AŞI SAVAŞLARI ve AKP İKTİDARININ SINAVI

AŞI SAVAŞLARI ve
AKP İKTİDARININ SINAVI


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

Dünya bir aşı savaşı yaşıyor, rekabet çok acımasız ve Türkiye de bunun içinde. Küresel toplumla dürüst işbirliği, eşgüdüm, dayanışma ve bilimsel akılcılık çözüm masamızın 4 ayağı olmalıdır. Türkiye’nin aşı konusunda çok geciktiği ortada. Yalnızca Çin’den 50 milyon doz aşı alınabileceğini biliyoruz. Bu aşının Türkiye’de süren Evre 3 çalışmaları (12.500 gönüllüde) bitmek üzere ve sonuçları olumlu görünüyor. Bu çalışma sayesinde Türkiye’ye bir aşı kotası ayrılmış durumda. Bir de BioNTech – PFIZER’den yalnızca bir milyon doz aşı alınabileceği belirtiliyor.

Bu aşıların 2 doz yapılacağı düşünüldüğünde, 50 milyon doz aşı ile en çok 25 milyon kişiye ulaşılabilir (fire payı da vardır..). Bu sayı Türkiye için kesinlikle yeterli değildir. Türkiye’de 84 milyon vatandaş, 6 milyon göçmen olmak üzere 90 milyonluk dev bir nüfus var. Aşılanmayacak olan 18 yaş altı 20 milyon dikkate alınırsa, aşılanması gereken 70 milyona yakın insan var; 140 milyon doz aşı gerekiyor (fire payı da vardır..)! Buna başka bir yerden ek yapma olanağımız da yok gibi, çünkü aşılar kapışıldı. Örneğin 65 milyon nüfuslu İngiltere, farklı aşılardan 300 milyon doz stokladı. Türkiye’nin umudunun ise, Nisan’da “yerli – milli” aşı!? Bu aşının geliştirildiğini varsaysak bile, Türkiye’nin gereksinimini kısa sürede karşılayacak miktarda üretilmeyeceğini biliyoruz. Ufukta başka bir somut aşı sipariş izi de göremiyoruz. Tıpkı grip aşısında olduğu gibi ciddi bir kıtlık yaşanacak ülkemizde. Yerli aşı bile olsa, 1 yılda 90 milyon doz (50 milyon doza ek) üretimi çok zor, hatta olanaksız.

  • 2021’de Türkiye, duyarlı nüfusunu aşılayabilecek olanağa sahip olamayacak görünüyor..

Oysa Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü kapatılmasaydı (2011, 663 s. KHK ile), teknolojisi güncellenseydi, aşı gibi stratejik bir üründe %100 dışa bağımlı olmak yerine, insan aşılarında özyeterlik sahibi olacaktık. Atatürk döneminde 1928’de açılan ve paha biçilmez koruyucu sağlık hizmetleri üreten, aşı – serum gereksinimimizi onyıllarca karşılayan hatta dışsatımını yapan bu saygın ve stratejik Kurum, yönetsel ve akçalı olarak özerk, bilimsel olarak özgür bir yasal yapılanma ile hızla yeniden açılmalı, teknik donanımı güncellenmeli, uzman insangücü sağlanmalı ve salgın yönetimi devredilmelidir.
***
Aşıların etkinliği Evre 3’te, farklı ülkelerde en az 30 bin gönüllü insanda sınanıyor ve bağımsız gözlemcilerce izleniyor. Bu 18-59 yaş aydınlatılmış gönüllü deneklerden (ki saygın bir davranıştır!) kaçı korundu, yeterli ve kalıcı antikor üretti ve/veya hücresel bağışık yanıt verdi, buna bakılıyor. Endonezya’da yeni yayınlanan raporda etkinlik oranı %97 açıklandı. Türkiye ve Brezilya raporları açıklanmadı, birleştirilip yayınlanacak. Önümüzdeki günlerde Sinovac vd. Evre 3 raporlarının yayımlanacağını açıkladı. Bunu beklememiz gerekiyor. Türkiye de Evre 3 raporunun olumlu çıkması koşuluyla bu aşıyı uygulayacağını belirtmeli. Bu raporlar olumlu olmadığı takdirde aşıyı uygulama olanağı yok!

Aşı Türkiye’ye geldiğinde en az 14 gün süren biyogüvenlik analizleri zorunlu. Bu olmadan kullanımı olanak dışı. Aşıyla ilgili Sağlık Bakanlığı yeterli açıklama yapmıyor. Aşıların nasıl geleceğini, sözleşme koşullarını, fiyatını bilmiyoruz. Aracı şirket olmaksızın doğrudan Ticaret Bakanlığınca dışalım yapılmalıdır.

