AŞI SAVAŞLARI ve AKP İKTİDARININ SINAVI

AŞI SAVAŞLARI ve
AKP İKTİDARININ SINAVI*


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

Dünya bir aşı savaşı yaşıyor, rekabet çok acımasız ve Türkiye de bunun içinde. Küresel toplumla dürüst işbirliği, eşgüdüm, dayanışma ve bilimsel akılcılık çözüm masamızın 4 ayağı olmalıdır. Türkiye’nin aşı konusunda çok geciktiği ortada. Yalnızca Çin’den 50 milyon doz aşı alınabileceğini biliyoruz. Bu aşının Türkiye’de süren Evre 3 çalışmaları (12.500 gönüllüde) bitmek üzere ve sonuçları olumlu görünüyor. Bu çalışma sayesinde Türkiye’ye bir aşı kotası ayrılmış durumda. Bir de BioNTech – PFIZER’den yalnızca bir milyon doz aşı alınabileceği belirtiliyor.

Bu aşıların 2 doz yapılacağı düşünüldüğünde, 50 milyon doz aşı ile en çok 25 milyon kişiye ulaşılabilir (fire payı da vardır..). Bu sayı Türkiye için kesinlikle yeterli değildir. Türkiye’de 84 milyon vatandaş, 6 milyon göçmen olmak üzere 90 milyonluk dev bir nüfus var. Aşılanmayacak olan 18 yaş altı 20 milyon dikkate alınırsa, aşılanması gereken 70 milyona yakın insan var; 140 milyon doz aşı gerekiyor (fire payı da vardır..)! Buna başka bir yerden ek yapma olanağımız da yok gibi, çünkü aşılar kapışıldı. Örneğin 65 milyon nüfuslu İngiltere, farklı aşılardan 300 milyon doz stokladı. Türkiye’nin umudunun ise, Nisan’da “yerli – milli” aşı!? Bu aşının geliştirildiğini varsaysak bile, Türkiye’nin gereksinimini kısa sürede karşılayacak miktarda üretilmeyeceğini biliyoruz. Ufukta başka bir somut aşı sipariş izi de göremiyoruz. Tıpkı grip aşısında olduğu gibi ciddi bir kıtlık yaşanacak ülkemizde. Yerli aşı bile olsa, 1 yılda 90 milyon doz (50 milyon doza ek) üretimi çok zor, hatta olanaksız.

  • 2021’de Türkiye, duyarlı nüfusunu aşılayabilecek olanağa sahip olamayacak görünüyor..

Oysa Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü kapatılmasaydı (2011, 663 s. KHK ile), teknolojisi güncellenseydi, aşı gibi stratejik bir üründe %100 dışa bağımlı olmak yerine, insan aşılarında özyeterlik sahibi olacaktık. Atatürk döneminde 1928’de açılan ve paha biçilmez koruyucu sağlık hizmetleri üreten, aşı – serum gereksinimimizi onyıllarca karşılayan hatta dışsatımını yapan bu saygın ve stratejik Kurum, yönetsel ve akçalı olarak özerk, bilimsel olarak özgür bir yasal yapılanma ile hızla yeniden açılmalı, teknik donanımı güncellenmeli, uzman insangücü sağlanmalı ve salgın yönetimi devredilmelidir.
***
Aşıların etkinliği Evre 3’te, farklı ülkelerde en az 30 bin gönüllü insanda sınanıyor ve bağımsız gözlemcilerce izleniyor. Bu 18-59 yaş aydınlatılmış gönüllü deneklerden (ki saygın bir davranıştır!) kaçı korundu, yeterli ve kalıcı antikor üretti ve/veya hücresel bağışık yanıt verdi, buna bakılıyor. Endonezya’da yeni yayınlanan raporda etkinlik oranı %97 açıklandı. Türkiye ve Brezilya raporları açıklanmadı, birleştirilip yayınlanacak. Önümüzdeki günlerde Sinovac vd. Evre 3 raporlarının yayımlanacağını açıkladı. Bunu beklememiz gerekiyor. Türkiye de Evre 3 raporunun olumlu çıkması koşuluyla bu aşıyı uygulayacağını belirtmeli. Bu raporlar olumlu olmadığı takdirde aşıyı uygulama olanağı yok!

