Taşan lağım sebebiyle salgın

Taşan lağım sebebiyle salgın

Süleyman KARAN
YURT, 14.12.16

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Kriminal vakalar, bir toplumun gidişatının da göstergesidir. Söz gelimi ABD’nin Ortabatısı, mümbit bir manyaklar tarlasıdır. Seri katil, çocuk tecavüzcüsü, o bu bolca çıkar. ABD’nin güney eyaletlerinden çıkan seri katiller ise katliamlarına tüy diker, ırkçılık, cinsiyetçilik ve dinsel fanatizm gibi temayı da sokar işin içine… Mesela neden California, Vermont, New York’tan değil de buradan daha çok çıkar bu ruh hastaları?.. Büyük olasılıkla yalıtılmış, sıkıntı yüklü,
her günün bir önceki günden hiç farkı olmayan bir zaman sarmalında geçmesinin getirdiği bir cinnet getirme olsa gerek. Bunun yanında belki akraba evliliği, genetik bozukluklar,
ırsi ruh hastalıkları da vardır. Kasabaya benzer ortamlar, insanların böyle şeylere meyletmesinde önemli bir etken gibime geliyor açıkçası…

Bir şerefsiz olarak suçlunun portresi
Ülkemize gelince… Bu ülkede her zaman cinnet, tecavüz, cinayet, her türlü aşağılık suç işlendi. Şimdilerde ise daha çok işleniyor. Özellikle çocuklara, kadınlara ve farklı yönelimlerden insanlara yönelik istismar, taciz ve şiddet kullanımında yoğun bir artış var. Bunu ‘toplumsal
cinnet’, ‘toplumsal ve ekonomik koşular sebebiyle kriminal olaylarda artış’ ve bunun benzeri soğukkanlı yorumlamak mümkün olabilirdi. Ancak mesele burada işlenen suçlar kadar,
bu suçları işleyen şerefsizlerin, kendierini nasıl savundukları… İşte sadece cuma günkü
Yurt gazetesinde yer alan birkaç haberden örnek:

Songül Elçil’in cesedi altı parçaya ayrılmış olarak üç ayrı çöp konteynerinde bulunuyor,
katil zanlısı yakalanıyor. Moğol tipli bir herif zanlı, oldukça sakin görünüyor.
Suçunu kabul etmekle kalmıyor, bir de hava basıyor soysuz:

  • “Bunda bir şey yok, kadını öldürdükten sonra uyudum”. Sonra o yetersiz beyniyle milliyetçi damara oynamaya kalkıyor, Songül Elçil’in PKK’lı olduğunu iddia ediyor ve ekliyor:
    “Bana ‘Ben örgütçüyüm, dağda dört yıl kaldım. Aslında size yapılanlar az bile,
    hepinizi öldürmek gerek’ dedi.”
    İşte bu yüzden kadının kafasanı kesmiş bu Fatih K. denen insan müsveddesi…
    Kadın uyuşturucu müptelası, büyük olasılıkla bu adi herif de “Açım” diyen kadına üç kuruşluk börek alacak, sonra artık ya fırsattan yararlanıp birlikte olacak ya da tecavüz edecek.
    Belki bir gün gerçeği anlatır bu soytarı katil, ama işte böyle alçaklaşıp, iktidara yaranmak, belki birkaç yıl cezayı düşürmek için ırkçı ayaklarına yatıyor. Bu soyu bozuklardan sadece
    bir örnek, devam edelim.

Kendini ‘besici’ sanan meczup
Manisa’da insanlıktan nasibini almamış, büyük olasılıkla manyak bir herif, parkta spor yapan
bir kadına saldırıyor. Ebru Tireli dört aylık hamile… Hemen hatırlatalım, bunları gaza getiren sözde din alimlerinden bazılarının ‘hamileyken sokağa çıkan kadın kötü kadındır’ fetvalarını
biliyoruz. Bu pislik herif de artık kadına göz mü koymuş, yoksa sadece kıskançlık mıdır artık
ne haltsa, görevden vazife çıkartıp üzerine çökmüş, başlamış dövmeye… Hâlâ yakalanamayan bu saldırgan kadını döverken, “Bir daha burada yürüyüp, spor yapmayacaksın” diye de uluyormuş! İş bununla da bitmiyor, bu mikrop yuvasına dönen ülkede öyle bir akıldışılık
hakim ki, saldırıya uğrayan kadıncağız, sanki suçluymuş gibi kendini savunmak zorunda
kalıyor;

