Etiket arşivi: SUT Sağlık Uygulama Tebliği

Sağlıkta şiddet politiktir demek yetmiyor…

Kurtuluş Yolu

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu
https://kurtulusyolu.org/saglikta-siddet-politiktir-demek-yetmiyor/  04.08.2022

Hayatı, yaşadığımız sorunları politikadan soyutlamak doğru bir tavır değil. Aristo zaten; “İnsan politik bir hayvandır (zoon politikon)”, demiş. Sağlıkta şiddetin ekonomik ve politik altyapısı vardır ve bunları geniş çerçevede iyi tahlil etmek gerekiyor.

Sağlık alanında giderek artan yaşadığımız şiddet, sağlık çalışanlarının yaşamını tehdit eder hale geldi. Sağlık kuruluşlarına başvurup, sorununun çözümlenmediğini düşünen vatandaş çözümü, sağlık çalışanlarına saldırmakta arayınca, olayın boyutları daha da büyüyor.

Aslına bakarsak sağlık hizmeti sunumunda, AKP iktidarının yürüttüğü politikalar nedeniyle vatandaş sağlık hizmetine daha zor ulaşır hale geldi. Özel hastanelerde sağlık hizmetinden yüksek ek ücretler alınıyor. Kamu sağlık kuruluşlarında da bazı hizmetlerden ek ücretler alınır hale geldi. Çünkü SUT (Sağlık Uygulama Tebliği) ile belirlenen işlemlerin fiyatları ile o işlemin yapılması mümkün olmuyor. Hastane ek ücretler almaz ise o işlem yapılamaz hale geliyor.  Buna örnek; ortopedi ve beyin cerrahisinde kullanılan malzemeler, Kalp stentleri gibi birçok tıbbi malzeme…

Sağlık çalışanlarının ücretlerinin önemli bir kısmı döner sermaye gelirlerinden oluşuyor. Bu oran doktorlarda biraz daha fazla. Kamu sağlık kuruluşlarında döner sermaye gelirleri azaldıkça, doktorlar kamu sağlık kuruluşlarından istifa etmeye başladı. Özel sağlık kuruluşlarına veya yurtdışına giden doktor sayısı arttı. Pek çok hastanede daha önce bulunan uzman doktorlar bulunmaz hale geldi.

  • AKP iktidarının desteğiyle sayıları hızla artan özel hastaneler çok büyüdüler.

Kamu hastanelerinde yapılmayan veya çok sıra verilen ameliyatlar, özel hastanelerde yüksek fiyatlarla yapılmaya başladı. Başlangıçta çok az alınan ek ücretler, yüksek rakamlara ulaştı. Orta direk vatandaş özel hastanelerden sağlık hizmeti alamaz hale geldi. Bu durum kamu hastanelerinde daha büyük yığılmalara neden oldu.

  • AKP iktidarı ülkemizin son kalan kaynaklarını da şehir hastanelerine aktardı.

Hasta garantili şehir hastaneleri çoğunlukla şehir dışlarına, vatandaşın zor ulaşacağı yerlere yapıldı. Çok büyük yapılar olan şehir hastanelerinde, vatandaş yolunu zor buluyor. Sağlık çalışanları hastanenin bir yerinden öteki yerine zor ulaşıyor. Yıllardır kullanılan, hepimizin bildiği hastaneleri ortadan kaldırarak yapılan bu hastaneler, ülke bütçesine büyük bir yük getiriyor. Yerli ve yabancı Parababalarını daha da zengin etmekten başka işe yaramıyor.

