BURSA ŞEHİR (DIŞINDA) HASTANESİ AÇILDI!

BURSA ŞEHİR (DIŞINDA) HASTANESİ AÇILDI!

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Kamuya çok yüksek maliyeti ve şehir dışında yapılanması nedeniyle tedavi edici sağlık hizmetlerinde aksamaya yol açmasıyla dikkat çeken Bursa Şehir Hastanesi ile ilgili Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi tarafından 23 Temmuz 2019 tarihinde basın toplantısı düzenlendi.

TTB Merkez Konseyi Genel Sekreteri Dr. Bülent Nazım Yılmaz ve TTB Merkez Konseyi Üyesi Prof. Dr. Gülriz Erişgen’in katılımı ile gerçekleşen basın toplantısında açıklama metni TTB Merkez Konseyi Genel Sekreteri Dr. Bülent Nazım Yılmaz tarafından okundu.

BASIN AÇIKLAMASI, 23.07.2019

BURSA ŞEHİR (DIŞINDA) HASTANESİ AÇILDI!

Bir kamu-özel ortaklığı projesi olan ve “yap-kirala-devret” modeliyle 9 Mayıs 2015’te temeli atılan Bursa Şehir Hastanesi, şehrin dışında, İstanbul-İzmir otoyolu üzerinde Nilüfer İlçesine bağlı Doğanköy Mahallesi sınırları içerisinde 16 Temmuz 2019 günü açıldı. Hastane Bursa’nın merkezi Heykel semtine yaklaşık 20 km. kapatılan Bursa Devlet Hastanesi’ne ise 18 km uzaklıktadır. Bursa Şehir Hastanesi’nin çevresinde kente ilişkin herhangi bir yerleşim alanı ve mekan söz konusu değildir.

Bursa Şehir Hastanesi açılırken ne yazık ki şehir merkezindeki Bursa Devlet Hastanesi, Prof. Dr. Türkan Akyol Göğüs Hastalıkları Hastanesi ve Zübeyde Hanım Doğumevi kapatıldı. Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi de küçültülerek, birçok hizmeti sunamaz hale getirildi.

Toplam 399,5 milyon ABD Doları yatırım maliyeti olduğu açıklanan 1355 yataklı Bursa Şehir Hastanesi hakkındaki bilgilerimiz sınırlı. Şartnamesi ve ihale belgeleri “ticari sır” gerekçesiyle topluma açıklanmıyor. Tek başına bu durum bile şehir hastanelerinin sağlığın ticareti yapılan kurumlar olduğunu göstermeye yetiyor. Birçok kez kira ve hizmet bedeli olarak yılda ne kadar ödeme yapılacağını sormamıza karşın, yetkililerden hiçbir yanıt yok. 25 yıl boyunca Bursa Şehir Hastanesine ne kadar ödeme yapılacağını bilen var mı? Bu bilgiler neden gizli tutuluyor?

Bursa Tabip Odası, İl Sağlık Müdürlüğü’nün Bursa Şehir Hastanesi ile ilgili sorulara yanıt vermemesi üzerine bu durumu 18.07.2019 tarihinde yaptığı bir açıklamayla kamuoyu ile paylaştı[1].

Bürokrasiye yakın yerel kaynaklar 2019 yılı rakamlarıyla yıllık 350 milyon TL’nin üzerinde kira ve hizmet bedeli ödemesi yapılacağını tahmin ediyorlar. 400 yataklı Yalova Devlet Hastanesi ihalesinin 2019 yılının Ocak ayında 233 milyon TL ile sonuçlandığı düşünüldüğünde; Bursa Şehir Hastanesi’nin yalnızca bir yıllık kirasıyla 600 yataklı bir hastanenin anahtar teslimi yaptırılabileceği anlaşılmaktadır.

