ATO Konferansı : “Sağlıkta Muhafazakârlaşma”

Adalet ve Demokrasi Haftası’nda ATO’dan konferans : 

Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (um:ag) tarafından düzenlenen

23. Adalet  ve Demokrasi Haftası

etkinlikleri kapsamında, Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Mine Önal‘ın konuşmacı olduğu “Sağlıkta Muhafazakarlaşma” konulu konferans gerçekleştirildi.
Çankaya Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde 26 Ocak Salı günü gerçekleştirilen konferansın
açış konuşmasını TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Bayazıt İlhan yaptı.

Ankara Tabip Odası, Türk Tabipleri Birliği, NÜSED ve Tüketici Hakları Derneği’nin düzenleyicisi olduğu etkinliğe çok sayıda Ankaralı katıldı.

Atatürk Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde
Göğüs Hastalıkları Uzmanı olarak görev yapan Dr. Mine Önal
“Sağlıkta Muhafazakarlaşma”yı son yıllarda uygulanan sağlık ve sosyal politikaların yarattığı değişimin ışığında değerlendirdi.

“Yapılan düzenlemelerle kadının kendi bedeni üzerindeki tasarruf hakkı engelleniyor”

Türkiye’de varolan yasal çerçeve içinde, 10 haftalığa dek gebeliklerin sonlandırılabildiğini
(AS: 2827 sayılı ve 1983 tarihli Nüfus Planlaması Yasası md. 5 ve 6) belirten Dr. Mine Önal;

– muayenehanelere kürtaj yasağı,
– anneye düşünme süresi verilmesi,
– bebeğin kalp atışlarının dinletilmesi ve
– kürtaja karşı olan hekimin ‘ret’ hakkına sahip olması
….
gibi yapılan yeni düzenlemelerle kadının kendi bedeni üzerindeki tasarruf hakkının engellenmeye çalışıldığının altını çizdi.

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Dr. Mine Önal’ın “Sağlıkta Muhafazakarlaşma” başlıklı sunumundan satırbaşları şöyle:

“Anne Sütü Bankası çalışmaları sona erdi”

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu 2013 yılında ‘anne sütü bankası’ ile ilgili çalışmalarını Medeniyet Projesi olarak tanımlamışken, dünyada süregelen bilimsel tartışmaların aksine,
dinen caiz olmayabileceği görüşleri nedeniyle çok yararlı olabilecek bu girişim
başlamadan sona erdi.”

“Hastalara din psikoloğu”

“Hastalara ruhsal destek ve danışmanlığın modern tıbbi uygulamalar yerine din psikoloğu
veya manevi destek uzmanı gibi tanımlamalar altında dinsel telkin verilmesi bilimsellikten uzak ve geriye dönük bir projedir. Psikoloji bir bilim dalı ve lisans eğitimi olmayan kişilere
din psikoloğu adı altında benzer bir unvan verilmesi yanlış bir uygulamadır.”
(AS : Yasal olarak da suçtur!)

“Anayasa Mahkemesinin Aşı Kararı”

“Anayasa Mahkemesi Kasım 2015’te bebeklik / çocukluk dönemi aşılarını yaptırmak istemeyen ebeveynlerin (AS: anababanın) bireysel başvurusu hakkında; Anababa rızası olmadan çocuğa zorunlu aşı yaptırılmasının Anayasa’nın ‘kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı’nı düzenleyen ‘temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine’ ilişkin maddesine
(AS: m. 13) aykırı bularak “hak ihlali” kararı verdi. Böylelikle, çocukların sağlığı değil anababanın ‘rıza’ olarak adlandırılan davranış biçimleri Yüksek Mahkeme tarafından kutsanmış oldu. Çocuklarını aşılatmayan anababalar yalnızca kendi çocuklarını değil,
bütün çocukların sağlığını tehlikeye atıyor.”

“Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Yönetmeliği yayımlandı”

“Yönetmelikte geçen Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp uygulamalarının hekimler, diş hekimleri ve sağlık personeli tarafından kullanılması düzenlenmiş ve çok geniş endikasyon listesi belirlenmiştir. Kapsamında

– kupa uygulaması (hacamat),
– akupunktur,
– apiterapi,
– fitoterapi,
– hipnoz,
sülük tedavisi ve

bunun gibi birçok yöntemin yer aldığı geleneksel ve tamamlayıcı tıbba ilişkin bilimsel bilgi büyük oranda eksik ve bu yöntemlerin etkisiz olduğuna ilişkin birçok Tıp Uzmanlık Derneğinin açıklamaları var. Ayrıca kimi yöntemler riskli ve göze alınamayacak yan etkilere sahip. Hekimlerce yapılacak olması da onlara bilimsellik kazandırmaz. Ayrıca Yönetmelikle bu alanda bir pazar (AS: piyasa) oluşturulmakta ve pazara çeki düzen verilmekte. Türk Tabipleri Birliği tarafından da tıp ve tıpta uzmanlık eğitiminin gereklerine, bu alandaki kamu yararına aykırılığı nedeniyle ‘Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Yönetmeliği’ nin ekleriyle birlikte tümünün iptali
ve yürütülmesinin durdurulması istemiyle açılan dava Danıştay Onbeşinci Dairesi’nde
devam etmektedir.”

============================================

Dostlar,

Önemli bir toplantıdır… yurtsever Atatürkçü aydınımız Uğur Mumcu‘yu anmaya adanan..
Bizim de üyesi olduğumuz Ankara Tabip Odası’nın 23. Adalet ve Demokrasi Haftası imecesine değerli bir katkısıdır. Meslektaşımız Dr. Mine Önal altı çizilecek saptamalarda bulunmuş ve uyarılar yapmıştır..

Sağlık Bakanlığı’nın neye hizmet ettiğini anlamak çok güçtür.. Aslında tam da tersine “kolay” dır. Sözümona SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM masallarıyla sağlık hizmetlerine erişim kolaylaşmıştır! Kamu sağlık sektöründe kurulu kapasite sağlık hizmeti gereksinimini karşılayamamaktadır. Özellikle radyolojik görüntüleme incelemeleri için aylar sonrasına randevu verilebilmektedir. Hastane yatakları dolu olup, hastalar bekleme listesine alınmaktadır.

SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM denen kökü dışarıda özelleştirme – piyasalaştırma dayatmasının cilaları epeydir dökülmeye başlamıştır. Bu durumda, milyonlarca yoksul insana çağcıl (modern)
tıbbi hizmet verilemeyeceği için, hacamat gibi, sülük gibi ilkel ve tıbben zararlı yöntemlere yönlendirilerek “oyalanmaları” Sağlık Bakanlığı’nın yüksek takdirlerine terk edilmiştir.

Adına da zihinsel sözel tuzakla (Retorik tuzak) “Tamamlayıcı Tıp….” denen söz konusu
bu Yönetmelik düzenlemesinin Danıştay’da dava edilmiş olması sevindirici ve düşündürücüdür.
Dileriz halkın – kamuoyunun sağlığı sağlık tacirlerinin önünde tutulur ve halkın kobay edlmesi
ve sağlık hizmetlerinin geçelim “muhafazakarlaştırılmasını” ilkelleşmesi Danıştay’ın bu Yönetmeliği iptaliyle sağlanır..

Anayasa Mahkemesi‘nin aşı uygulamasında temel insan haklarının “ancak yasa ile” sınırlanabileceğine ilişkin Anayasal gerekçe ile (md. 13) anababa kararını (bireysel hak)
halk sağlığına (üstün kamu yararına) önceleyerek zorunlu aşı uygulamasını sınırlaması talihsizliktir. Gerçekte Umumi Hıfzıssıhha Yasası‘nda aşı uygulamasının zorunlu tutulduğuna ilişkin çok sayıda madde bu Yasanın ruhu ve amacı gereği yasada içselleştirilmiştir.
Biçimsel bir zorlama ile ille de bir yasa maddesinin açık açık bu zorunluluğu sözel – maddi olarak ifade etmesini aramak, kamu sağlığı yönünden sakıncalı olmuştur. Sağlık Bakanlığı’nın ise anılan yasada derhal kısa bir yasa maddesi eklenmesi ya da değişikliği ile sorunu çözebilecek iken, bildiğimiz ölçüde günümüze dek bu yönde bir adım atmamış olması düşündürücüdür.
Biz konuyu sitemizde önceki aylarda kapsamlı işlemiştik.. (HASUDER’den :
Anayasa Mahkemesi’nin Aşılama Kararı Hakkında Basın Açıklaması, 14 Kasım 2015,
http://ahmetsaltik.net/2015/11/23/hasuderden-anayasa-mahkemesinin-asilama-karari-hakkinda-basin-aciklamasi/)

