Etiket arşivi: COVID-19 pandemisi

Dünya AIDS Günü 2021: Eşitsizlikleri sonlandır, AIDS’i sonlandır!

HIV enfeksiyonu tedavisinde son yıllarda elde edilen önemli başarılara karşın, halen dünyada yaklaşık 38 milyon kişi HIV ile yaşamaktadır ve HIV enfeksiyonu önemli ve öncelikli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir.

Yıllık yeni HIV enfeksiyonu sayısı 2000 yılında 3 milyonun üzerindeyken bugün 1,5 milyona inmiş, HIV enfeksiyonuna bağlı ölümler 2007 yılında 2 milyona yaklaşırken, geçtiğimiz yıl 680 bine gerilemiştir. Bu sayılar hala çok yüksek olmakla birlikte, sağlanan azalışlar önümüzdeki dönem için umut vericidir.

Küresel ölçekte yeni olgu sayısı her yıl azalmaktayken, Türkiye ve çevresindeki ülkelerde yeni olgu sayılarının sürekli artış göstermesi dikkat çekicidir. Son bir iki yılda Türkiye’de belirlenen yeni olgu sayılarının önceki yıllara göre azaldığı yönündeki veriler –uzun dönem verileri incelendiğinde– dikkatle izlenmeyi ve doğrulanmayı gerektirmektedir. Türkiye’de olgu sayıları halen Dünya ortalamasının altındadır; ancak, artışın sürmesi durumunda bu tablo değişecek gibi görünmektedir. Bu gidiş, küresel deneyimlerden ve bilgi birikiminden yararlanmak yoluyla durdurulabilir.

Küresel ölçekte yeni olguların ve ölümlerin azalmasını sağlayan başlıca iki müdahale alanı bulunuyor. Bunların ilki, bulaşmayı önleyici koruyucu davranışların toplumda yaygınlaştırılmasıdır. Üreme sağlığı ve cinsel sağlık hizmetleri ile risk altındaki kesimlere ve toplumun bütününe yönelik farkındalık ve güvenli cinsel davranış eğitimleri ile bu alanda etkili sonuçlar alınabilmektedir. Öte yandan, tedavideki gelişmelerin de küresel başarıda büyük payı vardır. Doğru ve sürekli olarak uygulanan anti-HIV tedavileri enfeksiyonun semptomatik hastalığa (AIDS’e) dönüşmesini başarıyla önlemektedir. Uygun tedavinin sağlanması bulaştırıcılığı da büyük ölçüde önlemektedir. Böylece, tedaviye erişimi olan HIV pozitif kişilere, daha iyi işbirliği sağlanarak güvenli davranış kazandırılabilmekte ve viral yükün sıfıra yaklaşması ile paralel olarak bulaştırıcı olmaları da önlenmektedir. Başka bir anlatımla, HIV pozitif bireylerin tedaviye erişimleri hem kendilerinin sağlığını korumak, hem de yeni olguları önlemek için çok etkili olmaktadır.

Dünyada, HIV ile yaşayanların % 73’ü anti-retroviral tedaviye erişebilmektedir. Bu oran önceki yıllara göre çok olumlu olmakla birlikte UNAIDS’in belirlediği %90 hedefinin altındadır. UNAIDS, HIV pozitif kişilerin en az %90’ının tanı alması, tanı alanların en az %90’ının tedaviye erişebilmesi ve tedaviye erişenlerin en az %90’ında bu tedavinin tam ve sürekli olmasının sağlanması durumunda HIV enfeksiyonu pandemisinin denetim altına alınabileceğini öngörmüştür. Eşitsizlikler, 90-90-90 hedefleri olarak ifade edilen bu hedeflere ulaşmayı güçleştiren en önemli etmendir. COVID-19 Pandemisi de eşitsizlikleri artırarak ve hizmete erişimi engelleyerek süreci olumsuz etkilemektedir.

