ADD Kocaeli Şubeleri adına Genel Seçim Bildirgesi

ADD Kocaeli Şubeleri adına
Genel Seçim Bildirgesi

24 Haziran 2018’de yapılacak olan genel seçimler demokrasi yolunda laik cumhuriyetin yazgısını belirleyecek son dönemeçtir. Bu seçim normal bir seçim değildir. Halk oylamasının devamıdır.  Seçimde hedefimiz:

  • Yeniden Cumhuriyet rejimini çok daha güçlü olarak yerine oturtmak, egemenliğin saraydan alınıp tam yetkili Gazi Meclis’e devrini sağlamaktır.
  • 16 yıldır devleti yöneten siyasal iktidar, kilitlendiği “Yeni Türkiye” hedefini gerçekleştirmek adına iktidar koltuğundan kalkmaya hiç niyetli gözükmemektedir. Bu durum karşısında laik, demokratik Cumhuriyet’in korunması adına bütün Cumhuriyetçi güçlerin her koşul altında kararlı, uyanık ve bütün kalması zorunludur.
  • Bu seçime; ekonomideki kötü gidiş ve yoksullaşan halkın, esnafın, iş adamlarının, çiftçinin ve devletin yüksek borçları damgasını vuracaktır.
  • Ekonomideki bu kötü gidişin durdurulması konusunda iktidar güvenilirliğini, içeride ve dışarıda yitirmiş ve devleti her gün zarara uğratmıştır.
  • Demokrasi ve laik cumhuriyetin varlığı, milli barış ve halkımızın refahı için seçimlere giren siyasal partilerden:
  • Vatanın ve milletin bölünmez bir bütün olduğunu, Laiklik ilkesine uyacaklarını ve devleti tarikatlara, cemaatlere, vakıflara teslim etmeyeceklerini,
  • Atatürk ilke ve devrimlerine ödün vermeksizin sahip çıkacaklarını,
  • Ne ABD ne AB, Tam Bağımsız Türkiye” ve özgürlüğümüz için sömürgeciliğe karşı sonuna kadar savaşacaklarını,
  • Milli çıkarlarımız ve değerlerimize sahip çıkacaklarını,
  • Başkanlık sisteminden vazgeçilerek gerçek anlamı ile demokratik parlamenter sistemin yeniden kurulacağını,
  • Sağlık ve eğitimin parasız hale getirilerek tüm yurttaşların eşit olarak yararlanabileceği ve Cumhuriyet değerlerine uygun biçimde yeniden yapılandırılacağını,
  • Çağdaş bir yargı sistemi kurularak hızlı, bağımsız – yansız ve güvenilir olarak halka hizmet edilmesinin sağlanacağını,
  • Düşünce, ifade ve basın özgürlüğünün sağlanacağını ve medya patronlarının başka bir ticaret alanı ile ilgilenmelerinin yasaklanacağını,
  • Devletin vatandaşlara sağladığı olanaklardan din, mezhep ve etnik kökene bakılmaksızın herkesin eşit olarak yararlanacağını,
  • Faşizme, gericiliğe, bölücülüğe ve her türlü akıl ile bilim dışı eğilimlere karşı olacaklarını,
  • Kürsü dokunulmazlığı dışında bütün dokunulmazlıkların kaldırılacağını,
  • Ulusal kaynaklarımızın haraç – mezat satılmasından vazgeçileceğini ve satılanların geri alınarak dışarıya bağımlı olmayan, ulusal ve devletçilik ilkesine uyan bir ekonomik sistem kurulacağını,
  • Vergi adaletinin sağlanacağını,
  • Siyasi partiler ve seçim yasasında değişiklik yapılarak demokratik bir düzenleme getirmesini,

    Atatürkçü Düşünce Dernekleri Kocaeli Şubeleri olarak diliyoruz.

Bugün Atatürkçü Düşünce Derneği’ne saldırarak, aslında seçim sürecinde mağduriyet algısı oluşturmak isteyenler; ne yazık ki FETÖ’cü – darbeci ve emperyalist zihniyetin işbirlikçileridir.

