Dünya düz, yargı bağımsızdır…

Dünya düz, yargı bağımsızdır…

Tuncay MOLLAVEİSOĞLU
(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
​Dünyamızın uzay boşluğunda asılı fotoğraflarını yayınlayan NASA‘ya fotoşopçu dedi… NASA, aslında düz olan yerkürenin fotoğraflarında oynama yapıyormuş! “Dünya yuvarlaktır” diyenlerin tamamını ise Mason ilan etti… AKP Gençlik Kolları yöneticisinin dünyanın düz olduğunu savunan açıklamaları sosyal medyayı salladı.
“Bu çağda nasıl bir cehalet?” diye düşünürken sosyal medya hesabımın altına gelen bir yorum beni daha da şaşkınlığa sürükledi. Bir takipçim, Kuran’da da dünyanın düz olduğunun yazılı olduğunu öne sürerek AKP’li yöneticiyi savundu.
Bu iki olay, memleketin içinde bulunduğu cehennemi cehaletin özetidir…
Bilimi reddeden, sorgulamayan, kulaktan dolma, üfürükçü cemaatlerden sızma bilgilerle çocukların zihinlerini ele geçiren, iradelerini ellerinden alan bir sistem bu…
Biri bilimi reddediyor; defalarca ispatlanan, insanlığın gözüne sokulan gerçeği yok sayıyor, diğeri de dünyanın düz olduğunu, yüce dinimizin Kitabına atıfta bulunarak ispata çalışıyor!
AKP Gençlik kolları yöneticisinin “dünya düzdür” açıklaması, iktidarın Türkiye’yi sürüklediği Ortaçağ karanlığından kalma… Bir anlamda bu kafaya uygun bir bilimsel tez!
Türkiye’nin tüm sosyal, ekonomik, siyasal birikimlerini süpürerek ülkemizi çağdaş dünya liginden geriye düşürmeye çabalayan bir yönetim var…
Dini safsatalar gericileşmenin bir kaldıracı olarak kullanılıyor. Sosyal medya takipçimin, belli ki hiç bilmediği Kur’an’a dayanarak “dünya düzdür” demesi gibi…
*
NASA dünyanın fotoğraflarında fotoşop yapmıyor ancak “yeni Türkiye”yi kurmaya kalkanlar hem dinimizde hem de yakın tarihimizde en acımasız fotoşopları kullanıyor…
Mesela FETÖ’ye makyajın, fotoşopun kralını yapanlar bunlardı…
Dinimizin yasak saydığı en büyük günahları, ‘türban filtresi’ ile örtmeye çalışan bunlardı…
Kumpas davalarında generalleri terörist, teröristi gizli tanık yapanlar da…
Fotoşopun, makyajın, sahteciliğin en derinini çocukların zihinlerinde yapıyorlar şimdi…
Milli Eğitim Bakanlığı’na din simsarı vakıf ve dernekleri sokanlar bunlar…
Yazarken dahi elimi titreten çocuk tacizleri;
Karanlık odalarda, sözde yurt ve eğitim kurumlarında çocuklara tecavüzler
Makyajın bin türlüsü bu vakıf ve derneklerde…
*
Ayrıca bağış adı altında para toplayıp gemicik satın alanları da var!
Sorumluları Almanya’da mahkum edilirken Türkiye’de üzeri örtülen bir yardım derneği vardı… Benim programlarımı takip edenler bilir… Camilerden, kadınların ev toplantılarından altınlar ve paralar nasıl toplanmıştı?!
Para toplayanlar yoksulluğu fotoşop yapmışlardı yolsuzluklarına…
*
Bir de tarihin makyajcıları var…!

Fesli meczubun yalanları devletin zirvesine kadar uzanıyor…
Camilerin ahıra çevrildiği iddiası yine gündemde..
Kitaplarında bu iddiaları belgeleri ile yalanlayan değerli dostum, tarihçi Sinan Meydan ile konuşuyorum;