Türkiye’de HIV enfeksiyonu tedavisinde kullanılan ilaçlar sağlık güvencesi kapsamında yer almakta ve HIV pozitif bireylerin tedaviye erişimi sağlanabilmektedir. Ancak henüz bu anti-HIV tedavi uygulamalarının 1. Basamak sağlık hizmetlerine ve Üreme Sağlığı Programlarına entegrasyonu (AS: eklemlenmesi) sağlanmamıştır. HIV’le yaşayan bireylerin sayısının giderek artması ile birlikte, bu hizmetlerin entegrasyonu (AS: bütünleştirilmesi) tedavinin sürekliliği için önemli bir gereklilik haline gelmiştir. Bundan başka, sığınmacılar, mahpuslar gibi özel grupların tanı ve tedavi hizmetlerine ve ilaca erişimleriyle ilgili sorunlar yaşanmaktadır. Anti-HIV tedavilerin etkili olması için tedavi sürekliliği büyük önem taşır ve bu yüzden dezavantajlı toplum kesimlerinden kişilerin tedaviye erişimleri özel yaklaşım gerektirir.

Türkiye’de 90-90-90 hedeflerine ulaşmak ve HIV enfeksiyonlarının artış eğilimini durdurmak için önemli bir sorun, tanı konulmayan HIV enfeksiyonlarıdır. Tedavi ve kontrolün (AS: denetimin) sağlanabilmesi için önce HIV enfeksiyonu tanısının konması gereklidir. Toplumda bu konuda olumsuz yargıların, dışlayıcı ve damgalayıcı tutumların yaygınlığı ve sağlık kuruluşlarında gizliliğin sağlanamadığı örneklerin çokluğu tanı için başvuruları güçleştirmektedir. Riskli cinsel davranışı olan, bu nedenle HIV ile ilgili endişesi olan kişilerin endişe etmeden başvurarak bilgi alabileceği, isimsiz ve ücretsiz test yaptırabileceği birimlerin artırılması gereklidir. Halen Türkiye’de bir elin parmaklarını geçmeyen ve Belediyeler tarafından açılmış anonim (AS: adsz) test merkezleri, kısıtlı sayılarına karşın çok önemli bir hizmet sunmaktadır. Bu merkezlerin her ilde ve başlıca her Sağlık Bakanlığı hastanesi bünyesinde bulunması ve tanı için başvurunun teşvik edilmesi önemli bir gereksinimdir. Bundan başka, HIV tarama programının 1. Basamak sağlık hizmetlerine entegre edilmesi (eklenmesi) de bu hizmetin yaygınlığını ve ulaşılabilirliğini artıracaktır.

2021 Dünya AIDS Gününün bu yılki teması

  • “Eşitsizlikleri sonlandır. AIDS’i sonlandır”

şeklinde formüle edilmiştir (AS: belirlenmiştir). Eşitsizlikler en köklü toplumsal sorunlardandır ve günümüzde en ağır biçimde sürmektedir. HIV/AIDS dahil birçok halk sağlığı sorunu eşitsizlikler temelinde büyümekte, çözüm güçleşmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün 70’li yıllardan itibaren (AS: başlayarak) ortaya koyduğu eşitlik hedeflerine halen ulaşılamamıştır. Eşitsizlikler temel olarak makro-ekonomik sistemin yapısal özelliklerinden kaynaklanmaktadır ve yok edilmesi de kolay gözükmemektedir. Ancak bugünkü sistemler içinde bile eşitsizlikleri azaltabilmek, derin uçurumları ortadan kaldırmak mümkündür. Bu yıl 1 Aralık Dünya AIDS Günü için belirlenen eşitsizlikleri sonlandırma teması bu açıdan büyük önem taşımaktadır. Sağlığın her alanında, eşitsizlikleri dikkate almayan çabalar ancak sınırlı yarar sağlayabilir.

  • Eşitsizliklerin azaltılması ve ortadan kaldırılması için çalışmak halk sağlığı yaklaşımının temelini oluşturur.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 1. maddesine göre

  • “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar.”

Bu ilkeyi soyut bir genelleme olarak değil, var olan toplumsal ve uluslararası sorunların temelden çözümünün anahtarı olarak görmek gerekir. HIV enfeksiyonu taşıyan bireyler ve HIV nedeniyle damgalamaya uğrayan toplum kesimleri başta olmak üzere, toplumun tüm kesimlerine yönelik her türlü ayrımcılığa son verilmesi gereklidir. HIV pandemisi, halk sağlığı sorunlarının çözümü için eşitsizliklerin ve ayrımcılığın önlenmesi gerektiğini gösteren deneyimler sağlamıştır. Bu deneyimlerden yararlanmak gerekir.

  • Eşitsizlikleri sonlandıralım; AIDS’i sonlandıralım!