Gelen aşılardan belirli oranda örneklem çekilerek yetkili (akredite) ulusal referans laboratuvarlarında biyogüvenlik testlerinin yapılması zorunludur. Örneğin 20 milyon aşıdan,
bin ampul örneklem çekilerek Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü laboratuvarında biyogüvenlik testleri yapılabilir ya da Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu laboratuvarlarında bakılabilir. Bu test süreci en az 2 hafta alır. Aşılar 11 Aralık’ta gelecekse, aşılamaya başlama 2021 başına kalır.

Sağlık çalışanları olağanüstü bir hasta yüküyle boğuşuyor. Onları bir de aşılama hizmetine koşmamak gerekir. Örneğin tıp öğrencileri gönüllülükle aşılama sürecine katılabilir. Hemşirelik, ebelik… öğrencileri aşılama konusunda eğitilip bu hizmeti verebilir. Aşılama için istasyonlar hazırlanmalı; örneğin kapalı spor salonları, sahra çadırları.. bu amaçla hazırlanmalıdır.

Ülkemizin ulusal referans laboratuvarından çıkan rapor olumlu olursa, bu rapor Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumuna sunulacaktır. Bunlar Sağlık Bakanlığına bağlı bürokratik birimler. Oysa özerk kurumlar olması gerek bu birimlerin. Söz gelimi, ABD’de FDA, Amerikan Başkanından bağımsız özerk bir kurumdur. Özerk kurumlar halka güven verir. Yine ABD’de Surgeon General diye bir “kurum” vardır. Bu kişi Sağlık Bakanlığı sözcüsüdür, Sağlık konusunda O açıklama yapar ve herkes O’na güvenir. Oysa Türkiye’de Bakanın kendisi bile salgın verileri konusunda aylarca halkı aldattı siyasal otoriteye güven yıkıldı.

Aşılamada iktidara güven yeniden kurulmazsa halkın bir kesimi aşıyı reddedebilir.

  • Biz eğer yaklaşık 70 milyon insanımızı hızla aşılayamazsak salgını durduramayız.

Salgın şu anda çok azgın, bir kişi en az 5 kişiye bulaştırıyor. Bu denli şiddetli bir aşamada, nüfusun %60’ını aşılamak bile yetmez, %70-80’ini aşılayarak yüksek düzeyli Toplum Bağışıklığı sağlamak gerekir. 90 milyon nüfusta 20 milyon 0-18 yaş çocuğa aşı yapıl(a)mayacağından, kalan yaklaşık 70 milyon nüfus %90 etkili bir aşıyla 2 kez aşılansa, en iyimser, Şubat içinde Türkiye nüfusunun 63 milyonu (%70’i) bağışıklanmış olur (kalan 27 milyon aşısız!). Bu bile kritik eşiktir, yeterli saymak güçtür.

  • 18+ yaş tek 1 kişi bile (tıbben aşı engeli olanlar dışında) aşılama dışında kalmamalıdır.

İngiltere, BioNTech/PFIZER aşısını uygulamaya başladı (08.12.20). İngiltere’nin biyolojik ürünlere ruhsat veren MHRA adlı özerk kurumu var. İngiliz hükümeti bu konuda yetkili değil, bu özerk kurumun raporuna dayalı siyasal karar aldı. Biz en azından 1 ay sonra aşılamaya başlayabileceğiz. Burada da ciddi bir gecikeme ve can yitiği var. Hiç kuşku yok; bu gecikmeden İktidar / Erdoğan açık ve tek sorumludur!

Salgın bu hızıyla sürerse, 1 ayda en azından, “resmi veri ile” altı bin insanın daha ölümü demektir! Buna katlanılamaz!

  • Türkiye aşılamayı beklemeden, zorunlu ve ivedi olarak tam kapatmaya gitmeli ve
    14 gün mutlaka tam kapatma (lockdown) yapmalıdır.

Azgın salgın yangını böylelikle biraz sakinleştirilebilir, çökme eşiğine sürüklenen sağlık sistemi ve çalışanları mola almış olur; ardından aşılama daha sakin ve daha az dozla götürülebilir.

İktidarın tüm aşı süreçlerini çok saydam yürüterek halkın güvenini kazanması yaşamsal derecede önemlidir. Bu koşulların sağlanması durumunda, aşı seçmeden hepimiz aşı olmalıyız..

  • UZAT KOLUNU TÜRKİYE, UZAT KOLUNU TÜRKİYE..

Sevgi ve saygı ile. 11 Aralık 2020, Ankara

KORONA AŞILAMASINDA ÖNCELİKLER SORUNU

KORONA AŞILAMASI NASIL OLACAK?
ÖNCELİK SIRASI NASIL BELİRLENECEK?

SÖZCÜ, 25 Kasım 2020 https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/ugur-dundar/korona-asilamasi-nasil-olacak-oncelik-sirasi-nasil-belirlenecek-6139744/

Bu gün köşemde, ülkemizin en saygın bilim insanlarından birini, Prof. Dr. Ahmet Saltık‘ı konuk ediyorum.

