Etiket arşivi: COVID-19 pandemisi

CHP Covid-19 Danışma Kurulu Raporu

CHP Covid-19 Danışma Kurulu:

Pandeminin 30. Ayında Virüs Geri Döndü, “Müsterih” Olmak Değil Önlem Almak Zamanı!

Cumhuriyet Halk Partisi COVİD-19 Danışma Kurulu pandeminin 30’uncu ayında virüsün yeni varyantla geri döndüğünü hatırlatarak, “Sağlık Bakanı Koca’nın ‘müsterih olunuz’ yaklaşımı ile değil, bilimsel önlem alarak halkımızı koruma zamanı” dendi.

CHP COVİD-19 Danışma Kurulu yaptığı yazılı açıklama ile her yeni varyantın gelişen özellikleriyle salgının seyrini de değiştirdiği vurgulandı. Açıklamada azalan test sayılarına ve değişen salgın yönetimi uygulamalarına karşın vakaların arttığı ortaya konarak, çözüm önerileri sıralandı.

https://chp.org.tr/haberler/chp-covid-19-danisma-kurulu-pandeminin-30-ayinda-virus-geri-dondu-musterih-olmak-degil-onlem-almak-zamani

CHP COVİD-19 Danışma Kurulu’nun açıklaması şöyle                  :

“İlk kez 31 Aralık 2019’da Dünya Sağlık Örgütü Çin Ülke Ofisi tarafından Çin’in Hubei Eyaleti Wuhan Şehrinde tespit edilen nedeni bilinmeyen zatürre vakaları ile gündeme gelen COVID-19 pandemisinde 30 ay geride kaldı.

COVID-19 pandemisi geçirilen zor zamanların ardından kontrol altına alınmış gibi görünse de halen devam ediyor. Hatırlanacağı üzere bu yılın Nisan ayında Dünya Sağlık Örgütü’nün COVID-19 Acil Durum Komitesi Başkanı Didier Houssin, “koronavirüs salgının bitmediği”ni vurgulayarak, salgına karşı “gardımızı düşürmenin” zamanının gelmediğini ifade etmişti.

Ancak dünyanın pek çok ülkesi yaz döneminde artacak turizm gelirlerini düşünerek pandemiye karşı gardını indirdi ve salgına yönelik halk sağlığı tedbirleri hızla kaldırıldı. Türkiye ise Sağlık Bakanı Koca’nın “müsterih olunuz” yaklaşımı uyarınca COVID-19 bilimsel tedbirleri arasında olmayan “canlı müzik yasağı” dışındaki tüm önlemleri ülke genelinde kaldırdı.

Toplum sağlığını korumaya yönelik bu uygulamaların kalkmasının sonucunda da pandeminin 30. ayına ulaştığımız şu günlerde SARS-CoV-2 virüsü yeni varyantla geri döndü.

Her yeni varyant gelişen özellikleriyle salgının seyrini de değiştiriyor. Azalan test sayılarına, değişen salgın yönetimi uygulamalarına karşın yeni bir yükseliş dönemine, bir yaz dalgasına girildiğini söylemek mümkün görünüyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün son verilerine göre 110 ülkede COVID-19 vakaları artış gösteriyor, haftalık %18’lik bir vaka artışı açıklandı. Avrupa’da ise vaka sayılarındaki artış oranı %33.

Bu yeni durum ve artışla paralel olarak ülkemizde de haftalık vaka sayıları artışa geçti. Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre 20-26 Haziran haftasında, önceki haftalara göre hızlı bir artışla Nisan ayının ortalarındaki vaka sayısına geri dönüldü.

Önlemlerin kaldırılması ve aşırı serbestleşme, artan toplumsal hareketlilik, aşılamaya verilen önemin ve ilginin düşmesi, önlemsizliği adeta teşvik eden açıklamalarla başladığımız yaz kolay geçmeyecek gibi görünüyor.

Omikron varyantının alt türlerinin hızla tüm dünyaya yayıldığı, bulaşıcılık, yeniden enfeksiyon ve bağışıklık yanıtının azalması risklerinin arttığı bir dönemde ülkemizin bu sürece hazırlanmıyor oluşu kaygı verici.

