Eğitim-İş : Her öğretmen bir Kubilay’dır!

logo
Eğitim-İş :
Her öğretmen bir Kubilay’dır!

Kubilay’ı anma mesajı yayımlayan Eğitim-İş    :

Menemen’deki olayın üzerinden 85 yıl geçtiği halde (AS: 23 Aralık 1930)
ülkemizde gericilik tehlikesi sürmektedir.

85 yıl önce gericiler tarafından katledilen Cumhuriyet Öğretmeni ve Asteğmen
Mustafa Fehmi Kubilay bu yıl da törenlerle anılacak. Her yıl 23 Aralık’ta Kubilay Olayı ile ilgili olarak Menemen’de tören düzenlenmekte, konu ile ilgili makaleler ve
anma iletileri yayınlanmakta ve olay lanetlenmektedir.


Kubilay, Türkiye Cumhuriyeti’nin gericiliğe ve bağnazlığa karşı verdiği savaşın simgesi olmuş, Türk ulusunun gönlünde
devrim şehidi” olarak ölümsüzleşmiştir.

Eğitim-İş de, Devrim şehidi Kubilay için bir anma mesajı yayımladı. Mesajda, her öğretmen bir Kubilay olmalıdır denilerek bütün eğitim-bilim çalışanları ve halkımızın, bağnaz düşüncelerin, kişi, toplum ve devlet yaşamını etkilememesi için duyarlı olması gerektiğine dikkat çekildi.

EĞTİM-İŞ iletisinde şu anlatımlara yer verildi :

“23 Aralık 1930’da Menemen’de bir grup yobazın Cumhuriyet’e karşı ayaklanarak,
Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı, Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki’yi katletmesi
tarihimizin en acı olaylarından biridir.

Cumhuriyet’e ve Atatürk devrimlerine inanmış Mustafa Fehmi Kubilay, bağlı olduğu değerler adına canını hiçe saymış, Cumhuriyet’in korunması uğruna ulusumuzun
hiçbir özveriden kaçınmayacağının göstergesi olmuştur.

Kubilay, Türkiye Cumhuriyeti’nin gericiliğe ve bağnazlığa karşı verdiği savaşın simgesi olmuş, Türk Ulusu’nun gönlünde “Devrim Şehidi” olarak ölümsüzleşmiştir.

“ÜLKEMİZDE GERİCİLİK TEHLİKESİ DEVAM EDİYOR”

Menemen’deki olayın üzerinden 85 yıl geçtiği halde ülkemizde gericilik tehlikesi sürmektedir. Her dönemde Cumhuriyet’i, Atatürk İlke ve Devrimlerini içine sindiremeyen oluşumlar
ortaya çıkmış; Türkiye, benzer olayları Çorum’da, Kahramanmaraş’ta, Sivas’ta daha geniş katliamlar olarak kezlerce yaşamış; Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı, Abdi İpekçi, Turan Dursun gibi nice Atatürk devrimcisi şehit edilmiştir.

Kubilay’ın yeni harflerle eğitime karşı çıkan gericiler tarafından şehit edilmesinin ardından Atatürk yayınladığı taziye mesajında;

  • “……Kubilay Bey şehit edilirken, mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında, ahaliden bazılarının onlara alkışla destekte bulunmaları, bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hadisedir…” demiştir.

İşte o gün orada alkışlayan zihniyet bugün hala varlığını sürdürmektedir.
Bugün hala Atatürk devrimlerini içine sindiremeyen kimi çevreler, yeni Türk alfabesinin
(AS: abece’sinin) kaldırılmasını, Osmanlıca ve Arapça’nın okullarda zorunlu olarak okutulmasını, karma eğitime son verilmesini talep etmektedir.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti, bir yandan uygar dünyayla bütünleşme yolunda ilerlerken,
öte yandan Cumhuriyet’in dayandığı değerler sistemine yönelen tehditlere,
Atatürk devrimlerini içine sindiremeyen çevrelere karşı da kararlı bir savaş vermek zorundadır.

  • Türkiye, ulus egemenliğine dayanan, laik ve demokratik bir cumhuriyettir.

Bu yapının korunması, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütün olarak varlığını sonsuza kadar sürdürebilmesinin en önemli koşuludur.

Eğitim-İş olarak diyoruz ki :

  • Her öğretmen bir Kubilay olmalıdır.
    Bütün eğitim-bilim çalışanları ve halkımız, bağnaz düşüncelerin, kişi, toplum ve devlet yaşamını etkilememesi için duyarlı olmalı, Türkiye Cumhuriyeti’nin hedeflerini gerçekleştirmesi yolunda ilerici atılımları ilk günkü bilinçle sürdürmelidir.
  • Cumhuriyetin kazanımları, Atatürk İlke ve Devrimleri için tehdit oluşturan düşünce ve girişimler, Ulusumuzun duyarlığı ve sağduyusu sayesinde hiçbir zaman amaçlarına ulaşamayacaktır.
  • Kuşkusuz Türk Ulusu, Yüce Atatürk’ün aydınlattığı yolda ilerleyecek, Cumhuriyetimize, ulusal değerlerimize bağlılığını her koşulda gösterecektir.
  • Devrim şehidimiz Kubilay’ı, şükranla ve minnetle anıyor, huzurunda saygıyla eğiliyoruz.”http://www.egitimis.org.tr/haber-arsiv/her-retmen-br-kublay-dir#.VnnNGPl95iI

================================

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz EĞİTİM-İŞ‘in açıklamasına biz de içtenlikle katılıyoruz..

