TTB COVID-19 Pandemisi 6. Ay Değerlendirme Raporu

TTB COVID-19 Pandemisi 6. Ay Değerlendirme Raporu

https://www.ttb.org.tr/745yi8s

Sevgi ve saygı ile. 21 Eylül 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

BEKLENEN OLDU, DAĞ FARE DOĞURDU!

BEKLENEN OLDU, DAĞ FARE DOĞURDU!

Ertan URUNGA
(E) Yargıç Albay

Geçtiğimiz hafta Covid-19 Pandemisinin yükselişe geçtiği günlerde, CB’nın millete bir müjdesi olduğu, ancak bunun 21.08.2020 Cuma günü yapılacak bir basın toplantısı ile açıklanacağı haberinin duyulması üzerine, böyle bir uygulamaya ilk kez tanık olan toplum heyecanlı bir merak içinde o günün gelmesini sabırsızlıkla beklerken, doğal olarak devletten beklentisi olan değişik kesimlerin de bu müjdenin kendi beklentileri doğrultusunda olacağı umuduna kapıldıkları ve bunların yazılı basına da yansıdığı görülmüştür.

Toplumun Beklentisi

Bu “müjde” teranesinin ne olduğuna geçmeden önce, kimi siyasal partiler ile STÖ üyelerinin kestirimlerine kısaca değinmek, toplumun beklentilerini öğrenmek açısından yararlı olacaktır:

– Seyit TORUN, CHP Gn. Bşk. Yrd. – CB’nın istifa etmesi,                                
– Aytun ÇIRAY, İYİ Parti Mv. – Covid-19 aşısının bulunması, asgari ücretin iki katına çıkarılması,
– Ömer Faruk YAZICI, SP. Gn. Bşk. Yrd.- Güçlü bir Türkiye için hak ve adaletin tesis edilmesi,
– Selçuk ÖZDAĞ, Gelecek Partisi Gn. Bşk. Yrd. – Şeffaf ve demokratik Türkiye’nin inşa edilmesi,
– Erkan BAŞ, TİP Gn. Bşk. – CB’nın istifa etmesi,                       
– Önder İŞLEYEN, Sol Parti Bşkl. Krl. Üyesi – CB’nın görevi bırakıp gitmesi,
– Mehmet DURAKOĞLU, İst. Baro Bşk. – Bağımsız yargı için üzerindeki gölgenin kaldırılması,
– Erinç SAĞKAN, Ank. Barosu Bşk. – HSK yapısının ve Yargının bağımsız duruma getirilmesi,
– Dr. Arzu ÇERKEZOĞLU, DİSK. Gn. Bşk. – İşçi hakları korunup, asgari ücretten vergi alınmaması,
– Ergün ATALAY, TÜRK İŞ Gn. Bşk. – Ülke yararına milletin olan her şeyin kabul edilmesi,
– Canan GÜLLÜ, TKDF. Bşk. – İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması için talimat verilmesi,                                     

– Feray Aytekin DOĞAN, Eğt. Sen Gn. Bşk. – Eğitim sorunları giderilerek eşitliğin sağlanması

olduğunu, nedenleri ile birlikte açıklamışlardır. (Bkz. Müjdemi İsterim, 21.08.2020 tarihli Cumhuriyet gazetesi, s. 1-9)

Toplumun büyük bir kesimin beklentilerinin bu yönde olmasına karşın; bunların daha çok karşıt/muhalif çevrelerin görüş ve tercihlerini yansıttığı için bir öneminin bulunmadığına ilişkin savların da toplumu güdülmesi gereken bir koyun sürüsü gibi gören, değişik görüşlere yer vermeyen çağ dışı kalmış devletlere özgü bir anlayışın ürünü olduğuna kuşku yoktur. Oysa bugün, insanı ‘kutsal sayılan hak ve özgürlüklere sahip onurlu bireyler’ olarak kabul eden demokratik devlet anlayışında, bu safsataların bir değeri bulunmadığı için geçiyoruz.

