İSLAM BİLGİNİ ASHMAWİ’den KİNDAR İSLAMCILARA DERS

İSLAM BİLGİNİ ASHMAWİ’den KİNDAR İSLAMCILARA DERS

resmi_portresi

 

 

Dr. Müh. Ali Nejat ÖLÇEN

 

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

İslam dünyasının iki büyük ismi var: Türkiye’de Prof. Yaşar Nuri Öztürk, Mısır’da Said el Ashmawi’dir. Her ikisi de İslam’ın siyasallaşmasına, bilim ile, akıl ile ve dürüstlükle karşı çıktılar. İslam’ın din olarak kalmasına katkıda bulundular.

Sibel Özbudun, Mısır’ın Devlet Güvenliği Divanı’nın başkanı  ve aynı zamanda Cairo Üniversitesinde hukuk bilimi hocası Muhammed  Said Ashmawi‘nin “İslam” adlı 1987’de yayınlanan kitabını  1993 yılında dilimize çevirmişti. Kitabın Türkçe çevirisinin 14’üncü sayfasında Abbasi devletinin ilk halifesi El Saffah’ın tüyler ürpertici vahşetini şöyle anlatmaktadır:

İlk Abbasi Halifesi Ebu’l el Saffah, hayatta kalan Emevileri sarayına davet ederek tüyler ürpertici  tarzda öldümtüş, ardından henüz soğumamış cesetleri üzerine halı ve sofra örtüsü serdirerek komutanlarıyla birlikte üzerlerinde yemek yemiş, karnını doyurduktan sonra da bundan daha lezzetli bir yemek yemediğini söylemiştir.

Kutsal kitabın mürekkebi kurumadan İslam, iki devletinin en kanlı savaşımını yaşamıştı. Çünkü iktidar hırsı, İslam’ın önünde yer alıyordu, şimdiki gibi.

Emevilerin son halifesi Mervan II’yi Mısır’a kadar kovalayan  Suriye Valisi Abdullah b. Ali nasıl bir sonuçla karşılaştı? Ebu Müslim’in üzerine yürüyeceğini öğrenince 17 000 Horasanlı askeri bir gece içinde öldürtmüş, buna karşın Ebu Müslim karşısında yenilgiye uğrayarak yedi yıl tutsak kaldığı harab evin yıkıntısı altında can vermişti.

Kitabının başında bunları niçin yazıyor Said el Ashmawi? İslam’ın böylesi cinayetlerden uzaklaşabilmesi için  o dinin siyasallaşmaması gerektiğini  ileri sürüyor ve Türkçeye çevrilen kitabının 17. sayfasında şunları yazıyor:

Dinsel siyasetin sloganları çeşitli biçimler almaktadır. Egemenlik yalnız Allah’a aittir (gibi) İslam rejimini kurmak için dinsel hükümet gereklidir, düşman yönetici ve aydınlara karşı cihad açılmalıdır, dar’ül harp, dar’ül salam’a (sallallahü aleyhi ve sellem’in kısaltılmışına) eklenmelidir. Aksi halde ona savaş açmak gerekir, gayri Müslimlerden haraç alınmalıdır. İslam, din ve adalettir. Müslümandan başka milliyet, İslam ümmeti dışında mensubiyet olamaz.

Bütün bu kestirmece sloganlar, propaganda kurallarına uygun,yani özgün ahlâksal değerleri göz önünde bulundurmaksızın kişiyi doktrine edinceye dek tekrar tekrar ve başına vurma esası uyarınca işlemektedir. Bu mesafeyi, siyasal ve eylemci İslamî köktendincilik arasında görebilmek için bilimsel temelleri tartışmaya açmak gerekli…

Said el Ashmawi’nin 1987’de yazıklarını bugün Türkiye’de AKP iktidarı İslam’ı siyasallaştırarak uygulamaya başlamış ve  başlangıçtaki başarısını; cemaet egemenliği yandaşlığıyla  ele geçirerek sonraları o cemaetleri kendisine özgü yargısıyla birlikte yok oluşa sürüklemiştir. Bugün artık Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerini ters yüz etmeye sıranın geldiği sanılmaktadır ki; bunun AKP’nin sonunu getireceğinin halâ farkında değildirler. Çünkü AKP iktidarının hıyanete varan gafleti  milyonlarca Mustafa Kemal’leri yarattı.