Değerli hocam, “Korona aşılamasında öncelik kimlerde olmalı” sorumuza geniş bir perspektiften bakarak, üzerinde önemle durulması gereken şu cevapları veriyor:
***
Bilim emekçilerinin KOVİT-19 için aşı geliştirme ve üretmeye oldukça yaklaşması kuşkusuz çok sevindirici. Üstelik tarihte görülmemiş ölçüde kısa sürede ve yepyeni bir teknoloji olan m-RNA üzerinden. (Türkiye’de yerli – milli aşı geliştirme çabaları ölü virüse dayalı..). Doğallıkla, hemen ardından, salgının çok yakıcı olduğu bu dönemde, 7.8 milyarı aşan muazzam dünya nüfusunun tümüne (aşı karşıtlarını da katarak!) hemen yetişmeyeceği için, sınırlı aşı üretiminin hangi önceliklerle kullanılacağı sorunsalı öne çıktı. Üstelik 2-3 hafta ara ile 2 doz aşıla(n)ma gerekli.

Kuşkusuz, bu sorunsalı aşmada birtakım bilimsel tıbbi – epidemiyolojik verilere, ölçütlere ve Tıp Etiği ilkelerine gereksinimimiz var. Hastalığa yakalanma ve ağır sonuçlarıyla karşılaşma riski en başta dikkate alınmalı. Bu bağlamda riskli toplum kümelerinin belirlenmesi ve önceliklenmesinde Epidemiyolojik stratejiler temel yol gösterici olmalı. Sağlık sorunu (dar anlamda hastalık) kimde / nerede / ne zaman görülüyor sorusu Epidemiyolojinin klasik 3’lüsüdür (triad). KOVİT-19 için bu soruların yanıtları hemen hemen bellidir. Tüm Dünyada, eşzamanlı ve tüm yaşlarda, her 2 cinsiyette.. görülmektedir. Ancak bu soru ve yanıtları yeterli değildir. Hastalığa yakalananların meslekleri ve sosyo-ekonomik statüleri son derece belirleyicidir, elimizde bu bağlamda yeter veri birikmiştir. Öte yandan, hastalığın sonuçları bir başka temel ölçüttür. KOVİT-19 kimlerde daha çok öldürücü, iz (sekel) bırakıcı – engelli kılıcıdır? Dr. Alfred Grotjhan, 105 yıl kadar önce değindiğimiz ölçütleri tıp dünyasının önüne koymuştu Sosyal Patoloji adlı kitabında.

Neleri dikkate alabiliriz?

  • Aşının etkinliği ve değişik yaş ve risk kümelerinde yarattığı bağışık yanıtın gücü, özelliği.
  • Değişik yaş ve risk kümelerinde aşı uygulamasının güvenliği.
  • Aşının, KOVİT-19’a yakalanmada ve hastalığı yaymada önleyici etkinliği.
  • SARS-CoV-2 virüsünün (yeni koronavirüs, KOVİT-19 etkeni) ilgili ülkede bulaşma dinamiği
  • KOVİT-19’un Epidemiyolojik, Mikrobiyolojik ve Klinik özellikleri.

***
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, pek çok uluslararası insan hakları metinleri, UNESCO Etik Kodları ve ulusal hukuk sistemleri tüm insanların sağlık hizmetlerine erişimlerini hakkaniyet temelli eşitlik zemininde tanımlamaktadır. Burada söz konusu olan herkesin tam eşit olduğu ideal ve olanaksız bir durum değildir; herkese hak ettiğini verme söz konusudur. “Herkesin hak ettiğini” belirleme ise, zorunlu olarak bir öncelikleme içermektedir. Küresel ölçekte tartışmalar bu eksendedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) doğallıkla bu zor – nazik süreçte de üzerine düşeni yapma çabasındadır.

AKILDA TUTULMASI GEREKENLER

Erkeklerde hastalık kadınlara göre daha ölümcül gitmektedir.
Kimi Siyahlarda ve azınlık etnik kümelerde hastalık daha ciddi seyretmektedir.
Nüfus yoğunluğu, kırsal kesime göre hastalık riskini büyütmektedir.
(HER AİLEYE 1 ÇOCUK!)
Toplum bağışıklığına asla dayanılamaz; hastalığı geçirerek sağlanan doğal bağışıklığın süresi ve gücü belirsizdir. %3 ölüm oranı kabulüyle, önümüzdeki yıllarda 300 milyonu aşkın ölüm kabul edilemez!

Alt sosyo-ekonomik kesimler, yoksullar, işsizler, olumsuz – kalabalık konut koşulları, yetersiz – dengesiz beslenme doğrudan risk etmenleridir ve bu insanlar daha çok hastalanıp ölmektedir.

