Hüseyin HAYDAR : SUÇ DUYURUSU

Hüseyin HaydarHüseyin Haydar

Suç Duyurusu

Dünyamız 21. yüzyılla birlikte yeni bir devrimler çağına girdi. Çok şükür. İmkansız denilenlerin gerçekleştiğini gözlerimizle görüp ellerimizle tutmamız bunun kanıtıdır. Zaferi birlikte yaşayacağız. Yeter ki biz olup bitenleri donuk, takıntılı, duygusal değil; ama derin bir anlayışla, gerçekliğe bağlı kalarak kavrayalım. Yaşanan gerçekliği kavrayamayan, yaklaşmakta olanı göremeyenlerin tarih önündeki yenilgisi kaçınılmazdır. Gerçekliğe karşı savaş açanlar ya da görmezden gelenler mutlaka yenilgiyi paylaşırlar. Çünkü değişmeyen tek gerçek, gerçekliğin yenilmezliğidir.

Bir de gerçeğin sanatsal kavranışı vardır. Unutmayalım ki, sanatsal gerçek, gerçeğin kendisinden daha güçlüdür. Daha etkilidir. Bütün destanlar gibi. Nazım Hikmet’in Nazilerin idam ettiği genç partizanı anlatan “Tanya” şiiri gibi. Şair, gerçekliği kendi sanat yasalarına bağlı kalarak yeniden düzenlemiş ve gerçekliğe güç katmıştır.

Sanatsal gerçeklik, gerçeğin kendisini, gözle görünmeyen, çoğu zaman algılanması çok zor yanlarıyla yeniden yaratır. Bu kurgusal, fakat büyülü süreçte, derin bir duyuşla, engin bir sezişle sanatçı, gerçeğin karanlık yanlarını aydınlatmakta başarılı olabilir. Bu açıdan bakıldığında gerçekliği imgesel boyutlarıyla dile getiren şiir, aynı zamanda suçluya işaret eden bir suç duyurusudurBenim şiirlerim de bu türden birer suç duyurusudur. Kimseye hakaret etmezler, fakat suçlarlar: Suçu ortaya koyar, suçluyu işaret eder, sorumluyu gösterirler.

Amerikancı FETÖ darbe girişimini ezen Türk Silahlı Kuvvetlerinin kahraman komutanı
Eşref Bitlis 17 Şubat 1993 günü bir sabotaj sonucu katledildi. Emperyalizme direnen şehidimizin devrimci anısına yazılan Komutan’ın Ölümü Türk milleti katına yapılan
bir suç duyurusudur. Gerçekliğe olan derin bağlılığımla sunuyorum:

KOMUTANIN ÖLÜMÜ

Komutan öldü. Tuğrul kuşu gökte öldü.
Beşikte bebek irkildi, onu sordu,
Yirmi iki asırlık han berkildi, yolu sordu.
​Bu dert beni yedi, dert milleti yedi…
Yetmiş vaşak tam on yedi yıl yürek yedi.

Suikast! Ey ulus, suikast!
Oğlunun öcünü almayacak mısın?
Eğiliyorum önünde yüceliğinin, bilgeliğinin,
Hunhardan hesap sormayacak mısın?

Ey sü, ey kansu, konuşmayacak mısın?
Nazlı sögüt müsün, kara kayın mı?
Ülkün, türkü söyleyen bir orman değil mi?
Baltaladılar hayat ağacını, ne duruyorsun?
Kara yalanla mı saracaksın yaranı?

Ey kam, yan! Ey kamu dağlan!
Ölüm değil, ölüm göbekbağımızda bizim.
Düşen uçak değil, bir ordu cenin,
Tekmelenmiş anarahmi ana ecenin,
Ankara şehrinin buz tutmuş içorganları.

Komplo! Ey meclis, komplo.
Ay dolansa, gün tutulsa komplo bu.
Kuşluk namazıdır bizde alçaklarla düello.
Çekilse puştluk altın imbikten,
Ölümsüzlük için ölene olur mu hile?

Konuşsun Cengiz Han, Timur, Spartaküs,
Söylesin en üst savaşkanlar,
Söylesin Tonyukuk, Selahattin Eyyûbi:
Arslan kendi yavrusunu yer mi?

Utanç! Ey millet, utanç!
Düşmanların birleşti, sen dağılacak mısın?
“Topla dizginleri, tanı kendini!”
Dağların karı erise yıkayamaz bu kanı,
Demiri bir daha eritmeyecek misin?

Tehdit! Ey gençlik, tehdit!
Kuluydu Türk’ünün, Kürt’ünün.
Katığıydı işçisinin, toprağıydı köylüsünün.
Ordanın kılıncı yatağından çıktığı gün,
Baş kaldırıp bakmayacak mısın?

