LOZAN’A SALDIRMAK TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN VARLIĞINI – BİRLİĞİNİ İNKAR ETMEK ve EMPERYALİZMİN SEVR CEPHESİNDE YER ALMAKTIR

istanbul_barosu_logosu

LOZAN’A SALDIRMAK TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN VARLIĞINI – BİRLİĞİNİ İNKAR ETMEK ve EMPERYALİZMİN
SEVR CEPHESİNDE YER ALMAKTIR

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır…)

Lozan Antlaşmasıyla var olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişinin, tarihi gerçeklerden yoksun, hangi ruh köklerinden beslendiğini tahminde zorlanmadığımız bir tutumla Lozan’ı küçümsemesi, Milli Mücadele Kahramanları olan Lozan delegasyonu ve başkanına yönelik ağır suçlamaları üzerine konuya ilişkin düşüncelerimizi kamuoyuyla paylaşma gereği duyulmuştur.

Emperyalizmin dilinde Şark Sorunu (Doğu Meselesi) Osmanlı imparatorluğunun paylaşımı ve tasfiyesi projesi idi.  Bu paylaşım sulh yoluyla, masa başında halledilemeyince savaş kaçınılmazlaştı. 1. Dünya Paylaşım Savaşı’nın çıkış nedeni Osmanlı mirasının yağmalanmasıdır.

Birinci Paylaşım Savaşının mağlubu Osmanlı İmparatorluğuna imzalatılan Mondros Ateşkesi sonradan dayatılacak intihar belgesinin, yani Sevr’in önsözü olarak tasarlanmıştı.

Türk milleti ya yok oluş ve zilleti kabul edip tarih sahnesinden temelli silinecek ya da “Ya İstiklal, ya ölüm” parolasıyla son savaşını yapacaktı. Ara çözüm olarak mandayı, yani emperyalizmin vesayeti altına girmeyi önerenlere karşı da cevap benzer şekildeydi: “Mandadan evvel İstiklal!”

Bağımsızlık Savaşının lideri Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadelenin meşruiyet kaynağı TBMM’nin Başkanı olarak sivil, TBMM Ordularının Başkomutanı olarak askeri önderliği olmak üzere iki ağır görevi birlikte yürütmüştür.

Payitahtta Saltanat ve Hilafet Makamının fuzuli şağili Vahdettin ile Mütareke işbirlikçilerinin 10 Ağustos 1920’de gözü kapalı imzaladıkları Sevr paçavrası, Türk Milletinin azim ve kararlığı sonucu ulaşılan zaferle  tarihin çöplüğüne atılmıştır.

Sıra cephede kazanılan askeri zaferin diplomatik sahada tescillenmesi, Yeni Türk Devletinin uluslar arası meşruiyetinin sağlanmasına nin muzaffer komutanı İsmet Paşa, Mustafa Kemal Paşa tarafından Lozan’a gidecek Türk heyetinin başkanı (AS: Dışişleri Bakanı) olarak görevlendirilmiştir. Emperyalistler Osmanlı zamanında elde ettikleri ekonomik ve siyasal ayrıcalıkları (AS: imtiyazları, kapitülasyonları) bırakmak istememektedirler. Türkiye’yi ve Türk milletini askeri zaferi anlamsız kılacak bir sömürge olarak denetimlerinde tutma hesapları içindedirler.

Uzun ve çetin müzakereler sonucunda emperyalizmin diplomasi kurtlarına karşı haklı ve mazlumların temsilcileri galip gelecektir. Heyetimiz Lozan’da yalnızca Türklerin değil mazlum Şark milletlerinin direncinin ve taleplerinin de temsilcisi olarak görülmüştür.

Atatürk Lozan Antlaşması için: “Bu antlaşma Türk milleti aleyhine asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Anlaşmasıyla tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın ortadan kalkmasını ifade eder bir belgedir.” demektedir.

Lozan, siyasi ve hukuki meşruiyeti tescillenmiş bir devletin yurttaşları sıfatıyla hepimizin paydaş olduğu müşterek tapu olarak değerlendirilmelidir. Türkiye’nin hasmı olsun, dostu olsun yabancı kişi, kurum ve devletlerin Lozan’la ilgili değerlendirmeleri Türkiye’nin tapu senedi olduğu yolundadır.

