KORONA SALGININ TÜRKİYE SEYİR DEFTERİ..

KORONA SALGININ TÜRKİYE SEYİR DEFTERİ..

19 Nisan 2020, saat 23:53

1. Salgın iyi yönetilemiyor, hasta (86 bin +) ve ölüm sayıları (2017!) hızla tırmanıyor; S. Bakanı ise artma eğiliminin yavaşladığından söz edebiliyor!?
2. 10 Nisan 2020 gecesi faciasının 58 dolayında fazladan ölüme 25 bin+ ek hastaya yol açacağını, bu artışın yarısının 1. hafta sonunda görüleceğini, kalanının 2. haftaya yayılacağını TV’lerde öngörmüştük.
3. Dün İran’ı geçmiştik, bu gün Çin’i de geçtik, 3. sıradayız toplam olgu sayısı bakımından! Bunları da öncesinde TV’lerde öngörmüştük.
4. “Piknik karantinaları“nın beklenen yararı sağlamayacağını paylaşmıştık yine TV’lerde, sonuçları acıyla görüyoruz..
5. DSÖ Türkiye temsilcisine şöyle ya da böyle demeç verdirilebilir, verdirildi ama DSÖ Avrupa Bölge Bşk. ciddi uyarı yaptı İtalya ve Türkiye’ye..
6. Hürriyet’ten bir köşe yazarı bu gün adımızı vermeden sataşmış epeyice, dispepsi ciddi.. söylediklerimiz acıtıyor; halkta algı yönetimi sürsün isteniyor; saptamalarımız – önerilerimizle yüzleşme nerede?
7. En az 14 günlük tam “lock down” için her geçen gün 3,2 milyar $ mali yük biniyor. Son 3 gündür her gün gecikme ulusal gelirden %0,4 daha fazlasını götürüyor. (Yıl sonunda 800 milyar $ GSMH beklentisiyle; 3 gün önce ilan edilse idi %7,8 bedel, dün %8,2, bu gün %8,6.. Yarın??? Artan hasta ve ölümlere ek ne yazık ki..)
8. Test tekniğinde / güvenilirliğinde bir iyileşme yok.
9. Bereket OH klorokin + kombinasyonlar işe yaradı! Yaramayabilirdi de..
10. Önümüzdeki hafta da böyle 100+ ölüm / gün giderse, -ki gidebileceği kaygısı içindeyiz- Ülkeyi 14 günü kapatmayı artık ciddi ciddi düşünebilirler, düşünmeliler.
11. Bu gün Cumhuriyet 2. sayfada Dr. Ceyhun İrgil bizi epey şımartmış..
12. 1 düzine saptama yeter sanırız.. 12 “kutsal” (!) sayı imiş..

İşimiz rastgele..
****
NE YAPMALI??