Bu süreçte Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kirli siyasete bulaştırmak isteyenlere karşı
tüm örgütümüz ve Atatürkçü’ler birlikte yılmadan mücadeleyi sürdürecektir.

Kamuoyunun bilgisine saygı ile duyurulur. 30.05.2018

ADD DERİNCE ŞUBESİ,
ADD GEBZE ŞUBESİ,
ADD GÖLCÜK ŞUBESİ,
ADD İZMİT ŞUBESİ,
ADD KARAMÜRSEL ŞUBESİ,
ADD KOCAELİ ŞUBESİ,
ADD KÖRFEZ ŞUBESİ,
ADD YAHYAKAPTAN ŞUBESİ
================================================
Dostlar,

Dava arkadaşlarımızın açıklamasını ve çağrısını biz de paylaşarak site okurlarımızın bilgi ve ilgisine sunuyoruz..

Sevgi ve saygı ile. 31 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
ADD Genel Başkan Yardımcısı 2004-2006
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

SANAT ÇIĞLIĞI


SANAT ÇIĞLIĞI

Serdar KIZIK
 
Cumhuriyet, 7.2.15

Sanat aydınlanmadır kuşkusuz.

Sanata ve sanatçıya konulan engellerin amacı gölgedir, karartmadır.
Ülkemiz kültür ve sanatı, iktidarın cenderesinde güç bir dönem yaşıyor.
Bu durum doğal olarak topluma da olumsuz biçimde yansıyor.

Opera, bale, senfoni ve tiyatroya yönelik iktidarın baskıcı, dayatmacı
yer yer sansüre varan uygulamaları
bu alanda da mağduriyet yaratıyor.

İktidarın dünya ölçeğinde sanatçımız Fazıl Say‘a, tiyatro ve oyunculara, devlet bünyesindeki sanat kurumu ve yöneticilerine yönelik tutumu ortada.

AKP, TÜSAK adlı yapılanmayla sanat kurumlarını dönüştürmeye çabalıyor.

Buna karşın sanat ve sanatçı, doğası gereği direniyor.
Sanatçılar, çeşitli sanat kurumları, boyun eğmiyor
İzmir’de  15 yıldır sanata destek veren TOBAV‘ın İzmir Şube Başkanı Hale Gökalpsezer’in, Uğur Mumcu’yu anma etkinliğindeki konuşması durumu özetliyor.
Sanatın ve sanatçının çığlığı olarak sizlerle paylaşıyorum;

Uğur Mumcu ve O’nun kişiliğindeki demokrasi şehitlerini, Gezi ruhu yaratıcıları olan, sokak direnişlerinde kaybettiğimiz insanları hatırlamak öyle kolay bir iş değil.
Gözyaşlarını silip mücadele etmek, çözüm yaratmak, projeler üretmek, karşı duruş göstermek, ilkeli ve ahlaklı olabilmek, ülkemizin üniter (AS: Tekil) yapısını, bayrağını, halkını koruyabilmek için gereken direnişi gösterebilmektir…

Bu yıl sevgili Uğur Mumcu’nun nezdindeki hukuk, demokrasi ve sanatı masaya yatırırken, Türkiye’nin sanat camiasındaki çatlak sesleri, içimize sokulan Truva Atı’nın ne çok
işe yaradığını üzüntüyle seyrediyoruz.

Biz dik durduk. Korkmadan, yılmadan TÜSAK’a hayır dedik.
Bu gün TÜSAK’a hayır dediği için görevden alınan pek kişiliğin şahsiyetin kahraman
ilan edilmesi bile büyük yanılgıdır. Çünkü pek çoğu ördükleri TÜSAK duvarının
altında kalmıştır.

Bunun en büyük kanıtı da, şu anda daha da çok savaşmaları gerekirken,
büyük bir sessizliğe gömülmeleridir.

Bu süreçte kanaat lideri sayılan kimilerinin yapmaları gereken, Anadolu nun herhangi bir yerindeki festivali kurtarmak ya da yalnızca orkestra kurmak, yani kişisel etkinliklerde bulunmak değil, topyekun yok edilmek istenen kurumlarına, sanatçılarına ve emekçilerine siper olmaktır.
Hepsi bu kurumlar sayesinde bir yere gelen bu isimlerin, T.C.’nin kaleleri olan kurumlarına vefa borcu vardır.

