Gençlerin %30’u yoksul ve yoksun

Gençlerin %30’u yoksul ve yoksun

* Gençlerin %30’unun aylık geliri 600 TL’den az,
%50’si borçlu, %70’i sahip olamadıkları iş ve gelirin özleminde.
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)Gençlerde eğitim, sağlık ve iş yaşamında memnuniyetsizlik oranı %30’a ulaştı.
“Türkiye’deki Gençlerin İyi Olma Hali Raporu”, gençlerin yaşamlarına ilişkin verileri gözler önüne serdi. Araştırma, gençlerin %70’inin sahip olamadıkları gelir nedeniyle yoksunluk hissi çektiklerini ve toplumsal olaylara neden olabilecek ‘göreli yoksunluk’ kategorisinde yer aldıkları sonucuna ulaştı. Anayasa değişikliği sürecinde 18 yaşında seçilme hakkı ile hedef kitle olan gençlerin siyasal parti etkinliklerine katılım oranı %5’te kaldı. Gençlerin %30’unun aylık gelirlerinin 600 TL’den az olduğu belirtilen raporda, gençlerin yarısının borçlu olduğu ortaya çıktı. Birleşmiş Milletler Habitat II Zirvesi için bir araya gelen aktivistler tarafından 1997’de kurulan Habitat Derneği, Türkiye’de bugüne dek yapılmış en geniş kapsamlı araştırma olan “Türkiye’deki Gençlerin İyi Olma Hali Raporu”nu ülkenin dört bir yanından gelen gençlerle açıkladı. Yüz yüze anketler aracılığıyla 16 ilde gerçekleştirilen araştırmadan çıkan raporun dikkat çeken sonuçlarından kimileri şöyle:-İş arayan gençler umutsuz: Görüşülen gençlerin %30’u hayatlarından “çok memnun” olduğunu belirtirken, % 42’si “biraz memnun” olduğunu, %28’i ise hayatından memnun olmadığını söyledi. Mutsuzluk oranı iş arayan gençler arasında daha da arttı. Gençlerin geleceklerinden ne kadar umutlu oldukları sorulduğuda ise “çok umutluyum” oranı %27, “biraz umutlu” olanların oranı %39, umutsuzların toplamı ise %34’e ulaştı. Gelecekten umut oranları öğrenciler arasında en üst düzeydeyken, çalışanlar ve iş arayan gençlerde bu oran %50’nin altına dek düştü.

-600 lira ile geçinmek : Gençlerin % 30’unun aylık kişisel geliri 600 TL’nin altında kaldı. % 33’ünün ise 600 – 1500 TL/ay gelirle yaşadıkları sonucuna varıldı. İş arayan gençlerin %80’i, öğrencilerin ise %62’sinin 600 TL ve altında gelire sahip olduklarının altı çizildi.

%50’si borçlu : Araştırmada gençlerin en az %49’unun borcu var. Bu oran öğrenciler arasında %44, iş arayanlarda %40 oranında kalırken, çalışanlarda borçluluk oranı ise %60’a ulaştı. Çalışan gençlerin borçlarının çoğunluğunu kredi kartı ve banka kredileri oluştururken, öğrencilerin en çok borçlandığı Devlet oldu. Öğrencilerin borçlu olduğu kurum, geri ödemeli olarak aldıkları devlet kredisi için Kredi Yurtlar Kurumu oldu.

-İhtiyaç en az 2 bin : Gençlerin rahatça bir yaşam sürebilmek için gereksinim duydukları gelir sorulduğunda ortalama değerler öğrencilerde 2 084 TL, çalışanlarda 3 126 TL, iş arayanlarda ise 2 200 TL olarak belirlendi.

Yoksunluk oranı %70: Gençlerin sahip olamadıkları gelir ve olanaklar nedeniyle içine girdikleri yoksunluk duyusunu tanımlamada kullanılan bir “göreli yoksunluk” oranının %70’e dek yükselmesi dikkat çekti.

Tanıdık yoksa iş zor

Gençlerin %70’i, “Kolaylıkla iş bulabilir misiniz” sorusuna ise “Zor olur” yanıtı verdi.
İş bulmanın önündeki engeller ise yeterli iş olanaklarının olmaması, ücretlerin düşüklüğü,
iş bulacak tanıdıklarının olmaması, çalışma koşullarının zorluğu ve uygun bir iş bulamama olarak sıralandı. (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ekonomi/742246/Gencler_yoksul_
Yuzde_30_unun_ve_yoksun.html
, 17.05.2017)
=====================================
Dostlar,

Büyük Atatürk‘ün SÖYLEV‘inin (NUTUK) sonunda “Gençliğe hitabe” ile onurlandırdığı ve “BÜTÜN ÜMİDİM GENÇLİKTEDİR” diyerek en büyük yapıtı Cumhuriyet’imizi emanet ettiği Türk Gençlerinin ekonomik durumu yukarıda özetlendi…