“Kavgaya girince silah alınmaz!”
Yıldırım misali fırsat verilmez.
Kabul olunmaz kör tedbirin kazası.
Söylesin bütün Roma, Pers komutanları:
Kararsız elle hedef vurulmaz.

Toplan! Ey halk, toplan!
Akıl yolu buzlanmış, buz gibi hiyanet.
Suça batmış sürüleri inine sür,
İncirlik’te gırtlağından yakala yılanı tez,
Çekicin başını gürzünle ez.

İntikam! Ey ordu, intikam!
Kudretin önünde eğiyorum başımı,
Soruyorum: Bedir yüzlü o kumutan nerede?
Faciayı “müttefik” bu, cinayeti cia,
Kâr mı koyacaksın katillerin avucuna?

Köroğlu Dağları kalktı dikildi,
Ozan Ata kopuz çaldı, yiğit silkindi:
Eşref Bitlis öldü mü, gök direğin göçtü mü?
Ödlek dönüp kaçtı mı? Şimdi, dünya yıkılır!

=======================================
Dostlar,

Hem yetkin ve duyarlı sanatçı (şair!) Hüseyin Haydar‘ı hem de ülkesine canını veren
eşşsiz komutanlarımızdan merhum görev şehidi Jandarma Gn. Kom. Org. Eşref BİTLİS’i şükran, özlem ve saygı ile selamlıyoruz.. Katledenleri, alet olanları, göz yumanları ve cinayeti aydınlatmayanları nefretle kınıyoruz..

eşref bitlis ile ilgili görsel sonucu

Web sitemizde 17 Şubat 2017 günü yer verdiğimiz (dün) başlıklı yazının Eşref Bitlis‘e ilişkin alt bölümlerinin de okunmasını dileriz Tıklayınız : “Tarihimizde 17 Şubat Olayları…..” )

Sevgi ve saygı ile. 18 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Org. Başbuğ: Musul Konusunda Şeyh Sait Faktörü Üzerinde Niçin Durulmuyor?

Org. Başbuğ:
Musul Konusunda Şeyh Sait Faktörü Üzerinde Niçin Durulmuyor?

Org. Başbuğ: Musul Konusunda Şeyh Sait Faktörü Üzerinde Niçin Durulmuyor?

Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, son kitabı

  • “15 Temmuz Öncesi ve Sonrası”

nın Kanyon Alışveriş Merkezi’ndeki D&R’da düzenlenen imza gününe katıldı.

Başbuğ, burada gündemle ilgili açıklamalarda bulundu. İlker Başbuğ,

  • “Son günlerde özellikle Misak-ı Milli yani Ulusal Ant, Lozan ve bu arada Musul nasıl kaybedildi konusu Türkiye‘nin gündemini işgal ediyor. Tabii bu geçmişte yaşanan tarihi olayları anlatırken bütün yaşananları hep beraber, birlikte topluma anlatmak lazım. Bu açıdan bakılırsa bu konuların tartışılmasında ben biraz eksiklikler görüyorum. Bunları şöylece ifade etmek isterim; 1. Misak-ı Milli‘nin 16 Ocak 1920’de ilk taslağı Mustafa Kemal tarafından yazılmıştır. Sonradan Misak-ı Milli Meclisi Mebusan tarafından 17 Şubat 1920’de kabul edilmiştir. Türk toplumu şunu anlamalıdır ki; Misak-ı Milliyi hazırlayan, hazırlatan ve ilk taslağını bizzat yazan Mustafa Kemal Atatürk‘tür” dedi.

 “İNGİLİZLER HAKSIZ BİR ŞEKİLDE MUSUL‘U İŞGAL ETMİŞLERDİR”

İkinci önemli noktanın Mondros Mütarekesi olduğunu vurgulayan Başbuğ, “Mondros Mütarekesi 30 Ekim 1928’de imzalandı ve bu antlaşmasının 7. maddesi sorunluydu. Buna itiraz eden yine Mustafa Kemal karşımıza çıkıyor. Bu 7. madde sorunlu olduğu için itiraz etmiştir. 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalanır. Neredeyse bir hafta sonra yani 8 Kasım’dan sonra İngilizler Musul‘u işgal ederler.

“OSMANLI HÜKÜMETİ NE YAPTI”

Peki Musul İngilizler tarafından işgal edilirken, Osmanlı hükumeti ne yaptı?
İstanbul‘da bulunan padişah Vahdettin‘in bu Musul işgaline karşı ne tepkisi oldu?
Yine burada da bir tepki koyan Mustafa Kemal Atatürk‘ü görüyoruz. Mondros Mütarekesi’nin 7. maddesine dayandırmış İngilizler, haksız bir şekilde Musul‘u işgal etmişlerdir.” dedi.