Kubilay ve öbür Devrim şehitlerinin, vatan şehitlerinin sevgin (aziz) anıları önünde
saygı ve acıyla eğiliyoruz.

Türkiye’nin bu tür “insanlığa karşı suçlar“a artık bir “dur” demesinin zamanı gelmiştir.

İlk iş, işleyeni bilinmeyen (!) (faili meçhul!?) cinayet – kırımlarının katilleri ile azmettiricilerinin ortaya konması olmalıdır. Bu kişiler etkin – caydırıcı ceza yaptırımı görmeli ve kamuouyu ile paylaşılmalıdır.

Tüm toplumda ayrıştırıcı her tür eylem – söylem dışlanmalı (Başta RTE!);
tüm yurttaşlar hoşgörü içinde birlikte yaşam ülküsü doğrultusunda eğitilmelidir.

  • Kubilay‘ı hunharca katledenleri (23 Aralık 1930) ve ilkel anlayışlarını lanetliyoruz.
  • AYDINLANMA DEVRİMİ = ANADOLU RÖNESANSI’nın parlak ve gür ışıkları yobazlığın kuytularında çürümeye mahkum bu yaratıkları da aydınlatacak eminiz..

Sevgi ve saygı ile.
23.12.2015, Ankara


Dr. Ahmet SALTIK

www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

KEMALİZM’İN BAŞÖĞRETMENİ Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı

 

KEMALİZM’İN BAŞÖĞRETMENİ
Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı


Güngör Berk
ADD BDK Üyesi

Ahmet Taner Kışlalı, 21 Ekim 1999’da, Atatürk Cumhuriyeti’nin düşmanları tarafından öldürüldü. O’nun öldürülmesi Cumhuriyet’in Ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünü, bağımsızlığını, Demokrasiyi ve Kemalizm’i hedef alan bir eylemdi. Akan zaman içinde
bu cinayetin üzerinden on altı yıl geçti.

ahmet_taner_kislali

Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı
10.7.1939 – 21.10.1999

Ahmet Taner Kışlalı, Mustafa Kemal’i en iyi anlamış bir Cumhuriyet aydınıydı. Ülkemizin “çağdaşlaşmak” mücadelesinde yerini almış cesur ve kararlı bir Kemalist’ti. Kemalizm’in bir baş öğretmeniydi. Duygu yüklü “İki Türk’ün Ölümü” kitabının yazarı Sıtkı Uluç’un anlatımıyla:

“Ahmet Taner Kışlalı, Tokat’ın Zile ilçesinde, 1939 yılında doğdu. Mehmet Ali ve Mahmut’tan sonraki oğuldu. Babası Ziraat Bankası veznedarı Hüsnü Bey, annesi ilkokul öğretmeni Lütfiye Hanımdı. Lütfiye Hoca, on altı yaşında ve Millet Mektepleri’nden başlayarak, eğitim ateşini yoksul Anadolu’ya taşıyan bir Cumhuriyet öğretmeniydi. Yaşamı Zile, Nizip, Kilis’ten Ankara’ya uzanan kırk dört yıllık uzun bir yürüyüş oldu. “Hep genç kalarak yaşlandı, Kemalist bir devrimci olarak, kendini hep yenileyerek, çağını anlama çabası içinde, torunları ile bile arkadaşlık kurmayı başararak…
21 Ekim 1999’da yaşama gözlerini kapayıncaya kadar.”

Ahmet Taner Kışlalı Kilis’te Ortaokulu, İstanbul’da Kabataş Lisesi’ni, Ankara’da
Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Fransa’nın başkentinde, Sorbonne’da doktorasını yaptı ve Türkiye’ye döndü. Hacettepe Üniversitesi’nde Siyaset Sosyolojisi alanında öğretim üyeliğine başladı. Fransa’da doktorasını yaparken, 1966 sonbaharında tanıştığı, hep güler yüzlü, neşeli, cana yakın, en önemlisi de çok doğal, sevgiyi saklamanın değil, dışa vurmanın erdemine inanan Nicole’le evlendi. Nicole, evliliğinin 2. yılında hem Türk hem de Müslüman Nilgün oldu. Altınay ve Dolunay adlı 2 kızları dünyaya geldi. Nilgün “olağanüstü bir Türk olarak, Türkiye’nin olağanüstü koşullarında yaşadı” ve 9 Eylül 1995 de, Karayolları Genel Müdürlüğü’nün ihmalinden kaynaklanan bir trafik cinayetine kurban gitti.
Ankara’da Türk bayrağıyla toprağa verildi.