Aşı Türkiye’ye geldiğinde en az 14 gün süren biyogüvenlik analizleri zorunlu. Bu olmadan kullanımı olanak dışı. Aşıyla ilgili Sağlık Bakanlığı yeterli açıklama yapmıyor. Aşıların nasıl geleceğini, sözleşme koşullarını, fiyatını bilmiyoruz. Aracı şirket olmaksızın doğrudan Ticaret Bakanlığınca dışalım yapılmalıdır.

Gelen aşılardan belirli oranda örneklem çekilerek yetkili (akredite) ulusal referans laboratuvarlarında biyogüvenlik testlerinin yapılması zorunludur. Örneğin 20 milyon aşıdan,
bin ampul örneklem çekilerek Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü laboratuvarında biyogüvenlik testleri yapılabilir ya da Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu laboratuvarlarında bakılabilir. Bu test süreci en az 2 hafta alır. Aşılar 11 Aralık’ta gelecekse, aşılamaya başlama 2021 başına kalır.

Sağlık çalışanları olağanüstü bir hasta yüküyle boğuşuyor. Onları bir de aşılama hizmetine koşmamak gerekir. Örneğin tıp öğrencileri gönüllülükle aşılama sürecine katılabilir. Hemşirelik, ebelik… öğrencileri aşılama konusunda eğitilip bu hizmeti verebilir. Aşılama için istasyonlar hazırlanmalı; örneğin kapalı spor salonları, sahra çadırları.. bu amaçla hazırlanmalıdır.

Ülkemizin ulusal referans laboratuvarından çıkan rapor olumlu olursa, bu rapor Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumuna sunulacaktır. Bunlar Sağlık Bakanlığına bağlı bürokratik birimler. Oysa özerk kurumlar olması gerek bu birimlerin. Söz gelimi, ABD’de FDA, Amerikan Başkanından bağımsız özerk bir kurumdur. Özerk kurumlar halka güven verir. Yine ABD’de Surgeon General diye bir “kurum” vardır. Bu kişi Sağlık Bakanlığı sözcüsüdür, Sağlık konusunda O açıklama yapar ve herkes O’na güvenir. Oysa Türkiye’de Bakanın kendisi bile salgın verileri konusunda aylarca halkı aldattı siyasal otoriteye güven yıkıldı.

Aşılamada iktidara güven yeniden kurulmazsa halkın bir kesimi aşıyı reddedebilir.

  • Biz eğer yaklaşık 70 milyon insanımızı hızla aşılayamazsak salgını durduramayız.

Salgın şu anda çok azgın, bir kişi en az 5 kişiye bulaştırıyor. Bu denli şiddetli bir aşamada, nüfusun %60’ını aşılamak bile yetmez, %70-80’ini aşılayarak yüksek düzeyli Toplum Bağışıklığı sağlamak gerekir. 90 milyon nüfusta 20 milyon 0-18 yaş çocuğa aşı yapıl(a)mayacağından, kalan yaklaşık 70 milyon nüfus %90 etkili bir aşıyla 2 kez aşılansa, en iyimser, Şubat içinde Türkiye nüfusunun 63 milyonu (%70’i) bağışıklanmış olur (kalan 27 milyon aşısız!). Bu bile kritik eşiktir, yeterli saymak güçtür.

  • 18+ yaş tek 1 kişi bile (tıbben aşı engeli olanlar dışında) aşılama dışında kalmamalıdır.