“MUSUL’UN KAYBEDİLMESİYLE LOZAN ANLAŞMASININ İLGİSİ YOKTUR”

Başbuğ açıklamalarını şöyle sürdürdü:

  • “Üçüncü ve önemli noktaya gelirsek, Kurtuluş Savaşının zaferle neticelenmesinden sonra Lozan Konferansı toplanacaktır. Konferanstan sonraki Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923‘te imzalanacaktır. Ancak Musul konusu Lozan Konferansına gelmiştir. Fakat Musul konusu Lozan konferansında çözülememiştir. Bunu iyi anlamak lazım. Musul‘un kaybedilmesiyle Lozan konferansı ve Lozan Anlaşmasının ilgisi yoktur. Anlaşma imzalandıktan sonra Türkiye ile İngiltere arasında Musul konusundaki görüşmeler başlar.

ŞEYH SAİT İSYANI BAŞLAR”

Konu daha sonra 20 Eylül 1924’te Milletler Cemiyeti’ne intikal eder. Burası önemli. Konunun Milletler Cemiyeti’ne intikal etmesinin hemen akabinde 13 Şubat 1925’te Şeyh Sait isyanı başlar. Şeyh Sait isyanı ile içeride ilgilenen Türkiye Cumhuriyeti Devleti tabii ki zorluklarla karşı karşıya kalacaktır. 5 Haziran 1926’da imzalanan Ankara Anlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti Musul ve Kerkük bölgesinden vazgeçecektir. Daha doğrusu buraları bırakacaktır.

ŞEYH SAİT İSYANI ÇIKMASAYDI BELKİ BUGÜN… “

Bunları anlatanlar bu soruyu sorsunlar:

  • ‘Bu Şeyh Sait isyanı neden çıktı, kimler çıkarttı?’ Şimdi baktığımız zaman Türk tarihi açısından çok değerli eserleri olan Bernard Lewis der ki;
  • Şeyh Sait isyanının çıkartılmasının arkasındaki ana neden, Atatürk Devrimleri ne Cumhuriyet devrimlerine karşı din elden gidiyor diye devlete ayaklanmayı başlatan Şeyh Sait ve Şeyh Sait‘in yanında bu isyana katılanlardır.
  • Şu soru çok haklı bir sorudur : 13 Şubat 1925’te Şeyh Sait isyanı çıkartılmasaydı, belki bugün farklı bir coğrafya ile Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları farklı sınırlarla karşı karşıya kalabilir idik. Bu konuları unutmamak lazım.”

“BÜTÜN GERÇEKLERİ NET OLARAK İFADE ETMEK LAZIM”

İlker Başbuğ, altını çizmek istediği iki nokta olduğunu vurgulayarak;

  • “Mondros Mütarekesi imzalandıktan bir hafta sonra bu Musul işgal edilirken, ne İstanbul‘daki Hükümet ne de İstanbul‘daki padişah buna hiçbir tepki göstermemiştir. Esas Kurtuluş savaşından sonra Lozan görüşmeleri ile Musul‘un hiçbir ilgisi yoktur. Bazıları Lozan‘la bağ kurmaya çalışıyorlar ki yanlıştır.
  • Daha sonra İngiltere ve Türkiye arasında Lozan‘dan sonra yapılan görüşmelerde bizim Musul‘u kaybetmemizin arkasında yatan ana neden Atatürk devrimlerine, Cumhuriyet devrimlerine karşı din elden gidiyor diyerek halkı kandıran dini kullanan ve devlete isyan yapan Şeyh Sait ve arkadaşlarıdır.
  • Bu faktör üzerinde niçin durulmuyo? Tekrar şunu ifade ediyorum :
    13 Şubat 1925’te yaşanan Şeyh Sait İsyanı olmasa idi, belki Musul ve Kerkük konusu Türkiye açısından farklı sonuçlanabilirdi. Tarihi olayları anlatırken bütün gerçekleri net olarak ifade etmek lazım.” şeklinde konuştu. (22.10.2016, http://www.haberler.com/ilker-basbug-bu-faktor-uzerinde-nicin-durulmuyor-8885744-haberi/)
    ========================================
    Dostlar,

Bir musibet, bin nasihati aşkın hünerde galiba.. (Maliyet boyutunu bilemiyoruz..)
E. Org. İlker Başbuğ paşa Türkiye’mizin 26. Genelkurmay Başkanı idi ve Ergenekon – Balyoz kumpas davalarında 2 yılı aşkın süre hapise atıldı..

Bu iğrenç tuzak davalar ABD – CIA kurgulu, FETÖ taşeronlu ve AKP-RTE savcılı idi..

Seçilen “Cumhuriyetçi – Kemalist – Atatürkçü kurbanlar” sıkı çıktılar ve dik durarak oyunu bozdular.. Yurtsever Halkımız ciddi destek verdi ve mapus damları aydınlanma yuvaları oldu. Kahramanlar oralarda elleri yara olana dek kalemle yazdılar çoooook değerli kitaplarını. Uygarlık tarihine örnek katkılardır Mustafa Kemal’in ülkesinden, O’nun çocuklarından!