Durum böyle iken politik dünyamızın, siyasi iktidarın zirvelerinde bulunan kimilerinin Lozan’la ilgili olumsuz değerlendirmelerinin, bir türlü içlerine sindirememelerinin nedenleri üzerinde düşünülmelidir. Milli Mücadele yıllarında Ankara’ya karşı teslimiyetçi Mütareke hükümetlerinin, işbirlikçilerin, Sevr imzacılarının safında bulunanların günümüzdeki manevi mirasçılarının Lozan’la ilgili takıntıları bahsettiğimiz geçmişte aranmalıdır.

Kurtuluş Savaşı’nın Başkomutanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Birinci Cumhurbaşkanı ile son Cumhurbaşkanı’nın Lozan’la ilgili değerlendirme ve yaklaşımlarının birbirine tümüyle
ters olması ülkenin sürüklendiği yerin ibretlik örneğidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesiyle, uluslararası meşruiyetini sağlayan hukuk belgesiyle sorunlu bir Cumhurbaşkanının, ayaküstü, tarihsellikten ve bilimsellikten yoksun bir kıraathane söylemi tutturması, Türkiye’nin dışarıdaki saygınlığını da ciddi ölçüde zedelemektedir.

Cumhurbaşkanı 29.09.2016 tarihli muhtarlara yönelik konuşmasında, TBMM tarafından onaylanmış ve hukuki manada kesinleşmiş Lozan’la ilgili küçümseyici, alaycı  beyanları, dilinden düşürmediği milli irade ve Yasama organının  üstünlüğü söylemini  inkar anlamına da gelmektedir.

Cumhurbaşkanının Lozan Antlaşmasının 93. Yıldönümü nedeniyle yayınladığı ve halen Cumhurbaşkanlığı resmi sitesinden silinmemiş olan  mesajından alıntılanan aşağıdaki ifadeleri kendilerine hatırlatmak istiyoruz:

Bugün, Cumhuriyetimizin kurucu belgesi olan Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasının 93. yıldönümüdür.

Aziz milletimizin inanç, cesaret ve fedakârlıkla elde ettiği zafer, Lozan Antlaşması ile diplomasi ve uluslararası hukuk alanına taşınarak tescil edilmiştir.

Bu anlaşma, yeni kurulan devletimizin tapusu niteliğindedir.

Lozan Antlaşması’nın içeriği, bu anlamda başta milli irade ve demokrasi olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin sahip olduğu temel ilkelerin değeri, bugünlerde çok daha iyi anlaşılmaktadır.”

Bu hatırlatmadan sonra da Cumhurbaşkanına sormak istiyoruz: Lozan’la ilgili hangi tarihli beyanınız gerçek düşüncenizdir? Hangisi muhtemel bir aldatılma sonucu söylenmiştir?

Cumhurbaşkanından beklentilerimiz, Lozan’ın kazanımlarının göz ardı edilmesi anlamına gelen gerçek dışı, anlamsız polemiklere bir an önce son verilmesidir.  Uluslararası diplomatik zaferle elde edilen ve tescillenen siyasi sınırlarımızın, Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizin, Hatay’ın, İskenderun’un güvenliğinin ve huzurunun sağlanmasıdır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin siyasi varlığının sürdürülebilmesi konusundaki tutarlılık ve kararlılığın sürdürülmesidir.  Mevcut iktidar döneminde Lozan’a ve uluslararası hukuka aykırı olarak Yunanistan tarafından el konulmuş olan adalarımızın işgalden kurtarılmasıdır. Son beklentimiz ise bu tür istisnai makamlarda bulunanların o makamların ağırlığının ve saygınlığının hakkını vermeleridir.

Emperyalizme karşı destansı bir mücadele ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin doğum belgesi ve tapusu olan Lozan Barış Antlaşmasını, başta Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü olmak üzere kurtuluş kahramanlarını Türk Milletinin gönlünden ve vicdanından silmeye ve itibarsızlaştırmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

İstanbul Barosu Başkanlığı

=======================================

Dostlar,

Tayyip beyin ABD ziyaretinin hemen ardından –orada kapalı kaılar ardında mneler geçti ise– ülkemizin uluslararası hukukta tapusu ve tabusu  olan Lozan Antlaşması’na saldırmaya cüret edebilmesi küçümsenecek ve geçiştirilebilecek bir olay değildir. Biz olayı BOP çerçevesi içinde değerlendirmeyi uygun görüyoruz. Tayyip bey kameralar önünde onlarca kez “BOP Eşbaşkanı olduğunu ve bu görevi yaptığığını” kendi ağzıyla adeta böbürlenerek açıklamıştır. Bu Projenin Türkiye’yi de parçalamayı öngördüğü, yayımlanan haritalardan ve makalelerden anlaşılmaktadır. Erdoğan’ın 15 Temmuz 2016 ABD destekli FETÖ’cü darbe girişimiyle ülkemizde elinin çok zayıfladığı bir kesitte kartlar yeniden karılarak önüne kimi yeni misyonlar sunulmuş olması kuvvetle olasıdır. Bu olasılık dehşet vericidir.. Tıpkı Tayyip beyin Abramowitzler tarafından keşfedilerek Başbakanlığa hazırlanması, AKP’nin kurdurulması…. gibi..

İstanbul Barosu, yukarıdaki basın açıklaması metnini 2 gün önce 11.10.2016 günü güncelledi. Anımsanacağı üzere biz de “ERDOĞAN LOZAN ANDLAŞMASI’na NEDEN SALDIRIYOR?” başlıklı bir makalemizi web sitemizde yayımlamıştık
(http://ahmetsaltik.net/2016/10/01/erdogan-lozan-andlasmasina-neden-saldiriyor/).

bop_haritasi

BOP (Büyük Ortadoğu Planı) haritası yukarıdadır. Tayyip bey, bu planın gerçekleştirilmesi için ABD başkanları ile eşbaşkan olarak görev yaptığını kendi ağzıyla, kameralar önünde kezlerce yinelemiştir. Harita 2006 Haziran’ında ABD Silahlı Kuvvetleri Dergisinde E. Alb. Ralph Peters imzalı “KAN SINIRLARI” başlıklı makalede yayımlanmıştır :

Peters, R. Blood Borders. US Armed Forces Journal, www.armedforcesjournal.com/2006/06/1833899

Duyumlar değil belgeler ortadadaır.

Bu resmi haritaya göre Tayyip beyin görevi Türkiye’yi bölüp – parçalamak mıdır??

20 milyonu aşkın AKP seçmeni Tayyip beye bunun için mi oy vermektedir??
Bir ülkenin başına bundan daha vahim ne gelebilir??
Erdoğan yarın BOP eşbaşkanlığı görevinden ayrıldığını açıklasa bile ne ölçüde inandırıcı olabilir ve yıllarca bu doğrultudaki çabaları ve sonuçları bir çırpıda silinebilir mi??

Konunun çok ciddi olması nedeniyle her 2 yazının bir kez daha site okurlarımızca okunmasının ve arşivlere konmasının çok yerinde olacağını düşünüyoruz..

Belki vicdanlı AKP’liler uyanır da bu lanetli gidiş ve oyun daha çok gecikmeden bozulabilir!
Durup dururken BAŞKANLIK konusu neden gündeme getirildi? MHP’ye ayar verenler kimler??

BOP Eşbaşkanlığı görevini yerine getirmek = Türkiye’yi bölmek için kadir-i mutlak Başkan olmak gerekiyor anlaşılan Türkiye’ye! Stepne parti o yüzden mi konuşturuluyor??

Türkiye bu yıkıcı oyuna gelecek mi ??
Hiç ama hiç sanmıyoruz.. Gelmeyeceğini umuyoruz, diliyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
13 Ekim 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

ERDOĞAN LOZAN ANDLAŞMASINA NEDEN SALDIRIYOR!?

ERDOĞAN LOZAN ANDLAŞMASINA
NEDEN SALDIRIYOR!?


Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net, profsaltik@gmail.com

Söylenecek öylesine çok şey var ki.. Erdoğan ne yapmak istiyor ?? Gündem mi olmak istiyor? Böyle bir sorunu mu var? Bir ülkenin devlet başkanının gündeme gelme – gündemde kalma sorunu olabilir mi?? Dilediği TV’ye çıkar konuşur, basın danışmanları etkinliklerini medyanın izlemesini ve haberleştirmesini sağlar kolaylıkla.. Erdoğan’a karşı basında bizim bil(e)mediğimiz bir medya ambargosu mu vardır?!