Oysa “Yüce Meclis”, dünyada örneği olmayan adına “Torba yasa” denilen “Türk tipi yasalaştırma” sürecini sürdürmektedir. Son olarak doğurganlığı teşvik etmek üzere kadın çalışanlara izin ekleri ve kolaylıkları getirilmiştir.

Sağlık Bakanlığı, sağlığa zararlı olmayı sürdürmektedir..
Bu çok hazin bir olageliştir (tecellidir) ve karamizah kuyusudur..
Ancak yalın akıl, bu akıl ve bilim dışı gidişin hızla durdurulması gerektiğini buyurmaktadır.
İmmanuel Kant‘ın 1784’lerde yazdığı ünlü makalesindeki uyarıları yankılanıyor kulaklarımızda:

SAPERE AUDE… SAPERE AUDE..(Aklını kullan… aklını kullan…)

Sevgi ve saygı ile.
29 Ocak 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net 
profsaltik@gmail.com

HIZLI NÜFUS ARTIŞI SORUNU / The CHAOS of HUGE POPULATION GROWTH


Sevgili AÜTF Dönem 2 öğrencilerimiz
,
Site okuru dostlarımız. 

  • DÜNYADA ve TÜRKİYE’de NÜFUS SORUNLARI ve POLİTİKALARI

konulu AÜTF Dönem 2 dersi sunumu yansılarını paylaşmak isteriz.

Güncellenmiş dosyayı ilgi ve bilginize sunuyoruz.
Çok emekli ve kapsamlı bir dosyadır (119 yansı).

  • Gereksiz, dengesiz ve hızlı, akıl dışı ve sürdürülemez
    hızlı nüfus artışı ülkemiz ve dünya için en önemli sorunların başında gelmektedir.

Türkiye, 35-40 yıl sürecek bir DEMOGRAFİK FIRSAT PENCERESİ DÖNEMİNDEDİR.
Bu dönemde yapılması gereken, genç nüfusun niteliğinin iyileştirilmesidir.
Bu da sağlık ve eğitim yatırımları ile olur.

Nüfusun “hızlı” yaşlanması sorunu yoktur, akut gündem bu değildir.

İvedi olan 2 adım vardır :

1. Hızlı nüfus artışını teşvikten, “en az 3-5 çocuk doğurun” demekten
hemen vazgeçmek. Her ailenin 1 çocukla yetinmesini önermek..

2. Eldeki çooooook genç nüfusun niceliğini (sayısını) değil niteliğini (kalitesini) geliştirmek.. Yaşamsal sorun budur.. Genç nüfusu 21. yy’da acımasız küresel rekabete hazırlamak..
Yabancı diller ve İLETİŞİM öğretmek, geçerli meslekler edindirmek, özgüven kazandırmak,
istihdamı geliştirmek, yurttaşların sosyalleşmesini sağlamak (karma eğitim başta!)..

Ülkemizin öncelikleri bunlar, Demografi politikaları bakımından..
Bir ULUSAL DEMOGRAFİ KURULTAYI toplamak ve nüfus politikalarını güncellemek..

Ayrıca, kürtaj istemiyorsanız etkin ve yaygın aile planlaması hizmetlerini topluma
mutlaka vereceksiniz.. Özellikle de Doğu ve Güneydoğu’da!

Vurgulayalım ki; Anayasa’nın 41. maddesi açık ve net olarak devlete bu görevi yüklüyor.
Siyasal tercihiniz ne olursa olsun :

Anayasa_madde_41

 

 

 

 

 

 

 

 

Oldukça kapsamlı ve doyurucu bir dosya sunuyoruz.
Okunup okutulması, paylaşılması, politikacılara da ulaştırılması dileğiyle..
Umarız, hala Türkiye’de nüfus artışını bilim ve akıl dışı biçimde savunan tepe yöneticiler de, danışmanları da okusun ve yararlansınlar. Ülkemizi yıkımlara sürüklemesinler..