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı 2 gün sonra.. İstanbul Valiliği, utanılacak biçimde gençlerin etkinliklerini iptal ile meşgul.. Gerekçe güvenlik sorunu (!?).. OHAL altında bile ulusal bayram 19 Mayıs’ta güvenliği sağlayamama gerekçesi ile milli bayrama engel..
Tarih bunları yazacak ve yapanlar, yaptıranlar, çoluk – çocuğu hiç kuşku yok ayıplanacak.
Dün sitemizde yayımladığımız TÜİK istihdam verileri raporuna göre genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 4,7 puanlık artış ile %23,3 oldu. Oysa genel işsizlik oranı 1,7 puanlık artış ile %12,6 (http://ahmetsaltik.net/2017/05/15/issizlik-rakamlari-aciklandi-gecen-yila-gore-buyuk-artis/)

YÖK verileriyle yükseköğretimde öğrenci sayısı 6 167 586 (https://istatistik.yok.gov.tr/, 17.5.17). Değişik kaynaklardan tarama ile ulaşabildiğimiz verilerle yurtlarda kalabilen yükseköğrenim öğrencilerinin sayısı yarım milyon dolayında. Kamusal yurt  yatak kapasitesi 400 bine yakın. Üniversite öğrencilerinin 1/12’sinden azı için kamu + özel yurt yatağı kapasitesi yaratılabilmiş durumda. Öğrencilerin %90’ından fazlası yurt dışında kalma mekanları sağlamak durumunda. Aileleri ya da çok yakınları ile kalabilen çok sınırlı kesim dışında kalan seçenek, birkaç öğrencinin ortaklaşa ev kiralaması..

Öte yandan, güvenilir bilgilere ulaşamamakla birlikte TOKİ eliyle birkaç yüz bin dolayında konut arzı fazlası yaratıldığı ileri sürülmekte. TOKİ, AKP eliyle doğru – sağlıklı yönlendirilseydi, AKP’li son 15 yıl içinde giderek lüks konuta değişen üretim çizgisi yerine öğrenci yurtları sorununu çözmüş olmaz mıydı Türkiye?

Bu sorunun ayrımında olunmadığı, gözden kaçtığı söylenebilir mi?
Değilse, bu alanda kamusal yurt yatağı sorununun bilerek – isteyerek güdülen politika ile çözülmediği düşünülebilir mi?? Dar gelirli aile öğrencilerini tarikat – cemaat – sözde hayırsever (!?) kişi – kurumların insafına terk etmek ne anlama gelmektedir?? Ardından da kimi cemaatları tu kaka ilen edip yurtlarını kapatmak, TÜRGEV – Bilal Erdoğan eliyle vakıf yurtları açmak??

AKP politikaları artık her yerinden lime lime dökülüyor. 
İnsan aklını sonsuza dek teslim alma olanağı olabilir mi??
En son Trump – Erdoğan görüşmesinin 20 dakika sürmesi (yarısı çeviri, Erdoğan’ın konuşma süresi 5 dakika!) hazin bir fiyasko değil mi? 5 dakikada Erdoğan ne anlatmış olabilir, 5 dakikada Trump’tan ne yanıt almış olabilir?? Bir de Çin’den gidildi, neredeyse 20 bin km uçuş ama 20 dakikacık kabul!

Yazık oluyor Türkiye’ye.. Ulusun yaşadıkları ve gördükleri arasında sağlıklı bağlar kurması ve 2019 ilkbaharındaki yerel seçimlerden başlayarak, 3 Kasım 2019 genel seçimlerinde artık bu lanetli yıllara bir son vermesi gerek..

Sevgi ve saygı ile. 17 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

YILMAZ ÖDİL : Cumhuriyet…

Cumhuriyet…

portresi_kisa_kollu

 

YILMAZ ÖDİL
SÖZCÜ, 1 Kasım 2016

 