10 Ağustos 1920’de Osmanlı’nın son padişahı sefil Vahdettin‘in sadrazamı Tevfik Paşa’nın Paris’in Sevr banliyösünde imza koyduğu harita aşağıdaki gibi.. Büyük TATÜRK ulusumuzun önüne geçip “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!” sloganı ile insanlık tarihinde örneği – benzeri olmayan bir büyük ulusal kurtuluş savaşı ve utkuyu kazanmasa idi, günümüzdeki misak-ı milli sınırlarına bile erişemeyecek, kırmızı renkli topraklarda küçük bir yarı sömürge devletçik olacaktık.

Belki de Türk ulusu tarih sahnesinden silinmiş olacaktı.. Asıl hedef buydu!

Erdoğan yalnızca Cumhurbaşkanlığı makamını değil, dilini – dinini -müslümanlığını da… Lozan’a ve bu eşsiz Andlaşmanın kahramanlarına, Atatürk – İnönü‘ye borçlu..

sevr_haritasi

Bunca vefasızlık – değerbilmezlik, tarihsel gerçekleri yadsımak,
az eğitimli milyonlarca yurttaşı yanıltmak yakışıyor mu Türkiye’ye ve böyle davrananlara?

 

Erdoğan Türkiye gündemini mi değiştirmek istiyor?? Eğer böyle ise nasıl başaracaksınız??
Gerçek yaşamda öylesine okkalı gündem sorunları var ki! Yarın, 1 Ekim 2016 günü TBMM’nin
yeni yasama yılı açılışında konuşacaksınız.. TV’ler baştan sona canlı olarak verecek..
Meramınızı anlatırsınız uzun uzun.. 71. BM genel kurulunda olduğu gibi boş salona da konuşmuş olmazsınız.. Yerleşik geleneklerle 15 dakikayı geçmeyen konuşma süresini ikiye katlarsınız ve Türkiye’ye naklen canlı yayın yapmasına izin verdiğiniz ayrıcalıklı – yandaş medya 27-28 dakika boyunca kameralarını hiç ama hiç genel kurulun boş sıralarına çevirmezler!

Mustafa Kemal Paşa‘nın Sevr Andlaşması hakkında SÖYLEV’inde dile getirdiği çarpıcı gerçekler herkesi kendine getirmelidir :

Yüzyıllardır hazırlanan suikast planı!

  • “Lozan Barış Antlaşması Türk Ulusunun yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sèvres Andlaşması ile tamamlandığı sanılmış, ‘büyük bir suikastın inhidâmını (yıkılışını) ifade eder’ bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir ‘siyasal zafer’ yapıtıdır. 

Hiç unutmayalım                             :

  • Büyük Millet Meclisi 19 Ağustos 1920 tarihli toplantısında, Sevr Andlaşması’nı imzalayan
    ve bunu onaylayan Şüra-yı Saltanat’ta bulunanların vatan hiyanetiyle suçlanarak vatansız sayılmalarıkararını aldı. Aynı zamanda Büyük Millet Meclisi Hükümeti bu Andlaşma ile kendini hiçbir biçimde bağlı görmediğini de ilan etmişti.
  • Yeni Sevr planları, BOP’un uzantısı olarak uygulamaya konulmuştur. 
  • Erdoğan’ın BOP eşbaşkanlığı görevi gereği midir Lozan Andlaşması hakkındaki
    son saldırı??

– “… Aziz milletimizin inanç, cesaret ve fedakârlıkla elde ettiği zafer, Lozan Antlaşması ile diplomasi ve uluslararası hukuk alanına taşınarak tescil edilmiştir….. Bu düşüncelerle, Lozan Barış Antlaşması’ nın 93. yıldönümünde, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal başta olmak üzere, Andlaşma’nın mimarı olan tüm devlet adamlarımızı rahmetle anıyorum.””

Yukarıdaki sözler Erdoğan 24 Temmuz 2016 günü, Lozan Andlaşmasının 93. yılında yaptığı
basın açıklamasında yer alıyor. (http://www.tccb.gov.tr/basin-aciklamalari/365/49743/lozan-baris-antlasmasinin-93-yil-donumu.html, 24.07.2016)

Bu durum karşısında Erdoğan’ın belleğinde – sağlığında ciddi bir sorun olabileceğini
akla getirmemek olanaklı mı?? Midemiz bulanıyor, acıdan kıvranıyoruz..