İngiltere, BioNTech/PFIZER aşısını uygulamaya başladı (08.12.20). İngiltere’nin biyolojik ürünlere ruhsat veren MHRA adlı özerk kurumu var. İngiliz hükümeti bu konuda yetkili değil, bu özerk kurumun raporuna dayalı siyasal karar aldı. Biz en azından 1 ay sonra aşılamaya başlayabileceğiz. Burada da ciddi bir gecikeme ve can yitiği var. Hiç kuşku yok; bu gecikmeden İktidar / Erdoğan açık ve tek sorumludur!

Salgın bu hızıyla sürerse, 1 ayda en azından, “resmi veri ile” altı bin insanın daha ölümü demektir! Buna katlanılamaz!

  • Türkiye aşılamayı beklemeden, zorunlu ve ivedi olarak tam kapatmaya gitmeli ve
    14 gün mutlaka tam kapatma (lockdown) yapmalıdır.

Azgın salgın yangını böylelikle biraz sakinleştirilebilir, çökme eşiğine sürüklenen sağlık sistemi ve çalışanları mola almış olur; ardından aşılama daha sakin ve daha az dozla götürülebilir.

İktidarın tüm aşı süreçlerini çok saydam yürüterek halkın güvenini kazanması yaşamsal derecede önemlidir. Bu koşulların sağlanması durumunda, aşı seçmeden hepimiz aşı olmalıyız..

  • UZAT KOLUNU TÜRKİYE, UZAT KOLUNU TÜRKİYE..

Sevgi ve saygı ile. 11 Aralık 2020, Ankara

  • 12 Aralık 2020 günü Cumhuriyet Gazetesi 2. sayfada yayınlanmıştır.

Cumhuriyet Gazetesine demecimiz

Dostlar,

Bu gün, 9 Aralık 2020 günü, Cumhuriyet gazetesine verdiğimiz demeç yayınlandı.

Konu KOVİT-19 salgını ve eli kulağında aşıları idi.

İlk sayfada sağ üstte ilk bölümü verildi, kalanı ise 3. sayfada.
***

“Türkiye’nin sipariş ettiği Çin aşısından iyi haber geldi uzmanlar temkinli, ama ‘güvenli’ diyor”

Endonezya’da, Faz 3 denemeleri süren Çin aşısının %97 koruma sağladığı bildirildi. Halk sağlığı ve enfeksiyon hastalıkları uzmanları, “Çin aşısının sonuçları olumlu görünüyor. Aşı Türkiye’de de rapor almalı. 50 milyon aşı yetmez” dedi.

09 Aralık 2020

Türkiye’nin 50 milyon doz sipariş verdiği, Çin tarafından üretilen Sinovac aşısının Faz 3 deneyleriyle ilgili Endonezya’da aşının %97 oranında koruma sağladığı belirtildi. Halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, “Aşıların etkinliği ‘Evre 3’te’, farklı ülkelerde en az 30 bin gönüllü insanda sınanıyor ve bağımsız gözlemcilerce izleniyor. Bu gönüllü deneklerden kaçı korundu, yeterli ve kalıcı antikor üretti ve/veya hücresel bağışık yanıt verdi, buna bakılıyor. Endonezya’da yeni yayımlanan raporda etkinlik oranı %97 açıklandı. Türkiye ve Brezilya raporları açıklanmadı, birleştirilip yayımlanacak. Önümüzdeki günlerde ‘Sinovac Evre 3’ raporlarının yayımlanacağını açıkladı. Bunu beklememiz gerekiyor. Türkiye de ‘Evre 3’ raporunun olumlu çıkması koşuluyla bu aşıyı uygulayacağını belirtmeli. Raporlar olumlu olmadığı takdirde aşıyı uygulama olanağı yok” diye konuştu.

‘UMUTLAR YERLİ AŞIDA’

Dünyanın bir aşı savaşı verdiğine de işaret eden Saltık, “Rekabet çok acımasız ve Türkiye de bunun içinde. Türkiye’nin aşı konusunda çok geciktiği ortada. Yalnızca Çin’den 50 milyon doz aşı alınabileceğini biliyoruz. Bu aşının Türkiye’de süren ‘Evre 3’ çalışmaları (12 bin 500 gönüllüde) bitmek üzere ve sonuçları olumlu görünüyor. Bir de BionTech – PFIZER’dan yalnızca bir milyon doz aşı alınabileceği belirtiliyor” ifadelerini kullandı. “Bu aşıların 2 doz yapılacağı düşünüldüğünde, 50 milyon doz aşı ile 25 milyon kişiye ulaşılabilir” diyen Saltık, “Bu sayı Türkiye için yeterli değil. Türkiye’de 84 milyon vatandaş, 6 milyon göçmen olmak üzere 90 milyonluk dev bir nüfus var. Aşılanmayacak 18 yaş altı 20 milyon dikkate alınırsa, aşılanması gereken 70 milyon insan var. Yani 140 milyon doz aşı gerekiyor. Başka bir yerden ek yapma olanağımız da yok çünkü aşılar kapışıldı” dedi. Türkiye’nin umudunun Nisanda kullanılması beklenen “yerli ve milli aşıya bağlandığını” belirten Saltık, “Ufukta başka bir aşı sipariş izi de göremiyoruz. Tıpkı grip aşısında olduğu gibi ciddi bir kıtlık görüyoruz ülkemizde. Yerli aşı bile olsa, 1 yılda 90 milyon doz (50 milyona ek) üretimi çok zor, hatta olanaksız. 2021 boyunca Türkiye, duyarlı nüfusunu aşılayabilecek olanağa sahip olamayacak” diye konuştu.” Öte yandan, Çin aşısının etkinliği konusunda dün akşam saatlerinde ikinci bir açıklama yapan Endonezyalı yetkililer, aşının faz 3 çalışmalarının devam ettiğini ve %97 etkinliğin kesin olarak açıklanabilmesi için sonuçların beklenmesi gerektiğini söyledi.

PROF. DR. SALTIK: AŞILAR KAPIŞILDI BİLE!
YA KALAN 27 MİLYON! 

Salgının durdurulması için 70 milyon insanın aşılanması gerektiğini söyleyen Saltık, “90 milyon nüfusta 20 milyon 0-18 yaş çocuğa aşı yapılamayacağından, kalan 70 milyon nüfus % 90 etkili bir aşıyla 2 kez aşılansa, en iyimser kestirimle, Şubat içinde Türkiye nüfusunun %63’ü bağışıklanmış olur. Kalan 27 milyon aşısız. Bu bile kritik eşiktir ” dedi.

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiyenin-siparis-ettigi-cin-asisindan-iyi-haber-geldi-uzmanlar-temkinli-ama-guvenli-diyor-1797186 
***
Aşağıdaki erişkelerden pdf dosyaları çağrılabilir.

Ahmet_SALTIK_CUMHURİYET’e_demec_09.12.20

Ahmet_SALTIK_CUMHURİYET’e_demec_2_09.12.20

Gazeteye yolladığımız tam metin ise aşağıdaki word dosyasında :

  • AŞI SAVAŞLARI ve İKTİDARIN SINAVI

Cumhuriyet’e_demec_09.12.20_Ahmet_SALTIK

Sevgi ve saygı ile. 09 Aralık 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

Covid-19 asışında mRNA teknolojisi

Covid-19 asışında mRNA teknolojisi

 ÇAĞHAN KIZIL

mRNA’nın DNA’ya çevrilmesi ve mRNA aşılarının insan genomunu değiştirmesine dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bu tarz komplo teorilerini ortaya atanların bazılarının genetik bilimini bildiğini iddia etmesi ise başka bir grotesk durumdur.