Sabah, atv, Takvim. Dinç Bilgin’indi. El konuldu.
Önce damadın şirketine, sonra yandaş müteahhide verildi.
Star tv, Star gazetesi. Cem Uzan’ındı. El konuldu.
Televizyon, akp şakşakçısı işadamına verildi, gazete ise “Tayyip Erdoğan’a aşık oldum, iki erkek arasında böyle ilahi aşk olabiliyor” diyen yandaş işadamına verildi.
Show tv, Skytürk. Akşam, Güneş. Karamehmet’indi. El konuldu.
Televizyonların birisi Alo Fatih’e verildi, gerisi “anam babam çocuklarım eşim Tayyip Erdoğan’a feda olsun, Allah’ın 300 yılda bir nasip ettiği lider” diyen yandaş işadamına verildi.
Defalarca Türkiye vergi rekortmeni olan Aydın Doğan’a dünya basın tarihinde görülmemiş ebatta vergi cezası kesildi. Milliyet, Vatan. Aydın Doğan’ındı.
Telefonda hüngür hüngür ağlayan, “sizi üzdük mü patron” diyen, şakşakçı işadamına verildi.
Kanaltürk. Tuncay Özkan’ındı. Zorla Akın İpek’e sattırıldı, sonra Akın İpek fetocu diye el konuldu, kapatıldı.
Digitürk’e el konuldu. Katarlılara verildi.
Cine5’e el konuldu. El Cezire’ye verildi.
Cumhuriyet gazetesinin başyazarı, yazarları, Ankara temsilcisi hapse atıldı.
Ulusal Kanal’ın sahibi, genel yayın yönetmeni hapse atıldı.
Kanal B’nin sahibi hapse atıldı.
Biz Tv’nin sahibi hapse atıldı.
Avrasya tv’nin sahibi hapse atıldı.
Odatv’nin sahibi, çalışanları hapse atıldı.
Aydınlık gazetesinin başyazarı, yazarları, genel yayın yönetmeni hapse atıldı.
Yurt gazetesinin genel yayın yönetmeni hapse atıldı.
Fetocu Samanyolu, Zaman ve The Taraf’ın desteğiyle yandaş medya korosu oluşturuldu, işleri bitince, onlara da el konuldu, kapatıldı.
Emin Çölaşan, Bekir Coşkun, Uğur Dündar, Özdemir İnce, Rahmi Turan, Oktay Ekşi, Soner Yalçın, Necati Doğru, Can Ataklı, Ümit Zileli, Oray Eğin, Banu Avar, Hulki Cevizoğlu, Nihat Genç, Ruhat Mengi, Ayşenur Aslan, Hüsnü Mahalli, Musa Ağacık, Mustafa Mutlu, Mine Kırıkkanat, Cüneyt Ülsever, Rıza Zelyut, liste çoook uzun, işten attırıldı, istifaya zorlandı.
Yeniçağ’ın onurlu kalemi Yavuz Selim Demirağ’ı susturamadılar, tutuklamaya çalıştılar.
Ve şimdi… Cumhuriyet basıldı. Genel yayın yönetmeni, yazarları, yöneticileri gözaltına alındı. El konulacak.
****
Şu an elinizde tuttuğunuz gazete sayfasını yukardan aşağıya doğru, dikine yırtın… Cııırt diye gider. Aynı sayfayı enlemesine yırtmaya çalışın, bir türlü düzgün yırtamazsınız, parça parça olur. Ağaçtır çünkü o… Hangi işlemden geçirilirse geçirilsin, hangi şekle bürünürse bürünsün, ağaçtır. Yukardan aşağıya doğru, dikine, liflerinin suyudur.
*****
Doğal yaşamına uygun şekilde yaklaşırsan, kütük bile uyumludur.
Doğal olmayan yöntemlerle yaklaşırsan, kağıt bile direnç gösterir.
*****
Hukuk, medyanın doğasıdır. Akp’nin anlamadığı budur.
Yanlış davranıyorsun. Yanlışta ısrar ediyorsun.
Parçalarsın, bozarsın, zarar verirsin ama… Asla istediğin şekle sokamazsın.
Dünyaya hükmettiğini zannedersin… Kağıda bile hükmedemezsin.
======================================
Dostlar,

Dileriz bu sarsıcı yazı Cumhuriyet’e saldıranları biraz olsun düşündürür ve sağduyulu, hukua saygılı bir çizgiye dönmelerine katkı sağlar…

Sevgi ve saygı ile.
01 Kasım 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

LOZAN’A SALDIRMAK TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN VARLIĞINI – BİRLİĞİNİ İNKAR ETMEK ve EMPERYALİZMİN SEVR CEPHESİNDE YER ALMAKTIR

istanbul_barosu_logosu

LOZAN’A SALDIRMAK TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN VARLIĞINI – BİRLİĞİNİ İNKAR ETMEK ve EMPERYALİZMİN
SEVR CEPHESİNDE YER ALMAKTIR

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır…)

Lozan Antlaşmasıyla var olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişinin, tarihi gerçeklerden yoksun, hangi ruh köklerinden beslendiğini tahminde zorlanmadığımız bir tutumla Lozan’ı küçümsemesi, Milli Mücadele Kahramanları olan Lozan delegasyonu ve başkanına yönelik ağır suçlamaları üzerine konuya ilişkin düşüncelerimizi kamuoyuyla paylaşma gereği duyulmuştur.

Emperyalizmin dilinde Şark Sorunu (Doğu Meselesi) Osmanlı imparatorluğunun paylaşımı ve tasfiyesi projesi idi.  Bu paylaşım sulh yoluyla, masa başında halledilemeyince savaş kaçınılmazlaştı. 1. Dünya Paylaşım Savaşı’nın çıkış nedeni Osmanlı mirasının yağmalanmasıdır.