  • Şu bilinmelidir ki; Yeni Türkiye planının içinde nasıl ki T.C. yoksa, sanat kurumları için yapılan düzenlemelerin içinde de sanatın var olabilmesi olanaksızdır.

TÜSAK‘la vatandaşın sanat etkinliklerinden yararlanabilme hakkı elinden alınacak, Türkiye’de sanat ve sanat seyircisi, Zorlu Center’in koltuk ve gişeleriyle sınırlı kalacak, Cumhuriyetten sonra halka arz edilen tüm faaliyetler tekrar sultanların emrinde olacaktır.”

========================================

Dostlar,

TÜSAK kısaltmasıyla geçen “Türkiye Sanat Kurumu” kurularak Türk sanat – kültür yaşamının iğdişleştirilmesi, AKP iktidarınca teslim alınması girişimini
AKP ısrarla sürdürmekte.

Mehtet takımı taktikleriyle.
Biliyorlar ki, Ülkemizin – Türk Ulusu’nun kökten gerici – dinci dönüştürülmesi
sanat – kültür yaşamına el koymadan olanaksız..
Dolayısıyla Türkiye’de dinci – gerici darbe yapmaya kilitlendiği artık saklanmayan,
itiraf edilen hatta gözdağı verircesine açıklanan planlar bağlamında AKP dayatmasını sürdürüyor.

Bu bağlamda sitemizde epey yazı yayımladık daha önceleri..
Başta, Kültür Bakanlığı eski müsteşar yardımcısı Devlet Sanatçısı (Keman)
Sayın H. Hüseyin Akbulut‘un bir uzman olarak yazılarını paylaşmıştık..

http://ahmetsaltik.net/?s=AKBULUT+%2B+T%C3%9CSAK
http://ahmetsaltik.net/2014/04/01/tusak-yasa-taslagi-sanat-ve-sanatcilar-icin-bir-tehdittir/ 

AKP bu demokrasi dışı – sanat/kültür düşmanı dayatmasını geri çekmelidir.

Artık yeter!..
Toplumu bunaltan, özgürlükleri budayan…. ülkeyi koyu bir dinci – faşist rejime sürükleyen tehlikeli gidişini frenlemek zorundadır..
Anayasa’yı askıya alan bir Devlet Başkanı ile karşı karşıyayız.
Fiilen partili davranışlar içinde ve meydanlarda eski (?!) partisine apaçık oy istiyor..
YSK (Yüksek Seçim Kurulu) itirazları görmezden geliyor..
Fiili biçimde anayasa askıda, ihlal edilmekte..
Açıkça ve meydan okurcasına ANAYASA SUÇU işleniyor..
Bu vahim ve gözü kara bir gidiştir.
Der-hal, AKP’nin frene basarak normalleşmesi gerekmektedir.

Sevgi ve saygı ile,
08.02.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

BİRGÜL AYMAN GÜLER : Üç kriter kırılması


Dostlar
,

Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Uzmanı (SBF’den emekli), CHP İzmir Milletvekili
Sn. Prof. Dr. Birgül Ayman Güler, Türkiye’nin içine sürüklendiği şeytan üçgenini tanımlıyor..

Yaşanan – Türkiye’ye dayatılan süreçleri, engin uzmanlık bilgileriyle tanımlayarak kavramsallaştırıyor ve çıkış yolunu da gösteriyor.

Ayrıca CHP’nin çıkmazını ve derin ideolojik çelişkilerini de..

Siyaset bilimi dersi gibi bir yazı..

Herkes sakin sakin okumalı, anlamaya çabalamalı ve sonra da gereğini yapmalıdır. Öncelikle CHP’nin Diyarbakırlı ama nedense İstanbul Milletvekili Kürt kökenli, ne yazık ki Kürtçülük yapan Sezgin Tanrıkulu ve “Dersimli Devrimci Kemal” in okuması gerek..