Bursa Şehir Hastanesinin yüksek maliyeti Bursa’da dikkati çeken en önemli konular arasındadır. Şöyle ki;

  • Kapatılan Bursa Devlet Hastanesi’nin acil servisi, yoğun bakımları ve hasta odaları için geçmiş yıllarda halktan milyonlarca TL bağış toplanmıştır. Toplanan bağışlarla yenilenen hastane kapatılmış, kaderine terk edilmiştir.
  • Kapatılan Bursa Devlet Hastanesi’nin hemen yanına bağışla yaptırılan ve sonradan Sağlık Bakanlığı bütçesinden büyük harcamalarla desteklenerek onkoloji konusunda 3. Basamak tıbbi tanı/tedavi hizmeti sunan Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi neredeyse terk edilmiş durumdadır. Bu hastaneden 30’un üzerinde uzman hekim Bursa Şehir Hastanesi’nde görevlendirilmiş, Hastanedeki birçok bölüm kapatılmıştır.
  • 2017 yılında temeli atılan ve 2019 yılında açılacağı söylenen 750 yataklı Acemler’deki devlet hastanesi inşaatı “ödenek yokluğu” gerekçe gösterilerek durdurulmuştur. 2017 yılında kamuoyuna yapılan duyurularda Zübeyde Hanım Doğumevi ve Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi’nin bu hastaneye taşınacağı açıklanmasına karşın söz konusu hastaneler Bursa Şehir Hastanesi’ne taşınmıştır.
  • Bursa Şehir Hastanesi’ne kamu ulaşımını sağlamak üzere Bursaray’ın hastaneye kadar götürülmesi planlanmakta, bu amaçla Bursa Büyükşehir Bütçesi’nden 600 milyon TL kadar bir kaynak ayrılması gerektiği[2] açıklanmaktadır. Türkiye’de en pahalı suyu tüketmek zorunda kalan ve ulaşımın en pahalı olduğu bir ilde yaşayan yurttaşlar açısından, şirketlerin para kazanması uğruna kamu kaynaklarının harcanması kabul edilemez bir durumdur.

Şehir dışında yapılan “Bursa Şehir Hastanesi” bir yandan kamuya çok yüksek maliyeti, diğer yandan da doğru dürüst ulaşımı olmaması nedeniyle Sağlık Bakanlığı tarafından kentimizde sunulan tedavi edici sağlık hizmetlerinde aksamaya yol açmaktadır. Kent merkezindeki hastanelerin kapatılması nedeniyle hastalar ve hasta yakınları şehir dışındaki hastaneye ulaşmak için çile çekmek zorunda kalmaktadır. Bu durum hastaları zorunlu olarak şehir merkezindeki özel hastanelere yöneltmektedir. Bursa Şehir Hastanesi ile ilgili (üstelik daha sonradan doğru olmadığı anlaşılan[3]) açıklamaların, şehir merkezindeki bir özel hastaneler grubunun sahibi AKP milletvekili[4] tarafından yapılması da ilgi çekici bir ironidir.

Hekimler ve sağlık çalışanlarını daha önce açılan şehir hastanelerindeki deneyimin ışığında başta ulaşım ve organizasyon sorunları olmak üzere zor günler beklemektedir.

Bursa Şehir Hastanesi devasa büyüklüğü ve birçok branşın bir arada hizmet sunacağı bir yaklaşıma rağmen kendi kadrosunu oluşturamamış; zaten hekim ve sağlık çalışanı sayısı Türkiye ortalamasının altında olan Bursa’da sağlık çalışanları daha çok iş yükü ile karşı karşıya bırakılmıştır. Bursa Şehir Hastanesi açılırken taşınan hastanelerdeki hekimlerin yanı sıra, Bursa Yüksek İhtisas Hastanesi’nden, Çekirge Devlet Hastanesi’nden ve Dörtçelik Çocuk Hastanesi’nden ve ilçe devlet hastanelerinden (Gürsu, Yenişehir, İnegöl, Gemlik, Orhangazi, Karacabey, Mustafakemalpaşa) çok sayıda hekim geçici görevle Şehir Hastanesinde görevlendirilmiştir. Sağlık hizmeti gibi süreklilik gösteren hizmetlerde geçici görevlendirmenin meydana getirdiği sorunlar bir yana, geçici görevle gönderilen hekimlerin yarattığı boşluk söz konusu hastanelerde tedavi edici sağlık hizmetlerinde aksamaya yol açmaktadır.

