mahkemesi, 3 ayı aşkın bir süre önce Sulh Ceza Yargıçlığınca tutuklanan 2 sanığın tutuksuz yargılanma istemlerini birkaç kez geri çevirmişti. Bunun üzerine sanık avukatları, Anayasa Mahkemesi’ne 148. madde kapsamında bireysel başvuruda bulunarak ‘haklarının çiğnendiğini’ (hak ihlali) savladılar. Dündar ve Gül’ün görüşlerini bütünüyle paylaşmasak da salıverilmelerini adil buluyor, sevinçle karşılıyoruz. Eylemlerinin basın özgürlüğü kapsamında görevleri olduğuna inanıyoruz. Tayyip beyin mahkemeleri etkilemeye çalışma çabasını hukuk dışı buluyoruz!

Anayasa’nın, AKP iktidarınca RTE’nin Başbakanlığı döneminde halkoylaması ile paket olarak değişiklik gören 26 maddesinden biri 148. maddedir. Bu maddeye yapılan ekleme ile :

– (Ek fıkra: 7/5/2010-5982/18 md.) ‘Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.denilmiştir.

Bu başvuru ‘Bireysel başvuru hakkı’ olup, Anayasa değişikliğinden 2 yıl sonra yürürlük almıştır ve başvuru usul ve esaslarını belirleyen yasaya göre yapılmaktadır. Söz konusu yasanın çıkarılmasını da Anayasa aynı maddede emretmektedir :

– ‘Bireysel başvuruya ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.’

İç hukuk yolları tükenince, ülkemizde yargı siteminin en üstünde yer alan Anayasa Mahkemesine başvuru yolu açılmıştır. Başvuruyu görüşen 5 üyeden oluşan Anayasa Mahkemesi ‘Bölüm’ü dosyayı Genel Kurula havale etmiş, bu Kurul da 15/17 üye ile karar vermiştir. Toplantıya katılan 15 üyeden 12’si Anayasa’nın 16, 17 ve 19. maddeleri bağlamında 2 sanığın yasal haklarının çiğnendiğine (ihlaline) karar vermiştir. 3 üye karşı oy kullanmış olup, bunlar RTE’nin ve TBMM’de AKP grubunun oylarıyla seçilenlerdir ve yargıç – yargı bağımsızlığı adına endişe vericidir.

Tayyip bey bu karara fena içerlemiştir. Dava açılmadan önce MİT TIR’larının Suriye’ye silah ve cephane taşıdığı fotoğraflarının Cumhuriyet’in ilk sayfasında yayımlanması üzerine gürlemiş ve yapılanın basın – yayın – haber alma özgürlüğü değil ‘casusluk – terör örgütüne destek’ anlamına geldiğini bildirerek suç duyurusunda bulunmuştu. Sanıklar, yaşam boyu hapis istemiyle ağır ceza mahkemesinde tutuklu yargılanmakta idiler 3 aydır..

Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararının UYAP‘a yüklenmesi üzerine, yerel mahkeme kaçınılmaz ve zorunlu olarak ‘salıverme’ kararı almıştır oybirliği ile. Çünkü :

– Madde 153 – Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir (1. fıkra)….
Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme
ve
yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar. (son fıkra)

12. CB Erdoğan, ağır ceza mahkemesinin kararında direnebileceğini belirtmiş, bu durumda sanıklara AİHM yolu açılacağını belirtmiştir. Erdoğan, Anayasa’nın en temel maddelerini bile bilmemekte ya da bilmez görünmektedir. Sanırız bilmemektedir. 153. maddenin yukarıya alınan içeriği çok nettir. Bu Yüksek Mahkemenin kararları kesindir ve herkesi bağlamaktadır. Yerel mahkemenin kararında direnme olanağı Anayasal olarak yoktur. Karar Yargıtay, Danıştay vb. öbür yüksek mahkemelerin Dairelerince verilse idi, yerel mahkeme direnebilirdi ve kural olarak ilgili Yüksek Mahkemelerde Dava Daireleri Genel Kurullarında dosya kesin karara bağlanırdı.

Erdoğan, en temel hukuk bilgisinden de yoksundur.

En temel hukuk bilgilerinden yoksun bir insan, R.T. Erdoğan, ne yazık ki Türkiye’nin
tepe yöneticisidir. Alelacele öfkeyle basına demeç vermiş, onlarca danışmanından görüş almamıştır.. Oysa Başdanışmanlarından Prof. Burhan Kuzu Anayasa Hukuku uzmanıdır.

Dahası; 12. CB Erdoğan, öfkesine yenilerek, gerçekte bilinçaltını ele vererek,
Anayasa Mahkemesi kararına ‘uymadığını‘ ve bu karara ‘saygı duymadığını’ da söylemiştir!

Bir kez Erdoğan’ın bu karara uyup uymaması söz konusu değildir. Erdoğan’ın bu kararın yürütülmesi için yapacağı bir şey yoktur. Bu anlatımın tersi de doğru olup,
Erdoğan’ın bu kararın gereğinin yerine getirilmesini engelleme gücü de yoktur.
Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin kararının gereği ‘geciktirilmeden’, derhal, saatler içinde yerine getirilmiştir.

Erdoğan çaresizdir!

Anayasa’nın 138/son maddesi çok net ve bağlayıcıdır (amir hükümdür) ve gereği doğallıkla derhal yerine getirilmiştir :

‘Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.’

Ürkünç (vahim) olan, Devletin başındaki insanın topluma kötü örnek olması ve hukuka –
hukuk devletine saygısının olmayışı; hukukun üstünlüğünü içine sindirmemiş olmasıdır.
Bu çıkışı dileriz pek çok insanın, fanatik AKP’linin de gözünü açmış olsun. Erdoğan Başkan olsa idi belki de Anayasa Mahkemesi bu kararı veremeyecek ya da ilgili mahkemeye baskı yaparak uygulanmasını engelleyecekti.. Öyle ya, Türk usulü Anayasadan ‘Güçlerin uyumunu’ kasdettiğini açıklamadı mı! Allah söyletti diyelim… Erdoğan kendini ele verdi ve suçüstü yakalandı. Bu anlayışta birine Türkiye çoook geniş Başkanlık yetkileriyle emanet edilebilir mi? Niçin edelim ki? En azından 1876 tarihli 1. Meşrutiyet’ten bu yana Parlamenter rejim içindeyiz ve demokrasiyi giderek daha çok doğrudan yapmalıyız.. Temsile dayalı demokrasi değil doğrudan demokrasi.. Cumhur, egemenliğini neden tek 1 kişiye devretsin ki?

Erdoğan Padişahlık yetkisi istiyor! Bu toplum artık gerçeği görmektedir.. 

Bırakalım da Ulus kendisi, egemenliğini en azından seçtiği Meclis eliyle kullansın.. Tayyip bey ham hayal içindedir, despotik özlemleri apaçık ortadadır ve kendi partisi içinden de çok sayıda aklı başında sağduyulu – yurtsever AKP’li milletvekili Başkanlık = Padişahlık düşlerine geçit vermeyecektir!

Geçtiğimiz aylarda İçişleri Bakanı Efgan Ala da TBMM kürsüsünde bas bas bağırarak ‘Tanımıyoruz bu anayasayı!!’ buyurmuştu. Oysa bu Anayasaya sadık kalmak üzere milletvekili yemini etmişlerdi. Hukukun evrensel kuralıdır, beğenmediğiniz – onaylamadığınız hukuk kuralları olabilir. Onları yasal yollardan değiştirmeye çabalamak da hakkınızdır. Ancak yürürlükte oldukları sürece onlara uymak ve saygılı olmak her yurttaşın boynunun borcudur, yasal yaptırımları vardır. Gün olur, bu dokunulmazlıklar biter, hukuksuzlukların hesabı sorulur.. İşlenen Anayasa suçudur ve halkı da bu yönde suça teşviktir! Ağır cezalıktır,
Ala’nın dokunulmazlığı kaldırılarak yargılanmalıdır

Bu çok tehlikeli ve hukuk dışı isyan Tayyip Beyin ilk çıkışı da değildir. Güç sarhoşluğu içinde görünüyor Erdoğan.. % 52 hezeyanı.. Ne var ki o rakam gerçekte %52 değil; 10 Ağustos 2014 günü yapılan seçimde kullanılan geçerli oyların %52’sidir. Milyonlarca seçmen, Kılıçdaroğlu’nun ‘Tıpış tıpış Ekmeleddin’e oy vereceksiniz..’ dayatmasına isyanla oy kullanmamıştır. Sandığa gitmeyenler Tayyip beye oy vermeyecek olanlardır. Dolayısıyla bu toplumun en azından % 62’si Bay RTE’ye hala karşıdır ve bu duygu giderek büyümekte, hatta nefrete dönüşmektedir.

Erdoğan’ın ‘Anayasa Mahkemesi’nin kararına saygı duymuyorum’ deme hakkı olabilir. Gerekçelerini bir Devlet Başkanına yakışır ağırbaşlılık ve bilimsellikle açıklar.
‘Saygı duyuyorum ancak katılmıyorum.’ söylemi ise demokrasi terbiyesinin gereğidir.
Ancak ‘uymuyorum‘ sözcüğünü kullanması Türk Ceza Yasası’nın 309. maddesine göre Anayasayı ihlal suçudur, Anayasal düzene saygısızlıktır ve halkı bu yönde suç işlemeye
teşvik anlamındadır. Son derece tehlikelidir.. Vatana ihanet suçu kapsamına dek uzanır..

Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uygun bir yöntemle Erdoğan’ı uyarmalı, 2. si fezleke hazırlayarak TBMM’ye sunmalı ve Yüce Divan‘da yargılanma yolunu açmaya çalışmalıdır. Devlet başkanı Erdoğan, yineleyerek, ‘Anayasayı fiilen tağyir, tebdil ve ilgaya kalkışmıştır.’ Geçmişte gençlerimiz – aydınlarımız bu suçlama (Türk Ceza Yasası 141-142 ve 146. maddeler..) ile yargılanıp idam edilmişlerdir! Muhalefet de gereken çıkışı en yüksek perdeden hemen ve ısrarla yapmalıdır ve TBMM’de bu konuda görüşme açılmasını sağlayarak bir uyarı – frenleme kararı çıkarılmasına çalışmalıdır. TBMM Başkanı da sesini yükseltmeli ve Erdoğan’ı hukuka ve Anayasaya mutlak saygılı olmaya çağırmalıdır.

Bu durum böyle sürdürülemez. Erdoğan, yetkisiz – sorumsuz Cumhurbaşkanı olduğu halde Başbakan’ın yetkilerini gasp ederek, fiilen Başkan gibi davranarak… Türkiye için iç ve dış politikada sorun çözen değil, ciddi sorunların kaynağı durumuna gelmiştir. Ortadoğu bölgesi için uluslararası düzlemde de 1 numaralı sorun durumundadır. Geçtiğimiz yıl yapılan G-20 toplantısında pek çok ülke yöneticisi kendisinin elini sıkmamıştır!. Obama ile son telefon görüşmeleri topluma tersine yansıtılmaktadır. Her yönü ile ülke güvenliği açısından ciddi sorunla yüz yüzeyiz. Erdoğan neden böyle gergindir? Geçtiğimiz ay da Kaymakamlara hukuku bir yana bırakma – görmezden gelme talimatı verebilmişti sarayında!?..  Bu da açıkça suçtur ve Anayasa’nın 137. maddesini çiğneyerek kanunsuz emir vermiştir Erdoğan ülkemizin kaymakamlarına. Oysa terörle mücadelede de Devlet hep hukuk içinde kalmak zorundadır.
Tersi durumda uluslararası müdahale görebiliriz!

Erdoğan son derece yorulmuştur. Ağır sürmenaj içinde olduğu izlenimi yaygındır.

Tam donanımlı bir hastaneden sağlık raporu alması gerektiğine yaygın olarak inanılmaktadır.

Rusya’nın kendisi ve ailesi hakkında IŞİD petrolünü pazarlaması açısından ciddi iddiaları vardır.
Suriye’de iç savaşı kışkırtma ve çok sayıda insanın ölümünden de sorumludur, dava edilmiştir.
Ülkemize gelen 3 milyon sığınmacı muazzam bir yüktür ve Erdoğan’ın baştan sona çok hatalı – güdümlü dış politikasının ürünüdür. Bir yönetici ülkesinin başına bunca sorun – bela getirebilir mi? Getiriyor ise ruh ve beden sağlığı ve başkaca kuşkular sorgulanmaz mı doğal olarak?

Cerattepe’de en temel insan haklarını savunan, Anayasa md. 56’da verilen yurttaşlık görevini yerine getiren masum insanları ‘yavru gezici’ diye nitelemek normal bir davranış sayılabilir mi? Halkı aşağılamak ve kutuplaştırmak değil midir? Suçlu ilan ederek yargıyı etkilemek değil midir? Yüzlerce yurttaş hakkında Erdoğan’ın bizzat hakaret vb. gerekçelerle dava açtırması olağan mıdır, hangi ülkede benzeri vardır?

Atlantik ötesine zırhlı aracını uçakla taşıtarak 200 bin Dolar masrafa yol açmak hangi duygudurumun (mood) dışavurumudur? Bu soruların sorulması ve yanıtının alınması engellenemez.

Erdoğan, tüm bu davranışları ile apaçık ve hızla meşruiyetini yitirmektedir.

Anayasayı açıkça çiğneyerek Anayasa suçu işleyen, bunu bilerek ve isteyerek yineleyen bir insanı halkın ve devletimizin de ‘tanımama’ hakkı vardır..

Erdoğan bir anda kendini boşlukta bulabilir..

Bu arada Hukukun da bu ciddi ve derin açmaza yepyeni – yaratıcı çözümler üretmesini bekliyoruz. Hukuk çaresizlik kurumu değildir. Herkes hukuk içinde kalmak zorundadır.

Son sözü, şanlı Fransız Devrimi‘nin düşünsel mimarlarından kadim
Aydınlanma Bilgesi Denis Diderot‘a bırakalım…

Diderot_halkin_dusmani

Sevgi, saygı ve derin kaygı ile.
29 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yazının pdf biçimi :
ANAYASA_MAHKEMESI_KARARLARI_CUMHURBASKANI_ERDOGAN’i_da_BAGLAR

İSTANBUL BAROSU “PES” DİYOR!

logo_ISTANBUL_Barosu

İSTANBUL BAROSU “PES” DİYOR!

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül‘ün tutuklanması kararı, ülkemizde hukukun geldiği son çaresizlik değilse, özgürlükler alanında vardığımız son karanlık evredir. İstanbul Barosu olarak, böyle bir karara tanıklık etmiş olmayı, hukukçu kimliğimizle bağdaştıramadığımızı itiraf ediyoruz.

Bu karar, halkın haber alma özgürlüğüne indirilen bir darbe niteliğindedir. Belki bundan daha da önemlisi, gelecekte haberin oluşturulmasındaki unsurları değiştiren bir korkunun yaratılmasının amaçlanmış olmasıdır. Zira bu karar, basın özgürlüğünün tarih boyunca edindiği kazanımları yok sayan bir belgedir. Bu niteliği ile de basın tarihinde bir leke olacaktır.

Karar,  Türk Hukukunun içinde bulunduğumuz zaman dilimindeki açmazının da görüntüsüdür. Özel olarak oluşturulan Mahkemelerle, açıkca yargıya müdahale niteliği taşıyan beyanların yanyana getirilebildiği bir atmosferde, hukuk adına soluk almak ne denli olası ise, Can Dündar ve Erdem Gül’ün casusluğunu ve örgüt üyeliğini anlamak da o denli olasıdır. Dünyanın en büyük Barosu olarak “pes” diyoruz. Pes.

İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

=================================

Dostlar,

Cumuriyet‘in son dönemlerde Ulusalcı çizgisinden epey sapması, Can Dündar‘ın pek çok eylemi, yapıtı.. onayladığımız edimler değil. Ancak bu son tabloda ilkeli – nesnel tutumla basın özgürlüğünü / halkın haber alma özgürlüğünün yanında durmak zorundayız ve duruyoruz.

İktidar – RTE, MIT’e ait TIR’ların Suriye’ye silah ve mühimmat taşıdığına ilişkin fotoğraflarla belgeli yayınını içine sindirememiştir. Bu ciddi ve kritik haberin sözde “boşa çıkarılması” gereklidir ki, “IŞİD destekçisi AKP” suçlamalarından kendince sakınabilsin..

Nafiledir..
Tablo belgelidir.
(http://ahmetsaltik.net/2015/05/30/mit-tirlari-silah-tasiyordu/  ve
http://ahmetsaltik.net/2015/07/30/mit-tirlari-laheyde/)

Çarpıcı gerçeği örtmek için habercileri casus – örgüt üyeliği gibi klasik yaftalarla suçlamak bir işe yaramayacaktır. Artık Türkiye halkının bu komplolara – tertiplere karnı toktur. Ergenekon, Balyoz vb. bir yığın tertip – komplo davanın çökertilmesinin dumanı hala tütmektedir. AKP – RTE‘nin bu oyuncağı da elinden alınacaktır. Ancak Türkiye bu “yapay gündem” manevrası ile bir süre oyalanmış olacaktır. Yazar – çizere gözdağı / baskı beklentisinin tutacağını ise hiç sanmıyoruz.. Baskılar direnişi daha da güçlendirecektir..

AKP – RTE, daha yeni “başarılı” (!?) seçimden çıkmışken neden bunca agressif ve yanlış politikalar izliyor ??
Okul öncesi çocuklara bile Kuran derslerini de araya sokuşturmanın anlamı nedir?
Damat (Berat Albayrak), neden en yüksek rakamların döndüğü (yılda yaklaşık 60 milyar $!) Enerji ve Doğal Kaynaklar Bakanlığına getirilmiştir??

AKP – RTE, daha önce de birkaç kez yazdığımız gibi; “zamanı hızlandırma” telaş ve paniği içindedir. 2019’a kalmadan 2023 hedeflerinin (!?) tüm taşlarını döşemek ve son raunda (2019 – 2023) göstermelik adımları bırakmak istemektedir. Ne oluuur, ne olmaz.. Burası Türkiye.. Bir “yol kazası“na uğrama riskini göze alabilecek durumları yoktur.. Öylesine çok suç işediler ki, mutlaka yargılanacaklarını biliyorlar ve bu durum, bu kadronun “kabusu”!

  • AKP – RTE’yi rasyonalite değil, “korkunun – karabasanın” kör dürtüleri yönlendiriyor..

Sevgi ve saygı ile.
28 Kasım 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Gazetelerin basıldığı ülke

Gazetelerin basıldığı ülke

Can Dündar
Cumhuriyet, 14 Eylül 2015
Türkiye’de basına baskıların tarihinde ilk doruk noktası 1945 tarihli Tan matbaası baskınıdır.

Tan baskınının belgeselini hazırlarken baskına gidenler arasında Süleyman Demirel’in de bulunduğunu öğrenmiştim. Kendisine sormak lazımdı. Fikret Bila’ya rica ettim; o sordu.

“Evet”
dedi Demirel; “Tan baskını sırasında oradaydım. O zaman anti-komünizm çok revaçtaydı ve o havadan etkilenmemek mümkün değildi. Olaya katıldım. Ama elebaşı değildim.”