Müjde Dedikleri…

Beklenen gün ve saat gelince, partili CB kürsüye çıkıp Fatih sondaj gemisinden naklen yapılan canlı yayın eşliğinde, bütün bir toplumun soluğunu tutarak beklediği müjdesini açıklamıştır. Buna göre Fatih Sondaj Gemisi’nin Karadeniz’de 320 milyar m3 (metreküp) doğalgaz rezervi keşfettiğini (!) ve bunun Türkiye’nin 7-8 yıllık doğalgaz gereksinimini karşılayacak en büyük keşif olduğunu (?) ve dağıtıma başlanması için uzmanlar 4-5 yıl demişler ama, bunu 2023 yılına yetiştirmeleri için talimat (!) verdiğini de muştuladıktan sonra, “Her arayan bulamaz ama, bulanlar daima arayanlardır. Arayanlar da mutlaka bulur” şeklindeki sözleri de ‘Arayanlar Mevla’sını da bulur, belasını da’ özdeyişini anımsatmıştır bize, her nedense… Biz de bu müjdeyi alınca, “Yaşasın, aradığımızı bulduk!” diyerek, sevinçten ayaklarımız yerden kesildi ve Elhak onca zaman beklediğimize de değdi doğrusu…
Öyle ya, 18 yıldan beri akıl ve hukuk dışı keyfi uygulamaları ile ülkemizi yangın yerine çeviren AKP iktidarı ve onun yüksek okul diploması olmadan Cumhurbaşkanı olan liderinden demokratik yollarla kurtulmanın umarını/çaresini fellik mellik ararken, arayanların -Allah’ın izniyle- aradıklarını bulacağını en yetkili ağızdan öğrenince, biz de aradığımızı mutlak bulacağımıza ikna olduk, inandık! Bundan daha büyük bir müjde, ancak ‘istifa ettiğini açıklaması’ olabilirdi ki o da olmadı, olamazdı da bence.
Çünkü kişinin kendi kusurunu bilmesi; ancak çağdaş demokratik ülkelerde rastlanan, saygın ve erdemli yöneticilere özgü bir davranış olduğu için, bedevi Arap kültürünü İslam dini olarak benimsemiş olan ve bunu bütün bir topluma dayatan tutucu bir politikacının bu erdemi göstermesini beklemek abes olurdu ve ne yazık ki öyle de oldu, umudumuzu pekiştirmiş olsak da ülkemiz adına bir avuç hüzün kaldı geriye…
Kim Söyleyebilir?
Öte yandan, bulunan doğalgaz rezervinin 66.000.000.000.$ (altmış altı milyar Dolar) olduğu söylenen parasal değerine sevinebilirdik ama, bunun da ‘Kendin Çıkar Kendin Sat’ modeli (!) ile yabancı bir şirkete 30 yıllığına, güvencesi/garantisi de devletin kesesinden (yurttaşın cebinden!) verilerek satılmayacağını -yüzlerce örneği orta yerde dururken- kim söyleyebilir ki?
Kaldı ki bulunan ve henüz kesin oylumu, kapasitesi de belirlenmeden açıklanan rezervin, gün ışığına çıkarılıp satışının yapılabilmesi için yeni kuyular açılıp deniz üstünde düzlem/platform kurularak gerekli teknik araç ve gereçlerle donatılması için Koronavirüs bulaşının tavan yaptığı, ekonominin de dibe vurduğu günlerde 3-5 milyon Dolar ek harcama yapılması gerektiğinin uzmanlarca dile getirilmesi de “Dağ fare doğurdu” dememize neden olmuştur.
Tez Zamanda Anlaşılacak
Bütün bu sorunlar ve daha çoğunun, bilimsel akılcılığa dayalı gerçekçi uygulamalarla giderilmesi beklenirken; siyasal getiri sağlamak için kalkıp da can ve geçim derdi arasında sıkışan toplumla alay eder gibi doğalgaz bulduğunu ve 66’ya bağladığını söyleyerek milleti aldatmanın, nasıl bir müjde ve ne büyük bir aymazlık olduğu tez zamanda anlaşılacaktır elbet.
Sonuç : Covid-19 Pandemisi ile ekonomik krizinin yarattığı açmazların tüm ağırlığı ile yaşandığı şu günlerde, gerçek gündemi değiştirmekten başka bir amacı olmadığı anlaşılan müjde teranesini artık bir yana bırakıp ayaklarımızı yere basarak; dünyayı ve ülkemizi bir karabasan gibi saran somut olgulara yüzümüzü çevirip, alanında uzman bilim adamlarının sesine kulak verip, yakıcı gerçeklerle yüzleşerek direnmekten başka bir seçenek kalmamıştır.
Bu bağlamda, Halk Sağlığı ve Sağlık Hukuku uzmanı, ayrıca Mülkiye’li Prof. Dr. Ahmet SALTIK‘ın sitesinde paylaştığı Biyofizik uzmanı (E) Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR’IN “Çevre Felaketi Yaşıyoruz” başlıklı yazısı ile sayın SALTIK’ın bu yazıya değerli katkılarını içeren Çevresel Yıkım, Masum Kurbanlar ve İktidarın Sorumluluğu başlıklı çarpıcı gerçekleri gözler önüne seren Bilimsel Akılcılığa dayalı uyarıcı – eleştirel yazılarının mutlak okunmasını önerirken (http://ahmetsaltik.net/2020/08/21/cevresel-yikim-masum-kurbanlar-ve-iktidarin-sorumlulugu/); elde kalan umudu da tüketmemek için
– daha çok evde kalın,
– daha çok sağlıcakla kalın ve
– daha çok umutla kalın!