Üç yeni aşılama metodu
İki şirketin aşı çalışması daha önce alışılmamış yeni bir teknoloji ile gerçekleştirilmişti. Klasik aşı üretimi, hastalık etkeni olan patojenlerin etkisinin azaltılması ve vücuda bu zayıflatılmış etkenin enjekte edilmesi sonucu bağışıklık oluşturma temeline dayanıyor. Covid-19 için de özellikle Çin’de bu tarz aşı üretim çalışmaları var. Görece daha yeni başka bir metot ise vektör aşı denen, korunma sağlanması düşünülen patojenin genetik dizininin belli kısmının zararlı olmayan başka virüs parçacıklarının içine yerleştirilmesi sonucu üretilen virüslerin vücuda verilmesi. Genellikle adenovirüs parçacıklarının kullanıldığı bu çalışmalar etkili bağışıklık sağlayabilme kapasitesine sahipken, aşılanan bireyler uzun vadede vektörün kendisine de bağışıklık geliştirdikleri için, ikinci aşılamalar genellikle pek mümkün olmayabiliyor. Covid-19 pandemisinde tanıştığımız 3. aşılama metodu ise mRNA teknolojisi denen bir metot. Burada, hastalık yaratan virüsün bağışıklık yaratması istenen kısmının, insan hücreleri içinde üretilmesi esasına dayanıyor. Bu, bir nevi virüsün insan hücresini enfekte etmesine benzese de, virüsün kendisi ortada olmadığından ve genetik dizininin sadece bir kısmı hücreye verildiğinden, patojenik etki göstermiyor. Virüs üretilmiyor ancak onun belli bir kısmı üretilip bağışıklık sisteminin buna tepki verip bağışıklık hafızası yaratması sağlanıyor. Bu teknolojiye mRNA teknolojisi denmesinin sebebi ise milyonlarca yıllık evrim sürecinde özelleşmiş DNA işlevini kısaca açıklamayı gerekli kılıyor.
Etkili bir bağışıklık üretimi
DNA’mız üzerinde binlerce gen bulunuyor. Bu genlerin çoğu, aktif hale geldiklerinde protein üretimini gerçekleştiriyorlar. Bu proteinler üretilirken, DNA ile protein arasında ara bir form olan RNA yaratılıyor. DNA çift sarmal bir yapıya sahip. Bunu bir kitap olarak düşünebiliriz. Kitaptan sadece belli bir cümleyi alıp başka bir kişiye mesaj olarak göndermek için ilk önce o cümleyi bir kağıda yazdığımızı düşünelim. Bu kağıt, mesajın gideceği kişiye ulaştığında da proteinin yapıldığını düşünelim. İşte mRNA, kitaptan alınan cümlenin mesajın ulaşacağı kişiye gitmesini sağlayan haberci olarak adlandırılabilir. Bu nedenle de mRNA, genetik biliminde “messenger (haberci)“ RNA olarak adlandırılır. RNA’nın evrimsel varlığına dair çeşitli hipotezler var, ancak en geçerlilerinden birisi, genlerin etki seviyesini düzenlemede DNA’nın tek başına yeterli olmaması.
Şöyle açıklayabiliriz: Bir gen, belli bir koşulda çok etkili şekilde aktifleşmeli ve yüksek sayıda protein yapmalı. Ancak DNA’mızda bu genden bir tane var. Bu nedenle protein üretimini artırmak için ara form olan RNA üretimi gerçekleşiyor ve proteinler yapıldıktan sonra da RNA’lar çeşitli hücresel mekanizmalarla ortadan kaldırılıyor. Bu şekilde hem hızlı bir gen tepkisi evrilmiş oluyor hem de o proteine ihtiyaç kalmadığında, RNA ortadan kaldırılarak gen ifadesi eski haline dönmüş oluyor. mRNA’lar bu nedenle hücre içinde çok kısa süre aktif kalabilen ve çok hızlı şekilde doğrudan proteine çevrilebilen kimyasal genetik yapılar. mRNA’nın aşı üretiminde kullanılması da bu prensibe dayanıyor.
SARS-CoV2 için, virüsün S proteinini kodlayan genetik dizin mRNA molekülü şeklinde hücreye verildiğinde hızlı bir şekilde S proteini üretiliyor ve bağışıklık sistemi, insan vücudunda normalde bulunmayan bu yabancı protein hemen tepki verip bağışıklık oluşturma yolunu açıyor. Diğer virüs vektörü temelli aşılardan farkı, mRNA dozlarının yüksek oranlarda olabilmesi. Moderna ve BioNTech çalışmalarında da belirtildiği gibi bu aşılama metodunun yan etkisi oldukça düşük. Ancak mRNA’nın bir özelliği stabil olmaması ve hücreye girdiği anda neredeyse hemen ortadan kaldırılıyor olması. Bu nedenle aşı için kullanılan mRNA molekülleri daha stabil hale getirilmiş kimyasal yapılar. Hücre içinde aşı için kullanılabilmesi de hem bu stabilite artışına, hem de yağsı yapılar içinde hücreye verilebilme kapasitesinde yatıyor. Yani, canlıların milyonlarca yıldır kullandıkları bir mekanizma, etkili bir bağışıklık üretimi için kullanılmış oluyor.