Bursa Şehir Hastanesi’nde de sağlık çalışanı sayısı yetersizdir ve hangi kadroda kaç kişinin naklen ve geçici görevle görevlendirildiği İl Sağlık Müdürlüğü tarafından açıklanmamaktadır. Radyoloji teknisyenleri başta olmak üzere sağlık teknisyenlerinin Bursa Şehir Hastanesi’nde nerede istihdam edilecekleri, hangi işleri yapmak zorunda kalacakları şimdilik belirsizdir. Sağlık çalışanları kişisel ulaşım maliyetlerinin artmasından ve başhekimin yetkisinin kısıtlanmasından yakınmakta; şirket yetkilisi CEO’un direktifleriyle hastanenin yönetilmesinden duydukları rahatsızlığı dile getirmektedir.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ MERKEZ KONSEYİ

[1]Bursa İl Sağlık Müdürlüğü Bursa halkının sağlığını ilgilendiren konuları gizliyor! https://www.bto.org.tr/bursa-il-saglik-mudurlugu-bursa-halkinin-sagligini-ilgilendiren-konulari-gizliyor/
[2] https://rayhaber.com/2018/08/bursaray-sehir-hastanesi-hattinda-aktasin-hedefi-2019/
[3] Muradiye Devlet Hastanesi kapatılmayacak diye açıklamıştı, kapatıldı…
[4] Dr.Mustafa Esgin, http://www.bursa.com/wiki/Mustafa_Esgin,hastaneler http://www.doruktip.com/hastaneler, açıklamahttps://www.olay.com.tr/saglikta-onemli-karar-bursa-ve-cekirge-devlet-kapanmayacak-14550yy.htm

===============================================
Dostlar,

Bunca açık çelişkiye, akıl dışılığa, hesap – kitap tutmazlığa…. karşın AKP neden kör kör parmağım gözüne dercesine “ŞEHİR HASTANELERİ TALANI” nda ısrar ediyor?
Ya da geri dönemiyor mu?
Bu sitede çoooook yazdık…

ŞEHİR HASTANELERİ TALANI” Ülkemiz için bir “veri” ise ki kesin olarak böyle;

  • Türkiye’nin bu hastaneler üzerinden TALAN EDİLMESİ kim(ler)e yaramaktadır, yarayacaktır?

On milyarlarca Dolarlık muazzam rantlar salt şimdiki kuşakların değil, onların çocuklarını ve hatta torunlarını bile bağımlı ve yoksul kılacak iken; yandaş yerli – yabancıların karşılık olarak salt şimdiki kuşaklarını değil, çocuklarını ve hatta torunlarını bile servete boğacak olan bu Şehir Hastanleri vahşeti, AKP’ye ne(ler) kazandıracaktır? Hatta oy yitirme riski bile var iken??

Bu nasıl yaman bir akıl tutulmasıdır ki, göz göre göre fahiş yanlış hesaptan geri dönül(e)memektedir?

AKP içinden aklı başında – vicdan sahibi insanlar neden bu mankurtlaş(tır)ma sürecine ses çıkar(a)mamaktadırlar? Hepsi mi nemalanmaktadır bu soygundan?

AKP’nin tümünde bir akıl tutulması düşünülemez ise, acaba saklı – gizli birtakım anlaşmalar mı yapılmıştır, sözler – vaadler mi verilmiştir yerli – yabancı sermayeye? Yeri gelir bunlardan da dönülebilir.. Fakat ortada sanki bir “ÇARESİZLİK – TUTSAKLIK – ELİ KOLU BAĞLANMIŞILIK” görülüyor AKP = RTE açısından??