AKP’nin aksak iktidarının İslam dininin insancıl ve çağcıl Ayetlerine nasıl ters düştüklerini görelim:

Nisa Suresi’nin 58’nci Ayetinde “İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle mi hükmediyor?” R.T. Erdoğan ve yandaşları  Maide Suresinde 8. Ayet’te “Bir topluluğa duyduğunuz kin siz adaletten saptırmasın” hükmüne saygı duyuyor mu? Nahl Suresinin 90. Ayeti ve de Mümtehine Suresi’nin 8. Ayetleri, “Allah’ın adalet ve iyilik yapmayı ve sizi yurtlarından çıkarmayan kimselere iyilik etmeyi adaletli davranmayı” önermesine saygı duyduklarını ileri sürebilir misiniz? Yalancı tanıkların ifadeleriyle binlerce yurtseverin Silivri ve Hasdal zindanlarına atılmasının adaletsizliği yine yargı kararlarıyla ortaya çıkmadı mı? Maide Suresinin 42. Ayeti “Allah’ın adalet yapanları sevdiğini” anımsıyor mu R.T. Erdoğan ve beraberindekiler.  Saff Suresinin 3. Ayetinde yapamayacağınız şeyi söylemenin Allah yanında ne büyük, ne çirkin kabahattir..” kuralına uyuyor mu,  AKP’nin yetkili üyeleri ve R.T. Erdoğan?

İslam’un kutsal kitabında bu hükümlere ve ASR Suresine niçin saygı duymuyorlar? Çünkü İslam dinini siyasal araç olarak kullanmanın peşindeler. Mısırlı  Said El Ashmawi, siyasallaşan dinin din olmaktan çıkacağını haklı olarak ileri sürmekte. Kitabının başlarında siyasallaşan dinin tüm sakıncalarını anlatırken Said el Ashmawi, aslında AKP iktidarını bizlere tanıtıyor gibidir.

Islam tarihinde zulüm  zulmü ve şiddet şiddeti yaratmıştır. 20’nci yüzyıl sonunda bunun en bağnaz örneklerini Iran-Irak savaşında gördük. İslamın İslamı yok etmeye çalıştığı o savaşta  ne yazık ki her iki taraf da ölen askerleri için  şehit oldukları açıklanmıştı!

Ülkemizde de İslam siyasallaşmayı sürdürürse, kendine özgü meczuplarını yaratacaktı elbet. “ Hak ve Hakikat” adında parti kuran Dursun Güneş adlı bir meczup “kesmeye geliyoruz, kesmeye!”  diye bağıracaktır elbet.

Ashmawi, tüm insanlık için olduğu gibi Islam için de gerekli  ”Renaissance”ın  gerçekleşmesinin   yaşamsal önemde olduğunu vurgulamakta ve kitabının 19’uncu sayfasında şunları yazmaktadır:

Din ile siyaseti birbirinden ayırırken, siyasal eylemin ne kutsal ne de yanılmaz olan basit ölümlerin bir nedenidir ve yöneticilerin Tanrı’nın değil, halkın tercihi olduğunu nitelemek istiyoruz. Bu ayırımı,  laiklik yani dinsizlik olarak nitelemek, ancak ortalığı karıştıran ve bulandıran partizanca bir fanatizmin eseri olabilir. Çünkü ancak bu (din ile siyaseti birbirinden) ayırım İslam’a hizmet eder ve onu yüceltir, siyasal amaçlarla sömürülmesinin önüne geçer.

Said el Ashmawi, Mısır’da bunları yazarken 30 yıl sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetinde TBMM başkanı seçilen İsmail Kahraman adlı kişi, “laiklik” ,ilkesi Anayasa’dan kalkmalıdır diyebilmektedir. Aslında  İslamı mezhep ve farklı yorumların neden olduğu cinayetlerden kurtaracak tek  araçtır laiklik ilkesi, bunun ayırdında değil.