*Bulaşıcı Hastalıklar Çalışma Grubu adına, Prof. Dr. Tacettin İnandı ve Prof. Dr. Tuğrul Erbaydar tarafından hazırlanmıştır.

ÇOCUKLARIN TUTUKLU YARGILANMALARINA SON VERİLSİN

ÇOCUKLARIN TUTUKLU YARGILANMALARINA
SON VERİLSİN

31 Ekim 2021 itibariyle Türkiye hapishanelerinde 1.347 tutuklu çocuk bulunuyor. 566 hükümlü çocuğun ise cezaları, COVID-19 izniyle hapishane dışında infaz ediliyor. Tutuklu çocuklar, çocuk ve gençlik kapalı ceza infaz kurumlarında ya da yetişkin kapalı ceza infaz kurumlarının çocuk koğuşlarında tutulmaya devam ediyor.

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (BMÇHS), bir çocuğun tutuklanmasının
başvurulacak en son yöntem olması ve bunun en kısa süreyle uygulanmasını devletlere bir yükümlülük olarak verirken,  Türkiye’de tutuklu çocukların sayısı, tüm zamanlarda hükümlü çocuklardan daha fazla olmuştur ve çocuklar, kimi suç tiplerinde veya kanun yollarına giden dosyalarda çok uzun süre tutuklu yargılamalarla karşılaşmaktadır.

Çocuk Koruma Kanunu, öngördüğü koruyucu ve destekleyici tedbirlerin suçla ilişkilenen çocuklar hakkında da uygulanmasını düzenler. Buna karşılık çocuklar, yeterli risk ve ihtiyaç analizi yapılmaksızın ve etkin tedbirler uygulanmaksızın tutuklanmaktadır. Bu da suçtan uzaklaşmalarının aksine bir sonuç doğurmaktadır.

  • Onarıcı adalet, çocuklar için yerini cezalandırıcı adalete bırakmıştır.

Tutuklu çocukların aileleriyle ve dış dünyayla kurdukları sınırlı iletişim, hapishanede erişebildikleri sınırlı sosyal ve kültürel etkinlikler, eğitim-öğrenim ve sağlıklı gelişim hakkının önündeki engeller pandeminin getirdiği sınırlılıklarla eskisinden çok daha olumsuz koşullar yaratmaktadır. Çocuklar, bir yılı aşkın süredir bu olağan dışı tecrit şartlarında tutulmaktadır. Tecridin sonucu olarak tetiklenen şiddet ve bu şiddetin önlenmesi adına (AS: için) yapılan çalışmaların bağımsız izleme mekanizmaları tarafından denetlenemiyor olması, en büyük endişelerimizden biridir.

Pandemi döneminde hükümlü çocukların izinli sayılarak cezalarını denetimde – kurum dışında
geçirmeleri, bu durumdan yararlandırılmayan tutuklu çocukların ceza almayı göze alarak haklarındaki yargılamanın bir an önce bitmesini istemelerine sebep olmaktadır; haklarındaki ceza kesinleştiğinde, hükümlü sıfatıyla tahliye olabileceklerdir. Bunun anlamı, çocukların savunma haklarından vazgeçtikleri, bir diğer deyişle uygulamanın çocukların adil yargılanma haklarını ihlal ettiğidir.
Ceza adalet mevzuatı çocuklar için BMÇHS ve evrensel insan haklarını ihlal eden pek çok düzenlemeye sahipken günümüzdeki uygulama, bizi bu ihlallerin daha ağır boyutlarla yaşandığı sonucuna götürmektedir.

Çocuk tutukluluklarına son verilmesi, adalet sisteminin öncelikli meselelerinden biri olmalıdır!
Tutuklama, bir cezalandırma aracı olarak çocukların karşısına çıkmaktadır. Hapishane koşullarından dolayı pek çok ek –sosyal hayattan uzaklaştırılma ve disiplin cezaları gibi– yaptırım da bu cezalandırmaya eklenmektedir. Çocukların duygusal ve fiziksel olarak sağlıklı gelişimlerinin sağlanabilmesi için hemen bu gün harekete geçilmelidir.