Olağan koşullarda köşesine çekilecek olan İlker paşa bir mücadele adamı oldu, bir Aydınlanma milisi işlevi üstlendi. Yazıyor, konuşuyor, başka arkadaşlarını da eyleme çağırıyor.. Nazım Hikmet‘i görmezden gelmelerinin ayıbını üstlenerek cesaretle itiraf ediyor, özeleştiri yapıyor..

İlker Başbuğ paşanın eylemini saygı ve şükranla selamlıyoruz, sürmesini diliyoruz..
Öbür yüksek düzeyli komutanları da yazmaya, konuşmaya, sahaya çağırıyoruz..

Bu arada, meydanlarda avazı çıktığı kadar bağıran ve nerdeyse tüm TV’lerde “mecburiyetten” verilen konuşmalarında Erdoğan, çatlayan sesinin yarattığı terörü bile yetersiz görerek, beden diliyle de kitlelere abanıyor.. “Tarih dersi veriyorum.. “ diyor.. Gırtlağını yırtarcasına bağırmasının da yetmeyeceği kaygısıyla “tüm hünerini” sergiliyor, eliyle – koluyla, bakışlarıyla – mimikleriyle.. tüm beden diliyle tehdit yağdırıyor sıklıkla..

İç dünyasının derin mi derin kaygı ve fırtınalarının hatta kasırgalarının, volkanlarının , korkularının… yansımasını izliyoruz üzüntü ve şaşkınlıkla, kaygıyla..

“Tarih dersi veriyorum.. ” derken tarihin çarpıtılması bizleri çok endişelendiriyor..

Tarih dersini Sn. E. Org. İlker Başbuğ veriyor.. Keşke Erdoğan da izlese ve azıcık yararlansa!
Keşke Erdoğan’ın ilk halkasında yer alan etkili aile büyükleri ve akça – pakça danışmanlar, AKP akilleri ve özellikle eski hocaları Erdoğan’a acil olarak yardım etme sorumluluğunun gereğini artık yapsalar..  Ancak AKP’nin gerçekte azınlık olan şeriatçı çelik çekirdeğinin baskınlığı ne yazık ki hala çok açık..

Oysa Türkiye’nin de, AKP – RTE’nin de dingin ve akla – bilime dayalı kurumsal, ilkeli, barışçıl, tam bağımszılıkçı, onurlu devlet politikalarına gereksinimi öyle çok, öyle zorunlu ve öylesine acil ki!

“Tek adam” dizginlenmeli! Mutlaka ve acil olarak..

Sevgi ve saygı ile.
23 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Lütfen, sitemizin manşetindeki yazıya da bakar mısınız??
AKP – RTE ile Politik Pozitif Feedback – Kapitonaj ve Kollaps
(Bu yazının pdf biçimi : akp_rte_ile_politik_pozitif_feedback-_kapitonaj_ve_kollaps)

Suay Karaman : TARIK AKAN İÇİN

TARIK AKAN İÇİN

portresi_gulumseyenSuay Karaman     

Türk halkının gönlünde taht kuran usta sinema oyuncusu Tarık (Üregil) Akan, 16 Eylül 2016’da yaşamını yitirdi. 111 filmde rol alan Tarık Akan, yedi kez Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ‘En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’ ile 1996 yılında ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’ kazanmıştır. 1985 yılında Berlin Uluslararası Film Festivali’nde “Pansiyon” filmi ile ‘Gümüş Ayı Mansiyon Ödülü’ almıştır.

Tarık Akan‘ın sinema yaşamı, lüks villalarda çekilen aşk filmlerindeki burjuva sanat anlayışını bırakıp, ulusal devrimci sanata yönelmesiyle ivme kazanmıştır. Bu dönem filmlerinde kapitalizmin insanı nasıl sömürdüğünü, Anadolu feodalizminin bağnazlığını, ezilenlerin özgür ve eşit bir dünya kavgasında uğradıkları zulmü anlatarak sanatının zirvesine çıkmıştı. Bu yüzden işsiz ve parasız günler geçirmiş ama asla ödün vermeyerek alnının akıyla yaşam mücadelesini sürdürmüştü.

15 Ocak 1981’de Almanya’da Barış Derneği‘nin Nazım Hikmet’in doğum günü için düzenlediği etkinlikte yaptığı konuşma yüzünden, yurda dönüşünde tutuklandı. 12 Eylül faşizminin zindanlarında işkence gördü!

İnsanları eğitmenin önemine inandığı için 1991 yılında daha önceleri kendisinin de okuduğu Taş Özel İlkokulu’nu alarak, Özel Taş Koleji‘ni kurdu. 2002’de hapishane günlerini ve 12 Eylül 1980 darbe sürecini “Anne Kafamda Bit Var” adlı kitabında anlattı.

Gerçek bir sanatçıda olması gereken özelliklere sahip Tarık Akan; kültürün ve eğitimin içinde yer alan, ülkesinin gerçeklerine yabancı olmayan, ülke ve dünya sorunlarını bilen, ilgilenen ve gerektiğinde elini taşın altına koyanlardandı. Haksızlıklara daima baş kaldıran, 1990’da Zonguldak’ta büyük madenci grevine destek veren, TEKEL işçilerinin yanında yer alan, Gezi direnişinde gençlerle birlikte olan, Silivri’de bariyerleri ezen ve mücadelelerde hep en önde yürüyen kültürlü, yurtsever bir aydındı.

  • “Benim varlığım ve yaşamım Mustafa Kemal’dir”

diyen Tarık Akan’ın isteği, hepimiz gibi tam bağımsız bir Türkiye dileğiydi.

  • “Atatürkçülük bağımsızlık demektir,
    Atatürkçülük ulusal onur demektir,
    Atatürkçülük devrimcilik demektir.
    Bizler Mustafa Kemal’in askerleriyiz,
    hiçbir zaman ölmeyeceğiz”

diyen Tarık Akan, tüm sevenlerinin gönlünde yaşayacaktır.

Tarık Akan ile ilgili iki küçük anımı yazmadan geçemeyeceğim. 17 Mayıs 2009’da Atatürkçü Düşünce Derneği’nin öncülüğünde Ankara Tandoğan Meydanı’nda yapılacak Cumhuriyet Mitingi’nde konuşma yapması için Tarık Akan ile görüşmüştüm. ‘Bazı rahatsızlıkları olduğunu ve doktor kontrolüne gideceğini’ söyledi ve ‘başka bir etkinlikte mutlaka buluşalım’ dedi. Görüşme sırasında miting için konuşmacı bulmakta zorlandığımızı bildirmiştim. O zaman Danıştay Başsavcılığından emekli şimdiki ADD başkanı, ‘annesinin izin vermediği’ gerekçesiyle konuşma yapmayı kabul etmemişti. Siyasi iktidarın üniversiteler üzerindeki baskıları yoğunlaşmıştı ve bu baskılardan ilk olarak payını alan Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin eski rektörü, yurt dışında olacağı için konuşma davetimize olumsuz yanıt vermişti. Yine benzer gerekçelerle Ankara Üniversitesi eski rektörü ile ODTÜ eski rektörü de konuşma davetimize olumsuz yanıt vermişlerdi. Bana “sen çık konuş, zaten ADD Genel Sekreterisin, arama kimseyi, sen yetersin” dedi. Tarık Akan’ın cesaretlendirmesi üzerine gereğini yaparak, miting konuşmacıları arasında yer aldım.

İlerleyen günlerde Tarık Akan beni arayarak, mitingden duyduğu mutluluğu ve benim

  • “Krizden çıkışın yolu, Kemalizm’in 6 Ok’u”

sözümü çok beğendiğini bildirdi. Ve bana şöyle dedi:
– “İzin vermeyen anneye çiçek göndermelisin, büyük iş başardınız…”

30 Ocak 2012’de 19. Adalet ve Demokrasi Haftası’nda, benim de mezunları arasında olduğum Bahçelievler Deneme Lisesi’nin düzenlediği etkinlikte Tarık Akan’ın “Köy Enstitüleri, Bir Meçhul Öğretmen” adlı belgeselinin gösterimi yapılmıştı. Ardından ben “Köy Enstitülerinden Günümüze” adlı bir konuşma yapmıştım. Kendisi sağlık sorunu nedeni ile katılamamıştı programa. Etkinlikten birkaç gün sonra Tarık Akan beni arayarak, konuşmam için kutlamış ve konuşmamın filmi tamamladığını söylemişti. Ben de o muhteşem (AS: görkemli) filmi için kendisini kutlamıştım. Aramızdaki konuşma şöyle geçti:

– Tarık abi geçmiş olsun, kendinize dikkat edin ama sanıyorum günde 2 paket sigara içiyormuşsunuz.

– Yok ya 2 paket değil, 3 paketten biraz fazla.

Ve önce sessizlik, ardından karşılıklı gülüşme…

En kısa sürede görüşelim diyerek konuşmamızı bitirmiştik. Yaşamı ertelememek gerekiyormuş, keşke en kısa sürede görüşebilseymişiz. Işıklar içinde uyu alçakgönüllü, yakışıklı, büyük ve gerçek sanatçı…

=================================

Dostlar,

Teşekkürler sevgili Suay kardeşimize..

Ne denli anlamlı notlar düşmüş..

Birkaç yıl önce, “annesinden mitingde konuşma izni alamayan kişi” (!?), son 6 yıldır ADD genel başkanı! Anne, herhalde kızının genel başkan yapılması durumunda konuşma izni vermiş olmalı ??

Sevgili Tarık Akan; ne hoş sada bıraktın sen, baki kalan bu kubbede..

Keşke her gün 3 paketten çok sigara içmeseydin.
Her 100 akciğer kanserinin 90’ının nedeni sigara!
Herkese acı bir ibret..

Sevgi ve saygı ile.
20 Eylül 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!


30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN !!!

 portresi

Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

 

 

“Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa kazanılan zaferler kalıcı olmaz, az zamanda kaybedilir.”
(1923, İzmir)
Mustafa Kemal ATATÜRK

Güzel ülkemizin doğasında da Mustafa Kemal ATATÜRK var!

Değerli arkadaşlar,

Sizlere daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK, bir kez daha 20. yüzyılın lideri seçilmiştir (Mayıs-2008). ABD’de Brown Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Arnold Ludwig, geliştirdiği bir metodoloji sonucunda,

  • Atatürk’ün 20. yüzyılın en büyük siyasal lideri olduğunu ortaya koydu.

11 kategoriye göre seçilen liderler sıralamasında 31 puanla Atamız birinci olurken, Mao Zedung ve Franklin Roosevelt 30 puanla ikinci olmuşlardır. (Dünyayı karıştıran Bush ise 15 puan almış.)

O’nun (ATATÜRK‘ün) dünyanın da kabul ettiği liderliğini ve önderliğini,
ne yazık ki bizler hala algılayamadık ve kabullenemedik. 

Güzel ülkemizin doğasında da onun görüntüsü var. Her yıl, 15 Haziran ve 15 Temmuz tarihleri arasında Ardahan’ın Damal ilçesinde, Karadağ eteklerine güneşin yansımasıyla saat 17.32’de oluşmaya başlayan görüntü, saat 17.50 sıralarında Atatürk siluetini ortaya çıkartıyor.
Yani büyük liderimizin resmi, doğamız da var ve O’nu kimse, ne gönlümüzden, ne de doğamızdan silemeyecektir. Ne yazık ki son günlerde birçok hain, O’nun heykelini ve resmini yok etmek için eylemler yapıyor. Hem Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olacaksın hem de
bu ülkeyi kuran ve bizlere emanet eden liderimize karşı saygısızlık yapacaksın. Vatandaşlığımıza yakışmayan bu eylemleri kınıyorum.

Değerli arkadaşlar,

Yüce önderimiz, Sakarya meydan savaşında;

“Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh da bütün vatandır.
Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça terk olunamaz!”

diyerek ülkemizin her yerinde savunma yapılması gereğini vurgulamıştır. Bu savunma taktiği dünya harp sistemine yeni bir anlayış getirmiştir. Bu savunma taktiği ile hareket eden ordumuz, hem savunmasını ve hem de büyük taarruz için gereken hazırlıklarını yapmıştır.

Bir yıl sonra Mustafa Kemal’in yönetiminde 26 Ağustos 1922’de Afyon Kocatepe’de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’da Dumlupınar Meydan Muharebesi zaferi ile sonlanmıştır.
Bu zaferden sonra da İngiliz piyonu Yunan ordusu 9 Eylülde, İzmir’de denize dökülmüştür. Sonra da Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş (AS : 29 Ekim 1923) ve bizlere emanet edilmiştir. 

Ulusal bağımsızlıkları için tüm dünya ülkelerince örnek alınan bu süreçte, yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK ile O’nun emrinde, güzel ülkemizin kurulması için kanlarını ve canlarını veren tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi (AS: sağkalan hala var m??) hasretle anarken, şükranlarımızı sunuyoruz. 

Sevgi ve saygılarımla (26.08.2015).

NOT:

Güzel ülkemizde terör yüzünden yine can yitiklerimiz başladı. Türkiye’mizin kurulmasını ve birçok ülkeye örnek olmasını hazmedemeyen AB-D emperyalizminin, bizleri bölmek,
birlik ve beraberliğimizi bozmak için yıllardır uyguladığı proje (AS: tasarım) devam ediyor.
Yani yine binlerce vatan evladını yitireceğiz ve AB-D emperyalizmi de silah satmak için milyarlarca dolar kazanacak. Tüm halkımızı bu hain projeye karşı koymak için birlik ve
beraber olmaya çağırıyorum..

=================================

Dostlar,

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi hocalarından değerli meslektaşımız Sayın Prof. Dr.
Mehmet Ali KÖRPINAR
güzel bir yazısını daha bizlerle paylaşıyor sağolsun…

Evet dostlar… 93 yıl önce bugünlerde Afyon dolayında bir Ulusun ölüm – kalım savaşı veriliyordu. Sakarya’dan yalnızca 13 ay sonra.. Şu dakikalar, Büyük Taarruz’un Afyon ovasında başlatılmasının 24. saatine doğru koşmakta.. Dün gece sabaha doğru 05.30 gibi, şafak sökerken Türk topları gürlemeye başlamış ve Ordumuz “Büyük Taarruz”u başlatmıştı. Başkumandan, aynı zamanda Büyük Millet Meclisi Başkanı olan Mustafa Kemal Paşa idi. Emperyalizmin maşası, silahlandırıp üzerimize aldığı komşu Yunanlar perişan ediliyordu.

Ata Kocatepe'de, 26 Ağustos 1922Mustafa Kemal Paşa’nın “15 gün sürecek” dediği büyük savaş,
1 gün eksiği ile 9 Eylül 1922’de tamamlanmış ve işgalci – soykırımcı – tecavüzcü – talancı – zalim – yakıp yıkıcı, doğa düşmanı Yunan ordusu İzmir’de denize dökülmüştü.. Yunan ordusu geri çekilirken köprüleri ve yolları havaya uçuruyor, hayvanları tarayarak öldürüp su kuyularına dolduruyor ve sivil
ve silahsız halkı öldürerek evleri – tarlaları.. yakıp yıkıyordu..

Afyon ovası, günümüzden 93 yıl önce şu saatlerde tam bir cehennem idi..

Gözlerini kırpmadan bu vatan ve ulus için ölüme – şehit olmaya koşan ve olan…
binlerce (on bini aşkın) vatan evladını asla ödenemez bir minnet ve şükran ile anıyoruz.
Aziiiiz mi aziz anıları önünde yerlere dek eğiliyoruz… Borcumuzu ödeyebilmenin tek yolu, Vatanı – Ulusu özgür ve onurlu, başı dik ve gönenç içinde sonsuza dek yaşatmaktır!

Nazım Hikmet o geceyi saat saat anlatır Kuvayı Miliye Destanı‘nda..
O görkemli (muhteşem) dizeleri, bu yazıdan hemen sonra ayrıca sitemizde paylaşacağız.

Sevgi ve saygı ile.
27 Ağustos 2015, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Rıfat SERDAROĞLU : KİRALIK KAFANIN BEDELİ KÖLELİKTİR

KİRALIK KAFANIN BEDELİ KÖLELİKTİR

portresi_gulen

 

Rıfat SERDAROĞLU

Geldiğimiz noktaya bakar mısınız?
Binlerce yıllık devlet tecrübesi olan Türkiye Cumhuriyetinin kaderi 2 kişinin
eline kaldı!
Birisi; (AS: Bay RTE!)

*Cehalet, bilgi-görgü eksikliği ve aile ortamından kaynaklanan açgözlülük ile boğazına kadar şaibeye batmış, yalnızca kendini kurtarma derdinde!
-Devlet, elinde silah olan ve insan öldürmeye devam eden bir
Narko-Terör örgütüyle (AS : PKK) müzakere etmez.
-Devlet, Cemaat-Tarikat gibi illegal ve gizli örgütlerle birlikte yönetilmez.
-Bulunduğumuz coğrafyada Güçlü – Milli Ordusu olmayan milletler yaşayamaz.
-İletişim araçlarının bu kadar geliştiği çağımızda, hiçbir baskıcı-yasakçı rejim
ve tek adam yönetimi ayakta kalamaz
.
-Küreselleşen dünyada, dünya ve ülke ekonomik gerçeklerini keyfinize göre değiştiremezsiniz. Değiştirir ve başarısız olursanız, kendi insanlarınızı fakirleştirirsiniz. (AS: Türk insanı AKP ile yıllardır yoksullaştırılmakta!) 
Devlet yönetmenin değişmez bu gerçeklerini bilmeyen “Birisi”;
Narko-Terör örgütünü devletin muhatabı yaptı.
“Çözüm süreci” diye, terör örgütünün silahlanmasına, şehirlerimizi ve
devlet yollarını ele geçirmesine, her tarafın “bomba ve mühimmat deposu” haline getirilmesine izin verdi. Devletin en hassas birimlerine Cemaat militanlarını
bizzat kendisi yerleştirdi. Bakanlıkları Tarikatlar arasında pay etti. Milli Ordumuza kumpas kurulmasına ve yıpratılmasına yol verdi. Özerk kuruluşlarımıza müdahale ederek, ülke ekonomisinin dengelerini bozdu. 

Diğeri; (AS: Apo!)

Emperyalist Devletlerin yüz yıllar evvelki “Kürt Kartının” ve “Yeni Sevr’in” gönüllü oyuncusu oldu. Sakat (AS: Engelli) bıraktıklarıyla birlikte 54 binden çok 
insanımızın yaşamını çaldı. Yıktırdı-yaktırdı- öldürttü. Milyarlarca dolarımızın
heba olmasına yol açtı.

Örgütünün (AS : PKK)
– üçte birini Ermeni çetelerinden,
– üçte birini İranlı Kürtlerden ve
– diğerini de kandırıp dağa çıkardıkları Kürt çocuklardan oluşturdu.

İlk yakalandığında; “Ben Kürt değilim, benim anam Türk’tür.
Ben Devletin hizmetindeyim.”
diyen kokain bağımlısı bu sapık,
yukarıdaki “Birisi” sayesinde hala can aldırmaya devam ediyor…

Değerli Okurlar;

İleride çok ilginç olaylara tanık olacaksınız!
Çünkü Birisi” ve “Diğeri” her konuda daha önceden zaten anlaşmışlardı!
7 Haziran’da yapılan Genel Seçimler bu ikilinin istediği gibi sonuçlanmayınca, Fidan (AS: MİT Müsteşarı Hakan Fidan!) eliyle anlaşma yenilendi.

Kaba hatlarıyla plan şu                            ;

“Diğeri” kan akıtmaya, can almaya, yıkmaya-yakmaya devam edecek.
“Birisi” kahraman edasıyla terörle mücadele ediyor gibi görünecek!

Bu arada, yüzlerce genç yaşamlarını yitirecekmiş, ekonomi çökme noktasına gelecekmiş, kimin umurunda!

1 Kasım’dan 15-20 gün önce, “Birisi” barış çağrısı yapacak,
Diğeri” ateşkes sağlayacak ve yeni çözüm süreci başlayacak!
Birisi akan kanı durduran kahraman olarak seçimden tek başına iktidar olarak çıkacak ve “BAŞKAN” olacak.
Diğeri” ise, hastalık bahanesiyle önce ev hapsine,
sonra da dışarı çıkarılacak…
8

Veleddalin Âmin!

Ayı, arkadaşlarına “Bu sene dağda armut çok bol olacak..” demiş!
Arkadaşlarından biri; “Nereden biliyorsun?” diye sorunca,
Canım öyle istiyor.” demiş.
Birisi” ile “Diğerinin hesabı da aynen ayının hesabı gibi!
Türk Milletinin o eşsiz sağduyusunu, devletine-tarihine-geleceğine,
yeri geldiğinde nasıl sahip çıktığını bu iki sepet bilmiyorlar.

Türk Milleti, bu çirkef oyunu mutlaka kafalarına geçirecektir.
Göreceksiniz!

==================================

Dostlar,

Önceki Sağlık Bakanlarımızdan yürekli ve birikimli yazar Sayın Rifat SERDAROĞLU, yazdıkça açılıyor gördüğünüz gibi..

İlerleyen yaşı ile emeklilik yaşamının tadını çıkaracak iken yaşadığı şu gerilime ve acıya bakınız.. Biz de sözde tatildeyiz ama ne emperyalizm tatile çıkıyor ne de içerideki iğrenç maşaları! Dolayısıyla gecenin 02:38’inde, Ağustos böceklerinin derin sessizliği içinde “peeeeeeeek çok” insanımız “deriiiiiin” uykularda iken biz klavye başında nöbetteyiz…

Büyük Atatürk;

Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme ve bizi yok temek isteyen kapitalizme karşı savaşımı MESLEK edinmesi gereken zavallı bir halk olmanın gerektirdiği yapılanmayı hedeflemeliyiz.” Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Derken, “meslek edinmeliyiz” kritik vurgusuyla yüksek zekasını bir kez daha
ortaya koyuyor :

“Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme ve bizi yok temek isteyen kapitalizm..” ile savaşım (mücadele) öyle boş zamanlarda, hafta sonlarında ya da tatillerde işten arta kalan zamanlarda verilebilecek bir savaşım mıdır?! Yoksa, bu 2 lanetli – kadim düşmanla sürgit savaşımı “2. bir meslek edinerek” “sürekli”, güncel ölçü ile “7/24” mü sürdürmek gerekir?O, Yüce ATATÜRK;

  • “.. Ben, günü geldiğinde, en büyük armağanım olmak üzere Türk ulusuna canımı vereceğim..” kararlılığı içinde yaşamadı mı? Onca yoğun yaşam ile ömrünü “hızla”
    bizim için tüketmedi mi? 57 yaş ölünecek yaş mıydı? Dediğini tam da yapmadı mı??

*****

Atalar boşuna mı uyarmıştı : “Su uyur; düşman uyumaz!” diye?

Artık uyanmanın zamanıdır..
Nazım Hikmet‘in de güzelim çağrısında çook ustaca yaptığı gibi :

Kuvayı Milliye şehitleri, mezardan çıkmanın vaktidir!

Toplumu kim uyandıracak?

Biz de Sayı Serdaroğlu gibi iyimseriz…

Türk Milleti, bu çirkef oyunu mutlaka kafalarına geçirecektir…

Sevgi ve saygı ile.
23 Ağustos 2015, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com