Komploculuk ve bilginin çarptırılması
Pandeminin başından beri her konuda komplo teorilerine ve bilginin çarpıtılmasına dayanan kişiler, dünyada yine mRNA aşı çalışmalarıyla ilgili korku salmaya devam ediyorlar. Geçtiğimiz haftalarda en çok konuşulan konulardan biri, mRNA aşılarının insan genetiğini değiştireceği ve bunun insanlara zararlı olacağıydı. Öncelikle, bunun doğru olmadığını belirtelim. Klasik gen ifade mekanizması, DNA’nın RNA’ya, RNA’nın da proteine çevrilmesi şeklindedir. Belli canlılarda DNA olmadığı için bu organizmalar RNA’nın çoğaltılabilmesini ve RNA üzerinden yeni RNA’lar yapılabilmesini sağlayan enzimler geliştirmişlerdir. Ayrıca, bazı virüsler RNA’dan DNA yapmak için gereken reverse transcriptase ya da RNA-dependent DNA polymerase gibi enzimlere sahiptirler. Örneğin Hepatit B ve HIV virüsünde bu enzimler vardır. Bu enzimler insanlarda bulunmamaktadır. Dolayısıyla bir mRNA’nın DNA’ya dönüşmesi, çok spesifik bazı durumlar dışında mümkün değildir ve mRNA’lar da insan genomu içine girme kapasitesine sahip değillerdir.
Dolayısıyla herhangi bir mRNA’nın insan genomunu iddia edildiği şekilde değiştirmesi bugünkü bilgimizle söz konusu değildir.
Bunun aksini savunanların, savunduklarını moleküler metotlarla göstermeleri ve kanıtlamaları gerekmektedir. İnsanlarda RNA’dan DNA yapan çok özelleşmiş bir enzim bulunur. Telomeraz denen bu enzim, insan hücreleri bölünürken kromozomların sonlarının kısalmasını önlemek için evrimleşmiş spesifik bir enzimdir ve mRNA’lar üzerinde çalışmaz, sadece kromozom sonundaki spesifik tekrarlayan genetik dizinler üzerinde etkilidir. Hücreler bölündükçe ve organizma yaşlandıkça, telomer bölgeleri kısalır. Buna hücresel suskunluk (cellular senescence) denir. Suskunluğa ulaşan hücreler bölünmeyi bırakırlar. Bir süre sonra da ölebilirler. Bazı kanser hücreleri çok fazla telomeraz enzimi üretir ve bu nedenle sınırsız bölünme imkanına sahiptir. Bu, tümörlerin evrimsel olarak kullandıkları bir mekanizmadır. Ancak bu özel durum dışında mRNA’nın DNA’ya çevrilmesi ve mRNA aşılarının insan genomumu değiştirmesine dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bu tarz komplo teorilerini ortaya atanların bazılarının genetik bilimini bildiğini iddia etmesi ise başka bir grotesk durumdur.
Dünya yeni bir aşılama teknolojisi ile tanışmış durumda. mRNA teknolojisi, hem bu pandemide hem de gelecekte başka hastalıklarda bağışıklık yaratma metodu olarak kullanılabilmesi şansına sahip. Uzun yıllardır bilinen mRNA kimyasının geldiği nokta, bilimin ve teknolojik gelişmelerin uzun yıllar alan üretim sürecinin en baştan desteklenmesinin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha göz önüne sermiş durumda. Temel bilimlere aktarılan yatırımların insanlığa yapacağı katkının değeri oldukça yüksek. Kaderci, bilim karşıtı, mistik bir yaşam tarzını besleyen kurum ve kişilerin kamu fonlarını bilim dışı tüketmeleri, toplumların entelektüel seviyesini düşürmenin ötesinde yaşadığımız pandemi gibi süreçlerde “geri kalmış” bir müdahale mekanizması yaratması açısından da halk sağlığını riske atan uygulamalardır.
Bu nedenle demokratik ve bilimsel bir eğitim, bilim ve teknolojinin rasyonel ve yüksek akademik kalite standartlarında üretilmesini sağlayacak maddi ortamın yaratılması, kamu fonlarının modern gelişim ve özgür düşünen bireyler yetiştirmek için kullanılacak mecralara aktarılması, Türkiye’nin ana söylemlerinden ve amaçlarından olmalıdır. Pandemi bunu bize bir kere daha göstermiş durumda.