TUTUKLAMANIN BAŞVURULMASI GEREKEN SON YÖNTEM OLDUĞU VE EN KISA SÜREYLE UYGULANMASI GEREKTİĞİNE DAİR BAĞLAYICI DÜZENLEMELERE UYULARAK TUTUKLU ÇOCUKLAR, GÜVENLİ BİR ŞEKİLDE TAHLİYE EDİLMELİ VE HAKLARINDA KORUYUCU VE DESTEKLEYİCİ TEDBİRLER UYGULANMALIDIR.
ÇOCUKLARIN BİR DAHA SUÇLA İLİŞKİLENMEMESİ İÇİN YAŞAMDAN SOYUTLANARAK HAPSEDİLMELERİ YERİNE AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞI VE MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞIYLA, SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİYLE, ALANDA FAALİYET GÖSTEREN MESLEK ÖRGÜTLERİYLE VE ELBETTE ÇOCUKLARLA ORTAK ÇÖZÜMLER ARANMALI, ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜLMELİDİR.
TAHLİYELERİ TAMAMLANANA KADAR ÇOCUKLAR, TECRİTİN DOĞURDUĞU OLUMSUZ ETKİLERDEN KORUNMALIDIR. AİLELERİNE, ARKADAŞLARINA, AVUKATLARINA, SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNE, BAĞIMSIZ DENETİM MEKANİZMALARINA, EĞİTİM VE OYUN MATERYALLERİNE, SAĞLIKLI GIDAYA VE SAĞLIK BİRİMLERİNE ERİŞİMLERİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER KALDIRILMALI VE ÇOCUKLAR BURALARA ERİŞMELERİ İÇİN DESTEKLENMELİDİR.

ÇOCUKLARIN ÜSTÜN YARARI VE İYİLİK HALİ
ADALET SİSTEMİNİN HER AŞAMASINDA GÖZETİLMELİ, ÇOCUK TUTUKLULUKLARINA KALICI OLARAK SON VERİLMELİDİR.
TUTUKLAMA YERİNE RİSK VE İHTİYAÇLARA GÖRE GELİŞTİRİLECEK ADLİ KONTROL UYGULAMALARI İLE ÇOCUKLARIN KORUNMASI VE DESTEKLENMESİ SAĞLANMALIDIR.
HÜKÜMLÜ ÇOCUKLAR İÇİN CEZALANDIRICI UYGULAMALAR DIŞINDA HAPSETMENİN ALTERNATİFLERİ, SALGIN ÖNLEMLERİNDEN SONRA DA ASIL YÖNTEM HALİNE GELMELİDİR.

  • BİR ÇOCUĞU HAPSETMENİN ONARICI HİÇBİR YÖNÜ YOKTUR.

****
İMZACI KURUMLAR (Alfabetik sırayla)

1- Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği
2- Çocuk İşçiliğini İzleme ve Önleme Derneği
3- Çocuk ve Bilgi Güvenliği Derneği
4- Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi
5- Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim
6- Genç Düşünce Enstitüsü
7- Görülmüştür Kolektifi
8- Hak İnisiyatifi Derneği
9- Halk Sağlığı Uzmanları Derneği
10- İnsan Hakları Derneği Çocuk Hakları Komisyonu
11- İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi
12- İnsan Hakları Gündemi Derneği
13- İzmir Barosu
14- Özgürlüğünden Yoksun Gençlerle Dayanışma Derneği
15- Özgürlük İçin Hukukçular Derneği
16- Özgürlük İçin Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi
17- Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası
18- Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İstanbul Şubesi
19- Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği
20- Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği
21- Türk Tabipleri Birliği İnsan Hakları Kolu
22- Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı
23- Türkiye İnsan Hakları Vakfı

Giderayak güldürüyorlar

Zafer ArapkirliZafer Arapkirli
Cumhuriyet, 15 Ekim 2021

 

Bir insan için de, bir kurum için de, bir siyasi parti için de, hele hele iktidardaki bir siyasi parti için de en arzu edilmeyen durum, gelişmelerin girdabına kapılarak “iradesi hilafına savrulma” halidir. Bunun bir başka biçimi de olup biteni yani gündemi belirleme yeteneğini yitirmek, “proaktif” yani ilk ve önce davranıp tavır almaktan ziyade, başkalarının aldıkları tavra söyledikleri her lafa yanıt vermek yani “reaktif” duruma düşmektir. Bugünün iktidar koalisyonunun manzarasını tam da bu şekilde tarif etmek mümkündür.