Ahmet Taner Kışlalı askerlikten sonra, YÖK nedeniyle, Hacettepe Üniversitesi’nden
Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne geçti. 1971-77 yıllarında Yankı Dergisi’nde yazardı.
1977’de toplumcu, devrimci, halkçı rüzgârı yakalayan Cumhuriyet Halk Partisi’nde
Ecevit kontenjanından milletvekili ve 1978’de Kültür Bakanıydı. 12 Eylül karşıdevriminden sonra ise Ankara İletişim Fakültesi’nde öğretim üyesi… “Eşini trafik kazasında yitirdiği günün ertesinde bile, kolu sarılı derse giren demokrat öğretmen…” Bilime, ülkeye, öğrencilere adanan yıllar…

1991 sonunda Cumhuriyet Gazetesi’ne “Haftaya Bakış” yazıları… Yazdığı kitaplarla
yurt içinde ve dışında tanınması… Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Atatürkçü Düşünce Derneği’nce Anadolu’nun yüzlerce köşesinde düzenlenen toplantılarda yaptığı konuşmalar. 1996 Mayısında, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin konuğu olarak geldiği Fethiye’deki konuşması da bunlara dahil…  Ulusalcı, laik, Kemalist güçlere özgüven aşılama. Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkan yardımcılığı… 1997’de ikinci eşi Nilüfer Kışlalı’yla evliliği.
22 Eylül 1999’da kızları Nihan Nur’un doğumu.

21 Ekim 1999, saat 09:28… Cumhuriyet Gazetesi’ne “Kınıyorum” başlıklı yazısını fakslayış. Saat 09:35, eşini ve minik bebeğini kente indirecek, sonra derse girecek. “Nilüfer”, dedi, “ben arabayı ısıtayım, 2-3 dakika sonra gelirsiniz.” Çok neşeli bir sabahındaydı. Evden çıktı,
saat 09:40.. arabasına yerleştirilmiş bir bombayla O’nu da öldürdüler. O’ndan önce öldürülen “Anadolu Aydınlanması’nın öncü aydınları” gibi, çağdaşlaşma yolunda Türkiye’ye ve
Türk insanına yaptığı katkılar yüzünden katledildi.

Ahmet Taner Kışlalı, 23 Ekim 1999’da Ankara’da, puslu bir günde, törenle toprağa verildi. Cenaze törenine Anadolu’nun her köşesinden, Cumhuriyet’e ve Atatürk’e inanan binlerce insan gelip katıldı. Onların yanı sıra Türk Silahlı Kuvvetleri’nden olanlar da aynı tepki ve duyarlılıkla törende yer aldılar.

2000 yılında yapılan operasyonlarla Hizbullah Örgütü ve bu örgütün uluslararası terör eylemleri içinde bulunan İran’la bağlantısı büyük ölçüde ortaya çıkarıldı. Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy ve Ahmet Taner Kışlalı’yı öldüren, “Kudüs Ordusu” adlı örgütün yöneticileri İran’a kaçsa da tetikçileri yakalandı. Bu tetikçiler Umut Davası’nda yargılandı, mahkûm oldular; ama yıllar içinde yasalarda yapılan değişikliklerle bugün hepsi dışarıda.

Ahmet Taner Kışlalı diyordu ki:

“Kemalizm Batının desteğiyle değil, Batıya rağmen bir uygarlaşma hareketidir. Cumhuriyetin temelinde yatan felsefe insancıldır, ilericidir. 21. yy’a ışık tutacak niteliktedir. Ama o Cumhuriyetin valisi, kaymakamı, polisi ve de Milli Eğitimi
o felsefenin yandaşı mıdır? Cumhuriyeti mi yeniden tanımlamalıyız,
yoksa tanımına ters düşenleri mi Cumhuriyet yönetiminden ayıklamalıyız?”

Ahmet Taner Kışlalı diyordu ki:

“Bugün susan yarın konuşamaz. Demokrasi zor kazanılır, kolay kaybedilir.
Ve tarih kendinden ders almayanları asla affetmez” İlericilik insanları bölmekten değil, bütünleştirmekten geçer. Bölünen kolay yem olur. Avrupa feodal beyliklerden ulusal yapılanmaya geçmişti. Şimdi de uluslararası bir bütünleşme çabasında. Ama
Yeni Dünya Düzeni’nin bazı güçlüleri, kendileri bütünleşirken başkalarının bölünmesini çıkarına uygun buluyor.

Laiklik, Dini değil; din adına baskı yapmak, zor kullanmak isteyenleri devre dışı bırakmak anlamına gelir. Eğer Devlet Atatürk düşmanlarına destek olmaktan vazgeçerse, benim geleceğe yönelik hiçbir kuşkum, endişem yok. Tarihin gelişimi, Kemalizm’in ilkelerinin doğru olduğunu kanıtlar yöndedir.

Ahmet Taner Kışlalı diyordu ki:

“Kemalizm ne Atatürk’ün bekçiliğidir, ne de 1920 koşullarında yapılmış olanların toplamıdır. Kemalizm demokratik toplumcu öze sahip, sürekli devrimcilik ilkesine dayalı bir çağdaşlaşma ideolojisidir. Kemalizm geleceğin öncülüğüdür. Türkiye bugün çok zor bir dönemden geçmektedir. Çıkış yolunun ilkeleri bellidir. O ilkeleri paylaşanların demokratik birlikteliği, yozlaşmış yapıların yıkılmasına, devletin ve toplumun
yeniden sağlığına kavuşmasına yetecektir. Gün, karanlığa karşı güçlerin örgütlenmesi
ve dayanışması günüdür. Ülkenin içinde bulunduğu ortamdan endişe duyan herkesin, konumu ne olursa olsun, mutlaka yapabileceği bir şey vardır.”