Bu son varsayım en güçlüsü görünüyor. Kimlere ne sözler, vaadler, rant – rüşvetler için söz verilmiştir? Ya da içeride – dışarıda bulaşılan muazzam yolsuzluklar, uluslararası suçlar vb. karşılığı şantaj – tehdit.. diyeti mi ödenmekte, Türkiye’ye iktidar üzerinden ödetilmektedir?

Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyları olduğu biraz da umutla söylenir..
Tarihsel pratik bu olguyu doğruluyor. Er ya da geç öğrenilecektir. Faturası daha şimdiden ülkemize olağanüstü ağırdır. Kuşku yok, sorumluları için de hukuksal – siyasal sorumluluk benzer oranda olacaktır. Mazlumların ahının hesabı sorulacaktır adalet önünde..

Değerli çalışma arkadaşımız, Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Pala’nın 16 Temmuz 2019 günü Bursa Şehir Hastanesinin açılışı nedeniyle yaptığı özlü değerlendirmeyi (4 dk.) izlemek için lütfen tıklayınız :

https://hekimcebakis.org/guncel/bursa-sehir-hastanesi-tedavi-hizmetine-erisimi-zorlastiracak/

Sevgi ve saygı ile. 26 Temmuz 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

TTB : 1 Aralık Dünya AIDS Günü – Bilmek ve Korkmamak

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi ve TTB Halk Sağlığı Kolu, 1 Aralık Dünya AIDS Günü dolayısıyla açıklama yaptı.

1 Aralık Dünya AIDS Günü – Bilmek ve Korkmamak

Bu yıl dünya AİDS gününün teması “durumunu bil” olarak açıklandı. UNAIDS, Birleşmiş Milletler’in HIV/AIDS konusunda uzmanlaşmış organı, dünyada 9,4 milyondan çok insanın HIV durumunu bilmediğini kestiriyor. Bunun temelde iki nedeni var:

İlki anonim ve ücretsiz test hizmeti veren laboratuvarlara erişimin kısıtlı olması ya da olmaması; ikincisi testin pozitif çıkacağı korkusuyla test yaptırmaktan kaçınmak. Bunlara, Türkiye gibi ülkelerde toplumsal cinsiyet örüntülerinden temellenen  “bana bir şey olmaz” algısı / yanılsaması da eklenebilir.

Oysa Türkiye’de bir şeyler oluyor!

  • HIV/AIDS Dünya genelinde düşme eğilimi gözlenmesine karşın Türkiye,
    yeni olguların “en hızlı arttığı” ülkelerden biri.

Ülkede son on yılda HIV olgularında %465 artış kaydedildi. Üstelik yeni tanı alanların %49’u, 25-49 yaş aralığındaki genç insanlar. Bu veriler, bize HIV enfeksiyonunun yakın gelecekte de önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya sürdüreceğini gösteriyor.

Bu veriler bize başka bir şey daha gösteriyor: Bu zamana dek yaptıklarımızdan daha çoğunu yapmamız gerektiğini. Öncelikle, HIV’in “artık korkulacak bir enfeksiyon olmadığını” her fırsatta yinelememiz gerekiyor. Geçen yıl 21.000’den çok kişi ile yürütülen bir araştırma, katılımcıların %77.3’ünün HIV/AIDS ile ilgili “hiçbir bilgisi” olmadığını ortaya koymuştu. Hiç bilginin olmaması kötü ama yanlış bilgi çok daha kötü.

  • HIV ile ilgili korkunun üretilmesinde sorun, bulaş yollarının yanlış bilinmesi kaynaklı.

