Bu ‘kırım’ın sorumlusu sistemdir

Bu ‘kırım’ın sorumlusu sistemdir

Zafer ArapkirliZafer Arapkirli
Cumhuriyet, 27 Kasım 2020
Koronavirüs pandemisinin ilk günlerinde (20 Mart Cuma) yine bu köşede yazdığım bir yazıya, “İlacı biliyorum” başlığını atmış ve şunları demiştim:

(…) Çare yani ilaç, dünyaya ve olaylara bakış açımızı değiştirmek.

İnsanoğlunun hep birlikte yarattığı tüm değerleri, hem ulusal hem de uluslararası boyutta öncelikle “insanoğlunun sağlık ve huzur içinde yaşayabilmesi” için kullanmayı esas alan bir sistem yaratmak. Çoğunluğun ürettiği değeri, azınlığın refahı için kullanmayı değil, yine çoğunluğun iyi yaşaması için kullanmayı hedefleyen bir sistem. Adil paylaşımı ve en önemlisi de önceliklerin doğru belirlendiği bir anlayışı hedefleyen bir sistem (…)

Yani, açıkçası hastalığın yol açtığı hasarı, ki bu hasar insan canı şeklinde bir bedel ödemektir, o günlerde belki tahmin bile edemezken, bugün gelinen noktada, Türkiye’de de on binlerce insanın hayatına da mal olan küresel bir “kırım” boyutuna ulaştığı görülmektedir.

Sözünü ettiğim yazımda pandemi dönemi de dahil olmak üzere, tek tek ülkelerde de dünya çapında da “sağlık hizmeti” denen şeyin nasıl anlaşılması gerektiğini, yani “ilacı” da şöyle izah etmişim:

(…) Sağlık, bu gezegende yaşayan istisnasız herkesin, maddi ve sosyal konumu ne olursa olsun vazgeçemeyeceği bir ihtiyaç olduğuna göre, “para ile satılamaz, satılması akıldan bile geçirilemez, hatta suç sayılması gereken” kesinlikle bedava ve mümkün olduğunca mükemmel bir hizmet olarak sunulmalıdır.

– Sağlık hizmetinin kalitesi, tek tek bütün insanlar için eşit ve en üst seviyede olmalıdır. Çünkü “insanı yaşatmak ve iyi durumda yaşatmak” devletlerin (tartışmasız) birinci ödevi olmalıdır. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” gibi abuk sabuk sloganlar da çöpe atılmalı, insan hayatının yanında devletin yaşayıp yaşamaması (hayatı) 888’inci sırada bile düşünülmemelidir (…)

Buna rağmen özelde Sağlık Bakanlığı’nın genelde de Türkiye’yi yöneten siyasi kadroların, bırakınız bu ilkelere uygun davranmayı, tamamen ekonomik kaygıları gözeten, özel hastane sahiplerini kollayan, gerçekleri kamuoyundan gizleyerek pandemiyi “hafif atlatıyormuşuz” izlenimi veren, gereken önlemleri almayarak da insanların rehavete kapılmasına yol açan, dolayısıyla da toplu ölümlere sebebiyet veren yani açıkça yalana dayalı bir siyaset izlediğini dehşete kapılarak izledik. Hâlâ da izlemekteyiz.

Özel sağlık kurumlarının ellerinde bulunan ve ülke kapasitesinin %40’ına denk düşen yoğun bakım yatak sayısına dokunmayarak, bu kurumların “ballı kazançlarına” devam etmelerini, yani korona ile mücadele kapsamına almaya bir türlü cesaret edememeleri, iktidarın kafasının nasıl çalıştığına çarpıcı bir örnektir. Kapitalist sistemin adeta “kimlik beyanı” niteliğindeki bu uygulamanın adı Göz Göre Göre Cinayettir.

Binlerce, on binlerce insanın hastane koridorlarında,
acil servislerinde, sedyelerde ve hatta evlerinde hastalıktan inim inim inlerken, kamu kurumlarındaki yoğun bakım yataklarında “kendisinden önce gelenin bir an önce iyileşmesi ya da ölmesi için dua ederek” beklemesinin vebalini
nasıl taşıyacaksınız?