Ahmet Taner Kışlalı diyordu ki:

“Siyaset biliminin bize öğrettiği bir gerçek var : Kendi kendilerini yönetemeyenler, kendilerini başkalarının yönetmesine davetiye çıkarırlar.”

Ahmet Taner Kışlalı, bizim için düşünceleriyle yaşamaya devam ediyor. Işıklar içinde yatsın.

======================================

Dostlar,

Acılı bir gün daha.. Aradan 16 yıl geçti ama acısı yüreğimizin derinliklerinde hükmünü yürütmekte hala.. Çooook yakın dostumuz, ağabeyimiz, dava arkadaşımızdı..
Bütün kitaplarını okumuş, ADD Edirne Şubesş Başkanı iken kendisini Edirne’ye knferanslara, TV programlarına davet etmiş, İzmir’de, Antalya’da, Ankara’da ADD etkinliklerinde birlikte olmuştuk.. Kızı Dolunay ve o tarihte damadı Sıtkı Uluç Belçika’da (2004) verdiğimiz konferanslarımıza destek olmuşlardı.

Bu yazının yazarı ADD Bilim Danışma Kurulu Üyesi Sn. Gümgör Berk de Fethiye ADD’den kadim dostumuzdur. Kendilerinin özverili ve çok başarılı ADD Fethiye Şubesi Başkanlığı’ndan birçok çağrı almış ve Fethiye TV konuşmalarımızla birlikte aşağıdaki konferanslarıı vermiştik..

  1. Kuşatılan Türkiye (Görsel Konf.) Fethiye ADD, 27.01.02
  2. Binyıl Başında Tarihsel Bir Muhasebe Fethiye TV (Kanal F) 27.01.02
  3. Türkiye’nin Güncel Sorunları ve Atatürkçü Düşünce Fethiye, Lise Öğrencilerine,  29.01.03
  4. Türkiye’nin Güncel Sorunları ve Atatürkçü Düşünce Fethiye, İlköğr. ve Lise Öğrenc. 29.01.03
  5. Aydın Cinayetleri : Türkiye Nereye Savruluyor ? Fethiye / Muğla ADD 29.01.03
  6. Türkiye’yi Kuşatan Sorunlar : Bir Ufuk Turu. Fethiye TV (FRT) 29.01.03
  7. Emperyalizmin Kuşatmasındaki Türkiye Ne Yapmalı? Fethiye TV (FRT) 16.01.05
  8. KüreselleşTİRme ve AB Serüveni Türkiye’yi Nereye Sürüklüyor? Fethiye ADD 16.01.05

Çok değerli Güngör Berk dostumuz şimdilerde ADD Bilim Danışma Kurulu üyesi..

Sayın Berk’in yukarıdaki yazısının içeriğine tümüyle katılıyor ve 16 yıl önce bu gün ölümsüzlüğe uğurladığımız Ahmet Taner KIŞLALI önderimizi özlem ve şükranla,
saygı ile selamlıyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
21 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

CUMHURİYET GAZETESİNİ BOYKOT


Dostlar,

Sorunlar bitmiyor.. bitmeyecek de..

  • Türkiye’ye, sistemli bir abanma ve kuşatma Cumhuriyet’in tüm kurumlarına dönük olarak DIŞ KÖKENLİ VE DESTEKLİ olarak sürdürülüyor..
  • Soluklu, akıllı ve YURTSEVER olanlar uzun – orta erimde hep kazanacaklar..
    Bizim gibi.. Mustafa Kemal ATATÜRK’ün askerleri (=akıl ve dava yoldaşları) olanlar hep kazanacağız.
  • Hattı savunma yok, alanı savunma zorunlu.. O alan tüm VATAN! Ve salt boş zamanlarda, Cumartesi – Pazar, tatillerde vs. değil..Yurdun her santimetre karesinde ve sürekli..

CUMHURİYET‘teki sorun 12. Cumhurbaşkanı (gerçekte yarı başkan!) seçimi nedeniyle biraz gölgede kaldı..

Değerli meslektaşımız ve dostumuz Sn. Prof. Dr. Süleyman ÇELİK‘in
aşağıdaki yazısını -ve de eylemini- içimiz burkularak paylaşıyoruz..

(Bizim bir de atamayacağımız elektronik aboneliğimiz ve Gazete arşivinden
pdf dosyası indirebilme sürdürümcülüğümüz var…)

Prof. Çelik gibi çoook kıdemli bir “Gazete” okuru ve yazarıyız..
Özellikle çok değerli Sami Karaören büyüyüğümüzün dönemlerinde..

CUMHURİYET hızla kendine gelmelidir..

Döndürülen oyunlara katılmak ne söz, ayrımsayarak bozmalıdır.. Öyle de olacaktır..

Sevgi ve saygıyla.
11.8.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

========================================================

CUMHURİYET GAZETESİ’ni BOYKOT !

Kimden: Prof. Dr. Süleyman Çelik

52 yıllık Cumhuriyet okuruyum. 18 yaşından beri Cumhuriyet okuyorum.