Bu nedenle, TTB Halk Sağlığı Kolu olarak HIV’in hangi yollar ile bulaşmadığını hatırlatmakta yarar görüyoruz. HIV;

  • HIV ile yaşayan insanlar ile tokalaşmak, öpüşmek, kucaklaşmak veya onlara sarılmak;
    kısaca herhangi bir sosyal temas ile BULAŞMAZ,
  • HIV ile yaşayan insanlarla aynı okulda okumak, aynı işyerinde çalışmak, aynı yerde yemek yemek,  aynı havuzda/denizde yüzmek, aynı tuvaleti/banyoyu kullanmak; kısaca hava, su, gıda veya doğrudan temas yolu ile BULAŞMAZ,   
  • Sinek veya böceklerden BULAŞMAZ.

HIV;
– korunmasız (kondomsuz) cinsel ilişki,
– test yapılmamış kan, doku ve organ nakilleri,
– damar-içi ortak kullanılan şırıngalar ve
– kesici / delici alet yaralanmaları ile bulaşır.

Bir başka bulaş yolu da anneden-bebeğe bulaştır ki, doğru tedavi ile bu bulaş %100 engellenebilmektedir.

  • HIV’den korkmaya gerek yoktur.

Bugünkü tedavi seçenekleri, kişinin yaşama niteliğini etkilemeden, genelde günde tek bir ilaç alarak sağlıklı yaşamasını olanaklı kılmaktadır.

Dolayısıyla bugün HIV ile yaşamak, diyabet veya hipertansiyon gibi bir süregen hastalık ile yaşamaktan farklı değildir.

Elbette öncelik riskli davranışlardan kaçınmak, dolayısıyla korunmadır.

Ancak kuşkulu bir durum var ise test yaptırmak ve HIV durumunu bilmek kritiktir.

Test sonucu HIV (+) ise tedaviye bir an önce başlamak ve düzenli tedavi alarak viral yükün baskılanmasını sağlamak temel anahtardır.

  • Unutmayınız ki; gerek test ve tanı hizmetleri, gerekse tedavi hizmetleri ülke genelinde yaygın ve ücretsizdir.

Ayrıca bu konu özelinde destek ve danışmanlık hizmeti veren sivil toplum kuruluşlarına ulaşmak da mümkündür.

Bilmek, korkularımızla baş etmenin en kısa yolu.
Bu kısa yol, uzun ve sağlıklı bir yaşama açılıyor üstelik…

TTB Merkez Konseyi
TTB Halk Sağlığı Kolu

TTB Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’ne başvurdu

TTB, hekimlerin insan olarak haklarının korunabilmesi için Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’ne başvurdu

Türk Tabipleri Birliği, 30 Ekim 2018 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan Sağlık alanındaki Torba Kanun Teklifinin içindeki bazı maddelerin, özellikle de 5. maddenin sağlık hizmetleri, hekimlik, tıp ve uzmanlık eğitimi, insan hakları alanında yaratacağı ağır sonuçları her düzeyde anlatmak, tehlikeyi önlemek, tasarının geri çekilmesi için çaba göstermektedir.

Bu kapsamda yurt içinde TBMM, Siyasi Partiler, sendika ve meslek örgütleri nezdinde yürüttüğü çalışmalara Dünya Tabipler Birliği, Avrupa Hekimler Daimi Komitesini de dahil etmiştir. Ne yazık ki henüz gerekli adımların atılabilmesi sağlanamamıştır.

Bir insan olarak hekimlerin mevcut ve olası ağır hak ihlalleri karşısında korunabilmesi, hekimlik mesleğinin insan/hasta merkezli icrasının sürdürülebilmesi için Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi düzeyinde girişimler planlanmıştır. Bu kapsamda Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyine başvuru yapılmıştır. Başvurumuzda, Birleşmiş Milletler Şartı Kapsamında  tasarının  yaratacağı insan hakları ihlallerine dikkat çekilerek Şarta dayalı denetim usullerinin ivedilikle gerçekleştirilmesi talep edilmiştir. Saygılarımızla. (14.11.2018)

 TTB Merkez Konseyi

Eczacılar Günü kutlu olsun… mu??

