Samsun’dan yeniden Kuvayı Milliye

Cumhuriyet, 09 Şubat 2019

2019; Atatürk’ün Samsun’a çıktıktan hemen sonra yurda duyurduğu “Ya bağımsızlık, ya ölüm” çığlığının, halkın örgütlü gücü Kuvayı Milliye’nin 100. yılı.
Bu topraklarda halkın örgütlü gücünü, yani Kuvayı Milliye ruhunu hiçbir odak yok edemeyecek.
Edemediğinin kanıtı da ortada:
100. yılda Samsun’da, ADD Samsun Şubesi, Cumhuriyet Kadınları Derneği, ÇYDD, Samsun Eğitim Derneği ve Atakum Gönüllüleri Derneği’nin öncülüğünde 50’ye yakın yurttaş örgütü; kurtuluşu yeniden anımsamak, bilim, kültür, sanat, bağımsızlık ve devrimi yeniden yüceltmek üzere bir araya geldi. Kendilerini şöyle tanıtıyorlar: 

“Kentimizin ilmini, irfanını, alın terini, kültürünü, sesini ve rengini temsil ediyoruz.
Bu coğrafyanın vicdanını, hoşgörüsünü ve öfkesini temsil ediyor. Vatana, Cumhuriyete, Mustafa Kemal Atatürk’e, ilkelerine ve devrimlerine ölesiye bağlılığı temsil ediyoruz. 

Ne mutlu bizlere ki yüzyıl önce atamız, Atatürkümüz, bu kentin insanlarının gözlerine bakmış ve aynı şeyi görmüştü. O nedenle kentimizin yeni dünya talanından kurtulup da tarih kalabilen her köşesine onun şu sözlerini işledik: 

  • ‘…Samsunluların hal ve durumlarında gördüğüm gözlerinden okuduğum vatanseverlik ve fedakârlık, ümit ve tasavvurlarımı olumlu bir inanca götürmeye yetmişti.’ 

100 yıl sonra bizleri bir araya getiren şey, paydaşlarımızın temsil ettiği Cumhuriyet insanımızın, inançlı yürekleri ve kararlı bakışlarıdır.”

Bilinçle yürüyorlar. 2019’un bir “kutlama” değil, “Atatürk gibi düşünme, yoktan var etme, akıl ve bilgi ile kaybettiklerimizi kazanma yılı olduğunun altını çiziyorlar.
Cumhuriyet’i yeniden kurma istenci, baharda sürgün veren sarı çiğdemler gibi saf ve tazecik onlar için.
Yönetim olarak karar verdik; halkın ve bağımsızlığın gazetesi olarak Cumhuriyet, Samsun’daki yurtseverlerle birlik olacak.
Bu güzelim yurtta, el ele, kurtuluşu ve kuruluşu, Cumhuriyet’i yeniden Anadolu’nun seherinde ışıtacağız!
Bize verilen Atatürk görevini yerine getireceğiz

Mitralyöz
Bir soru:
Dünyada, kendini korumak üzere konutu çevresine uzaktan kumandalı makineli tüfek koyduran devlet başkanı var mıdır?
İnanın vardır…

Standart üzeri
Alaeddin Şahin, 12 Eylül darbesi sonrası Müslüman ülkelerin şeriatla yönetilmesi için kurulmuş Rabıta örgütünün parasıyla yurt dışına gönderilen imamlardandır. AKP döneminde, Nuruosmaniye Camii imamı iken, İstanbul Belediyesi İETT Müşteriler Daire Başkanlığı’na atanmıştır. Aynı zamanda çocuk istismarları ile gündeme gelmiş Ensar Vakfı’nın kurucusudur.
Onun kızı Leyla Şahin Usta, bugün hem milletvekili, hem de AKP Genel Başkan Yardımcısı’dır.

Leyla Şahin Usta; geçmişte Türkiye’yi türban nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyan ve o davayı yitiren kişidir. 

Leyla Şahin geçenlerde dedi ki:

“Türkiye insan hakları noktasında; Avrupa, ABD ve kendisini özgürlükle insan haklarında ileri olarak niteleyen pek çok ülkenin standartlarının üzerindedir.” 

Dünya Adalet Projesi’ne göre, hukukun üstünlüğü konusunda 113 ülke arasında 101. olan Türkiye’de bu sözlere inansak mı?