 

Dünya görüşümün oluşmasında Cumhuriyet’in önemli bir yeri vardır. Cumhuriyet
benim için gerçek anlamıyla bir okul oldu. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Muammer Aksoy, Melih Cevdet Anday, Nadir Nadi, İlhan Selçuk gibi Cumhuriyet yazarları, yazıları
ve kitaplarıyla öğretmenlerim oldular.

Üniversite 2. sınıf öğrencisiyken, ‘Okuyucuların Görüşleri’ sütununda ilk yazım yayımlanınca çok heyecanlanmıştım. Askerlikten ayrıldıktan sonra Sayın Sami Karaören’in makale editörlüğü döneminde 2. sayfada ‘Olaylar ve Görüşler’ bölümünde makalelerim, ‘Arada Bir’ köşesinde yazılarım yayımlandı. Bunların dışında CBT’de
daha çok yazım yayımlandı.

1970 ve 90’lı yıllarda iki kez, Nadir Nadi karşıtı ortaklarla birlikte Gazete’nin ele geçirilip ilkelerinden saptırıldığı ve bilinçli Cumhuriyet okurlarının boykotu üzerine geri alındığı ara dönemler dışında, hiçbir gün Cumhuriyet okumadan yatağıma yatmadım. Cumhuriyet okumak benim için bir bağımlılıktır.

1979-81 arasında İngiltere- Nottingham Üniversitesi’nde çalıştım. O yıllarda internet yoktu. Orada bulunan öğrenci arkadaşlarla ortak abone olarak, 2-3 gün gecikmeli de olsa Gazete’yi okumayı sürdürdük. Ki o yıllarda, bugün Gazete’yi ele geçirmeye çalışanların ağababaları, egemen oldukları sendika, dernek ve meslek odalarının lokallerine, “Tercüman (o zaman sağın temsilcisiydi) girebilir fakat Cumhuriyet giremez, çünkü üyelerimizi etkiliyor..” diyorlardı.

  • Cumhuriyet, Kurtuluş yıllarında Yunus Nadi’nin baskı makinelerini işgal İstanbul’undan kaçırarak Ankara’da yayımladığı, 14-15 yaşındaki Nadir Nadi’nin foto muhabirliği yaptığı, Kuvayımilliyecilerin gazetesi Yeni Gün’ün devamıdır.

Kurtuluş’tan sonra Atatürk’ün yol göstermesiyle Cumhuriyet’i savunmak üzere
yayın yaşamına başlamış ve adını da bizzat Atatürk koymuştur.

Cumhuriyet gazetesi Cumhuriyet ile özdeşleşmiş ve Sevgili Uğur Mumcu’nun kazandırdığı bir deyimle ‘Kalpaksız Kuvvacıların’ gazetesi olmuştur.

Cumhuriyet, Cumhuriyet karşıtlarınca hep ele geçirilmeye, hatta satın alınmaya çalışılmıştır. Sevgili İlhan Selçuk bu girişimleri yazmıştır. Satın almayı başaramayınca benzer bir gazete çıkararak batırmaya çalışmışlardır. Fakat, halkımızın deyimiyle,
“yel kayadan bir şey alamamış” ve arkalarında holdingler olmasına, damping yapmalarına,  hatta bedava dağıtmalarına karşın kendileri batmış, Cumhuriyet
dimdik ayakta kalmıştır. En son girişim Radikal idi. D&R mağazalarında bir kitap değil, bir gazete alana bile Radikal’i bedava veriyorlardı, gene de battı.

İçerideki Truva atları, aralarına Uğur Mumcu’nun sevgili oğlunu da sokarak
şimdi Cumhuriyet’i üçüncü kez ele geçirmeye karar vermişler.

Öncelikle şunu sormak isterim; Bekir Coşkun gibi çok okunan, dolayısıyla gazetenin tirajını artıran, üstelik ilkesel sorunu da olmayan yazarları kaçırıp, yazıları okunmadığı için diğer gazetelerde köşe bulamamış yazarları almak nasıl bir zeka ürünüdür?

Özgür Mumcu, bize babasının yadigarıdır, başımızın üstünde yeri var.
İlhan Selçuk’tan sonra Cumhuriyet ile en çok özdeşleşmiş yazarı olan babasından dolayı Cumhuriyet zaten O’nun evidir. Çoktan Cumhuriyet’te olmalıydı.

Bizim sözümüz her iki Cumhuriyet’in de temel değerlerine, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine, Kemalizm’e ve ulus devlete karşı olan gayri millicileredir.

Atatürkçüler gazeteden birer birer uzaklaştırılırken yerlerine önce ‘Mustafacılar’ alındı. Şimdi sıra gayri millicilere mi geldi?

Bunlar Cumhuriyet Mitinglerine, yazılarıyla açıkça karşı çıkmışlardır.
Oysa ‘Tehlikenin farkında mısınız?’  manşetleriyle bu mitinglere ortam hazırlayan,
İlhan Selçuk’un önderliğindeki Cumhuriyet’tir.

Bunlar, BOP kapsamında ABD’nin AKP ve Cemaat eliyle uygulamaya soktuğu Ergenekon, Balyoz ve benzeri davaları desteklemişler, kendilerine aydın diyen ne idüğü belirsizlerle ortak açıklamalar yaparak, davalarda sonuna dek gidilmesini istemişlerdir.
O zamanki yazılarını okuyun, AKP’li ve Fetullahçı yandaşlarınkiyle benzerlikleri göreceksiniz.

Ne zaman ki sıra kendilerine geldi, feryat etmeye başladılar. Dışarıda kalanlar arkadaşlarının, güya ‘Gerçek Ergenekoncular’a nasıl karşı olduklarını kanıtlamaya çalışmışlar, kendilerine ‘Nedim’in ve Ahmet’in Arkadaşları’ adını vererek, içeride Mustafa Balbay, Tuncay Özkan ve daha birçok gazeteci olmasına karşın,
yalnızca bu ikisine özgürlük isteyen eylemler yapmışlardır.

Sevgili İlhan Selçuk demokrat kişiliğinin gereği olarak Gazete’de her görüşten yazara yer verirdi. Ancak görüşleri Cumhuriyet’in temel ilkelerine açıkça aykırılaşarak okuyucularla çatışmaya başlayanları, mesleğe olan saygısı nedeniyle,
öbür patronlar gibi atmaz, fakat kendisinin ayrılmasını ima ederdi.

Bu biçimde istiskal (AS : Soğuk davranışlarla hoşlanmadığını belli etme) ile Cumhuriyet’ten ayrılmış biri şimdi geri döndü. Bugünkü ilk yazısının başlığını, okuyucuların tepkisini tahmin ederek “Eyvah” koymuş, yanına da sevenleri de olduğunu savlayarak “Yaşasın” eklemiş! Yazısında kendisini Cumhuriyet’ten attıran okurlara,  “Artık İlhan Abiniz yok, şimdi kendilerine Türkiyeli diyenlerin ve Dostum Hikmet Çetinkaya’nın sözü geçerli..” der gibi, nanik yapıyor!

Hikmet Çetinkaya; Fehmi Koru’nun ATV’de, Ali Kırca’nın haber saatinde ‘kedinin fareyle oynaması’ gibi ezdiği ve tüm Cumhuriyet okurlarını kahrettiği, yazılarında
konu ve tutarlılık olmayan, tümceleri birbirleriyle ilgisiz, en birikimsiz ve bilgisiz Cumhuriyet yazarı. Şimdi Cumhuriyet’te son söz sahibi olmuş! Cumhuriyet’e yakışmıyor. Fakat Agos’tan ve Taraf’tan yazar transfer etmek bunlara yakışır.

Oldu olacak, Sevgili Uğur Mumcu’nun ‘tosuncuklar’ dediği Altan kardeşleri de alın. Ayrıca Hikmet Çetinkaya’nın kankaları Oral Çalışlar ve İsmet Berkan var.
Hasan Cemal’in günahı ne? Genel Yayın Yönetmenliğini İbrahim Yıldız’dan
daha iyi yapmaz mı?

Efendiler!

Öbür gazeteler 50 kuruş iken 150 kuruş verip Cumhuriyet aldıkları için
Cumhuriyet okurlarını aptal sanıyorsunuz, herhalde!

Cumhuriyet okurları iki kez bu oyunu bozarak aptal değil bilinçli olduklarını kanıtlamışlardır ve sizin bu son oyununuzu da bozacaklardır. Bundan kuşkunuz olmasın.

Adı geçtiği için söylüyorum; aldığınız yazarlarla Radikal’e benzemeye çalışıyorsunuz. Sonunuz da Radikal’dekiler gibi olacak. Daha önceleri olduğu gibi, geride enkaz bırakarak kaçacaksınız ve yazarları ve okuyucularıyla gerçek Cumhuriyetçiler
enkazı kaldıracaklardır.

Bugünden sonra Cumhuriyet, yeniden gerçek Cumhuriyet olana dek
Gazete’yi boykot ettiğimi bilmenizi isterim.

01 Ağustos 2014

Prof. Dr. Süleyman Çelik
GATA VE Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi

SONER YALÇIN : Adayımı yazabilirim


Adayımı yazabilirim

portesi
SONER YALÇIN

SÖZCÜ, 17.6.14

 

Sanırım CHP-MHP anlaştı.
Adayları; Ekmeleddin İhsanoğlu.
O halde: Hiçbir politikacıyla paylaşmadığım Cumhurbaşkanı adayımı artık yazabilirim.

Yıl: 1987…
“Nasıl yani, sen solcu Oğuz Hoca‘yla mı çalışacaksın?”
Tereddüt etmeden “evet” dedi. Prof. Dr. Oğuz Oyan‘ın kapısını çaldı;
“Hocam doktora tezi çalışmamı sizinle yapmak istiyorum.” Ardından ekledi:
“Yalnız hocam ben solcu değilim; benim İslami bakış açılarım vardır.”
Prof. Dr. Oyan gülümsedi; “Sizinle çalışmaktan memnun olurum.” dedi.
Birlikte Osmanlı vergi tarihini çalışmaya başladılar.
Bir gün evde çalışırken…
“Hocam namaz kılacağım, dedim. Lavaboyu gösterdi. Abdest alıp çıktıktan sonra, ‘salona seccadeyi serdim, kıble doğrudur.’ dedi. Ben bunu kime anlattıysam, inanmadı. Oysa bizzat yaşadım. Ben namaz kılacağım dediğim zaman hiç yadırgamamıştır;
çok saygılı davranmıştır. Bunu, farklı düşüncelere yaşama biçimlerine gösterilen
bir saygı olarak algılıyorum. Bu özellikleri nedeniyle her zaman Oğuz Hoca’yı
saygıyla anmışımdır.”