Sevgi ve saygı ile.
29.9.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

============================================== 

Üç kriter kırılması

portresi_genc

 

Prof. Dr.
BİRGÜL AYMAN GÜLER
AYDINLIK, 28.9.14

 

ABD’nin başkentinde “Ortadoğuda Kürt Realitesi: Risk, Beklenti, Fırsatlar” başlığıyla bir toplantı düzenlenmiş. Toplantı orada ama ev sahibi ABD değil,
HDP Washington Temsilciliği. Konuşanlar da İran dışında Türkiye, Irak, Suriye’deki Kürtçü siyasetlerin temsilcileri, yabancı kimse yok.

Toplantı, HDP tarafından düzenlenen “2. Kürt Konferansı” olarak duyuruldu.
Bu parti toplantısına başka partilerden gelen tek temsilci CHP’den,
başka bir siyasal partiden ne üst ne alt düzeyden temsilci var.

CHP temsilcisi, partinin Ortadoğu sorunu ve ABD-Ortadoğu ilişkileri ekseninde değil de, “realitenin Türkiye parçası” üzerinde konuşacak. Temsilci Sezgin Tanrıkulu
Milliyet Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, CHP’nin Türkiye’de Kürt sorununa üç çözümü olduğunu söyleyeceğini belirtmiş:

(1) Yurttaşlık meselesinde eşit vatandaşlık,
(2) Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın (AYYÖŞ) uygulanması,
(3) Anadilde eğitimin kabulü.

ANLAM ve SORUNLARI

1. Eşit vatandaşlık, ulusal yurttaşlığın yarattığı engeli aşma formülü, temsilciye göre. Çözüm, bireysel haklara değil etnik/dinsel topluluk statülerine dayanan yurttaşlık sisteminin getirilmesinde. Başka bir adlandırmayla “anayasal vatandaşlık”ta.
Yani, PKK/HDP tarafından savunulan, AKP’ce benimsenmiş, AB-D çevrelerinin destek verdiği yol. Ulusal yurttaşlığı kuran “Türk vatandaşlığı”nı kaldırmayı, yerine TC’liği getirmeyi, etnik toplulukların anadillerine resmi dil statüsü vermeyi öngören yol.
Yeni Anayasa’da yapılmak istenen şey. CHP Programı bireysel haklara dayanan
ulusal vatandaşlığı, yani yurttaşların eşitliği ilkesini benimsediği için, geçtiğimiz yıl Anayasa Komisyonu’nda CHP tarafından reddedilmiş olan formül.

2. AYYÖŞ’ün uygulanması, “Kürt Sorunu”nu çözümü için ikinci kriter.
Temsilci bu açıklamasında da, AYYÖŞ’ün Türkiye’nin tüm yerel yönetimlerinde uygulanarak halkın katılımını artıracağını söylemiş. Ama “Kürt Sorunu” için
neden ayrıca işe yarayacağını daha önceden yaptığı gibi şimdi de açıklamamış.
Biz söyleyelim. AYYÖŞ 1995 yılında yapılan bir yorumla “yerellik esası” -subsidiarite- yönünde kullanılabilen bir araca dönüştü. Avrupa Konseyi’nde baskın kesim, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi amacını “yerel yönetimlerin federal ilkeye göre örgütlenmesi”ne bağlamış durumda. Bunlar Türkiye’ye gönderdikleri heyetler ve Türkiye için hazırladıkları raporlarla anayasa değişikliği isterler. Onlara göre AYYÖŞ’ün uygulaması için Anayasa’da idare bölümünü değiştirmek gerekiyor. Somutça, “idarenin bütünlüğü” ilkesinin ve “idari vesayet” kurumunun kaldırılması; Anayasa’ya merkeziyet yerine “yerellik ilkesi”nin yerleştirilmesi gerekiyor. Dolayısıyla “AYYÖŞ uygulansın” demek, Yeni Anayasa için CHP tavrını şimdiden teslim almak anlamına geliyor.

3. Anadilde eğitimin kabulü, bir üst düzey yöneticinin kamuoyunun göz ve kulakları önünde Parti Programı’nı ihlal etmesine son kanıtı oluşturuyor. Üstelik bu ihlal bir yabancı ülkede ilanen yapılarak, Parti önümüzdeki günlerde ortaya çıkabilecek tartışmalarda fena halde açığa düşürülmüş oluyor. CHP Programı, anadilin öğrenilmesini kabul eder; anadilde eğitimi ise anadillerin resmi dil haline getirilmesini gerektiren siyasal-hukuksal işlerden biri olması nedeniyle benimsemez.

