Yargıda FETÖ Taktiklerini Kim Kullanıyor?

Işık Kansu
IŞIK KANSU
kansu@cumhuriyet.com.tr

Yargıda FETÖ Taktiklerini Kim Kullanıyor?

Cumhuriyet, 28 Kasım 2020
Gelişmeleri okurlarımız yakından izliyor.

Saray’ın İletişim Başkanı ile AKP’li bir milletvekili eşinin yaptığı başvurular üzerine tümüyle belgeli haberleri nedeniyle Cumhuriyet gazetesine ceza yağdırılmasına yapılan itirazlara, “emekli” olmasına karşın 2017’de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yeniden göreve atanan İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi yargıcı Hüseyin Çetin ret kararı verdi. Bu karar üzerine, basın özgürlüğü hiçe sayılarak, şimdi gazetemize o cezalar uygulanıyor.

Yargıya olan güvenin sarsıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Yapılan çeşitli anketler de yargıya güvenin aşındığını kanıtlıyor. Özellikle de yetmez ama evetçilerin ve casusluk örgütü FETÖ’cülerin alkışları arasında geçen 2010 anayasa değişikliğinden sonra…

FETÖ’cüler, birçok alanda olduğu gibi yargıda da örgütlenmişler, Türkiye’nin kozmik odalarına değin sızmışlar, ardından da iktidar ortağı oldukları AKP ile anlaşmazlığa düşerek darbe girişiminde bulunmuşlardı.

FETÖ darbe girişiminden sonra yargıda değişen bir şey oldu mu?

Bu sorunun yanıtını, bir zamanlar Recep Tayyip Erdoğan’ın en yakın çevresinde yer alan, AKP Diyarbakır Milletvekilliği yapan, oğlu Ali İhsan Arslan ise halen AKP Ankara Milletvekilli olan İhsan Arslan, geçen günlerde BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlarken açıkça verdi:

“İlk aşamada askeri vesayet vardı, adım atamıyorduk. Ne zaman ki ciddi bir mücadeleyle askeri vesayeti ortadan kaldırdık, orada yılana (Yılandan kastı FETÖ-I.K.) sarıldık. İşbirliği yaptık.

Tahmin etmediğimizden fazla onlar işin içine girdi. Hatta onlar lokomotif oldu, biz arkada icraatta bulunduk. Sonra FETÖ’nün vesayeti gündeme gelmeye başladı. Biz bunu fark ettiğimizde irkildik. Ondan sonra da tabii kıyamet koptu. O güne kadar hukuk içinde kalmaya azami dikkat gösteriyorken 15 Temmuz’dan sonra doğrusu panikledik ve olayın vahameti karşısında ancak yargıyı kullanarak başarılı olabileceğimiz kanaatine vardık.

Onların yargıyı kullanırken kullandığı bütün taktikleri, araçları, biz kullanmaya başladık, can havliyle.

Neymiş?

Yargı bağımsız değilmiş!

Türkiye Düşmanı Kim Acaba?

Atatürk’ün adını verdiği gazetemiz Cumhuriyet’i “Türkiye düşmanlarının sığınağı” diye niteleyenler için bir öykü:

Gazeteciliğe 1970’li yıllarda polis-adliye muhabiri olarak başlamıştık. Türkiye düşmanları, gencecik insanları birbirine karşı kışkırtıyor, sağdan ve soldan her gün vatan evlatları sokak ortasında öldürülüyorlardı.

Onları öldüren silahlar da Uğur Mumcu’nun saptadığı gibi aynı merkezlerden sağlanıyordu.

23 Şubat 1978 günü, polis, bir ihbar üzerine Adana’dan Ankara’ya gelen Renault marka bir arabayı Kepekli Boğazı’nda durdurdu. İçinden MHP Gençlik Kolları’na kayıtlı kişiler çıkan arabanın bagajındaki portakal sandıklarının altında 2 makineli tüfek ile cephane bulundu. Arabada yakalananlar ifadelerinde, silahları dönemin ülkücü lideri Muhsin Yazıcıoğlu’na götürdüklerini söyleyip bir de ayrıntı verdiler:

Biz o gün yemdik. Polis bizle uğraşırken Ankara’ya iki kamyon dolusu silah girdi.

Bagajında silahlar ve cephane bulunan 01 FE 994 plakalı o beyaz renkli Renault marka otomobil kime aitti dersiniz?

  • Bugün MHP Genel Başkanı olan Devlet Bahçeli’ye…

Karşıdevrime Karşı Direnme Görevi

Karşıdevrime Karşı Direnme Görevi

Cumhuriyet, 18 Temmuz 2020
Kurultay öncesi, CHP il başkanları toplanıp bildiri yayımlıyorlar:

“Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekliyoruz.”

Çok güzel. Desteklesinler. Genel Başkanlarıdır. Ancak bugünkü koşullarda CHP’lilerin ve CHP örgütlerinin en önemli görevi, birbirini övmek değil, karşıdevrime karşı bilinçli ve sağlam bir direniş göstermektir.

CHP, tarihsel açıdan müdafaa-i hukuk örgütlerinin devamıdır. Böyle bakıldığında, CHP il başkanları, müdafaa-i hukuk örgütlerinin bugünkü il temsilcileri konumundadırlar.

AKP, Atatürk’ü ve Cumhuriyet devrimlerini, hatta Türkiye Cumhuriyeti’ni toptan reddetme aşamasına gelmiştir.

AKP, Ayasofya’yı bir dünya kültür kalıtı kılan Atatürk ve arkadaşlarının kararını, Saray tarafından atanmış hukukçu gibi gözüken siyasi aracılar eliyle yok etmekle yetinmemiş; Ayasofya’nın dünya kültür kalıtı olmaktan çıkarılması gününü, Lozan Antlaşması’nın yıldönümüne getirmiştir.

Saray tarafından şeyhülislam konumuna taşınmış olan Diyanet İşleri Başkanı da bu günün özellikle seçildiğinin de altını çizerek, asıl hedefin çağdaş uygarlık yolundaki Türkiye Cumhuriyeti olduğunu ortaya koymuştur.

Bu ortamda, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadroların partisi olan CHP’nin örgütü, tarihsel bir sorumluluk ile karşı karşıyadır:

AKP’nin her karşıdevrim atağında CHP’nin, “mütedeyyin seçmeni rahatsız etmeyelim, sonra oy alamayız” gerekçesine sığınmasından vazgeçmesini sağlamalıdır. Tavşanca bir ürkeklik ile karşıdevrim ataklarına katlanma alışkanlığına son verilmelidir. Katlanmanın da ötesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurum, değer, ilke, önder ve kahramanlarına kinle savaş açmışlara karşı gösterilen baş eğici kabullenmeden ivedilikle sıyrılmayı gerçekleştirmelidir.

Unutulmamalıdır ki CHP, dünya tarihine geçmiş onurlu bir büyük devrimi örgütlemiş, başarıya ulaştırmış ve yaşama geçirmiştir.

CHP, günlük çıkarsal hesaplar ya da ucuz siyasi taktikler, silik tutumlar uğruna devrimci karakterinden uzaklaşamaz.

Devrimci karakterin asıl ve asil sahibi de müdafaa-i hukuktan gelen örgütün ta kendisidir.

Uygarlık Ateşi Sönmez

Zafer çığlıkları atan birileri; herkesi suskun, boyun eğici, çekingen, edilgen, vazgeçmiş, uyurgezer, adam sendeci, unutkan, idare-i maslahatçı sanmasın!

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) başta olmak üzere karşıdevrimin kötücül ataklarını yüreklilikle göğüslemeyi ödev ve sorumluluk bilen

ADD, sendikalar, demokratik kitle örgütleri, yurttaşlar 24 Temmuz Cuma günü saat 12.00’de Anıtkabir’de olacaklar..

ADD’nin son açıklamasında da vurgulandığı gibi, bugün, siyasal dinci bir sistem inşa edilmiştir. Asıl sorun, Ayasofya’nın ibadete açılması değildir. Asıl sorun; Atatürk’ün kurduğu ulus devlet modelinin tasfiye edilmesi, hukukun siyasete araç edilmesidir. Ekonomik bunalımdır, işsizliktir. Ayasofya üzerinden Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı yapılmasıdır.

Toplumda, softalığı alt edecek gerekli güç yitirilmemiştir.

  • Tarihsel birikimle yakılmış uygarlık ateşinin sönmez parlaklığı, geleceğimizi aydınlatmaya devam edecektir.

Dr. Ceyhun Atuf KANSU 100 Yaşında!

Dr. Ceyhun Atuf KANSU 100 Yaşında!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Meslek büyüğümüz tıp doktoru Ceyhun Atuf KANSU‘yu doğumunun 100. yılında saygı ve özlemle anıyoruz..

Saygın ve çok değerli evlatları çocuk psikiyatrisi uzmanı Prof. Dr. Bahar Gökler ve Cumhuriyet Gazetesinin saygın yazarı Işık Kansu‘yu sevgi ve dostlukla selamlıyoruz..

28 Mart 2019 Cuma günü akşam Çankaya Çağdaş Sanatlar Merkezindeki anma şöleninde birlikte olalım…

Sevgi ve saygı ile. 26 Mart 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

Samsun’dan yeniden Kuvayı Milliye

Cumhuriyet, 09 Şubat 2019

2019; Atatürk’ün Samsun’a çıktıktan hemen sonra yurda duyurduğu “Ya bağımsızlık, ya ölüm” çığlığının, halkın örgütlü gücü Kuvayı Milliye’nin 100. yılı.
Bu topraklarda halkın örgütlü gücünü, yani Kuvayı Milliye ruhunu hiçbir odak yok edemeyecek.
Edemediğinin kanıtı da ortada:
100. yılda Samsun’da, ADD Samsun Şubesi, Cumhuriyet Kadınları Derneği, ÇYDD, Samsun Eğitim Derneği ve Atakum Gönüllüleri Derneği’nin öncülüğünde 50’ye yakın yurttaş örgütü; kurtuluşu yeniden anımsamak, bilim, kültür, sanat, bağımsızlık ve devrimi yeniden yüceltmek üzere bir araya geldi. Kendilerini şöyle tanıtıyorlar: 

“Kentimizin ilmini, irfanını, alın terini, kültürünü, sesini ve rengini temsil ediyoruz.
Bu coğrafyanın vicdanını, hoşgörüsünü ve öfkesini temsil ediyor. Vatana, Cumhuriyete, Mustafa Kemal Atatürk’e, ilkelerine ve devrimlerine ölesiye bağlılığı temsil ediyoruz. 

Ne mutlu bizlere ki yüzyıl önce atamız, Atatürkümüz, bu kentin insanlarının gözlerine bakmış ve aynı şeyi görmüştü. O nedenle kentimizin yeni dünya talanından kurtulup da tarih kalabilen her köşesine onun şu sözlerini işledik: 

  • ‘…Samsunluların hal ve durumlarında gördüğüm gözlerinden okuduğum vatanseverlik ve fedakârlık, ümit ve tasavvurlarımı olumlu bir inanca götürmeye yetmişti.’ 

100 yıl sonra bizleri bir araya getiren şey, paydaşlarımızın temsil ettiği Cumhuriyet insanımızın, inançlı yürekleri ve kararlı bakışlarıdır.”

Bilinçle yürüyorlar. 2019’un bir “kutlama” değil, “Atatürk gibi düşünme, yoktan var etme, akıl ve bilgi ile kaybettiklerimizi kazanma yılı olduğunun altını çiziyorlar.
Cumhuriyet’i yeniden kurma istenci, baharda sürgün veren sarı çiğdemler gibi saf ve tazecik onlar için.
Yönetim olarak karar verdik; halkın ve bağımsızlığın gazetesi olarak Cumhuriyet, Samsun’daki yurtseverlerle birlik olacak.
Bu güzelim yurtta, el ele, kurtuluşu ve kuruluşu, Cumhuriyet’i yeniden Anadolu’nun seherinde ışıtacağız!
Bize verilen Atatürk görevini yerine getireceğiz

Mitralyöz
Bir soru:
Dünyada, kendini korumak üzere konutu çevresine uzaktan kumandalı makineli tüfek koyduran devlet başkanı var mıdır?
İnanın vardır…

Standart üzeri
Alaeddin Şahin, 12 Eylül darbesi sonrası Müslüman ülkelerin şeriatla yönetilmesi için kurulmuş Rabıta örgütünün parasıyla yurt dışına gönderilen imamlardandır. AKP döneminde, Nuruosmaniye Camii imamı iken, İstanbul Belediyesi İETT Müşteriler Daire Başkanlığı’na atanmıştır. Aynı zamanda çocuk istismarları ile gündeme gelmiş Ensar Vakfı’nın kurucusudur.
Onun kızı Leyla Şahin Usta, bugün hem milletvekili, hem de AKP Genel Başkan Yardımcısı’dır.

Leyla Şahin Usta; geçmişte Türkiye’yi türban nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyan ve o davayı yitiren kişidir. 

Leyla Şahin geçenlerde dedi ki:

“Türkiye insan hakları noktasında; Avrupa, ABD ve kendisini özgürlükle insan haklarında ileri olarak niteleyen pek çok ülkenin standartlarının üzerindedir.” 

Dünya Adalet Projesi’ne göre, hukukun üstünlüğü konusunda 113 ülke arasında 101. olan Türkiye’de bu sözlere inansak mı?

Faili meçhulun failleri

 Faili meçhulun failleri

Işık Kansu

Boş konuşmanın ve bilmeden konuşmanın… 
Bol ve boş konuşanların dik âlâlarını hepimiz tanıyoruz. 
Susmak bilmiyorlar. Yanımızda, yöremizde, tepemizde her an, her saniye vak vak vak… 
Bunlar aynen öttükleri gibi, Ördek Hüsnü de oluyorlar. 
Onlara bir şey demeye gelmiyor: 
“Vay bana ördek dedin!” 
Bilmeden konuşanlara gelince… 
Bu tipler en tehlikeli olanlardır: 
Hem uydurur, hem de yuttururlar. 
Adalet ve Demokrasi Haftası” içindeyiz. Yine usanç verici terane sürüyor: 
“Cinayetlerin failleri bulunmadı!” 
Kimsenin dosya mosya araştırdığı, sorup soruşturduğu yok. 
Kimse, Uğur Mumcu dosyasını yakından ve titizlikle izlemiş olan avukat Halil Sevinç’e danışma gereği duymuyor, dosyaların bir örneğini alıp okumuyor. 
Danışsalar ya da okusalar; görecekler ki: 

  • Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı cinayetleri,
  • İran’da yetiştirilmiş Selam-Tevhid-Kudüs Ordusu adlı örgüt tarafından işlenmişlerdir.

O cinayetlerde kullanılan tabancalar, şarjörler, mermiler, C-4 plastik ve TNT patlayıcılar, patlayıcıların kablo düzenekleri, çelik bilyeler, mekanik saatler vb. Ankara’nın Sincan ilçesine bağlı Yeni Cimşit ile Yeni Peçenek köylerindeki arazide, yakalanan katillerin yer göstermesi sonucu bulunmuştur. Katiller, yargılanmış; 

“din kurallarına dayalı devlet kurmayı amaçlayan silahlı çeteye üye olmak ve anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs” suçundan 6 yıldan başlayarak, ağırlaştırılmış ömür boyu hapse değin çeşitli cezalara çarptırılmışlardır. 

Bu cinayetlerin “faili meçhul” olan kısmı nedir derseniz? 

  • Devletin sorumlu yöneticilerinin katillere neden göz yumduğudur.
  • Cinayetleri hangi yabancı güçlerin ne amaçla işlettiğinin dava sonucunda kesinleştirilmemiş olmasıdır.

Aynı şey Hrant Dink davası için de geçerlidir. Özenle bulandırılmak istenen Dink davasını titizlikle izlemiş olan avukat Turan Karakaş’a gidip “Nedir bunun perde gerisi, dava dosyasında ne var” diye kimse sormaz. 
Halbuki sorulsa, yanıtı verilecektir. 

  • Dink cinayeti, devletin içine sızmış casusluk cemaatinin bilerek, isteyerek, azmettirerek gerçekleştirdiği bir öldürümdür.

Davada katilleri ve azmettiricileri izleyip yakalayan güvenlik görevlilerinin de özellikle suçlanarak sanık haline getirilmesi, dolayısıyla dosyanın yanlış yönlendirilmesi çabalarına karşın, faillerin büyük bölümü yakalanmış ve ceza almışlardır. 

  • Ortaya çıkarılmayan, meçhul kalan, Dink’in, Türkiye’de hangi amaca hizmet için, hangi yabancı çıkarı yerine getirmek üzere öldürüldüğünün somut verilerle belirlenmesidir. 

Bu tür siyasi cinayetlerin bilmeden, araştırma yapılmadan “faili meçhul” diye nitelendirilerek geçiştirilmesi tek bir sonuca ulaşıyor: 
Toplumda, terör ve cinayetlerin yarattığı korku duygusunun artmasına ve de memleket üzerinde sömürücü güçlerin oynadığı oyunların örtülmesine. 
“Aman, dediklerine, yaptıklarına, yazdıklarına dikkat et, sonra faili meçhule gidersin” sözünün yaygın olması işte bu yüzden. 
Uğur Mumcu’nun çok yaygın olan o sözü kulaklarımızdan hiç çıkmamalı. 
Unutulmamalıdır ki; 

  • “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan”lardan uzak durmak, bilinçli olmanın, kirli kurguların özünü kavramanın öncelikli ve vazgeçilmez koşuludur.