Öğretmen Prof. Dr. Oğuz Oyan bugün CHP milletvekilidir.
Doktora öğrencisi ise, Abdüllatif Şener’dir!..
Yani:
“Çatı” yıllar önce üniversitede kuruldu.
Muammer Aksoy, Mümtaz Soysal, Yalçın Küçük, Özer Ozankaya‘nın öğrencisiydi.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak Siyasal Bilgiler’den okul arkadaşıydı.
DSP Genel Başkanı Masum Türker ile aynı üniversitede yıllarca hocalık yaptı.
“Özgür Üniversite”den Fikret Başkaya, Türk Ocağı’ndan Orhan Türkdoğan
yakın dostları oldu.
Evet, “çatı” yıllar önce
Ankara’da, Bolu’da kuruldu.
Ve keza…

Ecevit’i haklı çıkardı

Yıl: 1991
Abdüllatif Şener ilk kez “çatı” sayesinde milletvekili oldu: RP-MHP-IDP ittifakı sonucu Sivas’tan dördüncü sıradan TBMM’ye girmeyi başardı.
O dönem…
DSP lideri Bülent Ecevit sağ kolu Hüsamettin Özkan ile
RP lideri Necmettin Erbakan‘ı TBMM’deki odasında ziyaret etti.
Erbakan’ın yanında Şevket Kazan ile Oğuzhan Asiltürk vardı.
Laf lafı açtı. Ecevit

“Sizin partinizde Abdüllatif Şener diye bir milletvekiliniz var, O’nu izliyorum.
Çok düzgün konuşuyor; O’nda bir yetenek var. Siyaset açısından umut vaat ediyor;
O’nu iyi takip edin.” dedi.

Ve sonraki yıllarda Abdüllatif Şener, siyasetin basamaklarını teker teker çıktı.
Grup Başkanvekili oldu.
Maliye Bakanı oldu.
Başbakan Yardımcısı oldu…
Ve gün geldi; hırsızlığa tahammül edemeyip kurucusu olduğu
AKP’nin kapısını vurup çıktı! İstese Karun kadar zengin olabilir ama yapmadı.
Çünkü…
TCDD’nin “yol çavuşu” Bedirhan Şener’in oğluydu…

  • “Babam çok dindar bir insandı. Helal ve harama çok önem verirdi. Başkasının malına el sürmeme, kesin nasihatlerinden biriydi. (…) Beş yaşındaydım.
    Tren istasyonunun vagonunda karpuzlar vardı. Tanımadığım büyük ağabeyler vagondan karpuz alıp bahçelerde yiyorlardı. Üç dört kişiydik, ‘biz de yapalım’ dedik. Tam o sırada karşımıza babam çıktı. ‘Latif ne yapıyorsunuz’ dedi.
    ‘Şu vagondan karpuz çıkaracağız’ dedim. 
    ‘Bak’ dedi, ‘o karpuzların sahibi var; başkasına ait olanı alırsanız bu hırsızlık olur. Siz oynamaya devam edin,
    ben size karpuz alırım’…”

Bu olaydan bir süre sonra Abdüllatif Şener babasını tren kazasında yitirdi.
Baba nasihatını unutmadı ve hırsızlığa ortak olmayı hep reddetti.
Hırsızlığı elinin tersiyle iten birini, Çankaya Köşkü’ne çıkarmak
Türkiye’nin vefa borcuydu. Yapmadılar.

Bir Alevi İmam Hatipli

Sürekli yineliyorum:
Kimseyi sağcı ya da solcu diye ayırmıyorum; ahlaklı mı, namuslu mu; vicdanlı mı;
tercih ölçütüm bu.
Cebiyle değil yüreğiyle Türkiye’ye bağlı devlet adamına ihtiyacımız vardı.
Ayakları bu topraklara basan politikacılara ihtiyacımız vardı.
Bir Sakin Güç‘e ihtiyacımız vardı.
Temizlenmeye / arlanmaya ihtiyacımız vardı.
Bir adam gibi bir adama ihtiyacımız vardı.
Türkiye’nin, laik demokratik rejimine inanan; kimseyi ötekileştirmeyen
Abdüllatif Şener’e ihtiyacı vardı.
Örnek vermeliyim…
Sivas Ali Baba Mahallesi’nin Küçükkazancılar sokağının çocuğu.
Acıktığında mutfaklarına girip yemek yiyecek kadar Alevilerle kardeş.
Yıllar sonra bakan koltuğunda otururken başından bir olay geçti:

“Hatay’daki bir toplantıda yanımdaki arkadaşlara ‘ben de Aleviyim, diyeceğim.’ dedim.