Bilime değil siyasete, bilim insanlarına değil de sağlık sektörünün hastane patronlarına yani para babalarına öncelik veren olmanın suçunun ağırlığı altından nasıl kalkacaksınız?

Bu toplu “kırım”ın hesabını hangi mahkemede ve hangi platformda vereceksiniz?

Bir yandan da “aman ekonominin çarkları yavaşlamasın, durmasın” saiki ile, on milyonlarca emekçinin gelirlerini garanti edemediğiniz için sayıları-verileri halktan aylardır gizleyerek neden olduğunuz rehavet sonucu, fazladan kim bilir kaç kişinin hastalanmasına ve neticede ölümüne yol açmanın günahı ne ile ölçülebilir?

Şimdi de kalkmış, sanki aylardır bu tablonun faili kendiniz değilmiş gibi, bir gecede “hop” diye “Sayılar aslında şöyle değil de böyle” diye çark etmenin, neyi çözeceğine inanıyorsunuz?

Hep söylerim ya.. Vahşi kapitalizm diye bir şey yoktur. Kapitalizmin kendisi bizatihi “vahşi”dir. Vahşetin vücut bulmuş kanlı-canlı halidir. Ülkemizde deprem dahil, çevre sorunları dahil, her türlü ekonomik arızalar dahil, dış politikadaki başarısızlıklar dahil tüm sıkıntıların ve bu yüzden ödenen tüm ağır bedellerin sorumlusu da budur.

  • Sistem değişmedikçe, rejim değişmedikçe, halkın en başta sağlığını, güvenliğini, esenliğini ve tüm temel haklarını öncelikli düşünen insanlar yani “halkın gerçek temsilcileri” direksiyonda oturana kadar da maalesef böyle devam edecektir.

Halk bunu kavradığı ve örgütlenerek bu düzeni değiştirme gücünü elde ettiği gün, zaten korona da başka musibetler de kısa sürede yenilmeye mahkûmdur.

Bir sonraki seçimde bunları hatırlayıp en başta da artık neredeyse “her binadan bir cenaze çıkmaya başlayan” bugünleri hatırlayıp oy kullandığı takdirde, bu musibetleri geride bırakacağız. Emin olun.

Devlet nasıl yönetilmez…

Devlet nasıl yönetilmez…

Zafer Arapkirli
Cumhuriyet, 04 Eylül 2020

  • Buna benzer bir başlığı, 27 Mart 2020 tarihli köşe yazısına atmıştım. “Kriz Nasıl Yönetilemez 101” başlıklı o yazıda şunları demişim:

Kriz, felaket, bunalım durumlarının (ironik biçimde) üç de çok önemli yararı vardır.

Bunlardan biri, “Ne kadar hazırlıklı olduğumuzu” görmemize yaramasıdır.

İkincisi, buna bağlı olarak “ileride benzer bir durumla karşılaştığımızda alınabilecek önlemlere” dair bir ders ve bir rehber niteliği taşımasıdır.

Üçüncüsü de “Krizi yönetme ve bizi dalgalı denizlerden, fırtınalı havadan sağ salim çıkarma konumunda olan kişi ya da kurumların yetkinliği” ile ilgili tabloyu bütün çıplaklığı ile ortaya sermesidir.

Ama artık, bu (ironik) yararları düşünmenin ve hesap etmenin çok ötesine geçmiş bulunuyoruz. Zararların içine “boğazımıza kadar” batmış olmanın rahatsızlığı, sıkıntısı, öfkesi ve hatta isyanı içindeyiz.

Koronavirüs pandemisi ile mücadeleyi nasıl ellerine yüzlerine bulaştırdıklarına bir bakın, geri kalan tüm sorunlara ışık tutar aslında. Dün, bu yazıyı yazdığım saatlerde devletin İstanbul Valisi halka yalvarıyordu:

“Allah rızası için dışarı çıkmayın” diye.