Birinci Paylaşım Savaşının mağlubu Osmanlı İmparatorluğuna imzalatılan Mondros Ateşkesi sonradan dayatılacak intihar belgesinin, yani Sevr’in önsözü olarak tasarlanmıştı.

Türk milleti ya yok oluş ve zilleti kabul edip tarih sahnesinden temelli silinecek ya da “Ya İstiklal, ya ölüm” parolasıyla son savaşını yapacaktı. Ara çözüm olarak mandayı, yani emperyalizmin vesayeti altına girmeyi önerenlere karşı da cevap benzer şekildeydi: “Mandadan evvel İstiklal!”

Bağımsızlık Savaşının lideri Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadelenin meşruiyet kaynağı TBMM’nin Başkanı olarak sivil, TBMM Ordularının Başkomutanı olarak askeri önderliği olmak üzere iki ağır görevi birlikte yürütmüştür.

Payitahtta Saltanat ve Hilafet Makamının fuzuli şağili Vahdettin ile Mütareke işbirlikçilerinin 10 Ağustos 1920’de gözü kapalı imzaladıkları Sevr paçavrası, Türk Milletinin azim ve kararlığı sonucu ulaşılan zaferle  tarihin çöplüğüne atılmıştır.

Sıra cephede kazanılan askeri zaferin diplomatik sahada tescillenmesi, Yeni Türk Devletinin uluslar arası meşruiyetinin sağlanmasına nin muzaffer komutanı İsmet Paşa, Mustafa Kemal Paşa tarafından Lozan’a gidecek Türk heyetinin başkanı (AS: Dışişleri Bakanı) olarak görevlendirilmiştir. Emperyalistler Osmanlı zamanında elde ettikleri ekonomik ve siyasal ayrıcalıkları (AS: imtiyazları, kapitülasyonları) bırakmak istememektedirler. Türkiye’yi ve Türk milletini askeri zaferi anlamsız kılacak bir sömürge olarak denetimlerinde tutma hesapları içindedirler.

Uzun ve çetin müzakereler sonucunda emperyalizmin diplomasi kurtlarına karşı haklı ve mazlumların temsilcileri galip gelecektir. Heyetimiz Lozan’da yalnızca Türklerin değil mazlum Şark milletlerinin direncinin ve taleplerinin de temsilcisi olarak görülmüştür.

Atatürk Lozan Antlaşması için: “Bu antlaşma Türk milleti aleyhine asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Anlaşmasıyla tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın ortadan kalkmasını ifade eder bir belgedir.” demektedir.

Lozan, siyasi ve hukuki meşruiyeti tescillenmiş bir devletin yurttaşları sıfatıyla hepimizin paydaş olduğu müşterek tapu olarak değerlendirilmelidir. Türkiye’nin hasmı olsun, dostu olsun yabancı kişi, kurum ve devletlerin Lozan’la ilgili değerlendirmeleri Türkiye’nin tapu senedi olduğu yolundadır.

Durum böyle iken politik dünyamızın, siyasi iktidarın zirvelerinde bulunan kimilerinin Lozan’la ilgili olumsuz değerlendirmelerinin, bir türlü içlerine sindirememelerinin nedenleri üzerinde düşünülmelidir. Milli Mücadele yıllarında Ankara’ya karşı teslimiyetçi Mütareke hükümetlerinin, işbirlikçilerin, Sevr imzacılarının safında bulunanların günümüzdeki manevi mirasçılarının Lozan’la ilgili takıntıları bahsettiğimiz geçmişte aranmalıdır.

Kurtuluş Savaşı’nın Başkomutanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Birinci Cumhurbaşkanı ile son Cumhurbaşkanı’nın Lozan’la ilgili değerlendirme ve yaklaşımlarının birbirine tümüyle
ters olması ülkenin sürüklendiği yerin ibretlik örneğidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesiyle, uluslararası meşruiyetini sağlayan hukuk belgesiyle sorunlu bir Cumhurbaşkanının, ayaküstü, tarihsellikten ve bilimsellikten yoksun bir kıraathane söylemi tutturması, Türkiye’nin dışarıdaki saygınlığını da ciddi ölçüde zedelemektedir.

Cumhurbaşkanı 29.09.2016 tarihli muhtarlara yönelik konuşmasında, TBMM tarafından onaylanmış ve hukuki manada kesinleşmiş Lozan’la ilgili küçümseyici, alaycı  beyanları, dilinden düşürmediği milli irade ve Yasama organının  üstünlüğü söylemini  inkar anlamına da gelmektedir.