ÇÖZÜM TANIMDA GİZLİ

Kürt sorununda ilk sorun, adlandırılışı bir yana, tanımlanışında.

Kürt sorunu nedir?

sorusuna verilecek yanıt, çözümleri de belirliyor.

Şimdi, 2014 yılında ve geleceğe doğru, “özgürlük ve demokrasi sorunudur” diye yanıt verirseniz

(1) ulusal yapıyı -Türk vatandaşlığını-,
(2) üniter yapıyı -idarenin bütünlüğünü-, kamu örgütlenmesinde -eğitim, yargı, vb…-
tek hukuk düzenini çözmeyi/çeşitlendirmeyi yani bunları dağıtmayı kabul edersiniz.

AKP bunları becereceği zamanın sistemine “Yeni Türkiye”,
PKK/HDP ise “Yeni Yaşam” diyor. HDP konuğu CHP temsilcisi bu yolu öneriyor.

Soruya, 12 Eylül 1980 politikalarıyla yok edilmiş bireysel kültürel hakların sahipliği ve kullanımında alınmış mesafeyi göz önünde bulundurup, şimdi, 2014 yılında ve geleceğe doğru, bu bir “devlet, toprak ve sınır sorunudur” derseniz, o zaman konuya uluslararası/bölgesel sorun tanısı koyabilirsiniz. O vakit akıllar, özgürlükçü ve eşitlikçi bir yeniden yapılanma için ulusal ve üniter yapıyı pekiştirecek politikaları
kolayca seçecektir. CHP programı da bu yolu öngörüyor.

HDP’ye misafirlik, güncel tutum – Program arasındaki çatışmayı,
işte böyle hızla ve açıkça gözler önüne serilmiş bulunuyor.

TÜRKLERE MEZAR KAZIYORLAR

 

TÜRKLERE MEZAR KAZIYORLAR

portresi_gulen

 

Rifat Serdaroglu

Erdoğan – Öcalan – Barzani ortaklığı,
Türkiye’nin bölünmesine yol açacak projeye hız verdi.

Bu nedenden, hem Cumhurbaşkanlığı seçimi için oy devşirmek hem de Türklere
mezar kazmak işi için, Beşir Atalay-Efkan Ala-Mehdi Eker görevlendirildi.
Bu üç Kürtçü Bakan da, AKP’nin profesyonel tetikçilik görevlerini yıllardır yapmakta olan malum elemanlarını toplayıp, Diyarbakır’da sözüm ona

“Yeni Türkiye’nin Açılan Kilidi / Çözüm Süreci Çalıştayı”na götürdüler.

Sizlerin tuhafına gitmiyor mu? Hiç kendinize şu soruyu sordunuz mu?

Türkiye’ye ihanet eden insanların tamamına yakını
niçin Güneydoğu Bölgesinden çıkıyor?


Kadim Türk Vatanı olan bu bölgedeki Türk adları,
bu insan müsveddelerini neden rahatsız ediyor?

Üç Bakanın da konuşmalarını dinledim. Yeni Türkiye’nin bu sahte kahramanlarına göre Yeni Türkiye’de (!) bunlar iki konuda çok başarılı olmuşlar;

Din ve Vicdan Özgürlüğü önündeki engelleri kaldırmışlar,
– Çözüm Süreci sayesinde Kürt Sorununu halletmişler…

Türk Milletinin gözünün içine baka-baka bu denli yalanı söylemek için
insanda utanma duygusunun olmaması gerekir.

*Din ve Vicdan Özgürlüğü;

Anayasa’mızın Devletin biçimini belirleyen 1-2-3-4. maddeleri,
Temel Hak ve Hürriyetlerin Kötüye Kullanılmamasını sağlayan 14. maddesi ile
Din ve Vicdan Hürriyetinin sınırlarını çizen 24. maddesi, Devrim Yasalarını içeren
174. maddesi aynen durmaktadır. Anayasamızın bu maddelerini değiştirmeden,
“Biz din ve vicdan özgürlüğünü artırdık..” demek yalanın dik alasıdır.

