Nazım HİKMET : Kuvayi Milliye Destanı

 

Kuvayi Milliye Destanı

portresi_ve_sozu

26 AĞUSTOS GECESİNDE SAATLER 
İKİ OTUZDAN BEŞ OTUZA KADAR 
VE İZMİR RIHTIMINDAN AKDENİZ’E BAKAN NEFER Saat 2.30.

Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır, 
ne ağaç, ne kuş sesi, 
ne toprak kokusu vardır. Gündüz güneşin, 
gece yıldızların altında kayalardır. 
Ve şimdi gece olduğu için ve dünya karanlıkta daha bizim, 
daha yakın, daha küçük kaldığı için ve bu vakitlerde topraktan 
ve yürekten evimize, aşkımıza ve kendimize dair sesler geldiği için kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi 
okşayarak gülümseyen bıyığını seyrediyordu Kocatepe’den dünyanın en yıldızlı karanlığını. 

Düşman üç saatlik yerdedir ve Hıdırlık tepesi olmasa 
Afyonkarahisar şehrinin ışıklan gözükecek. 
Kuzeydoğuda Güzelim dağları ve dağlarda tek tek ateşler yanıyor. 

Ovada Akarçay bir pırıltı halinde ve şayak kalpaklı nöbetçinin hayalinde 
şimdi yalnız suların yaptığı bir yolculuk var: 
Akarçay belki bir akar su, belki bir ırmak, belki küçücük bir nehirdir 
Akarçay Dereboğazı’ında değirmenlieri çevirip ve kılçıksız yılan balıklarıyla Yedişehitler kayasının gölgesine girip çıkar. 
Ve kocaman çiçekten eflatun kırmızı beyaz ve sapları bir, bir buçuk adam boyundaki haşhaşların arasından akar. 

Ve Afyon önünde Altıgözler köprüsünün altından 
gündoğuya dönerek ve Konya tren hattına rastlayıp 
yolda Büyükçobanlar köyünü solda ve Kızılkilise’yi sağda bırakıp, gider. 

Düşündü birdenbire kayalardaki adam kaynakları ve 
yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri. 

Kim bilir onlar ne kadar büyük, ne kadar uzundular? 
Birçoğunun adını bilmiyordu, yalnız, Yunan’dan önce 
ve Seferberlik’ten evvel Selimşahlar çiftliğinde ırgatlık ederken Manisa’da geçerdi Gediz’in sularını başı dönerek. 

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu. 
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu 
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında, birdenbire beş adım sağında onu gördü. 

Paşalar onun arkasındaydılar. 
O, saati sordu 
Paşalar: ‘Üç’, dediler. 
Sarışın bir kurda benziyordu 
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. 
Yürüdü uçurumun başına kadar, 
eğildi, durdu. 
Bıraksalar 
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak 
ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak 
Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı. 

Saat 3.30. 

Halimur – Ayvalı hattı üzerinde manga mevziindedir. 

İzmirli Ali Onbaşı (Kendisi tornacıdır) karanlıkta göz yordamıyla sanki onları bir daha görmeyecekmiş gibi 
baktı manga efradına birer birer: 
Sağda birinci nefer sarışındı, ikinci esmer. 
Üçüncü kekemeydi fakat bölükte yoktu onun üstüne şarkı söyleyen. Dördüncünün yine mutlak bulamaç istiyordu canı. 
Beşinci, vuracaktı amcasını vuranı tezkere alıp Urfa’ya girdiği akşam. 
Altıncı, inanılmayacak kadar büyük ayaklı bir adam, 
memlekette toprağını ve tek öküzünü 
ihtiyar bir muhacir karısına bıraktığı için kardeşleri onu mahkemeye verdiler ve bölükte arkadaşlarının yerine nöbete kalktığı için ona ‘Deli Erzurumlu’ derdiler. Yedinci Mehmet oğlu Osman’dı. 
Çanakkale’de, İnönü’nde, Sakarya’da yaralandı 
ve gözünü kırpmadan daha bir hayli yara alabilir, 
yine de dimdik ayakta kalabilir. 
Sekizinci İbrahim korkmayacaktı bu kadar 
bembeyaz dişleri böyle tıkırdayıp birbirine böyle vurmasalar. 
Ve İzmirli Ali Onbaşı biliyordu ki: 
tavşan korktuğu için kaçmaz kaçtığı için korkar. 