Kılıçdaroğlu’nun “Siyasi cinayetler işlenmesinden endişe ediyorum” uyarısına karşı, İçişleri Bakanı’nın “MİT’e sordum, Emniyet’e sordum. Yok öyle bir şey” demesi, buna mukabil geçen 20 yılda yaşanan ve kimilerinde 50-100 canın bir anda yitirildiği siyasi cinayet ve katliamları unutturmaya çalışması da güçlü bir örnek sayılmaz mı? Çok sayıda toplu katliam (Suruç, Ankara, Merasim Sokak, Dolmabahçe, Reina baskını, Atatürk Havalimanı baskını) ve bireysel (Hrant Dink, Tahir Elçi, Gezi Şehitleri, Kumpas süreci şehitleri, Yasin Börü, HDP’li Deniz Poyraz) cinayet sanki bu iktidar döneminde işlenmemiş gibi pişkin pişkin “Recep Tayyip Erdoğan 70’lerin 80’lerin 90’ların siyasi cinayetler devrini kapatmıştır” diyebilmek ve yazabilmek, (olayın muhtevası, yitirilen yüzlerce insan canı olmasını saymazsak) bir kara mizah örneği değil midir?

Bu ülkede 800 bin futbol sahası büyüklüğünde orman alanının cayır cayır yanmasını muhalefetle didişerek izleyen bir Orman Bakanı’nın, kalkıp da “Türkiye, yangınlarına müdahalede dünyanın en iyisi” mealinde konuşması, bir “başyapıt” sayılmaz mı?

Sağlık Bakanı’nın, her gün giderek daha da vahim bir hal aldığı anlaşılan, görülen bir Covid-19 pandemisi tablosuna baka baka hâlâ (aklınca) mizah ürünü tweet’ler atabilmesine ne demeli?

TÜGVA rezaleti ile ilgili belgeleri ilk gün “montaj – düzmece” diye inkâr edip ardından “Kim sızdırmış bunları?” diye atarlanmak, adeta “Kendilerine güldürmek için özel bir çaba”nın ürünü değilse, nedir?

Hepsini alt alta dizip toplamasını aldığınızda, “Eyvah.. Gidiyoruz galiba” diye özetlenebilecek bir ruh halinden söz ediyoruz. Giderayak daha çok katıla katıla (aslında acı acı) güleceğimiz iyice belli oldu.

10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü

HASUDER (Halk Sağlığı Uzmanları Derneği) 
Toplum Ruh Sağlığı Çalışma Grubu

Herkese Nitelikli Ruh Sağlığı Hizmeti:
Hep birlikte gerçekleştirelim!

COVID-19 pandemisinin başlamasından bu yana 18 aydan çok zaman geçmiş durumda.
Kimi ülkelerde yaşam  normale dönüyor; diğerlerinde, bulaşma ve hastaneye yatış oranları yüksek kalıyor ve bu da ailelerin ve toplulukların yaşamlarını alt üst ediyor.

  • Pandemi tüm ülkelerde insanların ruh sağlığı üzerinde büyük bir etki yarattı.

Sağlık çalışanları ve işlerini pandemi koşullarında da kesintisiz sürdürmek durumunda kalanlar, öğrenciler, yalnız yaşayan insanlar ve önceden zihinsel sağlık sorunları olanlar dahil olmak üzere kimi kesimler özellikle etkilendiler. Aynı zamanda, 2020 ortalarında gerçekleştirilen bir DSÖ araştırması, pandemi sırasında zihinsel, nörolojik ve madde kullanım bozukluklarına yönelik hizmetlerin önemli ölçüde kesintiye uğradığını açıkça göstermiştir.

Yine de iyimser olmak için kimi nedenler var. Mayıs 2021’deki Dünya Sağlık Asamblesi (AS: Genel Kurulu) sırasında, dünyanın dört bir yanından hükümetler, kaliteli (AS: nitelikli) ruh sağlığı hizmetlerinin her düzeyde yaygınlaştırılması gereğini fark ettiler ve planın güncellenmiş uygulama seçenekleri ve ilerlemeyi ölçmek için göstergeler de dahil olmak üzere, DSÖ’nün Kapsamlı Ruh Sağlığı Eylem Planı 2013-2030’u onayladılar.

Herkes için kaliteli (AS: nitelikli) ruh sağlığı hizmetini gerçeğe dönüştürmek için hükümet önderleri arasında yenilenen bu enerjiden yararlanmanın zamanı geldi.