“Üzerimde mont vardı, her yerim kapalıydı” diyor. Yani neredeyse mağdur kendini savunuyor,
o saldırgan şerefsiz ise henüz yakalanabilmiş değil. Emin olun bu adi herif yakalandığında,
tek başına bir kadının parkta spor yapmasına dayanamadığını, kadınların evde oturması
gerektiğini söyleyecek, böylece gerici ve ahlaksız bu furyada kendini kurtarmaya çalışacaktır. Bu kendini İran’ın ahlak polisi ‘besici’ gibi gören aşağılık mahluklar sürekli artıyor bu ülkede…

Taciz ve tecavüz vaka-i adiye
Çocuk tacizi ve tecavüzü rekor üstüne rekor kırıyor.
Ve bunu yapanlar manyak ya da ruh hastası değil, bu olayların büyük bir bölümü anababaların çocuklarını teslim ettikleri tarikat yurtlarında gerçekleşiyor. Tarikat pirleri ya olayın üstünü örtüyor ya da iğrenç bir yüzsüzlükle kadınların ergenlik yaşını tartışmaya açıyor. Hâlâ kendini
ana medya olarak tanımlamaya çalışan beş para etmez TV kanalları bu rezilleri ekrana çıkartıyor. Yine kendine utanmadan moderatör diyenler, bu ahlaksızları insan yerine koyup dinliyor, lağım gibi ağızlarından pislik boşalmasına seyirci kalıyor. Tepkiler gelince de
bir tweet ile işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. Ne diyor bu kadın, “Ben konuğumun fikirlerine katılmıyorum”. Oldu, çocuk tacizinin saatlerce reklamını yaptır, sonra bir cümleyle kurtul…
Hepiniz aynı suç mahallinin zanlılarısınız!

Bir başka yurtta, çocuklar birbirine sarılmış yanmış, kömürleşmiş halde enkazdan çıkarılıyor. Ahlaksız yurt yöneticileri, yangın merdiveninin kapısını kilitledikleri için ölüyorlar.
Müdür utanmazca çıkıp, “Ben üzerine düşen her şeyi yaptım. Vicdanım rahat” diyebiliyor.
Bu arada hemen hatırlatalım, ölenlerden biri öz be öz kızı! İşin daha da acısı, cayır cayır yanarak ölen bu çocukların aileleri, yurt yönetimine karşı açtıkları davayı geri çekiyor. Kan parası mı aldılar, yoksa tehdit mi edildiler onu bilmiyoruz. Ama insan çocuğunun katillerini nasıl affeder, onlardan nasıl hesap sormaz, işte bu kendine insanım diyen için anlaşılacak bir durum değil.

Gri falan yok, ya siyahtır ya beyaz
Türkiye özellikle son beş yıldır, tam anlamıyla bir ahlak çöküntüsü içinde…
Kriminal vakalar bile siyasi uzantılar taşıyor.

  • Ahlaksızlığın temelinde, bu iktidarın pompaladığı, lümpen, akıldışı, onursuz, insanlık birikimini hiçe sayan bir toplumsal ruh hali yatıyor.
  • Artık öyle bir hal aldı ki bu durum, sanki bu topraklar ortadan ikiye yarıldı. Ortak hiçbir değer kalmadı. Sanki yanıbaşımızda bir yamyam kabilesi var ve her gün bir saldırı düzenliyor.
    Bu tartışılarak, uzlaşılarak çözülebilecek bir mesele değil. Bu bal gibi, birinin diğerine
    galebe çalmasıyla sonuçlanacak. Öyle ya da böyle herkes tarafını seçecek.
    Bu iyilerle kötülerin mücadelesi, bunun grisi falan yok, bir taraf beyaz öteki taraf siyah!..
    ==============================
    Dostlar,