Cumhuriyet Halk Partisi COVID-19 Danışma Kurulu olarak vurgulamak isteriz ki,
Haziran 2022 tarihi itibariyle;

  • Türkiye’de salgına ait ulusal veriler epidemiyoloji biliminin gereklerine uygun olmayacak biçimde, oldukça gecikmeli ve çok kısıtlı biçimde kamuoyuna duyurulmaktadır.
  • Dünyanın pek çok ülkesinin aksine ülkemizde hızlı tanı testleri uygulamaya geçirilmemiş, sağlık çalışanlarının büyük özverisiyle sürdürülen PCR testine ise ücretsiz erişim oldukça güçleştirilmiştir.
  • Ülkemizde baskın olan varyantı belirleyecek ve buna göre pandemi kontrol mücadelesini planlayacağımız genomik analiz sayısı çok düşük düzeydedir (21 Haziran 2022 tarihi itibarıyla genomik analiz yapılma oranı %0,06’dır).
  • PCR test pozitifliği sonucunda izolasyona alınan hastalar ücretli idari izinli sayılmamaları nedeniyle özlük hak kayıplarına uğramakta ve bu nedenle yakınması olan kişiler PCR testi yaptırmak istememektedir.
  • Sağlık Bakanı’nın pandemiyi önemsizleştiren talihsiz açıklamaları nedeniyle maske, fiziksel mesafe ve hijyen gibi bireysel önleyici uygulamalar hemen tümüyle ortadan kalkmıştır.
  • Hatırlatma doz aşı oranı toplumsal koruma sağlayacak düzeyde değildir. Öte yandan Turkovac aşısının etkinliğine yönelik yapılan bilimsel çalışmanın sonucu halen açıklanmamıştır. 12 yaş altı çocuklara aşı hakkı tanınmamıştır. Ayrıca pandeminin başından beri ülkemizde kullanılan aşıların etkililiğine yönelik hiçbir veri açıklanmamıştır.
  • Molnupiravir dışındaki etkili antiviral tedavi seçeneklerinin hiçbirisi ülkemizde erişilebilir değildir.

Cumhuriyet Halk Partisi COVID-19 Danışma Kurulu olarak belirtmek isteriz ki; temel görevi yurttaşların sağlığını korumak olan Sağlık Bakanlığı, COVID-19 pandemisinin hem izlem hem kontrolü konusunda ağır aksak sürdürdüğü yükümlülüklerini son dönemde tümüyle terk etmiş ve adeta pandemi mücadelesinde “havlu atmıştır”.

Omikron varyantı ile enfekte olan hastalarda öksürük, halsizlik, burun tıkanıklığı veya burun akıntısı şeklinde bulgular gözlenmektedir. Tat ve koku kaybı, Delta enfeksiyonlarından daha az, boğaz ağrısı ve seste kabalaşma, delta enfeksiyonlarından daha sık görülmektedir. Hastalık bulgusu olanların MUTLAKA test yaptırması gerekmektedir. Halihazırda yakınmaları olmasına rağmen test yaptırmama gibi bir yaklaşım söz konusudur. Birçok hastanede COVID-19 poliklinikleri kapatılmıştır.

Omikronun yeni ortaya çıkan alt varyantları giderek daha bulaşıcı hale gelmektedir (BA.2 alt varyantı BA.1 alt varyantından daha bulaşıcı idi. BA.2.12.1 alt varyantı, BA.2’den daha bulaşıcı). Kapalı alanlarda ve açık havada kalabalık ortamlarda maske kullanılmaması bulaşmayı daha da arttırmaktadır.

Omikron’un BA.4 ve BA.5 alt varyantları dünyada hızla yayılmaktadır. Bu alt varyantlar, Avrupa Enfeksiyon Hastalıkları Kontrolü Merkezi (ECDC) tarafından “endişe verici varyantlar” olarak kabul edilmiştir. Bu alt varyantların en önemli özelliği daha önce hastalanan kişileri TEKRAR hastalandırabilmesidir. Yani daha önce Omikronun BA.1 alt varyantı ile enfekte olan bireylerde ortaya çıkan bağışıklık yanıtı özellikle aşısız bireylerde BA.4 ve BA.5 alt varyantı ile enfekte olmayı engellemede yetersiz kalmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü ve ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) geçtiğimiz günlerde COVID-19 aşılarının içeriğine ek dozlar için Omikron varyantı antijeninin eklenmesini önermiştir. Bu öneri, sonbaharla birlikte pandemide yeni bir dalgaya hazır olmak gerektiğinin habercisi olarak ele alınmalıdır.