Evrensel Gazetesie demecimiz -19 Kasım 2020 

Evrensel Gazetesine demecimiz

“SALGINLA MÜCADELEYE YETERLİ BÜTÇE AYRILMALI”

Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, aşı konusunda önemli engellerden birinin fiyat olduğuna dikkat çekerek ABD’de Moderna’nın geliştirdiği aşının tek dozunun 32-37 Dolar olduğunu, 2 doz yapılacak aşının maliyetinin 64-74 Dolar olacağını belirtti. Türkiye’de en az 20 milyon kişiye aşı yapılırsa bunun için 1,28-1,48 milyar Dolar gerektiğini söyleyen Saltık, AKP iktidarının bu kaynağı bulması gerektiğini ifade etti. Saltık, 2021 yılından başlayarak bütçe kaynaklarının büyük ölçüde salgınla savaşa ayrılması, zorunlu olmayan bütün projelerin ertelenmesi, kısılması gerektiğini, servet-varlık vergisinin ciddi biçimde düşünülmesi gerektiğini vurguladı.

Bir başka engel veya zorluğun ise soğuk zincirin kurulması olduğunu anlatan Saltık, Almanya Biontech-Pfizer’in aşısının laboratuvardan çıkmasından stok depolarına dek eksi 70-80 santigrat derece arasında bir soğuk zincirin kurulması gerektirdiğini dile getirdi. Bunun için ciddi bir teknolojiye gereksinim olduğunu ifade eden Saltık, “Böyle yaygın bir teknoloji yok. Bu önemli bir yatırım ve zaman gerektiriyor. Bu aşı, depodan çıkarıldıktan sonra vatandaşın koluna ulaşmasına dek buzdolabı koşullarında 1 haftaya yakın korunabiliyor. Moderna’nın aşısı da buzdolabı koşullarında 4-5 güne dek saklanabiliyor. Aile hekimliklerinde, toplum sağlığı merkezlerinde saklanma olanağı olabilir. Bu aşının derin dondurucuda eksi 21santigrat derecede soğuk zincir olanağı var ve bu ortamda yaklaşık bir ay saklanabiliyor” dedi.