Lütfen tıklar mısınız erişkeyi (linki) ?

Nufus_sorunlari_ ve_ politikalari

Sevgi ve saygı ile.
06.12.2015, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD

www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Not : Bu yansılarda sayın Prof. Ercan’dan çok yararlandık, teşekkür borçluyuz.

“NÜFUS ANALİZİ” ve AKP’NİN İNSANLIĞA KARŞI SUÇLARI

“NÜFUS ANALİZİ” ve
AKP’NİN İNSANLIĞA KARŞI SUÇLARI

Dostlar,

Değerli bilim insanı, Nükleer Fizikçi Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan, toplumsal konularla da yakından ilgili.. İleri matematik bilgisini ve “Matematiksel düşünme” alışkanlığını sıklıkla sosyal sorunlarımıza uyarlıyor ve son derece ilginç, sosyal bilimcilerin erişemediği çıktılar
elde ediyor.. İkincilerin biraz daha Matematik, öncekilerin ise biraz Sosyal bilim öğrenmesi gerek galiba..

Ya da ortak takım çalışmaları… Fen – Edebiyat Fakültelerinin birlikte kurulmasının son derece yerinde mantığı da bu değil mi??

Matematik evrenin dili değil mi??

Onu sevmek, sevdirmek, yaygın olarak kullanmak ve sorunlarımızın çözümünden
sıklıkla başvurmak gerekmiyor mu??

Sayın Prof. Ercan bir bakıma, somut örneklerle bu işlevi de üstleniyor sağolsun…
Geçtiğimiz günlerde (26 Mayıs günü) 3 çeyrek yaşını doldurdu.. Kendisine ve o seçkin beynine daha epey uzun yıllar sağlıklı, onurlu ve üretken bir “birlikte yaşam” diliyoruz.
Ayrıca böylesine bir yükümü / edimi de var ülkesine ve insanlığa karşı..

Ne keyif değil mi Ali hocam.. Öyleyse devam elbette..
Daha çoook borcunuz var eda bekleyen Ulusunuza – ATATÜRK’e ve insanlığa..

“BİLİMİN IŞIĞI” idi değil mi face adresiniz??

*****
Bizse okullarımızdan giderek bu dersleri çıkarak DİN adına bir yığın gereksiz – işe yaramaz -çocukların beynini uyuşturan – ezberci – kaderci bir koşullandırma eğitimi yapıyoruz.

Bu politika, ZİHİNSEL BİR SOYKIRIMDIR ve İNSANLIĞA KARŞI SUÇTUR...
Herhangi bir siyasal kadronun salt seçim kazandı diye bu akıl ve bilim dışı – insanlık düşmanı politikaları izleme hakkı yoktur, olmamalıdır.

7 yıl kadar önce Avusturya’da seçim sandığından potansiyel kolalisyon ortağı olarak çıkan Haider’in faşist partisine AB bu olanağı sağlamamıştır. “Biçimsel olarak Yasal” ama
“hukuksal açıdan meşru değil” diyerek bu hükümeti engellemiştir.

Türkiye’nin ve gelecek kuşakların her nasılsa seçim kazanmış kimi siyasal kadroların
sözde eğitim politikaları üzerinden dinci – gerici – yobaz – aklını kullanmayı ve sorgulamayı öğrenmemiş – sanat/bilim/çağdaşlık düşmanı güruhlar- kalabalıklarca ele geçirilmesi
salt Türkiye için değil; insalık ailesi için de hele bu Ortadoğu coğrafyasında çok ciddi tehdittir.

Batı’lı aydın dostlarımızın bu tehlikeli olguyu görmelerini ve üzerlerine süşeni yapmalarını beklemek hakkımızdır. Kimse kalkıp “içişlerimize burnunu sokmasınlar..” salatasını
ileri sürmesin. Önce siz içeride yasa devleti – hukuk devleti – meşru iktidar ve evrensel
insan haklarına saygılı olunuz..

İHEB ve AİHS’ne taraf olarak Anayasal düzlemde kendinizi bağadığınız halde (md. 90/son) gereklerini yerine getiriniz.. Bakınız o zaman kimsenin size diyecek tek sözü kalıyor mu??