COVID-19 tanısı alanlar; MUTLAKA 5 gün evde dinlenmeli, kendilerini İZOLE etmelidir. Beş günün sonunda yakınmaları azalmışsa 5 gün daha MUTLAKA MASKE takarak ev dışına çıkmalı, eğer yakınmaları düzelmemişse evde dinlenmeye ve kendilerini izole etmeye devam etmelidir.

Omikron ile enfekte olmak hafif hastalığa yol açmakla birlikte, özellikle risk grubunda olanlarda ve aşısızlarda ağır hastalık ve ölüm riski halen mevcuttur.

Risk grubunda olanlarda COVID-19 hastalığının tedavisinde kullanılabilecek etkili bir ilaç olan Paxlovid halen Türkiye’de bulunmamaktadır.

Sonbaharda ve kış aylarında COVID-19 olgularının diğer viral solunum yolu enfeksiyonları ile birlikte artması kaçınılmaz görünmektedir. Okulların da açılmasıyla birlikte artacak COVID-19 olgularını azaltmanın en etkili yollarından biri aşılamadır. Dünya’da mRNA aşıları 6 AYDAN BÜYÜK HERKESE önerilmeye başlanmıştır. 5-11 yaş grubuna bir ek doz ve 11 yaşından büyük herkese de 2 ek doz önerilmektedir.

Gerek hastalığın yaygınlığını azaltmak gerekse varyantların ortaya çıkmasını engellemek için hastalığın bulaşmasını azaltmanın gerektiği çok iyi bilinmektedir. Hastalığın bulaşmasını azaltmanın iki önemli yöntemi; kalabalık ortamların iyi havalandırılması ve maske kullanımı ile etkili aşıların ve gereken ek (hatırlatma) dozların yapılmasıdır.

Ülkemizde her ne kadar hangi yaş grubuna, hangi risk grubuna hangi aşıların ve kaç doz yapılmış olduğu açıklanmasa da sadece CoronaVac (Sinovac) aşısı olan birçok kişinin olduğu gözlenmektedir. COVID-19’dan korunmada en etkili aşılar mRNA aşılarıdır ve ülkemizde bulunmaktadır. Ancak aşı merkezlerinin sadece devlet hastanelerinde ve toplum sağlığı merkezlerinde açık halde tutulması ve hatırlatma dozlarının yapılması konusundaki uyarıların/önerilerin yeterince güçlü olmaması, aşılanma oranlarının epey düşmesine yol açmıştır.

Özetle;

  • Toplu taşıma gibi belirli alanlarda maske takılması ve fizik mesafe sağlanması gibi salgın önlemleri yeniden yürürlüğe konmalı,
  • Test sayısı artırılmalı, hastalık bulgusu olan herkese test yapılmalı,
  • İzolasyon, karantina ve izlem uygulamaları gözden geçirilmeli ve güncellenmeli,
  • Aşılama hızla yaygınlaştırılmalı,
  • Çalışma yaşamında kaldırılan özlük hakları ile ilgili COVID-19 düzenlemeleri ve destekleri yeniden hayata geçirilmelidir.

Herkesi halen içinde bulunduğumuz “yaz dalgası” nedeniyle kapalı ortamlarda yüksek koruyucu maske kullanmaya ve solunumsal yakınması olan kişileri de hızlı test ya da PCR testi yaptırmaya davet ediyoruz.

Avrupa kaynaklı veriler ve ülkemizdeki gözlemlerimiz son haftalarda COVID-19 vakalarında büyük bir artışa işaret etmektedir. Söz konusu vaka artışları henüz vefat sayılarına yansımamıştır. Ancak bilinmelidir ki; pandemi halen öldürücüdür ve ayrıca hastalık değişen oranlarda “Uzun-COVID” tablosuna da yol açmaktadır.

  • Bu nedenle
  • Sağlık Bakanlığı’nı COVID-19 pandemisini bilime uygun biçimde izlemeye ve
  • Birey-toplum sağlığını koruyacak biçimde
  • Pandeminin ciddiyetini toplumla paylaşmaya davet ediyoruz.

Aksi halde her bir kişinin hastalanması ya da kaybının sorumluluğunun Sağlık Bakanlığı’na ve Sağlık Bakanı’na ait olacağını vurgulamayı görev sayıyoruz.

1 Temmuz 2022
Cumhuriyet Halk Partisi COVID-19 Danışma Kurulu

Dünya AIDS Günü 2021: Eşitsizlikleri sonlandır, AIDS’i sonlandır!