Öte yandan büyük reklamlarla kurulan Aile Hekimliği düzeni bir türlü tam olarak uygulanmıyor. Sevk sistemi yok. Aile hekimliği semt ve bölge (AS: ve nüfus) tabanlı değil. İsteyen istediği aile hekimini seçiyor. Aile Sağlığı merkezi mekânları standart değil. Aile hekimleri kendi imkânlarıyla bina kiralıyorlar. Sağlık kuruluşu olmaya elverişli olmayan pek çok aile sağlığı merkezi var. Sağlıkta sorunlar esasen Birinci Basmakta çözülür. Bu herkesin ön kabulüdür. Bu nedenle en önemli yatırımların Aile Sağlığı Merkezlerine yapılması, çalışanların kamu çalışanı olması gereklidir. Aile Sağlığı Çalışanlarının sürekli eğitimleri, eşgüdümle yönetilmesi, Sağlık Bakanlığının en önemli görevi olmalıdır. Sağlık Bakanlığı Aile Sağlılığı Merkezlerini destekleyeceği yerde, ceza yönetmeliğiyle sopa göstererek işi idare etmeye çalışmaktadır. Aile Hekimliği düzeninin başlangıcına göre ücretleri giderek düşmüştür. Bu nedenle de pek çok aile hekimliği kadrosu boş kalmaktadır.

Tüm bu olumsuzlukların sonucu olarak sağlık sorununun çözümü acillere yığılmaktadır. Birinci Basamakta sorunu çözümlenecek insanlarımız acil kapılarında sıkıntı yaşamaktadır. Ülkemizde toplam doktor başvurularının dörtte biri acillere yapılmaktadır. Bu oran çok yüksektir. 2021 yılında 130 milyon kişi acillere başvurmuş. Dünyada bir yılda nüfusundan fazla hastaya acil servislerde bakan tek ülke, bizim ülkemiz.

Üstüne üstlük on milyon sığınmacının yaşadığı bir ülke durumundayız. Son on yılda yaşadığımız bu durum, sağlık hizmeti talebini çok artırmaktadır.

Bu koşullar altında verilen sağlık hizmeti sunumunda pek çok aksama doğal olarak meydana geliyor.

Halkımız Sağlık Çalışanlarının yaşadığı durumu görmeli.
Özünde Sağlık çalışanları da halkın bir parçası.
Birimizin çocuğu, kardeşi, ablası, dayısı, amcası, teyzesi, halası…

Yaşadığımız Parababaları düzeni, emperyalist tekellerin kâr hırsları bizim gibi ülke halklarını sağlık hizmeti alamaz hale getiriyor. AKP iktidarı halkın sağlığından çok Parababalarının kârını önemsiyor. Böyle olunca, sağlık emekçileri olarak halkla karşı karşıya getirilmiş oluyoruz.

Bu düzen böyle gitmez. Sağlıkta şiddete verilen cezaların artırılması da sağlıkta şiddeti önlemeye yetmeyecektir. Bataklığı kurutmadan, sivrisinekleri yok edemediğimiz gibi, sağlıkta Parababalarının kârına kâr katan bu düzeni değiştirmeden şiddet sona ermeyecektir.

Devletin medikal alımları alarm veriyor

Devletin medikal alımları alarm veriyor

Çiğdem Toker
Cumhuriyet
, 29.05.2017

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Geçen hafta tıp ve eğitim camiasını sarsan trajik bir olay yaşandı.
Elazığ Fırat Üniversitesi Başhekimi Prof. Dr. Muhammed Said Berilgen, odasında uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi.
Sevilen bir hekim, eğitimci ve yönetici olan Berilgen’in ölümü “sağlık şiddeti” olarak açıklandı.
Gelin görün ki, gerçeğin boyutları biraz daha ayrıntılı bakmayı hak ediyor.
DHA’nın olayla ilgili haberinden:
DHA’nın olayla ilgili haberinden: “Öte yandan, hastane yetkilileri, medikal malzeme alımlarında başhekimin talimatı ile ödemelerin sıraya göre yapıldığı, ancak Sercan Gök’e yapılacak ödeme ile ilgili henüz sıranın gelmediği belirtildi. Medikalci arkadaşları da, Sercan Gök’ün maddi anlamda sıkıntı yaşadığı, bu yüzden de icralık olduğu için Başhekim Prof. Dr. Berilgen ile görüşmeye geldiğini ve tartışma sonucu olayın olduğunu iddia ettiler.”
Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçileri Derneği MASSİAD’ın açıklaması da bu vahameti teyit eden unsurlar taşıyor. Olayı şiddetle kınayan, MASSİAD “Sektörün çözülemeyen ve gittikçe ağırlaşmaya devam eden sorunları nedeniyle benimsemediğimiz, hiçbir şekilde onaylamadığımız ve tasvip etmeyeceğimiz benzer trajedilerin oluşmasından endişe ediyoruz.” diyor.