AKP’nin yaptığı; Anayasa Mahkemesi kararlarına karşın, (Bizim Hukuk sistemimizde Anayasa Mahkemesi kararları, Anayasa maddesi hükmündedir) Anayasal değişiklik yapmadan yasaları ve yönetmelikleri usulsüz bir şekilde zorlamaktan ibarettir.

AKP’nin “Namus Meselesi” saydığı Türban konusu da böyledir.
Yani AKP, geçici olarak ve yasalara aykırı bir şekilde “Türban meselesini çözdük” diye yalan söylemektedir.

AKP’nin bir başka yaptığı şey, ehliyetsiz-bilgisiz kişilerin, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetimi olmadan “Kaçak Kur-an Kurslarını” açmalarına
göz yummak ve Cemaat-Tarikatların, inanmış insanları sömürmesine izin vermektir.

*Çözüm Süreci;

  • AKP ve Erdoğan, Türkiye’yi bölüp parçalamakla görevli kişiler gibi, Güneydoğu’yu bilerek-isteyerek PKK’ ya teslim ettiler.
  • Bebek katili-Uyuşturucu Baronu-Tecavüz sapığı-Ermeni kökenli esas adı
    Artin Agopyan olan Öcalan’ı, T.C. Devletinin muhatabı yaptılar.
  • Oslo’da PKK ile görüşen MİT Müsteşarı Hakan Fidan;
    Öcalan’dan “Bilge Kişi” diye söz etti!

– MİT Müsteşar Yardımcısı, “Metropolleri silah ve patlayıcı ile doldurdunuz.
Sizinle savaşan ordu şimdi içerde.
” dedi.

Öcalan denen caniye “Takdir hislerini” sunan zavallı Vali’nin emrine
Türk Askerini verdiler.
-“Akan Kan Durdu” dediler;

  • PKK hala katliama devam ediyor.
    TC Devletinin yanında olan Korucular, PKK tarafından teker-teker öldürülüyorlar.

Son olarak Mardin-Dargeçit’te yiğit insan Mehmet Uğurtay öldürüldü.
Öldürülen korucu sayısı 8 oldu. Son bir ayda onlarca Mehmetçik, PKK tarafından
uzun menzilli silahlarla yaralandı.
Şantiyeler basıldı, yollar kesildi, yüzlerce araç yakıldı.
-“PKK Silah Bırakarak Yurtdışına Çekildi..” dediler;
PKK, bırakın yurtdışına çekilmeyi kendi Asayiş Güçlerini oluşturdu ve
bölgenin tamamında etkin hale geldi.
-Bölgede denetim Devlette dediler;

Devletin Valileri- Kaymakamları, zavallı durumdalar.

Yol kesen teröristlere yalvaracak ölçüde acınacak haldeler.
Asker kışlasından, Polis karakolundan, Vali-Kaymakamlar makamlarından
dışarı çıkmaktan korkuyorlar.

Değerli, Okurlar;

  • AKP ve Erdoğan’ın bu yaptıkları başta söylediğimiz üçlü anlaşmanın gereğidir.

Bu anlaşmanın kimler tarafından dikte edildiği, kimlerin garantör olduğu
Türk Milletinin malumudur.

Yunus Emre bir deyişinde asırlar öncesinden şöyle seslenir :

  • Sular Hep Aktı Geçti / Kurudu Vakti Geçti,
    Nice Han Nice Sultan / Tahtı Bıraktı Geçti,
    Dünya Bir Penceredir / Her Gelen Baktı Geçti…

Bu Aziz Vatanı, Türklere mezar eylemek için kimler çabaladı, kimler savaştı!

Haçlılar, tüm güçleriyle saldırdılar, hem de kezlerce.
1. Dünya (AS: Paylaşım) Savaşı sonrası Emperyalist Devletler akın – akın üzerimize geldiler.
İçimizdeki hainleri silahlandırıp devlete karşı ayaklandırdılar, hem de kezlerce.