*****

Sayın Prof. Dr. D. Ali ERCAN hocamız değerli bir NÜFUS ANALİZİ çalışması yapmış.. (yenilemiş) .. Yansıları görünce bizde yıkarıdaki çağrışımları doğurdu ve yazdık..

Ekleyelim; yukarıda mahkum ettiiğimiz insanlık dışı eğitim politikalarının kaldıraçlarından
biri de güdümlü aşırı nüfus artışıdır.. Bilerek ve isteyerek 3-5 çocuk doğurulması
topluma dayatılırken, 2827 sayılı yasa ve Anayasa md. 41 kasten çiğnenirken hedeflenen;

* Apaçık söyleleylim;

Kalablaık – niteliksiz – işsiz – yoksul – sadaka ve kaçınılmaz türevi biat kültürüne mahkum milyonlarca oy deposu “insancık” üretmek ve biçimsel sandık demkrasisi ile diktatorya kurmaktır..

Türkiye’de yapılagelenin açık adı budur..
Gerisi laf-ı güzaftır (boş söz)!

Sn. Prof. Ercan’ın NÜFUS ANALİZİ adlı dosyasını ve yansılarını izlemek için
lütfen tıklar mısınız???

Nufus_Analizi_Mayis2015.æ

Teşekkürler Ali hocam..

Durmak yooook, devam lütfen…
Beraber yürüdük bu yollarda siz ve ben..

Sevgi ve saygı ile.
30 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Dünya Doğum Denetimi (Kontrolü) Günü – 26Eylül 2014


26 EYLÜL DÜNYA DOĞUM KONTROLÜ GÜNÜ

Dostlar,

Hacettepe Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD’ndan çalışkan arkadaşlarımız,
Halkımızın – Ulusumuzun sağlık eğitimine dönük çabalarını sürdürüyorlar.
Bu gün, 26 Eylül 2014 günü “DÜNYA DOĞUM KONTROLÜ GÜNÜ

Bu bağlamda oldukça özlü ve çok yararlı bir derleme yapmışlar.
Sağolsunlar…
Aşağıda paylaşıyoruz..

Türkiye’nin önemli aile planlaması – doğurganlık sorunları sürüyor..
Nüfus artış hızı 2012’de %o (binde) 12 iken 2013’te son derece yersiz bir artışla, düşmesi gerekirken, %o 13,7’ye tırmanmıştır (TÜİK verileri).

Bunda önceki Başbakan RTE ve hükümetinin “..en az 3-5 çocouk yapın…” yönlü akıl ve bilim dışı, ülke ve dünya gerçekleriyle bağdaşmayan propagandası etkisi olsa gerektir. Doğallıkla Doğu – Güneydoğu’da doğurganlığa verilen doğrudan parasal desteği de unutmamak gerekir.

Ayrıca önceki yıl 2827 sayılı Nüfus Planlaması Yasası‘nda yapılan değişiklikle
10 haftaya dek gebeliklerin isteğe bağlı sonlandırılabilmesi hakkının sınırlandırılması, daha sonra SGK’nın kürtaj başlığını bir süre kapatarak provizyon vermeyişi,
AÇS-AP (Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması) Dispanserlerinin Aile Hekimliğine geçişle birlikte önemli ölçüde etkisiz bırakılması.. pay sahibi olsa gerektir.

Dünyada ve Türkiye’de ilke artık HER AİLEYE 1 ÇOCUK! olmak zorundadır.

Unutulmasın, Anayasa md. 41, Aile Planlaması hizmetlerini vermeyi
Devlete açık bir anayasal buyruk olarak düzenlemektedir :

  • Anayasa madde 41 – Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.

Sevgi ve saygı ile.
26 Eylül 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

==================================================

26 EYLÜL DÜNYA DOĞUM KONTROLÜ GÜNÜ

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ
HALK SAĞLIĞI ANABİLİM DALI
TOPLUM İÇİN BİLGİLENDİRME DİZİSİ-13

Bu doküman, Dr. Meltem Karaöz-Öncü ve Dr. Şevkat Bahar-Özvarış tarafından 24.9.2014 tarihinde hazırlanmıştır.