  • DSÖ kaynakları, uluslararası yazın ve Ülkemiz verilerinden kalkarak, “içinde bulunduğumuz aşamada(Epidemiyolojik verilere göre zamanla değişebilir) aşağıdaki öncelik listesi önerilebilir:

ÖNCELİKLİ RİSK KÜMELERİ KİMLERDİR?

  1. Bakımevlerinde kalan yaşlı erişkinler onlara hizmet verenler
  2. 80 yaşını aşkın tüm insanlar ve sağlık, sosyal hizmet çalışanları
  3. 75 yaş ve üstü insanlar
  4. 70 yaş ve üstü insanlar
  5. 65 yaş ve üstü insanlar (Türkiye’de %9,1 dolayında; yaklaşık 8 milyon, TÜİK, 2019 sonu)
  6. 65 yaş altında yüksek riski olanlar (ek süregen hastalığı olanlar, organ aktarımı yapılmış olanlar, bağışık sistemi baskılanmış olan, kanserli, diyaliz hastaları, KOAH, önemli organ yetmezliği)
  7. 65 yaş altında orta derecede riski olanlar (DM, hipertansiyon, kalp yetmezliği..)
  8. 60 + yaş herkes
  9. 55 yaş üstü herkes
  10. Toplumun geri kalanı (önceliklerine göre kümelenerek)

***
Öte yandan, önümüzdeki aylarda uygulamaya girebilecek olan aşıların gerçek koruyucu güçlerinin ve beklenebilecek olumsuz etkilerinin ancak uzun erimde, yıllar içinde netleşeceğini vurgulayalım. Açıklanan %90-95 koruma oranı henüz “deneysel” verilerdir. İlk dozdan 28 gün sonra bağışık yanıt başlayacaktır. Virüsün mutasyona uğraması durumunda grip gibi her yıl aşılanma gerekebilecektir, ayrıca aşı etkinliği azalabilecektir. Şimdilik, beklenen 2 aşının salt hastalığın ağır geçirilmesini önlemeye dönük olduğu, toplumsal yayılma üzerinde beklenen düzeyde etkili olmadığı akılda tutulmalıdır. Lojistik altyapıda ciddi sorunlar vardır. Maliyet bir başka ciddi sorundur. 1 dozun 30 Doların altına en azından şimdilik inemediği görülüyor. Türkiye’de nüfusun yarısı olan 45 milyona 2 kez aşı 90 milyon doz gerektirir ki, toplam bedel 3 milyar Dolara yaklaşmaktadır ve ciddi tutardır. Önümüzdeki 1 yılda dünya nüfusunun yarısının aşılanabilmesi olanaksız gibidir. Dolayısıyla kısa erimde salgından başımızı kurtarma olanağı yoktur. En az 1 yıl daha, SOSYAL DEVLET desteği ve toplumsal – küresel dayanışma ile klasik korunma önlemlerine (maske – korunma uzaklığı – hijyen) daha da özenle sarılmak zorundayız. DSÖ, dünya genelinde adil dağıtım (fair allocation) için çok çaba harcıyor. Yoksul ülkelerin akçalı (mali) olarak desteklenmesini öneriyor. Türkiye’de de aşılama önceliklerinin kesinlikle saydam, katılımcı, bilimsel ve etik ilkelere dayalı, hakkaniyetli olması kaçınılmazdır.

Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü açılmalı ve aşıda ulusal özyeterlik sağlanmalıdır.

  • Bu arada, DSÖ uyarısıyla, BM’in öncülüğünde, tüm dünyada 14 günlük eşzamanlı bir TAM KAPANMA son derece yararlı ve gerekli gözükmektedir.
  • Uluslararası DAYANIŞMA anahtardır!
    Sevgi ve saygı ile. 25 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIKMD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

 

 

KORONA SALGININ TÜRKİYE SEYİR DEFTERİ..

KORONA SALGININ TÜRKİYE SEYİR DEFTERİ..