HIV enfeksiyonu tedavisinde son yıllarda elde edilen önemli başarılara karşın, halen dünyada yaklaşık 38 milyon kişi HIV ile yaşamaktadır ve HIV enfeksiyonu önemli ve öncelikli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir.

Yıllık yeni HIV enfeksiyonu sayısı 2000 yılında 3 milyonun üzerindeyken bugün 1,5 milyona inmiş, HIV enfeksiyonuna bağlı ölümler 2007 yılında 2 milyona yaklaşırken, geçtiğimiz yıl 680 bine gerilemiştir. Bu sayılar hala çok yüksek olmakla birlikte, sağlanan azalışlar önümüzdeki dönem için umut vericidir.

Küresel ölçekte yeni olgu sayısı her yıl azalmaktayken, Türkiye ve çevresindeki ülkelerde yeni olgu sayılarının sürekli artış göstermesi dikkat çekicidir. Son bir iki yılda Türkiye’de belirlenen yeni olgu sayılarının önceki yıllara göre azaldığı yönündeki veriler –uzun dönem verileri incelendiğinde– dikkatle izlenmeyi ve doğrulanmayı gerektirmektedir. Türkiye’de olgu sayıları halen Dünya ortalamasının altındadır; ancak, artışın sürmesi durumunda bu tablo değişecek gibi görünmektedir. Bu gidiş, küresel deneyimlerden ve bilgi birikiminden yararlanmak yoluyla durdurulabilir.

Küresel ölçekte yeni olguların ve ölümlerin azalmasını sağlayan başlıca iki müdahale alanı bulunuyor. Bunların ilki, bulaşmayı önleyici koruyucu davranışların toplumda yaygınlaştırılmasıdır. Üreme sağlığı ve cinsel sağlık hizmetleri ile risk altındaki kesimlere ve toplumun bütününe yönelik farkındalık ve güvenli cinsel davranış eğitimleri ile bu alanda etkili sonuçlar alınabilmektedir. Öte yandan, tedavideki gelişmelerin de küresel başarıda büyük payı vardır. Doğru ve sürekli olarak uygulanan anti-HIV tedavileri enfeksiyonun semptomatik hastalığa (AIDS’e) dönüşmesini başarıyla önlemektedir. Uygun tedavinin sağlanması bulaştırıcılığı da büyük ölçüde önlemektedir. Böylece, tedaviye erişimi olan HIV pozitif kişilere, daha iyi işbirliği sağlanarak güvenli davranış kazandırılabilmekte ve viral yükün sıfıra yaklaşması ile paralel olarak bulaştırıcı olmaları da önlenmektedir. Başka bir anlatımla, HIV pozitif bireylerin tedaviye erişimleri hem kendilerinin sağlığını korumak, hem de yeni olguları önlemek için çok etkili olmaktadır.

Dünyada, HIV ile yaşayanların % 73’ü anti-retroviral tedaviye erişebilmektedir. Bu oran önceki yıllara göre çok olumlu olmakla birlikte UNAIDS’in belirlediği %90 hedefinin altındadır. UNAIDS, HIV pozitif kişilerin en az %90’ının tanı alması, tanı alanların en az %90’ının tedaviye erişebilmesi ve tedaviye erişenlerin en az %90’ında bu tedavinin tam ve sürekli olmasının sağlanması durumunda HIV enfeksiyonu pandemisinin denetim altına alınabileceğini öngörmüştür. Eşitsizlikler, 90-90-90 hedefleri olarak ifade edilen bu hedeflere ulaşmayı güçleştiren en önemli etmendir. COVID-19 Pandemisi de eşitsizlikleri artırarak ve hizmete erişimi engelleyerek süreci olumsuz etkilemektedir.

Türkiye’de HIV enfeksiyonu tedavisinde kullanılan ilaçlar sağlık güvencesi kapsamında yer almakta ve HIV pozitif bireylerin tedaviye erişimi sağlanabilmektedir. Ancak henüz bu anti-HIV tedavi uygulamalarının 1. Basamak sağlık hizmetlerine ve Üreme Sağlığı Programlarına entegrasyonu (AS: eklemlenmesi) sağlanmamıştır. HIV’le yaşayan bireylerin sayısının giderek artması ile birlikte, bu hizmetlerin entegrasyonu (AS: bütünleştirilmesi) tedavinin sürekliliği için önemli bir gereklilik haline gelmiştir. Bundan başka, sığınmacılar, mahpuslar gibi özel grupların tanı ve tedavi hizmetlerine ve ilaca erişimleriyle ilgili sorunlar yaşanmaktadır. Anti-HIV tedavilerin etkili olması için tedavi sürekliliği büyük önem taşır ve bu yüzden dezavantajlı toplum kesimlerinden kişilerin tedaviye erişimleri özel yaklaşım gerektirir.