Faili meçhulun failleri

 Faili meçhulun failleri

Işık Kansu

Boş konuşmanın ve bilmeden konuşmanın… 
Bol ve boş konuşanların dik âlâlarını hepimiz tanıyoruz. 
Susmak bilmiyorlar. Yanımızda, yöremizde, tepemizde her an, her saniye vak vak vak… 
Bunlar aynen öttükleri gibi, Ördek Hüsnü de oluyorlar. 
Onlara bir şey demeye gelmiyor: 
“Vay bana ördek dedin!” 
Bilmeden konuşanlara gelince… 
Bu tipler en tehlikeli olanlardır: 
Hem uydurur, hem de yuttururlar. 
Adalet ve Demokrasi Haftası” içindeyiz. Yine usanç verici terane sürüyor: 
“Cinayetlerin failleri bulunmadı!” 
Kimsenin dosya mosya araştırdığı, sorup soruşturduğu yok. 
Kimse, Uğur Mumcu dosyasını yakından ve titizlikle izlemiş olan avukat Halil Sevinç’e danışma gereği duymuyor, dosyaların bir örneğini alıp okumuyor. 
Danışsalar ya da okusalar; görecekler ki: 

  • Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı cinayetleri,
  • İran’da yetiştirilmiş Selam-Tevhid-Kudüs Ordusu adlı örgüt tarafından işlenmişlerdir.

O cinayetlerde kullanılan tabancalar, şarjörler, mermiler, C-4 plastik ve TNT patlayıcılar, patlayıcıların kablo düzenekleri, çelik bilyeler, mekanik saatler vb. Ankara’nın Sincan ilçesine bağlı Yeni Cimşit ile Yeni Peçenek köylerindeki arazide, yakalanan katillerin yer göstermesi sonucu bulunmuştur. Katiller, yargılanmış; 

“din kurallarına dayalı devlet kurmayı amaçlayan silahlı çeteye üye olmak ve anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs” suçundan 6 yıldan başlayarak, ağırlaştırılmış ömür boyu hapse değin çeşitli cezalara çarptırılmışlardır. 

Bu cinayetlerin “faili meçhul” olan kısmı nedir derseniz? 

  • Devletin sorumlu yöneticilerinin katillere neden göz yumduğudur.
  • Cinayetleri hangi yabancı güçlerin ne amaçla işlettiğinin dava sonucunda kesinleştirilmemiş olmasıdır.

Aynı şey Hrant Dink davası için de geçerlidir. Özenle bulandırılmak istenen Dink davasını titizlikle izlemiş olan avukat Turan Karakaş’a gidip “Nedir bunun perde gerisi, dava dosyasında ne var” diye kimse sormaz. 
Halbuki sorulsa, yanıtı verilecektir. 

  • Dink cinayeti, devletin içine sızmış casusluk cemaatinin bilerek, isteyerek, azmettirerek gerçekleştirdiği bir öldürümdür.

Davada katilleri ve azmettiricileri izleyip yakalayan güvenlik görevlilerinin de özellikle suçlanarak sanık haline getirilmesi, dolayısıyla dosyanın yanlış yönlendirilmesi çabalarına karşın, faillerin büyük bölümü yakalanmış ve ceza almışlardır. 

  • Ortaya çıkarılmayan, meçhul kalan, Dink’in, Türkiye’de hangi amaca hizmet için, hangi yabancı çıkarı yerine getirmek üzere öldürüldüğünün somut verilerle belirlenmesidir. 

Bu tür siyasi cinayetlerin bilmeden, araştırma yapılmadan “faili meçhul” diye nitelendirilerek geçiştirilmesi tek bir sonuca ulaşıyor: 
Toplumda, terör ve cinayetlerin yarattığı korku duygusunun artmasına ve de memleket üzerinde sömürücü güçlerin oynadığı oyunların örtülmesine. 
“Aman, dediklerine, yaptıklarına, yazdıklarına dikkat et, sonra faili meçhule gidersin” sözünün yaygın olması işte bu yüzden. 
Uğur Mumcu’nun çok yaygın olan o sözü kulaklarımızdan hiç çıkmamalı. 
Unutulmamalıdır ki; 

  • “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan”lardan uzak durmak, bilinçli olmanın, kirli kurguların özünü kavramanın öncelikli ve vazgeçilmez koşuludur.