Biliyor musunuz; o belgesel sırasında bir başka gerçek daha ortaya çıktı:

Matba basılırken Turgut Özal da oradaydı. Türkiye’nin demokrasiye geçmesinin hemen arifesinde gerçekleşen bir matba baskınının 2 Cumhurbaşkanı çıkarmış olması garip değil mi?

Tan’dan Hürriyet’e

Son Cumhurbaşkanı o ilk baskında yaşamda değildi, ama son baskını tetiklemek O’na kısmet oldu. Matba baskınlarından Cumhurbaşkanı yetiştiren Türkiye, 70 yılda, Cumhurbaşkanı’nın hedef göstermesiyle gazetelerin basıldığı bir ülke durumuna geldi.

Baskın kadar vahim olan şey, medya kurumlarının suskunluğu, hatta teşvikçiliğiydi. Merkez medya baskını görmezden gelmeyi tercih ederken, yandaş medya neredeyse alkış tuttu. Yarın kendi başına gelebileceğini unuttu.

Cumhuriyet, önceki hafta İpek Koza Grubu baskınında olduğu gibi Hürriyet baskınında da basın özgürlüğünün safında yani Hürriyet’in yanında durdu. Hem sayfalarımızda baskın haberlerine geniş yer vererek, hem Hürriyet’i ziyaret ederek, bu barbarlığa karşı tavır aldık. Ve her zamanki gibi özgür medya için dayanışmanın önemini vurguladık.

Sarsıcı bir hafta

Geçen haftaya Dağlıca’nın kanlı bilançosunu bekleyerek başladık. Bir yandan da gözümüz kulağımız Cizre’deydi. Adeta iki bıçak birbirine sürtünerek daha keskin hale getiriliyordu. Hafta boyunca hem Dağlıca ve Iğdır saldırılarının yıkıcı sonuçlarını ve şehit cenazelerini, hem de Cizre kuşatmasını ve HDP’lilerin yürüyüşünü izledik. PKK saldırılarından ve HDP baskınından sonra bir iç savaş provasını andıran ırkçı tırmanışı yansıttık.
Saldırganlara kapı açan polisleri, jandarma barikatını aşamayan bakanları, cenazelerden yükselen tepkiyi verdik.

Türkiye’de ilk kez karşılaştığımız bu manzaraları görmezden gelen gazetelere hayret ettik. Ama onlara aldırmadan bildiğimiz yolda yürümeye, gizlenmek isteneni yazıp çizmeye devam ettik.

Mahmut Oral
Cizre’den, HDP’lilerin yürüyüşünden, sıcak bölgeden yolladığı haberlerle haftaya damgasını vuran muhabirimiz oldu.

Ve başta Emine Kaplan olmak üzere Ankara büromuz, gerek kongreye giden iktidar partisi içindeki kaynamayı ilk elden ve en ayrıntılı şekilde vererek, gerekse kongreyi herkesten erken, ustaca değerlendirerek övgüyü hak etti.

Hepimize iyi haftalar.

================================

Dostlar,

Can Dündar, “Mustafa” adlı filmiyle Mustafa Kemal Atatürk’ü indirgeyici, haddi değil ama küçümseyici pek çok kesimin, bu arada bizim tepkimizi çekti.

Şu sıralar Cumhuriyet‘in genel yayın yönetmeni.
Bu gazete bize Mustafa Kemal’den, Yunus Nadi’den emanettir.
Mustafa Kemal’in isteğiyle İstanbul’daki matba, Yunus Nadi tarafından büyük zorluklarla Ankara’ya taşınmış ve Kurtuluş Savaşı’nın sesi olmuştur. 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgalinden bir gün sonra bu gazete İngilizler tarafından kapatıldı. 10 Ağustos 1920 sonrası gazetesini “Anadolu’da Yeni Gün” adıyla çıkardı ve Anadolu’daki Milli Mücadele’yi destekledi.

Epey çalkantı geçirdi Cumhuriyet.. İlhan Selçuk yıllarca “Gazete“‘ye kol kanat gerdi.
Can Dündar ile birlikte “Gazete” deyim yerinde ise Yeni-Cumhuriyet ya da Light-Cumhuriyet’e dönüştü. Bu doğrultu sapmasından hiç mutlu değiliz ve onaylamıyor, yanlış buluyoruz. Zaman içinde bu yalpalamanın da aşılacağını umuyor, aşılmasını diliyoruz.

Ancak bu arada “Gazete” AKP ve Bay RTE’nin hışmına uğruyor..
Hürriyet de öyle..
Dün NOKTA Dergisine de benzer baskı uygulandı ve Dergi toplatıldı, sorumlu müdür gözaltına alınarak mahkemeye verildi, denetimli serbestlik kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Biz Üniversiteye (Hacettepe Tıp) başladığımız yıllardan (1971) bu yana bu gazeteyi okuruz. 20’yi aşkın yazımız, söyleşimiz (Leyla Tavşanoğlu..) yayımlanmıştır (özellikle Sami Karaören döneminde, 2. sayfada). Bizim için 2. bir okul – öğretmen olmuştur.

Atatürk’ün adını koyduğu ve bizlere emanet bıraktığı bu Gazetenin yeniden tam anlamıyla, içten bir Kemalist – Atatürkçü – Devrimci çizgiye gelmesini  diliyoruz. Uğur Mumcu’nun, İlhan Selçuk’un, Nadir Nadi’nin, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun… kemikleri sızlatılmamalıdır.

Özgür basına yapılan hukuk dışı, demokrasi dışı, faşist iktidar baskısını şiddetle kınıyoruz!

Bunlara son verilmesini, özgür basının eleştirilerinden yararlanılmasını istiyoruz. Bay Erdoğan, Guiness Rekorlar Kitabına eminiz, açtığı dava sayısı nedeniyle, kimseciklerin geçemeyeceği biçimde girmiştir. Bu “tuhaf” ve kabul edilemez baskıya son verilmelidir.

Bay Erdoğan, AİHM’nin AİHS bağlamında verdiği içtihat kararlarına saygılı olmalı ve sert de olsa eleştiriler karşısında hoşgörülü davranmalı, tahammül etmelidir. Erdoğan, “..bunlaaaaar..” diye başlayarak ötekileştirici – ayrıştırıcı -aşağılayıcı – suçlayıcı ve hatta hedef gösterici ağır bir dili ısrar ve inatla kullanmakta ve toplum katmanlarına, kişilere, kurumlara hakaret ederek yargıya, polise… hedef göstermektedir. Bu davranışlar suçtur, suça tahriktir, hatta suça azmettirmedir. Ancak, CB’lığı dokunulmazlık zırhının ardında bunları yapmaktadır. 15-16 yaşında çocuktan tutun, 90 yaşını geçmiş insanlar, “Cumhurbaşkanına hakaret” takıntısı ile yargılanıp hapsedilmektedir.

Bu baskıcı – bilinçli yıldırma tutumu sürdürülemez ve kabul edilemez.

Bay RTE, dava açma hastalığını bırakıp, aynaya bakmalı ve toplumdaki kendisine dönük bu yaygın nefretin nedenlerini araştırarak topluma ve değerlerine saygılı bir tutum izlemelidir.

*****

Basına yapılan hukuk, Anayasa, yasa dışı tüm baskıları kınıyor ve son vermeye çağırıyoruz. Bu bağlamda Cumhuriyet‘e de desteklerimizi açıklıyoruz. Son birkaç gündür Cumhuriyet‘in web sitesine erişimin engellenmiş olmasını kabul edilemez buluyor ve asla yinelenmemesini istiyoruz. Bizzat Erdoğan çıkıp demeç vermeli, hatta uygarca özür dilemeli ülkedeki gerilimi yumuşatmalıdır. 13 yıldır ülkeyi tek başına yönetmektedir, Demokratik – Laik Cumhuriyetin nimetleri ile bu göreve  gelmiştir, aynı yolla da gitmeyi içine sindirmelidir.

Sevgi ve saygı ile.
15.09.2015, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com 

Y-CHP’nin Acı Veren Tanınmaz Halleri…


Y-CHP’nin Acı Veren Tanınmaz Halleri…

Dersimli_ve_HDP.jpg

Selina Özuzun Doğan (AS : CHP’nin İstanbul 2. Bölge 1. sıra milletvekili adayı),
Kurmeş Derneği’nin resmi sitesinde, “Atatürk, Dersim soykırımının siyasi sorumluluğunun tartışmasız birinci derecede sorumlusudur.” dedi…

Doğan, bir başka yerdeki açıklamasında;
“Son yüzyıl içinde soykırımın en başarılı aktörü kuşkusuz CHP’dir.” demişti!.. (1)

Hanımefendi, şimdi seçilmesi güvenceli bir yerden; İstanbul 2. Bölge 1. sıradaki CHP’nin milletvekili adayıdır…
CHP’nin son Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yıllardır baskı altında tuttuğu duygularını, nihayet yüksek sesle dile getirecek birini buldu…
Mutluluktan uçuyor olmalı…
Bundan böyle Selina Kılıçdaroğlu’dur, Kemal Doğan’dır!..
***
Selina’nın pek değerli eşi Erdal Doğan da, PKK’nın gazetesi Özgür Gündem’de
Kemal Kılıçdaroğlu’nun duygularını dile getirmişti:
“Mustafa Kemal soykırımların her aşamasında var.” demişti… (2)
Erdal efendi, o açıklamasında; birden çok “soykırım”dan söz ediyordu.
Anlaşılan; biri Ermenilere karşı yapılan tehcirdir, diğeri Dersimli Kemal’in dedelerinin de karıştığı Dersim İsyanı olmalı…
Bu kadar olur…
1. sıra milletvekili adayımızın biricik eşi, Dersim İsyanı’nın bastırılmasına da “soykırım” diyor… (3)
“Alevi soykırımı” mı “Kürt soykırımı” mı yoksa her ikisi birden mi,
henüz ona karar vermiş değiller!..