19 Nisan 2020, saat 23:53

1. Salgın iyi yönetilemiyor, hasta (86 bin +) ve ölüm sayıları (2017!) hızla tırmanıyor; S. Bakanı ise artma eğiliminin yavaşladığından söz edebiliyor!?
2. 10 Nisan 2020 gecesi faciasının 58 dolayında fazladan ölüme 25 bin+ ek hastaya yol açacağını, bu artışın yarısının 1. hafta sonunda görüleceğini, kalanının 2. haftaya yayılacağını TV’lerde öngörmüştük.
3. Dün İran’ı geçmiştik, bu gün Çin’i de geçtik, 3. sıradayız toplam olgu sayısı bakımından! Bunları da öncesinde TV’lerde öngörmüştük.
4. “Piknik karantinaları“nın beklenen yararı sağlamayacağını paylaşmıştık yine TV’lerde, sonuçları acıyla görüyoruz..
5. DSÖ Türkiye temsilcisine şöyle ya da böyle demeç verdirilebilir, verdirildi ama DSÖ Avrupa Bölge Bşk. ciddi uyarı yaptı İtalya ve Türkiye’ye..
6. Hürriyet’ten bir köşe yazarı bu gün adımızı vermeden sataşmış epeyice, dispepsi ciddi.. söylediklerimiz acıtıyor; halkta algı yönetimi sürsün isteniyor; saptamalarımız – önerilerimizle yüzleşme nerede?
7. En az 14 günlük tam “lock down” için her geçen gün 3,2 milyar $ mali yük biniyor. Son 3 gündür her gün gecikme ulusal gelirden %0,4 daha fazlasını götürüyor. (Yıl sonunda 800 milyar $ GSMH beklentisiyle; 3 gün önce ilan edilse idi %7,8 bedel, dün %8,2, bu gün %8,6.. Yarın??? Artan hasta ve ölümlere ek ne yazık ki..)
8. Test tekniğinde / güvenilirliğinde bir iyileşme yok.
9. Bereket OH klorokin + kombinasyonlar işe yaradı! Yaramayabilirdi de..
10. Önümüzdeki hafta da böyle 100+ ölüm / gün giderse, -ki gidebileceği kaygısı içindeyiz- Ülkeyi 14 günü kapatmayı artık ciddi ciddi düşünebilirler, düşünmeliler.
11. Bu gün Cumhuriyet 2. sayfada Dr. Ceyhun İrgil bizi epey şımartmış..
12. 1 düzine saptama yeter sanırız.. 12 “kutsal” (!) sayı imiş..

İşimiz rastgele..
****
NE YAPMALI??

1. Bilim kurulu kararları her akşam resmen açıklansın.
2. İktidar bu önerileri uygulama / kısmen uygulama – uygulamama gerekçelerini açıklasın.
3. Hızla, 1 hafta içinde bir antikor taraması (sero-prevalans çalışması) yapılsın Türkiye’yi temsil edecek büyüklük ve bileşimde bir örneklemde. Toplum bağışıklığı (herd immunity) düzeyi ortaya konsun. Bu hız (rate) diyelim ki % 10 ise, 88 milyon nüfus X.10 = 8,8 milyon insanın bulaşlı olduğunu gösterir. Toplum bağışıklığı bakımından 11 Mart’tan bu yana 40 günde geldiğimiz yeri saptar. Salgın yönetim stratejisinde iktidarın bir dayanağı, umudu da bu. Yani bir yandan bulaş toplumda yayılsın, zaten %80-85’i ayakta – belirtisiz – hastaneye başvurmadan geçiriyor, hastanelere başvuran %15’i nasılsa göğüslerim, zamana yayarım, toplumda bağışıklık oranı hızla yükselir ve salgın eğrisi inişe geçer beklentisi.. Önümüzü görürüz böylesi bir sero-prevalans çalışmasıyla.. %50-60 toplum bağışıklığını bekleyecek gücümüz var mı, daha ne denli zaman gerek, daha ne denli insan ölecek… bunu kestirebiliriz.
3. Aktif sürveyansı bir kez daha anımsayalım; çoooooooook olgu var toplumda ve habire hastanelik vaka oluşuyor; Ro 4,1’in üzerinde. Aktif sürveyans yapmadan bunca hasta birikimini eritmek çok zaman alır ve bedeli çok yüksek olur. Almanya’da 83 m nüfus için test sayısı bizim 3 katımız, nüfusumuzun 5 m fazla olmasına karşın.
5. S. Bakanı çaresiz / iki arada bir derede.. Artış eğiliminde azalma var.. derken İran ve Çin’i geçtik ve ölüm  / gün sayıları 120’leri aştı.. Şakası yok; her gün RESMEN 120+ masum insan ölüyor! Oysa bu ölümler ciddi oranda azaltılabilir, engellenebilirdi; öyle olmalıydı!
6. Hafta sonları gündüz saatlerinde 2 gün, arka arkaya 2-3 hafta kapı kapı dolaşıp test örneği alınsa idi, -ki 3-4 haftadır çığlık çığlığa söylüyoruz- şimdi tepeyi görmüştük, platoyu yakalayabilirdik. 2000 yılı öncesi nüfus sayımlarında olduğu gibi halkımıza hafta sonu gündüz evde kalması rica edilir, birkaç milyon insandan test örneği alınabilirdi.. Almanya şu günlerde trafikte arabanın içindeki insanlardan test örneği alıyor.. Çok sayıda mobil test alma birimleri var… 1,7 milyonu aştılar test sayısında.
7. Muhalefetten “TIK” yok.. ancak biz de yalnız değiliz. Tıp eğitimi aldığımız HÜTF ve İÜTF 77 gurubumuz hep bizimle. Binlerce mezunumuz hekimlerimiz de, sayısız meslektaşlarımız da.. üyesi olduğumuz TTB de, üyesi olduğumuz Mülkiyeliler Birliği de, üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ de, üyesi olduğumuz ADD de, üyesi olduğumuz HASUDER de (Halk Sağlığı Uzmanları Derneği), yurtsever basın da..
8. İktidarın söylemlerimizi, önerilerimizi dinlediğini biliyor ve görüyoruz; ancak kendi fikirleri imiş gibi sunarak ve epey gecikme ile uyguluyorlar; yazık oluyor.
9. Bilim Kurulu üyesi meslektaşlarımızın da önerileri dikkat izlediklerini biliyoruz ancak iktidar onları kullanabilir; TV’lerde üstü kapalı anımsattık. Yarın iktidar, “Bilim Kurulu ne dediyse biz onu yaptık..” deyip acı bir fatura kesmesin bu değerli meslektaşlarımıza.. Danışmanlığın da bir sınırı olmalı..
10. İktidardan SAYDAM yönetim istenmeli.. Salgın verilerini ayrıntılı yayınlamalılar webde ve sürekli güncelleyerek.. Günde en az 2 kez..
11. Kriz yönetim merkezi kurulmalı.. Cumhurbaşkanı yardımcısı başkanlığında; orada tarım, turizm, istihdam, yoksulluk….. uzman kurullar somut çözümler üretmeli. Tıp Bilim kurulu sürmeli; sağlık sisteminin 1. Basamağı bu süreçte özellikle ve hızla güçlendirilmeli. Refik  Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü aynı adla yeniden açılmalı ve BSL4 Viroloji Laboratuvarı kurulmalı..
12. Öneri sayısı da 12 oldu… biz bu gün 12’ye takıldık galiba (!)..
*****

Umudu elden bırakmamalı, zaman iktidarı köşeye sıkıştırıyor; aşacağız bu bunalımı da..
Bu ay sonu, Mayıs ortası tepeyi görürüz sanırız (çok sınırlı bilgi ile öngörümüz)..
Yavaş yavaş normalleşiriz izleyen aylarda..
Aşı ve yeni ilaç umudumuz da var.
Hiçbir şey yapmasak çoooooooooooook kurban vererek toplum bağışıklığı % 50-60’ı aştığında yangın gene sönme evresine girer 2-3 ayda.

Sonbaharda okullarımızı açabiliriz, epey normalleşmiş oluruz..

Dayan ha dayan Türkiye’m; ama salgın yönetimi de yukarıdan beri yazageldiklerimizi, 23 Mart’tan bu yana 30’a varan TV programlarında aktarageldiklerimizi dikkate almalı..

Not : Zonguldak valisi mutlaka görevden alınmalı ve disiplin cezasına çarptırılmalı..

Sevgi ve saygı ile. 19 Nisan 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

TIP BİLİMİ

TIP BİLİMİ

Mustafa BALBAY
Cumhuriyet
, 29.3.2020

Çin’de koronavirüs salgını ile mücadelede adı öne çıkan Wuhan Wuchang Hastanesi Başhekimi Li Wenliang’ın ölümü tıp biliminin bir gerçeğini daha gösterdi. Özellikle salgın hastalıklarda, salgına yakalananın ilk bulaştırabileceği kişilerin başında sağlık çalışanları geliyor.

Bu konuda Türkiye’den acı bir haber hiç arzu etmiyoruz ama testi pozitif çıkan doktorlar var. Salgınla mücadelede en önemli güç olan doktorlar ve tüm görevliler olabilecek bütün güvenlik önlemleriyle donanmış şekilde çalışmalı. Hastalığın tanısında Türkiye koşulları içinde röntgen uzmanları ayrıca öne çıktı. Onların çalışma koşullarında da iyileştirmelere gereksinim olduğu belirtiliyor. Hasta sayısındaki artış, aklın ve bilimin ışığında, ortak akılla alınacak kimi kararları da kaçınılmaz kılıyor. Doktorların önerilerinden biri şu:

  • Hastanelerde yoğunluk artınca tedavi süreci belli bir aşamaya gelmiş olanların tedavisinin evde devam etmesi mümkün. Buna hangi aşamada karar verilebileceğine ilişkin merkezi bir planlama gerekli.

Bir noktanın daha altını çizelim: Sağlık Bakanlığı, daha çok veri açıklamayı ve Bilim Kurulu kararlarının bir bölümünü paylaşmayı tercih ettiği için, doktorlar WhatsApp grupları kurarak düşünce ve deneyim alışverişine girmiş durumda.
***
Sağlık sistemindeki kimi olumsuzluklarla ilgili gerçekler dile getirilmeye başlandığında iktidar çevresinden gelen ilk ses şu oluyor: Şimdi sırası mı?