Saat: 4 

Ağzıkara-Söğütlüdere mıntıkası. 

On ikinci Piyade Fırkası. 
Gözler karanlıkta, uzakta. 
Eller yakında, mekanizmalar Üzerinde. 
Herkes yerli yerinde. 
Tabur imamı, mevzideki biricik silahsız adam: ölülerin adamı, 
kırık bir söğüt dalı dikerek kıbleye doğru, durdu boyun büküp el kavuşturup sabah namazına, içi rahattır. 
Cennet, ebedî bir istirahattır. Ve yenilseler de, yenseler de âdâyı, meydânı gazadan o kendi elleriyle verecektir 
Cenabı rabbülâlemîne şühedâyı. 

Saat: 4.45. 

Sandıklı civarı.
Köyler.
Sarkık, siyah bıyıklı süvari, çınar dibinde, beygirinin yanında duruyordu.
Çukurova beygiri kuyruğunu karanlığa vuruyordu:
diz kapaklarında kan, kantarmasında köpük… 

İkinci Süvari Fırkası’ndan Dördüncü Bölük, 
atları, kılıçları ve insanlarıyla havayı kokluyor. 
Geride, köylerde bir horoz öttü. Ve sarkık, siyah bıyıklı süvari ellerinin tersiyle yüzünü örttü. Karşı dağlar ardında, düşman elinde kalan bir başka horoz vardır: 
Baltaibik, sütbeyaz bir Denizli horozu. 
Düşmanlar her hal onu çoktan kesip çorbasını yapmışlardır. 

Saat beşe on var. 

Kırk dakka sonra şafak sökecek. 
‘Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak’ 
Tınaztepe’ye karşı Kömürtepe güneyinde. 
On beşinci Piyade Fırkası’ndan iki ihtiyat zabiti ve onların genci, uzunu, Darülmuallimin mezunu Nureddin Eşfak, mavzer tabancasının emniyetiyle oynıyarak konuşuyor: 

— Bizim İstiklâl Marşı’nda aksıyan bir taraf var, 
bilmem ki, nasıl anlatsam, Akif, inanmış adam, 
fakat onun, ben, inandıklarının hepsine inanmıyorum. 
Meselâ, bakın ‘Gelecektir sana vadettiği günler Hakkın. 
‘Hayır, gelecek günler için gökten âyet inmedi bize. 
Onu biz, kendimiz vadettik kendimize. 
Bir şarkı istiyorum zaferden sonrasına dair. 
‘Kim bilir belki yarın…’ 

Saat beşe beş var. 

Dağlar aydınlanıyor. 
Bir yerlerde bir şeyler yanıyor. 
Gün ağardı ağaracak. 
Kokusu tütmeğe başladı: 
Anadolu toprağı uyanıyor. 
Ve bu anda, kalbi bir şahan gibi göklere salıp 
ve pırıltılar görüp ve çok uzak 
çok uzak bir yerlere çağıran sesler duyarak 
bir müthiş ve mukaddes macerada, ön safta, en ön sırada, şahlanıp ölesi geliyordu insanın. 
Topçu evvel mülâzimi Hasan’ın yaşı yirmi birdi. 
Kumral başını gökyüzüne çevirdi, kalktı ayağa. 
Baktı, yıldızları ağaran muazzam karanlığa. 
Şimdi bir hamlede o kadar büyük. 
Öyle şöhretli işler yapmak istiyordu ki bütün ömrünü 
ve hâtırasını ve yedi buçukluk bataryasını 
ağlanacak kadar küçük buluyordu. 

Yüzbaşı sordu:
– Saat kaç?
– Beş.
– Yarım saat sonra demek… 

98956 tüfek ve şoför Ahmet’in üç numrolu kamyonetinden yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar, bütün aletleriyle ve vatan uğrunda, yani, toprak ve hürriyet için ölebilmek kabiliyetleriyle Birinci ve ikinci Ordu’lar baskına hazırdılar. 

Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde, beygirinin yanında duran sarkık, siyah bıyıklı süvari kısa çizmeleriyle atladı atına. Nureddin Eşfak baktı saatına: 

– Beş otuz… 
Ve başladı topçu ateşiyle 
ve fecirle birlikte büyük taarruz… 

Sonra. 
Sonra, düşmanın müstahkem cepheleri düştü. 
Bunlar: 
Karahisar güneyinde 50 ve doğusunda 20-30 kilometredeydiler. 

Sonra. 
Sonra, düşman ordusu kuvâyi külliyesini ihata ettik Aslıhanlar civarında 30 Ağustosa kadar. 

Sonra. 
Sonra, 30 Ağustosta düşman kuvâyi külliyesi imha ve esir olundu. 

Esirler arasında General Trikopis: alaturka sopa yemiş bir temiz ve sırmaları kopuk firenk uşağı… 

Yaralı bir düşman ölüsüne takıldı Nureddin Eşfak’ın ayağı. Nureddin dedi ki: ‘Teselyalı Çoban Mihail,’ 

Nureddin dedi ki: 
‘Seni biz değil, buraya gönderenler öldürdü seni…’ 

Sonra. 
Sonra, 31 Ağustos günü ordularımız İzmir’e doğru yürürken serseri bir kurşunla vurulan Deli Erzurumluydu. Devrildi. Kürek kemikleri altında toprağı duydu. 
Baktı yukarı, baktı karşıya. Gözleri hayretle yandılar: 
önünde, sırtüstü, yan yana yatan postalları 
her seferkinden kocamandılar. 
Ve bu postallar daha bir hayli zaman 
üzerlerinden atlayıp geçen arkadaşların arkasından 
seyredip güneşli gökyüzünü ihtiyar bir muhacir karısını düşündüler. 

Sonra. 
Sonra, sarsılıp ayrıldılar birbirlerinden ve Deli Erzurumlu ölürken kederinden yüzlerini toprağa döndüler. 

Solda, ilerdeydi Ali Onbaşı, 
Kan içindeydi yüzü gözü. 
Bir süvari takımı geçti yanından dörtnala. 
Kaçanı kovalamıyordu yalnız ulaşmak da istiyordu bir yerlere ve sadece kahretmiyor yaratıyordu da. 
Ve kılıçların, nalların, ellerin ve gözlerin pırıltısı 
ardarda çakan aydınlık bir bütündü. 

Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü ve şu türküyü duydu: 
‘Dörtnala gelip uzak Asya’dan Akdeniz’e 
bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim. 

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak 
ve ipek bir halıya benzeyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim. 

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, 
yok edin insanın insana kulluğunu, bu davet bizim. 

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür 
Ve bir orman gibi kardeşçesine bu hasret bizim…’ 

Sonra. 
Sonra, 9 Eylülde İzmir’e girdik ve Kayserili bir nefer 
yanan şehrin kızıltısı içinde gelip öfkeden, sevinçten, 
Ümitten ağlıya ağlıya, 
Güneyden Kuzeye, 
Doğudan Batıya, 
Türk halkıyla beraber seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz’i. 

Ve biz de burda bitirdik destanımızı. 
Biliyoruz ki lâyığınca olmadı bu kitap, 
Türk halkı bağışlasın bizi, 
onlar ki toprakta karınca, 
suda balık, havada kuş kadar çokturlar, 
korkak, cesur, câhil, hakîm ve çocukturlar 
ve kahreden yaratan ki onlardır, 
kitabımızda yalnız onların maceraları vardır… 

Nazım Hikmet Ran

==================================

Dostlar,

Biz, Nazım Hikmet ustanın benzersiz yapıtı KUVAYI MİLİYE DESTANI üzerine söz edecek değiliz.. Yalnızca, Büyük ATATÜRK’ün kaleminden Kuvay-ı Milliye tanımlamasını sunacağız. 

Kuvayı_Milliye

Tüm Kurtuluş Savaşı şehit ve gazilerimize (sanırız hepsi rahmetli oldu..) sonsuz şükran ve minnetle..

Sevgi ve saygı ile.
30 Ağustos 2019, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

AÜTF Dönem 3 Dersi : Alan (Saha) Araştırmaları (Field Surveys)


Sevgili AÜTF Dönem 3 Öğrencilerimiz.
.

SAHA  – ALAN ARAŞTIRMALARI konulu dersimizin yansıları pdf olarak aşağıdadır.

Güncellenmiştir..

Ders, 11.09.2018 günü 14:00 – 14:50 ve 15:00 – 15:50 arasında 2 kümeye ardarda
AÜTF Morfoloji binasında ayrılan anfide işlenecektir.

Yararlı olmasını dileriz..
Bu dosya ile birlikte sunduğumuz TNSA 2013 özet verilerinden de sınavda sorumlu olacaksınız.. Bu nokta derste de vurgulanmıştır..

Yansıları okumak, dosyayı indirmek için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

Saha_Arastirmalari

TNSA2013_sonuclar_sunum_2122014

Tanıtım ve Yöntem Sinan TÜRKYILMAZ

Sevgi ve saygı ile. 09.09.2018

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

KABİLE YÖNETİMİ, İSLAM ORDUSU

KABİLE YÖNETİMİ, İSLAM ORDUSU

Naci BEŞTEPE
E. Tümg. 

Türkiye’nin pek çok sorunu içinde birincil olanı yönetim sorunudur.
İktidarın yurt içinde hedefi bellidir.
Cumhuriyetin tüm kazanımlarını silip süpürmek, laiklik demokratik rejim yerine dine dayalı otokratik bir rejim kurmak.
Adımlar bu doğrultuda atılmaktadır.
Yurt dışında ise sarkaç gibi salınıp durmakta, ikilemler içinde gidip gelmektedir.

AFRİN’DEN SONRA NE YAPILACAK?

Afrin doğru karardı. TSK başarılı bir operasyonla hedefe ulaştı.
Siyasi hedef açık olmadığı için sonrası çok bilinmeyenli denklem gibi.
Günlerdir,”Afrin’den sonra Menbiç, sonra Fırat doğusu” denildi.
24 Mart’taki AKP kongresinde “Reis bizi Menbiç’e götür” diye tezahürat yapan gençlere AKP’li Reis Erdoğan, “Menbiç’e ihtiyaç var mı yok mu? Eğer var derlerse önce ben” yanıtı verdi. Demek ki Menbiç için henüz karar verilmemiş.
Sorun büyük.  Menbiç’te ABD var. PKK/PYD ile kol kola.
ABD aylar önce verdiği sözü unutmuş görülüyor. Fırat’ın doğusuna PYD’nin geçişine izin vermeyecek, Menbiç’tekileri çıkartacaktı. Şimdi başka oynuyor. PYD’ye desteği sürdürüyor.

KARARSIZLIK İKTİDARI

Menbiç’te neden kararlı değil iktidar? Nerede kararlı ki?
Rusya ‘dan S-400’leri aldık, alıyoruz. Pat diye ABD ile Patriot görüşmeleri başladı.
Çocuk kandırıyorlar. Biri NATO’ya uyumlu diğeri ülkemize özgü olacakmış da?
Yemeyin bizi. İki sistem gereksizdir. S-400 kime karşı? Öncelikle Yunanistan olmak üzere batı ülkelerine karşı. Buna bölgede konuşlu ABD dahil.
Patriot kime karşı? Başta Rusya ve İran olmak üzere onlarla işbirliği yapan Irak ve Suriye’ye karşı. Şimdi çözün bilmeceyi. Dostumuz kim, düşmanımız kim? Kiminle işbirliği içindeyiz, kiminle çatışıyoruz? Böyle dış politika böyle ülke yönetimi olur mu?

NEDEN PATRİOT?

Patriot almaya zorlandı iktidar. Trump tüccar. Yolcu uçaklarını sattı, kesmedi. Hava savunma sistemi de satacak. Göbek bağını koparmayacak. Hayır deme şansı var mı? Var.
Zarrab davasının sonucunda ekonomik darbeyi göze alırsa. Alabilir mi? Dolara bakın. Büyüyen dış borca bakın. Batmaya giden ekonomiye bakın. Dış yatırım ihtiyacının öldürücülüğüne bakın. Kararı, yanıtı verin. Görüşmeler başladı. Uzarsa ne olur? Zarrab davasının 11 Nisandaki karar duruşması ileri tarihe atılır. İmza atılmaya yetecek bir süre kadar ileriye.

SİYASET NE YAPMALI?

Kürt devleti kurulmasını engellemek için Fırat’ın doğusundaki kantonlar da temizlenmelidir.
Bölgede ABD var. TSK ile ABD güçleri karşı karşıya gelmeli mi? Hayır.
Hatta TSK’nın bu bölgeye girmesi bile zorunlu değil.
Siyasetin gücü ve başarısı işte burada kendini gösterecektir.
Başta Suriye olmak üzere bölge ülkeleri ve Rusya ile yapılacak işbirliği ABD’yi buradan çıkarır.
Türk askerinin burnu kanamaz. En fazla yapacağı şey, kuzeyden Suriye askerine destek vermek olur. Nerde o yönetim? İnadına Esad düşmanlığı. ABD-Rusya arasında şaşkın şaşkın gel-gitler.

İSLAM ORDUSU MU?

Son dönemde, özellikle 15 Temmuz’dan sonra TSK Komuta kademesine bir haller oldu.
Resmi elbise ile camilere gidiş reklamları. Konuşmalarda dini söylemleri öne çıkarmalar.
Yılların komando yeminini duaya çevirip, ”AMİN” e bağlama.
Komutan konuşmalarını “Alla yardımcınız olsun!”la bitirip askerin “AMİN” le yanıtlaması.
Gnkur.Bşk.nın “ Vatan, millet, bayrak ve din uğruna” can verildiğini söylemesi.

Ne oluyoruz sayın komutanlar?

Suudi İslam Ordusu’nun başında mısınız, laik Türkiye Cumhuriyeti ordusunun komutanları mısınız? Kimsenin inancına sözümüz yok. Ancak TSK İslam ordusu değildir. Operasyonlar din için yapılmamaktadır. Zaten karşınızdaki insanların çoğu da aynı dindendir.
Kendi geleceğini kurtarmak için dindar görüntüsü vermeye çalışanlar ancak günü kurtarır.

  • Vatan ve millet için can veren Mehmetçiği kimse bireysel çıkarına alet etmesin.

Şehitler tüm milletin kutsalıdır. (28.3.18)
=====================================================

Dostlar,

Saygın dostumuz Sn. E. Tümg. Naci Beştepe Paşamız değerli bir irdeleme kaleme almış (klavyeye!). Dileriz iktidar kanadı yetkilileri de okur ve yararlanırlar. Bir kez de biz yineleyelim:

TSK İslam ordusu değildir!

TSK; laik Türkiye Cumhuriyeti’nin Ordusudur. Şanlı bir Kurtuluş Savaşının eşşsiz kahraman Ordusudur. T.C. yurttaşlarının tümü de Müslüman değildir. Dolayısıyla TSK’nın Din için de savaştığı söylenemez. Ölçüyü şaşmaz ve sarsılmaz biçimde Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK koymuştur :

  • Milletin yaşamı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir!

Sevgi ve saygı ile. 06 Mayıs 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net      profsaltik@gmail.com
 

Gençlerin %30’u yoksul ve yoksun

Gençlerin %30’u yoksul ve yoksun

* Gençlerin %30’unun aylık geliri 600 TL’den az,
%50’si borçlu, %70’i sahip olamadıkları iş ve gelirin özleminde.
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)Gençlerde eğitim, sağlık ve iş yaşamında memnuniyetsizlik oranı %30’a ulaştı.
“Türkiye’deki Gençlerin İyi Olma Hali Raporu”, gençlerin yaşamlarına ilişkin verileri gözler önüne serdi. Araştırma, gençlerin %70’inin sahip olamadıkları gelir nedeniyle yoksunluk hissi çektiklerini ve toplumsal olaylara neden olabilecek ‘göreli yoksunluk’ kategorisinde yer aldıkları sonucuna ulaştı. Anayasa değişikliği sürecinde 18 yaşında seçilme hakkı ile hedef kitle olan gençlerin siyasal parti etkinliklerine katılım oranı %5’te kaldı. Gençlerin %30’unun aylık gelirlerinin 600 TL’den az olduğu belirtilen raporda, gençlerin yarısının borçlu olduğu ortaya çıktı. Birleşmiş Milletler Habitat II Zirvesi için bir araya gelen aktivistler tarafından 1997’de kurulan Habitat Derneği, Türkiye’de bugüne dek yapılmış en geniş kapsamlı araştırma olan “Türkiye’deki Gençlerin İyi Olma Hali Raporu”nu ülkenin dört bir yanından gelen gençlerle açıkladı. Yüz yüze anketler aracılığıyla 16 ilde gerçekleştirilen araştırmadan çıkan raporun dikkat çeken sonuçlarından kimileri şöyle:-İş arayan gençler umutsuz: Görüşülen gençlerin %30’u hayatlarından “çok memnun” olduğunu belirtirken, % 42’si “biraz memnun” olduğunu, %28’i ise hayatından memnun olmadığını söyledi. Mutsuzluk oranı iş arayan gençler arasında daha da arttı. Gençlerin geleceklerinden ne kadar umutlu oldukları sorulduğuda ise “çok umutluyum” oranı %27, “biraz umutlu” olanların oranı %39, umutsuzların toplamı ise %34’e ulaştı. Gelecekten umut oranları öğrenciler arasında en üst düzeydeyken, çalışanlar ve iş arayan gençlerde bu oran %50’nin altına dek düştü.

-600 lira ile geçinmek : Gençlerin % 30’unun aylık kişisel geliri 600 TL’nin altında kaldı. % 33’ünün ise 600 – 1500 TL/ay gelirle yaşadıkları sonucuna varıldı. İş arayan gençlerin %80’i, öğrencilerin ise %62’sinin 600 TL ve altında gelire sahip olduklarının altı çizildi.

%50’si borçlu : Araştırmada gençlerin en az %49’unun borcu var. Bu oran öğrenciler arasında %44, iş arayanlarda %40 oranında kalırken, çalışanlarda borçluluk oranı ise %60’a ulaştı. Çalışan gençlerin borçlarının çoğunluğunu kredi kartı ve banka kredileri oluştururken, öğrencilerin en çok borçlandığı Devlet oldu. Öğrencilerin borçlu olduğu kurum, geri ödemeli olarak aldıkları devlet kredisi için Kredi Yurtlar Kurumu oldu.

-İhtiyaç en az 2 bin : Gençlerin rahatça bir yaşam sürebilmek için gereksinim duydukları gelir sorulduğunda ortalama değerler öğrencilerde 2 084 TL, çalışanlarda 3 126 TL, iş arayanlarda ise 2 200 TL olarak belirlendi.

Yoksunluk oranı %70: Gençlerin sahip olamadıkları gelir ve olanaklar nedeniyle içine girdikleri yoksunluk duyusunu tanımlamada kullanılan bir “göreli yoksunluk” oranının %70’e dek yükselmesi dikkat çekti.

Tanıdık yoksa iş zor

Gençlerin %70’i, “Kolaylıkla iş bulabilir misiniz” sorusuna ise “Zor olur” yanıtı verdi.
İş bulmanın önündeki engeller ise yeterli iş olanaklarının olmaması, ücretlerin düşüklüğü,
iş bulacak tanıdıklarının olmaması, çalışma koşullarının zorluğu ve uygun bir iş bulamama olarak sıralandı. (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ekonomi/742246/Gencler_yoksul_
Yuzde_30_unun_ve_yoksun.html
, 17.05.2017)
=====================================
Dostlar,

Büyük Atatürk‘ün SÖYLEV‘inin (NUTUK) sonunda “Gençliğe hitabe” ile onurlandırdığı ve “BÜTÜN ÜMİDİM GENÇLİKTEDİR” diyerek en büyük yapıtı Cumhuriyet’imizi emanet ettiği Türk Gençlerinin ekonomik durumu yukarıda özetlendi…

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı 2 gün sonra.. İstanbul Valiliği, utanılacak biçimde gençlerin etkinliklerini iptal ile meşgul.. Gerekçe güvenlik sorunu (!?).. OHAL altında bile ulusal bayram 19 Mayıs’ta güvenliği sağlayamama gerekçesi ile milli bayrama engel..
Tarih bunları yazacak ve yapanlar, yaptıranlar, çoluk – çocuğu hiç kuşku yok ayıplanacak.
Dün sitemizde yayımladığımız TÜİK istihdam verileri raporuna göre genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 4,7 puanlık artış ile %23,3 oldu. Oysa genel işsizlik oranı 1,7 puanlık artış ile %12,6 (http://ahmetsaltik.net/2017/05/15/issizlik-rakamlari-aciklandi-gecen-yila-gore-buyuk-artis/)

YÖK verileriyle yükseköğretimde öğrenci sayısı 6 167 586 (https://istatistik.yok.gov.tr/, 17.5.17). Değişik kaynaklardan tarama ile ulaşabildiğimiz verilerle yurtlarda kalabilen yükseköğrenim öğrencilerinin sayısı yarım milyon dolayında. Kamusal yurt  yatak kapasitesi 400 bine yakın. Üniversite öğrencilerinin 1/12’sinden azı için kamu + özel yurt yatağı kapasitesi yaratılabilmiş durumda. Öğrencilerin %90’ından fazlası yurt dışında kalma mekanları sağlamak durumunda. Aileleri ya da çok yakınları ile kalabilen çok sınırlı kesim dışında kalan seçenek, birkaç öğrencinin ortaklaşa ev kiralaması..

Öte yandan, güvenilir bilgilere ulaşamamakla birlikte TOKİ eliyle birkaç yüz bin dolayında konut arzı fazlası yaratıldığı ileri sürülmekte. TOKİ, AKP eliyle doğru – sağlıklı yönlendirilseydi, AKP’li son 15 yıl içinde giderek lüks konuta değişen üretim çizgisi yerine öğrenci yurtları sorununu çözmüş olmaz mıydı Türkiye?

Bu sorunun ayrımında olunmadığı, gözden kaçtığı söylenebilir mi?
Değilse, bu alanda kamusal yurt yatağı sorununun bilerek – isteyerek güdülen politika ile çözülmediği düşünülebilir mi?? Dar gelirli aile öğrencilerini tarikat – cemaat – sözde hayırsever (!?) kişi – kurumların insafına terk etmek ne anlama gelmektedir?? Ardından da kimi cemaatları tu kaka ilen edip yurtlarını kapatmak, TÜRGEV – Bilal Erdoğan eliyle vakıf yurtları açmak??

AKP politikaları artık her yerinden lime lime dökülüyor. 
İnsan aklını sonsuza dek teslim alma olanağı olabilir mi??
En son Trump – Erdoğan görüşmesinin 20 dakika sürmesi (yarısı çeviri, Erdoğan’ın konuşma süresi 5 dakika!) hazin bir fiyasko değil mi? 5 dakikada Erdoğan ne anlatmış olabilir, 5 dakikada Trump’tan ne yanıt almış olabilir?? Bir de Çin’den gidildi, neredeyse 20 bin km uçuş ama 20 dakikacık kabul!

Yazık oluyor Türkiye’ye.. Ulusun yaşadıkları ve gördükleri arasında sağlıklı bağlar kurması ve 2019 ilkbaharındaki yerel seçimlerden başlayarak, 3 Kasım 2019 genel seçimlerinde artık bu lanetli yıllara bir son vermesi gerek..

Sevgi ve saygı ile. 17 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

YILMAZ ÖDİL : Cumhuriyet…

Cumhuriyet…

portresi_kisa_kollu

 

YILMAZ ÖDİL
SÖZCÜ, 1 Kasım 2016

 

Sabah, atv, Takvim. Dinç Bilgin’indi. El konuldu.
Önce damadın şirketine, sonra yandaş müteahhide verildi.
Star tv, Star gazetesi. Cem Uzan’ındı. El konuldu.
Televizyon, akp şakşakçısı işadamına verildi, gazete ise “Tayyip Erdoğan’a aşık oldum, iki erkek arasında böyle ilahi aşk olabiliyor” diyen yandaş işadamına verildi.
Show tv, Skytürk. Akşam, Güneş. Karamehmet’indi. El konuldu.
Televizyonların birisi Alo Fatih’e verildi, gerisi “anam babam çocuklarım eşim Tayyip Erdoğan’a feda olsun, Allah’ın 300 yılda bir nasip ettiği lider” diyen yandaş işadamına verildi.
Defalarca Türkiye vergi rekortmeni olan Aydın Doğan’a dünya basın tarihinde görülmemiş ebatta vergi cezası kesildi. Milliyet, Vatan. Aydın Doğan’ındı.
Telefonda hüngür hüngür ağlayan, “sizi üzdük mü patron” diyen, şakşakçı işadamına verildi.
Kanaltürk. Tuncay Özkan’ındı. Zorla Akın İpek’e sattırıldı, sonra Akın İpek fetocu diye el konuldu, kapatıldı.
Digitürk’e el konuldu. Katarlılara verildi.
Cine5’e el konuldu. El Cezire’ye verildi.
Cumhuriyet gazetesinin başyazarı, yazarları, Ankara temsilcisi hapse atıldı.
Ulusal Kanal’ın sahibi, genel yayın yönetmeni hapse atıldı.
Kanal B’nin sahibi hapse atıldı.
Biz Tv’nin sahibi hapse atıldı.
Avrasya tv’nin sahibi hapse atıldı.
Odatv’nin sahibi, çalışanları hapse atıldı.
Aydınlık gazetesinin başyazarı, yazarları, genel yayın yönetmeni hapse atıldı.
Yurt gazetesinin genel yayın yönetmeni hapse atıldı.
Fetocu Samanyolu, Zaman ve The Taraf’ın desteğiyle yandaş medya korosu oluşturuldu, işleri bitince, onlara da el konuldu, kapatıldı.
Emin Çölaşan, Bekir Coşkun, Uğur Dündar, Özdemir İnce, Rahmi Turan, Oktay Ekşi, Soner Yalçın, Necati Doğru, Can Ataklı, Ümit Zileli, Oray Eğin, Banu Avar, Hulki Cevizoğlu, Nihat Genç, Ruhat Mengi, Ayşenur Aslan, Hüsnü Mahalli, Musa Ağacık, Mustafa Mutlu, Mine Kırıkkanat, Cüneyt Ülsever, Rıza Zelyut, liste çoook uzun, işten attırıldı, istifaya zorlandı.
Yeniçağ’ın onurlu kalemi Yavuz Selim Demirağ’ı susturamadılar, tutuklamaya çalıştılar.
Ve şimdi… Cumhuriyet basıldı. Genel yayın yönetmeni, yazarları, yöneticileri gözaltına alındı. El konulacak.
****
Şu an elinizde tuttuğunuz gazete sayfasını yukardan aşağıya doğru, dikine yırtın… Cııırt diye gider. Aynı sayfayı enlemesine yırtmaya çalışın, bir türlü düzgün yırtamazsınız, parça parça olur. Ağaçtır çünkü o… Hangi işlemden geçirilirse geçirilsin, hangi şekle bürünürse bürünsün, ağaçtır. Yukardan aşağıya doğru, dikine, liflerinin suyudur.
*****
Doğal yaşamına uygun şekilde yaklaşırsan, kütük bile uyumludur.
Doğal olmayan yöntemlerle yaklaşırsan, kağıt bile direnç gösterir.
*****
Hukuk, medyanın doğasıdır. Akp’nin anlamadığı budur.
Yanlış davranıyorsun. Yanlışta ısrar ediyorsun.
Parçalarsın, bozarsın, zarar verirsin ama… Asla istediğin şekle sokamazsın.
Dünyaya hükmettiğini zannedersin… Kağıda bile hükmedemezsin.
======================================
Dostlar,

Dileriz bu sarsıcı yazı Cumhuriyet’e saldıranları biraz olsun düşündürür ve sağduyulu, hukua saygılı bir çizgiye dönmelerine katkı sağlar…

Sevgi ve saygı ile.
01 Kasım 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com