Sayın Karan’ın söylem biraz sert, öfkeli ancak bir isyan ve iç boşaltma nedeniyle haklı görülebilir.. Ülkemizin dinci bir siyasal iktidar yönetiminde 14 yılda nasıl “tanımaz” ölçüde yozlaştırıldığına not düşen bir yazı. Dileyelim siyasal sorumluların vicdanları sızlasın ve sağduyu öne çıkarak hiç olmazsa kendi kendilerine özeleştiri verip olağanüstü kötü yönetime son versinler..

Deyim yerinde ise tüm kıyamet alametleri en üst şiddette alarm sirenleri çalıyor..
Duymamak için salt kulaktan sağır olmak yetmez.. Gönüllerin mühürlenmiş olması gerek. Anlaşıldı mı eyyy AKP iktidarı ve gönüllü köle, mürit, kula tapan milyonlar??

Göz göre göre bir halk intihara ve bir devlet beka sorununa sürüklendi..
AKP iktidarı ve yöneticilerinin ACİLEN bu olağanüstü vahim tabloyu görmesi ve
durumun gerektirdiği adımları atması gerek..

  • İlk olarak TBMM’yi etkin olarak, muhalefetle işbirliği içinde çalıştırmak gerekir..
  • İkincisi ülkenin gerçek gündemine dönülmesi için Başkanlık saçmalığından vazgeçmektir.
  • OHAL dönemine 20 Ocak 2017’de son verilmelidir.
  • Üretim ekonomisine öncelik verilmelidir.
  • Halkı ayrıştırıcı her tür söylem ve eylem terk edilmelidir.
  • Dış politikada derhal komşu ülkelerle doğrudan görüşerek içişlerine asla karışılmamalı,
    toprak ve halk bütünlüğüne kesin olarak saygı duyulmalıdır.
  • AB başta, tüm dış ilişkilerde denge politikası ve karşılıklı çıkarlara saygı esas alınmalıdır.
  • Türkiye hızla, insan haklarına saygılı HUKUK DEVLETİNE dönmek zorundadır..
    Bu husus Anayasanın 2. maddesi gereği açık bir yükümlülüktür.
  • Seçim ve siyasal partiler yasasında demokratikleştirme yapılmalı, bu bağlamda %10 seçim barajı %5’in altına çekilmeli, milletvekilleri adayları önseçim ile belirlenmeli ve hızla erken genel seçime gidilmelidir. Ülke bir ulusal koalisyon eliyle normalleştirimelidir.AKP – RTE ile
    14 yılda içine sürüklendiğimiz bataklık tablosunun sürdürülebilir zerrece yanı kalmamıştır.
  • Erdoğan, kendisini, AKP’sini ve ülkemizi öylesine ağır bir çıkmaza itmiştir ki; adeta çaresizlik içinde kıvranmakta ve “seferberlik” sözleri etmektedir. Bundan sonraki adın sıkıyönetim mi olacaktır??
  • AKP, yukarıda da belirttiğimiz gibi ülkemizi yönetememektedir.
    Erken seçimle iktidardan çekilmeli ve ülkemiz, kendisi dışındaki siyasal partilerin
    ulusal koalisyonuna teslim edilmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 15 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsalik.net
profsaltik@gmailcom

HIZLI NÜFUS ARTIŞI SORUNU / The CHAOS of HUGE POPULATION GROWTH


Sevgili AÜTF Dönem 2 öğrencilerimiz
,
Site okuru dostlarımız. 

  • DÜNYADA ve TÜRKİYE’de NÜFUS SORUNLARI ve POLİTİKALARI

konulu AÜTF Dönem 2 dersi sunumu yansılarını paylaşmak isteriz.

Güncellenmiş dosyayı ilgi ve bilginize sunuyoruz.
Çok emekli ve kapsamlı bir dosyadır (119 yansı).

  • Gereksiz, dengesiz ve hızlı, akıl dışı ve sürdürülemez
    hızlı nüfus artışı ülkemiz ve dünya için en önemli sorunların başında gelmektedir.