Bu korkutucu uyarının gerekçelerine bakalım:

* Kamu ve üniversite hastanelerinin 250 günden başlayıp 3-4 yılı bulan uzun ödeme süreleri,
* Döviz kurlarındaki hızlı artış ile ihalelerde TL sabit fiyat verilmesi nedeniyle yaşanan zararlar
* SUT (Sağlık Uygulama Tebliği) fiyatlarının döviz ve enflasyona göre güncellenmemesi. Pek çok ürünün geçiş dönemi verilmeden listeden çıkarılması.

Borç batağı

“Meslektaşlarımız günü kurtarmaya çalışırken bankalara muhtaç duruma gelmiş, borç batağına sürüklenmiştir” diyen dernek, çözüm için, hükümetin kendilerini de çağırarak çalışma başlatmasını talep ediyor.

Kamu hastaneleri açıklasın

Piyasadan bir isimle de görüştüm. Son beş yıldır, özellikle üniversite hastanelerinde alım yapılan tıbbi cihaz/malzeme ödemeleri için “çok uzun süreli vade yapıldığının” altını çizdi.
Teslimattan 360, 550 gün sonra gibi vadeler. Dahası vade geldiğinde dahi ödeme yapılmadığını belirten yetkili, çarpıcı bir şey daha söyledi:
“Özel sektörün dış borcu arttı deniyor. Ama özel sektörün devletten alacağı rakamı
hiç kimse takip etmiyor.. Çünkü bu karambol durum devletin işine geliyor.”

MASSİAD açıklaması ve yaptığım görüşmeden sonra, Başhekim Prof. Dr. Berilgen’in ölümünün “sıradan bir sağlık şiddeti olayı” olmadığı, sorunun çok daha yapısal ve kurumsal olduğu izlenimini edindim.

Sonuç: Tıbbi cihaz ve malzeme alım ödemeleri, alarm veriyor.
Maliye ve Sağlık bakanlıklarının dikkatine.
=============================================
Dostlar,

“Sağlıkta Dönüşüm” masalının duvara dayandığının bir başka göstergesidir yaşanan dram.
Kamu hastaneleri, özellikle kamu üniversite hastaneleri bilerek ve isteyerek bir mali bunalım girdabına sokulmuşlardır. Sonuç kurguludur ve Başbakan iken R.T. Erdoğan’ın ağzından açıklanmıştır :.. Sağlık hizmeti ve hastane işletmeciliği faklı şeylerdir. Sen ilkini yap, ikinciyi bize bırak… Mali dengeni sağlayamıyorsa hastane yönetimi bize devret… 
İlk kurban Marmara Üniversitesi Top Fakültesidir. Böyle bir hastane artık yoktur ve bu Fakülte, Sağlık Bakanlığına ait Pendik Araştırma ve Eğitim Hastanesi’nde hizmet vermekte, tıp öğrencilerini ve asistanlarının uzmanlık eğitimini bu hastanede vermektedir. Hastalar – başvuranlar üzerinde yürütülen klinik tıp araştırmaları da bu hastanede yapılmaktadır.

Personel yönetimi ve mali bakımdan tam bir karmaşa yaratan modelde Üniversite’nin Anayasa gereği tanınan (md. 130/1) özerkliği de dolaylı olarak ortadan kaldırılmaktadır. İznini Tıp Fakültesi Dekanından alması gereken akademik çalışanlar, gerçekte Sağlık Bakanlığı’nın personeli olan Başhekimden izin almak durumundadır. Hastanenin yönetiminde Akdemik personelin bir söz hakkı yoktur.. Alınacak araç – gereç vb. alanlarda da..
Böylelikle kamu üniversite hastanelerine de AKP el koymak istemektedir. SGK’nın sağlık mal ve hizmetlerinin bedelleri olarak belirlediği SUT (Sağlık Uygulama Tebliği) fiyatları güncel değildir ve geriödemeler gecikmektedir. Özel hastaneler SUT bedellerine ek %200’e dek farkı hastalardan alabilmektedir. Üniversite hastaneleri döner sermayeden ödenecek ücretlerle personel çalıştırmak, bina ve tıbbi araç – gereçlerin bakım – onarımını yaptırmak ve tüm üniversitenin Bilimsel Araştırma projelerini finansmanını sağlamak zorundadır. Dolayısyla mali bunalım içindedirler, ciddi düzeyde borçludurlar. Yatan hastaların ilaçları da dahil, SGK paket anlaşmalarına dahildir ve satınalmalarının bedellerini uzun vadeye yayarak ayakta kalmaya çabalamaktadırlar.. Firmalar ihaleye girmek istememekte, geriödeme süresi ve güçlüklerini dikkate alarak yüksek fiyatlar vermektedir.

Bu hastanelerin mali iflaslarını isteyerek Sağlık Bakanlığına teslim olmaları beklenmektedir.
Dev üniversite hastaneleri bile “borcu hızlı artırmamakla” (!?) yetinmektedir.
Bunun adı KÖTÜ YÖNETİM değildir de nedir?? Beklenen, tıp fakültesi hastanelerinin yönetimine süreç içinde el koymak ve böylelikle sanki Anayasa’nın 130/1 maddesini çiğnememiş olmaktır..
Öte yandan SGK gelirleri sağlık giderlerini karşılayamamaktadır. Merkezi Yönetim Bütçesinden aktarım da haliyle yetersiz kalmaktadır. Ortanca yaşı 31 olan, 18 yaş altında 24 milyon, üniversitede 6+ milyon öğrencisi ile toplam 30 milyon 25 yaş altındaki insanda SGK için prim = ek vergi alamayan, 65+ yaşta %8,2 oran ile 6,5 milyon insanı olan, resmen 4 milyon işsizi, çalışanların 1/3’ünün kayıtdışı olup SGK primi ödemediği, kişi başına gelirin aylık ortalama 1000 doları bulmadığı, TÜİK verileriyle nüfusunun iyimser %21’i yoksul olan bir yapı…
Siz bu hastalıklı yapıda pek çok ilacı ve tıbbi gereci ithal ediyorsunuz, ayrıca KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNİ ÖNCELEYEN değil hastalanınca sağaltımı (tedaviyi) kutsuyorsunuz! Su, gıda hijyeni çok yetersiz, havası kirli, halkın sağlık eğitimi keza yetersiz,
iş sağlığı güvenliği olabildiğine berbat, nüfus artış hızının kışkırtıldığı, terör, trafik kazaları vb. yaralanmaların önemli boyutta olduğu, ciddi sayıda asker + polis + güvenlik korucuları istihdam edilen (1 milyona yakın!) bir doku… Bir yandan da 5 yıldızlı lüks otel koşullarında binalarda (şehir hastanelerinde!) lüks hastanecilik hizmeti hovardalığı. Dışarıda iflas etmiş ama Türkiye’nin kobay olarak kullanıldığı bir model!

Bu gemi yürümez efendiler.. Bu model Dünya Bankası’nın iflas etmiş dayatmasıdır.
Aklımızı başımıza toplamamız ve kamu öncülüğünde, KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE mutlak bir öncelik ve ağırlık veren, yerli üretim – teknolojiye dayanan bir sağlık sistemine dönmek zorundayız.. Aşı üretmek ve 0-6 yaşta öncelikle olmak üzere tüm duyarlı nüfus kesimlerine uygulamak zorundayız. Vergi karşılığı sağlık hizmeti anayasal hak iken vergi unutturuldu ve utanmaz bir pişkinlikle prim = ek vergi zorunlu kılındı.. Bu da yetmedi SGK  pek çok sağlık hizmetini, mallarını, ilacı prim kapsamı dışına aktardı.. Bu da yetmedi, 12 kalemde cepten harcama yaptırılıyor.. Bu da yetmedi, SGK utanıp sıkılmadan yurttaşı TAMAMLAYICI SİGORTA yaptırmaya çağırdı..
Katmerli soygun, Deli Dumrul haltetmiş!

Sağlık giderleri onlarca milyar doları aştı, kişi başına 900 dolarlara erişti, ama SGK ayda 53 TL’ye sağlık sigortası bezirganlığına girişti posterlerle (16 Nisan halkoylması öncesi halka ahlaksız teklif!) .. Ülkenin sağlık düzeyi göstergeleri dünyada 80-113. sıralarda.. OECD içinde sonuncu..

  • Ülkenin her yıl onlarca milyar doları kimlerin kasasına aktarılıyor??
  • Devlet, sağlık sektöründe zorunlu GSS (genel sağlık sigortası) üzerinden yerli – yabancı sermaye adına halkının sırtında SOPALI TAHSİLDARA (Osmanlı’nın mültezimlerine!) nasıl indirgendi?
  • GSS gerçekten halkın sağlığının sigortası mı, yerli – yabancı sermayenin kârının sigortası mı?

Sağlık sektöründe, AKP’nin 14 yıllık SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM KEPAZELİĞİNDE olup biteni gerçekten anlayamıyorsanız bir hekime başvurarak zekanızı ölçtürmelisiniz.. Yok eğer zeka fukarası değilseniz en temel erdemlerin – değerlerin yoksulu – yoksunusunuz demektir ki yazarsak ne yazık ki hakaret vb. suç oluşturabilir. Bu halka karşı, açıkça adını yazamadığımız yapılanlar suç olmuyor ama çıplak adını koymak suç oluşturuyor! Hukuk da egemen düzenin yaptırım aracı kırbacı!

  • Sevsinler küresel sermayenin ve yerli uzantılarının aklını (!), düzenini (!) ve de sefilliğini..

Sevgi ve saygı ile. 29 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD     Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Vekile 7 yıldızlı sağlık kıyağı

Dostlar,

AKP’nin ırmağı kuruyayazsa da, artık yatağına oturuyor…

Bal gibi kıyak ve bal gibi eşitsizlik..

Yazıklar olsun hatta yuh olsun demek geliyor içimizden..

Sevgi ve saygı ile.
17 Kasım 2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==================================

Vekile 7 yıldızlı sağlık kıyağı

Önce maaşları arttı, şimdi de sağlık harcamalarında büyük kıyak geliyor…

Kısa bir süre önce ek ücretleri iki katına çıktığı için ya aşırı yüksek ek ücret ödemeye ya da aylarca beklemeye zorlanan yurttaş, vekilinin yalnız sağlık giderlerini değil
lüks hastanelerdeki yatak parasını da kendi cebinden karşılayacak.

Yurttaşa her geçen gün daraltılan sağlık paketi, milletvekiline giderek genişletiliyor. Sağlık hizmetlerine erişimde eşitsizliklerin arttığı, tıbbi hizmetlere erişmenin parası olmayan yurttaşların büyük bir çoğunluğu için adeta olanaksız duruma geldiği bir süreçte milletvekillerine yeni bir kıyak daha geldi.

Cumhuriyet’ten Olcay Büyüktaş Akça’nın haberine göre, 15 Kasım 2013’te
TBBM Başkanlığınca yayımlanan yönetmeliğe göre milletvekillerinin protokol yapılan
ve yapılmayan tüm resmi sağlık kurumlarından aldığı otelcilik hizmetleri ile
tedavi hizmetlerinden alınan ek ücretlerin tümü artık TBMM tarafından karşılanacak.

2 Mayıs 2012’de Resmi Gazete’de yayımlanan milletvekillerine, yasama organı
eski üyelerine, dışarıdan atandıkları bakanlık görevi sona erenlere tedavi yardımı yapılmasına ilişkin yönetmelikte;

“Hak sahiplerinin, resmi sağlık kurumlarında sağlanan otelcilik hizmetlerine ilişkin alınan ek ücretler ile resmi sağlık kurumlarınca sağlanan tedavi hizmetlerine ilişkin Tebliğ
(AS: SUT; Sağlık Uygulama Tebliği) hükümlerine göre hastalardan alınan ek ücretler Kurumca (AS: TBMM) karşılanır.” hükümlerine, protokol yapılmayan resmi sağlık kurumlarınca sağlanan tedavi hizmetleri ve otelcilik hizmetlerinden alınan ek ücretler de Kurum (TBMM) tarafından ödenecek hükmü eklendi. Bakanlar Kurulu kararı ile yurttaşlara ek ücret, SGK’nin sağlık hizmet sunum bedeli olarak ödediği tutarın 2 katını ceplerinden ödeme zorunluğu getirilirken, “milletvekillerine ve yakınlarına, hem de protokol yapılmayan sağlık kurumları dahil olmak üzere otelcilik ve ek ücreti
TBMM ödeyecektir” hükmünün getirilmesi ayrımcılık olarak yorumlandı.

(http://sozcu.com.tr/2013/genel/vekile-7-yildizli-saglik-kiyagi-408311/, 17.11.13)

2012 NOBEL KİMYA ÖDÜLÜ : Hücre yüzeyindeki akıllı alıcıları keşfedenlere


Dostlar,

Bilimsel ilerlemeler büyük ivme içinde.
Öte yandan yarattığımız sorunlar da.
Bir kısır – sonlu sarmala mı girdik?

BM Raporlarına göre son 50 yılda çevreye verdiğimiz zarar, tüm geçmiş zamanları aşkın.. (The Millennium Ecosystem Assessment-2005). Gereksinimlerimiz üstel biçimde artıyor ama doğa kaynakları ve dolayısıyla üretim bu hızda olamıyor.
Kapitalist düzen bir yandan yaşamın hemen tüm alanlarını zora sokarken (kirletirken!) bir yandan da “çözümler” sunuyor.

“Fast food” teknolojisi yaklaşık 3 onyıllık. Günümüzde her 7 insandan 1’i şişman (obes)..

Kapitalizmin hastalıklı çözümü : Obesite cerrahisi.. Traji-komik..

1 milyar da aç insanımız var
!

Bir  halter düşünün ki, 2 ucunda böylesi bir “ağırlık” (çok yönlü toplum sağlığı sorunu) var. Üstesinden verili / dayatılan yapı içinde gelemiyoruz.

2012 Nobel Kimya ödülünün dayandığı temel bilgiler teknolojik uyarlama aşamasında karşımıza “kişiye özel ilaçlar” olarak çıkabilecek yakın gelecekte. Her insanın genomik yapsıyla kodlanan hücre yüzeyi alıcıları (reseptörler) tam olarak tanımlandığında, herkese özel, belli hücrelerce seçici olarak dolaşımdan (kandan) çekilecek ilaçlar üretilecek. Deneme çalışmaları halen epey yol almış durumda.

Doğallıkla bu ilaçlar “hi-tech” yani yüksek teknoloji ürünü olduklarından çok daha pahalı olacakar. “Moneter” parasal temelde “kar hedefli” işleyen özel sağlık sigortası sistemleri sigortalılarına ilaç bedellerini geri ödemede çekinik duracaklar. İnsanları “tamamlayıcı-destekleyici sigorta” dedikleri bir başka sömürü alanına zorlayacaklar.
Bu konuda sitemizde daha önce çarpıcı bir değerlendirmeye yer vemiştik :

“Özel sağlık sigortasına sahip olan genel sağlık sigortalısı”..

gibi akıllara seza sıfatlar kullanılmakta SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu) tarafından, SUT’ta (Sağlık Uygulama Tebliği).
(Bkz. http://ahmetsaltik.net/saglikta-dovizle-vurgun/)

Çare;

  • HER-KE-SE YAYGIN-ETKİN-SÜREKLİ KAMU SORUMLULUĞUNDA KORUYUCU SAĞLIK HİZMETİ !

2012 NOBEL Kimya Ödülünün bizdeki çağrışımları bunlar kısaca.

Ödülü birlikte kazanan / paylaşan ABD Stanford (Dr. Brian K. Kobilka) ve Duke Üniversiteleri Tıp Fakültesinden (Dr. Robert J. Lefkowitz) 2 değerli meslektaşımızı kutlar, kendilerini saygı ile selamlarız.

Sevgi ve saygı ile.
20.10.12

Dr. Ahmet Saltık
Ankara Üniv. Tıp Fak.

www.ahmetsaltik.net

***************************************************************** 

2012 NOBEL KİMYA ÖDÜLÜ

* Ödül, hücre yüzeyindeki akıllı alıcıları keşfedenlere..

2012 Nobel Kimya Ödülü G-proteini alıcılarının işleyişiyle ilgili çalışmaları nedeniyle ABD’li Robert J. Lefkowitz ile Brian K. Kobilka’ya verildi.

Brian K. Kobilka: ABD vatandaşı. 1955’te Little Falls’ta doğdu. Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde moleküler ve hücresel fizyoloji öğretim görevlisi olarak çalışıyor.

Vücudumuz milyarlarca hücre arasındaki etkileşimin oluşturduğu bir sistemdir.

Her hücre, sahip olduğu minik alıcılar ile çevresini algılar
;
böylece yeni koşullara uyum sağlar. İşte 2012 Nobel Kimya Ödülü bu alıcıların önemli bir ailesi olan G-proteini alıcılarının işleyişini ortaya çıkartan çalışmaları nedeniyle Robert Lefkowitz ve Brian Kobilka’ya verildi.
GİZEM ÇÖZÜLÜYOR..

Hücrelerin çevrelerini nasıl algıladığı uzun zamandır gizemini koruyordu.
Bilim insanları adrenalin gibi hormonların güçlü etkileri olduğunu biliyordu.
Bunlar tansiyonu artırıyor ve kalbin daha hızlı atmasını sağlıyordu. Hücre yüzeyinde hormonlar için bir tür alıcı bulunduğundan kuşkulanılıyordu. Ancak 20. yüzyıl boyunca bu alıcıların nelerden oluştuğu ve nasıl çalıştıkları bilinmezliğini korudu.

1968’de Lefkowitz hücrelerin alıcılarını izlemek için radyoaktiviteden yararlandı. Birtakım hormonlara iyodin izotopları bağladı ve radyasyon sayesinde kimi alıcıları (reseptörleri) saptamayı başardı. Bunların arasında β -adrenerjik alıcı denilen adrenalini algılayan alıcı da vardı. Lefkowitz’in ekibi, alıcıyı hücre duvarında saklandığı yerden çıkartmayı başardı ve alıcının nasıl çalıştığına ilişkin ilk kez bilgi edindiler.

BENZER ÖZELLİKLERE SAHİP ALICI AİLESİ

Ekip 1980 yılında ikinci büyük adımını attı. Ekibe yeni katılan Kobilka, devasa boyuttaki insan genomundan β-adrenerjik alıcının genini ayrıştırma işini üstlendi. Yaratıcı bir yaklaşımla hedefine erişti. Araştırmacılar geni inceledikleri zaman alıcının gözdeki ışığı yakalayan alıcıya çok benzediğini keşfettiler. Bunun sonucunda aynı alıcı ailesine üye olduğu kestirilen, birbirine benzeyen ve benzer biçimde çalışan bir grup saptadılar.

Bugün bu aileye G-proteini alıcıları adı veriliyor. Işık, tat, koku, adrenalin, histamin, dopamin ve serotonin gibi yaklaşık bin kadar gen, bu alıcılardan sorumludur.
İlaçların yarısı G-protein alıcıları üzerinden etkisini gösterir.

Robert J. Lefkowitz: ABD vatandaşı. 1943’te New York’ta doğdu. Duke Üniversitesi Tıp Merkezi’nde biyokimya öğretim görevlisi olarak çalışıyor.

Lefkowitz ve Kobilka’nın çalışmaları G-protein alıcılarının nasıl çalıştığına ışık tutan çok önemli çalışmalardır. Dahası Kobilka, 2011 yılında başka bir keşifte daha bulundu. Ekibiyle birlikte β-adrenerjik alıcının görüntüsünün, hormon tarafından faaliyete geçirildiği ve hücreye sinyal gönderdiği anda yakaladı.
Bu görüntü moleküler bir sanat eseridir.

(Cumhuriyet, Bilim Teknik 19.10.2012)