Türkiye’de 90-90-90 hedeflerine ulaşmak ve HIV enfeksiyonlarının artış eğilimini durdurmak için önemli bir sorun, tanı konulmayan HIV enfeksiyonlarıdır. Tedavi ve kontrolün (AS: denetimin) sağlanabilmesi için önce HIV enfeksiyonu tanısının konması gereklidir. Toplumda bu konuda olumsuz yargıların, dışlayıcı ve damgalayıcı tutumların yaygınlığı ve sağlık kuruluşlarında gizliliğin sağlanamadığı örneklerin çokluğu tanı için başvuruları güçleştirmektedir. Riskli cinsel davranışı olan, bu nedenle HIV ile ilgili endişesi olan kişilerin endişe etmeden başvurarak bilgi alabileceği, isimsiz ve ücretsiz test yaptırabileceği birimlerin artırılması gereklidir. Halen Türkiye’de bir elin parmaklarını geçmeyen ve Belediyeler tarafından açılmış anonim (AS: adsz) test merkezleri, kısıtlı sayılarına karşın çok önemli bir hizmet sunmaktadır. Bu merkezlerin her ilde ve başlıca her Sağlık Bakanlığı hastanesi bünyesinde bulunması ve tanı için başvurunun teşvik edilmesi önemli bir gereksinimdir. Bundan başka, HIV tarama programının 1. Basamak sağlık hizmetlerine entegre edilmesi (eklenmesi) de bu hizmetin yaygınlığını ve ulaşılabilirliğini artıracaktır.

2021 Dünya AIDS Gününün bu yılki teması

  • “Eşitsizlikleri sonlandır. AIDS’i sonlandır”

şeklinde formüle edilmiştir (AS: belirlenmiştir). Eşitsizlikler en köklü toplumsal sorunlardandır ve günümüzde en ağır biçimde sürmektedir. HIV/AIDS dahil birçok halk sağlığı sorunu eşitsizlikler temelinde büyümekte, çözüm güçleşmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün 70’li yıllardan itibaren (AS: başlayarak) ortaya koyduğu eşitlik hedeflerine halen ulaşılamamıştır. Eşitsizlikler temel olarak makro-ekonomik sistemin yapısal özelliklerinden kaynaklanmaktadır ve yok edilmesi de kolay gözükmemektedir. Ancak bugünkü sistemler içinde bile eşitsizlikleri azaltabilmek, derin uçurumları ortadan kaldırmak mümkündür. Bu yıl 1 Aralık Dünya AIDS Günü için belirlenen eşitsizlikleri sonlandırma teması bu açıdan büyük önem taşımaktadır. Sağlığın her alanında, eşitsizlikleri dikkate almayan çabalar ancak sınırlı yarar sağlayabilir.

  • Eşitsizliklerin azaltılması ve ortadan kaldırılması için çalışmak halk sağlığı yaklaşımının temelini oluşturur.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 1. maddesine göre

  • “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar.”

Bu ilkeyi soyut bir genelleme olarak değil, var olan toplumsal ve uluslararası sorunların temelden çözümünün anahtarı olarak görmek gerekir. HIV enfeksiyonu taşıyan bireyler ve HIV nedeniyle damgalamaya uğrayan toplum kesimleri başta olmak üzere, toplumun tüm kesimlerine yönelik her türlü ayrımcılığa son verilmesi gereklidir. HIV pandemisi, halk sağlığı sorunlarının çözümü için eşitsizliklerin ve ayrımcılığın önlenmesi gerektiğini gösteren deneyimler sağlamıştır. Bu deneyimlerden yararlanmak gerekir.

  • Eşitsizlikleri sonlandıralım; AIDS’i sonlandıralım!

*Bulaşıcı Hastalıklar Çalışma Grubu adına, Prof. Dr. Tacettin İnandı ve Prof. Dr. Tuğrul Erbaydar tarafından hazırlanmıştır.