Bu kadar açık Atatürk düşmanlığı yapan hainleri, Atatürk’ün CHP’sinden milletvekili adayı yapmak, CHP’ye oy kazandırmak için olamaz herhalde… O kadar da saf değiliz!?..
***
Ana muhalefet partisinin yönetimi, bazı kesimleri CHP’ye oy verdirmemek için
adeta çırpınıyor… Bu özel söylemleriyle küstüreceği kesimler, hiç kuşku yok ki,
AKP ile MHP’ye de oy vermezler. Geriye kalıyor HDP ile Vatan Partisi…
Kaşınan konuya baktığımızda; oyların hangi partiye yönlendirilmek istendiği
son derece açıktır. Zaten bu seçimlerde HDP, bu nedenle 3 Ermeni kökenli vatandaşımızı
milletvekili adayı göstermiş… (4)

Y-CHP’nin Genel Sekreteri Gürsel Tekin, geçen haftalar içinde Dersimli
(AS: Kemal Kılıçdaroğlu) ile aynı fikirde olduğunu açıklamıştı… (5)
İkisini de bir tek HDP’nin barajı aşması mutlu edebilecek…
Kendi mutluluklarını şansa bırakacak değiller! Ne gerekiyorsa yapıyorlar…
CHP’ye oy verecek seçmenlere; bir kısmınız HDP’ye oy versin ve barajı aştırsın talimatını veremezler herhalde… O bakımdan HDP’ye barajı aştırma kampanyasına desteklerini kurnazca veriyorlar…
***
Y-CHP’nin Ağrı milletvekili adayı, Dersimlinin danışmanı Cemil Erhan’dır.
Bu adam Cemil’e hangi konuları danışır, anladıysam Arap olayım!
Erhan, genel başkanının isteği üzerine, PKK’nın Diyadin saldırısını incelemek için
Ağrı’ya gitti… HDP yetkilileri ile görüştükten sonra, Kılıçdaroğlu adına yaptığı açıklamada:
– “O şenlikler her yıl yapılıyor. Asker müdahale etmese, şenlikleri yapar giderlerdi.” demiş… (6)
Sakın yanlış anlaşılmasın ha, komşu köylülerden söz etmiyor!

“Şenlikleri yapar giderlerdi” dediği, PKK’nın silahlı militanlarıdır!..

Ve bu adam, CHP adına hala konuşabiliyor: “Asker gitmeseydi, vatandaş ile
dağdan gelenler kol kola halay çekecekti, oyun oynayacaklardı..” diyebiliyor…
Erhan’ın demek istediğini anlamak için ne tercümana ne de uzmana gerek var…
Açıkça, askerler silahlı PKK militanlarına müdahale etmeseydi,
bu olay da olmazdı diyor. Dolayısıyla olayın sorumlusu olarak askerleri gösteriyor!..
Asker, PKK militanlarına müdahale etmesin, olay da olmasın demek istiyor…
Sözlerinde biraz da tehdit var!
Cemil Erhan, Ağrı sokaklarında dolaşan bir işportacı değil. Ülkemizi düşman işgalinden kurtaran, sonra da Cumhuriyet’i kuran kahramanların Türk milletine emanet ettiği CHP’de, Genel Başkan Danışmanı ve milletvekili adayıdır!..

“Açılım”ın şakşakçısı Dersimli Kemal, hükümete PKK’nın silahlı olarak orada ne işi vardı diyemiyor tabii… Mayınlara doğru Cemil’i sürüyor!.. O da TSK’nın silahlı saldırıya karşı koymasını “provokasyon” olarak değerlendirerek, kendi görevini yapıyor…
Parti programında terörle “mücadele” öngörülmesine rağmen,
Dersimli “müzakere” diyerek kurultay delegesine meydan okuyor!..
Küfretse bile yeridir, fazlasıyla hak ettiler… Kemal’in Program filan taktığı yok!..

Kılıçdaroğlu son seçim bildirgesinde “Anadilde öğrenime” de evet diyor... (7)

Öcalan’ın 10 başlık altında özetlediği, öbür istemlerin de militanca savunucusu odur…

Y-CHP’nin olası koalisyon ortaklığında, ekonomiyi adaşı Kemal Derviş’e
teslim edeceğini (8) ilan ettikten sonra, hepten şımardı. CHP’nin geleneksel tabanından da çekinmiyor… Nasılsa kopacak oyların önemli bir bölümü öz partisi HDP’ye gidecek!..
Bir bölümü Vatan Partisi’ne gitse ne yazar diye düşünüyor!..
Önemli olan Meclis’teki çoğunluktur…
AKP, Y-CHP ve HDP Meclis’te her halükarda çoğunluğu sağlayabiliyorlar…
Bir terslik olmaz ya, olursa yedekte Y-MHP var!..
***
Şimdiki adı “dönek” olan eski solcuların, devlet düşmanlığı yine depreşmiş…
Dönekler, Devlete düşmanlık yapan herkesle ittifak etmeyi “ devrimci eylem” sanıyor.
Devlet düşmanlarını “dost” sanan bu ahmaklar sürüsü, bugünlerde
HDP’ye barajı atlatma kampanyasının kadrolu elemanları gibi çalışıyorlar… (9)
Sözde HDP barajı aşarsa, AKP tek başına iktidar olamazmış,
böylece tek başına Anayasayı da değiştiremezmiş!..
En basit aritmetik kurallarını bile pratiğe uygulayamayan bu zavallılara sormak gerekir:
Önceki Anayasa değişikliklerine, sizler “yetmez ama evet” derken,
“evet” diyen HDP’nin yalın hali BDP değil miydi?
BOP’nin eşbaşkanının yanında, gönüllü olarak “rol” almak için ABD’ye kadar gidenler, bugünkü yol arkadaşlarınızdır beyler!..

AKP ile HDP “açılım” ortaklarıdır; bunu hala göremediniz mi?..

Öyleyse, AKP’nin kimi milletvekillerinin HDP’de olması neyi değiştirir ki?

Geçen dönemde, BDP’nin bağımsız seçilen milletvekilleri,
en kritik konularda AKP’nin yanında yerlerini almadılar mı?
***
Bırakalım AKP-HDP ortaklığını, şimdi Y-CHP de aynı kazanın içindedir…
Kılıçdaroğlu, Hürriyet’in 17 Nisan sayılı baskısındaki açıklamasında,

“HDP ile koalisyon yaparız” (10) demedi mi?

Dersimlinin, “HDP Mecliste yer almalı, MHP de HDP de koyduğumuz ölçütler bağlamında koalisyon seçeneğimiz olabilir.” sözleri hala size bir şey anlatmıyor mu?

Kemal Kılıçdaroğlu, AB ülkelerinin büyükelçileri ile yaptığı toplantıda,
“AB değerleri ile paralel politikalar yürüteceğiz.” demedi mi?.. AB’nin “Ermeni soykırımı” ile ilgili kararı, sıcaklığını korurken, AB değerleri ile paralel yürütülecek olan politika ne olabilir? Hala anlayamadınız değil mi?
İşte bu durumunuzu farkeden Dersimli, 1915 olayları için Obama’nın kullandığı
“Büyük felaket” sözlerini kullanarak, Obama ile paralelliği sağlamıştır!.. (11)
Hala anlayamadınız mı?
Ermenilerin bu ifadeyi “soykırım” için kullandığını bilmiyorsunuz demek ki!..
Sizin Kemal de onlarla aynı saftadır yani.
Uyanın artık; o aynı ağıl için koşan eküri at gibidir!..
***
Ezcümle, genel başkanımızından iyi bilecek değiliz herhalde!..
O ne diyorsa öyle olacak elbette! Ayrıca parti disiplini diye bir şey de var.
Ol bu emir ve talimat üzerine; bu defa Y-CHP’ye de oy yok! Mesajı doğru aldım galiba:
Hendeği atlasın diye, bu defa oyları tıpış tıpış HDP’ye vereceğiz!?..
Anlamayan ya da itirazı olan mı var?..

Cemil Can

DİPNOTLAR

(1) http://odatv.com/mob_n.php?n=-chp-soykirim-hakkinda-ne-dusunuyor-1304151200
(http://www.kurmesliler.com/)

(2) http://www.ozgur-gundem.com/?haberID=122419&haberBaslik=%C3%96Z%C3%9CR%20Y%C3%9CZLE%C5%9EMEYLE%20OLUR!&action=haber_detay&module=nuce
(3) http://www.kurmesliler.com/index.php?option=com_content&view=article&id=2569:erdal-doan-soykrm-tarihcilere-braklamaz-2&catid=1:l-ve-lcelerimiz&Itemid=74
(4) http://www.aa.com.tr/tr/politika/491032–ermeni-adaylarin-meclis-heyecani
(5) http://www.aydinlikgazete.com/politika/gursel-tekin-hdp-nin-temsilcilerini-meclise-tasimasi-bizleri-mutlu-eder-h65809.html
(6) http://www.odatv.com/n.php?n=agrida-pislik-var-1404151200
(7) http://www.akademipolitik.com/siyaset/11016-iste-chpnin-secim-bildirgesinin-tam-metni
(8) http://www.cnnturk.com/haber/turkiye/chp-lideri-kemal-dervise-bakanlik-teklif-etti
(9) http://www.bugun.com.tr/son-dakika/genel-secimlerde-68liler-hdpyi–haberi/1562870
(10) http://www.hurriyet.com.tr/gundem/28758097.asp
(11) http://www.chp.org.tr/Haberler/2/kilicdaroglundan-ermeni-soykirimi-iddialarina-yanit%E2%80%A6-5115.aspx

============================

Dostlar,

Ne demeli bilemiyoruz..
Sayın Cemil Can teker teker -o da yalnızca bir bölümünü- derlemiş ve paylaşmış..
Her birine de teker teker kaynak göstererek..

Yazıya başlığı biz koyduk içimiz acıyarak; bir Tunceli’li ve 1973’ten beri CHP’ye oy veren CHP’li bir ailenin üyesi olarak.. Yazıklar olsun CHP’yi bu duruma düşürenlere!

Y-CHP’nin Acı Veren Tanınmaz Halleri…

Yazıklar olsun CHP’yi bu duruma düşürenlere, başta “dostumuz – hemşehrimiz” Kemal’e!

  • ATATÜRK’ün partisi CHP’yi yeniden inşa etmek gerekiyor VATAN Partisi saflarında. Tarih bu koşulları dayatıyor..

Bu oyunu bozmak için ilk olarak tek seçenek var;

  • VATAN Partisi’nin TBMM’ye mutlaka girmesi..
    Hem de öyle 15-20 vekille değil.. 50’yi aşkın hatırı sayılır bir grup ile..

    Y-CHP'nin_aci_veren_taninma_halleri_22.4.15

Bu arada, adını ATATÜRK’ün koyduğu Cumhuriyet Gazetesi de elden çıkmıştır..

MUSTAFA” gibi saçma sapan, ihanet dolu bir filmi yaparak gerçek kişiliğini
ortaya saçan Can Dündar hazretleri, bu gazetenin genel yayın yönetmenidir..
21 Nisan 2015 günlü baskısı, manşette apaçık Kürtçü parti çanakçılığı yapmaktadır.

Namuslu kamuoyu yoklamalarında % 8’leri zorlayan VATAN PARTİSİ,
iğrenç bir psikolojik savaşla yok sayılmakta, bölücü – kürtçü parti parlatılmaktadır..

Tablo, hazin bir ihanet sahnesidir..

Mustafa Kemal ATATÜRK, bu ülkede yaşayan peeeek çok insana fazla gelmektedir;
anlaşıl(a)mamaktadır, hala anlayamamaktadırlar, fıtratları elvermemektedir, yetersizdir.

Fakat tarihin eytişimsel (diyalektik) döngüsü, görece yavaş da olsa Evrim’e
ayak uyduramayan bu milyonlarca zavallıyı dışlayacaktır..
Yüce ATATÜRK’ün ANADOLU AYDINLANMASI’nın nurları
ya onları da kendine getirecek ya da kavuracaktır..

Hak yardımcımız ola; olacak da..

Dileriz Alevi canlar AKP – CHP’nin bu mide bulandıran kumpasına gelmesinler..

Yaşar Kemal Usta’ya uğurlar ola…

UĞURLAR OLA TOROSLARIN HEYBETLİ EFESİ HEMİTE’Lİ YAŞAR KEMAL!

Usta,
Seni bu gün toprak ananın kadim kucağına koyverdiler Zincirlikuyu’da..
Uygarlıklar beşiği Anadolu’muzdan avuç avuç toprak getirdi
Bu aziiiz yurdun vefalı çilekeşleri, okurların, dostların..
Yarım yüzyıllık eşinin yanı başına uzatıverdiler heybetli gövdeni..
Seni içimize gömdük Yaşar Kemal üstad, içimize.. anlıyor musun??
Ölen fani beden imiş bilirsin,
Sense ne gür hoş sadalar bıraktın bize,
Kulaklarımız çağıl çağıl..
Gönlümüz alev alev yangın yeri,
Avuçlarımız ıslak ve yanık kokuyor..

02 Mart 2015…
Güncelleme

=============================================

Yaşar Kemal Usta’ya uğurlar ola…

Yasar_Kemal_ustaya_ugurlar_ola_28.02.2015

Usta!

18 Ocak 2015 günü sen yoğun bakımda can pazarında iken,
sana bir polemik çağrısında bulunmuştuk…

“İYİLEŞ DE GELECEK OLSUN YAŞAR KEMAL!” demiştik Fazıl Hüsnü Dağlarca‘dan galat ile..

“Haydi kalk ayağa da seninle ANADİL’ini konuşalım… ” diye yazmıştık..

Aşkolsun sana.. Çağrımıza uymadın (“davete icabet etmedin” yerine!)..

Oysa dinleseydin bizi, konuşmamız sırasında “2 Anadilin olduğunu” söyleyecektin bize eminiz..

Annenin diilinin (mother’s tongue – native language)Kürtçe” ama;
Seni “Yaşar Kemal” yapan “asıl – ana – birincil – resmi – fiili – gerçek – eylemli – öncelikli..”
(basic, main, primary, official, de facto, real, effective, essential..) dilinin ise
Türkçe” olduğunu söyleyecektin yüreklilikle.

“2 anadilli olduğunu”, olunabileceğini ekleyecektin belki de.

Ülkemizi ve halkımızı bu bağlamda haince bölmeye – ayrıştırmaya çalışan bildik (malum!) çevreleri haşlayacaktın eminiz…

Kendi anne dilinde, “Kürtçe” ile evrensel boyuta ulaşan görkemli edebiyat harikalarını üretemeyeceğini hiç kompleks yapmadan dillendirecektin belki de..

  • Türkçe’nin “Anayasal tek resmi dil olarak” Türk’ü – Kürt’ü – Laz’ı – Çerkez’i…. birleştiren – kaynaştıran – uluslaştıran vazgeçilmez araç olduğunu vurgulayacaktın tok sesinle gürleyerek.. Sana şükran ile eyy Anadolu yiğidi!.. Tüm yaptıkların, Türk ve Dünya edebiyatına doyumsuz – benzersiz katıkların için,.Ulusal Birlik için gösterdiğin sorumlu çabalardan dolayı.. minnet borçluyuz…

    En duygu dolu “Uğurlar ola” iletisini CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu yayımladı bize göre.. Biz daha iyisini yazamayacağımız için izninizle onu bir kez daha paylaşmak istiyoruz..
    *****

Yaşar_kemal_ve_Kemal_Kilicdaroglu

 

 

 

 

 

 

ÖYLE KAYIPLAR VARDIR Kİ KARDEŞLİK ÜZÜLÜR,
DEMOKRASİ YAS TUTAR,

ANAVARZA KAYALIKLARINDAKİ KARTALLARDAN ÇIĞLIKLAR YÜKSELİR,
BİRLİĞİN ULU ÇINARI GÖLGESİNİ BÜYÜTÜR

SÖZ BİTER…
İŞTE, YAŞAR KEMAL’İN ARAMIZDAN AYRILMASI BÖYLE BİR ŞEYDİR

SÖZÜN BİTTİĞİ, ACININ BÜYÜDÜĞÜ,
GÖZPINARLARI DOLU KARDEŞLİĞİN SAYGI DURUŞUNA GEÇTİĞİ BİR ANDAYIZ

TOPRAĞI TÜRKİYE OLSUN,
ÜLKEMİZE BAŞSAĞLIĞI DİLİYORUM”

*****
18 Ocak 2015 günü yazdığımız, yukarıda da değindiğimiz yazı aşağıda..

Usta, sen giderayak da ülkene – halkına birleştirici katkını sürdürdün, sürdürmektesin..

Sen çok yaşa e mi Yaşar Kemal usta!

Sevgi ve saygı ile, 01.03.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

===================================

YAŞAR KEMAL’in ANA DİLİ ??

Türkiye hala yeterince kurumlaşamadı ve hemen her alanda tansık (mucize) kahramanlar bekliyor Ergenekon’un bağrından dağları delip gelecek:
bir elinde çekiç, öbüründe örs..
(Minik bir kazayla, bir eline örs yerine orak alsa kahramanımız,
Türk milliyetçiliğinden komünizme mi savrulacaktık hep birlikte??)

*****

Basında duygusal yazılar .. yazılar.. Usta, gitme kal; Usta dön geri.. Usta sana doyamadık..
Bu, hoş bir yanımız.. Ama “Bizi anca sen toplarsın..” (Can Dündar, Cumhuriyet, 18.1.15; http://ahmetsaltik.net/2015/01/18/can-dundar-yasarin-yeri/) türünden serenatlar biraz amacını aşıyor galiba..  Haydi onu da kimi yazarların çok okunma (rating) kaygısına bağlayıp geçelim..

****
Yaşar Kemal genellikle “Türkiye halkları” deyimini kullanıyor..
Keşke bir tümcecik eklese öncesinde;

Türk Ulusunu oluşturan / Türk Ulus Devletini kuran Türkiye halkları dese..

Büyük ATATÜRK tam da öyle tanımlamadı mı 3 yerde el yazısıyla :

– “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına / ahalisine Türk milleti denir.”

Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı edebiyat devi Yaşar Kemal,
tam da Büyük Atatürk‘ün bu bireşim (sentez), Anadolu ahalisine (halklarına!)
tarihsel- sosyolojik uzlaşı çağrısının tipik – somut ürünü değil mi?

  • Çoook hem de çoook merak ediyoruz..
    Yaşar Kemal’in “ana dili” Türkçe mi, Kürtçe mi?

Rüyalarını hangi dilde görüyor, torunlarına ninnilerini hangi dilde söyledi?

Dahası, küfrün okkalısını Türkçe mi ediyor Kürtçe mi??