Rezalete, sefalete, münasebetsizliğe bakar mısınız?

2 ya da 2 yüz kişi anayasal haklarını kullanarak bir araya toplandığında üzerlerine “Bütün gücü ve şiddeti ile yürümeyi” bilen, bir meczubun şikâyeti üzerine, üstelik yasalara ve tüm evrensel ilkelere aykırı olarak mahkeme kararı bile olmadan sadece RTÜK’teki 3-5 yandaşın el kaldırıp indirmesiyle bir muhalif TV kanalının ekranını karartabilen, bir gencecik avukatı göz göre göre bir hastane hücresinde ölüme zorlayan, bir çırpıda trilyonluk ihaleleri ona değil, buna yönlendirmeye pekâlâ gücü yeten, KDV’den ÖTV’ye her türlü vergiyi bir çırpıda cüzdanlarımıza elini uzatarak alıveren “devletin gücü”, burada devreye giremiyor. Girmiyor.

Zaten, o devlet ki on milyonlarca insanın çalışma hayatından uzak durabilmesi için, evlerinden çıkmadan da olsa karınlarını doyurabilmesini sağlayacak gerekli önlemleri alamıyor. Zaten, hangi yüzle “evinizden çıkmayın…” diyecek ki?

Sahte ve yalan dolu veri tablolarını “gerçeklerle taban tabana çelişen” bilgileri millete “yutturmaya çalışmaktan” bile yoruldular ki malum Turkuvaz Yalanlar Tablosunu bile yayımlamıyorlar artık. Sağlık çalışanları artık her gün neredeyse çift haneli sayılarla kırılırken, “düzenli ve cömert test uygulamasını” Saray’ın personeli, TBMM ve bakanlıklar personeli ve “Reis’in etkinliklerine katılacak zatı muhteremler, muhteremeler ve aileleri” ile sınırlı tutmak vicdansızlığına başvururken de utanmıyorlar.

Paramızın değerinin rekor seviyelere düşmesi, işsizlik ve enflasyonun ve tüm ekonomik göstergelerin “felaket” seviyelerinde seyretmesini becerebilmek(!) için ancak bugünkü iktidar sahipleri kadar uğraşılabilirdi.

Bütün bunlar da yetmiyormuş gibi, ülkenin başını açık denizlerde bin bir türlü belaya sokmak ve maazallah bizi bir sıcak çatışmanın içine sokabilmek için barışın değil, savaşın yollarını arıyor olmaları da işin cabası. Sanki yıllardır minik çıkarlar uğruna hem ABD’ye hem de AB’ye yaranabilmek için şımarık ve en azından bizimkiler kadar pişkin ve basiretsiz komşulara taviz üstüne taviz veren, Ege adalarının bir bir işgaline göz yuman, Yunanistan’a ve onların arkasındaki emperyalist güçlere galebe çalmanın yıldönümlerinde (en büyüğü de 30 Ağustos’ta) Tarihi Zafer’in kutlanmasına yasak getiren, “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen alçak bir hainin sırtını sıvazlayan kendileri değilmiş gibi, bugün “Bayrak sallayıp” milliyetçi kesilen de aynı zevat değil mi?

Bunlar da yetmezmiş gibi, bir yandan İstanbul Sözleşmesi’nden çark ederek adeta “kadına baskı, zulüm, dayak, taciz, tecavüz, cinayet serbest kalsın” diye çabalamak da bunların eseri.

Üstüne üstlük, bir de iti kopuğu, tecavüzcüyü, uyuşturucu satıcısını, işkenceciyi, mafya bozuntularını serbest bıraktıktan sonra, bugün “idam geri gelsin” diye “kimleri hedeflediği” belli olan çığırtkanlıklara girişmek de üzerine tam “tüy dikmek” değil mi?

Aklımızı başımıza devşirmenin tam da bugün zamanı değilse, o gün ne zaman gelecektir?

Ey, bu ülkenin olup bitenden rahatsız, zarar gören, ezilen, horlanan, itilen kakılan güçleri.