Türkiye, 35-40 yıl sürecek bir DEMOGRAFİK FIRSAT PENCERESİ DÖNEMİNDEDİR.
Bu dönemde yapılması gereken, genç nüfusun niteliğinin iyileştirilmesidir.
Bu da sağlık ve eğitim yatırımları ile olur.

Nüfusun “hızlı” yaşlanması sorunu yoktur, akut gündem bu değildir.

İvedi olan 2 adım vardır :

1. Hızlı nüfus artışını teşvikten, “en az 3-5 çocuk doğurun” demekten
hemen vazgeçmek. Her ailenin 1 çocukla yetinmesini önermek..

2. Eldeki çooooook genç nüfusun niceliğini (sayısını) değil niteliğini (kalitesini) geliştirmek.. Yaşamsal sorun budur.. Genç nüfusu 21. yy’da acımasız küresel rekabete hazırlamak..
Yabancı diller ve İLETİŞİM öğretmek, geçerli meslekler edindirmek, özgüven kazandırmak,
istihdamı geliştirmek, yurttaşların sosyalleşmesini sağlamak (karma eğitim başta!)..

Ülkemizin öncelikleri bunlar, Demografi politikaları bakımından..
Bir ULUSAL DEMOGRAFİ KURULTAYI toplamak ve nüfus politikalarını güncellemek..

Ayrıca, kürtaj istemiyorsanız etkin ve yaygın aile planlaması hizmetlerini topluma
mutlaka vereceksiniz.. Özellikle de Doğu ve Güneydoğu’da!

Vurgulayalım ki; Anayasa’nın 41. maddesi açık ve net olarak devlete bu görevi yüklüyor.
Siyasal tercihiniz ne olursa olsun :

Anayasa_madde_41

 

 

 

 

 

 

 

 

Oldukça kapsamlı ve doyurucu bir dosya sunuyoruz.
Okunup okutulması, paylaşılması, politikacılara da ulaştırılması dileğiyle..
Umarız, hala Türkiye’de nüfus artışını bilim ve akıl dışı biçimde savunan tepe yöneticiler de, danışmanları da okusun ve yararlansınlar. Ülkemizi yıkımlara sürüklemesinler..

Lütfen tıklar mısınız erişkeyi (linki) ?

Nufus_sorunlari_ ve_ politikalari

Sevgi ve saygı ile.
06.12.2015, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD

www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Not : Bu yansılarda sayın Prof. Ercan’dan çok yararlandık, teşekkür borçluyuz.

5 YAŞINDA BEBELERE CAMİDE NAMAZ …

5 YAŞINDA BEBELERE
CAMİDE NAMAZ …

Date: Mon, 9 Nov 2015 12:31:20 +0200
Subject: Saftiriklere ithaf…
From: dalom

Cihân-ârâ cihân îçindedir, ârâyı bilmezler,
O mâhîler ki deryâ içredir, deryâyı bilmezler.
Hayâli Mehmet (1494-1557)*

Orta çağın derin karanlıklarına hızla koşturan bir Türkiye’de, Atatürk’ün Partisi CHP’nin
İktidar olabileceğini sanan saftiriklere aşağıdaki video ithaf olunur. æ

https://www.facebook.com/TurkiyeNoktaNet/videos/435930659941473/?fref=nf

Değerli arkadaşlar,

5 yaşındaki bebeler, daha doğru dürüst tuvaletlerini yapamazken, ev adreslerini bile söyleyemezken, Arapça dualar ezberleyip, namaza duruyorlar…
Kurban bayramlarında 7 yaşındaki çocuğun eline bıçak verilip kuzu boğazlatılıyor.
Devlet Okullarında dar bir lata üzerinde sırat köprüsünden Allah’a hamd-ü senalarla
geçiş gösterisi yapılıyor…

Ve böyle bir Türkiye’de, Ortalama zekası Dünya Ortalamasından zaten 10 puvan düşük (IQ=90) olan toplumun Oy sandığında beliren iradesinden Çağdaş bir Devlet yönetimi çıkacağını sanan saftirik yazar takımı, CHP’nin neden iktidar olamadığını sorguluyor.
Bu muhterem zevat şunu bilmiyor veya bilmezlikten geliyor :

CHP, tek Parti dönemi dışında, 1950’den bu yana ne zaman tek başına iktidar olabildi ki,
şimdi olsun?