“BİYOTEKNOLOJİK ÇALIŞMALAR TEKELLEŞMİŞ DURUMDA”

Saltık, en yakın iki aşı adayından Moderna’nın ABD’nin Kovid-19 aşı programından 955 milyon Dolar katkı aldığını, Pfizer’in federal fon almadığını, BionTech’in Alman hükümetinden 444 milyon Dolarlık destek aldığını belirtti. ABD, Pfizer’dan 2 milyar Dolarlık aşı sipariş ederken, Moderna ile ABD arasındaki anlaşmanın şimdilik 1.53 milyar Dolar tutarında olduğunu aktaran Saltık, şöyle devam etti:

“Bu biyoteknolojik çalışmalar çok pahalı ve tekelleşmiş durumda. Kamu da mali destek veriyor sözü edilen örneklerde görüldüğü üzere… Şirketler, biyolojik ürünleri için 20 yıllık patent koruması ve ek olarak 5-6 yıl veri koruma ayrıcalığı alıyor; o teknoloji için harcadıklarını geri kazanmak üzere. Başka firmalar o ürünü üretemiyor ve bu bedel ürün fiyatlarına yansıyor. Ancak ilaçlar, aşılar, kimi biyolojik ürünler aynı zamanda kamu yararı için kullanılmak zorunda. Sosyal devlet, bu yaşamsal ürünlerde yeterli desteği ve herkesin hakkaniyetle erişim hakkını sağlamak zorunda.”

“TÜRKİYE AŞIDA ÖN SİPARİŞ VERMELİ”

Dünya Sağlık Örgütü’nün salgın nedeniyle hızla aşı geliştirilmesi için olağan süreçleri hızlandırdığını belirten Saltık, “Ülkelerin aşıya erişimi için adil özgüleme (tahsis) kotaları önermekte. Hangi toplum kesimleri öncelikli olacak, bu konuda ölçütler öneriliyor. Ancak serbest pazarda çok acımasız bir rekabet, ticaret savaşları var. Etik ilkelerin korunabilmesi çok güç. Türkiye de zamanında ön siparişler vererek ülkemizin aşı gereksinimini mutlaka karşılamalı ve tıbben gerekli olan toplum kesimlerine ulaşmasını mutlaka ve zamanında sağlamalı” dedi.

“AŞIDAN SONRA HER ŞEY BİTECEK GİBİ DÜŞÜNÜLMEMELİ”

Her iki aşı için de deneysel koruma oranlarının % 90’ın üzerinde açıklandığına ama yaygın kullanımın ardından gerçek etkilerinin zamanla görüleceğine dikkat çeken Saltık, “Ayrıca hastalıktan korunmada ne ölçüde etkili olduğu konusunda yanılgıya düşmemeliyiz. Bu aşılar bulaştırıcılığı kırmıyor, yalnızca hastalığın hafif geçirilmesini sağlıyor. Aşı olduktan sonra her şey bitecek gibi düşünülmemeli” dedi.

“EN AZ BİR YIL BOYUNCA SIKI SALGIN DENETİMİNE GEREKSİNİM VAR”

7.8 milyar dünya nüfusunun dörtte biri aşı olsa, ikişer dozdan 4 milyar doz gerektiğini, Biontech’in 2021 için üretebileceği toplam dozu 1.3 milyar olarak açıkladığını belirten Saltık, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye açısından ise finansal zorluk var. Bir milyar Doları aşan aşı bedeli nasıl karşılanacak? Türkiye’de en az 20 milyon kişiye aşı yapılmak istense, bunca aşıyı kısa sürede elde etmek de olanaklı değil. En iyimser senaryolar gerçekleşse bile en az bir yıl boyunca sıkı bir salgın denetimine gereksinim var. Umarım ülkeyi yönetenler salgınla mücadele ediyorMUŞ gibi davranmayı bırakıp, sosyal devlete yakışan bir biçimde, halkın sağlığını en öne koyan politikalar izlerler.” (Ankara / EVRENSEL)
https://www.evrensel.net/haber/419222/asi-esit-ve-adaletli-dagitilmazsa-hic-bir-ulke-guvende-olmayacak?a=8ff
==============================
EVRENSEL Gazetesine ve başarılı muhabiri Birkan Bulut’a teşekkür ederiz.
Gönderdiğimiz metin : EVRENSEL’e_demec,_Birkan_Bulut_17.11.2020 

Sevgi ve saygı ile. 19 Kasım 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik