AÜTF Dönem 3 Dersi : Alan (Saha) Araştırmaları (Field Surveys)


Sevgili AÜTF Dönem 3 Öğrencilerimiz.
.

 

SAHA  – ALAN ARAŞTIRMALARI konulu dersimizin yansıları pdf olarak aşağıdadır.

Güncellenmiştir..

Ders, COVID-19 salgını nedeniyle sanal ortamda, Ankara Üniversitesi ANKÜZEM
web ortamında işlenmektedir.

Yansıları okumak, dosyayı indirmek için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

Saha_Arastirmalari_Dr.Ahmet_SALTIK

Sevgi ve saygı ile. 25.09.2020

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
Sağlık Hukuku Uzman,
Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

Prof. Saltık : İktidar, “Toplumsal bağışıklığın yayılmasına oynuyor”

Prof. Saltık : İktidar, “Toplumsal bağışıklığın yayılmasına oynuyor”

https://artigercek.com/haberler/prof-saltik-iktidar-toplumsal-bagisikligin-yayilmasina-oynuyor

ARTI GERÇEK– Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, Türkiye’nin Covid-19 ile mücadelesini İktidar “Toplumsal bağışıklığın yayılmasına oynuyor” sözleriyle değerlendirdi.

Artı Gerçek’e açıklamalarda bulunan Prof. Saltık, Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’nın salgının yayılma hızının denetim altına alındığı açıklamasına ilişkin “Keşke doğru olsa” dedi ve şöyle devam etti:

TÜRKİYE’NİN NÜFUSUNA ORANLA 5 KAT KORONA HASTASI VAR

“Halkımızı tabii üzmek istemeyiz ama rakamlar öyle söylemiyor. Artış hızında azalma değil artma var. Dünya genelindeki günlük 75 bin 804 olgu (vaka, hasta) sayısının 3 bin 977’si Türkiye’de. Bu oran olarak yüzde 5,2’ye karşılık geliyor. Dünyada dün (19 Nisan) tanı konan yüz (100) hastadan 5,2’si Türkiye’de. Ama Türkiye dünya nüfusunun yüzde 1,1’ine sahip. Yani nüfusuna oranla 5 kat fazla sayıda insan hastalığa yakalanmış oldu dün.. önceki günlerde de benzer durum söz konusu”

Ayrıca ölüm sayılarının son 4-5 gündür yüzlerin üstünde seyrettiğini hatırlatan Saltık, “Dünya genelinde 165 bin 031 ölüm var toplamda. Türkiye’deki ölüm toplam 2 bin 17. Dünyada toplam vakalara göre ölümlere baktığımızda 2 milyon 407 bin içinde %6,85 oranında. Yani dünyada her yüz hastadan 6,85’i ölüyor. Fakat Türkiye’de yüzde 2,34. Dünyada ölüm hızı 6,86. Bizde ise %2,34!?

‘VAKA SAYISINDA 40 GÜNDE ÇİN’İ GEÇTİK!’

“Olgu sayıları bakımından toplamda dünyada 7. sıraya çıktık. Son 2 günde üst üste İran ve Çin’i geçtik! Çin’deki rakamlar 110 günlük, bizimki ise 40 günlük rakamlar. 40 günde Çin’in rakamlarını aştık. Onlar 82 bin 700’de, biz 86 bin 300’ü geçtik. Üstelik Çin 1,4 milyar, biz 88 milyon nüfusluyuz.”

Öte yandan, Prof. Ahmet Saltık, bu rakamların inandırıcı olmadığını ifade etti.

Yöneticilerin salgının Türkiye’ye girişini geciktirdiklerini söylediklerini belirterek, resmi olarak ilk vakanın, Dünya Sağlık Örgütü’nün küresel salgın (pandemi) ilan ettiği 11 Mart’ta açıklandığına dikkat çeken Saltık, “Bu bir rastlantı mı, bilmiyorum” dedi. Saltık, 11 Mart öncesinde de pek çok hekimin dört dörtlük korona hastaları gördüklerini ama Türkiye’de resmen “yok” denildiği ve test yapıl(a)madığı için korona virüs enfeksiyonu tanısı koy(a)madıklarını ifade ettiklerini anlattı.

‘11 MART ÖNCESİ VAKALARI BELİRLEMEK MÜMKÜN’

Saltık’a göre, geriye dönük bilgisayarlı tomografi çekimleri ve klinik bulgular hasta dosyaların incelenerek ya da sözel otopsi yöntemleriyle uygun sorular sorarak bu tanının sonradan da konabilmesi mümkün. Prof. Saltık, Çin’in bu yöntemlerle geçmişe dönük 1300 ölümü daha korona ölümü kabul edip ölüm sayısına eklediğini anımsatırken, Türkiye’nin ise tersi yöntemler izlediğini söyledi:

Acaba ne yaparız da korona hastası demeyiz, korona ölümü demeyiz’ diye birçok yönteme başvuruluyor. Türkiye’deki hasta ve ölüm sayıları gerçekçi olmaktan çok uzak. Vaka sayısı bakımından dünyada 7. sıraya gelmiş olacağız, günlük 75 bin vakanın 4 bini sizde olacak ama dünya nüfusuna göre nüfusumuz dikkate alındığında dünkü toplam yeni hasta sayısının %1,1’ine sahip olmamız beklenirken, 834 vakayı geçmememiz gerekirken vaka sayısı 3977 ve siz bütün bunlara karşılık ‘tedavide çok başarılıyız, çünkü erken tanı koyuyoruz’ vs. vs. diyeceksiniz. Türkiye’de ölümler bu yüzden az, diyeceksiniz. Ama her yerden haber alıyoruz, korona ölümlerinin kayıtlara düşmemesi için bütün çabalar gösteriliyor.”

‘ERKEN TANI HASTANEYE GİDEN HASTA DEĞİLDİR’

Ayrıca, erken tanı konusundaki açıklamalara da itiraz eden Prof. Saltık, “Erken tanı koyup koymadığımızı yoğun bakıma alınan hasta oranlarından da anlayabiliriz. Dünya genelinde yoğun bakıma giren hasta oranı, 20 Nisan günü %2,25. Türkiye’de bu oran % 3,4; epey yüksek. Erken tanı koyuyorsak neden yoğun bakıma daha çok hastamız düşüyor. Ayrıca erken tanı koyduğumuz konusunda da kuşkularımız var. Çünkü erken tanı hastaneye başvuran insan demek değildir. Erken tanı toplumun içinde, size gelemeyen insanları tarayarak, bulgu vermezken ya da ayakta hafif atlatırken, sizin kapı kapı dolaşarak aldığınız test örnekleriyle (aktif sürveyans) pozitif bulduğunuzdur. Hastaneye gelen insan için ancak popüler anlamda erken tanı diyebilirsiniz, bilimsel olarak değil.” dedi.

‘BULAŞTIRICI SAYISI SALGININ TIRMANACAĞINI GÖSTERİYOR’

Prof. Ahmet Saltık, Türkiye’deki yayılma hızının azalmadığının bir başka kanıtı olarak bulaştırıcılık katsayısını (R0) gösterdi. Sağlık Bakanı’nın açıkladığı verilerden hesapladığımıza göre, R0 değeri, yani bulaştırıcılık katsayısı 4,1 dolayında. Yani bir insan 4 kişiden biraz daha fazlasına hastalığı bulaştırıyor. Prof. Saltık, “Bulaştırıcılık katsayısı 1’e inerse salgın düz çizgi (plato) çizmeye başlar,
ne artar ne eksilir. Bulaştırıcılık katsayısının 4,1 olduğu bir yerde platoyu yakalıyoruz diyemezsiniz, bu Matematiksel ve biyolojik olarak olanaklı değildir. 4,1 düzeyindeki R0 değerini 1-2 hafta içinde 1’e getiremezsiniz. Bu, salgının birkaç hafta daha tırmanmaya devam edeceği anlamına gelir.” diye konuştu.

‘ÇOK AZ ŞEY BİLİYORUZ’

Salgın, değerlendirmelerinin “ihtiyatlı” olduğunu da sözlerine ekleyen Saltık, bunun nedenini Sağlık Bakanlığı’nın çok sınırlı veri paylaşmasına bağladı. “Çok az şey biliyoruz” diyen Saltık, şöyle devam etti: “Örneğin ben Paris’te, New York’ta, Londra’da sokak sokak kaç hasta var; yaşı, cinsiyeti, mesleği ne, hastaneye yatmış mı, kaç test yapılmış, tüm bunları görebiliyorum. Ama Türkiye’de göremiyoruz. Göremediğimiz için verilerimiz çok sınırlı ve analizlerimiz ihtiyatlı. Eğer yanılıyor isek bunun sorumlusu biz değiliz. Daha saydam ve yeterli veriler versin Bakanlık, ona göre konuşalım. Sonra dönüp bizi suçlamasınlar, felaket tellallığı yapıyorsunuz, diye. Hiç böyle bir derdimiz, niyetimiz yok. Biz de ülkemiz bir an önce bu sorunu çözsün diye çırpınıyoruz. İlk ricamız saydamlık, dürüstlük.. Halka masal anlatmaya son verilmesi..”

‘14 GÜNLÜK KESİNTİSİZ KARANTİNA DIŞINDA ÇARE KALMADI’

“Sanıyorum ki, en az 14 günlük kesintisiz bir şekilde Türkiye’yi kapatma dışında çare kalmadı.” diyen Saltık, her geçen gün ölü ve hasta sayısının arttığını, ulusal ekonominin yaklaşık 3,2 milyar dolar / gün (beklenen 2020 GSMH 800 milyar Dolar’ın %0,4’ü) daha ek yük altına girdiğini söyledi.

Saltık, “Buna (14 günlük karantina) zorunlu kalınacak sonuçta ama çok geç olacak, olmakta. Toplumsal bağışıklığın yayılmasına oynuyor iktidar, hastalıkla mücadelede şu anda kart bu. Ve bu siyasal tercihin bedeli ne yazık ki; daha çok hastalık, daha çok ölüm, daha çok ekonomik çöküntü oluyor” dedi.

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın’ın kesintisiz karantinanın ekonomiye maliyetinin ağır olacağı açıklamasını hatırlatmamız üzerine ise Prof. Ahmet Saltık, şunları söyledi:

“Bu konuda birkaç iktisat profesörünün makalesi yayımlandı. Koç Üniversitesi’nden Prof. Selva Demiralp, yurtdışından da iktisatçılarla bir takım çalışması yaptı. 16 Nisan’da yayımlanan makalenin adı ‘Tam karantina geciktikçe ekonomik maliyeti artıyor.’ (http://ahmetsaltik.net/wp-admin/post. php?post=54739&action=edit) Bu hocamız ve çalışma arkadaşlarının ortaya koyduğu bir grafik de var. Her geçen gün ulusal gelirin %0,4’ü kadar maliyet büyüyor. Türkiye’de 14 günlük karantina 16 Nisan’da, bu çalışma yayımlandığında ilan edilseydi ulusal gelirin %7,8’ine mal olacaktı. Bir gün gecikmeyle ilan edilseydi maliyet %8,2’ye çıkıyor. Bir sonraki güne, yani 18 Nisan’a kalırsa %8,6’ya çıkıyor ulusal gelirdeki yitik. Her gün %0,4 artıyor. Eğer 800 milyar dolarlık ulusal gelir elde edeceksek (?) yıl sonunda, bu varsayım ile 800 milyar doların %0,4’ü 3,2 milyar dolara denk düşüyor. Sayın Kalın, bunu neye dayanarak söyledi? Prof. Demiralp dışında başka iktisatçıların birkaç kestirim çalışması daha yayımlandı (http://ahmetsaltik.net/wp-admin/post. php?post=54753& action=edit). Bilimsel veriler bunları söylüyor.

“Bütçede para yok, tam takır. 14 günlük karantinanın bedelini ödeyemiyor iktidar ve ayak sürüyor. Bu parayı bulamadığı için de bedelini halkımız daha çok ölüm, daha çok hastalık, daha çok ekonomik çöküntü ile ödüyor.”

TTB : Bakanlık koronavirüs ölümlerini DSÖ kodlarına göre raporlamıyor; ölüm sayıları az gösteriliyor!

TTB : Bakanlık koronavirüs ölümlerini DSÖ kodlarına göre raporlamıyor; ölüm sayıları az gösteriliyor!

TTB: Bakanlık koronavirüs ölümlerini DSÖ kodlarına göre raporlamıyor; ölüm sayıları az gösteriliyor

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi,
Sağlık Bakanlığı’nın koronavirüs ölümlerini uygun kodlarla Dünya Sağlık Örgütü’ne bildirmediğini açıkladı, bunun ölüm sayılarının az gösterilmesine
yol açtığı kaydedildi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık Bakanlığı’nın koronavirüs ölümlerini uygun kodlarla Dünya Sağlık Örgütü’ne bildirmediğini söyledi. TTB’den yapılan açıklamada,

  • Bu kodların DSÖ gibi uluslararası kuruluşların önerdiği biçimde kullanılmaması COVID-19 pandemisi sırasında ölüm sayılarının az gösterilmesine yol açmakta” denildi.

TTB Merkez Konseyi tarafından yapılan açıklamada, doğrulanmış koronavirüs vakalarının artış gösterdiği Türkiye’de, ölüm sayılarının buna paralel bir grafik göstermemesinin dikkat çektiği belirtilirken, yapılan araştırma sonucunda Sağlık Bakanlığı’nın koronavirüs ölümlerini Dünya Sağlık Örgütü kodlarına göre raporlamadığının görüldüğü kaydedildi.

TTB tarafından yapılan dikkat çekici açıklamanın tümü şöyle:

Pandemi gibi halkın büyük bölümünün sağlığını ilgilendiren acil durumlarda, mortalite sürveyansı salgının toplumdaki yaygınlık derecesini izlemek, halk sağlığı önlemlerine ve bunların etkisini ölçmeye rehberlik etmek için vazgeçilmez öneme sahiptir. Mortalite sürveyansının en önemli araçlarından biri ölüm belgelerindeki ölüm nedenlerinin takip edilmesidir. Ölüm belgelerinin doğru biçimde düzenlenmesi epidemiyolojik analizler ve halk sağlığı çalışmaları için doğru ve güvenilir bilgilerin oluşturulması için zorunludur.

Türkiye’de COVID-19 pandemisinin ölümler üzerinden değerlendirilmesinde soru işaretleri bulunmaktadır. Son günlerde açıklanan ölüm sayıları epidemiyolojik dağılımlara uyum göstermemekte; doğrulanmış olgu sayıları ile ölüm sayıları arasında paralellik bulunmamaktadır. Kuşkusuz ölüm sayılarının artış göstermemesi çok memnuniyet verici bir durumdur, ancak dünyanın diğer ülkelerinde gözlenen örüntü ile örtüşmemesi dikkate alınması gereken bir durumdur.

Birliğimize bağlı hekimlerden yapılan bildirimler, bilgisayarlı tomografisi ve/veya klinik bulguları hastalığı desteklediği halde, PCR testi pozitif olmayan hastaların yaşamlarını yitirdiklerinde kayıtlara COVID-19 olarak geçmediği, bunun yerine ‘viral pnömoni’, ‘doğal ölüm’ veya ‘bulaşıcı hastalık’ olarak geçebildiği biçimindedir.

ttb-saglik-bakanligi-covid-19-olumlerini-dunya-saglik-orgutu-kodlarina-gore-raporlamiyor-713099-1.

Oysa Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) COVID-19 pandemisi sırasında ölüm kayıtları için iki farklı uluslararası kod önermektedir. Bu kodlar;

► COVID-19, virüs tanımlanmış (laboratuvar testi (PCR) ile kesinleştirilmiş olgular) ve

► COVID-19, virüs tanımlanmamış şeklindedir.

DSÖ, (U07.2) kodunun, klinik ve epidemiyolojik olarak COVID-19 tanısı konulan ancak, laboratuvar testi ile kesinleştirilmemiş olası/kuşkulu olgular için kullanılması gerektiğini belirtmektedir (https://www.who.int/classifications/icd/covid19/en/). Ölüm bildirimlerinde de bu kodların kullanılması önerilmektedir. (https://www.who.int/classifications/icd/COVID-19-coding-icd10.pdf?ua=1)

Ülkemizde, ölüm belgelerinin düzenlenmesi için kullanılan Ölüm Bildirim Sistemi (ÖBS) 06.04.2020 günü incelendiğinde; (U07.1) tanı kodunun karşılığında MERS COV HASTALIĞI, (U07.2) kodunun karşılığında AVİAN İNFLUENZA ENFEKSİYONU bulunduğu, tanı kodlarının DSÖ kararları neticesinde düzenlenmediği görülmektedir. Adli Tıp ve Adli Bilimler Uzmanı Prof. Dr. A. Coşkun Yorulmaz’ın konuya ilişkin yazısı çarpıcıdır.

Sağlık Bakanlığı’nın DSÖ tarafından önerilen kodları neden kullanmadığı merak konusudur. ABD’de Hastalık Önleme Merkezi (CDC) söz konusu kodların olabildiğinde spesifik (AS: özgül) olmasını, viral pnömoni gibi daha geniş ve spesifik olmayan tanımlamalardan kaçınılması gerektiğini önermektedir. Bu kodların DSÖ gibi uluslararası kuruluşların önerdiği biçimde kullanılmaması COVID-19 pandemisi sırasında ölüm sayılarının az gösterilmesine yol açmakta, böylece sorunun boyutunun tam olarak belirlenememesi ve alınması gereken halk sağlığı önlemlerinin yeterli düzeyde alınamaması riskini doğurmaktadır.

Sağlık Bakanlığı’nı hemen DSÖ tarafından belirlenen COVID-19 kodlarını kullanmaya, Şubat ayından başlayarak ölüm kayıtlarını bu yaklaşım üzerinden gözden geçirmeye ve gerekmesi halinde sözel otopsi tekniğini uygulamaya çağırıyoruz. Ölüm kayıtlarının açılması halinde, Türk Tabipleri Birliği bu sürece katkı sunmaya hazırdır.” (https://www.birgun.net/haber/ttb-bakanlik-koronavirus-olumlerini-dso-kodlarina-gore-raporlamiyor-olum-sayilari-az-gosteriliyor-295430)