Türk Milletine bu toprakları mezar yapmak için gelenler,
kendi kazdıkları mezara gömüldüler.

Yine aynısı olacak. Devlet kurumlarından T.C.’ yi kaldırtanlara, kent meydanlarından

– “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısını indirtip PKK bayraklarını astıranlara,
– Türk Askerini-Türk Polisini ite-çakala hedef tahtası yapanlara,
– Türk Bayrağını yakanlara elbette ki fırsat verilmeyecektir.

Cumhurbaşkanı adayları belli olunca, kimin ne mal olduğunu herkese tek-tek belgeleriyle anlatacağız.

Ne Mutlu Türkün Diyene!…

Sağlık ve başarı dileklerimle
07 Haziran 2014

Birgül Ayman Güler : AKP TÜRKİYE’yi BÖLÜYOR!

AKP TÜRKİYE’yi BÖLÜYOR!

portresi.milletvekilijpg


Birgül Ayman Güler

YURT Gazetesi,
18.11.13

CHP İzmir Milletvekili ve Parti Meclisi (PM) Üyesi
Birgül Ayman Güler, Yurt’a Barzani ve Erdoğan’ın Diyarbakır buluşmasını değerlendirdi.

Mitingin emperyalist güçler tarafından en ince ayrıntısına dek planlanarak düzenlendiğine işaret eden Güler,

“Toplu nikâh töreni imgesi çok önemlidir. Ortada bir nikâh vardır, bu nikâh Barzani ile Erdoğan arasındaki petrol ve doğalgaz anlaşmalarının sırıttığı bir nikâhtır.
Başbakan’ın sözünü ettiği ‘Yeni Türkiye’, aslında gerici ve geri Türkiye’dir” dedi.

SEVR’İN CANLANDIRILMASI

Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır’daki konuşmasında sözünü ettiği ‘Yeni Türkiye’ kavramının aslında gerici ve geri Türkiye olarak okunması gerektiğini vurgulayan Güler, şöyle konuştu:

  • “Diyarbakır’daki toplantı, Sevr’de yarım kalan planın yeniden inşası anlamına geliyor.
  • Barzani ve Erdoğan beraberliği, her yönden petrol ve doğalgaz antlaşmalarının sırıttığı bir omuzdaşlık. Kerkük-Yumurtalık boru hattına ikinci bir ek yapılması ve ayrıca paralel bir hat inşa edilmesi antlaşmaları, Diyarbakır’daki resmin zeminini oluşturuyor.
  • Bu toplantıyla ne yazık ki Türkiye, Kürdistan’ın ebeliğine soyunmuştur.
  • AKP iktidarı, Türkiye’yi dinci ve Kürtçü eksenler üzerinden bölerek
    müttefik devletlerin gönüllü ebesi olarak tarihe geçecektir.”

‘AMAÇLARI HİLAFETE DÖNMEK’

Güler, Erdoğan’ın ağzından ‘tek millet’ lafını düşürmese de kastının Türk Ulusu değil, etnik topluluklardan oluşan bir ümmet olduğunu söyledi.

AKP sözcülerinin ‘Yeni Türkiye’den bahsederken henüz Lozan sınırlarının olmadığı, hilafetin kaldırılmadığı ve anayasa devletin dininin İslam olarak görüldüğü 23 Nisan 1920’den dem vurduğuna dikkat çeken Güler,

  • “Yeni Türkiye’den kastı Sevr planının uygun gördüğü, saltanat ve hilafetin yeşertilebileceği ortaçağ düzeninden başka bir şey değildir.
  • Amaçları ulusal ve laik Türkiye’yi silmektir.
  • Bunu da kadim bir ittifak olan dinci ve Kürtçü siyaset üzerinden yapıyorlar.”
    diye konuştu.

ANTİEMPERYALİST CEPHE

Güler bu kumpastan kurtulmanın tek yolunun da antiemperyalist mücadele olduğunu söyledi:

  • “Çıkış, kendimizin ve komşu devletlerimizin ulusal toprak bütünlüklerinin savunucusu olmaktır. Ve 1917’de olduğu gibi antiemperyalist uluslararası cepheyi yükseltmektir.”