Neden güzelim yapıtlarını Kürtçe yaz(a)madı yarım yüzyılı aşan yazarlık yaşamında.
Başlasaydı Kürtçe yazmaya, yetkin çabalarıyla, yerli yabancı peeek çok detsek çıkanıyla
50-60 yılda Kürtçe de epey geliş(tiril)miş olurdu değil mi?
Oysa Yaşar Kemal usta bu değerli katkısını Türkçe’ye sundu sağolsun..
Şimdilerde APO – PKK uğursuzları, Batı güdümünde böylesi tezler ileri sürüyorlar.. Ama Irak kuzeyindeki Özerk Bölgesel Kürt Yönetimi’nin Batı’nın kurduğu 5 üniversitedeki eğitim – öğretim dili Kürtçe değil, İngilizce!

Elli yıl kadar bir geçiş döneminde Kürtçe geliştirilecek (!?,
sonra Arapça’ya ek 2. resmi dil olacakmış??
Elli yıl boyunca kuşaklar Arapça hatta ağırlıklı olarak İngilizce kullanırken ve
kültür emperyalizmi vargücüyle yöre halkına abanırken; Kürtçe herhalde fanusta geliştirilecek ve 50 yıl sonra birden bire halkın okur-yazarlığı bir gecede,
1928 Türk Harf Devrimi’nde olduğu gibi (!)– sıfırlanarak (??),
seralarda nedense “Batı’lı” Kürdologların dahiyane fikir ve eylemleriyle gübrelenerek serpilmiş Kürtçe, anadili aynı zamanda resmi dil yapılacak!
Bu masala inanmak için herhalde Kafdağı’nı aşmak, ardını görmek gerek..

Barzanistan aşireti şeyhliğinin kukla yönetim coğrafyasında durum böyle,
Türkiye’de ise “Kürtçe ikinci resmi dil olsun” dayatması yapılacak..
Nereye koyalım bu çifte standardı, Türkleri aptal sayışı ???
*****
Yaşar Kemal’e dönelim:
Ustanın “annesinin dili Kürtçe” dir. “Ana” yerine “anne” kullanırsak epey rahatlıyoruz.. Üstadın “ana dili” ise “Türkçe” dir.

Anne (native) : İngilizce “Mother
Ana (asıl): İngilizce; “basic, essential, principal, main, primary..”

Türkçe’nin talihsizliği, “anne” (Mother) yerine “Ana” (basic, essential, principal, main, primary) sözcüğünün de eşanlamlı olarak kullanılabilmesinde..

Bu etimolojik anomali (kaza, kusur..??) başımıza çok iş açıyor ve çoğu kez bilerek,
ustaca, Batılı emperyalistlerce istismar ediliyor..

Görüldüğü gibi pek ala, bir insanın “ana dili” (native language), “anne dili” nden de
ağırlıklı ve işlevsel bir duruma gelebiliyor Yaşar Kemal örneğindeki gibi..
Ve daha milyonlarca olguda olduğu gibi..

Batı emperyalizmi güdümünde, üstelik en nazik noktalarda acımasız istismarla bir halkı bölmeye çalışmak;
ahlaki – etik – hukuksal – insani – dinsel – töresel – geleneksel- tarihsel – sosyoljik… nereye konabilir acaba?

Olsa olsa “postmodern uşaklık” (“puştluk” desek çok mu ağır olur??!) kaldırır bu haltı!

*****

Biz, ulusal edebiyat gururumuz Sayın Yaşar Kemal’e,
üstad Fazıl Hüsnü DAĞLARCA’dan[1] esinlenerek seslenmek istiyoruz:

– Yaşar Kemal, “iyileş de gelecek olsun!”…

Ve böylelikle “birbirimizi yaşayalım(Empati’nin ta kendisi ve en derini belki de….)

Sevgi ve saygı ile.
18.01.2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

[1] Ozan F. H. Dağlarca, ölümünden (2008) 2 yıl önce hastalığı sırasında hastaneye ziyarete gelenlerin hep “geçmiş olsun” demesinden yakınır.. Söyleşiye giden Cumhuriyet gazetesi muhabiri şaşırır ve “Ne demeliydiler efendim?” diye haklı olarak sorar.
Dağlarca’nın yanıtı çok ama çok öğreticidir:

Kimse, Fazıl Hüsnü iyileş de gelecek olsun! demedi..

Kurtuluş Savaşımızdaki tarif edilmez ağır yokluklar karşısında şu dizeleri yazmıştır :

Atım acından hasta, çalmışlar kılıcımı
Üşürüm
İçimde silah sesleri,
Sabaha kadar, tövbe tövbe,
Gecelerle dövüşürüm.” 

Dağlarca’nın Küreselleşme hakkında yazdığı bir şiirinde (Küreselleşme Madensel Bir Yürektir..) yer verdiği “Birbirimizi yaşamamız” sözleri ise, olabilecek en derin ve usta özdeşim = empati çağrısı ve de tanımı değil midir?

Not : Yazının pdf biçimi için lütfen tıklayınız..

YASAR_KEMAL’in_ANA_DILI_TURKCE_MI_KURTCE_Mİ

Can DÜNDAR : 1 Mayıs’ta Taksim’de


Dostlar,

Can Dündar‘ın 29.4.14 günlü Cumhuriyet‘te yayımlanan makalesini sitemizde paylaşmayı 1 Mayıs sonrasına bıraktık..

Tablo gene kan- revan…
Yalnızca İstanbul’da 19’u polis 90 kişi sağaltım (tedavi) altında..
142 gösterici de gözaltında.. Ölçüsüz, yersiz, hatta aşırı şiddet kullanılarak..

İstanbul Tabip Odası’nın açıklaması : 

  • “Binlerce kişinin polis copu, plastik mermi, basınçlı su, biber gazı ve fişeğiyle yaralandığı 2014 1 Mayıs günü bize ulaşabilen yaralı bilgileri:
    En az 4 kafa travması, 1 kulak kesiği, 1 kol kırığı, 15-20 gaz kapsülü ile yaralanma, yüzlerce gaz maruziyeti (AS: sunukluğu) nedeniyle
    klinik başvurusu ile
    bir göz yitiğine yol açabilecek göz yaralanması.”

Halkına görülmemiş zulüm uygulayan bir siyasal iktidarla karşı karşıyayız..
Ulaşım özgürlüğü, hatta evden çıkma özgürlüğü engellenmiş milyonlarca yurttaş..
Birkaç CHP milletvekili bile tartaklandı, gazlandı – sulandı!..
Dehşet verici bir saldırganlık.

Başbakan R.T. Erdoğan, son derece tehlikeli ve hiç ama hiç rasyonel
(akılcı – ussal) olmayan bir siyasal kumar oynamakta.

İç – Dış danışmanlarını gözden geçirme ve sorgulama zamanıdır tam da..

Çook yalın : Tayyip bey diyecekti ki;

  • Evet hanımlar – beyler.. Ben de geliyorum, dün ben de işçi – emekçi idim..
    Sucuk satıyor, su dağıtımı yapıyor ve ev kiramı bile veremiyordum.
    Emekçilerimizi derin bir empati ile anlıyorum..
    Taksim’e geliyorum ve birlikte halay çekerek,
    1
    Mayıs İşçinin – Emekçinin bayramını birlikte kutlayacağız..

*****

İşte bu denliii…
Kimsenin burnu kanamazdı,
Üstelik Tayyip bey bu centilmenliği gösterdiği için işçilerce protesto bile edilmezdi..

Yine de protestodan ve yükselecek karşıt gösterilerden korkuldu ise,
NEDENİNİ sorgulamak gerekmez mi?? Baskıyla çözüm olanaklı mı??

Ağustos’ta Cumhurbaşkanlığı seçimi var.. İnanın, aday olacak ise kredisini bile artırırdı..
Yazık oldu, çok önemli bir fırsat daha kaçtı kendisi adına ve ülkemiz adına..

Tayyip bey, Alman Cumhurbaşkanı’nın diplomatik uyarılarını da tepkiyle karşıladı.

Alman Cumhurbaşkanı Joachim Gauck;

  • “Söylediklerimi içişlerine müdahale olarak algılamayın.
    İtiraf ediyorum gelişmeler beni korkutuyor
    demişti oysa…

Anlaşılan artık sağduyu çoook derin kuytularda elden çıktı..
Çok yazık..
Hatta TBMM Grup konuşmasında “içişlerimize karıştı” kartı bile oynandı..
Acaba Alman Cumhurbaşkanı Joachim Gauck‘a ikili görüşmede de böylesine tribüne yönelik efelenme tavrı sergileyebildi mi?
Kaç tane Tayyip bey var bu ilkede??
Yabancılar gülüp geçiyor halimize..Uluslararası saygınlığımız dibe vurdu.

Umarız AKP içindeki sağduyulu yetkililer artık üstlerine düşeni gecikmeden yapsınlar..
Bu gidişin faturasının çok ağır olacağını belirtmek asla falcılık vs. değil..
Yalın ve gerçekçi bir siyaset bilimi öngörüsü..

Sevgi ve saygı ile.
2 Mayıs 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=================================================

1 Mayıs’ta Taksim’de  

portresi

Can Dündar
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/65927/1_Mayis_ta_Taksim_de_.html, 29.4.14

1 Mayıs’ta Taksim’de! “Yasak” tabelası, her iktidarın vazgeçilmezidir. Ne kadar çok yere bu tabelayı dikerse, toplumun gemlerini o kadar çeker, o kadar kolay hükmeder.

Evde uslu çocuk ister; okulda düzenli öğrenci, camide katıksız mümin, kışlada itaatkâr asker, büroda, fabrikada “Vur başına al ekmeğini” memur, işçi…

“Yapma” dedin mi, “Niye?” diye sorulmasın ister iktidar…

“Yasak” dedin mi, sorgulanmasın, uygulansın. “Vardır amirlerimin bir bildiği” densin, kurcalanmasın.

Çünkü böylelerini yönetmesi kolaydır. Bir havuçla bir sopa yeter.

Zor olan, asileri yönetmektir. Çünkü onlar itaati değil, itirazı bilir. Kendisine uzatılan havucun peşinden girmez ağıla hemen; her emri dinlemez, “yasak” tabelasını sevmez. “Neden?” diye sorar, “Ne hakla!” diye kızar, arar hakkını hukukunu; sopalamaya kalktın mı azar. Böyleleri için “Girilmez” tabelası, tahrik edici bir “Gir!” çağrısından ibarettir. “Yasak”sa zaten delinmek içindir.

1 ‘Mayıs’a Taksim yasağı, yalnızca bir inat sorunu değil elbette; ama bu anlattığıma ilişkin bir boyutu da var. Kimi büyük işçi sendikalarının “Taksim yasak hemşerim” talimatını duyunca kuyruğu kıstırıp “Haşmetmeap nereyi uygun görürlerse orada kutlayalım” diye hazırola geçmesi, bunun işareti… DİSK’in, KESK’in, muhalif partilerin, gençlik ve öğrenci örgütlerinin “Taksim” diye diretmesi de öyle… Havuç yeme peşindeki uysallarla “Yemişim havucunu” tavrındaki asilerin tarihsel ayrışması bu bir yerde…

Daha önce sıkıyönetim baskılarına karşın savunulmuş bir hak var ortada…
Orada katledilmiş insanların anısı var. Alan açıldığında barış içinde kutlama geleneği var. Ve şimdi de mantığı olmayan bir yasak var. Hükümetin “Bunlar gövde gösterisi yapar, façamızı bozar” korkusuyla koyduğu, dayanaksız, hukuksuz bir yasak…

Hukuk devletinde bu tür kilitlenmeleri yargı çözer.
Demokratik devletlerde uzlaşma kültürüyle çözülür.
İnsan haklarının egemen olduğu yerlerde, kişi hak ve hürriyetleri gözetilir.
Otoriter rejimlerde ise “Şef” ne derse o olur.

Türkiye, şimdi bu sonuncu şablona sokulmaya çalışılıyor. “Şef” istediği belgeye “Gizlidir” damgası vurabilsin, istediği yayın organını “Sansür” koyup susturabilsin, istediği meydanı “Yasaktır” tabelası asıp kapatabilsin isteniyor.

Uslu çocuklar, katıksız müminler, itaatkâr askerler, gözde memurlar,
“Canım şu uzaktaki kum havuzunda oynayalım, ne olacak” diye kenara çekiliyor.

Bu ödünün, yarın yenilerini getireceği, yakında hükümetin uygun görmediği hiçbir yerde, onun izin vermediği hiçbir sözün söylenemeyeceği, giderek toplumsal muhalefetin tümden susturularak ağıla tıkılacağı görülmüyor.

Başbakan’ın göremediği de şu:

Biz, kendisinden farklı olarak, itaate değil itiraza dayalı bir kültürde yetiştik.
Koşulsuz boyun eğmeyi değil, her koşulda sorgulamayı öğrendik; çocuklarımıza da öyle öğrettik. İnsanlığın, sinerek değil, sorarak geliştiğine inandık.

Her emrin, sözün, kitabın, yasağın, kararın nedenini, niçinini sorguladık. Belki o yüzden 3 kişi bir araya geldiğimizde bir örgüt disiplinini beceremiyoruz, ama yine de hiç değilse -çok şükür ki- bunca darbeye, yasağa, baskıya, zorbalığa, bütün o meydanlara yığdığınız TOMA’lara, göz çıkaran gaz bombalarına, kurşunlara karşın yılmıyor,
itiraz ediyor, meydanlara çıkıyor, haykırıyor, hayal ettiğiniz gibi bir uysallar ordusu olmuyoruz.

Zorlamayın, sizin kalıp bize dardır. Okullar kadar, meydanlarda okuyarak yetiştik biz…

Şimdi her yasağa meydan okumamız ondandır.

SUAY KARAMAN : YAŞASIN CUMHURİYET


YAŞASIN CUMHURİYET!


portresi_gulumseyen

 

Suay Karaman

 

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin 90. kuruluş yılındayız, hepimize kutlu olsun.

300 yıldır dünyayı sömüren emperyalizme karşı ilk kez başarı sağlayarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti, 90. yılın haklı gururunu yaşamaktadır.
Bize bu gururu yaşatan, özgürlüğümüzü taçlandıran, bağımsızlığımızı anlamlandıran eşsiz liderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve tüm silah arkadaşlarının anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.

  • Cumhuriyet; bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.
  • Cumhuriyet; bağımsızlıktır, özgürlüktür.

Cumhuriyet insanları kul olmaktan çıkartarak, birey olmalarını sağlayan büyük bir aydınlanma devrimidir. Bu aydınlanmadan payını alamayanların,
birilerinin kulu ya da bir yerlerin kılı olanların, laik ve demokratik cumhuriyetimizin yönetimine katılmaları, geleceğimizin karanlıklar içinde olacağının habercisidir.

Bugün Cumhuriyetimiz sorgulanmakta, vatanımızı kurtaran, ülkemizi kuran
Atatürk
ve devrim önderleri eleştirilmekte, değiştirilmesi teklif bile edilemeyen
anayasa maddeleri değiştirilmek istenmekte,

“Türk’üm” demek ve Andımızı okumak

ırkçılık olarak algılanmaktadır. Anayasa Mahkemesi kararıyla laikliğe karşı eylemlerin odağı olduğu onaylanan siyasal iktidar, “ileri demokrasi” aldatmacasıyla, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmeye uğraşmaktadır.

Bugün ülkemizde siyasal iktidar tarafından sivil darbe yapılmaktadır.

  • Ülkemiz iç savaşa doğru sürüklenmektedir.

Cumhuriyetle ve cumhuriyetin kurumlarıyla kavgalı olan siyasal iktidarın yönetiminde, ülkemiz ortaçağ karanlığına doğru yol almaktadır.

Cumhuriyetimizle yaşıt kurumlardan 9 Eylül 1923’te Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk’ün ilke ve devrimlerini tam anlamıyla koruyamamaktadır. Atatürk’ün partisinde Soros çocukları, TR 705 kodlu ve benzeri görevliler, tarikatçılar, rantçılar, talancılar, “6 Ok” tan nefret edenler bulunmaktadır.

  • Hakkında birçok yolsuzluk dosyası bulunan Mustafa Sarıgül’ü,
    İstanbul’a belediye başkan adayı yapmak üzere kapalı kapılar ardında
    büyük emekler harcanmaktadır.
  • AKP ile yeni anayasa hazırlamak için masaya oturup bölünme anayasası için ortaklık yapan bir CHP, Atatürk’ün kurduğu parti olamaz.

Peygamber soyundan geldiğini söyleyen yeni CHP Genel Başkanı,
ABD Büyükelçisiyle bir otelde gizli görüşme yapmaktadır.
ABD’nin desteğini alarak Atatürkçü olunamayacağını bilmeyen yeni CHP yöneticileri, bu yeni görüntüsüyle muhalefet yapamadığı gibi,
topluma umut da verememektedir.

Yine cumhuriyetimizle yaşıt kurumlardan 7 Mayıs 1924’te Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiği adla yayın hayatına başlayan Cumhuriyet Gazetesi de, günümüzde
Atatürk ilke ve devrimlerini korumakta çekingendir. Gazete son yıllarda 2. Cumhuriyetçi bir çizginin peşinden gitmektedir. Zaten bugün medyaya baktığımızda, ünlü ya da ünsüz birçok numaracı ve 2. Cumhuriyetçi gazetecilerin eskiden Cumhuriyet Gazetesi’nde çalıştıkları bilinmektedir. Atatürk ilke ve devrimleri yalnızca sözle ya da yazıyla korunamıyor, eylemlerin de bilinçli olarak yapılması gerekmektedir.

Cumhuriyet Gazetesi
 yöneticilerinin, aşırma eser ve romanlarıyla ünlenmiş,
Atatürk’e hakaret edilen “Mustafa” filmini yapan, her devrin romantik adamı
Can Dündar’ı, Cumhuriyet Gazetesi’ne alırken yüzleri kızarmış mıdır? Arşivlerindeki Deniz Som’un yazılarına bakınca, yaptıklarından utanırlar mı?

Gelinen 90 yıllık sürece bakıldığında, ülkemizin çektiği sıkıntılarda az ya da çok hepimizin payı bulunmaktadır. Yıllardan beri Cumhuriyetimizin temel nitelikleri bozulurken, laikliğe aykırı davranışlar yapılırken, sosyal hukuk devleti yıkılırken,
aklı ve bilimi yok sayan eğitim anlayışı getirilirken, özelleştirme adı altında ulusal değerlerimiz satılırken, PKK terör örgütü ‘devlet’ gibi muhatap
kabul edilirken
seslerini çıkarmayanlar da, bugünkü ortamı hazırlayanların içinde
yer almaktadır.

  • Artık silkinmenin zamanı gelmiştir.

Gün, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ve Bursa Nutku’nu okumanın zamanıdır.
Gün, tam bağımsızlık ve emperyalizm karşıtlığı çizgisinde bilinçli bir örgütlenmeyle
bir araya gelerek, mücadele yapma zamanıdır.

Cumhuriyetimize, bağımsızlığımıza ve bütünlüğümüze kalkan ellerin kırılması için, ülkemizin aydınlığa kavuşması için örgütlenmek bir zorunluluktur.
Yeni bir Atatürk aramaya ya da beklemeye gerek yoktur.
Çünkü Mustafa Kemal Atatürk bize öğüdünü vermiş:

  • “Eğer bir gün çaresiz kalırsanız, kurtarıcı beklemeyin;
    kurtarıcı kendiniz olun.”

Yaşasın Cumhuriyet!…

100 sanatçıdan ilan : KAYGILIYIZ!

Dostlar,

100 sanatçı bir basın ilanı verdi..

  • KAYGILIYIZ!..
  • Nefret söylemi ve baskılar  sona ermeli..
  • Toplum kutuplaşıyor…….

Çok sevindirici bir gelişme..

Destekliyoruz..

Metin aşağıda..

Sevgi ve saygı ile.
30.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=================================

100 aydından ilan: Kaygılıyız!

Yazarlar Yaşar Kemal ve Orhan Pamuk, oyuncular Halit Ergenç, Ruktay Aziz ve Çetin Tekindor, şarkıcılar Zülfü Livaneli, Leman Sam ve Harun Tekin’in de

aralarında bulunduğu 100 sanatçı gazetelere ilan verdi.

ntvmsnbc,

29 Haziran 2013

Aralarında çok sayıda edebiyatçı, oyuncu ve şarkıcının bulunduğu sanatçılar gazetelere ilan verdi.

Kaygılıyız” başlıklı ilanda, toplumda yaşanan kutuplaşmaya dikkat çekildi.

İlanda şu ifadelere yer verildi                         :

“Sanat, hayatımızı diri tutan, bizi acılarımızdan arındıran, soluk almamızı sağlayan nefes borumuzdur. Bu ülkenin toplumsal değerlerine, acılarına
her zaman yakın durmuş, sorunlarını gözlemlemiş, bu uğurda acılar çekmiş sanatçılar olarak diyoruz ki;

Ortada yine bir öfke ve nefret kokusu var. Sanatçı ve sanatçıyı değersizleştirme, hedef gösterme, itibarsızlaştırma, suçlama, baskı altına alma girişimleri olanca hızıyla sürüp gidiyor. “Ayaklar baş oldu”
sözünü sakınmadan söylenen dil, topluma nefret tohumları ekiyor.
“Siz ve biz” söylemi toplumsal kutuplaşmayı keskinleştiriyor.

Aşağıda imzası bulunan sanatçılar olarak, toplumda yeni mağduriyetler yaşanmaması için nefret dilinin sona ermesini,
sanatçıların ve sanat eserlerinin hedef gösterilmemesini ve
toplum üzerindeki baskıların kaldırılmasını istiyoruz.”

İlanda imzası bulunan sanatçılar şöyle:

Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Ara Güler, Orhan Pamuk, Nuri Bilge Ceylan, Fazıl Say, Ferzan Özpetek, Murathan Mungan, Ayşe Kulin, Sırrı Süreyya Önder, Halit Kıvanç, Tarık Akan, Elif Şafak, Emrah Serbes, Haldun Dormen, Filiz-Fikret Otyam, Ahmet Ümit, Halit Ergenç, Rutkay Aziz, Çetin Tekindor, Okan Bayülgen, Serra Yılmaz, Volkan Konak, Ayfer Tunç, Nebil Özgentürk, Yavuz Bingöl, Sunay Akın, Haluk Bilginer, Can Dündar, Erdal Beşikçioğlu, Ataol Behramoğlu, Cahit Berkay, Levent Üzümcü, Devrim Erbil, Selçuk Yöntem, Vedat Sakman, Erol Demiröz, Mustafa Alabora, Zeynep Oral, Gürer Aykal, Latife Tekin, Halil Ergün, Ece Temelkuran, Derya Köroğlu, Müge İplikçi, Edip Akbayram, Cihan Ünal, Müjde Ar, Ferhan Şensoy, Leyla Erbil, Onur Akın, Ahmet Telli, Bejan Matur, Metin Üstündağ, Yılmaz Odabaşı, Zeki Alasya, Mehmet Aksoy, Ahmet Say, Müjdat Gezen, Demet Akbağ, Yüksel Aksu, Ferhan-Ferzan Önder, Gülsin Onay, Leman Sam, Musa Kart, Kürşat Başar, Ahmet Güneştekin, Menderes Samancılar, Sermiyan Midyat, Ercan Kesal, Bulutsuzluk Özlemi, Ömer Faruk Sorak, Musa Eroğlu, Osman Şahin, Harun Tekin, Kardeş Türküler (BGST), Kudsi Ergüner, Duman,
Bedri Koraman, Nejat İşler, İdil Biret.

Yaşar Nuri Öztürk : 15 Haziran akşamı üzerine notlar


15 Haziran akşamı üzerine notlar

portresi

 
Prof. Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK

 

15 Haziran 2013 akşamı Türkiye’nin, insan hakları uğruna sergilenen eylemler tarihinde müstesna bir akşam oldu. Taksim Direnişi’nin omurga mekânı olan Taksim Gezi Parkı, protestoculara biber gazı bombalarıyla saldıran polis tarafından akşam saatlerinde boşaltıldı. Hafta sonundan yararlanarak direnişçi fütüvvet ekiplerini ziyarete gelen yüzlerce çocuk ve yaşlının da doldurduğu park, biber gazı bombaları ve
Toma denen araçların sıktığı kimyasal madde karışımlı suyla tam bir cehenneme dönüştürüldü. Onlarca yaralı vardı. Çocuk ve yaşlı insan feryatları ayyuka çıktı.
Olup bitenleri televizyon kanallarından canlı olarak izledik. Aldığım notların bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle şunu belirteyim:

Polis, gaz bombalarıyla yalnızca Gezi Parkı’nı cehenneme çevirmedi, halkın olay yerine yaklaşmasını önlemek için Taksim meydanına giriş sağlayan Sıraselviler’le
İstiklal Caddesini de gaz bombası yağmuruna tuttu. Sıraselviler birkaç hastanenin sıralandığı bir yerdir. Atılan gaz bombaları, bu hastanelerdeki insanları da ciddi biçimde taciz etti. Polis ayrıca, halkın kümelenmeye başladığı Mecidiyeköy meydanını da Anadolu yakasında Boğaz köprüsüne çıkış veren Fikirtepe kavşağını da,
toplanan halkı sindirmek için gaz bombalarıyla zehir doldurdu. 17 Haziran tarihli gazetelerden öğreniyoruz ki; polis, İstanbul Teşvikiye Camii’ne sığınanları sindirmek için caminin bahçesine de gaz bombası atmış.

DİVAN OTELİ VEYA ‘AYYILDIZ OTELİ’

Bu tarihî güne damga vuran bir mekân da Taksim’deki Divan Oteli oldu. Bu otel,
büyük bir insanlık bilinciyle, kendisine sığınan yaralılara âcil sağlık yardımı için
kapılarını ilk günden itibaren açtı. 15 Haziran akşamı, polis bir tür revir hizmeti veren
bu oteli de biber gazıyla bombaladı. Öyle bombaladı ki, sadece revir görevi yapan alt
katlar değil, turistlerin barındığı üst katlar bile gazla doldu.

Divan Otel’in tarihsel şuuru halk tarafından hemen görüldü ve Otel’in önünden
canlı yayın yapan ünlü gazeteci Uğur Dündar, halkın bu fark edişinin sonucunu dünyaya duyurdu: Halk, beş yıldızlı turistik bir otel olan Divan Otel’in adını
‘Ayyıldız Oteli’ olarak değiştirdi.

AKUT, gazdan yararlananlara âcil yardım için Ayyıldız Oteli’ne geldi.

KURUM TEMSİLCİLERİNİN GÖZLEMLERİ 

  • Su sıkan motorlu canavarların halk üzeine sıktığı suya kimyasal madde karıştırıldığı, gazeteciler ve hekimler tarafından dünyaya duyuruldu.
  • Çeşitli kuruluşlar adına konuşan doktorlar bu kimyasal madde karışımlı suyun halk üzerine sıkılmasını bir ‘katliam’ olarak niteledi.

Gazeteci ve aydınların ortak beyanlarından biri de şuydu:

Polisin attığı gaz bombaları evrensel hukuka aykırı olarak kullanıldı.
Bu kullanımın adı ‘orantısız güç kullanmak’ değildir, bu kullanım açıkça
insanlık suçudur. Uluslararası mahkemelere mutlaka götürülecektir.

Şu da var:

  • Yaralananlara âcil sağlık hizmeti veren birçok doktor,
    elleri arkadan kelepçelenerek tutuklandı.
    (17 Haziran tarihli gazeteler)
  • Uluslararası hukuk, yaralılara yardım eden doktorların tutuklanmasını,
    savaş zamanında olsa bile, suç saymaktadır.

Gazeteci Can Dündar:

  • “Polis akıl almaz bir şiddet uyguluyor. Ben bunca yıl pek çok eyleme tanık oldum; böylesine acımasız, böylesine vicdansız bir polis müdahalesi görmedim.
    Bu bir insanlık suçudur. Valileri, emniyet yetkililerini bu yönde verilen emirlere uymamaya çağırıyorum. Aksi halde ileriki zamanda bunun hesabını veremezler.”

İstanbul Tabip Odası yetkilisi          :

  • “Sağlık bakanlığı, ‘Neden revir açtınız, yaralılara neden ilk yardımda bulundunuz?’ diye bize soruşturma açtı. Bakan bizden
    yaralıların listesini istiyor.
    Doktorlarımız tehdit ediliyor.”

Türk Tabiplerİ Birliği;
– polisin gazlı saldırısı üzerine 11 bin kişinin gazdan etkilendiğini,
– yaralananların sayısının ise 788 olduğunu bildirdi ve
– Dünya Sağlık Örgütü’yle Dünya Tabipler Birliği’ne ‘âcil’ kaydıyla şu çağrıyı yaptı:

  • “Dünya kamuoyunu, insanların demokratik taleplerinin şiddetle bastırılmasını durdurmak için harekete geçmeye çağırıyoruz.”

(YURT Gazetesi, 18.6.13)