KORONA GÜNLERİNDE SAĞLIK HİZMETLERİNİN SOSYALLEŞTİRİLMESİNİ ANIMSAMAK

Dostlar,

Bu gün, 11 Mayıs 2021 Salı günü saat 21:00’de aşağıdaki konuyu irdeleyeceğiz / İRDELEDİK..

KORONA GÜNLERİNDE SAĞLIK HİZMETLERİNİ SOSYALLEŞTİRİLMESİNİ ANIMSAMAK : 60. Yıl..

BEKLENEN SALGINLAR – AFETLER NEDENİYLE SAĞLIK SİSTEMİNİ YENİDEN YAPILANDIRMA ZORUNLULUĞU


Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Sayın Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu‘nun sorularını yanıtlayacağız / YANITLADIK..

Görselde (posterde) de görüldüğü üzere tele – konferansımız HALKÇI DOKTORLAR Facebook sayfasından ya da “Neyse O” youtube kanalından canlı izlenebilecek / İZLENEBİLİR.. (Erişkeler – linkler aşağıda..)

Biz Hacettepe’de tıp eğitimine başladığımızda (Eylül 1971), 5 Ocak 1961 tarihli ve 224 sayılı “Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun” 10. yılında idi. (R.G. 12.01.1961 sayı 10705).

27 Mayıs 1960 Devrimcileri, ülkemize – ulusumuza pek çok armağan sunmuşlar; her şeyden önce meşruluğunu yitirerek ceberrutlaşan DP (Demokrat Parti) iktidarının başındaki Başbakan Adnan Menderes – Cumhurbaşkanı Celal Bayar‘ın şerrinden halkımızı kurtarmışlardı.

Dünyanın en demokrat – uygar Anayasalarının arasında – başında yer alan 1961 Anayasasını  halkoylamasına sunarak Türkiye’ye armağan etmişlerdi! 1961 Türkiye anayasa referandumu Türkiye’de yapılan ilk halk oylamasıdır. 27 Mayıs Devrimi‘nden sonra hazırlanan 1961 Anayasası için yapıldı. 9 Temmuz 1961’deki halk oylaması ile 1961 Anayasası, %38.3 ‘hayır’ oyuna karşılık, % 61.7 ‘evet’ oyuyla kabul edildi.

Temmuz 2010’a dek bu yasa ülkemizde uygulandı ve Aile Hekimliği sistemine geçildi. Küresel egemenlerin sopası Dünya Bankası – IMF eliyle ülkemize dayatılan “Sağlıkta Dönüşüm” programını AKP iktidarı, kazandığı 3 Kasım 2002 seçimlerinin hemen ardından (Haziran 2003) uygulamaya koydu ve sağlık hizmetleri hızla piyasalaştırıldı. 7 yıl sonra, 224 sayılı “Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Yasası” nın simge kurumları olan Sağlık Ocakları kapatılmış oldu.

Kalpaksız Kuvayı Milliyeci Prof. Dr. H. Nusret Fişek‘in mimarı olduğu efsane sistem, HALKIN YARARINA olmaktan, SERMAYENİN ÇIKARINA olmak üzere yozlaştırıldı, çürütüldü.

Biz 40 yıl bu sistemin içinde olduk (1971-2010). Son 10 yıldır ise;

1. İnsanı, doğuşta kazanılan sağlık hizmetlerinin
saygın – onurlu öznesinden MÜŞTERİYE indirgeyen;

2. Genel Sağlık Sigortası cilalaması ile halkın sağlığının sigortası olmaktan çok, sermayenin kazancının sigortası olan
bir yoz sağlık sisteminde bulunmaktayız.

Sağlık hizmetlerinin omurgası olan 1. Basamak bile özelleştirilerek sözleşmeli Aile Hekimliği birimlerine dönüştürülürken, sağlık hizmeti şatafatlı hastanecilik hizmetlerine, MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ ALDATMACASINA savruldu.

ŞEHİR HASTANELERİ, “Sağlıkta Dönüşüm” sürecinin “gerdanlığı” idi; ana TALAN aracı idi; 5 yıldızlı hastane, 5 yıldızlı otelcilik – lokantacılık hizmetine denk tutuldu; o da yapılamadı. Muazzam bir kaynak aktarımı sağlandı yerli – yabancı sermayeye; siyasetin kirli finansmanına!

Türkiye, böylesine bir ortamda Covid-19 salgınına yakalandı; çok kırılgandı sağlık altyapısı. AKP = RTE iktidarının alaladığının tam da tersine.. O yüzden çok ağır bedel ödedik salgında ve hala ödemekteyiz. Örneğin bulaş zincirini toplumun içinde kıramadık; bu, güçlü bir Birinci Basamak Sağlık Örgütlenmesi gerektiriyordu ama Sağlık Ocakları kurban edilmiş, Aile hekimliği birimleri kurulmuştu.

Cumhuriyet Kurumu Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü 2011’de tümüyle kapatılmış, yerli aşı geliştirme olanağı yitirilmişti; aşıda özyeterliğimiz kalmadı, tümü ile bağımlı olduk. Üstelik, 19 yıllık AKP = RTE iktidarında ekonomik olarak da çökertilme eşiğine sürüklendiğimizden, salgın finansmanı için yeterli, kamusal akçalı (mali) kaynaklara sahip olmaktan da çok uzağız. ama Salgınlar bitmeyecek, afetler de.. Yerküre “imdat” çığlıkları atmakta.
Bu tablo sürdürülemez ve köktenci girişimleri zorunlu kılıyor.
Sağlık sistemi de bunların başında, kritik sektörlerden biri.

Sevgi ve saygı ile. 11 Mayıs 2021, Ankara (Güncelleme : 25.5.21)

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter  @profsaltik

AKP = RTE Kovit-19 Salgınını Neden Yönet(E)miyor??

Dostlar,

Meslektaşımız Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu,  24 Mart 2021 günü bizimle sanal ortamda uzun bir söyleşi yaptı. Kendileriyle, Halkçı Doktorlar olarak 4. programımız oldu. Söyleşimiz metne döküldü ve bize ulaştırıldı. 17 A4 sayfası tutuyor.

AKP = RTE Kovit-19 Salgınını Neden Yönet(E)miyor??

– 21:00’de Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu ile HALKÇI DOKTORLAR ile (sosyal medya hesaplarında) söyleşi gerçekleştirdik.

https://www.facebook.com/halkcidoktorlar/videos/374472266874457/

Giriş şöyle                               :

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu: İyi akşamlar sevgili bizi izleyenler. Bu gün Prof. Dr. Ahmet Saltık Hocamla birlikteyiz, bu bizim Halkçı Doktorlar olarak dördüncü programımız olacak.

Salgının, yani Koronavirüs pandemisinin birinci yılını geçirdiğimiz bugünlerde, ülkemiz yeniden üçüncü tepeyi yaşıyor, şu anda birinci dalga hâlâ bitmiş değil, fakat üçüncü kez tepe noktasına ulaşmak üzereyiz.

İyi akşamlar Ahmet Hocam, merhabalar.

Prof. Dr. Ahmet Saltık: Ercan hocam size de iyi akşamlar, teşekkür ederim fırsat verdiğiniz için bana.

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu: Evet, bu gün pek çok programınızın arasında bizlere de yer verdiğiniz için çok teşekkür ediyoruz. Gerçekten, işte bu günkü programımızın başlığını da sizlerle birlikte belirledik. İşte “AKP=RTE, Kovit-19 Salgınını Neden Yönet(E)miyor?” diyoruz. Gerçekten de bizim ülkemiz gibi böyle koronavirüs salgınında bu denli başarısız olan ya da vurdumduymazlık içinde olan çok ülke yok. Belki ABD, belki işte Brezilya’nın arkasından Türkiye geliyor gibi duruyor tüm dünya ülkelerine baktığımızda. Bu açıdan çok sıkıntılı bir süreç yaşıyoruz. Sizler ne diyorsunuz bu genel olarak birinci yılın sonunda Ahmet Hocam?

Prof. Dr. Ahmet Saltık: Evet, Ercan Hocam tablo hiç hoş değil. Sizin de belirttiğiniz gibi. Sayıları artık herkes biliyor, örneğin Mili Eğitim Bakanlığı 29 Mart’ta yapacağı yüz yüze sınavları Mayıs başına erteledi. Yaklaşık bir ay ötelemiş oldu salgın nedeniyle. “Söylemiştik” demek pek hoşuma gitmiyor, üzülüyorum öngörülerimizin tümüyle doğru çıkmasından, keşke yanılsak.  Bize “felaket tellalı” diyenler oluyor Ercan Hocam, ama çok üzgünüm, bizim aldığımız bilim terbiyesi buna izin vermez, biz öyle davranamayız. Kendimi uzun uzun “felaket tellalı değilim, felaket tellalı gibi davranmıyorum” biçiminde savunma konumunda görmek istemiyorum, görmüyorum da. Ayrıca, naçizane sizin, benim yapmaya çalıştığımız bilimsel öngörülerdir.

Sayısal karar verme teknikleri diye bir süreç vardır Ercan Hocam, “Quantitative Decision Making” diye, bağışlayın beni “Gavurcasını”(!) söyledim, ukalalık aklımızdan geçmez, bize yakışmaz; bunu ben uydurmadım, “sayısal karar verme teknikleri” Matematik temelli ciddi bilimsel yaklaşımlardır. Bizde de Epidemiyolojide, salgınların yönetiminde, sağlık hizmetlerinin yönetiminde, tıp ve sağlık bilimleri araştırma yöntembiliminde, -ki bunlar Epidemiyolojinin tanımı ve işlevleridir, Epidemiyoloji salt salgınlarla uğraşan bir bilim dalı değildir- stratejik önemde bir bilim dalıdır bildiğiniz gibi; bütün tıp dallarının yeterince kullanması gerekir Matematiksel karar verme – öngörme süreçlerini.

Sayısal temelli öngörülerde bulunmaya çalışıyoruz… Şimdi bakınız; Genel Korona tablosuna (Turkuvaz tablo dedikleri!) baktığımızda, Türkiye 28 Şubat 2021’de 66 ölüm bildirmişti değerli meslektaşım, Profesör Küçükosmanoğlu, 66 ölüm bildirmişti; bu gün duyurulan ölüm sayısı 146! Neyle çarptık? 2’nin üstünde bir katsayıyla çarptık. Ne denli sürede, 24 günde, 3 haftada yaklaşık olarak, 66’dan 146’ya. Toplam olgu sayıları 8400’lerden geldi 29762’ye. Bu veri kaçla çarpıldı? Neredeyse 4’le. Ölüm sayıları 2’nin üstünde, olgu sayıları 4’ün üstünde bir çarpanla büyüdü 3 hafta içinde. Yineliyorum hoşgörünüzle bunlar “resmi” rakamlar üstelik. Gerçek veriler bunun birkaç katı değerli Küçükosmanoğlu. İzin verirseniz küçük adınızla sesleneyim size, ön adınızla Ercan hocam.
….
……
****
Devamla                         ;

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu: Evet Organize Sanayi Bölgesinde sürekli üretim devam etti Hocam, yani bir kısıtlama olmadı pek fazla.

Prof. Dr. Ahmet Saltık: Evet ben onun için topu size attım, Siz orada gözlediniz rahatlıkla. Ciddi bir sanayi bölgesi ve belirttiğiniz gibi üretim gevşemedi, üretim sürdü, emekçiler kalabalık servis araçlarında değil mi? Toplu taşıma araçlarında yan yana, omuz omuza “leb a leb” gidip geldiler, çalışmak zorunda bırakıldılar. Şimdi AKP iktidarı, üzerine düşeni yapmadığı gibi, hasta ve ölüm verilerini kararttığı gibi, elindeki verilerin kritik Epidemiyolojik  yanlarını da açıklamıyor Ercan Hocam. Söz gelimi bu 30.462 ölümün, ben kimler olduğunu çok merak ediyorum. Hem bir insan olarak hem bir hekim, Halk Sağlığı Uzmanı bir hekim olarak merak ediyorum. Bilirsiniz Epidemiyolojide 3 tane soru vardır: Kişi, yer, zaman! Kim ölüyor, bunlar kim kardeşim? Bunlar dolar milyarderleri mi, bunlar yoksul köylüler mi, bunlar işsizler mi, bunlar yoksullar mı, kadın mı, erkek mi, şişman mı, zayıf mı, hipertansiyonlu mu, beyin tümörlü mü, çocuk mu, kim? Acı ironi katıyorum araya, kimler ölüyor?

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu: Bunların bile yani bir bilimsel çalışma olarak yayımlanmasına izin vermediler, hocam doğru dürüst bir bilimsel yayın yapılmadı Türkiye’de. Onun için biz doktorlar olarak da salgını tüm boyutlarıyla tanımlamakta çok güçlük çekiyoruz. Daha illerle ilgili veriler, Şubat’tan beri yayımlanmaya başladı; yani hangi ilde kaç vaka sayısı var diye. Bunlar bizim açmazlarımız. Evet Hocam.

Prof. Dr. Ahmet Saltık: Çok doğru söylediniz. Dolayısıyla ölenlerin yaşlarını, cinsiyetlerini, mesleklerini, kişi özelliklerini, ayrıca ülke genelinde dağılımlarını bilmiyoruz. Günlük veriler dışında, günlük nominal veriler yani sayısal veriler, 146 ölü ama, belirttiğim gibi bunlar karartma içinde, bilimsel araştırmaya da izin verilmiyor. Daha acısı Bilim Kurulu üyeleri de birkaç kez “Biz de o turkuaz tablo dışında bilgiye sahip değiliz” dediler! Dehşet verici bir durum bu. Şimdi benim gördüğüm, karşımda sözde turkuaz, aslında kapkara, aslında utandırıcı, kıpkızıl bu tablodaki o sınırlı verilerle nasıl Epidemiyolojik yordam (strateji) geliştiriyorlar salgın yönetimi için oradaki Bilim Kurulu üyeleri, nasıl yetinebiliyorlar bu verilerle; benim aklım, fikrim almıyor.

Şimdi illere geçmeden, yoksulluk konusuna değinmek isterim. Bilirsiniz, hiç değişmez  kuraldır; Yoksullar daha çok hasta olurlar, hastalandıklarında daha çok yoksullaşırlar. Eğer ölmez sağ kalırlarsa daha da kırılgan bir duruma geldikleri için bu kısır döngü böyle sürer gider. Cehennemî bir kısır döngüdür bu; yoksul daha çok hastalanır, hastalandığında daha çok yoksullaşır, bu şekilde telef olur gider. Yani, aslında veriye de –ironik olarak söylüyorum– gerek yok; Türkiye’de de bu hastalıktan daha çok yoksullar, işsizler, garibanlar, emekçiler ölmekte! Bu evrensel ve tartışılması bile yersiz bir gerçek. ABD New York’ta ölümler 100 bine dayandığında, New York Times’da sayfalarca, simsiyah sayfalarda, bu insanların adları yayımlandı.

Bakar mısınız elin “kefere”sine tırnak içinde! ABD’de bile ölen 100 bin insanın anısına saygıyla siyah sayfalarda New York Times adlarını yayınladı. Biz bu bilgilere bile erişemiyoruz. Gün olur erişildiğinde bir kez daha göreceğiz ki, hepimiz aynı gemide değiliz Ercan Hocam. Yoksullar, garipler, işsizler, garibanlar ölüyor, villalarında yaşayanlar değil! kentlerin, büyük kentlerin gettolarında, varoşlarında kalabalık, Kovit hijyeni olmayan, yeterli beslenemeyen, kendine yeterince maske, dezenfektan bile alamayan, toplu taşımayı kullanan, çalışmak zorunda olan, insanlar ölenler. Onun için Türkiye Halkı bu gerçeği görsün kardeşim. Biz hepimiz aynı gemide değiliz bu bağlamda.

Aşı skandallarının arkası gelmiyor gördüğünüz gibi. Kimi milletvekilleri soruyorlar, 1.5 milyon doz aşıyı ne yaptınız, yandaşlara mı yaptınız? Nerde bunlar, neden AŞI YOK, filan.
…..
………….
Ve şöyle bağladık kapsamlı söyleşimizi                    :

Prof. Dr. Ahmet Saltık: Peki ben size son olarak küçük bir video daha izleteyim izin verirseniz.

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu
: Buyurun hocam.

Prof. Dr. Ahmet Saltık
: Paylaşayım ekranı, şuradan ekran paylaşması, “share screen”, nerede o dosya, hemen buluyorum, evet, şurada.
***
Prof. Dr. Ahmet Saltık Hoca bir ses kaydı daha dinletiyor:

Recep Tayyip Erdoğan : “Doğu, Güney Doğu’nun Kürdistan Eyaleti olduğunu görecekler, Doğu Karadeniz’in Lazistan Eyaleti olduğunu görecekler bunlar bizim tarihimizin bize devrettiği mirastır. Bunları görmemezlikten gelemezsiniz, kullanamayacaksınız artık ne Türk kavramını ne de Türkiye ismini kullanamayacaksınız.”

Mustafa Balbay: Türkiye’deki kurumların başından Türk ve Türkiye kavramları attırmak, ancak ve ancak Türkiye’yi işgal eden bir gücün işi olabilir.
***
Prof. Dr. Ahmet Saltık: Evet, görüntülü oldu mu ekranda Ercan hocam?

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu: Görüntü olmadı ama yalnızca sesler paylaşıldı, o anlaşıldı yalnız.

Prof. Dr. Ahmet Saltık: Tamam, Mustafa Balbay’ın Meclisteki itirazı:

Ancak işgal altındaki bir ülkede olabilir” dedi.

Biz de söyleyelim, Türkiye işgal altında! AKP’yi kuran – kurduran güçler Rand Corporation eliyle programını yazdıran güçler, Morton Abramovitz eliyle yıllar önce keşfedip özel olarak yetiştirip AKP’yi ve Erdoğan’ı başımıza musallat eden güçler… Şimdi Türkiye’de Andımızı kaldırdılar.

Türk ve Türkiye’yi.. çok açık söyledi R.T. Erdoğan, işte duydunuz; Türk ve Türkiye kavramını kullanamayacaksınız, Lazistan olacak, Kürdistan olacak, bunlar tarihimizden gelen gerçekler.. dedi yani Sevr’in rövanşı apaçık!

Şimdi böyle bir kadrodan yani Türkiye’de Sevr’i uygulamak isteyen bir siyasal kadrodan, bu misyonun kendine yüklendiği bir kadrodan bu halkı esirgemesi koruması, salgını yönetmesi, insanların ölmesini engellemesi beklenebilir mi? Nokta!

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu: Evet, teşekkür ediyoruz hocam, görüşlerinizi bizlerle paylaştınız. Epeyce bir zaman da geçti, çok teşekkür ediyoruz ve dileriz ki tüm halkımız olarak bu sorunlara doğru yaklaşır ve gerçekleri görürüz. Sağlık hakkımıza da sahip çıkarız diye düşünüyorum ben. Önümüzde Koronavirüssüz günler diliyorum.

Çok sağ olun Ahmet hocam, sağolun.

Prof. Dr. Ahmet Saltık: Siz de sağ olun fırsat verdiğiniz. Sevgi ve saygıyla. Evet, ayrılıyorum izninizle.

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu: Tamam. Teşekkürler hocam

Prof. Dr. Ahmet Saltık: Hoşçakalın, görüşmek üzere. (24 Mart 2021, sanal ortamda söyleşi)
********
Söyleşimiz, Kurtuluş Yolu gazetesinde 1 Nisan 2021 günü yayınlandı (Yıl 16, sayı 158, syf. 13-16; https://kurtulusyolu.org/akprte-kovit-19-salginini-neden-yonetemiyor/).
Tam metin olarak pdf biçimi : Ercan_Küçükosmanoğlu_ile_söyleşi_24.03.2021

Sevgi ve saygı ile. 16 Nisan 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

 

Aşılar, Salgını Önlemenin en önemli yoludur

Aşılar, Salgını Önlemenin en önemli yoludur

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu
Çocuk İmmünoloj – Allerji Uzmanı
https://kurtulusyolu.org/asilar-salgini-onlemenin-en-onemli-yoludur/

AKP iktidarı, baştan beri Koronavirüs salgınını yanlış yönetti.

Salgının başında Koronavirüs vakaları ve virüs kaynaklı ölümler bile geç açıklandı. Daha sonra sürekli olarak vaka ve ölüm sayıları konusunda tartışmalar yaşandı. Çünkü yaşanan gerçeklik ile akşam Sağlık Bakanlığının açıkladığı sayılar birbirini tutmuyordu. Bilim Kurulunda bulunanlar bile gerçek vaka ve ölüm sayılarını bilmediklerini kezlerce açıkladılar.

Bu bilinmezlikler ile salgının yönetilemeyeceği açıktır. Bakan ikide bir şurada ya da burada vakalar %50 arttı, diye açıklamalar yapıyor; gerçekleri açıklamaktan ısrarla kaçınıyor. Bunun sonucu olarak da toplumda çoğu kimse salgını ciddiye almadı. Yaz aylarında açık havada salgının hızının yavaşlamasına karşın, dünyanın öbürr ülkelerinden farklı olarak, Türkiye’de vaka sayıları düşmedi.

AKP iktidarı Çin, Hindistan ve pek çok Avrupa ve Amerika kıtasındaki ülkelerin uyguladığı tam karantina önlemlerini uygulamaya koymadı.  Nisan, Mayıs aylarında yarım yamalak karantina önlemleri alınmıştı. Bu süreçte Organize Sanayi bölgelerindeki pek çok fabrika üretimi sürdürdü. İstanbul, Kocaeli, Bursa, Gaziantep gibi kentlerde fabrikalar virüsün yayılma merkezleri oldu.

Koronavirüs bu nedenle sonbahar başında, başta İstanbul olmak üzere, tüm illerimizde hızla yayıldı; sürekli tepe noktalarda oldu. Her gün resmi ölüm sayılarında rekorlar kırıldı. Ama günlük vaka sayılarını açıklamaktan hep kaçınıldı. Gerçekler hep gizlenmeye çalışıldı. 26 Kasım’da ise günlük vaka sayısının da bundan böyle açıklanacağı belirtildi ve o gün için vaka sayısının 28.351 olduğu açıklandı. Geriye dönük olarak da vaka sayılarının açıklanacağı söylendi ama hâlâ açıklanmadı. (AS: Daha sonra o veriler de açıklandı)

AKP iktidarı pratik olarak sürü bağışıklığı (AS: toplum bağışıklığı) politikası uyguluyor. Yapması gerekenleri yapmayarak, en az 3 haftalık karantina uygulamayarak, karantina süresince halkın temel gereksinimlerini karşılamayarak, vatandaşı salgınla ve ölümle karşı karşıya bırakıyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Ekim ayında uyarısını yaptı: DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, yeni tip Koronavirüs (Covid-19 etkeni) salgınıyla mücadelede “sürü bağışıklığı” stratejisine ilişkin; “Tam olarak anlayamadığımız tehlikeli bir virüsün serbestçe dolaşmasına izin vermek, basit bir şekilde ahlâk dışıdır. Bu bir seçenek değildir”, dedi. “Sürü bağışıklığı” stratejisini ahlâk dışı bir yöntem olarak nitelendirildi.

Salgından çıkmanın şu anda 2 yolu var:

1- Sıkı karantina önlemleri,

2- Aşı.

Aşı konusunda dünyada önemli gelişmeler var. Evre (Faz) 3 çalışmaları biten veya bitmek üzere olan beş aşı (Pfizer&BioNTech: BNT162b1, Moderna: mRNA-1273, Oxford & Astra-Zeneca: AZD1222, Gamaleya: Sputnik V, Sinovac: Coronavac) var.

Ülkemize de bu aşılardan Çin’de üretilen Sinovac firmasının geliştirdiği Coronavac aşısını almak için görüşmeler yapılmış durumda. Fakat kaç doz, ne kadar alınacağı belli değil. 50 milyon dozluk anlaşma yapıldığı söyleniyor. Aşı iki kez yapılmak durumunda. Dolayısıyla ancak 25 milyon insanımız aşılanabilecek. Oysa en az 70 milyon insanımızı hızla aşılamak gerekiyor. Bunun da yaklaşık bedeli 4,2 milyar Doları buluyor.

Bulaşıcı hastalığa karşı olan aşının, vatandaşlara ücretsiz yapılması gerekiyor.
Vatandaş için kılını kıpırdatmayan bu iktidarın, bu aşıları alması zor görünüyor.

Salgının başında vatandaşına 5 maskeyi sağlayamayan ama maskeleri 100’ün üzerinde yabancı ülkeye yardım diye gönderen ve bununla övünen bir ülkeyiz.

  • AKP iktidarı kendini vatandaşa karşı sorumlu görmüyor.

En son, salgında gelinen son durumdan (başarısızlıktan demek daha doğru olur) da Bilim Kurulunun sorumlu olduğu bile açıklandı Tayyip tarafından.

Öte yanda diğer bir sorun, AKP iktidarının yarattığı bu güvensizlik ortamında, Aşıların Güvenilirliği konusunda meydana getirilen kafa karışıklığıdır.

  • Aşılar yüzyıllardır toplumu bulaşıcı hastalılardan korumanın en önemli yöntemidir.

Bu konuda bilim dışı görüşlere itibar etmemek gerekir. Ülkemizde kullanılacak olan aşının güvenilirliği konusunda görüşlerini özgürce açıklayacak ve tartışacak olan bilim insanlarımız vardır. Yeni her aşı ve ilacın kimi riskler içermesi doğaldır. Bir yanda salgın nedeniyle ölümler, öbür yanda bizi bu bulaşıcı hastalıktan koruyacak olan aşı var ise, Aşıyı seçmemiz en doğru olandır.

  • Bu noktada AKP iktidarınım ikiyüzlülüğünü, halkı nasıl aldattığını görmemiz gereklidir.

AKP iktidarı  “Saldım, çayıra, Mevlam kayıra” atasözümüzdeki gibi, halka karşı herhangi bir sorumluluk duymamaktadır. “Kasap mal derdinde, koyun can derdinde” atasözümüzde olduğu gibi bizler canımızın derdinde iken, kendileri hizmet ettikleri Parababaları düzeninin sürmesinin derdindedirler.

Yeni Koronavirüs Salgını Gerçekleri ve Aşılar

Dostlar,

Saklanmak istenen Yeni Koronavirüs Salgını gerçeklerini ve aşıları Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu hocamız ile “Halkçı Doktorlar” facebook sayfasında ve “Neyseo” Youtube kanalında konuşacağız. Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesinde Çocuk hekimi, Allerji ve İmmünoloji uzmanı. Sayın Prof. Küçükosmanoğlu’nun sorularını yanıtlamaya çalışacağız. Bu sitede daha önce de 2 kez çok kapsamlı söyleşimizi yayınladık..

13 Aralık 2020, saat 11:00
Yeni Koronavirüs Salgını Gerçekleri ve Aşılar

Neyseo youtube kanalından canlı yayınlanacaktır.. / YAYINLANDI..

Sevgi ve saygı ile. 13 Aralık 2020, Ankara (Güncelleme: 12:56)

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

Halkçı Doktorlarla söyleşi : Koronavirüs Salgınında Son Durum

Koronavirüs Salgınında Son Durum

HALKÇI DOKTORLAR ile 2. söyleşimiz (9 Temmuz 2020)

Prof. Dr. Ahmet Saltık ve Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu

Söyleşi oldukça kapsamlı.. 18 sayfa. Giriş ve en sondan alıntılar aşağıda.
Tam metin ise pdf olarak şöyle : Koronavirus_Salgininda_Son_Durum_Halkci_Doktorlarla_2._Soylesi

Söyleşiyi youtube’dan izlemek için tıklayın :

https://youtu.be/hVx_kqEMJiE

****
Söyleşinin güncel olmadığı söylenebilir.. Ancak bu günden geriye baktığımızda, öngörülerimizin gerçekleşmesinden hiç de mutlu değiliz.
****

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu : Sevgi ve saygıdeğer izleyenler, bu gün Halkçı Doktorlar olarak değerli bilim insanı Sayın Prof. Dr. Ahmet Saltık’la birlikteyiz. Merhabalar Ahmet hocam.

A.S. : Sayın hocam ben de size iyi akşamlar diliyorum, saygılarımı sunuyorum size ve bizi izleyenlere. Teşekkür ederim böyle bir fırsatı yarattığınız için.

E.K. : İyi akşamlar hocam. Biz de Halkçı Doktorlar olarak bu çok önemli sağlık sorununa bir kez daha değinelim istiyoruz. Çünkü sizinle son programımızı 26 Mayıs’ta (2020) yaptığımızdan beri çok değişen bir şey olmadı. Aslına bakarsınız umutlarımız salgının azalması yönündeydi, fakat salgın çok da azalacak yönde bir seyir izlemedi. Belli bir seviyede devam ediyor ve bu da halkımızın tarafında pek çok soru işaretini beraberinde getiriyor. Ayrıca salgında farklı özellikler olmaya başladı. Bugün özellikle bunları konuşalım diyorum. İstersiniz ilk olarak dünyadan başlayıp, sonra da ülkemize geçelim. Genel olarak dünyada da koronavirüs salgını artarak devam ediyor. Bu bağlamda dünyadaki salgın tablosuna bakalım. Şimdi burada önemli bulgular var. Yani gördüğümüz gibi vaka sayısı 12 milyonun üzerine çıktı. Özellikle ABD ve Brezilya’nın durumu ortada. Bu ülkelerin ikisi de başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Bir taraftan da sağlık sistemlerinin ne kadar sorunlu olduğu, bu salgınla beraber bir kez daha ortaya çıkmış oldu. İnsanların cebinden ne kadar para çıkarsa o kadar tedavi edilebildiği, özelleştirmenin de son derece fazla olduğunu gördük. Bunun da iki önemli örneği oldu. Geçtiğimiz haftalarda Brezilya devlet başkanın Kovid-19 enfeksiyonuna yakalandığı haberini aldık. Tabii bir taraftan da bu devlet başkanı ABD desteğiyle seçilen bir devlet başkanı. Bu yüzden, “Bize bir şey olmaz” dememeliyiz. Ülkemizde de bir Brezilya örneği yaşanabilir. Tablo üzerinde de baktığımızda Ahmet hocam, 12 ülkenin verileri var. ABD, Brezilya sonra da Rusya geliyor. Rusya’nın ölüm oranlarının düşük olduğunu görüyoruz. Ardından da Hindistan geliyor.

A.S. : Değerli meslektaşım, Sayın Ercan hocam, Gaziantep’teki ve diğer illerdeki tüm dostlarımıza selamlar. Sizin de belirttiğiniz gibi vakalar 12.300.000’e yaklaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne bildirilen ölümler 550.000’i geçti, iyileşenler de 7.100.000’in biraz üstünde. Yaklaşık 5.800.000 kişi hastalıkla mücadele ediyor.4.800.000 milyonu hastanelerde yatmaktadır. Bu tabii buzdağının ucu.en az 10 katı kadar da hasta olduğunu düşünebiliriz.Hadi bunu bir yana bırakalım,bu verdiğimiz rakamlar Dünya Sağlık Örgütü’ne PCR pozitif olarak bildirilenler. PCR testi pozitif olmayanları kimi ülkeler bildirmiyorlar ve Türkiye de bunlardan biri. Türkiye’deki ölümler de resmen 5300’ü buldu ne yazık ki. Sayın Bakanın bu gün açıkladığına göre, olgu sayısı 1000’in üzerinde, ölüm sayısı ise 20’ye yakın. Bu sayıları özellikle Türkiye için en az 2 ile çarpmak gerekiyor. Bunun altını çizerek söylemek istiyorum değerli meslektaşım. Çünkü kimi ülkeler Dünya Sağlık Örgütü’ne hem PCR (+) hem de PCR (-) olan vakaları bildiriyorlar. Ama Türkiye salt PCR (+) olanları bildirdiği için, bu rakamları 2 ile çarpabiliriz. Yani dün Türkiye’de dün 2000’in üzerinde yeni tanı ve yaklaşık 40 ölüm meydana gelmiştir. Bakanlığın açıkladığına göre 2200 iyileşen hastamız var ve 1000 yeni vakamız var. Yani iyileşen sayısı, yeni vaka sayısının 2 katından çok. Dolayısıyla hastanelerimiz boşalıyor demek isteniyor. Görüntü de belki de öyle. Fakat gerçekte toplum içinde, için için enfeksiyon ve  bulaşı sürüyor. Tehlikeli ve korkunç olan bu değerli meslektaşım. Bakınız, sizinle önceki söyleşimizde de dile getirdik. 11 Mayıs’taki AVM açılışının ne denli yersiz, bilimdışı bir karar olduğunu belirtmiştik. Onun faturalarını şu anda ödüyoruz. Nasıl ödüyoruz? Yine biz bilimsel konuşuyoruz. Sayın Bakan dünkü konuşmasında olgu sayılarında beklenen düşüşün olmayışının başlıca nedenlerinden birinin, düğünler olduğunu belirtti. Ben de buradan Sayın Bakana soruyorum: Acaba 20 ve 27-28 Haziran’da yapılan LGS (Lise Giriş Sınavı) ve YKS (Yükseköğrenim Kurumları Sınavı) nedeniyle ortaya çıkan olguların, ölümlerin sayısı kaçtır? Bunu sizin de çok iyi bildiğiniz gibi bilimsel olarak aydınlatmak olanaklı. Nasıl olanaklı? Filyasyon yaparak olanaklı. Düğünlerden kaynaklandığını söylemek de filyasyon çalışmasına dayanıyor. YKS ve LGS’den bu yana, çoğu kişide kuluçka süresi olan 5-6 gün geçtikten sonra yeni ortaya çıkan hastaların teker teker bu hastalığı nereden alındığı incelendiğinde -biz buna Filyasyon diyoruz- büyük olasılıkla nedeni bu sınavlar çıkacak. O sınavlar nedeniyle ortaya çıkan ek hastalık ve ölüm yükünü açıklamaya Sayın Bakanı bir kez daha davet ediyorum. Bunları bilmek bizim hakkımızdır demokratik ve açık bir toplumda. Dolayısıyla bu tür olaylar yüzünden yaptığımız yanlışlar varsa, hiç olmazsa onları yinelememeyi öğreniriz. Bunları söylemediğimiz zaman bir taraftan da halkı kötü yönlendirmiş olursunuz. Salgın denetim altında, vakalar azalıyor yavaş yavaş diye düşünülmesine neden olursunuz. Ayrıca halkın kurallara uyma konusunda davranışlarının özenli olmaması gibi bir sonuç ortaya çıkar. Ne eksik ne de çok. Bilimsel gerçek neyse halkla onu paylaşmamız gerek. Bir kez daha söylüyorum; gerek AVM’lerin çok erken açılışı nedeniyle, gerek 1 Haziran’dan bu yana süregelen ölçüsüz açılımlar nedeniyle ve ayrıca LGS ve YKS nedeniyle vaka artışı önlenememiştir. Ayrıca 10 Nisan’da geç ilan edilen (saat 22:00’de) sokağa çıkma yasağını bu nedenlere eklemek gerek. Tüm bunlardan kaynaklanan vaka ve ölümlerin filyasyon araştırması yapılmalıdır.
Bu rakamlar da açıklanmalıdır. Eğer yapılmadıysa, neden yapılmadığını sormak da hakkımızdır. Çünkü filyasyon salgınlarda vazgeçilemez bir hizmet ve ödevdir. Bu bölümü şöyle bağlayalım hoşgörünüzle değerli meslektaşım:

Dünya’da ve Türkiye’de biri 1. dalgayı sönümlendiremedik. AB ülkeleri belli ölçüde yol aldılar ama hiçbirinin sıfırladığını söyleyemeyiz. Çin de bunlara dahil. Çin’de de tek tük de olsa, örneğin dünkü rakam 8 dolayındaydı, yeni olgular ortaya çıkmaya devam ediyor. İsrail 2. dalgayı yaşıyor. Salgını sıfırladığını düşünüyordu, ölçüsüzce gevşedi okulları açarak ve bedelini ödüyor. İran da 2 dalga denebilecek durumda salgın seyrinde. İlk dalgayı tümüyle sönümlendiremedi ama çok hafifletmişti, bittiğini düşündü. Fakat orada da çok hızlı bir artış yaşandı. Altıncı ayını bitiriyoruz salgının, 7. ayındayız dünya genelinde. Türkiye’de ise 11 Mart’tan bu yana 4. ayını bitirdik, 5. aya girdik şu anda. Toplum bağışıklığını beklemeyelim. Toplum bağışıklığı için dünya nüfusunun en azından %60’ının bulaşı alması gerekiyor. 6 aylık bir süre içinde salgında 12 milyon dolayında olgumuz var. Bir o kadar da PCR (-) vaka olsa, 25 milyon diyelim, hadi bunun da 10 katı toplum içinde desek,
250 milyonu bulmuyor toplam vaka sayısı. Hastalığı geçirenlerin dirençli olduklarını da söyleyemiyorum. Siz benden daha iyi bilirsiniz, İmmünoloji uzmanı olarak. Her hastalıkta beklenen düzeyde bağışıklık oluşamayabiliyor. Bu yüzden bu hastalıkta da ne ölçüde bağışıklık oluşacak, bu bağışıklık ne ölçüde koruyabilecek ve ne denli sürecek bilmiyoruz. Öte yandan Türkiye’de yapılan seroprevalans çalışmasının da sonuçları henüz açıklanmadı. (Daha sonra %0.8 olduğunu öğrendik.)
…………………..
…………………..
……………………..
……………………..

E.K.: Evet, çok teşekkür ederiz Ahmet Hocam. Bu değerli bilgiler için. Gerçekten bu korona virüs salgınıyla mücadele etmek için gerçek, açık, şeffaf olarak meseleleri tartışmak gerekiyor. Verileri ortaya koymak gerekiyor. Ülkemizin temel sıkıntılarından bir tanesi bu. Biz ne kadar açık, şeffaf olursak vatandaş da bunu çok daha iyi anlar diye ben biliyorum. Vatandaşımız yani ona doğru bir şekilde gittiğimiz zaman mutlaka anlıyor zaten. Bu hayatın bir gerçekliğidir bu. Biz de yıllardan beri, işte ben de meslekte 35 yılım oldu, yani her vatandaşımıza her hastalığını, benim hastalığım nedir, nasıl gider diye bir şey sorduğu zaman, mutlaka uygun cümlelerle onlara anlatırım hocam. Çünkü yani okuma yazması olmasa, farklı dillerden konuşsa da onu bir şekilde anlatırız. Yani vatandaşa anlatmak gerekiyor hayatın gerçekliğini. Salgının gerçek durumunu anlatmak gerekiyor. Bence halkımız bunu çok daha iyi anlayacaktır. Yani burada çözüm, kamu yönetiminde, çare esas orada. Yani orası bir şey sunacak ki, vatandaş da kendine düşen görevi, üzerine düşeni yapacak. Temel meselemiz siyasi iktidarın, kamu erkini elinde tutanların gerçekten bu mücadele konusunda bilimsel, açık ve şeffaf davranış gösterip, gösterememeleridir. Vatandaşımız bunu anlayacaktır diye ben düşünüyorum. Önümüzdeki süreçte biz doktorlar ve sağlık çalışanları da elimizden geleni muhakkak yaparız. Ama bizlerin de moralli olması lazım. İnsan denen varlık moralle, moral denen yakıtla çalışır. Bu açıdan da sağlık çalışanının moralini yüksek tutmak gerekiyor, diye ben düşünüyorum, bu süreçte hocam. Çok teşekkür ederim hocam, çok sağolun, değerli katkılarınız için.

A.S. : Ben de size, bana fırsat verdiğiniz için teşekkür ederim. Bütün çalışma arkadaşlarınızı ve bizleri izleyenleri saygıyla selamlıyorum. Umarım iktidar şunu düşünmüyordur, son cümle olarak : Bu böyle iyi-kötü gelsin gitsin, eylülde eğer bir tırmanış gösterirse, baş edemeyecek biçimde. Okulların açılışını da erteleriz. Zaten hem öyle hem böyle konuşuyorlar. Ne şiş ne kebap yansın, biçiminde. Böyle giderse Eylül’de veya Ekim’de Türkiye, 14 günlük kapatmaya zorunlu kalabilir. Bu güne dek kaçırdığı, ertelediği, kaçındığı diyeyim en az 14 günlük kapatma zorunda kalacak. Bunun da maliyeti herhalde birkaç on milyar Doları rahatlıkla bulacak. Yani artmış bir bedel, öncekine göre. Hem can yitiği hem hastalık hem mali yük çok daha katlanmış olarak sırtımıza binecek.

Kötü yönetim, hesap sorulamayan yönetim, anti-demokratik bir yönetim, Türkiye’nin ne yazık ki durumu bu.

 

 

İlk söyleşi 26 Mayıs 2020’de idi :

GAZİANTEP’ten HALKÇI DOKTORLAR ile KORONA SALGINI İRDELEMESİ

Lütfen tıklayınız : http://ahmetsaltik.net/2020/05/26/gaziantepten-halkci-doktorlar-ile-korona-salgini-irdelemesi/