ÇOCUKLARIN TUTUKLU YARGILANMALARINA SON VERİLSİN

ÇOCUKLARIN TUTUKLU YARGILANMALARINA
SON VERİLSİN

31 Ekim 2021 itibariyle Türkiye hapishanelerinde 1.347 tutuklu çocuk bulunuyor. 566 hükümlü çocuğun ise cezaları, COVID-19 izniyle hapishane dışında infaz ediliyor. Tutuklu çocuklar, çocuk ve gençlik kapalı ceza infaz kurumlarında ya da yetişkin kapalı ceza infaz kurumlarının çocuk koğuşlarında tutulmaya devam ediyor.

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (BMÇHS), bir çocuğun tutuklanmasının
başvurulacak en son yöntem olması ve bunun en kısa süreyle uygulanmasını devletlere bir yükümlülük olarak verirken,  Türkiye’de tutuklu çocukların sayısı, tüm zamanlarda hükümlü çocuklardan daha fazla olmuştur ve çocuklar, kimi suç tiplerinde veya kanun yollarına giden dosyalarda çok uzun süre tutuklu yargılamalarla karşılaşmaktadır.

Çocuk Koruma Kanunu, öngördüğü koruyucu ve destekleyici tedbirlerin suçla ilişkilenen çocuklar hakkında da uygulanmasını düzenler. Buna karşılık çocuklar, yeterli risk ve ihtiyaç analizi yapılmaksızın ve etkin tedbirler uygulanmaksızın tutuklanmaktadır. Bu da suçtan uzaklaşmalarının aksine bir sonuç doğurmaktadır.

  • Onarıcı adalet, çocuklar için yerini cezalandırıcı adalete bırakmıştır.

Tutuklu çocukların aileleriyle ve dış dünyayla kurdukları sınırlı iletişim, hapishanede erişebildikleri sınırlı sosyal ve kültürel etkinlikler, eğitim-öğrenim ve sağlıklı gelişim hakkının önündeki engeller pandeminin getirdiği sınırlılıklarla eskisinden çok daha olumsuz koşullar yaratmaktadır. Çocuklar, bir yılı aşkın süredir bu olağan dışı tecrit şartlarında tutulmaktadır. Tecridin sonucu olarak tetiklenen şiddet ve bu şiddetin önlenmesi adına (AS: için) yapılan çalışmaların bağımsız izleme mekanizmaları tarafından denetlenemiyor olması, en büyük endişelerimizden biridir.

Pandemi döneminde hükümlü çocukların izinli sayılarak cezalarını denetimde – kurum dışında
geçirmeleri, bu durumdan yararlandırılmayan tutuklu çocukların ceza almayı göze alarak haklarındaki yargılamanın bir an önce bitmesini istemelerine sebep olmaktadır; haklarındaki ceza kesinleştiğinde, hükümlü sıfatıyla tahliye olabileceklerdir. Bunun anlamı, çocukların savunma haklarından vazgeçtikleri, bir diğer deyişle uygulamanın çocukların adil yargılanma haklarını ihlal ettiğidir.
Ceza adalet mevzuatı çocuklar için BMÇHS ve evrensel insan haklarını ihlal eden pek çok düzenlemeye sahipken günümüzdeki uygulama, bizi bu ihlallerin daha ağır boyutlarla yaşandığı sonucuna götürmektedir.

Çocuk tutukluluklarına son verilmesi, adalet sisteminin öncelikli meselelerinden biri olmalıdır!
Tutuklama, bir cezalandırma aracı olarak çocukların karşısına çıkmaktadır. Hapishane koşullarından dolayı pek çok ek –sosyal hayattan uzaklaştırılma ve disiplin cezaları gibi– yaptırım da bu cezalandırmaya eklenmektedir. Çocukların duygusal ve fiziksel olarak sağlıklı gelişimlerinin sağlanabilmesi için hemen bu gün harekete geçilmelidir.