Erdoğan’ın Lozan’ı sorumsuzca ve saygısızca hedef alan bu günkü muhtarlar konuşması için
başkaca olası gerekçeler de ileri sürülebilir..

Ancak bir hekim olarak bizim aklımıza düşen çoook ciddi bir kuşku var!

  • Erdoğan ara sıra zaman ve yer yönelimini (oryantasyonunu) yitirmekte ve yaşamın gerçekliğinden koparak sanal iç alemine mi savrulmaktadır?? Azalan – zayıflayan  – kalkan kortikal denetim yüzünden bilinçaltını mı dışavurmaktadır??
    Bu tür sözlerini – çelişkilerini sonradan anımsamakta mıdır?

Bunlar hiiiç yabana atıl(a)mayacak ciddi ve Erdoğan’ın bilinen sağlık durumuna dayalı yerinde tıbbi gerekçeleri olan ussal (rasyonel) bilimsel kuşkular, olasılıklardır. Dünyada,
aklı başında hiçbir devlet başkanı, kendi ülkesinin temel kurucu andlaşmasını = tapusunu ölçüsüzce ve sorumsuzca, üstelik kamuoyu önünde küçümseyemez ve aşağılayamaz!

İki ay önce söylediklerinin bu gün tam tersini ileri sürenlere, “Nedendir bu yaman tutarsızlık?” diye sorarlar. Geçelim Erdoğan’ı, hangi danışmanı Prof. Seha L. Meray’ın sekiz cilt olarak Türkçeye çevirdiği Lozan tutanakları ve belgeleri, yapıtını hakkıyla incelemiştir ya da haberlidir??

  • Erdoğan’ın tam donanımlı bir hastaneden sağlık raporu alarak kamuoyuna sunması kaçınılmaz bir zorunluk durumuna gelmiştir. Erdoğan, TBMM eliyle buna zorlanmalıdır.

Gelişmiş ülkelerde oturmuş, her yıl yinelenen yerleşik bir uygulamadır bu raporlar. Demokratik toplumlarda kamuoyunun, yöneticilerinin sağlık durumunu bilme hakkı vardır. En kolay işe, memurluğa girişte, askerlikte.. belli aralıklarla sağlık raporu yasalarla zorunlu kılınmıştır..

Ülkemiz iç – dış bunca ağır – yaşamsal sorunlarla boğuşurken Cumhurun başı Erdoğan’ın Lozan’ı, -gerçekte hiç haddi olmamakla birlikte- aşağılamaya kalkışması esef ve endişe vericidir. Gelin, bir Polyannavari beklentiyle bağlayalım :

AKP içi – Erdoğan ailesi içi bir akl-ı selim (sağduyulu) / bir üst ya da kâmil akıl devreye girer de, yarın düzeltici bir açıklama yapar mı? Yanlış anlaşıldığını vb. dile getirir mi?? Özür diler mi?? Bekleyip görelim, bu krediyi de bir kez daha, tükenmeyen sabrımızla, hiç hak etmediği halde Erdoğan ve AKP’sine verelim.. Erdoğan ve AKP’sinin akıllandığını düşünen, uman, ummak isteyen.. hayal eden.. herkese de bir turnusol kağıdı daha sunmuş olalım??

Yoksa siz hala, “çıkmamış canda ümit vardır..” atasözünün Erdoğan özelinde de geçerli olabileceğini mi düşlemektesiniz?? Yoksa siz her şeyin adım adım “2023 hedefleri”ne dönük kurgulu (planlı) adımlar olduğunu arada sırada unutmakta ya da dışlamakta mısınız??

Lozan’a emek veren herkesi, başta şehit ve gazilerimizi, Mustafa Kemal Paşa’yı,
Başdelege ve Dışişleri Bakanı İsmet İnönü’yü, Lozan görüşme (müzakere) kurulunu ve o arada
İsmet Paşa’nın hukuk danışmanı Prof. Veli SALTIK’ı şükran ve saygıyla anıyor; aziz anılarına ve benzersiz ürünleri Lozan Andlaşmasına saldıranlar adına da onlardan bağış diliyoruz.

Ancak, topraklarımızı ve Türk Devrimi’nin bize kazandırdıklarını tartışmaya açamayız. 
Hiçbir iktidar bunu yapmağa yetkili değildir. 

Sevgi, saygı ve kaygı ile.
01 Ekim 2016, Ankara