  • “Atıl ve boş durumdaki az sayıda bazı camiler depo olarak kullanılmıştır. Asla, ahır ya da eğlence merkezi olarak kullanılmamıştır! İsmet İnönü, 2. Dünya Savaşı’nın devam ettiği 1939-46 yılları arasında muhtemel bir saldırıda camilerin hedef alınmayacağını düşünerek, müzelerimizdeki “tarihi” ve “dini” eserleri, zarar görmemeleri için bazı camilere koydurmuştur. Bunlar arasında Kutsal Emanetler, Hz. Muhammed’in sancağı, kılıcı, Hz. Osman’ın kanlı Kuran’ı Kerim’i gibi dinsel ve tarihi değeri olan eşyalar vardır. Atıl durumdaki bazı camiler bu değerlerin deposu olarak bir dönem kullanılmıştır.” diyor.
Yakın tarihimizi fotoşopsuz, makyajsız öğrenmek için Sinan Meydan’ın kitaplarını öneriyorum.
Bu durumda İnönü’yü suçlayan zihniyetin, kutsal emanetlere gösterdiği hassasiyet için şükran duyması gerekmez mi?
*
Danıştay Başkanı Zerrin Güngör Habertürk yazarı Nagehan Alçı’ya “Bakın, yargı taraflı deniliyor. Ben Danıştay Başkanı olarak sizi temin ederim ki yargı şimdiye kadar hiç bu kadar bağımsız ve tarafsız olmamıştı…” demiş. (AS : Şaşılacak şeydir ki; VP Gn. Bşk. Doğu Perinçek de benzer sözlerle yargının son 50 yılın altın dönemini yaşadığını ileri sürebiliyor!!?)
Son söz olarak şunu söylemeliyim;
Türkiye’de yargı bağımsızlığı, dünyanın düz olduğu gerçeği kadardır
(YENİÇAĞ Gazetesi, 03.09.2017, http://www.yenicaggazetesi.com.tr/dunya-duz-yargi-bagimsizdir-44092yy.htm)
==========================================
Dostlar,
Çooook  teşekkürler değerli ve yürekli araştırmacı gazeteci – yazar Tuncay MOLLAVEİSOĞLU.. AKP Gençlik Kolları Yöneticisinin safsatasını hurafesini biz de yazacaktık ki, siz harika biçimde işlediniz. İşte AKP tabanı bu durumda. AKP = RTE iftihar edebilir, zaten açıkça itiraf ediyorlar eğitim düzeyi yükseldikçe oy oranlarının düştüğünü.. Bu durumda AKP = RTE oyları düşmesin diye halkın eğitim düzeyinin iyileşmesi için çaba göstermeyecek demektir; dahası, halkı bilimsel eğitimden koparıp din adına hurafelere boğması daha da etkili bir çare olabilir AKP’nin oyları azalmasın diye.. Türkiye feda edilerek AKP = RTE iktidarını sürdürmek.. Bu mudur size düşen misyon?!?

TÜBİTAK’ın dışladığı projeler Dünya çapında dereceye giriyor ama TÜBİTAK yönetimi utanmadan görevde ve siyaset kurumu da onları orada tutuyor..PISA yarışmalarında giderek geriliyoruz; 4+4+4 kepazeliği 2012’de başlatıldıktan sonraki 2015 PISA yarışmalarında iyice dibe vurduk..
IHL mezunları son üniversite yerleştirmelerinde 240 bini aşkın mezununun ancak 40 binini üniversiteye yerleştirebildi.. Orada da tercih sıralamasına ayrıca bakmak gerek.
Diyanet ve TRT, halkın vergileri ile hurafe üreterek halkın beynini yıkamakta..
Milli Eğitim müfredatı / öğretim programlarını iyice dincileştirerek bir anlamda tüm okulları İHL’ye dönüştürdü ve CİHAT konuları programa konarak ülke inanç ayrımı ile iç savaşa sürüklenebilir!..
Kurban Bayramı gerekçesiyle akıllara seza, dünyada örneği olmayan 10 koca gün tatil ve AKP’nin sahiplendiği her yıl onarılan bölünmüş yollarda her gün 10’un altına inmeyen trafik cinayetlerine kurban edilen gariban yurttaşlar…

Tek bir yönetici de çıkıp KURBAN’ın hayvan boğazlamak anlamında olmadığını söylemedi..

İlahiyat fakülteleri sus pus!?

Dışarıdan et ve canlı hayvan ithal eden Türkiye
, hayvan varlığının (42 milyonu küçük baş, 50 milyon dolayında) yaklaşık 4 milyonunu 4 günde feda ediyor.. Kıyma makinelerine, derin dondurucuya necip Müslüman halkımız ”Kurban bayram” öncesi hücum ediyor??!!

Kim kimi kandırıyor?
Bu aklımızla Allah’ı mı kandırıyoruz; halkı ALLAH ile mi kandırıyoruz??
Ve ardından ”elhamdülüllah Müslümanız” deyip kendi gibi olmayanları dışlayıp ötekileştiriyor muyuz??
Ve dahi, neciiiiiiiiiiiiiipler necibi, kör cehalet kuyusuna ittiğimiz milyonlardan ”alnı secde görüyor’ diye ”sandıkları patlatan” (!?) oylar alıp iktidara el mi koyuyoruz pupa yelken din devletine doğru??