TUTUKLAMANIN BAŞVURULMASI GEREKEN SON YÖNTEM OLDUĞU VE EN KISA SÜREYLE UYGULANMASI GEREKTİĞİNE DAİR BAĞLAYICI DÜZENLEMELERE UYULARAK TUTUKLU ÇOCUKLAR, GÜVENLİ BİR ŞEKİLDE TAHLİYE EDİLMELİ VE HAKLARINDA KORUYUCU VE DESTEKLEYİCİ TEDBİRLER UYGULANMALIDIR.
ÇOCUKLARIN BİR DAHA SUÇLA İLİŞKİLENMEMESİ İÇİN YAŞAMDAN SOYUTLANARAK HAPSEDİLMELERİ YERİNE AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞI VE MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞIYLA, SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİYLE, ALANDA FAALİYET GÖSTEREN MESLEK ÖRGÜTLERİYLE VE ELBETTE ÇOCUKLARLA ORTAK ÇÖZÜMLER ARANMALI, ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜLMELİDİR.
TAHLİYELERİ TAMAMLANANA KADAR ÇOCUKLAR, TECRİTİN DOĞURDUĞU OLUMSUZ ETKİLERDEN KORUNMALIDIR. AİLELERİNE, ARKADAŞLARINA, AVUKATLARINA, SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNE, BAĞIMSIZ DENETİM MEKANİZMALARINA, EĞİTİM VE OYUN MATERYALLERİNE, SAĞLIKLI GIDAYA VE SAĞLIK BİRİMLERİNE ERİŞİMLERİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER KALDIRILMALI VE ÇOCUKLAR BURALARA ERİŞMELERİ İÇİN DESTEKLENMELİDİR.

ÇOCUKLARIN ÜSTÜN YARARI VE İYİLİK HALİ
ADALET SİSTEMİNİN HER AŞAMASINDA GÖZETİLMELİ, ÇOCUK TUTUKLULUKLARINA KALICI OLARAK SON VERİLMELİDİR.
TUTUKLAMA YERİNE RİSK VE İHTİYAÇLARA GÖRE GELİŞTİRİLECEK ADLİ KONTROL UYGULAMALARI İLE ÇOCUKLARIN KORUNMASI VE DESTEKLENMESİ SAĞLANMALIDIR.
HÜKÜMLÜ ÇOCUKLAR İÇİN CEZALANDIRICI UYGULAMALAR DIŞINDA HAPSETMENİN ALTERNATİFLERİ, SALGIN ÖNLEMLERİNDEN SONRA DA ASIL YÖNTEM HALİNE GELMELİDİR.

  • BİR ÇOCUĞU HAPSETMENİN ONARICI HİÇBİR YÖNÜ YOKTUR.

****
İMZACI KURUMLAR (Alfabetik sırayla)

1- Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği
2- Çocuk İşçiliğini İzleme ve Önleme Derneği
3- Çocuk ve Bilgi Güvenliği Derneği
4- Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi
5- Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim
6- Genç Düşünce Enstitüsü
7- Görülmüştür Kolektifi
8- Hak İnisiyatifi Derneği
9- Halk Sağlığı Uzmanları Derneği
10- İnsan Hakları Derneği Çocuk Hakları Komisyonu
11- İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi
12- İnsan Hakları Gündemi Derneği
13- İzmir Barosu
14- Özgürlüğünden Yoksun Gençlerle Dayanışma Derneği
15- Özgürlük İçin Hukukçular Derneği
16- Özgürlük İçin Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi
17- Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası
18- Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İstanbul Şubesi
19- Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği
20- Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği
21- Türk Tabipleri Birliği İnsan Hakları Kolu
22- Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı
23- Türkiye İnsan Hakları Vakfı

Giderayak güldürüyorlar

Zafer ArapkirliZafer Arapkirli
Cumhuriyet, 15 Ekim 2021

 

Bir insan için de, bir kurum için de, bir siyasi parti için de, hele hele iktidardaki bir siyasi parti için de en arzu edilmeyen durum, gelişmelerin girdabına kapılarak “iradesi hilafına savrulma” halidir. Bunun bir başka biçimi de olup biteni yani gündemi belirleme yeteneğini yitirmek, “proaktif” yani ilk ve önce davranıp tavır almaktan ziyade, başkalarının aldıkları tavra söyledikleri her lafa yanıt vermek yani “reaktif” duruma düşmektir. Bugünün iktidar koalisyonunun manzarasını tam da bu şekilde tarif etmek mümkündür.

Kılıçdaroğlu’nun “Siyasi cinayetler işlenmesinden endişe ediyorum” uyarısına karşı, İçişleri Bakanı’nın “MİT’e sordum, Emniyet’e sordum. Yok öyle bir şey” demesi, buna mukabil geçen 20 yılda yaşanan ve kimilerinde 50-100 canın bir anda yitirildiği siyasi cinayet ve katliamları unutturmaya çalışması da güçlü bir örnek sayılmaz mı? Çok sayıda toplu katliam (Suruç, Ankara, Merasim Sokak, Dolmabahçe, Reina baskını, Atatürk Havalimanı baskını) ve bireysel (Hrant Dink, Tahir Elçi, Gezi Şehitleri, Kumpas süreci şehitleri, Yasin Börü, HDP’li Deniz Poyraz) cinayet sanki bu iktidar döneminde işlenmemiş gibi pişkin pişkin “Recep Tayyip Erdoğan 70’lerin 80’lerin 90’ların siyasi cinayetler devrini kapatmıştır” diyebilmek ve yazabilmek, (olayın muhtevası, yitirilen yüzlerce insan canı olmasını saymazsak) bir kara mizah örneği değil midir?

Bu ülkede 800 bin futbol sahası büyüklüğünde orman alanının cayır cayır yanmasını muhalefetle didişerek izleyen bir Orman Bakanı’nın, kalkıp da “Türkiye, yangınlarına müdahalede dünyanın en iyisi” mealinde konuşması, bir “başyapıt” sayılmaz mı?

Sağlık Bakanı’nın, her gün giderek daha da vahim bir hal aldığı anlaşılan, görülen bir Covid-19 pandemisi tablosuna baka baka hâlâ (aklınca) mizah ürünü tweet’ler atabilmesine ne demeli?

TÜGVA rezaleti ile ilgili belgeleri ilk gün “montaj – düzmece” diye inkâr edip ardından “Kim sızdırmış bunları?” diye atarlanmak, adeta “Kendilerine güldürmek için özel bir çaba”nın ürünü değilse, nedir?

Hepsini alt alta dizip toplamasını aldığınızda, “Eyvah.. Gidiyoruz galiba” diye özetlenebilecek bir ruh halinden söz ediyoruz. Giderayak daha çok katıla katıla (aslında acı acı) güleceğimiz iyice belli oldu.

10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü

HASUDER (Halk Sağlığı Uzmanları Derneği) 
Toplum Ruh Sağlığı Çalışma Grubu

Herkese Nitelikli Ruh Sağlığı Hizmeti:
Hep birlikte gerçekleştirelim!

COVID-19 pandemisinin başlamasından bu yana 18 aydan çok zaman geçmiş durumda.
Kimi ülkelerde yaşam  normale dönüyor; diğerlerinde, bulaşma ve hastaneye yatış oranları yüksek kalıyor ve bu da ailelerin ve toplulukların yaşamlarını alt üst ediyor.

  • Pandemi tüm ülkelerde insanların ruh sağlığı üzerinde büyük bir etki yarattı.

Sağlık çalışanları ve işlerini pandemi koşullarında da kesintisiz sürdürmek durumunda kalanlar, öğrenciler, yalnız yaşayan insanlar ve önceden zihinsel sağlık sorunları olanlar dahil olmak üzere kimi kesimler özellikle etkilendiler. Aynı zamanda, 2020 ortalarında gerçekleştirilen bir DSÖ araştırması, pandemi sırasında zihinsel, nörolojik ve madde kullanım bozukluklarına yönelik hizmetlerin önemli ölçüde kesintiye uğradığını açıkça göstermiştir.

Yine de iyimser olmak için kimi nedenler var. Mayıs 2021’deki Dünya Sağlık Asamblesi (AS: Genel Kurulu) sırasında, dünyanın dört bir yanından hükümetler, kaliteli (AS: nitelikli) ruh sağlığı hizmetlerinin her düzeyde yaygınlaştırılması gereğini fark ettiler ve planın güncellenmiş uygulama seçenekleri ve ilerlemeyi ölçmek için göstergeler de dahil olmak üzere, DSÖ’nün Kapsamlı Ruh Sağlığı Eylem Planı 2013-2030’u onayladılar.

Herkes için kaliteli (AS: nitelikli) ruh sağlığı hizmetini gerçeğe dönüştürmek için hükümet önderleri arasında yenilenen bu enerjiden yararlanmanın zamanı geldi.

Dünya Ruh Sağlığı Günü, hükümet önderlerine, sivil toplum kuruluşlarına ve diğer (AS: öbür) pek çok kişiye, bu hedefi desteklemek için attıkları ve atmayı düşündükleri adımlar hakkında konuşma fırsatı sunuyor.

DSÖ’nün bu yıl 10 Ekim için hazırladığı depresyon ve intihar (AS: özekıyım) temalı broşürlere https://www.who.int/campaigns/world-mental-health-day/2021 linkinden (AS: erişkesinden) ulaşabilirsiniz. 

İlişkili yazılar