Bunları yazarken, umutsuzluk aşılayan bir ‘felaket tellalcısı’ durumuna düşmek istemem.
Bilimde iyimserlik-kötümserlik yoktur; Bilimde gerçeklik vardır.

Gerçek şu ki; Türkiye’de %20-25 arası “aydın, çağdaş, demokrat, Yurtsever”
bir kesim bulunuyor. Bu kesim sayısal azınlıkta olduğunun ve daha uzun yıllar
sayısal azınlıkta kalacağının, dolayısıyla mutlak iktidar olamayacağının bilincinde olarak,
zorlu aydınlanma mücadelesini sürdürecek ve kendi arasında dayanışmacı işbirliğini koruyarak baskılara, sömürüye, ihanete ve yobazlığa karşı direnecektir elbette!

Çünkü başka yolu yok. æ

==========================================

Dostlar,

Dehşet verici bir aşamaya “daha” gelmiş bulunuyoruz AKP – RTE iktidarı 14. yılına girerken.. 2015’te Türkiye tanınmaz durumdadır. Hollanda vb. ülkelerde

  • “Türkiye’ye gitmeyin, kebap yemeyin, kara çarşaflı bir ülke oldu Türkiye..
    artık laik bir ülke değil..

yönünde resmi tavsiye kararları yurttaşlara duyuruluyor. Turizm gelirleri daha da düşebilir.

AİHM’nin “zorunlu din dersleri kaldırılsın” yönünde AKP iktidarının itirazı üzerine
Büyük Dairede kesinleşmiş yargı kararlarına karşın “zorunlu din dersi değil din kültürü ve
ahlak bilgisi dersi veriyoruz” diye fiilen bu dersler sürdürülmektedir. Oysa AİHM’ne yapılan
AKP itirazı da bu yöndeydi. Ders içeriklerine göre kesin hüküm verdi AİHM.

Ama molla takmıyor..
Bu gün, Lozan’a göre AZINLIK olan Ermeni, Musevi ve Rum cemaatların çocuklarının da TEOG’da Din dersi sorularından söz edildi haberlerde. Bu soruları ilgili azınlık Cemaatleri hazırlayacakmış. Yani AKP iktidarı ülkede, kesinleşmiş AİHM kararlarını hiçe sayarak ZORLA DİN DERSİNİ SÜRDÜRÜYOR.
Üstelik daha okul öncesi aşamasında, bir de UYGULAMA aşamasına geçilmiştir.
5 yaşındaki bebelere “değerler eğitimi” verilmektedir sözde!..

Mesleğinde 39. yılına giren bir Tıp Profesörü olarak yazalım    :

Bir kez 5 yaşındaki çocuğa, tümüyle soyut bir kavram olan “değer” in tanımı bile verilemez!
Kaldı ki o değerler kavramsal düzeyde öğrenildikten sonra edinilsin / içselleştirilsin ve
davranışa dönüşsün! Ham hayaldir.. Bilinen tüm pedagojik ilkelere aykırıdır
Bütünü ile us ve bilimdışıdır ve o yaştaki (5-6 yaş) bebelerin zihinsel (mental) ve
ruhsal (psikolojik) olarak taciz ve terörize edilmesi sonucu doğar bu dayatmadan.

Bir de olup biteni anlayamamadan – değerlendirememeden kaynaklanan korkuya dayalı koşullandırma. Bilinçaltında artık ne tür kodlarla yerleşir bu bilinmezlik tepkisi,
ileride ne tür davranış bozuklularına yol açar, öngörmek olanaksızdır.

Ezber de böyledir.. İlköğretim çocuklarına bilmedikleri bir dilde (Arapça) yüzlerce sayfa içeriği, anlamını kavramadan ezberletmeye çalışmak TAM BİR ZİHİNSEL SOYKIRIMDIR. Ayrıca olanaklı da değildir!

Her 2 uygulama da açıkça İNSAN HAKLARINA AYKIRIDIR, DEVLET TERÖRÜDÜR.
Ailelerin çocuklarına son deree zararlı bu uygulamalara sizin vermemesi gerekir.

*****

Başbakan Davutoğlu, AİHM’nin AKP iktidarının temyiz kararı üzerine, Uluslararası Yüksek Mahkemenin bağlayıcı kararını boşa çıkarmak için yukarıda yazdıklarımızı kamuoyuna söylemiş ve kimi
Batı ülkelerinde “uygulamalı” din eğitimi olduğunu, çocukların kiliseye götürüldüğünü belirtmiş ve “Biz hiç olmazsa bunu yapmıyoruz… ” buyurmuştu.

Şimdi “bunu da yapma” aşaması gelmiştir.
“1 Kasım 2015 seçim zaferinin” (!) gerekleri (!) yapılmaktadır!

2023’e gelindiğinde ortada LAİK BİR CUMHURİYET BIRAKILMAK İSTENMEDİĞİNİN SOMUT KANITIDIR bu 5 yaşındaki bebelere cami ve namaz şovu!

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi artık harekete geçerek Türkiye’ye söz konusu kesinleşmiş AİHM hükmünü gereği gibi – özüne uygun ugulama uyarısı yapmalıdır. Mahkeme Statüsü’nde yazılı kural budur. Bu uyarının da gereği yerine getirilmediğinde Türkiye’nin, kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nden çıkarılması, Avrupa’dan ve çağdaş dünyadan dışlanması
gündeme gelebilecektir.

Biz de görelim AKP – RTE safını iyice belli etsin.. Avrupa’dan, AB’den kesin kopmayı göze alıp 2. bir Suudi Krallığı – Suud Saltanatı benzeri Erdoğan Krallığı – Erdoğan Saltanatı
radikal seçimi mi yapılacak, biraz da olsa frene mi basılacak??

Anayasa Mahkemesi kararı ile “laikliğe karşı eylemlerin odağı” olarak suçlanan fakat
her nedense ve her nasılsa Anayasa suçu işlediği halde kapatılmayıp salt para cezasına çarptırılan bu siyasal parti (AKP), artık yalnız içeride değil, uluslararası düzlemede de
seküler (laik) düzene meydan okumaktadır.

Durum vahimdir ve duyurulur..

“Türkiye’de laiklik tehlikede değil” diyen anamuhalefet CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na da..
Herkese, herkese..

Dün “Din elden gidiyor..” diye ayaklanan ve cayır cayır insan yakan molla,
bu gün “ŞERİATI ilan etmek üzeredir!

Aşağıdaki erişkeyi tıklayın, izleyin ve birazcık olsun düşünün, öngörün nereye götürüldüğümüzü.. 2 dakika 16 saniye.. Birkaç kez izleyin dehşeti algılayabilmek için..

https://www.facebook.com/TurkiyeNoktaNet/videos/435930659941473/?fref=nf

Sevgi, saygı ve kaygı ile.
09 Kasım 2015, Ankara


Prof. Dr. Ahmet SALTIK

Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

ANDREW MANGO ile SÖYLEŞİ..

Dostlar,

Andrew Mango ile “AnalizTürkiye” tarafından yapılan kapsamlı bir söyleşiyi paylaşmak istiyoruz..

Metin 9 sayfa olduğundan, pdf olarak vereceğz.

Okumak isteyen dostların erikeyi (linki) tıklaması gerekecek..

Önemli bir soruyu ve yanıtını sunalım :

Soru : Sizce Atatürk diktatör müydü?

Yanıt : Diktatör kelimesi bugün hakaret gibi kullanılıyor. Diktatörlerden farklı olarak,
Atatürk elindeki gücü diğer birçok insan ve kurum arasında dağıtırdı.
Paylaştırmayı ve paylaşmayı bilen iyi bir komutandı. Diktatörler güçlerini paylaşmazlar.

“Türkiye’nin 1923’ten 2023’e Yürüyüşü: Geçmiş ve Güncel Siyasi Olayların Kritiği”
AnalizTürkiye

Sevgi ve saygı ile.
25.8.12, Tekirdağ

Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

============================================================

Andrew_Mango_ile_ATA_hakkinda_soylesi

*Andrew James Alexander Mango (born 1926 in Istanbul (Constantinople) is a British author who was born in Turkey as one of three sons of a prosperous Anglo-Russian family. He is the brother of the distinguished Oxford historian and Byzantinist Professor Cyril Mango. Mango’s early years were passed in Istanbul but in the mid-1940s he left for Ankara and obtained a job as a press officer in the British Embassy. He moved to the United Kingdom in 1947 and has lived in London ever since. He holds degrees from the University of London, including a doctorate on Persian literature. He joined BBC’s Turkish section while still a student and spent his entire career in the External Services, rising to be Turkish Programme Organiser and then Head of the South European Service. He retired in 1986. WIKIPEDIA

SURİYE ile UĞRAŞMAK, TÜRKİYE’yi PARÇALAYABİLİR !

SURİYE ile UĞRAŞMAK,
KÜRT DEVLETİNİN KURULMASINA YARDIM,
İSRAİL’İ GÜÇLENDİRMEK ve
TÜRKİYE’NİN PARÇALANMASINA YARDIM ETMEKTİR

Haydar Ateş
Em. Albay, 2.7.12

Türkiye, Suriye ile sınırları neredeyse kaldırmışken, iki ülke arasında pasaport kavramını tarihe gömmüşken, iki ülkenin yöneticileri ve eşleri can ciğer kuzu sarması dostluk gösterileri yaparken, ne oldu da birden Suriye düşmanı (!!!) olduk, daha doğrusu oldular.

Suriye Irak’a benzemez. Suriye’nin bütün olarak varlığı birçok ülkeyi rahatsız etmektedir. Türkiye’nin Suriye ile dostluk gösterileri ve iki ülke vatandaşları arasındaki ilişkiler, Suriye üzerinden hesap yapanları rahatsız etmiştir.

Bölge ülkelerine sözde demokrasi getirme söylemleri ve eylemlerinin içi boştur. Libya ve Mısır’ın durumu ortadadır. Hiçbir Arap ülkesine, hiçbir güç demokrasi getiremez. Araplar binlerce yıldır reaya (sürü) olarak yaşamaya alışıktır. Bu durum binlerce yıl sonra da aynı olacaktır. İslam dininin insanı temel alan, aradaki ruhban sınıfını kaldıran, Allah’la insanı başbaşa bırakan ve insana bilime ulaşmayı öğütleyen, kula kulluk etmemesini esas alan özelliği dahil, hiçbir şey bunu değiştirememiştir, değiştiremeyecektir. Zaten bu ülkelerdeki yönetimler İslam dinini yozlaştırıp, halkı güdecek bir baskı aracına dönüştürmüşlerdir. Suriye’ye de demokrasi getiremezsiniz. Bu halklarda özgür düşünme, kendi geleceği ile ilgili karar verme kavramı yoktur. Başlarındaki diktatörleri ortadan kaldırdığınızda ilk yapacakları şey birbirlerine düşerek, kendilerini güdecek yeni bir diktatör yaratmak olacaktır.

Öncelikle İsrail açısından ele alalım: İsrail halen Suriye ile savaş halindedir. Golan Tepelerindeki ateşkes hattı halen BM tarafından kontrol edilmekte, bu hattın her iki tarafında silahlı güçler eli tetikte beklemektedir. Golan Tepeleri İsrail ve Ortadoğu coğrafyası için çok önemlidir. Bu bölgenin tek su kaynağıdır. Bu bölgeden toplanan sular, tepelerin güney eteklerinde ve İsrail işgali altında bulunan bölgedeki Galileo Gölü’nde toplanmakta ve Akabe Körfezi’nde bulunan Eilat şehrine kadar 350 km’lik boru hattı vasıtasıyla tüm İsrail’e dağıtılmaktadır. Golan Tepeleri İsrail için vazgeçilmezdir, hayatidir !!!!

Eğer siz Suriye’yi parçalarsanız, İsrail’in bu bölgede ve Batı Şeria’da bulunan 16 Tugay birliğini büyük ekonomik harcamalarla beslemekten kurtarırsınız ve bu çok değerli toprakları kendisine hediye edersiniz. İsrail’in son dönemdeki ekonomik sorunlarının temelinde yüksek askeri harcamaları yatmaktadır. Zaten Suriye’nin parçalanma amaçlarından birisi, Golan Tepeleri ve bu bölgenin kuzeyinde bulunan bölgeyi (Şam dahil) İsrail’e vermektir.

Diğer bir bakış açısı, ABD ve Irak’ın kuzeyinde 1993’ten beri kurmaya çalıştığı sözde Kürt devletinin bekasıdır. Dünya’da denize çıkışı olmayan hiçbir devlet tam bağımsız olamaz ve uzun süre yaşayamaz. Nitekim Avrupa’da bu özelliğe sahip devletlerden Polonya için Danzig Koridoru oluşturularak Baltık Denizi’ne çıkış sağlanmıştır. Irak’ın kuzeyinde kurulmaya çalışılan bu sözde devletin en büyük handikapı, zorla sahip olduğu Musul-Kerkük ve diğer petrol kaynaklarını dış dünyaya satarak büyük ekonomik güç olacak bir petrol ihraç limanına sahip olamamasıdır.

Bu bakımdan Türkiye ve Irak’ın güney bölgesindeki diğer güçlere bağımlıdır. Dolayısıyla petrol ihracı için güvenilir ve sürekli olanaklara sahip değildir. Bu sözde ülkenin, Akdeniz’e çıkışını sağlayacak ve Lazkiye Limanı’na sahip olacak şekilde genişlemesi ve ekonomik olarak güçlenmesi, Suriye’nin doğusunda yaşayan Kürtleri de bünyesine dahil ederek topraklarını ve nüfusunu genişletmesi için Suriye’nin parçalanması gerekmektedir.

Suriye parçalandığında, Şam’ın kuzeyinden Halep’e kadar olan merkezi bölge tümüyle bu sözde devlete verilecek ve Akdeniz’e çıkış sağlayan bir koridor oluşturulacaktır. Türkiye’ye de yardımları karşılığı belki Halep’e kadar olan bölgede bir tampon bölge oluşturulması, hatta bu işe yaramaz toprakların verilmesi bile gündeme gelebilir. ABD’nin şu anda en çok istediği durum budur.

Ayrıca Suriye’nin parçalanması, Rusya’yı Akdeniz’de barınamaz hale getirecek, İran’ı bölgede yalnız bırakacak ve bu bölgede İsrail’i gerek askeri ve gerekse ekonomik açıdan en güçlü devlet yapacak, İsrail ile Irak’ın kuzeyinde kurulmakta olan ve gerek ekonomik ve gerek askeri açıdan güçlendirilecek sözde Kürt devletinin güçbirliği, bölgedeki dengeleri değiştirecektir.
Türkiye’nin Suriye’ye karşı cephe almasından ve bu ülkeyle sıcak bir çatışmaya girmesinden en kazançlı çıkacak olanlar İsrail ve Barzani’nin
sözde Kürt devleti, bölgede kaybedecek tek ülke ise Türkiye’dir.

Bölgede güçlenecek İsrail ve sözde Kürt devleti Türkiye’nin başına bela olacak, parçalanmaya kadar giden süreç başlayacaktır. Dolayısıyla ortadan kaldırılacak Suriye, gerçekte Türkiye’nin parçalanması için gerekli ortamı hazırlayacaktır.

Türkiye’nin Suriye politikası acilen değiştirilmeli, bu ülkenin bütünlüğü
sağlanmalıdır.

Aksi takdirde Türkiye, bölgede denge unsuru değil, süper güçlerin sadece piyonu olur ve kendi sonunu hazırlar.