Eczacılar Günü kutlu olsun… 

14 MAYIS 2015

TTB Merkez Konseyi 14 Mayıs Eczacılar Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. 

Eczacılar Günü Kutlu Olsun!

Eczacılık eğitiminin akademik olarak başladığı gün olarak kabul edilen 14 Mayıs,
her yıl Eczacılık Günü olarak kutlanmaktadır.

Ülkemizde neredeyse her gün yapılan mevzuat değişiklikleri, katkı paylarının tahsilatı nedeniyle artan iş yükü ve şiddet tehdidi, bulunamayan ve/veya ödenmeyen ilaçlar nedeniyle hasta ile
karşı karşıya bırakılmanın yıpratıcılığı ve artan soruşturmaların kıskacındaki tüm eczacıların Eczacılık Günü’nü kutlar, sağlık sisteminin vazgeçilmez bir parçası olan arkadaşlarımızla dayanışma içinde olduğumuzu bildiririz.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

======================================

Dostlar,

Eczacılar Günü kutlu olsun… mu??

Eczacı arkadaşlarımızın ciddi ve ağır sorunları var.
Bu sorunlar AKP iktidarıyla birlikte tırmanmaya başladı giderek ağırlaştı.
SGK giderlerini kısmak amacıyla eczacıların kâr oranları sürekli indirim (iskonto) zorlamasıyla düşürüldü. Ancak iktidara çooook yakın birilerinin 3 ecza deposu birden, gün geldi en büyük
50 şirket arasında yer aldı. Ethem Sancak, “Tayyyip Edoğan’a tapıyorum..” dedi..

Yerli ilaç üretimi düştü, dış bağımlılık arttı.

10+ yıl Sağlık Bakanlığı yaparak Cumhuriyet tarihinin rekorunu kıran Çocuk hekimi Bakan Prof. Recep Akdağ döneminde Türkiye tek bir çocuk aşısı bile üretmez durumda kaldı.

Eczane sayısı yaklaşık 5 bin dolayında azal(tıl)dı.
Birçok ilaç SGK listesinden çıkarılarak OTC (Over The Counter) yapıldı, cepten ödenir oldu.
Son olarak 4-5 bin eczane daha zorda..
Kanser ilaçlarının dağıtımı eczanelerden alınıyor, o kazanç kaynağı da kaldırılıyor.
Amaç zincir eczaneler kurmak.. Sermayeye devretmek ve eczacıyı da işçileştirmek.
Sermayenin cretli elemanı durumuna getirmekve ilaç satış karlarını yandaş büyük sermayeye devretmek..

Tablo budur..

Birkaç yıl önce binlerce eczacı Ankara’da yürüyüş yapmıştı..

Eski TEB Başkanı Ecz. Mehmet Domaç‘ın AKP’ye yamanarak milletvekili olması da sorunu çöz(e)medi..

14 Mayıs Eczacılık günü gene de kutlu olsun…

Dayanışma ile savaşımdan başka yol var mı??

Sevgi ve saygı ile.
14 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

 

NÜSHED : Nükleere İnat Yaşasın Hayat !


Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz NÜSHED (Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre İçin Sağlıkçılar Derneği)NÜKLEER KARŞITI PLATFORM (NKP) ANKARA BİLEŞENLERİ’nden biri ve başlıcası.. Bu Platform 11.7.14 günü bir basın açıklaması yaptı. Site okurlarımızla paylaşmak istiyoruz..

Söylenecek çoook şey var ama 3 önemli noktayı da biz eklemek isteriz :

1. Her aileye 1 çocuk, Dünya 7,2 milyar nüfusu kaldıramıyor, nüfus azaltılmalı.
2. Çok daha tasarruflu bir yaşam biçimini yaşamın her alanında uygulamalıyız.
3. Türkiye’de 10 ampulden 1’inin söndürülmesi, kaçak-kayıpların azaltılması bile
Akkuyu ve Sinop Nükleer Güç Santralinden sağlanacak enerjiye bedel..

AKP hükümetinin ÇED raporu bile alınmadan nükleer santral inşaatına başlamasının
ne anlamı ve nasıl bir açıklaması olabilir?? Salt hukuksal yükümler (angajmanlar) ile açıklanabilir mi? Yalnızca politik tercihe dayandırılabilir mi bu agressif dayatma?

İnsanın aklına türlü türlü “şey” ler geliyor.. İfade etsek suç oluşturabilir.
Ama bu süreçleri dünya alem biliyor..
Nükleer lobinin siyasetçilere yüksek komisyonlarını..
Halkın sırtından ve halka karşı..
Onun sağlıklı – güvenli yaşam güvencesini belirgin, açık ve yakın risk altına sokarak..
İnsanlığın bu akıl tutulmasının, sefilliğinin… acınası açmazının nedenleri nelerdir?
İnsanlık neden kendi kurguladığı sistemin ahtopot kolları arasında eziliyor?
Yanıt çok belli :

  • Kapitalizm.. Küreselleşen, emperyalistleşen; dizginsiz para dini!
    Yeni din : Neoliberalizm; Yeni Tanrı : Dolar!
    Ve buyruğunda Atlantik ötesinden nazil olan (inen) “ILIMLI İSLAM”!
    Ehlileştirilmiş, KüreselleTİRmeye uyarlanmış postmodern İSLAM!

Sevgi ve saygı ile.
14 Temmuz 2014, Ankara


Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=============================================

NÜSHED : Nükleere İnat Yaşasın Hayat !

Bileşenleri arasında EMO Ankara Şubesi, TTB, NÜSHED’in de bulunduğu Nükleer Karşıtı Platform (NKP) Ankara Bileşenleri; tüm dünyada nükleer santrallerle ilgili yaşanan bütün olumsuzluklara karşı Akkuyu’da kurulmak istenen nükleer santral ile ilgili olarak Akkuyu NGS Elektrik Üretim A.Ş. tarafından yapılmak istenen “Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi İçin Ürün, İş ve Hizmet Kollarında Tedarikçi Seçimi ile Rus Nükleer Sektöründe Satın Alma Sistemi’ne Uygun İhale Usulü” konulu bilgilendirme toplantısını protesto eylemi düzenledi. Basın açıklamasına TTB Merkez Konseyi’nden Dr. Deniz Erdoğdu, NÜSHED’i temsilen Dr. Özen Aşut katıldı.

Eylem sırasında

– “Nükleere inat yaşasın hayat”,
– “Nükleer santral istemiyoruz”,
– “Akkuyu Çernobil olmayacak”

sloganları atılıp;

– “Güneş var, rüzgâr var, nükleere ne gerek var?!”,
– “Nükleere hayır teşekkürler”,
– “Nükleer öldürür”,
– “Çernobil`i, Soma`yı, Fukuşima`yı unutma”,
– “Nükleer tehdidi durduralım”,
– “Gelmeyin istemiyoruz, biz bu filmin sonunu biliyoruz, nükleer öldürür!”

dövizleri açıldı. Tedarikçi toplantısı gerekçe gösterilmeden iptal edildi

NKP Ankara Bileşenleri adına basın açıklamasını EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Akgün Yalçın yaptı. Yalçın açıklamada şunları söyledi :

“Ülkemizde radyasyon ithali istemiyoruz. Bilim insanlarının, çevrecilerin ve bizlerin tüm uyarılarına karşın AKP hükümeti, tam bir pervasızlıkla halkın can ve mal güvenliğini tehlikeye atmaya devam ediyor. Dünyada yaşanan başta Çernobil ve Fukuşima olmak üzere onlarca nükleer felaketten ders alan Avrupa ülkelerinin tamamının nükleer enerjiden vazgeçmesine karşın, ülkemizde ısrarla Nükleer Güç Santrali yapılmaya çalışılması, nükleer santrallerin politik bir tercih olduğu gerçeğini bir kez daha açığa çıkarmaktadır. AKP hükümetinin halkın can ve mal güvenliğini hiçe sayarak nükleer santraller üzerinden enerji planlamasına gitmesi, sözde enerji dar boğazı gerekçesi ile yerli ve yabancı sermayeye yeni yatırım araçları bulma çabasıdır.

Bugün burada tümüyle usulsüzce işletilen bir sürecin yeni bir aşamasını protesto etmek için bir araya geldik. Henüz ÇED raporu bile alınmadan inşaatına başlanan bu nükleer santralde, her şeyin ne kadar usulüne uygun hazırlandığı ortadadır (!). Bu kadar hukuksuzluğun ve usulsüzlüğün hüküm sürdüğü bir ülkede hukuka uygunluk ve adalet beklemek ülkemizde ne yazık ki bir ütopya haline getirilmektedir. Ancak, insanca yaşam ve yaşanılabilir bir dünya ütopyamız için asla susmayacak, yaşam alanlarımızı sonuna kadar savunacağız.

Olası bir iş kazası diğer iş kazalarından farklı olarak nükleer güç santrallerinde çevre faciası olarak değerlendirilebilecek kadar büyük sonuçlar doğuracaktır. Ülkemizde daha dün Soma katliamı yaşanmışken, hangi iş güvenliği ve gelecek teminatı ile bu santrale iş gücü tedarik edilmek istenmektedir? 301 canımızı toprağa yeni vermişken, dünyanın en ilkel enerji kaynağı olan madenlerde bile böyle büyük ve ölümcül katliamlar yaşanabiliyorken, nükleer santrallerde toplumsal hayat bakımından yeterli güvenlik önlemi alınabileceği sadece bir vaat olarak algılanabilir. Olası bir nükleer kaza topyekûn bir coğrafyada yaşamın imhasına yol açacakken, yüklenici ve tedarikçiler için “fıtrat” açıklamaları yeterli olacak mıdır? Kazanılan paraya mı bakılacaktır? Bu ülkede başta Karadeniz kıyılarımız olmak üzere Çernobil‘in etkileri hâlâ görülmekteyken; deprem için çok riskli bir yapıya sahipken; işçi sağlığı ve iş güvenliği sınavlarının hepsinden sınıfta kalınmışken; bütün bu hazırlık toplantıları, ihale süreçleri, atılan imzalar bizlere tek bir şeyi garanti edebilir: ÖLÜM.

Nükleer santraller sadece güvenlik önlemleri ya da çevre kirliliği açısından değil, her yönüyle dökülen bir projedir. Bu santral, ülkemizin enerji hammaddesinde dışa bağımlılığını artırmaktan başka bir şey değildir. Ekonomik açıdan uygunluğu bir kenara bırakın, kurulum, işletim ve söküm aşamalarıyla tamamen uluslararası sermayeyi kalkındırmak için hedeflenen bir araçtır. Bizler bugün burada bir kez daha uyarıyoruz. Derhal enerji politikaları ve planlamaları değiştirilmeli, yerli ve yenilenebilir enerji sistemleri ile yeniden yapılandırılmalıdır. (11.7.2014)

Radyasyon İtalatı İstemiyoruz!

NÜKLEERE İNAT YAŞASIN HAYAT!

GELMEYİN İSTEMİYORUZ, BİZ BU FİLMİN SONUNU BİLİYORUZ,
NÜKLEER ÖLDÜRÜR!

NÜKLEER KARŞITI PLATFORM (NKP) ANKARA BİLEŞENLERİ