Üzerimizdeki ölü toprağı ne zaman silkelenecek?

Cumhuriyet Halk Partisi hâlâ, “Abdullah mı, Abdülmuttalip mi, Abdülrezzak mı?” muhabbetinden sıyrılıp bu iktidarı bir an önce gönderecek çareyi ne zaman kitlelere sunacak?

Daha ne kadar katlanacağız bu beceriksizliğe ve şedit yönetime?

Hepimizin (kurumsal ve tek tek) “ekranının karartılmasına” kadar mı bekleyeceğiz?

TTB’den 16 maddelik uyarı!

TTB’den 16 maddelik uyarı!

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Yönetim Kurulu16 maddelik bildirge yayımlandı. Bildirgede sağlık çalışanlarının ve yakınların rutin olarak koronavirüs testinden geçirilmesi istenirken, sağlıkçıların risk açısından 6 saatten çok çalıştırılmaması gerektiğinin de altı çizildi.

TTB Genel Yönetim Kurulu koronavirüs pandemisi gündemiyle toplandı. Toplantı sonucunda alınan kararlara ilişkin bildirge yayımladı.
  • “Sağlık Çalışanları Güvenli, Sağlıklı, Çalışma ve Yaşam Koşullarını Hak Ediyor”
başlıklı bildirgede, Sağlık Bakanlığı’na 16 maddelik uyarı yapıldı. Bildirgede Sağlık Bakanlığının günlük olarak koronavirüse yakalanan sağlık çalışanlarının bilgilerini paylaşması istenirken, koronavirüs hastalığının meslek hastalığı olarak kabul edilmesi gerektiğinin altı çizildi. Bildirgede, sağlık çalışanlarının ve yakınlarını rutin olarak koronavirüs testinden geçirilmesi gerektiğine vurgu yapılarak, “Sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışanların tümüne parasız olarak grip aşısı uygulanmalıdır. Ayrıca altta yatan hastalıkları nedeniyle risk grubunda olan sağlık çalışanlarına pnömokok aşısı parasız olarak uygulanmalıdır” denildi. Bildirgede sağlık çalışanlarının uzun saatler çalışmak zorunda bırakıldığı ifade edilirken, “Uzun çalışma saatleri sağlık çalışanları için fiziksel ve mental bir risktir. COVID-19 hastalarıyla ilgili birimlerde görevli sağlık çalışanlarının çalışma süresi günlük 6 saati geçmemelidir” ifadelerine yer verildi.
Bildirgede 16 madde şöyle sıralandı:
1. Sağlık Bakanlığı günlük olarak il, kurum ve meslek bilgilerinin de olduğu PCR testi pozitif ve negatif olup hastaneye, yoğun bakıma yatırılan, ilaç tedavisiyle birlikte, evinde izolasyona ayırılanlar ile COVID-19 hastalığı nedeniyle yaşamını kaybeden bütün sağlık çalışanlarının verilerini açıklamalıdır. Bu tarihten öncekileri de yine günlük olarak topluca paylaşmalıdır.
2. COVID-19 hastalığı, bütün sağlık çalışanları için meslek hastalığı olarak kabul edilmelidir. Düzenleme geriye dönük olarak da geçerli olmalıdır.
3. Sağlık çalışanlarının ücretlendirilmesinde döner sermaye ve performansa dayalı ücretlendirme kaldırılmalıdır. En düşüğü, ülkemizdeki güncel yoksulluk sınırının üzerinde olmak üzere, emekliliğe de yansıyan, mesleğimizin gereklerini sağlayarak yaşayabilecek düzeyde maaş alabilmelidir.
‘KREŞ VE BAKIM EVİ YAPILMALI’
4. Sağlık çalışanlarının okul öncesi her yaştan çocukları için haftanın 7 günü, 24 saat süreyle kesintisiz hizmet veren bakımevi, kreş ve anaokulu düzenlemesi kurum ve ilçe bazında (AS: ölçeğinde) yapılmalıdır.
5. Sağlık çalışanlarının işe geliş ve gidişlerinde ulaşım parasız olmalı, ulaşım araçlarının pandemi koşullarında, kendisini ve toplumu riske atmayacak biçimde güvenli olması sağlanmalıdır.
‘RUTİN TESTEN GEÇİRİLMELİ’
6. Sağlık çalışanlarına rutin olarak haftada bir PCR ile tarama testi uygulanmalıdır. PCR (+) olan sağlık çalışanlarının başta ailesi olmak üzere, temas ettikleri herkese rutin bir hizmet olarak test yapılmalıdır.
7. Hastaneye yatış ve ilaç tedavisi endikasyonu olmayan PCR (+) teması olan sağlık çalışanları ücretli izinli sayılmalı, kendi istemleri kapsamında, evde ya da uygun bir kamu kurum ve kuruluşunda karantinaya alınmalıdır.
8. Sağlık kurum ve kuruluşlarındaki Çalışan Sağlığı Birimlerinin eksiklerinin giderilmesi ve görev alanlarında aktif faaliyette bulunabilmelerinin önündeki engeller ivedilikle kaldırılmalıdır.
9. Sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışanların tümüne parasız olarak grip aşısı uygulanmalıdır. Ayrıca altta yatan hastalıkları nedeniyle risk grubunda olan sağlık çalışanlarına pnömokok aşısı parasız olarak uygulanmalıdır.
10. Kronik hastalığı, immün yetmezliği olanlar, gebeler ve emzirenler COVID-19 hastaları ve/veya temaslılarının bulunduğu birimlerde görevlendirilmemelidir. Görevli olanların yerleri en kısa sürede uygun biçimde değiştirilmelidir.
‘ÇALIŞMA SÜRESİ 6 SAATİ GEÇMEMELİ’
11. Uzun çalışma saatleri sağlık çalışanları için fiziksel ve mental bir risktir. Bu nedenle, COVID-19 hastalarıyla ilgili birimlerde görevli sağlık çalışanlarının çalışma süresi günlük 6 saati geçmemelidir. Personel eksikliği, söz konusu durumun gerekçesi olarak kabul edilmemelidir. Her meslekten atama bekleyen sağlıkçılar, görevlerine atanmalıdır.
MESLEKİ YETERLİLİĞİ OLMAYANLAR GÖREVLENDİRİLMEMELİ
12. Sağlık çalışanları mesleki görev, yetki, uzmanlık alanı ve deneyimlerine göre uygun istihdam edilmelidir. Filyasyon görevlendirmelerinde bu alanda mesleki yetkinliği olmayanlar görevlendirilmemelidir. Öte yandan sağlık alanında yönetici görevlendirilmelerinde liyakata önem verilmelidir.
13. Filyasyon ekibindeki sağlık çalışanlarına saat gözetilmeksizin yemek öğünleri kamusal olarak karşılanmalıdır.
14. COVID-19 hastalarıyla ilgili filyasyon ve 1. Basamak da dahil olmak üzere, tüm kurum ve kuruluşlarda çalışanlarla, bu görevde bulunan sağlık çalışanlarına etkenle ve yaptıkları işle ilgili hizmet içi eğitim verilmelidir.
15. COVID-19 hastalarına hizmet veren tüm sağlık birimlerinin fizik koşulları pandemi özelliklerine göre düzenlenmeli, sağlık çalışanlarına gerekli olan uygun nitelikteki kişisel koruyucu ekipman (AS: donanım) yeterli sayıda temin edilmelidir.
16. Evrensel kuralların yanı sıra, ülkemizde geçerli mevzuata göre, salgın koşulları da dahil olmak üzere, ilaç başlama yetki ve sorumluluğunun hekimlik mesleğinde olduğu unutulmamalı, düzenlemeler bu durum dikkate alınarak gerçekleştirilmelidir.

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) : Sağlık Bakanlığına çağrı..

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) : Sağlık Bakanlığına çağrı..

Değerli üyeler,

Sağlık Bakanlığı İl/ilçe Müdürlükleri Yönetici Sözleşmeleri konusundaki basın bildirimiz ektedir.

Saygılarımızla.

HASUDER Yönetim Kurulu
*****

SAĞLIK BAKANLIĞI  İL/İLÇE MÜDÜRLÜKLERİ
YÖNETİCİ SÖZLEŞMELERİ İLE İLGİLİ BASIN BİLDİRİSİ

23 Şubat 2019 tarihinde Dernek olarak gerçekleştirdiğimiz “Uzmanlık Eğitimi, Hizmet Sunumu ve Mesleki Gelişim Bütünleştirme Çalıştayı Raporu”nda ve Sağlık Bakanlığı’na ilettiğimiz sonuçlarda HalkSağlığı Başkanı, Başkan Yardımcılığı, birim sorumlusu, ilçe sağlık müdürü ve birim sorumlusu atanmasında Halk Sağlığı Uzmanlarına öncelik verilmesinin gerekliliğine vurgu yapmıştık.

Bakanlıktan talep ettiğimiz Halk Sağlığı uzmanlık envanterinin elimize henüz ulaşmamış olması nedeniyle, Temmuz 2020 itibari ile sahada çalışan Halk Sağlığı Uzmanları Çalışma grubumuzun çıkardığı envanter sonucu, Bakanlığın Halk Sağlığı Uzmanlık tanımı kapsamında uzmanlarımızın ne kadar değerlendirildiğini bir kez daha gözlemlemiş olduk:

Türkiye genelinde;

Kamuda çalışan 453 Halk Sağlığı Uzmanı vardır.

81 ilin hiçbirinde İl Sağlık Müdürü olarak görevlendirilmiş Halk Sağlığı Uzmanı yoktur. 

974 ilçede İlçe Sağlık Müdürü olan Halk Sağlığı Uzmanı sayısı 32,
Toplum Sağlığı Merkezi Başkanı ise 18’dir.

İl Sağlık Müdürlüklerinde Halk Sağlığı Hizmetleri başkanı olan 5 Halk Sağlığı Uzmanı,
başkan yardımcılığı yapan 10 Halk Sağlığı Uzmanı bulunmaktadır.

Halk Sağlığı Uzmanı; sağlık düzeyini, sorunlarını, nedenlerini ve sağlık gereksinmelerini saptayan, sağlık politikaları geliştirerek çözümler üreten, bu programların yürütülmesinde görev alan ve sağlık hizmetlerinin her kademesinde yöneticilik yapan hekimdir.

Aldığı koruyucu hekimlik, epidemiyoloji ve istatistik eğitimi de –geçirmekte olduğumuz koronavirüs pandemisi göz önüne alınarak– özellikle halk sağlığı başkanlık ve başkan yardımcılıkları ile bulaşıcı hastalıklarla ilgili birimlerin ve ilçe yöneticiliklerinde halk sağlığı uzmanlarına öncelik verilmesi gerektiğini hatırlatmalıdır.

25 Ağustos 2017’de Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkartılan 694 KHK ile Sağlık Bakanlığının teşkilatında yapılan değişikliklerle İl-İlçe Sağlık Müdürleri, bağlı birimlerinin yönetimlerinden sorumlu Başkanlıklar ve “uzman” tanımı ile eski şube müdürlükleri kapsamında çalışan sağlık personelleri sözleşme ile çalışmaya başlamıştı.

  • Bu kapsamda, ilgili sözleşmelerin yenilendiği duyumunu aldığımız şu dönemde, atamaların görev tanım ve yetkinliklerin göz önünde bulundurularak yapılması ve ülke genelinde yapılan atamaların deneyim ve yetkinlikleri belirtilerek paylaşılmasını talep ediyoruz.

Arz ederiz.

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER)

İktidarın salgın politikasını eleştirmişti: Prof. Dr. Kayıhan Pala’ya soruşturma!

İktidarın salgın politikasını eleştirmişti:
Prof. Dr. Kayıhan Pala’ya soruşturma!

Türk Tabipleri Birliği Covid-19 İzleme Grubu üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala hakkında, iktidarın salgın politikasını eleştirmesi nedeniyle soruşturma başlatıldı.

(AS : Bizim kapsamlı düşüncelerimiz yazının altındadır..)

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Covid-19 İzleme Grubu üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala hakkında Bursa Valiliğinin talebiyle Uludağ Üniversitesi tarafından “halkı yanlış bilgilendirmek” suçlamasıyla soruşturma açıldı.

Türk Tabipler Birliği (TTB) koronavirüs pandemisi sürecinde iktidarı bilgileri şeffaf bir biçimde kamuoyuyla paylaşmaya davet eden, vakalar devam ederken hızla normalleşmenin sonuçlarının ağır olacağını söylemişti. Türkiye’de vaka sayısı 200 bine yaklaşırken virüsle mücadele etmesi gereken yönetim Prof. Dr. Kayıhan Pala hakkında soruşturma başlattı. Pala, “halkı yanlış bilgilendirmek” ve “paniğe yönlendirmek” ile suçlandı.

Prof. Dr. Pala, yaptığı birçok açıklamada, haziran başında hayata geçirilen “yeni normal”e ilişkin eleştiri ve kaygılarını sıralamıştı. Pala’nın hakkında soruşturma başlatılmasına gerekçe gösterilen söyleşi ise yerel bir internet sitesinde Nisan ayında yayımlanmıştı. Söz konusu söyleşide Pala, gerçek vaka ve ölüm sayılarının açıklananın çok üzerinde olduğunu belirtmişti.

TTB: HEKİMLİK DEĞERLERİNE ve TTB’YE AÇILMIŞ BİR SORUŞTURMA OLARAK GÖRÜYORUZ

Türk Tabipler Birliği tarafından yapılan açıklamada soruşturma kararına tepki gösterilerek şöyle denildi:

“‘enBursa.com‘ isimli internet haber sitesine  yapmış  olduğu “pandemi’nin Bursa’daki seyri” içerikli açıklamaları nedeniyle  Prof.Dr. Kayıhan PALA hakkında Bursa Valiliği tarafından Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına  ihbarda bulunulmuş, ardından  Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından görevsizlik kararı verilen dosya, gereği için Uludağ Üniversitesi Rektörlüğü’ne gönderilmiş ve Üniversite Rektörlüğü “halkı yanlış bilgilendirme ve paniğe yönlendirici” açıklamalar  yaptığı iddiası ile soruşturma açmış durumdadır.

Öncelikle belirtmemiz gerekir ki, değerli hocamız Prof Dr. Kayıhan Pala ve TTB COVID-19 İzleme Kurulu’nda yer alan bütün meslektaşlarımızın açıklama ve değerlendirmelerinin ilk elden muhatabı TTB Merkez Konseyidir. Sorulacak hesabı, açılacak soruşturması olanların öncelikle bilmesi gereken şey;

  • halkın sağlığı, ülkenin geleceği söz konusu olduğunda bilimin ışığında her türlü eleştirel değerlendirmeyi yapmak TTB’nin ve oluşturduğu kurulların varlık nedenidir.

Bu nedenle Uludağ Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve aynı zamanda TTB COVID-19  izleme grubumuzun üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala’ya Üniversite yönetimi tarafından açılmış olan soruşturmayı hekimlik değerlerine ve Türk Tabipleri Birliği’ne açılmış bir soruşturma olarak görüyoruz. TTB Merkez Konseyi, bağlı Tabip Odaları ve hekimlik değerlerine sahip çıkan bütün hekim ve sağlık çalışanlarıyla birlikte Dr. Kayahan PALA’nın ve savunduğu değerlerin yanında olacağımızı ilan ediyoruz.”

İSTANBUL TABİP ODASI’NDAN TEPKİ

İstanbul Tabip Odası, Prof. Dr. Kayıhan Pala’ya soruşturma kararına tepki göstererek, “Prof. Dr. Kayıhan Pala hakkında soruşturma başlatıldı. Bilimin ve bilim insanlarının sesi kısılamaz. #KayıhanPalayanındayız” açıklamasını yaptı.
=================================================

Dostlar,

İktidar tıkandıkça ve ülkeyi yönetemez duruma sürüklendikçe, baskıcı yöntemlere başvurusunu artırıyor..  Tıkanma ve baskıcılaşma doğru orantılı.. Klasik siyasal tarih örnekleri sergileniyor. Son birkaç güne bakmak yeterli belki de..
– Çok sayıda gazeteci hapiste..
– Muhalefet vekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılarak hapisteler..
– Çok ağır ekonomik bunalım nedeniyle kaynak bulma paniği içinde emekçilerin alın teri ve kara gün güvencesi kıdem tazminatına el koyma girişimleri.. Emekçiler ayakta..
– Eldeki iktidar yandaşı olmayan 3-4 gazete ve TV kanalına ceza üstüne ceza ve ekran karartma..
– Ülkeyi kutuplaştırarak bölme ve yandaşlarını bu gerilim ekseninde bir arada tutma çabasının son somut ürünü olarak Baroları bölme ve çoklu baro maskesi altında yandaş barolar üzerinden savunma alanını da siyasallaştırma.. Onbinlerce avukat ayakta ve sokaklarda..
– Erdoğan’ın gençlerle YKS öncesi söyleşi denemesi iktidara tokat gibi..
– Sosyal medyada ücretli binlerce trole karşın denge iktidarın çooook aleyhine..
– Yandaş kayırmalar ve nepotizm artık mide bulandıran düzeye vardı..
****
Öte yandan ekonomi, işsizlik verileri, enflasyon verileri çok ağır bir yıkımı / yangını yansıtmakta.
AKP oyları durdurulamayan biçimde düşmekte..
İktidarı uzatmanın akla – hayale gelmeyen yöntemleri araştırılmakta ve uygulanmakta.
18 yıldır tek başına iktidar olan ve ülkeyi kökten gerici – dinci dönüşümlere uğratan siyasal kadro, olağan biçimde iktidarı devretmeye yanaşmamakta..
Bu çok ciddi bir gerilim, hatta ateş hattıdır.
Aktörlerine de ülkeye de çok büyük zarar verir..
Yol yakınken frene basmakta saymakla bitmez yarar vardır ve bunun yöntemleri bulunabilir, bulunmalıdır AKP kadrolarınca.
****
Prof. Dr. Kayıhan Pala, yetkin ve seçkin bir Halk Sağlığı Uzmanı hekimdir.
Başından beri, TTB COVID-19 Bilimsel İzleme Grubuna çok değerli katkılar sunmuştur.
Katıldığı TV programlarında da son derece ağırbaşlı ve ölçülü söylemler kullanmıştır.
Söylemlerinin tüm içeriği bilimsel ve gerçektir, Halkın Sağlığını koruma amaçlıdır.
Kıdemli bir hekim, öğretim üyesi ve özellikle koruyucu hekimlik alanındaki uzmanlığı ve sorumluluğu gereği çok anlamlı Epidemiyolojik irdelemeler yapmış ve demokratik bir toplumda kamuoyu ile düşüncelerini – bilimsel verilerini paylaşmıştır.

  • Üzerine atılı suç ile uzak – yakın bir bağı asla düşünülemez.

Tersine, salgını bilimsel yönetmeyen / yönetemeyenler, suçluların telaşı içindedirler.

Uludağ Üniversitesi yönetimi, Üniversitenin kurumsal kimliğine yakışır tutum alarak söz konusu soruşturmayı derhal geri çekmeli ve tam da tersine Prof. Pala’nın çalışmalarına destek vermelidir..

Bilimin ve bilim insanlarının sesi kısılamaz!

#KayıhanPalayanındayız

Türkiye henüz o denli düşmemiş olsa gerektir..

Sevgi, saygı ve KAYGI ile. 01 Temmuz 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (Mülkiya)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com