Covid-19 Pandemisi Bütün Ağırlığı ile Devam Ediyor

Covid-19 Pandemisi Bütün Ağırlığı ile Devam Ediyor!
Hekimler ve Sağlık Çalışanlarının Enerjisi ve Sabrı Tükeniyor

https://www.ttb.org.tr/425yi7w 21.08.2020

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) çağrıyla hekimler ve sağlık çalışanları, Covid-19 pandemisi ile mücadele sürecinde özlük hakları ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi istemiyle bulundukları illerde basın açıklamaları gerçekleştirdi.

Türkiye’nin dört bir yanında, Tabip Odaları tarafından 21 Ağustos 2020’de il sağlık müdürlükleri, hastane bahçeleri ya da Oda merkezlerinde düzenlenen basın açıklamalarında, TTB imzalı “Covid-19 Pandemisi Bütün Ağırlığı İle Devam Ediyor!” başlıklı ortak metin okundu.

Açıklamada, COVID-19 pandemisinin yaygınlaşma eğiliminin arttığı bu dönemde TTB’nin öncelikli ve ısrarlı talebinin; hekimlerin ve sağlık çalışanlarının içinde bulunduğu boğucu ortamın görülmesi ve artık nefes alamayacak hale gelip tükendiklerinin farkına varılması olduğu ifade edildi.

Bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da işini severek ve onurla yapmaya devam edecek olan hekimler ile sağlık çalışanlarında biriken ve patlama noktasına gelen kaygı ve tepkilerin ülkeyi yönetenlerce dikkate alınması çağrısında bulunulan açıklamada,

  • “Hekimleri ve sağlık çalışanlarını korumayı başaramaz, maddi ve manevi desteği sağlayamazsanız, toplumu hiç koruyamazsınız.” dendi.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Sinan Adıyaman ise Ankara Tabip Odası’nda düzenlenen basın toplantısına katıldı.
***

TTB BASIN AÇIKLAMASI / 21.08.2020

COVID-19 PANDEMİSİ BÜTÜN AĞIRLIĞI İLE DEVAM EDİYOR!
HEKİMLER VE SAĞLIK ÇALIŞANLARININ ENERJİSİ VE SABRI TÜKENİYOR…

Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının görevi hastaları tedavi etmek toplumu ise hastalıklardan korumaktır. Toplumu ve sağlık sistemini esastan etkileyen COVID-19 gibi yoğun ve riskli dönemlerde hastalıkla mücadele etmek, bedeli ne olursa olsun bizlerin kamusal, mesleki ve hepsinden önemlisi etik sorumluluğumuzdur.

Hekimlik mesleğine adım attığımız ilk andan başlayarak bırakmadığımız mesleki ve toplumsal sorumluluk bilinci, üzerimizden çıkarmadığımız beyaz önlüğümüz gibi varlık nedenimizi oluşturur.

Ancak olağan sağlık hizmetleri dönemindeki performans baskısı, gerekli olmayan sağlık hizmeti tüketimi ve hekim emeği üzerinden yaratılmaya çalışılan “hasta-müşteri memnuniyeti”, SABİM – CİMER şikayet hatları ve yönetici baskılarının üzerine şimdi de çığ gibi büyüyen vaka sayıları ile pandeminin “virüs yükü”  bindirilmiştir.