BİTMEYEN OPERASYONLAR VE DEVLET FAŞİZMİ

BİTMEYEN OPERASYONLAR VE DEVLET FAŞİZMİ

Rifat Serdaroglu

15 Temmuz Darbe Girişiminin gerçek yüzü Türk Milletinden saklandı.
Türk Milletine açıklanması gereken o kadar çok karanlık nokta var ki!
Darbe girişiminin önünü- darbe günü yaşananları-darbe sonrasını en ince ayrıntılarına kadar sadece kendilerinin bildiğini zanneden üç kişi var!
AKP Genel Başkanı Erdoğan, Savunma Bakanı Akar, MİT Müsteşarı Fidan…

Fakat bu üçlü, “siyasette iki kişinin bildiği sır olmaktan çıkar” kuralını unutmuşlar!
15 Temmuz gerçeğini, belgeleriyle-görüntüleriyle-kara kutu kayıtlarıyla-balistik raporlarıyla dosyalayan ve yarın yargıya verecek olan, devlette çalışan öyle yiğitler var ki!
Tıpkı 17/25 Aralık’ta evden para boşaltma operasyonunun ilk ayağının ve sonrakilerin kayda alındığı gibi.
Reis ve ekibinin ayaklarından biri taşa takıldığı an bunlar açığa çıkacaktır…

Bunu çok iyi bilen AKP Genel Başkanı ve Sekreterleri (Bakan değil bunlar, sadece sekreter) devlet faşizminin en ağırını Türk Milletine yaşatıyor.

  • İki satır yazanı, ağzını açıp eleştireni, anayasa garantisindeki demokratik tepkisini kullananı önce gözaltına, orada ezdikten sonra “iddianamesi yazılmadan” Yargıç karşısına ve cezaevine! Buna Hukuk Devleti denilebilir mi?

15 Temmuz’dan bugüne, devletten ihraç edilen insan sayısı 125 bin 806 oldu.
Açlığa, sefalete ve yokluğa atılan 125 bin 806 aile…
Bunlar Anayasa ve Hukuk Sistemine göre adil, şeffaf olarak yargılandılar mı?
İşlerinden, itibarlarından, geleceklerinden koparılırken, haklarında kesinleşmiş birer mahkeme kararı var mı? Yok tabii ki!
Bu kişiler neye, hangi delillere göre tespit edildi?
125 bin 806 kişinin sadece, isim-nüfus örneği- sabıka kaydı- suç delilleri- bilirkişi raporunun hazırlanması aylar-yıllar sürer. Bu evraklar üç-dört gün içinde nasıl hazırlandı?
Yoksa bu kişileri Cemaatten liste alıp, devlete siz mi yerleştirdiniz?
“Efendim, ama bu kişiler FETÖ’cu, bunlar darbe girişiminde bulundular! Tamam da suçlu iseler niçin cezaevinde değiller?” Neye göre cezalandırıyorsunuz? Gariban bir öğretmen FETÖ’cu ve açlığa mahkûm edilmiş ama FETÖ’ye selam duran Bakan, serbest!

Değerli Okurlar;
Bu kişilere yalnızca rakam olarak bakarsanız, toplumda birliği sağlayamazsınız!
Bunların her biri birer insan, aile reisi, anne, baba, akademisyen, asker, gazeteci, yazar, öğretmen!
Herkes, mahkeme tarafından hakkında kesin karar verilmedikçe suçsuzdur.
Herkesin, hepimizin adil ve şeffaf yargılanma hakkımız vardır.

Boğulmak istenen, özünden koparılmak istenen Türk Milletinin özgürlüğüdür.
Bu yöntemi dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde göremezsiniz ama tek adam yönetimlerinde, diktalarda ve faşist yönetimlerde bolca görebilirsiniz…

  • Her gün bir operasyon haberi ile uyanıyoruz! Ne bitmez operasyonmuş be arkadaş? Bitmedi gitti! Bir gün askere, bir gün üniversitelere, bir gün gazetecilere, bir gün akademisyenlere.

Osman Kavala adlı kişi bir yıldır tutuklu!
Sayın Savcı henüz iddianamesini yazmadı! Adam bir yıldır cezaevinde, ne ile suçlandığını bilmeden ailesinden özgürlüğünden koparılmış olarak tutuluyor!
Dün de 20 akademisyen yeni yaratılan “Sivil itaatsizlik ve şiddetsiz eylem”suçlamasıyla göz altına alındı. İçlerinde, bilimde dünyaca söz sahibi kişiler var.
Peki bu açıklamayı Savcı mı yaptı?
Hayır, İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesi açıklamayı yaptı!
Sadece bu açıklama bile Türkiye’nin artık bir “Hukuk Devleti” olmadığının,
bir “Polis Devleti” olduğunun kanıtıdır.

Bir an için tutuklanan kişilerin tamamının suçlu olduğunu kabul edelim!
Bu kişileri devlete yerleştiren, yüksek yargıyı FETÖ elemanlarına peş keş çeken,
Türk Devletinin kozmik sırlarına ulaşılması emrini verenlerin, FETÖ ile 11 yıl kucak kucağa olanların, hainlerin, hırsızların hiç mi suçları yok?
Bu haksızlıkların hesabının sorulmayacağı mı zannediliyor?
Bu zulümde payı olan herkesten, makamı ne olursa olsun hesap sorulacaktır!