  • Dünya Doğum Kontrolü Günü, 2007 yılından bu yana, her yıl 26 Eylül’de kutlanmaktadır. Bu günün amacı; doğum denetimi (kontrolü) hakkında
    toplumun bilincini artırmak ve gençlerin cinsel ve üreme sağlığı ile ilgili konularda bilinçli seçimler yapmalarına yardımcı olmaktır.
    Bu amaç doğrultusundaki çalışmalar,
    dünyada tüm gebelikler planlanmış olana dek sürecektir.

Dünya nüfusu 2011 yılında 7 milyar kişiye ulaşmıştır.(1) (AS: 1 Temmuz 2011’de 

7 milyar aşıldı..) Dünya toplam doğurganlık hızı 50 yıl içinde neredeyse yarı yarıya azalmıştır (1950’de kadın başına 5 çocuk, ülkeden ülkeye değişmekle birlikte 2010-
2015’te kadın başına 2,5 çocuk). (2) Ancak, 2050 yılında dünya nüfusunun 9 milyara ulaşacağı kestirmektedir.(1) Nüfus artışının neredeyse tümü insanların gereksinimlerini karşılamakta zorlandığı az gelişmiş ülkelerde gerçekleşmektedir.(2)

Nüfusun artması birçok ekonomik, politik, çevresel etmenleri olumsuz etkilemektedir.
Zengin ve yoksul arasındaki uçurum derinleşmektedir; 1990’dan başlayarak
Dünyadaki aç insan sayısı 815 milyondan 925 milyona çıkmış, 2010’dan bu yana
küresel ekonomik bunalım nedeniyle 44 milyon insan daha yoksulluk sınırı olan günlük 1,25 ABD Dolarının altında gelirle yaşamaya başlamıştır. (2)

Hızla artan nüfusla birikte HIV/AIDS ve öbür salgın hastalıkların yayılması,
sınır ötesi suç, ekonomik bağımlılık, göç, iklim değişikliği gibi var olan sorunlar artmaktadır. Aynı zamanda hızla artan nüfus, toplumsal cinsiyet (gender) eşitsizliği, üreme sağlığı, güvenli annelik, insan hakları gibi sosyal konulardaki varolan sorunları ağırlaştırmaktadır.(1) Her geçen gün daha çok insan güvensiz gıda, su kıtlığı ve afetlerle karşı karşıya kalmaktadır.

Bunun yanı sıra, soruna sağlık açısından bakıldığında; dünyada birçok kadın
çok erken yaşta veya çok sık doğum yapmakta;

  • Her 90 saniyede bir kadın,
    gebelik ve doğum nedeniyle yaşamını yitirmektedir!

Dünyada 215 milyon kadın güvenilir, nitelikli, yeterli aile planlaması hizmetlerine ulaşamamaktadır ve böylece istenmeyen gebelik riskiyle karşı karşıya kalmaktadırlar.(2) Gelişmiş ülkelerde eşler açısından sahip olunacak çocuk sayısı ve çocukların arasındaki yaş farkına karar vermek olağan bir durumdur. Gelişmekte olan ülkelerde ise özellikle en yoksulların bu konuda karar verme yetileri az veya ellerindeki olanaklar yetersizdir.(3)

Eşler çocuk sahibi olmayı birlikte planladıklarında çocukların bu durumdan hem kısa, hem de uzun vadede yarar gördüğü saptanmıştır. Üreme hakkını kullanabilen bir kadın, eğitim hakkı gibi öbür haklarını kolay kullanabilmekte, bununla birlikte gelir düzeyi yükselmekte, kendisi ve çocukları daha sağlıklı olmakta; evde ve toplumda daha çok karar verme gücüne sahip olmaktadır.

Türkiye nüfusu 31 Aralık 2013’te 76 667 864 kişidir.(4)
Nüfusun 2050 yılında 100 milyona ulaşacağı kestirilmektedir.(5)

Yıllık nüfus artış hızı 2012’de binde 12 iken, 2013’te binde 13,7’ye yükselmiştir.

Artan nüfusla birlikte kırdan kente göçler artmış; il ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranı nüfusun 91’ine ulaşmıştır. Zenginle yoksul arası uçurum artmış; en zengin kesimin geliri en yoksul kesimin gelirinin 7,7 katı olmuştur. Nüfusun %15’i yoksulluk sınırının altında kalmıştır. 2013’te suça sürüklenen çocuk oranında 14,5 artış olmuştur.
15-24 yaş dilimini içeren genç işsizlik oranı ise 2012’te %17,5 iken 2013’te %18,7 olarak gerçekleşmiştir.

Ülkemizde, artan nüfusla birlikte çevre olumsuz etkilenmektedir.
Karbondioksit eşdeğeri olarak 2012 yılı toplam sera gazı salımının 1990’a göre
%133,4 artış göstererek 439,9 milyon ton olduğu kestirilmektedir.(4)

Türkiye’de 2008 yılı verilerine göre 15-49 yaş arası evli kadınların gebeliği önleyici yöntem kullanma yaygınlığı %73’tür. Bu kadınların % 46’sı modern yöntem kullanırken, %27’si geleneksel yöntemleri kullanmaktadır. 15-49 yaş arası evli kadınların %79’unun aile planlaması hizmeti istemi olurken, aile planlamasında karşılanamayan gereksinim %6,2’dir. 15-19 yaşındaki kadınlardan oluşan ergenlerin (adolesanların) %6’sında önemli sağlık ve sosyal sorunlara yol açabilen ergen yaşta gebelikler görülmektedir. Ülkemizde her 3 gebelikten 2’si riskli gebeliktir.(6)

*****

Avrupa Kontrasepsiyon ve Üreme Sağlığı Birliği tarafından, Dünya Doğum Kontrolü Günü kapsamında 2013-2015 yılı stratejilerinde;

  • “Senin hayatın, senin geleceğin, senin kararın”

temasıyla üç ana konu üzerinde durulan şemsiye bir kampanya tanımlamaktadır.
Yerel gereksinimlere göre aşağıda da yer alan bu temalardan herhangi birine
öncelik verilebileceği belirtilmektedir:

Bedenini tanı : Ergenlik dönemi boyunca bedende oluşacak değişiklikleri ve planlanmamış gebeliklerin nelere yol açacağını anlamak
Seçeneğini tanı : Gençlerin kullanabileceği tüm doğum denetim yöntemlerini güvenilir, yansız bir bilgi kaynağından öğrenebilmesi
Eşini tanı : Eşlerle doğum denetimi hakkında konuşabilmeyi ve güvenilir bilgiler eşliğinde güvene dayalı bir ilişkiyi nasıl kuracağını öğrenmek.

Dünya Doğum Kontrolü Günü kapsamında Türkiye’de istenmeyen gebeliklerin,

– ergen (adolesan) gebeliklerin ve 
– riskli gebeliklerin önlenebilmesi ve
– karşılanamayan aile planlaması gereksiniminin azaltılması için,

aynı zamanda temel sağlık hizmetlerinden biri olan kapsamlı aile planlaması hizmetlerine toplumda gerek duyan herkesin ücretsiz ulaşabilmesinin sağlanması gerekir.

Kaynaklar :

1 http://www.un.org/en/globalissues/population/. 22.09.2014.
2 UNFPA, 7 Billion actions, 2011. [Internet]
http://www.unfpa.org/webdav/site/global/shared/documents/7%20Billion/7B_fact_sheets_en.pdf 22.09.2014.
3 UNFPA, State Of World Population, 2012. [Internet] http://www.unfpa.org/webdav/site/global/shared/swp/2012/EN_SWOP2012_Report.pdf.
22.09.2014.
4 http://www.tuik.gov.tr/UstMenu.do?metod=kategorist. 23.09.2014.
5 http://www.unfpa.org.tr/v2/pages/nuefus-ve-kalkinma-politikalari.php 22.09.2014.
6 Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, Nüfus ve Sağlık Araştırması, 2008.
http://www.hips.hacettepe.edu.tr/tnsa2008/data/TNSA-2008_ana_Rapor-tr.pdf.
7 http://www.your-life.com/en/for-doctors-parents-etc/about-wcd/. .
22.09.2014.
8 http://www.escrh.eu/WCD. 22.09.2014.

Doğum Kontrol Yöntemleri Atlası / Atlas of Contraceptive Methods

Dogum_Kontrol_Yontemleri _Atlasi