Türk Tabipleri Birliği olarak COVID-19 pandemisinin zayıflatılamadığı ve yaygınlaşma eğiliminin arttığı bu dönemde öncelikli ve ısrarlı talebimiz; hekimlerin ve sağlık çalışanlarının içinde bulunduğu boğucu ortamın görülmesi ve artık nefes alamayacak hale gelip tükendiklerinin farkına varılmasıdır.

COVID-19 pandemisi ile mücadele her şeyin normal, olağan kabul edildiği ve Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere ülkeyi yönetenlerin hekimleri ve sağlık çalışanlarını görmezden geldiği bir anlayışla sürdürülemez. Hekimler için alkışların yerini uzun süredir hüzün almıştır. Hemen her gün onlarca meslektaşımızın hastalık haberini alıyoruz,

  • birileri televizyonlardan, twetter mesajlarından başarı öyküleri anlatırken bizler ölüyoruz!

Koşulların pandemiye uygun olarak iyileştirilmediği; eşitlik, adalet anlayışından uzak görevlendirmelerle mağduriyetlerin yaratıldığı; hekimlerin yakın geleceğe dair kaygılarının arttığı bu günlerde, sesini duyuramayan, umudunu yitiren hekimlerin emeklilik ya da istifa sayısındaki artış ciddiye alınmalı ve önemsenmelidir. Kötü yönetim ve her şeyi ben bilirim anlayışının ürünü olan bu tabloların sorumluluğu Sağlık Bakanlığı’ndadır. Aylardır özveriyle çalışan hekimleri emeklilik ya da istifa noktasına getiren, yöneticilerin beceriksiz ve empatiden yoksun, çözüm üretmeyen dayatmaları ve vurdumduymazlıklarıdır.

Türk Tabipleri Birliği ve Tabip Odaları olarak, meslektaşlarımızı görevlerinden uzaklaşmamaya, Sağlık Bakanlığı’nı ve ülkeyi yönetenleri ise yasaklama, kısıtlama ya da cezalandırmayı aklına bile getirmeden hekimlerdeki bu sıkışmışlığın ve tükenmişliğin farkına varmaya davet ediyoruz.

Pandemiye karşı en ön saflarında mücadeleyi yürüten bizler, güven veren, geleceğe dair kaygıları azaltan, her hekimi ve sağlık çalışanını değerli gören, çalışma ortamının, çalışma koşullarının iyileştirilmesini, kişisel koruyucu donanımların eksiksiz ve zamanında temin edilmesini, maddi ve manevi desteği sözlerde, vaatlerde değil fiilen, hemen ve sürekliliği sağlayarak gösteren bir sağlık yönetimi istiyoruz.

Öncelikle bilinmelidir ki; her dönemde ama özellikle COVID-19 pandemisi döneminde sağlık hizmeti için sunulan emeğin maddi karşılığı yoktur. Evde çocuğunu bırakarak ya da hastalığı anne babasına bulaştırma endişesini her gün taşıyarak günlerce COVID-19 polikliniklerinde hasta bakmanın maddi bedeli ölçülemez!

COVID-19 pandemisi sürecinin toplumsal ayağını yönetemeyen, toplumda günlük hayata yansıyan bir pandemi bilinci oluşturamayan, “başarı öyküsü” yaratma çabasından kaynaklı gerçekler yerine sanal rakam ve beklentiler ile pandemide denetimi yitirdiği anlaşılan yöneticilerin, hastanelerin salgınla kuşatıldığı bu günlerde, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının sesine, haykırışına kulak vermelerini istiyoruz. Hekimler ve sağlık çalışanlarında manevi olarak yaşanmakta olan çöküş ve tükenmişliğin, düşük temel maaşlar, komik rakamlardaki performans ödemeleri ile iç içe geçerek pandemi sürecinde yaratabileceği moralsizlik ve zaaflar konusunda yetkilileri uyarıyoruz.

Bütün çalışanların ekonomik kriz ve pandemi dikkate alınarak maaşlarında artış yapılması talebiyle beraber, ama öncelikle hekimlerin ve sağlık çalışanlarının performans dahil hiçbir ön koşul ve sınırlamaya tabi kılınmadan, emekliliğe yansıyan, örgütümüzün talepleri doğrultusunda temel maaş alabilmelerinin sağlanmasını; bu gerçekleşinceye kadar mevcut döner sermaye ödemelerinin salgın bitinceye kadar tavandan ödenmesini, Aile Sağlığı Merkezi ve İlçe Sağlık Müdürlüklerinde çalışan hekimlere de yansıtılmasını istiyoruz.