Hemen itiraz ettiler, ‘olur mu, yanlış anlaşılır; hiç değilse ‘Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse
ben de Aleviyim de’ dediler. Bu olmaz dedim. Önce kendi kafana göre bir Alevilik tanımı yapacak, sonra bu tanıma göre Alevi olduğunu söyleyeceksin. Olmaz.
Kimsenin kimseyi tanımlama hakkı yoktur. Bir Alevi kendini nasıl tanımlıyorsa öyledir.”

Madımak‘ta ölenlere gözyaşı döken bir İmam Hatipli O
Bırakınız şu “gardrop Atatürkçülüğünü” ve “gardrop Müslümanlığını”!..
Ben hiç orada değilim. Yazmalıyım:

Uğur Dündar geçen yıl Halk Arenası programına Abdüllatif Şener’i davet etti.
Yanında gencecik, başı açık güzel bir kız vardı. “Asistanınız mı” diye sordu.
Başı açık genç kızın adı, Elif Şener’di ve Abdüllatif Şener’in kızıydı.
Şaşırdınız mı; hiç şaşırmayınız; bu Türkiye gerçeğidir.
Bakınız…
Dindar Bedirhan Şener’in kızı Fatımat’ın da başı açıktı; bir Cumhuriyet öğretmeniydi.
Abdüllatif Şener’in diğer kızı Beyza ise başörtülüdür.
Halk Arenası bitti; Elif Şener Uğur Dündar’a, “Sizi çok seviyorum, nikah şahidim
olur musunuz?” dedi. Bu “nikah” Çankaya Köşkü’ne yakışmaz mıydı?

  • Devreye Cemaat ve Abdullah Gül girdi;
    Ekmeleddin İhsanoğlu aday yapılıverdi.

Türkiye sahipsiz değil, hepsini yazarız…

NOT: Bilgilerin bir bölümünü meslektaşım Çiğdem Toker’in
“Adım da Benimle Büyüdü” kitabından aldım.

Yargıtay’dan Umut Davası’na onama


Yargıtay’dan Umut Davası’na onama

10 Nisan 2014,
YURT Gazetesi

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı’nın öldürülmesinin de aralarında bulunduğu çok sayıda olayı kapsayan “Umut Davası”nda sanıklara verilen hapis cezalarını onadı .

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 17 Ocak 2013’te, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok’un öldürülmesi olaylarının da aralarında bulunduğu çok sayıda olayı kapsayan “Umut” operasyonuna ilişkin açılan ve Yargıtay’ın bozma kararından sonra tekrar görülen davada 3 sanığı “yasadışı Tevhid-Selam ve Kudüs Ordusu” örgütünü kurmak ve yönetmek suçundan 12 yıl 6’şar ay, 5 sanığı ise aynı örgüte üyelikten 6 yıl 3’er ay hapse mahkum etmişti. Sanıklardan Mehmet Ali Tekin, Hasan Kılıç ve Ekrem Baytap, “silahlı suç örgütü kurma ve yönetme” eylemlerinden 15’er yıl hapis cezasına çarptırılmış, iyi halleri nedeniyle cezaları
12 yıl 6’şar aya indirilmişti.

Sanıklar Abdulhamit Çelik, Fatih Aydın, Yusuf Karakuş, Mehmet Şahin ve
Recep Aydın
da “silahlı suç örgütü üyesi olmak” suçundan 7 yıl 6’şar ay hapis cezasına çarptırılmış ve cezaları iyi durumları  dikkate alınarak 6 yıl 3’er ay olarak belirlenmişti. Karara itiraz edilmesi üzerine dosya yeniden Yargıtay’ın gündemine geldi.

SANIKLAR İRAN’DA KUDÜS ORDUSU VE İRAN GİZLİ SERVİSİ SAVAMA İLE BAĞLANTIYA GEÇİP ASKERİ EĞİTİM ALDI

Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin mahkumiyet kararını onadı. Dairenin kararında, “Tevhid Selam Kudüs Ordusu Örgütü”nün, 1988-99 arasında Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı’nın öldürülmesi olaylarının da aralarında bulunduğu 18 ayrı saldırıyı gerçekleştirdiklerinin anlaşıldığı ifade edildi. “İslami Hareket Örgütü”nün de Çetin Emeç ve Turan Dursun’un öldürülmesi olaylarının da aralarında bulunduğu 1990-94 arasındaki 5 olayı gerçekleştirdiği belirtilen kararda, “Tevhid Selam Kudüs Ordusu”nun ve “İslami Hareket Örgütü”nün, silahlı terör örgütü niteliklerinin Yargıtay tarafından 2002 yılında kabul edildiği anımsatıldı.

Örgütlerin silahlı terör örgütü niteliğinde olduğunun belirtildiği kararda, sanıkların
terör örgütlerinin üyesi ve yöneticisi oldukları, İran’da Kudüs Ordusu ve İran gizli servisi Savama ile bağlantıya geçip örgütsel görüşmeler yaptıkları, İran’da örgütün amaçları doğrultusunda siyasal ve askeri eğitim aldıkları, istihbarat çalışmaları yaptıkları, silah ve patlayıcı madde temin etmek gibi faaliyetlerde bulundukları yönündeki kabul ve uygulamada isabetsizlik görülmediği vurgulandı. Daire, sanıklar hakkında verilen hükümlerde isabetsizlik görülmediğinden yerel mahkeme kararını
oy birliğiyle onadı.(ANKA)