ORMANLARI KİM YAKIYOR?

ORMANLARI KİM YAKIYOR?

Dr. Ceyhun Balcı
29.08.2019

Kaz Dağları’nda yerin altındaki bir avuç altın için yerin üstündeki paha biçilmez yeşilden vazgeçiliyor. Tepkiler elbette haklı ve yerinde. “Su ve Vicdan Nöbeti” tutanlar da eksik değil. Fazıl Say’ın piyanosuyla verdiği konser ve bestelediği marş belki de en anlamlı ve etkili karşı çıkış oldu.

Öte yanda kesilerek değil ama yakılarak dağlanan ciğerlerimiz.

On dört makam uçağı, 140 bin her türden motorlu taşıtı olan ve itibardan tasarrufu ayıp sayan yöneticilerimizin yönettiği devletimizin THK ve Hava Kuvvetleri’ni akıllarına getirmek şöyle dursun karalama girişimleri de enine boyuna yazıldı, konuşuldu. Biraz onur ve ahlâk sahibi olanın utancından insan içine çıkamayacağı duruma düşenlerin ses vermeyi sürdürmesi akla ve vicdana sığacak gibi değil.

Her şeyin gündemde olduğu bu ortamda bir şeyin görmezden gelinişi, olabildiğince yok sayılışı da bir o kadar ibretlik olmalı!

Türkiye’de ne zaman orman yansa aklıma getirmeden edemem!

Bölücülüğü rehber edinen, kana doymayan terör örgütünün on yıllardır başvurduğu sözde eylemlerden birisidir orman yakmak. Gündemde kalmak, korku ve dehşet salmak fırsatı doğar böylelikle.

Bilmem kimin çocukları namlı birilerinin sanal ortamda yaydıkları bildirgeler ve yangınları üstlenmeleri farklı tepkilere yol açıyor.

Bana sorarsanız eğer!

Bebeğe kurşun sıkan, savunmasız öğretmeni kurşuna dizen vicdansızlığın orman yakması bugüne dek yaptıklarının yanında sıradan bir durumdur. Başka deyişle

  • orman yakmak PKK’den beklenebilecek bir eylemdir.

Öte yandan!

Bu olasılık karşısında verilen tepkiler de irdelenmeyi hak ediyor. Buna tepkisizlikler  demek çok daha doğru olur.

İşin ucunun PKK üzerinden HDP’ye dokunacağı durumlar pek çok aydın yaftalımızın edilgen davranışında aslan payına sahiptir. Kışkırtma olmasın, durun bakalım iyice anlayalım, kavrayalım yaklaşımının öne çıkması bundandır.

Örneğin, İzmir’deki orman yangınında zanlıların ormancı giysili olması kamu görevlilerini hedefe koymaya yeterken, terör örgütünün bu olaylardaki yerinin bırakın tartışmayı, akla bile getirilmeye değer bulunmayışı anlamlı ve önemli olsa gerektir.

Üşenmedim!

Neredeyse her toplumsal olayda aynı safta duran, benzer ses çıkartan dörtlünün internet sitelerini taradım.

TTB (Türk Tabipleri Birliği), DİSK, KESK ve TMMOB.

Buralarda ne ararsanız var! Ama, orman yangınları üzerine tek sözcük yok!

Bilindiği gibi bu dörtlü ayrılıkçı PKK terörüne karşı tepki vermede çekincelidir. Olabildiğince görmezden gelir bu önemli gerçeği. Hatta, ÇATIŞMASIZLIK ve BARIŞ gibi yaldızlı sözcüklerin arkasına gizlenerek terör seviciliği yapmakta da sakınca görmez.

Oysa, orman yangınları üzerine iki satır yazmak, olası sorumlu ve failler hakkında bir çift kınayıcı söz söylemek bu kadar zor mudur? Zor değildir elbette! Ama, bu dörtlüye egemen olan anlayış için bu konu başlığı bile tabuya eşdeğerdir.

Adli yıl açılışına katılım üzerinden parsa toplamaya çalışan İzmir Barosu da ve hatta Türkiye Barolar Birliği de konuya ilgisiz kalmayı tercih etmiş.

Sol mahallenin bu konudaki suskunluğu ve edilgenliği ibretliktir.

Ormanları kimin yaktığı kadar bu konudaki anlamsız sessizlik de önemlidir.

Yaşıyor olsa Cüneyt Cebenoyan ses verirdi kuşkusuz.

Bir de Ahmet Şık’ın vicdanlı tepkisi anılmaya değer bir nazarlık gibi duruyor bu mahallenin üzerinde.

Özetlemek gerekirse; devletin bununla ilgili ayrıntıları ve kasıt varsa ilgili kişi ve bağlantılarını bir an önce ortaya çıkartması, ulusal güvenliğimiz açısından son derece önemlidir.

Yine de, kurumların orman yangınları üzerine ve olası failleriyle ilgili kamu vicdanını rahatlatıcı açıklamada bulunmaları önünde herhangi bir engel olmadığını vurgulamak gerekiyor.

Kaz Dağları’ndaki ağaç ağaç da İzmir’deki, Göcek’teki başka bir şey mi?

Nedir bu iki yüzlülük, çifte standart?

‘Türkiye Türklerindir’ tüm kökenleri kapsar

‘Türkiye Türklerindir’
tüm kökenleri kapsar

portresi


Yalçın BAYER

Hürriyet
, 23.08.2015

 

 “TÜRKİYE Türklerindir” mottosu her sabah Hürriyet’in logosundan bize özgürlüğün değerini (ve bedelini) anımsatıyor. Sözün asıl sahibi, Mustafa Kemal Atatürk
Associated Press ajansı muhabirine söylediği şu:

Savaş yıllarca sürse de Yunanlıları Anadolu’dan çıkarmaya kesin olarak karar verdik.
Türkiye, Türklerindir… İşte milletseverlerin ilkesi budur.

Çok açık; Atatürk, bu sözle emperyalizme net bir mesaj veriyor: Anadolu bizim, bu topraklarda yaşayan yurttaşların; sen avucunu yala!

Ve işte hassas nokta: Burada ‘Türk’ kavramı, asla soyu sopu işaret etmiyor… Ortak vatanda yaşayan her kökenden tüm yurttaşları kapsıyor. Nereden biliyoruz? Atatürk’ün şu tanımından:

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına
Türk Milleti denir… Ne mutlu Türk’üm diyene!

Uzay teleskopuyla da baksanız ‘ırk(çılık)’ bu sözün neresinde?

Dillere pelesenk edilen söylemiyle ‘Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Boşnak…’ kökenli de olsak mademki bu ülkede yaşıyoruz, bu Cumhuriyet’in temelinde harcımız var ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyız; o halde bu bağlamda hepimiz Türk’üz… Şu veya bu kökenli Türk…

Kürt kökenli yurttaşlar dahil diye eklemenin gereği var mı?

Günümüzde bir ‘malum’ zümre, ‘Türkiye Türklerindir’ sözünden rahatsızlık belirtiyor,
tarihsel bağlamından koparıp özdeyişe türlü zorlamalarla ‘ırkçı, faşizan’ içerik yüklemeye yelteniyor. Böylece abanıp o sözü Hürriyet’in logosundan indirebilir mi, çok önemli bir kaleyi daha acaba düşürebilir mi; bu ham hayalin zaferini zorluyor.

Oysa ‘Türkiye Türklerindir’ yazısı, köken gözetmeksizin tüm yurttaşları kapsayan anti-emperyalist mesajıyla her sabah Hürriyet’in logosundan bizlere umut aşılıyor,
mutluluk veriyor, onur katıyor.

Hürriyet, Cumhuriyetimizin temel niteliklerinin, çağdaş Atatürk değerlerinin ‘amiral gemisi’ değil mi?.. İşte bu erdemlerin temelini oluşturan ‘Türkiye Türklerindir’ sözüyle bütünleşerek de ‘Hürriyet’ logosu, eşsiz değerdeki tarihsel anlamını/derinliğini kazanıyor.

O söz, o logoya pırlanta gibi yakışıyor… Yadırganacak hiçbir yanı yok.
Yarası olan, ne yapalım, varsın gocunsun.
*****
Ertuğ KARAKULLUKÇU
ŞAPKA VE KIYAFETTE DEVRİMİN 90. YILI

HER kentin toplumsal yaşamda, kendini öne çıkarma adına ortaya koyduğu değer arayışları vardır. Şehrin geçmişi, doğası, kültürel dinamikleri o şehrin kimliğini oluşturur;
farkını ortaya koyar. Bu ülke düzeyinde de benimsenince birtakım sıfatları hak ederler.

KAHRAMANMaraş, ŞANLIUrfa, GAZİAntep gibi…
Bu kentlerin ülkemizin yakın tarihine yaptıkları katkı yadsınamaz.

Kastamonu da Kurtuluş Savaşı sürecinde yaptığı hizmet, verdiği şehit sayısıyla her türlü takdirin üzerindedir. Bu fedakâr şehir, mütevazılığını hiç bozmadan ülke tarihinde saygın yerini hak ederek almıştır. Bu saygınlığını daha da pekiştiren olgulardan biri de Anadolu’da yapılan tek devrim olan Şapka ve Kıyafet İnkılabı’na (Kanun No: 671 /25.11.1925) ev sahipliği yapmış olmasıdır.

Bu yıl bu tarihsel olayın 90. yılını idrak ediyoruz. İnkılap 23 Ağustos’ta başlayacak etkinliklerle 90. kez kutlanacak.

Tarihsel anlamda inkılabın nedenlerini gözden geçirmek günü ve dünü anlamak açısından yararlı olacaktır. Ulu Önder 23 Ağustos 1925’te beraberindekilerle Kastamonu’yu ziyaret etmiş ve sekiz gün süren bir gezi gerçekleştirmiştir. Bu gezi sırasında bu devrim için Kastamonu’yu niçin seçtiğini şöyle anlatıyor:

  • “Bütün vilayetler beni tanırlar. Ya üniformayla, ya fesli kalpaklı sivil elbiseyle görmüşlerdir; yalnız Kastamonu’ya gidemedim. İlk önce nasıl görürlerse öyle alışırlar, Türkiye beni görür, yadırgamazlar. Bu vilayetin hemen hepsi asker ocağından geçmişlerdir; itaatlidirler. Munistirler. Bunun için şapkayı orada giyeceğim.” (TBMM tutanak dergisi, 30/07/2003)

Bu inkılabın Cumhuriyet döneminin ilklerinden biri olması, kurulmakta olan yeni devletin sembolik anlamda öncü hamlelerinden biri sayılmasına neden olmuştur. Uygar dünyaya katılma, kafaları geçmişin eskimiş ve hayatiyetini yitirmiş düşüncelerden kurtarma, bilimsel düşünceyi etkili kılma çabasının da önemli simgelerinden biridir. En yalın tanımıyla eşit yurttaşların sokaktaki görünümlerinin de eşitlenmesi anlamını taşır.

Anadolu’nun işgal yıllarında, bu şehir Karadeniz’den gelen mühimmatın İnebolu limanından ve Kastamonu üzerinden Ankara’ya aktarılması, Mustafa Kemal Paşa‘ya “Gözüm Sakarya’da, kulağım İnebolu’da” sözünü söyletecek denli önem ve değer taşımaktadır.

İstiklal yolu olarak da anılan bu yol, kurtuluş mücadelemizin atardamarı olmuştur. Şehit Şerife Bacılarıyla, Halime Çavuşlarıyla ve binlerce isimsiz kahramanıyla Kastamonulular tarihleriyle ne kadar övünseler azdır.

Mirati MADAK-KASTAMONU
*****

CHP’nin “6 Ok” unun yolu  Beştepe değil Çankaya’dır.
CUMHURBAŞKANI, muhalefetin Beştepe boykotunu değerlendirirken duygusal davranıyor.
CHP, Mustafa Kemal’in vasiyeti yok sayılarak meydana getirilen yapılaşmaya tarihi nedenlerle itirazda bulunabilir. Burada yadırganacak bir durum yok, Kılıçdaroğlu, hin-i hacette ne yapar bilinmez ama “6 Ok” un yolu, Beştepe ile değil ancak Çankaya ile kesişir.

(Prof. Dr. Abdurrahman Eren’in Kanun-u Esasi adlı sitesinde, tekrar seçim ile ilgili kapsamlı bir değerlendirilmesine ulaşılabilir. )S.Ö.

*****

MESAJ PANOSU

” DURDUK yerde sanatçılara ‘Sanatını yapma, şehitler var’ deniliyor. Bu ne bilinçsizliktir. Elbette ki bu ülkenin çok zor günleridir. Hatta daha da zor günler gelebilir. Bu zorluklara sebebiyet veren kimdir, kimlerdir, hepimiz biliyoruz. Barış için haykırmanın en evrensel yolu müziktir. Müzik ile haykırmaya devam ederim ben. İptal etmiyorum konserlerimi.” 
Fazıl SAY

*****

HER ŞEYİMİZ olan şu 3 kelimenin uyumuna bakın:

  • Toprak, yaprak ve bayram.
    Nihat GÖKYİĞİT

    ======================================

    Dostlar,

    Uzun zamandır, Hürriyet’in değerli yazarlarından sevgili arkadaşımız Sayın Yalçın Bayer‘in yazılarından alıntı yap(a)mamıştık. Bu yazı ile bir de

  • ŞAPKA VE KIYAFETTE DEVRİMİN 90. YILI

temasını kısa da olsa işlemiş olduk.. Bayer, köşesinde hep okurlarını konuk eder..
Bu bağlamda Ertuğ KARAKULLUKÇU’nun dizlerine yer vermiş Yalçın bey..

Önemli bir başka tema da Büyük Atatürk’ün “Türk milleti” tanımı..
Bu sitede belki yüz kez yazdık.. Mustafa Kemal Paşa gibi bütün Anadolu halkını
Kurtuluş Savaşı için seferber eden bir insanın “ırkçı” olması olanaklı mıdır??
Kendi el yazısıyla notlarında 3 yerde “Türk Milleti” tanımı yapmıştır :

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına / ahalisine
Türk Milleti denir… Ne mutlu Türk’üm diyene!

Bu bir sosyolojik – tarihsel çağrıdır Anadolu halkına.
Sıcak savaştan sonra da varolabilmek, kurulan devleti sürdürebilmek için
ULUSLAŞMAK gereklidir. Dünyada ULUS DEVLETLER ayaktadır, tutunabilmektedir.
Bu olgu günümüzde de geçerlidir ve Ulusun etnisitelerini görmezden gelmez, assimile etmeyi içermez. O, örneğin Hitleri’in yaptığı ırkçı faşizmdir..

Kültürel farklılıkları ile bir çiçek tarlası gibi bir arada olmak ama aynı zamanda ortak özelliklere dayalı bir kaynaşma – bütünlük (integrasyon) sağlamak. Örneğin tek 1 resmi dil edinmek..
Tek vatan, tek bayrak edinmek.. Bunca farklılıklara karşın yine de “Devlet” olarak birarada kalmanın başka formülü yok! O zaman Türkiye’de her etnisiteye bir devletçik mi kurduracağız? ABD’yi 50 develete mi böleceğiz? İngiltere, Fransa, Almanya…. hepsi hepsi parçalanacak ve yeryüzü bir ŞEHİR DEVLETLER topluluğuna mı dönüşecek??

Türkiye’de herhangi bir etnisiteye ya da inanç temeline dayalı ayrımcılık, çok açık biçimde YENİ SEVR özlemidir, bilerek ya da bilmeyerek maşalığıdır!

Bu halk / millet, Sevr’i Osmanlı Sarayı imzaladığı halde ilk Meclis’i eliyle tanımamış
ve benzersiz bir Kurtuluş Savaşı ile yırtarak yerine Lozan’ı koymuştur. Günümüzde de izin vermeyecektir etnik ya da inanç temelinde bölünüp kardeş kavgasına, iç savaşa..

Sevgi ve saygı ile.
23 Ağustos 2015, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

SANAT ÇIĞLIĞI


SANAT ÇIĞLIĞI

Serdar KIZIK
 
Cumhuriyet, 7.2.15

Sanat aydınlanmadır kuşkusuz.

Sanata ve sanatçıya konulan engellerin amacı gölgedir, karartmadır.
Ülkemiz kültür ve sanatı, iktidarın cenderesinde güç bir dönem yaşıyor.
Bu durum doğal olarak topluma da olumsuz biçimde yansıyor.

Opera, bale, senfoni ve tiyatroya yönelik iktidarın baskıcı, dayatmacı
yer yer sansüre varan uygulamaları
bu alanda da mağduriyet yaratıyor.

İktidarın dünya ölçeğinde sanatçımız Fazıl Say‘a, tiyatro ve oyunculara, devlet bünyesindeki sanat kurumu ve yöneticilerine yönelik tutumu ortada.

AKP, TÜSAK adlı yapılanmayla sanat kurumlarını dönüştürmeye çabalıyor.

Buna karşın sanat ve sanatçı, doğası gereği direniyor.
Sanatçılar, çeşitli sanat kurumları, boyun eğmiyor
İzmir’de  15 yıldır sanata destek veren TOBAV‘ın İzmir Şube Başkanı Hale Gökalpsezer’in, Uğur Mumcu’yu anma etkinliğindeki konuşması durumu özetliyor.
Sanatın ve sanatçının çığlığı olarak sizlerle paylaşıyorum;

Uğur Mumcu ve O’nun kişiliğindeki demokrasi şehitlerini, Gezi ruhu yaratıcıları olan, sokak direnişlerinde kaybettiğimiz insanları hatırlamak öyle kolay bir iş değil.
Gözyaşlarını silip mücadele etmek, çözüm yaratmak, projeler üretmek, karşı duruş göstermek, ilkeli ve ahlaklı olabilmek, ülkemizin üniter (AS: Tekil) yapısını, bayrağını, halkını koruyabilmek için gereken direnişi gösterebilmektir…

Bu yıl sevgili Uğur Mumcu’nun nezdindeki hukuk, demokrasi ve sanatı masaya yatırırken, Türkiye’nin sanat camiasındaki çatlak sesleri, içimize sokulan Truva Atı’nın ne çok
işe yaradığını üzüntüyle seyrediyoruz.

Biz dik durduk. Korkmadan, yılmadan TÜSAK’a hayır dedik.
Bu gün TÜSAK’a hayır dediği için görevden alınan pek kişiliğin şahsiyetin kahraman
ilan edilmesi bile büyük yanılgıdır. Çünkü pek çoğu ördükleri TÜSAK duvarının
altında kalmıştır.

Bunun en büyük kanıtı da, şu anda daha da çok savaşmaları gerekirken,
büyük bir sessizliğe gömülmeleridir.

Bu süreçte kanaat lideri sayılan kimilerinin yapmaları gereken, Anadolu nun herhangi bir yerindeki festivali kurtarmak ya da yalnızca orkestra kurmak, yani kişisel etkinliklerde bulunmak değil, topyekun yok edilmek istenen kurumlarına, sanatçılarına ve emekçilerine siper olmaktır.
Hepsi bu kurumlar sayesinde bir yere gelen bu isimlerin, T.C.’nin kaleleri olan kurumlarına vefa borcu vardır.

  • Şu bilinmelidir ki; Yeni Türkiye planının içinde nasıl ki T.C. yoksa, sanat kurumları için yapılan düzenlemelerin içinde de sanatın var olabilmesi olanaksızdır.

TÜSAK‘la vatandaşın sanat etkinliklerinden yararlanabilme hakkı elinden alınacak, Türkiye’de sanat ve sanat seyircisi, Zorlu Center’in koltuk ve gişeleriyle sınırlı kalacak, Cumhuriyetten sonra halka arz edilen tüm faaliyetler tekrar sultanların emrinde olacaktır.”

========================================

Dostlar,

TÜSAK kısaltmasıyla geçen “Türkiye Sanat Kurumu” kurularak Türk sanat – kültür yaşamının iğdişleştirilmesi, AKP iktidarınca teslim alınması girişimini
AKP ısrarla sürdürmekte.

Mehtet takımı taktikleriyle.
Biliyorlar ki, Ülkemizin – Türk Ulusu’nun kökten gerici – dinci dönüştürülmesi
sanat – kültür yaşamına el koymadan olanaksız..
Dolayısıyla Türkiye’de dinci – gerici darbe yapmaya kilitlendiği artık saklanmayan,
itiraf edilen hatta gözdağı verircesine açıklanan planlar bağlamında AKP dayatmasını sürdürüyor.

Bu bağlamda sitemizde epey yazı yayımladık daha önceleri..
Başta, Kültür Bakanlığı eski müsteşar yardımcısı Devlet Sanatçısı (Keman)
Sayın H. Hüseyin Akbulut‘un bir uzman olarak yazılarını paylaşmıştık..

http://ahmetsaltik.net/?s=AKBULUT+%2B+T%C3%9CSAK
http://ahmetsaltik.net/2014/04/01/tusak-yasa-taslagi-sanat-ve-sanatcilar-icin-bir-tehdittir/ 

AKP bu demokrasi dışı – sanat/kültür düşmanı dayatmasını geri çekmelidir.

Artık yeter!..
Toplumu bunaltan, özgürlükleri budayan…. ülkeyi koyu bir dinci – faşist rejime sürükleyen tehlikeli gidişini frenlemek zorundadır..
Anayasa’yı askıya alan bir Devlet Başkanı ile karşı karşıyayız.
Fiilen partili davranışlar içinde ve meydanlarda eski (?!) partisine apaçık oy istiyor..
YSK (Yüksek Seçim Kurulu) itirazları görmezden geliyor..
Fiili biçimde anayasa askıda, ihlal edilmekte..
Açıkça ve meydan okurcasına ANAYASA SUÇU işleniyor..
Bu vahim ve gözü kara bir gidiştir.
Der-hal, AKP’nin frene basarak normalleşmesi gerekmektedir.

Sevgi ve saygı ile,
08.02.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Prof. Dr. D. Ali ERCAN : Laikliğin grafiği..


Dostlar,

Değerli bilim insanı Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan önemli bir çalışmasını paylaştı bizimle..

Laikliğin grafiği..

Az önce uzun uzun “Türkiye’de laikliğin grafiği” ni konuştuk.
Eğimleri (slope) ampirik öngördüğünü düşünmüştük.
Sorduk doğrulamak üzere ama çok şaşırdık; Ali hoca her dönemde eğrinin (trend) eğimini (slope) hesaplamak üzere 2 sayısal ölçüt kullanmıştı!

Hayranlıkla dinlerken bu parametreleri sorduk, yanıtladı :

1. O dönemde açılan İHL sayısı
2. O dönemde çıkarılan laiklik karşıtı yasal düzenlemelerin sayısı..

Gerçekten çok şaşırmıştık.. İlki neyse de 2. ölçüt çok ama çok zaman alacak bir mevzuat kronolojisi ve içerik taraması gerektiriyordu. Uzun sağlıklı – onurlu – üretken ömürler olsun, 74 yaşında, sekretersiz – asistansız bir kıdemli hoca bu çok emekli işi nasıl başardı ki?

Yanıt daha da çarpıcı idi.

Saltık, 1 yansı için gerekli veri toplamak kimi kez birkaç ay alıyor..

O’nu çok iyi anlıyorduk, çünkü biz de benzer durumda idik. Bir yansı hazırlamak,
2 satırlık bir not kimi kez birkaç yüz sayfa (Türkçe – İngilizce) okumayı, internette,
basılı kaynaklar arasında  saatler geçirmeyi gerektiriyordu. Birkaç gün önce
SAĞLIK DÜZEYİ ÖLÇÜTLERİ konulu dersimizin salt güncellemesi 9 saatimizi almıştı (sitemizde yayımladık..)

İleri matematik bilenler hemen değerlendirecektir, Sn. Ercan eğriyi en iyi uyan
(best fitting) kılmak üzere bir de “yumuşatma” (smoothing) işlemi uygulamıştı.
Biz de Hacettepe Tıp ilk sınıfta (İngilizce bağışıklığı sonrası 1971-72) 2 yarıyıl yüksek matematik eğitimi almış olmanın ve sonraki yıllarda Biyoistatistik ile epey uğraşmamızın (Hacettepe’de master programı derslerini tamamlamış olmanın) avantajı ile bu emeğin matematiksel ardalanını (background) değerlendirebiliyorduk..

******
Üzerinde birkaç saat konuşulabilecek bir eğri..
Bir Nükleer Fizik hocasının siyaset bilimine paha biçilmez katkısı..

  • Evet dostlar, 2015 Türkiye için gerçek bir milat!

Eğri henüz x eksenine değmiyor.. Hala umut var..
Biz de Ali hocaya takılarak,

– Uğursuz eğri asimptotik olarak gidecek ve ancak sonsuzda değecek galiba…
diye takıldık. “Bunca az laklik” ortamında yaşanabilir miydi??

Evet, Türkiye halkı 2015 seçimlerinde ya bu dinci kadroları tasfiye edecek, en azından tek başına iktidar yapmayacak ya da tersi durumda

  • 2023’te tam tekmil ANADOOLU FEDERE İSLAM CUMHURİYETİ KAÇINILMAZ..

Ufukta görünen kayda eğer başkaca bir nesne – olgu -süreç – devinim… vb. yok!

Türkiye’nin 1 numaralı 2015 Nisan – Haziran arasındaki (daha öne alınmazsa) genel seçimlerdir. Her-kes ama her-kes bu kritik tarihsel gündeme kilitlenmek zorundadır.

“Laikliğe karşı eylemlerin odağı” olan iktidar partisi AKP (Anayasa Mahkemesi kakarı!) ilk genel seçimde iktidardan nasıl indirilecektir??

Başta anamuhalefet CHP olmak üzere sırasıyla MHp belki – hatta HDP, sayıları 60’ı geçen siyasal particikler, dernekler, barolar, meslek kuruluşları, medya, sermaye, üniversiteler, vakıflar, cemaatler, sadaka kültürünün müritleri milyonlar….

Yaşmsal önemdeki bu seçimde ne yapacaklarını hatasız kararlaştırma ve uygulamak zorundadır.

Görünen odur ki, merkez sağda ulusalcı -vatansever – halkı ATATÜRK’te birleştirecek yeni bir siyasal parti, en büyük parti durumuna gelen kararsızların oylarını toplayarak AKP’yi tek başına iktidar olmaktan alıkoyabilecektir.

Bu arada CHP – MHP akıllarını başlarına almazlarsa baraj sorunu bile yaşayabilirler.

Sevgi ve saygı ile.
2.11.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

======================================

Değerli arkadaşlar,

Portresi_gulumseyen

 

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

 

 

Yakınlarda yaptığım bir söyleşide kullandığım bir yansıyı da ekliyorum aşağıdaki iletiye.

Laikligin_grafigi_Ali_Ercan_2.11.14

 

 

 

 

 

 

 

 

Köhne orta çağ toplum yapısından çıkıp, çağdaş Medeniyet ufkunda bir yıldız gibi yükselen Türkiye Cumhuriyetinde, bilimin rehberliğinde olması ve bilimin rehberliğinde işlemesi gereken (Laik!) Devlet yapısının inişli çıkışlı serüvenini anlattığım bölümde kullandığım bu grafik yansı, Cumhuriyetimizin Mustafa Kemal Atatürk zamanında
doruk yapan Laiklik özelliğinin, kuruluşundan doksan yıl sonra, yeniden çıkış noktasına nasıl inişe geçtiğini gösteriyor.

Soru; Laiklik uygulaması bakımından şimdilerde dibe vurmuş olan Türkiye’de
bir mucize gerçekleşecek ve yeniden bir yükseliş yaşanacak mı,
yoksa Mısır gibi, İran, Afganistan, Pakistan gibi, Arap Ülkeleri gibi
şeriat karanlığına dalacak mı? æ

*****

HAL VE GİDİŞ SIFIR

BASINDAN

1 “…  Anayasa gereği Türbanlı öğrenciyi derse almayan Prof. Esat Rennan Pekünlü‘ye ‘eğitim hakkından yoksun bırakmak’ suçundan dolayı mahkemenin kararlaştırdığı 4 yıllık hapis cezası Yargıtay tarafından onaylandı…”

2 “…Fazıl Say’ın eserleri Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının repertuvarından çıkartıldı…” 

Değerli arkadaşlar,

Elhamdülillah Şeriata doğru dört nala koşturan “görüntüde laik” bir devletimiz var artık…

Yargısıyla, Yürütmesiyle, Bürokrasisiyle, Yerel yönetimleriyle Şeriat sempatizanı bir sosyal yapıyla, karanlık ve kargaşa dönemine gidişin işaretleri ortada…

Ortaçağ’da takılı kalmış beyinlerin çağdaş bilime ve Çağdaş Sanata düşmanlığını sanatçılara ve bilim adamlarına karşı kindar davranışlarında görüyoruz.

Avrupa’daki Hristiyan şeriatının meydanlarda bilim insanlarını yakışından 4 yüzyıl sonra tarihten ders almayan ve benzer ilkellikleri sürdürenlerin ibretlik halini üzüntü ve kaygıyla seyrediyoruz.

Sevgilerimle. æ

Fazil_Say_portresi

 

 

Piyanist Fazıl Say

 

 

Rennan_Pekunlu'ye_destek

 

 

 

 

 

portresi

 

Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü

 

 

Fazıl Say’ın piyanosunun 1 ayağını kırmak


Musa Kart
çizimi..

Cumhuriyet, 22.9.13

Musa_Kart_cizimi_22.9.13

 

 

 

 

 

 

 

Uluslararası ünlü Piyanist – Besteci Fazıl Say‘ın kendisine gelen bir twitter iletisini (Hayyam’dan bir 4’lük) paylaşması nedeniyle cezalandırılması üzerine..

Ömer Hayyam‘ın 4+lükleri, günümüzden bin yıl önce, yaşamında (1048 – 1131) bile O’na bu denli pahalıya mal olmamıştı.. 10 ay hapis..

Musa Kart’ın çizimine göre AKP iktidarı Fazıl’ın piyanosunun bir ayağını kırarak
(sanal anlamda) topluma korku salmak zere sopa olarak kullanıyor..

Yazıklar olsun…

Sevgi ve saygı ile.
22.9.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net