Değerli Okurlar;

Bu zulüm, bu baskı, bu hukuksuzluk bizler sustukça artarak devam edecek!

Anayasa çerçevesinde, demokratik haklarımızı kullanarak örgütlenip sesimizi yükseltmeliyiz.

  • Demokratik cumhuriyetimizi, hukuk devletini, kuvvetler ayrılığını, çağdaşlığı, devletimizin ve milletimizin itibarını yeniden kazanmak için “Çoban Ateşlerini” yakmaya başladık.

24 Kasım Cumartesi günü saat 13:00’te Çanakkale Belediyesi Türkan Saylan Sosyal Tesislerinde, yeni bir “Çoban Ateşi” yakacağız.

Bu ateş, Türk Milletini koruyacak, ısıtacak ve kimsesizlerin sesi olacaktır.
Türk Devletinin ve Türk Milletinin düşmanlarını ise yakıp kül edecektir.

Sağlık ve başarı dileklerimle 17 Kasım 2018.
===========================================

Haydi Türk Ulusu!

Yiğitlik gösterme zamanı“dır saygın yazar Işık Kansu‘nun deyimiyle..

  • Cumhuriyet’e kol – kanat germe zamanıdır…
  • O Cumhuriyet ki, bize kutsal emanettir Mustafa Kemal ATATÜRK nam yiğitten!
  • Canımızdan aziiiiizdir binlerce kez..

    Hukuk içinde” her şey diye ekleyelim mutlaka; öküz altında buzağı aranmasın..

    Sevgi ve saygı ile. 18 Kasım 2018, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
    Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Kışlalı olmadan 19 yıl

Kışlalı olmadan 19 yıl

Bombalı bir suikast sonucu katledilen yazarımız, bilim insanı, eğitimci, siyasetçi ve aydın Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı anıyoruz. (Cumhuriyet internet, 21.10.18)
[Haber görseli]
Gazetemiz yazarlarından bilim insanı, eğitimci, siyasetçi, aydın Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı , bombalı bir suikast sonucu katledilişinin 19’uncu yıldönümünde anılıyor. Ankara Cumhuriyet Okurları (CUMOK) tarafından düzenlenen anma programı, bugün 09.30’da Kışlalı’nın evinin önünde başlayacak. Evinin yakınlarında bulunan Kışlalı anıtına 10.30’da ziyaret yapılacak. Ziyaretin andından 12.00’da Karşıyaka Mezarlığı’ndaki gömütü başına geçilecek.

Çankaya Belediyesi tarafından Yılmaz Güney Sahnesi’nde de saat 18.00’da müzik dinletisi eşliğinde bir anma etkinliği düzenlenecek. Açılış konuşmalarını Nejdet Özer ve Kışlalı’nın eşi Nilüfer Kışlalı’nın yapacağı etkinlikte, gazetemiz yazarı ve Vakıf Yönetim Kurulu Üyesi Işık Kansu ile Tevfik Kızgınkaya da konuşmacı olarak bulunacak.

CUMOK, Kışlalı’nın “Tanrı’yı kim kullanır?” adlı kitabını konuklara armağan olarak dağıtacak.

Yaşamını Cumhuriyet ve Atatürk devrimlerine adayan Kışlalı için ayrıca öğretim üyesi olarak çalıştığı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde de (İLEF) anma etkinlikleri düzenlenecek.

Türk Telekom emaneti

Türk Telekom emaneti

Cumhuriyet, 29 Eylül 2018

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

Katar Emiri’nden uçak alan “reis”in yakın kısa tarihinden bir not: 

2011 yılında Lübnan’da hükümetin dağılması ve Saad Hariri kabinesinin bunalıma düşmesi, o dönemde Başbakan olan “reis”i son derece üzer. Lübnan’daki hükümet bunalımı, adeta kişisel sorunuymuş gibi Lübnan’a, Şam’a gider, İran Cumhurbaşkanı ile görüşür, Fransa Cumhurbaşkanı ile mektuplaşır. Yeter ki, Hariri kabinesi kurtulsun… 
Reisteki Hariri düşkünlüğü bir tutkudur adeta: 2005’te de, Hariri ailesinin Suudi Telekom Şirketi ile birlikte kurduğu Oger Telekomünikasyon’un, Türk Telekom’un %55 hissesini özelleştirmeyle almasına olanak tanınır. 
O dönemde CHP İstanbul milletvekili olan Kemal Kılıçdaroğlu, “Doğrudan ihaleye giremeyen birileri, ihaleye girme ön yeterlilik ölçütlerini taşıyan Saudi Oger firmasından ihaleye girmesini istemiş, Hissedarlar Anlaşması’nda gerekli mekanizma oluşturularak ihaleden sonra Saudi Oger’den emanetin teslim alınması amaçlanmıştır” açıklaması ile ihalede bir takım garip dolaplar döndüğünü kamuoyu ile paylaşır. 