Bu iğrenç ortaoyununu 21. yy’ın şafağında Türkiye coğrafyasında, kadim Anadolu halkına daha ne denli dayatabileceğinizi düşünüyorsunuz behey gafiller??
Sevgi ve saygı ile. 03 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com
Not : Şaşılacak şeydir ki; VP Gn. Bşk. Doğu Perinçek de benzer sözlerle yargının son 50 yılın altın dönemini yaşadığını ileri sürebiliyor!!?

Prof. Feyzioğlu: Cumhurbaşkanı söylediklerimizi dinlemek zorunda; Bu millete saygısızlık

Prof. Feyzioğlu:
Cumhurbaşkanı söylediklerimizi dinlemek zorunda…
Bu millete saygısızlık!

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Metin Feyzioğlu, Olağanüstü Hal kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameleri eleştirdi. Feyzioğlu,
  • ”OHAL KHK’ları, OHAL sebeplerinin dışına çıkıp,
    olağan bir yönetim aracı haline getirilmiştir.”
    dedi.

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Eğitim Merkezi’nde, ‘KHK’lar Türkiye’sinde Savunma Hakkı’ isimli panel düzenlendi. Panele TBB Başkanı Metin Feyzioğlu ve çok sayıda hukukçu katıldı. Panelde açılış konuşması yapan Feyzioğlu, “OHAL bir anayasal yönetim biçimi ama geçici, olmasını bekliyoruz. OHAL, KHK’ları da yine anayasada yeri olan istisnai bir araç ya da istisnai olmasını bekliyoruz. Türkiye Barolar Birliği olarak ve Türkiye’nin tüm baroları olarak 15 Temmuz gecesi henüz Ankara semalarında savaş uçakları çarpışırken, kimin kim olduğu bilinmez, sonucun ne olacağına dair kimsenin bir fikri yok iken tavrımızı tartışmasız ortaya koyduk. O gece koyduk, dimdik koyduk. Sebebi de açıktı; demokrasinin askıya alındığı bir yerde avukatlık mesleğinin yapılması söz konusu dahi olamaz. Ardından 15 Temmuz’un bir iç savaş başlatma girişimi olduğu tespitinden yola çıkarak, yine Barolar Birliği olarak devletin arkasında dimdik durduk. Esasen 15 Temmuz’a gelinen o yıllar içinde

  • hukuk devletini yıpratmayın,
  • laikliği yıpratmayın,
  • liyakatten vazgeçmeyin,
  • yargı tarafsızlığını; bağımsızlığını, hesap verebilirliğini hiçe saymayın,
  • kuvvetler birliğini getirmeyin ve
  • devleti devlet içinde odaklanmış bir takım yapılara teslim etmeyin diye üstümüze düşeni hep yapmıştık. Kumpas davalarının niçin sahnelendiğini hep söylemiştik, ancak sarmal yapının sürekli tacizine ve taarruzuna uğramıştık. Netice 15 Temmuza gelindi, 15 Temmuz sonrasında gereken duruşu sergiledik devletin birliği için tüm Türk milleti ile birlikte saf tuttuk, öncülük yaptık.” diye konuştu.

“Bugün burada söylediklerimizi siyasi iktidar ve Cumhurbaşkanı dinlemek zorundadır”

“Şu anda burada söylediklerimizi en çok söyleme hakkına sahip kişileriz. Bugün burada söylediklerimizi siyasi iktidar ve Cumhurbaşkanı dinlemek zorundadır. Çünkü her söylediğimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği içindir, her söylediğimiz Türk milletinin bekası içindir.” diyen Feyzioğlu,

  • “OHAL, KHK’ları OHAL sebeplerinin dışına çıkıp olağan bir yönetim aracı haline getirilmiştir ve maalesef bunu getirenler bu yönetim biçiminin kendilerine sağladıkları kolaylıktan büyük mutluluk ve rahatlık duymaktadırlar. Oysa 79 milyonluk dinamik, her mezhepten, dinden, inanıştan, her etnik kökenden, her siyasi düşünceden insanın yaşadığı bu koskoca ülkenin tek adam rejimi ile yönetilmesi mümkün değildir.
  • Şu halde geçici hissedilen bu mutluluk Türkiye’yi bir düdüklü tencerenin içine tıkıp, kapağını sıkıca kapayıp, düdüğünün de üzerine parmak basmak anlamına gelmektedir.
  • Türkiye’nin bu şekilde sürdürülmesi mümkün değildir. Uyarılarımız tıpkı 15 Temmuz öncesinde yıllardır olduğu gibi yine milletimizin, devletimizin bekası içindir” diye konuştu.

“Bu yapılan Milli Mücadele’ye saygısızlıktır,
Ata’mıza saygısızlıktır, Türk milletine saygısızlıktır”

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin olağanüstü hal gerekçesi ile devre dışı bırakılmasının altını çizen Feyzioğlu, konuşmasında şunları kaydetti:

“15 Temmuz’da yüce meclis hainler tarafından bombalanmıştır ve bu millet meclisi korumak için göğsünü siper etmiştir. 15 Temmuz şehitlerine saygı duyulduğundan söz edilmek için yüce meclisin çalıştırılması lazımdır. Kanun Hükmünde Kararnameler’le yüce meclise devre dışı bırakarak, 15 Temmuz’da Türkiye Cumhuriyeti’ni ve demokrasiyi koruyan şehitlere saygı gösterilemez.

Milli Mücadele’de düşman Polatlı sınırına dayandığında dahi Mustafa Kemal meclisi çalıştırmıştır hatta meclisin Ankara’dan içlere taşınmasını teklif ettiğinde Meclis, ‘Biz burada kalacağız ve çalışmaya devam edeceğiz.’ diye Mustafa Kemal’e dahi direnmiştir. İşte böyle bir meclisin KHK’larla, olağanüstü hal gerekçesiyle devre dışı bırakılmasını kabul etmemiz söz konusu bile değildir. Bu yapılan Milli Mücadele’ye saygısızlıktır, Atamıza saygısızlıktır, Türk milletine saygısızlıktır.

“Anayasa Mahkemesi 90’lı yıllarda gösterdiği o dik duruşunu, çok üzülerek söylüyorum 2016’da gösterememiştir.”

OHAL’in doğrudan avukatları ve vatandaşları hedef aldığını belirten Feyzioğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

  • “Olağanüstü hal KHK’larıyla, Olağanüstü hal ile hiç ilgisi olmadığı halde Türkiye Cumhuriyeti Devleti yeni baştan şekillendirilmektedir.
  • Eğitim sisteminden askeri hastanelere, rektörlerin nasıl belirleneceğine kadar her konuda artık OHAL, KHK’ları çıkarılmaktadır ve maalesef Anayasa Mahkemesi yarın öbür gün, ‘Seni de kapattık’ diyecek bir OHAL, KHK’sını görmezden gelerek bu KHK’lara ‘‘benim yetkim yok” demiştir ve 90’lı yıllarda gösterdiği o dik duruşunu, çok üzülerek söylüyorum 2016’da gösterememiştir. OHAL, KHK’ları doğrudan doğruya avukatları, savunma mesleğini ve bunun ötesinde avukatlık kurumunu hedef almış durumdadır. Bunun sebebi açıktır çünkü avukat, kanunlarda yazılı süslü cümlelerle ifade edilmiş temel hakları, ‘Bu senin hakkındır, sen kullanacaksın ve kimse dokunamayacak’ diyerek vatandaşa veren kişidir. Aslında OHAL, KHK’ları ile hedefe konmuş olan avukatlık kurumu değil, vatandaşlık kurumudur.”
    =============================================
    Dostlar,TBB Başkanı Sayın Prof. Feyzioğlu’nun söyledikleri, uyarısı son derece yerindedir. Bu önemli katkıyı biz de paylaşıyoruz. R.T. Erdoğan ve yakın çevresinin artık sağduyu ile davranması gelmiştir ve geçmektedir.

    AKP – RTE’yi belki bininci kez HUKUK DEVLETİ ve kurumlarına
    saygılı olmaya çağırıyoruz.

  • Tersine durumlar hep hukuk tanımazların yargı önünde hesap vermesi ve bedel ödettirilmesiyle sonuçlanıyor.. Tarih baba bunu yazıyor, öğretiyor..Sevgi, saygı ve kaygı ile.
    13 Kasım 2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

Uğur DÜNDAR : Mustafa Kemal’in askerlerine son darbe!..

Mustafa Kemal’in askerlerine
son darbe!..

Uğur DÜNDAR
SÖZCÜ, 04.08.2016

Hatırlayalım;
Önce Türk Silahlı Kuvvetleri’nin terörle mücadelede en başarılı olduğu dönemde
“Bu ordu terörle mücadele edemiyor” dediler.
Enteli, yandaşı, liboşu, akili, Fetöisti TSK’yı itibarsızlaştırıp moral ve motivasyonunu sıfırlamak için koro halinde müthiş bir çaba sergilediler.
Yetmedi, kumpas davaları sürecini harekete geçirerek, insanlık tarihinin en acımasız
cadı avlarından birini başlattılar.
Bunları yaparken asıl amacın “TSK’nın yurtsever yapısına darbe indirip,
coğrafyamızın en güçlü ordusunun kolunu kanadını kırmak ve böylece
caydırıcı özelliğini zayıflatmak”
olduğunu özenle sakladılar.

  • Zindanlarda çile çektirdikten sonra Ordudan ihraç ettikleri pırıltılı komutanlardan boşalan kadrolara FETÖ’cüleri doldurdular.

Böylece 15 Temmuz kalkışması için gereken zemini ve gücü hazırladılar!

* * *
26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ‘un da dediği gibi; kalkışma sırasında halka kurşun sıkan FETÖ’cü hainler, onca itibarsızlaştırma çabasına karşın, o geceye kadar toplumun en güvendiği kurum olan TSK’nın yurtsever yapısını hedef aldılar.
Yani darbeyi TSK’ya karşı yaparak asıl amaçlarına ulaştılar!..
Terör tehdidinin doruğa çıktığı, coğrafyamızda harita değişikliklerinin konuşulduğu
son derece kritik ve bu nedenle TSK’nın en güçlü olması gereken süreçte,
askerin moral ve motivasyonunu sıfırladılar.

* * *
İktidarın OHAL yetkilerinden yararlanarak bir çırpıda yaptığı TSK ile ilgili düzenlemelere gelince…
Birkaç gündür bazı emekli komutanlarla konuşuyorum.
Hepsi çok kaygılı ve hepsinin görüşü aynı:
Felaket!..

* * *
15 Temmuz’dan hemen sonra köşemde “TSK’nın yerlerde sürünen saygınlığı bir an önce restore edilmeli, cuntacılara direnenlere moral verilmeli, istifaları önlenmelidir.
Zira terör, kan ve gözyaşı dolu coğrafyamızda güvenebileceğimiz tek güç TSK’dır.
Başka Türkiye olmadığı gibi başka TSK da yok!
Tarihten ders alalım!
Bu ülkeyi yok olmaktan Liman von Sanderslerin değil, Mustafa Kemal ve askerlerinin kurtardığını unutmayalım” diye yazdım!..

* * *
Başarısız darbe girişiminin ardından oluşan birlik atmosferinde, İlker Başbuğ ve
Işık Koşaner
gibi demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve Cumhuriyet’e gönülden bağlı engin birikime sahip Genelkurmay Başkanlarının görüş ve önerilerinden istifade edilebileceği konusunda umutlandım. Tarihin tekerrür ettirilmeyeceğini sandım!
Ama ne yazık ki olmadı!..
Ülkeyi yönetenler, uzlaşının ve Cumhuriyet değerlerine sıkı sıkıya bağlanmanın yaşamsal önem taşıdığı şu günlerde bile, Mustafa Kemal’in askerlerinin görüşlerini almaya ihtiyaç duymadı!..

==============================

Dostlar,

Türkiye bu felaket derecede hukuk dışı ve anayasaya aykırı, stratejik olarak da
yıkım anlamına gelen OHAL kararnamelerini durdurmanın yolunu bir an önce bulmalı..
Akdi takdirde bu OHAL kararnameleri Türkiye’yi 15 Temmuz 2016 FETÖ darbesi dahil, gelmiş geçmiş tüm darbelerden daha beter edecek..

“Şanı” (!) da AKP – RTE’nin olacak..

*****

Bu iş Başbakana mektup yazarak olmaz..
Anayasa Mahkemesine götürmeli bu Anayasayı açıkça çiğneyen OHAL kararnamelerini.. Özellikle 31 Temmuz 2016 tarihli ve 669 sayılı, TSK’yı tar-u mar eden suç belgesini!
Bunun nasıl olabileceğini sitemizin manşetinde kapsamlı yazdık..

Şekil bakımından Anayasaya aykırılık savı 31 Temmuz 2016’dan başlayarak 10 gün..

Sonrasında ise ancak bn OHAL Kararnamesi’nin hükümlerinin uygulanması nedeniyle açılacak davalarda yargıcı ikna etmeye bağlı Anayasa Mahkemesi’ne götürmesi için..

Geç kalmasın CHP ya da TBMM’den 110 milletvekili.

Kırmızı Alarm durumudur..

Sevgi ve saygı ile.
04 Ağustos  2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com