Bugün komşu İslam ülkelerinin barış  içinde birbirlerini öldürmeden yaşayabilmesinin, bilim ve teknolojide geri kalmışlığını gidermenin çözümüdür laiklik ilkesi.

Laiklik ilkesini anlayabilmek için belli bir kültür düzeyinde tutarlı olmak gerekir.

Böyle biline çare buluna. 24.6.2016

Dr. Ölçen

==============================================

Dostlar,

Cumhuriyetimizden 1-2 yaş daha kronolojik olarak büyük olan değerli aydın, bilge insan  Sayın Dr. Müh. Ali Nejat ÖLÇEN’in yukarıda aktardığımız makalesi çok önemlidir..

Dini siyasete alet ederek insanları, merhum Prof. Yaşar Nuri Öztürk‘ün çok önemli kitabına ad olarak verdiği biçimde ALLAH İLE ALDATMA‘ya çalışanların bağışlanır yanı yoktur. Bu utanmazlığı Ortaçağ’da Katolik Kilisesi ve sözde Hıristiyan din adamları, başta Papa, yapmaktaydı. İslam hala, Hıristiyanlığın 500 (beş yüz!) yıl önceki sefil durumunda ne yazık ki.. RTE de önceki günlerde bu acınacak durumu kabul ve itiraf etti ve sorunu Kuran’ın iyi okunmamasına bağladı. Ancak bu konuşması bir hafızlık kursu törenindeydi! Yani Kuran’ı Arapça, anlamadan ezberleme!? Yine nafile çaba..

Tanrı kutsal kitabı üstelik de bilmediğimiz bir başka dilde ezberleyelim diye mi yolladı, anlayıp uygulayalım diye mi? “Müslümanlar” akıllarını da kökten teslim edeceklerine minik minik sorular sorsalar ya? Korkmasınlar, dinden çıkmazlar. Şimdiki durumda zaten din içre değiller ki! Hem Kuran bilmem kaç yerinde “Siz hiç düşünmez misiniz?” diye uyarmaz mı??

Bir süre daha dirense de, Türkiye’de de Diyanetin kapısına “95 Tezi” asacak yerli Martin Luterler çıkacaktır.

Belki de Luter’in andığımız görkemli Manifestosu’nun 500. yılında, 2017’de!

Bu kadim topraklar ve uygarlık; Hallac-ı Mansur’u, Pir Sultan’ı, Hacıbektaş Veli’yi, Yunus Emre’yi, İbni Haldun’u, İbni Sina’yı, İbni Rüşt’ü, Farabi’!yi, Al Gebra’yı, Harun Reşit’i, Nizam-ül Mülk’ü, Prof. Aziz Sancar’ı, Prof. Yaşar Nuri Öztürk‘ü ve Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK‘ü doğurmadı mı?? Direniş boşunadır, meczuplar ve mensuplar tarihin tekerlekleri altında ezilecektir.

Çareyi kadim İmanuel Kant 1784’te yazdığı ünlü ve görkemli “AYDINLANMA ÜZERİNE” adlı makalesinde göstermişti :

  • SAPERE AUDE! SAPERE AUDE! SAPERE AUDE! …
    (Aklını kullan, aklını fark et, aklın var, kullan onu, kulan onu, aklını kullan!!)

Selam olsun insan aklının özgürleşmesine ve ayağa kalkarak bir kez daha
HOMO ERECTUS (2 ayağının üzerine kalkan insan) olma kavgasına!
Büyük ATATÜRK yaşamda en gerçek yol göstericinin AKIL ve BİLİM olduğunu
haykırmadı mı? Bizlere bıraktığı biricik tinsel kalıtın (manevi mirasın) AKIL ve BİLİM olduğunu bir an bile unutursak maliyeti nice olur?

Söyleyelim, çoook ağırdır : Birkaç yüzyıl sürebilecek bir karanlık tarihsel döneme batış!

Sevgi ve saygı ile.
24 Haziran 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

ELEKTRİK ENERJİSİ DAĞITIMI DEVLET’İN İÇİNDEKİ HANGİ DEVLET’İN ELİNDE?


ELEKTRİK ENERJİSİ DAĞITIMI
DEVLET’İN  İÇİNDEKİ
HANGİ DEVLET’İN ELİNDE?