Cumhurbaşkanının Lozan Antlaşmasının 93. Yıldönümü nedeniyle yayınladığı ve halen Cumhurbaşkanlığı resmi sitesinden silinmemiş olan  mesajından alıntılanan aşağıdaki ifadeleri kendilerine hatırlatmak istiyoruz:

Bugün, Cumhuriyetimizin kurucu belgesi olan Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasının 93. yıldönümüdür.

Aziz milletimizin inanç, cesaret ve fedakârlıkla elde ettiği zafer, Lozan Antlaşması ile diplomasi ve uluslararası hukuk alanına taşınarak tescil edilmiştir.

Bu anlaşma, yeni kurulan devletimizin tapusu niteliğindedir.

Lozan Antlaşması’nın içeriği, bu anlamda başta milli irade ve demokrasi olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin sahip olduğu temel ilkelerin değeri, bugünlerde çok daha iyi anlaşılmaktadır.”

Bu hatırlatmadan sonra da Cumhurbaşkanına sormak istiyoruz: Lozan’la ilgili hangi tarihli beyanınız gerçek düşüncenizdir? Hangisi muhtemel bir aldatılma sonucu söylenmiştir?

Cumhurbaşkanından beklentilerimiz, Lozan’ın kazanımlarının göz ardı edilmesi anlamına gelen gerçek dışı, anlamsız polemiklere bir an önce son verilmesidir.  Uluslararası diplomatik zaferle elde edilen ve tescillenen siyasi sınırlarımızın, Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizin, Hatay’ın, İskenderun’un güvenliğinin ve huzurunun sağlanmasıdır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin siyasi varlığının sürdürülebilmesi konusundaki tutarlılık ve kararlılığın sürdürülmesidir.  Mevcut iktidar döneminde Lozan’a ve uluslararası hukuka aykırı olarak Yunanistan tarafından el konulmuş olan adalarımızın işgalden kurtarılmasıdır. Son beklentimiz ise bu tür istisnai makamlarda bulunanların o makamların ağırlığının ve saygınlığının hakkını vermeleridir.

Emperyalizme karşı destansı bir mücadele ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin doğum belgesi ve tapusu olan Lozan Barış Antlaşmasını, başta Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü olmak üzere kurtuluş kahramanlarını Türk Milletinin gönlünden ve vicdanından silmeye ve itibarsızlaştırmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

İstanbul Barosu Başkanlığı

=======================================

Dostlar,

Tayyip beyin ABD ziyaretinin hemen ardından –orada kapalı kaılar ardında mneler geçti ise– ülkemizin uluslararası hukukta tapusu ve tabusu  olan Lozan Antlaşması’na saldırmaya cüret edebilmesi küçümsenecek ve geçiştirilebilecek bir olay değildir. Biz olayı BOP çerçevesi içinde değerlendirmeyi uygun görüyoruz. Tayyip bey kameralar önünde onlarca kez “BOP Eşbaşkanı olduğunu ve bu görevi yaptığığını” kendi ağzıyla adeta böbürlenerek açıklamıştır. Bu Projenin Türkiye’yi de parçalamayı öngördüğü, yayımlanan haritalardan ve makalelerden anlaşılmaktadır. Erdoğan’ın 15 Temmuz 2016 ABD destekli FETÖ’cü darbe girişimiyle ülkemizde elinin çok zayıfladığı bir kesitte kartlar yeniden karılarak önüne kimi yeni misyonlar sunulmuş olması kuvvetle olasıdır. Bu olasılık dehşet vericidir.. Tıpkı Tayyip beyin Abramowitzler tarafından keşfedilerek Başbakanlığa hazırlanması, AKP’nin kurdurulması…. gibi..

İstanbul Barosu, yukarıdaki basın açıklaması metnini 2 gün önce 11.10.2016 günü güncelledi. Anımsanacağı üzere biz de “ERDOĞAN LOZAN ANDLAŞMASI’na NEDEN SALDIRIYOR?” başlıklı bir makalemizi web sitemizde yayımlamıştık
(http://ahmetsaltik.net/2016/10/01/erdogan-lozan-andlasmasina-neden-saldiriyor/).

bop_haritasi

BOP (Büyük Ortadoğu Planı) haritası yukarıdadır. Tayyip bey, bu planın gerçekleştirilmesi için ABD başkanları ile eşbaşkan olarak görev yaptığını kendi ağzıyla, kameralar önünde kezlerce yinelemiştir. Harita 2006 Haziran’ında ABD Silahlı Kuvvetleri Dergisinde E. Alb. Ralph Peters imzalı “KAN SINIRLARI” başlıklı makalede yayımlanmıştır :

Peters, R. Blood Borders. US Armed Forces Journal, www.armedforcesjournal.com/2006/06/1833899

Duyumlar değil belgeler ortadadaır.

Bu resmi haritaya göre Tayyip beyin görevi Türkiye’yi bölüp – parçalamak mıdır??