Biz hekimler ve sağlık çalışanları bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da işimizi severek ve onurla yapmaya devam edeceğiz. Ülkemizin yaşadığı onlarca olağandışı durumda mesleğimizin doğasında yer alan fedakarlığı ve özveriyi yerine getirmeyi başarmış bir mesleğin mensuplarıyız. Bu doğrultuda öneri ve taleplerimizin dikkate alınmasını umuyor, hekimlerde ve sağlık çalışanlarında biriken ve patlama noktasına gelen kaygı ve tepkileri ülkeyi yönetenlerin dikkatine sunuyoruz.

Türk Tabipleri Birliği olarak pandeminin ilk günlerinde yaptığımız uyarıyı bir kez daha tekrarlıyoruz:

  • Hekimleri ve sağlık çalışanlarını korumayı başaramaz, maddi ve manevi desteği sağlayamazsanız, toplumu hiç koruyamazsınız.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

Sağlıklı kişiler için grip, risk grubundakiler için hem grip hem zatürre aşısı öneriliyor

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. İlker İnanç Balkan, sağlıklı kişilerin de grip aşısı yaptırmasının önerildiğini, Covid-19 pandemisi sürecinde grip aşısının daha çok rağbet görmesinin beklendiğini dile getirerek, zatürre aşısı yaptırmanın risk grubundaki kişilerin grip ve Covid-19 enfeksiyonunu daha sorunsuz atlatmasına katkıda bulunduğunu belirtti.

Balkan, influenza (grip) virüsünün çok hızlı mutasyon geçiren bir virüs olduğu için her yıl yenilendiğini anlatarak, geçen yıl grip aşısı yaptıranların da bu yıl aşı olmasının önerildiğini söyledi.

EN UYGUN ZAMAN KASIM AYI

Aşı ile oluşan antikorların koruyucu etkisi zamanla azaldığı için grip aşısının, mevsimsel grip salgınından hemen önce, Türkiye için kasım ayı içinde yapılmasının en uygun zamanlama olacağına işaret eden Balkan, şu bilgileri verdi: “Grip aşısı, 6 ayını doldurmuş çocuklar dahil, salgın zamanlarında herkese ve risk grubunda olan kişilere yıllık olarak önerilmektedir. Kronik hastalıkları bulunanlar, kronik hasta ve yaşlılara bakım verenler, sağlık çalışanları, salgın açısından riskli kapalı ve kalabalık alanlarda çalışanlar için grip aşısı özellikle önerilmektedir. Grip aşısı inaktif (ölü) aşı olduğu için bağışıklığı baskılanmış kişilere, hatta ilk 3 ayını geçmiş gebelere de uygulanabilmekte, uygulanması önerilmektedir. Grip aşısının koruyuculuğu salt gribe karşıdır ve %100 değildir. Bazı yıllarda koruyuculuk %50’nin altında kalabilmektedir. Bununla birlikte Covid-19 pandemisi sürecinde, birbirine klinik olarak benzeyen iki virüsten hiç olmazsa birine karşı, hiç olmazsa belli düzeyde korunma sağlamak amacıyla bu yıl grip aşısının daha çok rağbet görmesi beklenmektedir ki bu doğru bir yaklaşımdır.”

“RİSK GRUBUNDA YER ALMAYANLARIN ZATÜRRE AŞISI YAPTIRMASINA GEREK YOK”

Balkan, zatürre aşısının (konjuge pnomokok aşısı) ise belirli risk grubunda bulunan kişilere ömür boyunca bir kez veya polisakkarit zatürre aşısının da ek olarak 5 yıl arayla iki kez uygulanmasıyla toplam üç kez uygulandığını belirtti.

Zatürre aşısının, 65 yaş ve üstü kişilere, KOAH, astım, diyabet, böbrek yetmezliği, kanser, organ nakli alıcısı, bağışıklık baskılayıcı tedavi gören, kronik HIV enfeksiyonu gibi kronik hastalıkları olan kişilere ve dalağı alınmış kişilere önerildiğini anlatan Balkan, “Bu gruplarda yer almayan kişilerin -sağlık çalışanları ve toplu bulunulan kapalı alanlarda çalışan kişiler dahil- zatürre aşısı yaptırmasına gerek yoktur. Mevcut aşı önerileri bilimsel rehberlerde bu şekilde yer almaktadır” diye konuştu.