1. Bilim kurulu kararları her akşam resmen açıklansın.
2. İktidar bu önerileri uygulama / kısmen uygulama – uygulamama gerekçelerini açıklasın.
3. Hızla, 1 hafta içinde bir antikor taraması (sero-prevalans çalışması) yapılsın Türkiye’yi temsil edecek büyüklük ve bileşimde bir örneklemde. Toplum bağışıklığı (herd immunity) düzeyi ortaya konsun. Bu hız (rate) diyelim ki % 10 ise, 88 milyon nüfus X.10 = 8,8 milyon insanın bulaşlı olduğunu gösterir. Toplum bağışıklığı bakımından 11 Mart’tan bu yana 40 günde geldiğimiz yeri saptar. Salgın yönetim stratejisinde iktidarın bir dayanağı, umudu da bu. Yani bir yandan bulaş toplumda yayılsın, zaten %80-85’i ayakta – belirtisiz – hastaneye başvurmadan geçiriyor, hastanelere başvuran %15’i nasılsa göğüslerim, zamana yayarım, toplumda bağışıklık oranı hızla yükselir ve salgın eğrisi inişe geçer beklentisi.. Önümüzü görürüz böylesi bir sero-prevalans çalışmasıyla.. %50-60 toplum bağışıklığını bekleyecek gücümüz var mı, daha ne denli zaman gerek, daha ne denli insan ölecek… bunu kestirebiliriz.
3. Aktif sürveyansı bir kez daha anımsayalım; çoooooooook olgu var toplumda ve habire hastanelik vaka oluşuyor; Ro 4,1’in üzerinde. Aktif sürveyans yapmadan bunca hasta birikimini eritmek çok zaman alır ve bedeli çok yüksek olur. Almanya’da 83 m nüfus için test sayısı bizim 3 katımız, nüfusumuzun 5 m fazla olmasına karşın.
5. S. Bakanı çaresiz / iki arada bir derede.. Artış eğiliminde azalma var.. derken İran ve Çin’i geçtik ve ölüm  / gün sayıları 120’leri aştı.. Şakası yok; her gün RESMEN 120+ masum insan ölüyor! Oysa bu ölümler ciddi oranda azaltılabilir, engellenebilirdi; öyle olmalıydı!
6. Hafta sonları gündüz saatlerinde 2 gün, arka arkaya 2-3 hafta kapı kapı dolaşıp test örneği alınsa idi, -ki 3-4 haftadır çığlık çığlığa söylüyoruz- şimdi tepeyi görmüştük, platoyu yakalayabilirdik. 2000 yılı öncesi nüfus sayımlarında olduğu gibi halkımıza hafta sonu gündüz evde kalması rica edilir, birkaç milyon insandan test örneği alınabilirdi.. Almanya şu günlerde trafikte arabanın içindeki insanlardan test örneği alıyor.. Çok sayıda mobil test alma birimleri var… 1,7 milyonu aştılar test sayısında.
7. Muhalefetten “TIK” yok.. ancak biz de yalnız değiliz. Tıp eğitimi aldığımız HÜTF ve İÜTF 77 gurubumuz hep bizimle. Binlerce mezunumuz hekimlerimiz de, sayısız meslektaşlarımız da.. üyesi olduğumuz TTB de, üyesi olduğumuz Mülkiyeliler Birliği de, üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ de, üyesi olduğumuz ADD de, üyesi olduğumuz HASUDER de (Halk Sağlığı Uzmanları Derneği), yurtsever basın da..
8. İktidarın söylemlerimizi, önerilerimizi dinlediğini biliyor ve görüyoruz; ancak kendi fikirleri imiş gibi sunarak ve epey gecikme ile uyguluyorlar; yazık oluyor.
9. Bilim Kurulu üyesi meslektaşlarımızın da önerileri dikkat izlediklerini biliyoruz ancak iktidar onları kullanabilir; TV’lerde üstü kapalı anımsattık. Yarın iktidar, “Bilim Kurulu ne dediyse biz onu yaptık..” deyip acı bir fatura kesmesin bu değerli meslektaşlarımıza.. Danışmanlığın da bir sınırı olmalı..
10. İktidardan SAYDAM yönetim istenmeli.. Salgın verilerini ayrıntılı yayınlamalılar webde ve sürekli güncelleyerek.. Günde en az 2 kez..
11. Kriz yönetim merkezi kurulmalı.. Cumhurbaşkanı yardımcısı başkanlığında; orada tarım, turizm, istihdam, yoksulluk….. uzman kurullar somut çözümler üretmeli. Tıp Bilim kurulu sürmeli; sağlık sisteminin 1. Basamağı bu süreçte özellikle ve hızla güçlendirilmeli. Refik  Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü aynı adla yeniden açılmalı ve BSL4 Viroloji Laboratuvarı kurulmalı..
12. Öneri sayısı da 12 oldu… biz bu gün 12’ye takıldık galiba (!)..
*****

Umudu elden bırakmamalı, zaman iktidarı köşeye sıkıştırıyor; aşacağız bu bunalımı da..
Bu ay sonu, Mayıs ortası tepeyi görürüz sanırız (çok sınırlı bilgi ile öngörümüz)..
Yavaş yavaş normalleşiriz izleyen aylarda..
Aşı ve yeni ilaç umudumuz da var.
Hiçbir şey yapmasak çoooooooooooook kurban vererek toplum bağışıklığı % 50-60’ı aştığında yangın gene sönme evresine girer 2-3 ayda.

Sonbaharda okullarımızı açabiliriz, epey normalleşmiş oluruz..

Dayan ha dayan Türkiye’m; ama salgın yönetimi de yukarıdan beri yazageldiklerimizi, 23 Mart’tan bu yana 30’a varan TV programlarında aktarageldiklerimizi dikkate almalı..