Soralım: Ne zaman sırası?

Bir yandan alınması gereken önlemleri yerine getirirken bir yandan sağlık sisteminin ne durumda olduğunu irdelememiz gerekiyor. İktidar işbaşına geldikten sonra Türkiye’nin birikimlerini “özelleştirme” mantığı içinde satarken, kimilerini de kapattı. Bundan payını alanlar arasında Sosyal Sigortalar Kurumu’nun (SSK) ilaç fabrikaları da geliyordu. Türkiye’de en çok kullanılan ilk beş ilacı üreten bu fabrikaların fiyatlandırması için bir örnek verelim. 2004 yılında yapılan bir araştırmaya göre SSK fabrikalarında üretilen ve çok kullanılan 10 ilacın fiyatı ile çoğu uluslararası tekel olan fabrikalarda üretilenin fiyatı arasında %20 ile % 600 arasında değişen fark vardı.

  • 2005 yılında halkın lehine olan bu farka çare bulundu, SSK ilaç fabrikaları kapatıldı.

Yıllar sonra ilaç harcamaları çok yükselince şu soruya yanıt aradılar: Yerli ilaç üretimi olamaz mı?

  • İlaç fabrikalarını kapattınız, tek aşı üretebilen uluslararası ölçekteki Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü’nü kapattınız. 

Bugün önce özür dileyerek işe başlayın. Bu da bir erdemdir.

Şehir hastanelerine de değinmeden geçemeyeceğiz. Kamu Özel Ortaklığı (KÖO)!

Kâr garantili hastane fabrikaları! Aslında KÖO’nun gerçek açılımı şöyle: Kâr Ölçekli Ortaklık! Kâr yoksa ortaklık da yok. İzmir’deki hastane, işletme şeklinde anlaşma olmadığı için hayli gecikti!
***
Bu anlayış, doktorların ve eczacıların da “memurlaştırılmasını” hedefliyor. İktidarın yeri geldikçe doktorlara yönelik şiddetin önünü açan açıklamalar yapmasının bir nedeni de buydu. Onlar, “işin uzmanı” olmak yerine sadece “verilen işin yapanı” haline getirilince sağlığı daha da ticarileştirmek kolay olacaktı.

Bütün bunlar, koronavirüs salgını ile bir adım geride kaldı. Şu söz sık kullanılır:
Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Bu kez gerçekten öyle olmalı.
Tıp bilimi hak ettiği yeri almalı. Ticarete kurban edilmemeli.

Hiroşima’ya 6 Ağustos 1945’te atom bombası atıldığında yaşamını yitirenlerden en az on bininin bombadan hemen sonra bölgeye giden yardım ekiplerinin olduğu, başı da doktorların ve sağlık çalışanlarının çektiği biliniyor. Bugün Hiroşima’da bombanın atıldığı yerdeki anıtın hemen yanında bir de sağlık ekiplerine saygı anıtı vardır.

  • Tıp bilimi rant için değil, insan için insanlık için var.

Dünyada ve Türkiye’de de iktidarların böyle bakacağı bir dönem istiyoruz.

Türkiye’nin yönetim sistemi: Kamuoyokrasi!

Türkiye’nin yönetim sistemi: Kamuoyokrasi!

Mustafa BALBAY
Cumhuriyet
, 26 Mart 2020
ankcum@cumhuriyet.com.tr 
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

 

2018 seçimleri ile birlikte parlamenter sistemin ortadan kalktığını, yerine ise bir “sistem” denebilecek yapı konulmadığını yeri geldikçe vurguladık. Koronavirüs salgını bu saptamanın doğruluğunu bir kez daha ortaya koydu.

Her Bakanlık ayrı açıklama yapıyor. Sağlık Bakanlığı’nın atması gereken adımları İçişleri Bakanı açıklıyor. Sağlık Bakanı, “Herkes kendi OHAL’ini ilan etsin” deyip, topu halka atıyor. Cumhurbaşkanı Saray’da mikrobiyolog kadrosu da oluşturmuş, önlem toplantılarını Çankaya Köşkü’nde yapıyor. Kendince çok ilginç önlemler alıyor.

Bu ortamda Türkiye, salgınla baş etmek için önlem almıyor mu?

Elbette alıyor ama sorun kamuoyuna mal olunca!

Koronavirüsten önce, iktidarın ancak kamuoyunda tepki yükselince geri adım attığına tanık olmuştuk. Kaz Dağları, termik santrallara filtre, Simit Sarayı’nı kurtarma

Salgında da temel önlemlerin ancak kamuoyu gücüyle alındığını görüyoruz.
***

İktidar, ne pahasına olursa olsun ligleri devam ettirmekten yanaydı. Zira televizyon başında milyonlarca seyircisi var. Fatih Terim’in isyan etmesiyle başlayan tartışma sonunda ligler ertelendi. Dileyelim ki Terim sağlığına bir an önce kavuşsun, bu da toplumda moral gücü artırsın. Zira moral güç, bütün güçlerin en başındaki “1”dir.

Cuma hutbesinde cemaatin kalabalık yerlerde olmaması gerektiğini yan yana saf tutan yüzlerce insana söylemenin yarattığı tabloya toplum tepki gösterdi.

  • Vatanın, insanın bekası için camilerin kapatılabileceğini iktidar da yaşadı!

Türkiye’de 160 bin doktor var. 82 milyon mu 160 bin mi? Oy hesabıyla bakarsan tabii ki, 82 milyon. Bu, doktorları halka dövdüren yolu açtı. Bugün ne oldu? Kamuoyu sağlık hizmetini, bu hizmeti verenleri sorguladıkça, iktidar da atamalardan yatırımlara atacağı adımları anlatmaya çalışıyor

Türkiye’de aşı üretebilecek tek kurum Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü idi. 1928’de kurulan enstitü 2011’de kapatıldı.

Keşke zamanında sorgulansaydı!

Virüs kapıya dayanınca da olsa, kamuoyunun uyanması iyidir!
***

Görünür gelecekte Türkiye’yi kamuoyunun gücü yönetecek. Kamuoyu olarak uyanık olduğumuz kadar işler iyiye gidecek. Buna “Kamuoyokrasi” deyip kurumsallaştırmış olalım. Yani halkın kendini yönetenleri yönetmesi.

Bu süreçte oluşturulan Bilim Kurulu şu isimlerden oluşuyor:

Prof. Dr. Ateş Kara (Hacettepe Ünv.), Prof. Dr. Levent Akın (Hacettepe Ünv.), Prof. Dr. Ayşegül Füsun Eyüboğlu (Başkent Ünv.), Prof. Dr. Recep Öztürk (İstanbul Medipol Ünv.), Prof. Dr. Firdevs Aktaş (Gazi Ünv.), Prof. Dr. Serhat Ünal (Hacettepe), Prof. Dr. Alpay Azap (Ankara Ünv.), Prof. Dr. Yeşim Taşova (Çukurova Ünv.), Prof. Dr. Hasan Tezer (Gazi Ünv.), Doç. Dr. Şebnem Erdinç (Sağlık Bilimleri Ünv.), Prof. Dr. Aydın Yılmaz (Ankara Atatürk Hast.), Prof. Dr. Rahmet Güner (Ankara Yıldırım Beyazıt Ünv.), Prof. Dr. Canan Ağalar (Fatih Sultan Mehmet Hast.), Prof. Dr. Müşerref Şule Akçay (Başkent Ünv.), Prof. Dr. Akın Kaya (Ankara Ünv.), Prof. Dr. İlhami Çelik (Kayseri Şehir Hast.) Prof. Dr. Levent Yamanel (Gülhane) Prof. Dr. Zeliha Tufan Koçak (YÖK), Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz (İstanbul Üniv.), Prof. Dr. Mehmet Doğanay (Erciyes Ünv.) Doç. Dr. Gülay Korukluoğlu (Ulusal Viroloji Lab.), Sağlık Bakanlığı’ndan Dr. Ayla Aydın, Ali Göktepe, Prof. Dr. Selçuk Kılıç, Cemil Güneş.

Saygıdeğer bilim insanları, hazır iktidar, “bilim ne diyorsa o” demişken, büyük sorumluluğunuz var. İktidar bunu topu üstünden atmak için de yapmış olabilir. Sorun büyürse, “Bilim Kurulu önerdi de yapmadık mı!” diyebilir. Sizden iki isteğimiz, dileğimiz var:

  • Gerçekler ve çözüm…
    =================================
    Dostlar,
     

    KORONAVİRUS SALGINI  konusunda TV konuşmalarımız…

    23 Mart 2020, Pazartesi, HALK TV, saat 21:00 – 24:00 (3 saat)

    1. bölüm : https://youtu.be/NeX0QtFuib4 veya https://youtu.be/NeX0QtFuib4?t=34
    2. Bölüm : https://youtu.be/4lV1oYGtWS0
    3. bölğm : erişemedik.. site okurlarımız erişir ve biz bildirirse sevinirz..

    25 Mart 2020 KRT televizyonu, saat 18:30 haber bülteni içinde, 19+ dk. https://www.youtube.com/watch?v=yJhn4AdKanA

    26 Mart 2020, VERYANSIN TV, YoueTube üzerinden.. https://youtu.be/x0HcoRv2KvY
    36 dk.

    Bilgi ve ilginize sunarız..

    Sevgi ve saygı ile. 26 Mart 2020, Ankara

    Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

    Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
    Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com