Balkan, aşı ile önlenen zatürrenin etkeni olan pnömokok bakterisinin, hastalardan yayılarak salgın yapan grip ve Covid-19 etkeni virüslerden farklı olarak üst solunum yolunda zaten bulunduğunu, kişinin yaş ve kronik hastalıklara bağlı olarak bağışıklık yanıtının bozulması sonucunda alt solunum yoluna inerek zatürreye yol açtığını belirterek, şunları söyledi: “Gerek grip gerekse Covid-19 hastalığı seyrinde görülen ölümlerin bir kısmı, viral enfeksiyona ikincil olarak gelişen bakteriyel enfeksiyon (zatürre) nedeniyle ortaya çıktığı için zatürre aşısı yaptırmış olmak, risk grubundaki kişilerin grip ve Covid-19 enfeksiyonunu daha sorunsuz atlatmasına katkıda bulunmaktadır. Bununla birlikte bağışıklık sorununa yol açan bir kronik hastalığı veya altta yatan bir kronik akciğer hastalığı bulunmayan kişilerin pandemi sürecinde zatürre aşısı yaptırması yönünde bir öneri bulunmamaktadır.”

Grip veya zatürre geçirenlerde akciğer grafisi bulguları ve klinik bulgular Covid-19’a benzediği için bu hastaların bazen yanlışlıkla Covid-19 tanısı ve tedavisi aldığını ve yanlışlıkla Covid-19 pandemi servislerine yatırıldığını dile getiren Balkan, “Bu da hastaların doğru tedavilerinin gecikmesine, tanılarının gecikmesine, tanı karışıklığına yol açmakta. Bu nedenle Covid-19 pandemisi sürecinde risk grubundakilerin mutlaka grip ve zatürre aşılarını tamamlamaları, tanının gecikmesini, tanı karışıklığını ve pandemi servislerine yanlışlıkla yatırılmayı önlemek için de öneriliyor.” diye konuştu.

“SAĞLIKLI KİŞİLERİN DE GRİP AŞISI YAPTIRMASI ÖNERİLİYOR”

Doç. Dr. İlker İnanç Balkan, sağlıklı kişilerin bu aşıları yaptırmasında sakınca olup olmadığı konusunda, “Grip, çevreden bulaşan ve salgın yapan bir enfeksiyon olduğu için sağlıklı kişilerin de grip aşısı yaptırması önerilir. Ancak bu risk pnömokok bakterisi ile gelişen zatürre için geçerli olmadığından, risk grubunda yer alanların zatürre aşısı yaptırması yeterlidir” dedi.

Grip aşısı belirli bir takvime göre (kıştan önce) yapılırken, zatürre aşısı için bir zaman sınırlaması bulunmadığını vurgulayan Balkan, çocuklara, çocukluk aşı takvimi içinde ülke genelinde ücretsiz uygulanan zatürre aşısının, risk grubundaki erişkinler için de hastanelerin “erişkin aşı” birimlerinde ücretsiz uygulandığını hatırlattı.

Balkan, grip aşısının da belirli risk grubunda yer alan kişiler ve sağlık çalışanları ile sınırlı olarak il sağlık müdürlükleri tarafından tedarik edilip erişkin aşı birimlerinde ücretsiz yapıldığını söyledi.

Kapattığınız hastanelerimizi açın

Dr. Bayazıt İLHAN

Covid-19 pandemisinde ülkemizde Sağlık Bakanlığı’nın da işaret ettiği tehlikeli bir artış var. Salgın denetim altına alınamadı.

İnsanlarımız artarak hastalanmaya, ölmeye devam ediyor. Özellikle bazı illerimizde durumun kötüye gittiği açıklamalara yansıyor. Öncelikle, haklı olarak hastalığın yayılmamasına yönelik önlemlere dikkat çekiliyor, ancak tedavi edici hizmetleri de zorlayan gelişmeler var. Pek çok ilde yoğun bakım yataklarında sıkıntı yaşandığı bilgileri geliyor.

TÜM YOĞUN BAKIM YATAKLARI COVID-19 HASTALARINA AYRILACAK

Ankara İl Sağlık Müdürlüğü’nün değişik ortamlarda paylaşılan 28 Temmuz 2020 tarihli toplantı kararları durumun ciddiyetini göstermesi yanında, kısa sürede çözüm bulunması gereken meselelere de işaret ediyor. Buna göre devlet hastanelerinde boş yoğun bakım yataklarının tamamının Covid yoğun bakım yatağı, klinik servis yataklarının en az yarısının Covid yatağı olarak ayrılması, acil olmayan ameliyatların ikinci bir karara kadar ertelenmesi talimatı veriliyor.