20 milyonu aşkın AKP seçmeni Tayyip beye bunun için mi oy vermektedir??
Bir ülkenin başına bundan daha vahim ne gelebilir??
Erdoğan yarın BOP eşbaşkanlığı görevinden ayrıldığını açıklasa bile ne ölçüde inandırıcı olabilir ve yıllarca bu doğrultudaki çabaları ve sonuçları bir çırpıda silinebilir mi??

Konunun çok ciddi olması nedeniyle her 2 yazının bir kez daha site okurlarımızca okunmasının ve arşivlere konmasının çok yerinde olacağını düşünüyoruz..

Belki vicdanlı AKP’liler uyanır da bu lanetli gidiş ve oyun daha çok gecikmeden bozulabilir!
Durup dururken BAŞKANLIK konusu neden gündeme getirildi? MHP’ye ayar verenler kimler??

BOP Eşbaşkanlığı görevini yerine getirmek = Türkiye’yi bölmek için kadir-i mutlak Başkan olmak gerekiyor anlaşılan Türkiye’ye! Stepne parti o yüzden mi konuşturuluyor??

Türkiye bu yıkıcı oyuna gelecek mi ??
Hiç ama hiç sanmıyoruz.. Gelmeyeceğini umuyoruz, diliyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
13 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Gazeteci ve yazarlardan imza kampanyası: #SeslerSusturulamayacak

Gazeteci ve yazarlardan imza kampanyası:

#SeslerSusturulamayacak

(AS : Bizim katkimiz yazinin altindadir.. )

Darbe girişimi sonrası OHAL kapsamında çıkarılan KHK’ler çerçevesinde radyo ve televizyon kanallarının polis baskınlarıyla mühürlenmesine, yayınların karartılmasına karşı
Hazirancıların daveti ile gazeteci ve yazarlar imza kampanyası başlattı. (04-10-2016)

Gazeteci ve yazarlardan imza kampanyası: #SeslerSusturulamayacak

‘Halkın haber alma hakkına sahip çıkıyoruz’ başlıklı imza kampanyasına aralarında
Zülfü Livaneli, L. Doğan Tılıç, Bülent Mumay ve Ahmet Ümit‘in de bulunduğu
birçok gazeteci ve yazar desteğini açıkladı.

Kampanya kapsamında yayımlanan “Sesler ve renkler susturulamaz” başlıklı çağrı metninde ise şu ifadeler yer aldı:

15 Temmuz kanlı darbe girişimi başarıya ulaşmış olsaydı tüm sesler sustururulacak, gazeteler kapatılacaktı.

  • Darbe girişimi bastırıldı ama bir darbe dönemi, AKP’nin OHAL’iyle yaşanıyor.
  • Sesleri ve renkleri susturmaya, gazetelerden, TV kanallarından, radyolardan devam ediyorlar.
  • OHAL’e dayanarak kapatma kararları, polis baskınları, gözaltılarla halkın haber alma hakkı engellenmeye, AKP’ye karşı olan herkes susturulmaya çalışılıyor.
  • İMC TV, HAYATIN SESİ TV, Yön ve Özgür Radyo‘ya yönelik bu zorbalığa karşı yan yana, omuz omuza durarak hayatın tümüyle karartılmasına karşı duracağız.
  • Medyaya yönelik baskılara karşı olan tüm sesleri, İMC’nin, HAYATIN ve susturulmak istenen tüm seslerin sesi olmaya çağırıyoruz.
  • Susmayacağız !
  • Özgürlükten, Demokrasiden, Laiklikten, Barıştan Yana Seslerin Susturulmasına
    Seyirci Kalmayacağız !”

İmzacılar      :
Ahmet Abakay, Ahmet Büke, Ahmet Şık, Ahmet Ümit, Ali Murat Hamarat, Aslı Tohumcu,
Atilla Aşut, Ayşenur Arslan, Ayça Söylemez, Ataol Behramoğlu, Barış İnce, Bülent Mumay,
Can Soyer, Ceyda Karan, Doğan Tılıç, Doğan Ergün, Elif Ilgaz, Emrah Polat, Emrah Serbes,
Enver Aysever, Erdem Gül, Erk Acarer, Ertuğrul Mavioğlu, Fatih Polat, Hakan Gülseven,
Haydar Ergülen, İbrahim Varlı, İsmet Demirdöğen, Kemal Göktaş, Merdan Yanardağ,
Mustafa Kuleli, Mustafa Kemal Erdemol, Mustafa Hoş, Nurcan Gökdemir, Onur Behramoğlu,
Onurkan Avcı, Özgür Mumcu, Sabahat Karakoyun, Seçil Türkkan, Sedat Bozkurt,
Seray Şahiner, Timur Soykan, Tunca Öğreten, Türay Köse, Yaşar Aydın, Zülfü Livaneli

==========================================

Dostlar,

Bu çağrı ve protsetoya biz de destek vererek imza koyuyoruz..
İmzacıların hepsi ile her bakımdan görüşbirliği içinde olmamız olanaksız ve gerekmez…
Ancak AKP’nin OHAL bahanesiyle ülkede sıkıyönetimi de aşan bir teör estirdiği açık.
Yapılanlar, OHAL ilanını gerektiren gerekçeleri çoooook çooooooook aşmış durumda..
Pek çok bakımdan Anayasa dışına çıkılmış durumda..

– OHAL gerekçelerini aşkın ve dışında düzenlemeler yapılmakta..
– Düzenlemeler ölçülülük ve gereklilik – zorunluluk sınırlarını tanımıyor..
– OHAL kararnameleri ile OHAL dönemi ile sınırlı olmayacak kalıcı düzenlemeler yapılıyor.
– OHAL kararnameleri ile yasalarda değişiklik yapılıyor; oysa bu YASAMA yetkisi..
ve Anayasa Mahkemesi’nin bu uygulamayı iptal eden kararı var..
– Yürütme, Yasama’nın yetkisini açıkça gasp ediyor. TBMM göstermelik durumda..
– AKP iktidarının “mümtaz” Adalet Bakanı, Anayasa’nın OHAL döneminde Anayasaya aykırı düzenlemelere izin verdiğini savunacak ölçüde en temel hukuk kurallarının dışına savruluyor..
– Hukuk devleti, temel insan hak ve özgürlükleri, demokratik düzen felç edilmiş durumda..
AKP her aracı mübah görerek 2023 hedeflerine koşar adım yürümekte..

  • Tayyip bey ağır tutarsızlıklar ve kendiyle derin çelişme içinde ama ne gam; AKP – ümmet O’na tapıyor hala! Son Lozan polemiği bile bardağı taşıran damla olamadı..OHAL ilanı 2,5 ayı buldu ancak ülkemizi yerle bir eden 9 OHAL Kararnamaesinin hiçbiri henüz TBMM’de görüşülmedi.. CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurusundan da henüz bir sonuç çıkmadı.. Oysa durum ve sorun ağır ve acil.. Dileyelim AYM elini çabuk tutsun..
  • RTE başkanlığına Bakanlar Kurulu 28 kişilik bir oligarşi = gerçekte TEK ADAM RTE
    ile ülkeyi hukuku çiğneyerek demir yumrukla yönetiyor, köktenci biçimde dönüştürüyor.

Sevgi ve saygı ile.
05 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Suay Karaman : TARIK AKAN İÇİN

TARIK AKAN İÇİN

portresi_gulumseyenSuay Karaman     

Türk halkının gönlünde taht kuran usta sinema oyuncusu Tarık (Üregil) Akan, 16 Eylül 2016’da yaşamını yitirdi. 111 filmde rol alan Tarık Akan, yedi kez Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ‘En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’ ile 1996 yılında ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’ kazanmıştır. 1985 yılında Berlin Uluslararası Film Festivali’nde “Pansiyon” filmi ile ‘Gümüş Ayı Mansiyon Ödülü’ almıştır.

Tarık Akan‘ın sinema yaşamı, lüks villalarda çekilen aşk filmlerindeki burjuva sanat anlayışını bırakıp, ulusal devrimci sanata yönelmesiyle ivme kazanmıştır. Bu dönem filmlerinde kapitalizmin insanı nasıl sömürdüğünü, Anadolu feodalizminin bağnazlığını, ezilenlerin özgür ve eşit bir dünya kavgasında uğradıkları zulmü anlatarak sanatının zirvesine çıkmıştı. Bu yüzden işsiz ve parasız günler geçirmiş ama asla ödün vermeyerek alnının akıyla yaşam mücadelesini sürdürmüştü.

15 Ocak 1981’de Almanya’da Barış Derneği‘nin Nazım Hikmet’in doğum günü için düzenlediği etkinlikte yaptığı konuşma yüzünden, yurda dönüşünde tutuklandı. 12 Eylül faşizminin zindanlarında işkence gördü!

İnsanları eğitmenin önemine inandığı için 1991 yılında daha önceleri kendisinin de okuduğu Taş Özel İlkokulu’nu alarak, Özel Taş Koleji‘ni kurdu. 2002’de hapishane günlerini ve 12 Eylül 1980 darbe sürecini “Anne Kafamda Bit Var” adlı kitabında anlattı.

Gerçek bir sanatçıda olması gereken özelliklere sahip Tarık Akan; kültürün ve eğitimin içinde yer alan, ülkesinin gerçeklerine yabancı olmayan, ülke ve dünya sorunlarını bilen, ilgilenen ve gerektiğinde elini taşın altına koyanlardandı. Haksızlıklara daima baş kaldıran, 1990’da Zonguldak’ta büyük madenci grevine destek veren, TEKEL işçilerinin yanında yer alan, Gezi direnişinde gençlerle birlikte olan, Silivri’de bariyerleri ezen ve mücadelelerde hep en önde yürüyen kültürlü, yurtsever bir aydındı.

  • “Benim varlığım ve yaşamım Mustafa Kemal’dir”

diyen Tarık Akan’ın isteği, hepimiz gibi tam bağımsız bir Türkiye dileğiydi.

  • “Atatürkçülük bağımsızlık demektir,
    Atatürkçülük ulusal onur demektir,
    Atatürkçülük devrimcilik demektir.
    Bizler Mustafa Kemal’in askerleriyiz,
    hiçbir zaman ölmeyeceğiz”

diyen Tarık Akan, tüm sevenlerinin gönlünde yaşayacaktır.

Tarık Akan ile ilgili iki küçük anımı yazmadan geçemeyeceğim. 17 Mayıs 2009’da Atatürkçü Düşünce Derneği’nin öncülüğünde Ankara Tandoğan Meydanı’nda yapılacak Cumhuriyet Mitingi’nde konuşma yapması için Tarık Akan ile görüşmüştüm. ‘Bazı rahatsızlıkları olduğunu ve doktor kontrolüne gideceğini’ söyledi ve ‘başka bir etkinlikte mutlaka buluşalım’ dedi. Görüşme sırasında miting için konuşmacı bulmakta zorlandığımızı bildirmiştim. O zaman Danıştay Başsavcılığından emekli şimdiki ADD başkanı, ‘annesinin izin vermediği’ gerekçesiyle konuşma yapmayı kabul etmemişti. Siyasi iktidarın üniversiteler üzerindeki baskıları yoğunlaşmıştı ve bu baskılardan ilk olarak payını alan Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin eski rektörü, yurt dışında olacağı için konuşma davetimize olumsuz yanıt vermişti. Yine benzer gerekçelerle Ankara Üniversitesi eski rektörü ile ODTÜ eski rektörü de konuşma davetimize olumsuz yanıt vermişlerdi. Bana “sen çık konuş, zaten ADD Genel Sekreterisin, arama kimseyi, sen yetersin” dedi. Tarık Akan’ın cesaretlendirmesi üzerine gereğini yaparak, miting konuşmacıları arasında yer aldım.

İlerleyen günlerde Tarık Akan beni arayarak, mitingden duyduğu mutluluğu ve benim

  • “Krizden çıkışın yolu, Kemalizm’in 6 Ok’u”

sözümü çok beğendiğini bildirdi. Ve bana şöyle dedi:
– “İzin vermeyen anneye çiçek göndermelisin, büyük iş başardınız…”

30 Ocak 2012’de 19. Adalet ve Demokrasi Haftası’nda, benim de mezunları arasında olduğum Bahçelievler Deneme Lisesi’nin düzenlediği etkinlikte Tarık Akan’ın “Köy Enstitüleri, Bir Meçhul Öğretmen” adlı belgeselinin gösterimi yapılmıştı. Ardından ben “Köy Enstitülerinden Günümüze” adlı bir konuşma yapmıştım. Kendisi sağlık sorunu nedeni ile katılamamıştı programa. Etkinlikten birkaç gün sonra Tarık Akan beni arayarak, konuşmam için kutlamış ve konuşmamın filmi tamamladığını söylemişti. Ben de o muhteşem (AS: görkemli) filmi için kendisini kutlamıştım. Aramızdaki konuşma şöyle geçti:

– Tarık abi geçmiş olsun, kendinize dikkat edin ama sanıyorum günde 2 paket sigara içiyormuşsunuz.

– Yok ya 2 paket değil, 3 paketten biraz fazla.

Ve önce sessizlik, ardından karşılıklı gülüşme…

En kısa sürede görüşelim diyerek konuşmamızı bitirmiştik. Yaşamı ertelememek gerekiyormuş, keşke en kısa sürede görüşebilseymişiz. Işıklar içinde uyu alçakgönüllü, yakışıklı, büyük ve gerçek sanatçı…

=================================

Dostlar,

Teşekkürler sevgili Suay kardeşimize..

Ne denli anlamlı notlar düşmüş..

Birkaç yıl önce, “annesinden mitingde konuşma izni alamayan kişi” (!?), son 6 yıldır ADD genel başkanı! Anne, herhalde kızının genel başkan yapılması durumunda konuşma izni vermiş olmalı ??

Sevgili Tarık Akan; ne hoş sada bıraktın sen, baki kalan bu kubbede..

Keşke her gün 3 paketten çok sigara içmeseydin.
Her 100 akciğer kanserinin 90’ının nedeni sigara!
Herkese acı bir ibret..

Sevgi ve saygı ile.
20 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com