Not : Zonguldak valisi mutlaka görevden alınmalı ve disiplin cezasına çarptırılmalı..

Sevgi ve saygı ile. 19 Nisan 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

TIP BİLİMİ

TIP BİLİMİ

Mustafa BALBAY
Cumhuriyet
, 29.3.2020

Çin’de koronavirüs salgını ile mücadelede adı öne çıkan Wuhan Wuchang Hastanesi Başhekimi Li Wenliang’ın ölümü tıp biliminin bir gerçeğini daha gösterdi. Özellikle salgın hastalıklarda, salgına yakalananın ilk bulaştırabileceği kişilerin başında sağlık çalışanları geliyor.

Bu konuda Türkiye’den acı bir haber hiç arzu etmiyoruz ama testi pozitif çıkan doktorlar var. Salgınla mücadelede en önemli güç olan doktorlar ve tüm görevliler olabilecek bütün güvenlik önlemleriyle donanmış şekilde çalışmalı. Hastalığın tanısında Türkiye koşulları içinde röntgen uzmanları ayrıca öne çıktı. Onların çalışma koşullarında da iyileştirmelere gereksinim olduğu belirtiliyor. Hasta sayısındaki artış, aklın ve bilimin ışığında, ortak akılla alınacak kimi kararları da kaçınılmaz kılıyor. Doktorların önerilerinden biri şu:

  • Hastanelerde yoğunluk artınca tedavi süreci belli bir aşamaya gelmiş olanların tedavisinin evde devam etmesi mümkün. Buna hangi aşamada karar verilebileceğine ilişkin merkezi bir planlama gerekli.

Bir noktanın daha altını çizelim: Sağlık Bakanlığı, daha çok veri açıklamayı ve Bilim Kurulu kararlarının bir bölümünü paylaşmayı tercih ettiği için, doktorlar WhatsApp grupları kurarak düşünce ve deneyim alışverişine girmiş durumda.
***
Sağlık sistemindeki kimi olumsuzluklarla ilgili gerçekler dile getirilmeye başlandığında iktidar çevresinden gelen ilk ses şu oluyor: Şimdi sırası mı?

Soralım: Ne zaman sırası?

Bir yandan alınması gereken önlemleri yerine getirirken bir yandan sağlık sisteminin ne durumda olduğunu irdelememiz gerekiyor. İktidar işbaşına geldikten sonra Türkiye’nin birikimlerini “özelleştirme” mantığı içinde satarken, kimilerini de kapattı. Bundan payını alanlar arasında Sosyal Sigortalar Kurumu’nun (SSK) ilaç fabrikaları da geliyordu. Türkiye’de en çok kullanılan ilk beş ilacı üreten bu fabrikaların fiyatlandırması için bir örnek verelim. 2004 yılında yapılan bir araştırmaya göre SSK fabrikalarında üretilen ve çok kullanılan 10 ilacın fiyatı ile çoğu uluslararası tekel olan fabrikalarda üretilenin fiyatı arasında %20 ile % 600 arasında değişen fark vardı.

  • 2005 yılında halkın lehine olan bu farka çare bulundu, SSK ilaç fabrikaları kapatıldı.

Yıllar sonra ilaç harcamaları çok yükselince şu soruya yanıt aradılar: Yerli ilaç üretimi olamaz mı?

  • İlaç fabrikalarını kapattınız, tek aşı üretebilen uluslararası ölçekteki Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü’nü kapattınız. 

Bugün önce özür dileyerek işe başlayın. Bu da bir erdemdir.

Şehir hastanelerine de değinmeden geçemeyeceğiz. Kamu Özel Ortaklığı (KÖO)!

Kâr garantili hastane fabrikaları! Aslında KÖO’nun gerçek açılımı şöyle: Kâr Ölçekli Ortaklık! Kâr yoksa ortaklık da yok. İzmir’deki hastane, işletme şeklinde anlaşma olmadığı için hayli gecikti!
***
Bu anlayış, doktorların ve eczacıların da “memurlaştırılmasını” hedefliyor. İktidarın yeri geldikçe doktorlara yönelik şiddetin önünü açan açıklamalar yapmasının bir nedeni de buydu. Onlar, “işin uzmanı” olmak yerine sadece “verilen işin yapanı” haline getirilince sağlığı daha da ticarileştirmek kolay olacaktı.

Bütün bunlar, koronavirüs salgını ile bir adım geride kaldı. Şu söz sık kullanılır:
Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Bu kez gerçekten öyle olmalı.
Tıp bilimi hak ettiği yeri almalı. Ticarete kurban edilmemeli.

Hiroşima’ya 6 Ağustos 1945’te atom bombası atıldığında yaşamını yitirenlerden en az on bininin bombadan hemen sonra bölgeye giden yardım ekiplerinin olduğu, başı da doktorların ve sağlık çalışanlarının çektiği biliniyor. Bugün Hiroşima’da bombanın atıldığı yerdeki anıtın hemen yanında bir de sağlık ekiplerine saygı anıtı vardır.

  • Tıp bilimi rant için değil, insan için insanlık için var.

Dünyada ve Türkiye’de de iktidarların böyle bakacağı bir dönem istiyoruz.

Türkiye’nin yönetim sistemi: Kamuoyokrasi!

Türkiye’nin yönetim sistemi: Kamuoyokrasi!

Mustafa BALBAY
Cumhuriyet
, 26 Mart 2020
ankcum@cumhuriyet.com.tr 
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

 

2018 seçimleri ile birlikte parlamenter sistemin ortadan kalktığını, yerine ise bir “sistem” denebilecek yapı konulmadığını yeri geldikçe vurguladık. Koronavirüs salgını bu saptamanın doğruluğunu bir kez daha ortaya koydu.

Her Bakanlık ayrı açıklama yapıyor. Sağlık Bakanlığı’nın atması gereken adımları İçişleri Bakanı açıklıyor. Sağlık Bakanı, “Herkes kendi OHAL’ini ilan etsin” deyip, topu halka atıyor. Cumhurbaşkanı Saray’da mikrobiyolog kadrosu da oluşturmuş, önlem toplantılarını Çankaya Köşkü’nde yapıyor. Kendince çok ilginç önlemler alıyor.

Bu ortamda Türkiye, salgınla baş etmek için önlem almıyor mu?

Elbette alıyor ama sorun kamuoyuna mal olunca!

Koronavirüsten önce, iktidarın ancak kamuoyunda tepki yükselince geri adım attığına tanık olmuştuk. Kaz Dağları, termik santrallara filtre, Simit Sarayı’nı kurtarma

Salgında da temel önlemlerin ancak kamuoyu gücüyle alındığını görüyoruz.
***

İktidar, ne pahasına olursa olsun ligleri devam ettirmekten yanaydı. Zira televizyon başında milyonlarca seyircisi var. Fatih Terim’in isyan etmesiyle başlayan tartışma sonunda ligler ertelendi. Dileyelim ki Terim sağlığına bir an önce kavuşsun, bu da toplumda moral gücü artırsın. Zira moral güç, bütün güçlerin en başındaki “1”dir.

Cuma hutbesinde cemaatin kalabalık yerlerde olmaması gerektiğini yan yana saf tutan yüzlerce insana söylemenin yarattığı tabloya toplum tepki gösterdi.

  • Vatanın, insanın bekası için camilerin kapatılabileceğini iktidar da yaşadı!

Türkiye’de 160 bin doktor var. 82 milyon mu 160 bin mi? Oy hesabıyla bakarsan tabii ki, 82 milyon. Bu, doktorları halka dövdüren yolu açtı. Bugün ne oldu? Kamuoyu sağlık hizmetini, bu hizmeti verenleri sorguladıkça, iktidar da atamalardan yatırımlara atacağı adımları anlatmaya çalışıyor

Türkiye’de aşı üretebilecek tek kurum Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü idi. 1928’de kurulan enstitü 2011’de kapatıldı.

Keşke zamanında sorgulansaydı!

Virüs kapıya dayanınca da olsa, kamuoyunun uyanması iyidir!
***

Görünür gelecekte Türkiye’yi kamuoyunun gücü yönetecek. Kamuoyu olarak uyanık olduğumuz kadar işler iyiye gidecek. Buna “Kamuoyokrasi” deyip kurumsallaştırmış olalım. Yani halkın kendini yönetenleri yönetmesi.

Bu süreçte oluşturulan Bilim Kurulu şu isimlerden oluşuyor:

Prof. Dr. Ateş Kara (Hacettepe Ünv.), Prof. Dr. Levent Akın (Hacettepe Ünv.), Prof. Dr. Ayşegül Füsun Eyüboğlu (Başkent Ünv.), Prof. Dr. Recep Öztürk (İstanbul Medipol Ünv.), Prof. Dr. Firdevs Aktaş (Gazi Ünv.), Prof. Dr. Serhat Ünal (Hacettepe), Prof. Dr. Alpay Azap (Ankara Ünv.), Prof. Dr. Yeşim Taşova (Çukurova Ünv.), Prof. Dr. Hasan Tezer (Gazi Ünv.), Doç. Dr. Şebnem Erdinç (Sağlık Bilimleri Ünv.), Prof. Dr. Aydın Yılmaz (Ankara Atatürk Hast.), Prof. Dr. Rahmet Güner (Ankara Yıldırım Beyazıt Ünv.), Prof. Dr. Canan Ağalar (Fatih Sultan Mehmet Hast.), Prof. Dr. Müşerref Şule Akçay (Başkent Ünv.), Prof. Dr. Akın Kaya (Ankara Ünv.), Prof. Dr. İlhami Çelik (Kayseri Şehir Hast.) Prof. Dr. Levent Yamanel (Gülhane) Prof. Dr. Zeliha Tufan Koçak (YÖK), Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz (İstanbul Üniv.), Prof. Dr. Mehmet Doğanay (Erciyes Ünv.) Doç. Dr. Gülay Korukluoğlu (Ulusal Viroloji Lab.), Sağlık Bakanlığı’ndan Dr. Ayla Aydın, Ali Göktepe, Prof. Dr. Selçuk Kılıç, Cemil Güneş.

Saygıdeğer bilim insanları, hazır iktidar, “bilim ne diyorsa o” demişken, büyük sorumluluğunuz var. İktidar bunu topu üstünden atmak için de yapmış olabilir. Sorun büyürse, “Bilim Kurulu önerdi de yapmadık mı!” diyebilir. Sizden iki isteğimiz, dileğimiz var:

  • Gerçekler ve çözüm…
    =================================
    Dostlar,
     

    KORONAVİRUS SALGINI  konusunda TV konuşmalarımız…

    23 Mart 2020, Pazartesi, HALK TV, saat 21:00 – 24:00 (3 saat)

    1. bölüm : https://youtu.be/NeX0QtFuib4 veya https://youtu.be/NeX0QtFuib4?t=34
    2. Bölüm : https://youtu.be/4lV1oYGtWS0
    3. bölğm : erişemedik.. site okurlarımız erişir ve biz bildirirse sevinirz..

    25 Mart 2020 KRT televizyonu, saat 18:30 haber bülteni içinde, 19+ dk. https://www.youtube.com/watch?v=yJhn4AdKanA

    26 Mart 2020, VERYANSIN TV, YoueTube üzerinden.. https://youtu.be/x0HcoRv2KvY
    36 dk.

    Bilgi ve ilginize sunarız..

    Sevgi ve saygı ile. 26 Mart 2020, Ankara

    Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

    Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
    Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

KORONAVİRÜS

KORONAVİRÜS

Suay Karaman

Koronavirüs Hastalığı (COrona VIrus Disease-COVID), 2019 Aralık ayında ilk önce Çin’de görülmüştür ve hızla bütün dünyaya yayılmaktadır. Şu an Avrupa, hastalığın merkezi konumuna gelmiştir. Hastalığa yakalananların büyük boyutlara ulaşması ve ölümlerin arttığı da düşünülünce, dünya üzerine büyük bir korku çökmüştür.

2020 yılının başından beri hızla yayılan Koronavirüs salgını, 11 Mart 2020 günü ülkemizde de görülmüş ve şimdilik resmi verilere göre 10 olgu (AS: 19 Mart 2020 akşamı; 359 olgu ve 4 ölüm!)  bulunmaktadır. Ama toplumdaki genel düşünce, bu rakamların gerçekliğine kuşkuyla bakmak yönündedir. Çünkü insanların bu hükümete güvenleri kalmamıştır. İlk olgu görülünce hükümet gerekli önlemleri almıştır. Bu önlemlerin kimilerinin ilk olgu görülmeden önce alınması gerekirdi. Süreç çok iyi yönetilememekle birlikte, şimdilik ölen olmaması sevindiricidir. (AS: 20 Mart 2020, ilk saatler, 4 ölüm..)

Ancak yakın çevremizdeki komşu ülkelerde hastalığa yakalanan sayısının çok fazla ve ölümlerin de azımsanamayacak boyutta olmasının, ülkemiz için sevindirici mi, yoksa telaşlandırıcı mı olduğunu gelecek günler gösterecektir. Bir görüşe göre ülkemizde koronavirüs testinin az kişiye uygulanması nedeniyle hasta oranının düşük kaldığı bildirilmektedir. Bu durumda hiç vakit yitirmeden tanı merkezi ve laboratuvar sayısının artırılması gerekir. Ayrıca tedavide kullanılacak ilaçların ve tıbbi malzemelerin yeterli düzeyde bulundurulması da sağlanmalıdır.

  • 26 Ağustos 2011’de yerli aşılarımızı üreten Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü kapatılarak, ithal aşı dönemi başlatılmıştı.

Eğer Hıfzıssıhha Enstitüsü kapatılmasaydı, Tifüs aşısı gibi koronavirüs aşısı da üretilebilirdi. Hasta sayısının artması durumunda yapılması gerekenlerin şimdiden planlanması zorunludur.

Bunların dışında toplu taşıma araçları ile şehirlerarası ulaşım araçlarının temizliğinin sık sık denetlenmesinde yarar vardır.

Önemli bir konu ise 14 gün süreyle evde karantinaya alınanların denetimi nasıl yapılacaktır?

Hac/Umre ziyaretinden dönen yaklaşık 21 bin kişi, ‘14 gün boyunca evden çıkmamaları ve ziyaretçi kabul etmemeleri konusunda bilgilendirilmiştir’, ama bu durum nasıl denetlenecektir? Üstelik bu gelenler içinde şimdilik bir kişinin koronavirüs hastalığına yakalandığı açıklanmıştır. Bu, ileride büyük tehlikelere yol açabilecektir. “Evden çıkmayın” demenin yaptırımı yoktur; Devlet tavsiye etmez, kuralı koyar ve uygular.

Devlet, “karantina var” demeli ve tartışmayı sonlandırmalıdır. Bu konuda gelen tepkiler sonucunda Hac / Umre ziyaretinden dönenlerden 10.330 kişinin boşaltılan öğrenci yurtlarına yerleştirildiği bildirilmiştir.

  • Sabaha karşı saat üçte öğrencileri yurtlardan apar topar gönderip, ne zaman ve nasıl dezenfekte edildiği belli olmayan yurtlara bu gelenlerin yerleştirilmesi de gizemini korumaktadır.
  • Devlet, gereken önlemleri planlı olarak ve ciddiyetle yapmak zorundadır.

Tüm kültürel ve sanatsal etkinliklerin ertelenmesi ile okulların geçici olarak kapatılması doğrudur ama camileri ve özellikle Cuma namazlarını serbest bırakmak yanlıştır. Spor karşılaşmalarını seyircisiz oynatarak, insanların sağlıksız kapalı salonlarda şifreli TV kanalında karşılaşmaları izlemesi de yanlıştır.

  • Tüm spor karşılaşmalarını ertelemek ve camileri de geçici süreyle ibadete kapatmak gerekir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, koronavirüs salgınına karşı alınan önlemler kapsamında, toplu ibadetleri geçici olarak yasaklamıştır.

Çelişkili açıklamalarla ve gerçek olmayan uygulamalarla bu krizi yönetmek olanaksızdır. Hükümetin bu konularda gizemli açıklamalar yerine daha sağlıklı ve yaptırım gücü yüksek kararlar alması beklenmektedir.

Bu koronavirüs salgını, ülkemizde el yıkama alışkanlığının ve temizlik bilincinin yeniden kazanılmasını sağlamıştır; sağlıklı olmanın önemini anımsatmıştır. Ülkemizin içinden geçtiği ekonomik sorunları, siyasal açmazları, terör olaylarını, yabancı topraklardaki şehitlerimizi kısaca gerçek dertlerimizi az da olsa unutturmuştur. Bunun yanında, kimi insanların ne denli yağmacı ve fırsatçı olduğunu da bir kez daha, üzülerek görmüş olduk.

  • Koronavirüs çok abartılmamalı ve gereksiz panik yapılmamalıdır.

Unutmayalım ki, ülkemizde her gün yaklaşık 400 insanımız lösemi ve kanser nedeniyle yaşamını yitirmektedr. Toplumun devlete, devletin de topluma güvendiği bir ortamda, el ele vererek, akıl ve bilim öncülüğünde gerekli önlemleri alarak, koronavirüs hastalığının zararlarını en aza indirebileceğimiz unutulmamalıdır.

İLÂÇ ENDÜSTRİSİ


İLÂÇ ENDÜSTRİSİ

Dr. Ceyhun Balcı

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Son zamanlarda tıp ortamı üzerine sayısız yazı yazıldı. Derinlemesine tartışmalar yapıldı. Soner Yalçın’ın Kara Kutu’sundaki son derece açık ve net yanlışlar doğal olarak öne çıktı. Kara Kutu’nun doğruları da vardı elbette. İngilizce “Big Pharma” olarak nitelenen ilâç endüstrisinin bu alanda sergilediği davranışlar da irdelenmeyi ve tartışılmayı hak ediyor.

Özellikle tıp çevrelerinin bu konudaki çekinceli yaklaşımı “kendi kapımızın önünün temiz tutulması” konusunda eksiklik yaratmış oluyor. Bu önemli sorun hekimler ve akademi tarafından  masaya yatırılmayıp da iş gazetecilere ya da yazarlara bırakıldığında halk sağlığını tehlikeye düşürmeye varan abartılı saptamalar havada uçuşmaya başlıyor.

Tıpla ilgili pek çok sorun gibi ilâç alanında yaşananlar da sağlığın toplumsal bir hizmet olmaktan çıkartılarak kazanç alanına dönüştürülmesiyle yakından ilintilidir.

Kısaca anımsamak gerekirse; Türkiye’de geçmiş dönemlerde ordu ve SSK ilâç üreticisi olmuşlardır. Özel girişimin elindeki ilâç fabrikaları da uzun yıllar boyunca yerli sermaye yapısına sahip olmuştur. Bugün gelinen noktada kamunun ilâç üretmesi bir yana, bu alanda adı bile geçmez olmuştur. Yerli sermayeli ilâç fabrikaları da son 15 yılda neredeyse yabancı sermayeli hale gelmiştir. Osmanlı’nın son döneminden başlayarak Cumhuriyet’le birlikte aşı üreticisi olan Türkiye, Dr, Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü’nü kapatarak aşı üreticisi olmaktan da vazgeçmiştir. Tüm bu gelişmeleri şu tümceyle tanımlayabiliriz.

  • Türkiye başta kamu olmak üzere dev bir ilâç ve aşı müşterisi olmuştur.”
  • Bunun yalın anlamı DIŞA BAĞIMLILIK’tır.

Üretici olmaktan çıkıp tüketici olmanın önde gelen tehlikesi çok geçmeden baş göstermiş ve ilâç endüstrisi kısa süre içinde ortama egemen olma şansını yakalamıştır.

Türkiye’de ilâç endüstrisi neredeyse tümüyle dışa bağlandığına göre, ilâç kartellerinin ana yurdu ABD’de bu bağlamda olup bitenlere bakmak yararlı olabilir.

İngilizce özgün sürümüne bağlantıdan erişilebilecek yazıdan esinle aşağıdaki başlıkları sıralamak olasıdır.

İlâç endüstrisi kazanç odaklı yaklaşımlarını nasıl sergiliyor?

  1. Kullanıma yeni sunulan ilâçların hayalet hastalar aracılığıyla övülmesi. Böylelikle bu ilâçlarla ilgili istem yaratılması. Yine bu doğrultuda sosyal güvenlik kurumlarının aynı işlevi gören daha ucuz seçeneklerden uzak tutulması. Kamuoyu oluşturma amaçlı bu türden amaçlı yapay grupların ilâç endüstrisince desteklendiği belgelenmiş durumdadır.
  2. İlâç kullanımı ve geri ödemeleri için karar verici durumunda olan yönetsel unsurlarla içli dışlı ilişkiler kurulması.
  3. FDA (Amerikan Gıda ve İlâç Dairesi) tarafından henüz onaylanmamış ürünlerin deniz aşırı ülkelerde denenmesi. Buna en çarpıcı örnek Pfizer firmasının Nijerya’da denediği FDA onayı almamış antibiyotiğinin ölümlere yol açmış olmasıdır.
  4. Enstitü temelli bilimsel kurulların, ilâç firmalarının çıkarlarına engel olmayacağı varsayılan kimselerden oluşturulması doğrultusunda girişimlerde bulunulması.
  5. FDA’nın yeni ürüne sıcak baktığı anlamına gelecek kurgulamayla söz konusu ilâca ön istem yaratmak.
  6. Herhangi bir kavram ya da hastalık konusunda görünürde “farkındalık yaratma” ama gerçekte kamuoyunu duyarlılaştırma ve sunulacak ürüne ısındırma amaçlı ilâç endüstrisi duyuruları. Hatta, son zamanlarda endüstrinin önce hastalık uydurup sonra da o hastalığı sağaltacağı varsayılan ilâcı kullanıma sunduğu da savlar arasındadır.
  7. Hayalet yazarlara yazdırılan sözde bilimsel yayınların yanı sıra hekimlerin başvuru ve rehber kitabı niteliğindeki kitapların etki altına alınarak ilâç firmalarının satmak istedikleri ürünlere kolaylık sağlanması.

Bağlantısını vermiş olduğum makalenin yazarından da kısaca söz etmek gerekirse; Martha Rosenberg dilimize sağlık gazetecisi olarak çevrilebilecek işi yapıyor. Amerikan Sağlık Gazeteciliği Merkezi Üyesi.

Yazılarında dikkati çeken nokta olgulara ve olaya odaklanması. Bilgiye ve belgeye dayanan saptamaları kişilerden çok sistemi hedefe koymakta. Bizdeki aynı türün daha çok tanıtıma, bir ürünün tüketilmesine ve kişilerin yıpratılmasına dönük olduğu düşünüldüğünde Martha Rosenberg’in yaptığı türden sağlık gazeteciliği için darısı başımıza demek gerekiyor.

Tıp ortamının önde gelen ve ayrılmaz parçası durumuna gelen aşırı tüketimin önüne geçmek öncelikli görev olmalı.

Bunu başarmak için de

  • ülkemiz –geçmişte olduğu gibi– başta aşı ve ilâç olmak üzere tanı ve tedavide kullanılan gereçlerin üreticisi konumuna gelmeli.Ulus ötesi yapıların sicili bu denli açık ve kirli olduğuna göre…
    =================================
    Dostlar,

    Şu sözler, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa‘nın :

    • “…Bulaşıcı ve salgın hastalıklara karşı insanları koruma konusunda büyük hizmetleri görülen aşıları hazırlamak ile meşgul Hıfzıssıhha Kurumlarımız tam başarı ile çalışmasına devam ve savaşıma yararlı hizmet yerine getirmektedirler.– 1337 senesi (1921) içinde üç milyon kişilik çiçek aşısı yapabilen Sivas (Hıfzıssıhha) Kurumu, geçen yıl (1929)
      beş milyon kişilik çiçek aşısı,
      – 537 kg kolera,
      – 407 kg tifo aşıları üretmiş
      ve bunlar halka yaygın biçimde uygulanmıştır

      {Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri. Cilt I-III, sayfa 306-7 ve
      Türkiye’de Erken Cumhuriyet Dönemi Sağlık Hizmetleri}2019’da Türkiye ne yazık ki tek bir aşı bile üret(e)miyor! Açıklaması ise “küresel işbölümü”!

      15 aşı türünü Sağlık Bakanlığı tümüyle dışalımla (ithalatla) karşılıyor.
      Özel sektörce dışalımı yapılan aşılar da var. Dünyada toplam 25 farklı aşı uygulamada.

      Bu “küresel işbölümü” retoriği sahibi Batılılar, Irak’ı UNSC (BM Güvenlik Konseyi) onayı ile “koalisyon güçleriyle” (!) işgallerinde uluslararası savaş hukuku kurallarını (Cenevre Sözleşmelerini) çiğneyerek aşı – ilaç – mama ambargosu bile uygulayarak yarım milyon bebek ve çocuğun ölümüne neden oldular (UNICEF kayıtları..).

      Türkiye’ye de yaparlar mı dersiniz??

Sevgi ve saygı ile. 28 Aralık 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com