Peki, tüm bu yataklar Covid-19 hastalarına ayrılacaksa, bu hastalık için yeterli olacağını düşünsek bile (bundan da emin olamıyoruz) sağlık hizmetlerini aylardır erteleyen diğer hastalar ne yapacaklar? Kalp krizi, felç, trafik kazası, iş kazası, mide kanaması geçirdiklerinde, şeker hastalığına, kansere, böbrek, karaciğer hastalıklarına yakalandıklarında, kalçaları kırıldığında, yoğun bakıma ihtiyaç duyduklarında ne yapacaklar? Parası olanlar özel hastanelere gidecekler, olmayanlar?

Sağlık hizmetlerinin ertelenemez yanı vardır, zorunlulukla bazılarını erteleseniz bile belli bir süre yapabilirsiniz. Zaten hastalar Covid-19 nedeniyle beş aydır ihtiyaç duydukları pek çok sağlık hizmetini öteliyorlar.

KAPATILMAMALARI GEREKİYORDU, ŞİMDİ AÇILMALARI GEREKİYOR

Burada çözüm için atılacak en kolay, bilimsel ve ekonomik adım bellidir. Türkiye’de on ilde şehir hastaneleri gerekçe gösterilerek kapatılmış, sağlık hizmeti veremez hale gelmiş, şehir merkezlerinde boş bekleyen otuza yakın hastane vardır.

Bunların hizmete açılması için büyük yatırımlara, havaalanı pistlerini parçalamaya, uzun zamana ihtiyaç da yoktur. Karar verilirse bazıları için yapıldığı gibi 15 günde sağlık hizmetlerine açılabilirler. Doğru planlamayla Covid-19 hastaları için ya da diğer hastaların tedirgin olmadan güvenli sağlık hizmeti alması için kullanılabilirler.

En çok hastane Ankara’da kapatıldı. Aralarında Türkiye’nin en büyük ve en köklü hastaneleri olan toplam 3415 yataklı altı hastanenin kapısına kilit vuruldu. İl Sağlık Müdürlüğü’nün de dikkat çektiği sıkışıklığı göz önüne alarak Ankara Numune Hastanesi, Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi, Dışkapı Çocuk Hastanesi başta olmak üzere hastanelerimiz tekrar sağlık hizmetlerine kazandırılmalıdır.

Aynısı Bursa Memleket Hastanesi, Adana Numune Hastanesi’nin tam kapasiteyle çalışması, Mersin, Kayseri, Eskişehir, Manisa, Isparta, Elazığ, Yozgat devlet hastaneleri, kısacası kapatılan tüm hastanelerimiz için geçerlidir. Bu hastanelerimiz kent rantına kurban gitmemeli, sağlık hizmetlerine dönmelidirler. Pandemi dönemi bu ihtiyacı tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarmıştır.

ANKARALILARIN YAŞAMSAL TALEBİ

Ankara’da 120’den fazla meslek odası, sendika, siyasi parti, dernek, Ankara’nın tüm örgütlü yapıları bir araya gelerek hastanelerinin kapatılmasını önlemeye çalıştılar, şimdi tekrar açılması için Hastanemi Açın Platformu (HAP) adıyla mücadele ediyorlar. Salgının başında, 6 Nisan 2020’de yaptıkları açıklamayla, artacak sağlık hizmeti ihtiyacına dikkat çektiler. Aradan geçen dört ayda haklılıkları iyice ortaya çıktı.

Şimdi inatlaşma değil sağlığımıza iyi gelecek işler yapma zamanı. Yetkililere seslenelim, HAP’a kulak verin:

  • Ankara Numune Hastanesi’ni açın.
  • Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi’ni açın.
  • Dışkapı Çocuk Hastanesi’ni açın.
  • Ankara Fizik Tedavi Hastanesi ve Ulus Devlet Hastanesi’ni açın.

İstanbul’da kapatılmadı, demek ki oluyor, bundan sonra da şehir hastanelerini gerekçe göstererek hastane kapatmayın.

Öyle ya, sağlık bu, başka şeye benzemez.