  • Özelleştirilene değin Türkiye’nin en kârlı kurumlarından biri olan Telekom’un bugünkü durumu içler acısıdır…

Türk Telekom’daki gelişmeleri yakından irdeleyen CHP’li İlhami Özcan Aygun’un belirlemelerine göre; kurum zarardadır, tüm değerli arazileri satılmıştır
Dahası da var: Oger, Eylül 2016’dan bu yana çeşitli Türk bankalarından çektiği 4.75 milyar $ kredinin ödemelerini yapmamıştır. Kredilerin geri ödemesi yapılmayınca, ilgili bankalar, Oger Telekomünikasyon’un hisselerine el konulması için Rekabet Kurumu’na başvururlar. 
6.54 milyar $ kurum kârını alıp götüren Oger yönetiminde, Türk Telekom’un 7 milyar 690 milyar lira olan öz sermayesi, 2016 yılında 3 milyar 386 milyon liraya düşürülmüştür. 2005’te 811.45 milyon lira olan Türk Telekom’un devlete ödediği vergiler de, 2006’da 110.6 milyon liraya iner. 
Özetle, Oger ve Kılıçdaroğlu’nun deyimiyle “Oger’den emanetini teslim alacak olanlar”, Türk Telekom’u bir güzel soğurmuşlar, borca batırıp bir köşeye atmışlardır!

Meslek onuru 
Türkiye’de 550 bin dolayında mühendis, mimar ve şehir plancısı var. İş bulamıyorlar. Bulsalar bile çoğunlukla kendi meslekleri dışında işlerde çalışıyorlar. TMMOB’nin belirlemelerine göre, son 25 yılda, kamuda çeşitli statülerde çalışan ve farklı ücretler alan mühendis, mimar ve şehir plancılarının ekonomik ve sosyal koşulları, üstlendikleri sorumluluklara ve almış oldukları eğitime uymayan bir düzeye geriletilmiş durumda. Neredeyse meslek onurlarını koruyamaz haldeler. Niye? İmam değiller de o yüzden.

Kaygılarımız bitecek 
Kirli bir dünyada yaban kalmadığımızı duyumsamak için; bir temmuz sabahında kurşunlanan Bedrettin Cömert’ten birkaç dize: 

Işıl ışıl günlere ereceğiz
ırak olacak gayrı
nemiz varsa karalardan düşüncelerden yana
gür sevgiler doyuracak susuzluğumuzu
susuzluğumuz bitince
kaygılarımız da bitecek
darılmalarımız da.

=========================
Dostlar,

Anlaşılan, AKP Gn. Başkanı RT Erdoğan‘ı Lübnan’ın eski başbakanı Saad Hariri de kandırmış görünüyor (!)..
Ne yaparsınız, bizim  civanmert reisimiz böyle yufka yürekli işte.. Önüne gelene kanıyor..
Kim zora düşerse el atıyor ve ülkemizin kesesinden ulufe dağıtıyor..
Yani el kesesinden iyilik (haydi kabadayılık demeyelim..) yapıyor..
Bedelini tüyü bitmemiş yetim dahil, hep birlikte ödüyoruz..
Herhalde AKP seçmenleri, 16 yıldır sürekli iktidardan rant aldıklarından, üstlerine düşen bu faturaya katlanıyorlardır. 

TELELKOM üzerinden yediğimiz kazık en az 10 milyar $ ulusal servet, TÜİK‘in önceki gün açıkladığı yoksulluk araştırmasında duyurulan 15 milyon yoksula kullanılsaydı ne olurdu?? 1 $ 6 TL alırsak bu para 60 milyar TL’dir. 15 milyon yoksula destek verilse kişi başına 4 bin TL düşerdi. Bu parayla,

  • okula kabul edilmeyen çocuğuna pantolon alamayan baba banyo küvetinde sabahın köründe intihar etmemiş olur;
  • bir başka iş bulamayan gencimiz kendini yakmamış olurdu..

Demek oluyor ki,

  • TELEKOM soygununun sorumluları, en azından bu 2 insanın katilidir!

Zerrenin zerresi vicdanı – insanlığı – ahlakı – acıması – insanlığı ve de KİTABI – DİNİ – ALLAHI kalana duyurulur.

Sevgi ve saygı ile. 29 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com