 Portresi_Ali_Nejat_Olcen

Dr. Ali Nejat Ölçen

 

Siyasal partilerin tümü, aydın geçinenler, hatta öğretim üyelerinin çoğunluğu ve de MEDYA yazarlarının hemen tümü, ayrıntıların çıkmazında geneli görmekten her zaman uzaklara düşmüştür.

31 Mart 2015 günü tüm ülke coğrafyasında bütün gün süren elektrik kesintisinin nedenini AKP iktidarının ilgili ve sorumlu Bakanı bilmediği gibi, karşıtları tarafından kolay yol seçilmiş, elektrik kesintisi özelleştirilme sonucu ya da sabotaj olarak yorumlanmıştır. Ayrıca yanlış olan budur ve olayı basite indirgemek, temelde yatan nedeni görmezden gelmek demektir..

Elektrik enerjisi dağıtımı devletin elinde kalıp özelleştirilmeseydi, 10 saat süren böylesi elektrik kesintisi olmayacak mıydı? Olacaktı. Görünürdeki devlet ile kayıt dışı devlet arasında ne tür bir anlaşmazlık ortaya çıktı ki, kayıt dışı devletin denetiminde olan
elektrik enerjisi dağıtımına el konuldu! Bu gerçek apaçık ortadadır:

Adaletsiz ve Kalkınmasız Parti (AKP) iktidarı, Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusalcı
ulus devletini ve devletin Cumhuriyetini yok etmeye kalkışırken, devlet içinde kayıt dışı devletin oluşumuna neden olmuştur.

O kayıt dışı devlet, AKP iktidarını teslim almaya başlamıştır.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti göstermelik olarak vardır ve fakat,
yasama dışındaki “yargı + yürütme erkleri” artık kayıt dışı iktidarın eline geçmiştir.
O kayıt dışı iktidar, kendisini yaratan AKP’yi tarihin çöplüğüne süpürmeye başlamıştır. Açıkçası:

Kayıt dışı devletin yönetim kadroları artık AKP hükümetine karşı çıkmaya başlamıştır.
31 Mart (yakın tarihimizde bir gerici ayaklanma günüdür), 10 saat elektrik kesintisinin
tüm ülkeyi kapsamına alması, kayıt dışı devletin özerkliğini ilan ettiği gündür
31 Mart 2015 tarihi. Ve AKP’nin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ise, kesintinin niçin, nasıl ne amaçla ortaya çıktığını bilmeyen ve bilmesi olanaksızlaşan yetkisiz biridir artık. Görevinden ayrılarak onurunu koruması sorunuyla karşı karşıyadır.

Ülkemiz coğrafyasında interkonnekte enerji nakil hatlarının genel durum planı Bakanlığın elinden alınmış, kayıt dışı devletin eline geçmiş olmalı. Bakanın ve ilgili bakanlığın müsteşar ve daire başkanlarının konuya açıklık getiremeyişleri ve engel olacak karara sahip olmayışları bu olgunun  nesnel kanıtlardır. TEK olarak anılan Türkiye Elektrik Kurumu yok edilmiş olmasaydı, enerji nakil ağının genel durum planını da korunmuş olur ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı kesintisinin kaynağını bir iki dakika içinde bulabilir, etkisizleştirdi.

R.T. Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilmiş olmasına karşın halâ AKP’nin genel başkanı ve Başbakan olduğunu sanmaktadır. Açılım ile saçılımı kendisinin kandırılmasının
sonucu kabul ediyor; eğer bu gerçek ise, yakında ya da 7 Haziran’da birkaç gün süren elektrik kesintisi olasılığını düşünüyor olmalıdır. Kayıt dışı devlet; R.T. Erdoğan’ın egemenliğindeki devleti işgal etmiştir. 31 Mart günkü elektrik kesintisinin bir uyarı
kabul olduğu kesinleşecek, eğer önümüzdeki günlerde olağanüstü yadırganır kararlar gündeme girerse ve de şaşmamak gerekecek.

Özetle:

Adaletsiz ve Kalkınmasız Parti AKP iktidarı ömrünü doldurmuş görünüyor.
Onun yok oluşu sonucunda ülkemizde nasıl bir devletin ne amaçla kurulacağını
bugün hiç kimse bilemez. Acaba Pentagon, CIA ve Beyazsaray biliyor mu, bilemiyoruz. Yalnız bir gerçeği iyice biliyoruz ki, Kaç-ak Saray hiçbir şeyi bilmiyor,
sadece laf üretiyor.

Dr. Ölçen

==================================

Dostlar,

Cumhuriyetimizin ağabeyi, 1922 doğumlu üstadımız Sayın Dr. Müh. Ali Nejat ÖLÇEN yukarıdaki yazıyı paylaştı e-ileti ile..

Biz de size sunuyoruz..
Sağolun Sayın Ölçen..

Yarın, 4 Nisan 2015 günü Ulusal Eğitim Derneğinde sizin konferansınızı dinleyeceğiz..

AKP SONRASI TÜRKİYE…

Necatibey Cad. 13/13, saat 14: 00

Sevgi ve saygı ile.
03 Nisan 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

HANGİ PARTİYE OY VERECEĞİM?


Dostlar,

Sn. Dr. Müh. Ali Nejat Ölçen oldukça “sert” bir yazı yazmış..
Öğretmen arkadaşı Sn. Hami Karslı’nın mektubunu da iliştirmiş.

portresi

 

 

 

Bir çekince koyarak paylaşalım:

Sayın Ölçen,

Kritik dengeleri görmüyor olamazsınız..
Zor dönemlerde muhalafete muhalefet nereye hizmet olur ??
Bu eleştiri ile webe alıyorum..

diye yazarak e-iletisine yanıt verdik..

Sevgi ve saygı ile.
12 Aralık 2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

===================================

Öğretmen arkadaşım Sn. Hami Karslı gibi ben de emperyalizmin uşaklığına soyunanlara, Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusalcı ulus devletine ve devrimlerine

sahip çıkmayanlara, ABD’ye hoş görünmeyi amaç alarak Misak-Millî sınırlarımızın kuşattığı coğrafyamızı ve ulusal bütünlüğümüzü korumayı amaç almayan partilere
oy vermeyeceğim. O partilere oy vermek, ülkeye ve Cumhuriyetimize,
Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerine ve ilkelerine ihanet etmektir. 

Hami Karslı gibi öğetmenlere ülkemizin asıl bu günlerde gereksinimi var.
O’nun kararını sizlerle paylaşmayı görev bildim.

Saygılarımla. 10.12.13

Dr. A. Nejat Ölçen

 ========================================

HAMİ KARSLI    

HANGİ PARTİYE OY VERECEĞİM?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bölüp parçalayarak, Atatürk İlke ve Devrimleri’ni yok edip,
bu topraklarda başka devletlerin kurulmasını sağlayarak, sonuçta “Türk-Kürt Federe İslam Devleti” kurma düşü (rüyası, hayali) görenlerin “gemi azıya alıp” us dışı (akıl dışı) davranışlarını gören gönüldaşlarım (dostlarım) 

“Hangi partiye oy vereceğim?”

***

Ben size, oy verilecek bir parti adı söylemeyeceğim. Bunu bulmayı size bırakarak,
benim hangi nitelikte bir partiye oy vermeyeceğimi anlatacağım.

Ama öncelikle ben kimim?

Ben, Atatürk İlke ve Devrimlerini, birlik içinde tek bir ereği olan (üniter) Türkiye Cumhuriyeti Devletini savunan, T.C. yurttaşı olduğum için övünen, kör inançları değil eleştirel aklı
kılavuz (rehber) kabul eden birisiyim.

***

“Bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir!” diyen Atatürk’ün bu sözünü algılamayan ve yayılımcılarla (emperyalistlerle) işbirliği içine giren veya bu işbirliğine sıcak bakan hiçbir partiye oy vermeyeceğim. Yani ABD’nin ve AB’nin bir dediğini iki etmeyen,
iç ve dış siyasalarını (politikalarını) onların istekleri doğrultusunda yürüten;
yayılımcıların Ortadoğu’daki çıkarlarının eş başkanlığını yapanlara
oy vermeyeceğim.
 

Devlet yönetimini elinde bulundurmak, devlet gücünü kullanabilmek için (iktidar olabilmek için)
her seçim öncesi ABD’ye 4-5 kişiden oluşan kurullar (heyetler) göndererek,
sanki “devlet gücünü bize verin, biz size daha yararlı oluruz”

dercesine yayılımcılardan yardım umanlara da oy vermeyeceğim.

***

Atatürk’ün 1930 yılında

  • “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Ulusu denir.”

sözünü yadsıyıp yok sayanlara; 

Atatürk’ün 1933 yılı Cumhuriyet Bayramı konuşmasında (10. Yıl Söylevi) açıkça belirterek,

  • “Ben, manevî miras olarak hiçbir âyet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır.”

demesine karşın, bilim ve aklı yadsıyıp yerine dogmaları (kör inançları) koyanlara oy vermeyeceğim. 

Türk’e, Atatürk’e, Laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, 1923 devrimine karşı olanlara; bu çağ dışı yaratıklarla içli dışlı olanlara, oy almak için onların sırtlarını sıvazlayanlara, oy vermeyeceğim. 

Din duygusunu, Tanrı ile kendisi arasındaki bir ilişki olmaktan çıkarıp, oy avcılığı ve kişisel ya da kurumsal çıkarları için kullananlara, -bir din adamının deyimiyle- halkı “Allah ile aldatanlara” oy vermeyeceğim. 

Halkı, hem Allah hem de Atatürk’le aldatanlara, halk avcılığında ustalaşmış böylelerini aday göstererek güç sahibi olmak isteyenlere de oy vermeyeceğim.

***

“Tanrı”, Türk, Türklük”, “milliyet, milliyetçilik” kavramlarının içini boşaltarak, yurdunu, ulusunu körü körüne seven (şoven), bağnaz (mutaassıp) yurtseverlere; uluslar arası ilişkilerin çıkara dayalı olduğunu bilmeden ırkçılık yapanlara; öğrenmek için çaba göstermediği, bilmediği öğretilere (doktrinlere) iş olsun diye karşı çıkanlara, kaba kuvvet kullanmayı beceri sayanlara da
oy vermeyeceğim.

***

Bir özlü söz,

  • “Haklıdan değil de güçlüden yana olanlar korkak ve kaypak olurlar.
    Güç merkezi değiştikçe döner, sonunda fırıldak olurlar.” diyor.

Ben bu fırıldakların oy verdikleri partilere de oy vermeyeceğim.

***

Ben yayılımcılığa (emperyalizme), onun işbirlikçisi yerli hayınlara (hainlere) karşı olan; tam bağımsız Türkiye’yi, Türk Ulusu’nu, Atatürk İlke ve Devrimleri’ni, çağdaşlığı savunan; Atatürk’ün her türlü kalıtına (mirasına) hıyanet (ihanet) etmeyen; bölücülük yapmayan, bölücülere yardım etmeyen; kör inançları değil, eleştirel aklı kullanan bir partiye oy vereceğim.

Peki, böyle bir parti var mı?

Bence var. Biraz araştırın, çaba gösterin, böyle bir parti olduğunu göreceksiniz.

“Oyumuz boşa gider” mi diyorsunuz? Yanılıyorsunuz! 

Unutmayın, öne sürerek savunduğu düşüncede (davasında) haklı olan kişi,
tek başına çoğunluktur.

Yedi düvele ve onların işbirlikçilerine karşı savaş açan Atatürk de,
Samsun’a çıkarken yalnız sayılırdı!

ÜÇ MUSTAFA KEMAL


Dostlar
,

Sayın Dr. Ölçen’in aşağıda paylaştığımız makalesine bir eleştiri geldi..
Sayın Ölçen, Sayın Güner’i yanıtladı..
Her iki yazıyı da aşağıda, yazıya ilişkin “yorumlar” bölümünde bulabilirsiniz.”
Yine de bu 2 yazı pdf olarak aşağıda :

A.N.OLCEN’e_yanit_HANGI_ULKEDE_DERSIM_3._BUYUK_ALEVI_SOYKIRIMI_OLMUSTUR

RIZA_GUNER’DE_MUSTAFA_KEMAL’E_KIN_Ali_Nejat_Olcen_27.11.13

Sevgi ve saygı ile.
28.11.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=================================

Dostlar,

Cumhuriyetimizin ağabeyi, “91’lik delikanlı” Sayın Dr. Müh. Ali Nejat Ölçen,
üretmeyi ve bize yol göstermeyi sürdürüyor..

Hem de özgün makaleleriyle..

Aşağıda nefis bir derlemesini sunuyoruz..

Kendisine teşekkür ederek ve sağlıklı uzun üretim yılları dileyerek..

Sevgi ve saygı ile.
24.10.2013, İstanbul

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

========================================

ÜÇ MUSTAFA KEMAL

Ali_Nejat_Olcen

 

 

 

 

 

 

 

DEV­RİMCİ  MUSTAFA KEMAL


BİLİM ADAMI MUSTAFA KEMAL                         

DEVLET  ADAMI MUSTAFA KEMAL

Yeryüzünde hangi ülke, üç temel niteliğe sahip bir ulusal kahramanı yaratabilmiştir?

Hangi ülkede kim, emperyalizmi dize getirerek ülkesini işgalden kurtarmış ve
yeryüzünde benzeri olmayan devrimleri gerçekleştirerek kurumlaştırmış,
yoktan var ettiği Devlet’i ulusal onuruyla birlikte koruyabilmiştir?

Hangi ülkede kim, yoktan var ettiği Cumhuriyeti, kaynağını tarihinden alan
ulusun öz kültürüyle bütünleştirebilmiştir?

* Türk Tarih Kurumuyla kendi tarihini,
* Türk Dil Kurumuyla kendi dilini,
* Halk Evleriyle kültürel ve toplumsal etkileşimi,
* Köy Enstitüleriyle sanayileşmenin kırsal alanda teknolojik kültüre ulaşılmasını..

kim hangi ülkede başarabilmiştir?

Hangi ülkede, yok edilen imparatorluğun enkazı üzerinde onun dış borçlarını ödeyerek denk bütçe ve açık vermeyen dış ticaret koşullarını yaratarak
planlı sanayileşmeyi temel alan kendine yeterli ekonomiyi
yoktan kim var edebilmiştir, Mustafa Kemal’den başka?

Böylesine üç temel özelliği bütünleştirerek Anadolu’muzda, çaktığı bir tek çivisine rastlanmayan ve kendi kendisini yok oluşa sürükleyen Osmanlı’nın enkazı üzerinde, çağdaş devletini ulusuyla bütünleşti­ren kahramanına kin kusan alçaklara
hangi ülkede rastlanabilmiştir, ülkemiz dışında?

Kişi nankör olabilir.

Kişi alçak olabilir

Kişi kindar  olabilir.

Hangi ülkede kişi hem alçak, hem kindar ve hem de nankör olabilmiştir Türkiye’miz’de hainlerin dışında?

Mustafa Kemal’in üç temel üstün niteliğine karşı olan hainlerin de
üç temel niteliği var: Alçaklık – Nankörlük – Kindarlık.

Böyle biline, çare buluna.

Dr. Ali Nejat Ölçen

Ali Nejat ÖLÇEN : Cumhuriyet’in yaşı doksan


Dostlar
,

Cumhuriyetimizin ağabeyi 91 yaşındaki bilge insan
Sayın Dr. Müh. Ali Nejat ÖLÇEN‘den müthiş bir taşlama..

Portresi_Ali_Nejat_Olcen.jpg

 

Bize göre de hiç haksız sayılmaz..

 

 

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 3.11.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

divider_cizgi

Cumhuriyet’in yaşı doksan

vicdanı noksan

dindar geçinen kindar yobaz,

aç değil de toksan

Mustafa Kemal’e borçlusun.

Cami’de namaz kılıp

Boynunda haç, Kilisede yoksan,

Cumhuriyet’e borçlusun.

Sesine kulak ver ulusun

eğil de.

Cumhuriyete karşı çıkarsın,

elbet İnsan değil de

kenefte bok’san.

divider_cizgi

Ali Nejat Ölçen