Dünya Ruh Sağlığı Günü, hükümet önderlerine, sivil toplum kuruluşlarına ve diğer (AS: öbür) pek çok kişiye, bu hedefi desteklemek için attıkları ve atmayı düşündükleri adımlar hakkında konuşma fırsatı sunuyor.

DSÖ’nün bu yıl 10 Ekim için hazırladığı depresyon ve intihar (AS: özekıyım) temalı broşürlere https://www.who.int/campaigns/world-mental-health-day/2021 linkinden (AS: erişkesinden) ulaşabilirsiniz. 

İlişkili yazılar

Aşısız 300 bin öğretmen ya aşı olmalı ya da bu kamusal alandan çekilmelidir

authorÜNAL ÖZMEN
ozmenu@gmail.com

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

İktidar yanlısı öğretmenlerin üyesi olduğu Eğitim Bir Sen, öğretmenlere aşı zorunluluğuna olduğu gibi zorunlu test uygulamasına da karşı çıkıyor. İtirazını da AİHM ve Anayasa Mahkemesinin “İhtiyari olmayan tıbbi bir müdahale olarak zorunlu aşının özel hayata saygı hakkına müdahale teşkil ettiğine dair kararı”na dayandırıyor. Eğitim Bir Sen itirazının, vücut bütünlüğünün korunması gibi tıbbi veya kişilik haklarıyla ilgili olmadığını, aşı karşıtlığının inanç meselesinden kaynaklandığını biliyoruz. Tersi olsa bile hukuktan bulduğu argüman ne kişi hakkını ne de inancını destekler niteliktedir. Çünkü kamu görevlisinin kamusal hizmetini riskli hale getiren eylemi özel hayata dair değildir. Özel hayatına saygı gösterilmesini bekleyen öğretmenden karşısındaki 42 öğrenci ve ailesinin yaşam hakkına saygılı olması beklenir.

Nitekim Eğitim Bakanı, Covid-19 pandemisine karşı okullarda alınması gereken tedbirler ile ilgili yaptığı açıklamada, açıkça çocukları öğretmenlerden korumak gerektiğini söylüyor. “Dünyadaki veriler, çocuklardan yetişkinlere bulaş oranının, yetişkinlerden çocuklara bulaş oranına göre çok daha düşük olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla eğitim öğretimi sürdürebilmemiz için öğrencilerimizi korumamız gerekiyor.” diyor bakan. Bu bilgi doğru ve bakan net ifadelerle dile getirdiği bu görüşte ise ondan öğretmenlere aşı zorunluluğu getirmesini beklersiniz, ama değil. Bilime ait bu tespiti konumu gereği sarf ediyor ve bir soluk ardından “Aşı zorunlu değil, süreç gönüllülük esasına göre işliyor.” diyerek kendi görüşünü dile getirme, taraftarlarını yatıştırma ihtiyacı duyuyor.

Aşı karşıtlığının bilimsel gerekçesi olamaz; o nedenle sağa doğru baktıkça bilimden uzaklaşıldığı ve aynı oranda aşı karşıtlarının sayısının arttığı görülür. Bunu eğitim sendikalarında da görmek mümkün: En sağdakini (Eğitim Bir Sen) gördük; onun bir berisindeki Türk Eğitim Sen ise aşı karşıtlığını üstü örtük bir şekilde dile getiriyor. Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan, uygulanabilir görmediği PCR test zorunluluğunun “Aşıyı teşvik için getirildiğini” düşünüyor. Öğretmenlerden haftada iki kez istenecek PCR testinin zorunlu tutulmasına karşı olan Eğitim İş “Bilimsel veriler eşliğinde aşıya ikna çalışmaları yapılmalıdır.” görüşünde. Öğretmeni bilimsel veriler kullanarak aşıya ikna edeceksek işimiz var demektir! Net bir fikirle karşılaşmak için biraz daha sola bakmak gerekiyor: Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul “Velilerin çocuklarını okula güven duyarak gönderebilmeleri için tüm eğitim ve bilim emekçilerinin aşılanması gerektiğini” açıkladı. Biraz muğlak olsa da bu ifadeden, öğretmenlerin zorunlu aşıya tabi tutulmaları gerektiği anlamı çıkarılabilir.

İnancından ötürü aşı olmak istemeyenleri sistemin dışına atmak kaydıyla kendi haline terk edelim. Ama PCR testine karşı olan öğretmen çoğunluğunu ne yapabiliriz? Uygulanamazmış! Uygulanamaz diyerek karşı çıkma yerine, uygulanabilir test yöntemlerini savunmak, Sağlık ve Eğitim Bakanlığını buna zorlamak gerekmez mi? Tükürük veya diğer vücut sıvılarıyla yapılan moleküler testler 20 saniyede sonuç veriyor. Birçok ülkede uygulanan bu yöntem neden Türkiye’de de uygulanmasın.

Öğretmenlere aşının zorunlu olmasını savunan Beyaz Saray Sağlık Başdanışmanı Fauci’nin “Okul sezonuna girerken büyük bir dalganın ortasındayız. Durum çok ciddi” tespitinin sadece ABD için geçerli olmadığını, durumun bizim için de oldukça ciddi olduğunu bilmek ve ona göre davranmak zorundayız.

  • Az değil, 300 bin öğretmen aşısız. Kimse başkasını kendi riskine ortak etmemeli, bu öğretmenler ya aşı olmalı ya da bu büyük kamusal alandan çekilmelidir.

En kısa ömürlü yalan: Tüm önlemleri aldık!

Eğitim Bakanı Mahmut Özer “Okullarda alınması gereken tüm önlemleri aldık.” dedikten sonra üç okul müdürünü aradım:

Biri (lise) “Bin 600 öğrencimiz var, bin maskemiz… Sınıf mevcudu ortalaması 42…”

İkincisi (ilkokul) “Ankara Büyükşehir Belediyesinden gelen bir koli temizlik malzemesi var. Henüz Milli Eğitimden birşey gelmedi.”

Üçüncüsü (Ortaokul) “Maske ve hijyen malzemelerini velilere aldıracağım. 140’ı Suriyeli bin öğrencim var, sınıf ortalaması 30. Süreci bir müdür yardımcısı ile yürüteceğim. Okulda hizmetli yok!”
=========================
Dostlar,

Kovit-19 salgını almış başını gidiyor. Günde 300’e yakın “resmi” ölüm!
Denetlenemeyişinde temel etmenlerden bir aşılama yetersizliği, TOPLUM BAĞIŞIKLIĞININ gerekli yüksek düzeye (>%90) erişemeyişi.

İnsan davranışlarına, hak ve özgürlüklerine doğal sınır BAŞKALARINA ZARAR VERMEMEKTİR.

İdeal olanı, ayrıca, davranışlarımızın başkalarına yarar sağlamasıdır.

Kişi özerkliği mutlak değildir ve daha yüksek bir değer için sınırlanır. Ek olarak, insan hak ve özgürlüklerinin kullanımının adaletsizlik doğurmaması da gereklidir.

AİHM’nin, Çekya’dan bir başvuruyu geri çevirdiğini ve Devletin aşıları zorunlu kılabileceğini kararlaştırdığını da belirtelim.

Ayrıca yazıda değinilen Anayasa Mahkemesi kararları 2 bireysel başvuruya dayalı olup takvimli – programlı çocuk aşılarına ilişkindir.  AYM, çocuklarına bu aşıları yaptırmak istemeyen 2 başvurucuyu haklı bulurken, bu aşıları zorunlu kılan yasal düzenleme olmadığına (Çiçek aşısı dışında) dayanmıştır. Oysa salgın koşullarında gerekli aşıyı zorunlu uygulamaya elveren hüküm, 1593 s. Umumi Hıfzıssıhha Yasası’nın 72. maddesinde açıkça yer almaktadır. Bu amaçla yeni bir yasal düzenleme gerekmediği gibi, AYM kararı da böylesine çarpıtılamaz.

İnanç, aşıyı red için geçerli gerekçe sayılamaz; ne yani, İslam dini aşı olmayarak başkalarının ölmesine neden olmaya izin mi vermektedir? Böyle din anlayışı olmaz!

Salgın azgın iken aşıdan kaçmak katil / öldürme eylemiyle eşdeğerdir.

Öneri / çözüm                                    :

  • 1593 s. Umumi Hıfzıssıhha Yasası’nın 72. maddesine dayalı bir Cumhurbaşkanı kararı ile zorunlu aşı uygulaması başlatılmalıdır!

Sevgi ve saygı ile. 04 Eylül 2021, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net          profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik