“YERLİ VE MİLLİ” ÇÖKÜŞ 

“YERLİ VE MİLLİ” ÇÖKÜŞ 

Suay Karaman

Konuk yazar :
Suay Karaman

Osmanlı Devleti, özellikle 1850’li yıllardan sonra ekonomik olarak büyük bir çöküntü içine girdi ve bu durum karşısında borç aldığı ülkelerin yaptırımlarıyla sarsılmaya başladı. Bazılarının ulu hakan dediği 2. Abdülhamit döneminde 20 Aralık 1881’de, Osmanlı Devleti’nin dış borçlarını denetlemek için Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar) İdaresi kurulmuştu. Birçok gelirini bu kuruluşa bırakan Osmanlı Devleti, hem ekonomik, hem de siyasal olarak büyük sıkıntılarla karşı karşıya kaldı.

“Dünyanın en büyük 17. ekonomisiyiz” diye göz boyayarak 16 yıldır ülkeyi yöneten siyasal iktidar, bütün uyarılara karşın, sonunda ekonomik iflasa sürüklendi. “Yerli ve milli” sözünü unutarak, ekonominin yönetimini McKinsey adlı ABD’li bir kuruluşa teslim etti. McKinsey, bağımsız bir kuruluş değildir, uluslararası tekellerin aygıtıdır, ABD’dir, IMF’dir. Gelinen durumun Düyun-u Umumiye’den de farkı yoktur.

12 Eylül 1980 darbesinin ardından yapılan seçimlerde Turgut Özal’ın seçim kampanyasını hazırlayan, konuşmalarından, giysilerine ve gözlüklerine dek tüm imajını McKinsey firması organize etmiştir. 1985-87 arasında Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na tam üyelik başvurusunun danışmanı olan McKinsey firması, 14 Nisan 1987 tarihli başvurunun altına imzasını atmıştır. 2001 yılındaki ekonomik krizde kurtarıcı olarak çağrılan Kemal Derviş, çöken bankacılık sistemimizi düzeltmek için McKinsey firmasını ülkemize davet etmiştir.

Ulusal egemenliğe ilişkin bir yetki, uluslararası bir şirkete aktarılmaktadır.

Anayasanın 160. maddesine göre ülkemizde kamunun harcamalarını, gelir ve giderlerini Sayıştay denetler. Ancak son yıllarda Sayıştay etkisizleştirilerek yetkileri azaltıldı. Sürekli “yerli ve milli” olmakla övünen siyasi iktidarın, “yerli ve milli” olmaktan ne anladığı, McKinsey ile bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Adında IMF geçmese de McKinsey’in görevi, Türkiye’ye bir IMF programı uygulatmaktır. Ülkemize borç veren kapitalist ülkelerin alacaklarının tahsilini güvence altına almaktır. Varlık Fonundaki değerlerimizin elden çıkarılmasını sağlamaktır. Emekçilere ve emeklilere daha çok kemer sıktırılarak, iyice yoksullaştırmaktır. Yoksa McKinsey, günde 1.8 milyon TL harcanan kaçak sarayın tasarrufa gitmesi için önlem almayacaktır. “Örtülü ödeneği kısın, yeni saraylar yapmayın, makam araçlarını ve uçaklarını satın” gibi önerilerde bulunmayacaktır. Üstelik zor durumda olan ekonomimiz, bu yabancı firmaya dolar üzerinden yüklü miktarda ücret ödeyecektir.

McKinsey’e yapılan eleştiriler için Hazine ve Maliye Bakanı damat; “yapılan yorumlar cehaletten değilse, ihanettir” demişti. AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 6 Ekim 2018’de partisinin Kızılcahamam’daki toplantısında, McKinsey ile ilgili olarak şunları söyledi: “Bütün Bakan arkadaşlarıma ‘bunlardan fikri danışmanlık hizmeti de almayacaksınız’ dedim. Hiç gerek yok, biz bize yeteriz.” Bu durumda ihanet içinde olanlar kimdir diye sormak gerekir.

Şimdi McKinsey ile yapılan sözleşmenin durumu da merak konusudur ve akıllara şu sorular gelmektedir: McKinsey ile sözleşme neden yapıldı ve neden vazgeçildi? McKinsey ile yapılan sözleşmenin tutarı ne kadardır? Sözleşmede tek yanlı fesih durumunda fesih işlemini gerçekleştiren tarafın ceza ödeyeceğine ilişkin bir hüküm var mıdır? Var ise bu cezanın tutarı nedir? Bu cezayı kimler ödeyecektir? Bu olayın siyasi bedeli ödenecek midir? Artan tepkiler nedeniyle “McKinsey ile sözleşme iptal edildi” denilerek, etkinlikler kamuoyundan gizli olarak yürütülebilir mi?

2013’te siyasal iktidarın hazırladığı 10. Beş Yıllık Kalkınma Planı‘nda, 2018 yılında Dolar kurunun 1.97 TL olması öngörülüyordu. Ancak bugün Dolar 6 TL’dir. Enflasyon tek haneye inecekti ama bugün %20’lerin üstdedir. Ekonomik öngörülerde bu derece yanılan bu siyasal iktidar, güvenirliliğini yitirmiştir. Bu iktidarın en büyük şansı, etkili muhalefetin olmamasıdır. Bu çöküş hep birlikte hazırlanmıştır.

  • Bu çöküşten kurtulmanın yolu, Kemalizm’in Altı Oku’dur.

TORYUM EFSANESİNİN İÇ YÜZÜ

TORYUM EFSANESİNİN İÇ YÜZÜ

Prof. Dr. rer. nat. D. Ali Ercan

Değerli arkadaşlar,

Gerçeklerden köşe-bucak kaçan ama palavra-masal-efsaneye çok düşkün halkımızın tükettiği komplo uyduruklarından biri de 2007’deki elim uak kazasında kaybettiğimiz değerli bilim insanı Prof. Engin Arık ve arkadaşlarının “dış kaynaklı bir suikast”e kurban gittikleri yalanıdır.

Teoriye(!) göre, Prof. Arık, “Biz Türkiye’de muazzam Toryum Rezervleri keşfettik….” demişmiş…

Benim yakından tanıdığım Prof. Engin Arık böyle bir şey söylemiş olamaz. çünkü,

Sivrihisar yakınlarındaki Toryum yataklarımız MTA ve Fransız araştırıcılar tarafından taa 1960’larda keşfedilmişti… MTA baş mühendisi Hüseyin Kaplan’dır eğer “teknolojik bir keşif”ten bahsetmek gerekirse…

Yalnızca Toryum değil, Lantan, Seryum, Neodim… elementleri de birlikte bulunduğundan adına “nadir toprak elementleri” denen bu Cevherin (monazit) işletimi Bor’la birlikte Etibank’a bırakılmıştı (şimdi zaten tümü “Varlık Fonu” torbasında ! )

Enerji meselesine gelince, Toryumun “Fast breeder” denen ileri düzey nükleer reaktörlerde veya Uranyumla birlikte, “nükleer yakıt” olarak kullanılabileceği zaten bütün Dünyada 1950’den beri bilinen bir gerçek…

Yani, keşfedilmiş, bulunmuş, icat edilmiş bir şey yok ortada..

Almanya’dan 1985’te yurda döndüğümde Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Fizik Bölümünde çalışmaya başlamıştım; bu “Toryum” konusunda, hem ÇNAEM de, hem de İstanbul Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitelerinde Toryumun Enerji Kaynağı olarak kullanışına yönelik söyleşiler yaptım; Üniversitelerin bu konu üzerine eğilmeleri gerektiğini söyledim…

Aradan çok zaman geçtikten sonra, Engin hanımın bu konu üzerine bir çalışma grubu oluşturduğunu duydum; memnun olmuştum.

Ancak Toryum konusunda her şey sanki Engin hanımla başlamış gibi, yapmadığı, söylemediği bir şeyi ölmüş bir insanın ardından adına eklemek tek kelime ile “ayıp” tır.

Evet, Türkiye’de Dünya toplam rezervinin %5-%15 arası 380 bin ton ThO2 bulunuyor. Bunun işlenmemiş haldeki piyasa değeri 4-5 milyar $’dır; işlenmiş saf metal (nükleer yakıt öz maddesi) olarak 30 milyar $ değerindedir; ama bu 300 bin ton Toryum, Nükleer Reaktörlerde yakıt olarak kullanılırsa, elde edilecek elektrik enerjisinin değeri yaklaşık 60 trilyon $ karşılığıdır.

Konunun kısa özeti budur, sevgilerimle.

TÜRKİYE İŞ BANKASI

TÜRKİYE İŞ BANKASI 

Suay Karaman

Suay Karaman

Eşsiz liderimiz Mustafa Kemal Atatürk‘ün direktifleriyle ve sermayesine bizzat katılımıyla, 26 Ağustos 1924’te Türkiye İş Bankası kurulmuştur. Genç cumhuriyetimizin tüm bankacılık işlemlerini gerçekleştirmek, ulusal tasarrufları harekete geçirmek, temel ekonomik atılımları finanse etmek, kredi gereksinimlerini karşılamak ve sanayi ile ilgili gelişmeyi başlatmak için kurulan Türkiye İş Bankası, Cumhuriyet döneminin ilk ulusal bankası olma niteliğini taşımaktadır.

Türkiye İş Bankası, finans sektörünün yanı sıra Türkiye’de sanayinin gelişmesine de büyük katkılar sağlamıştır. Sanayileşme tarihinin mimarı ve lokomotifi olan Türkiye İş Bankası, Türk özel sektörünün varlık ve gelişimine de büyük destek vermiştir.  Türkiye İş Bankası’nın finans, cam, telekomünikasyon ile sanayi ve hizmet ana gruplarında faaliyet gösteren 23 şirkette doğrudan ortaklığı bulunurken, 95 şirkette de dolaylı ortaklığı vardır. Bugün bankacılık alanında ülkemizin en büyük bankası olmanın ötesinde, birçok büyük şirketin ortağı olarak da ülkemizin en büyük holdingi sayılmaktadır. Bu holdingin %28.09 hissesi Atatürk’ün, %40.12 hissesi banka çalışanları ve emeklilerinin olup, geri kalan %31.79 payı ise halka açılmıştır. Yani bu holdingin patronu yoktur.

Bankanın kurucularından Atatürk’e ait hisseleri, Cumhuriyet Halk Partisi temsil etmektedir; bu temsil, Atatürk’ün vasiyetine dayanmaktadır. Bankadan elde edilen gelirler ise Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na bağışlanmıştır.

  • Cumhuriyet Halk Partisi’ne, Türkiye İş Bankası’ndan hiçbir gelir gelmemektedir.

Banka Yönetim Kurulu 11 kişiden oluşmaktadır; 7 üye bankanın kendi içinde çalışanlarından seçilmektedir, kalan 4 üye ise Cumhuriyet Halk Partisi temsilcileridir.

AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, ekonomik krizin derinleşmeye devam ettiği süreçte Türkiye İş Bankası’nı hedef alan bir açıklama yaparak, bankadaki Cumhuriyet Halk Partisi hisselerinin Hazineye devredilmesi gerektiğini söyledi. AKP Sözcüsü Ömer Çelik; “Bir partinin niye bir bankanın yönetiminde koltuğu olur? Atatürk’e saygı gereği CHP’nin bu pozisyondan vazgeçmesi gerekir.” derken, Atatürk’e ve anısına yapılan büyük saygısızlıkları görmek istememektedir.

Atatürk’ün mirasçısı Türk Milletidir. CHP, İş Bankası hisselerini Türk Milleti’ne iade etmelidir.” diyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Atatürk Orman Çiftliği’nin de Atatürk’ün mirası olduğunu unutmuştur.

  • Milliyetçilik; ülkesinin topraklarına sahip çıkmaktır, ulusal değerlerini korumaktır, ülkesinin kurucusuna saygı duymaktır; mafya ortaklığıyla milliyetçilik yapılmaz.

Büyük önderimiz Atatürk’ün kurduğu Sümerbank, Etibank, Atatürk Orman Çiftliği gibi daha nice ulusal değerimizi yok edenler, şimdi gözlerini Türkiye İş Bankası’na çevirdiler. Ekonominin durumu her geçen gün kötüye giderken şimdi Türkiye İş Bankası’nı alıp Varlık Fonu‘na devrederek, bu büyük kuruluşun içi boşaltılarak, yok edilmek istenmektedir.

8 Ağustos 1951’de Demokrat Parti iktidarınca çıkarılan 5830 sayılı yasa ile 4819 şubesi olan Halkevleri kapatılmış ve mallarına el konmuştu. Ülkenin birçok yerinde siyasal etkinliklerine Halkevlerine ait binalarda devam eden Cumhuriyet Halk Partisi, bu yasa ile parti binalarını boşaltmıştır. Demokrat Parti’nin 14 Aralık 1953’te çıkardığı 6195 sayılı yasa ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin mallarına el konmuştu. Ancak Türkiye İş Bankası hisselerine, kamuoyunda büyük gürültü çıkacağı endişesiyle dokunulmamıştı.

27 Mayıs 1960 Devrimi’nden sonra Cumhuriyet Halk Partisi, 21 Şubat 1963’te, 6195 sayılı yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, 6195 sayılı yasayı tümüyle anayasaya aykırı bularak, 11 Ekim 1963’te iptal etti.

12 Eylül 1980 döneminde malvarlığı elinden alınarak kapatılan Cumhuriyet Halk Partisi, 9 Eylül 1992’de yeniden açıldıktan sonra dava açmış, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin verdiği kararla mal varlığını ve Türkiye İş Bankası’ndaki hisselerini tekrar geri almıştı. Bu yüzden Atatürk’ün mirasına ve kesinleşmiş mahkeme kararlarına karşın, Türkiye İş Bankası hisselerinin devrine ilişkin tartışmaların hiçbir hukuksal gerekçesi yoktur. Buradaki asıl amaç Atatürk’ün hisseleri değildir;

  • Türkiye İş Bankası’nın dev yatırımlarını satarak, yerel seçimlere dek ekonomik olarak günü kurtarmaktır.

Güven duyulan kuruluşların başında bankalar gelmektedir. Bu güvenin ulusal ve uluslararası kamuoyunda titizlikle korunmasının bankalardan çok ulusal ekonomi açısından büyük önem taşıdığı bilinmelidir. Siyaset malzemesi yapılamayacak önemde bir kuruluş olan Türkiye İş Bankasını hedef almak, aynı zamanda ülke ekonomisini de hedef almak anlamına gelmektedir. Gündem değiştirmeye ve akçeli getiriler sağlamaya çalışılan bu gibi sözlerden kaçınmak gerektiği bilinmelidir. (24.9.18)
==================================
Dostlar,

Değerli dostumuz sevgili Suay Karaman’ın bu yazısı da öbürleri gibi 4/4’lük!
Ekleyecek – çıkaracak – düzeltecek yanı yok:
Kendisini kutluyor, içeriğini ay-nen onaylayarak sitemizde paylaşıyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 24 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 19 Eylül 2018

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 19 Eylül 2018

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

ŞİKAYETÇİ
RTE, “Önüne gelen zam yapıyor”

  1. Cumhurbaşkanlığı şikayet makamı mı?
  2. İzinsiz zam yapıldığını millet yutar mı?

VARLIK
Varlık Fonu RTE ve damadı ile eş – dosta bağlandı.
Ayıpladım; Bilal, Burak ve Sümeyye yönetimde yok…

TIKIRTI
Devlet kurumlarına atama ve sınavla alımlarda yetki cumhurbaşkanlığında toplandı.
Demokrasimiz tıkırında…

UÇAK
RTE’ye Katar’dan 400 milyon Dolarlık bir uçak daha alındığı açıklandı.
“MAK” lı sorular;

  1. UçMAK için,
  2. KaçMAK için,
  3. Katar’a tasarruf sağlamak için,
  4. İtibarı artırMAK için mi?…

İNSAN
3. Havalimanında çalışma koşullarını protesto eden işçiler gözaltına alındı.
İnsan oldukları anlatılmıştır…

KAPATMA
Fettah Tamince’nin FETÖ dosyası kapatıldı.

FETÖ ile mücadelede zengin adaleti…

DAVET
RTE, “Suriye iktidarını tanımıyoruz. Suriye halkı davet ettiği için oradayız..”

  1. Sırça köşkte oturduğunu unutma,
  2. Halk yalnızca muhalefet midir?
  3. Halk muhalefetse Türkiye’deki yönetim nedir?…

TAHTAKURUSU
Yandaş Sabah yazarı Ardıç (odun türüdür), “Bizim koğuşta da vardı” diyerek, Havaalanındaki işçilerin tahtakurusundan şikayet etmelerini eleştirdi.
Birlikte yaşayınca huy benzeşiyor, şikayet etmesinler mi?…

BİZ
RTE, “Bizde kriz yok”
O “Biz” , biz değiliz…

Erdoğan’ın müthiş planı!

Erdoğan’ın müthiş planı!

Batuhan ÇOLAK

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

Bakanlık, belediye ve kamu kurumlarında resmi araçlara harcanan paraları, Cumhurbaşkanı’nın yeni jetini, belediye başkanının lüks makam aracını, ejder meyveli kokteylleri, Saray’ın aylık harcamalarını konuşurken ekonomide öyle gelişmeler yaşandı ki, bir anda gündemimiz yine değişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Varlık Fonu‘nun başına kendisini ve damadını atadı… “Neler oluyor” demeden Merkez Bankası’nın faiz kararı öncesi Erdoğan’ın sert çıkışı geldi… Sonrasında ise Merkez Bankası’nın faizi % 7 (AS: %6 .25) artırdığı açıklandı.

Baş döndürücü gelişmeler… Ancak bu akışta, gözden kaçan ciddi siyasi hesaplar yapılıyor. Özellikle Erdoğan’ın Merkez Bankası’nı hedef alması son derece stratejik bir hamle…Daha önce MB’ye yönelik en ufak bir eleştiri bile piyasalarda ve yabancı yatırımcıda huzursuzluğa neden oluyordu. Hükümete yakın yazarlar, Erdoğan’ın eleştirilerini kapalı kapılar ardında yapması gerektiğini söylemişlerdi. Hatta hükümetten de MB’nin bağımsız yapısı ve karar alma mekanizmasına ilişkin Erdoğan’ı tekzip edercesine açıklamalar gelmişti. Tüm bunlara rağmen Erdoğan, daha önce hiç olmadığı bir tonda MB’yi hedef aldı.

Faiz oranlarını eleştiren Erdoğan, “Faiz sebeptir, enflasyon neticedir. ‘Enflasyon sebeptir, faiz neticedir’ diyorsan bu işi bilmiyorsun arkadaş. Faizin oranını sen tespit edersin, enflasyon o akışta kendiliğinden oluşur. Ben bugüne kadar Merkez Bankası’nın açıklamış olduğu enflasyon oranlarını tutturduğunu görmedim.” ifadelerini kullandı. (AS: TESK’te konuşması, 14.9.18)

Bu açıklamalardan saniyeler sonra Dolarda yükseliş, MB’nin faiz artırımı sonrasında da düşüş görüldü.

Yerel seçim hazırlığı

Türkiye her ne kadar duygusal davranışlarla oy veren bir seçmen profiline sahip olsa da, ekonomik değişkenlikler oy oranına çok yakından etki ediyor. 2002 seçimlerinde birçok partinin baraj altında kalmasının tek nedeni ekonomiydi. Seçmen son derece pragmatik davranmıştı. 2002 sonrası seçimlerde ise Erdoğan’ın ustası olduğu belagat sanatı ve teşkilatlanma gücüyle seçmen davranışlarında “duygular” ön plana çıkmaya başladı. Ekonomi de hiç fena gitmiyordu. Sosyolojik anlamda “dindar-laik” olarak kutuplaştırılan ortam sayesinde de önemli avantajlar da elde edildi.

2019 yerel seçimlerine sayılı bir zaman kaldı. Giderek bozulan ekonomik göstergeler AK Parti’yi zor durumda bırakıyor. Yılların AK Partilileri bile sert eleştirilere başladılar. Örneğin geçtiğimiz hafta Hürriyet Gazetesinde çıkan bir köşe yazısında, hükümete yakın iş adamlarının tepkili olduğu, söyledikleri hiçbir çözüm önerisinin parti katında ciddiye alınmadığı ve böyle giderse finansal açıdan daha da zor günlerin yakın olduğu yorumu yapıldı. Bu ısmarlama bir yazıydı. Hükümete Demirören Grubu’nun dolaylı bir mesajıydı.

Kendi iş adamlarının bile eleştirmeye başladığı bu tabloda AK Parti’nin yerel seçimlerde başarılı olması için yeni hamleler ve açılımlar yapması gerekiyor. Para piyasaları, döviz kuru ve enflasyonda kısa vadede herhangi bir iyileşme olamayacağı net bir şekilde görülüyor. Hatta uzun vadede tablonun daha da kötüleşmesi bekleniyor. Bu koşullarda “hiçbir şey yapmadan” yerel seçimlere gitmek bir çılgınlık olduğuna göre, “sorumluluğu ve suçu başkalarına atma” yöntemi devreye girecek.

Bu süreçte de “iyi” ve “kötü”lerin olması gerekiyor. Ve dün Erdoğan’ın MB eleştirisiyle “yerel seçim çalışmaları” resmen başladı. Muhalefet ekonomide neler olduğunu çözene kadar Erdoğan, ekonomideki sorumluları bulmuş durumda.

Şimdilik “kötü”ler ABD ve MB

Döviz kurundaki artışın “kötü”sü olarak ABD ilan edilmişti. Burada bir sorun yok, yerel seçimlere kadar bu konu işlenmeye devam edecek gibi gözüküyor. Ancak son günlerde ABD eleştirileri biraz azalmaya başladı. AK Parti, canlı yayınlanan Tahran Zirvesi‘nde ortaya çıkan tablodan son derece rahatsız oldu. Erdoğan’ın “ateşkes” çağrısına siyasi nezaketi aşan bir beden diliyle yanıt veren Putin, AK Parti’yi güvensiz bir ortama itti.

Bir yanda S-400 alınmasına karşın tam anlamıyla güvenilmeyen bir Rusya, öte yanda ise uzun yıllar hükümete tam destek vermiş olan ama son dönemde sadece bölgede kendi çıkarını gözeten bir ABD gerçeği var. İşte bu yüzden dövizdeki ABD eleştirileri bir süre ertelenebilir.

Dolayısıyla yerel seçimlere gidilirken “güçlü düşman”lar oluşturulmaya devam edecek. MB’nin eleştirilmesiyle başlayan bu süreç, seçmen katında tam olarak karşılık bulmayabilir. Bu yüzden “Uluslararası para baronları, manipülatörler (AS: manüplatörler), Batılı zenginler, Türkiye’yi ele geçirmek isteyen dış güçler” tanımlarını daha çok duyacağız.

Öte yandan Erdoğan, MB’ye yönelik en ufak bir sözün dahi piyasaları olumsuz etkileyeceğini çok iyi bildiği halde, böyle bir söyleme başvuruyorsa, durumlar gerçekten kötü demektir. Hem yerel seçimler hem sorumluluğun parti üzerinden gitmesi için ilerleyen günlerde kritik görevden almalara ve mali soruşturmalara da tanıklık edebiliriz.
==========================================
Evet dostlar,

AKP = Erdoğan tüm köprüleri atmış görünüyor..
Yerel seçimlerde kayda değer bir ‘başarıya’ mahkum AKP!
Bunların başında İstanbul ve Ankara’yı yeniden almak vazgeçilmez koşul..
AKP yerel seçimlerde toplam oy oranını artıramasa, kimi belediyeleri yitirse de bu sonuçlar parti tabanı ve kamuoyundan kaçırılabilir..
Yerel seçimlerin öne alınması Anayasa değişikliği gerektiriyor (Anayasa md. 127/3).
Bunun için de TBMM’de en az 3/5 oranında, oy gerek; 360 oy demektir ki (AY md. 175/4) bu rakama AKP + MHP oylarıyla erişilemiyor. Üstelik 360 – 400 oy arasında yapılan anayasa değişikliğinin halkoylamasına sunulması zorunlu (AY md. 175/4). 400+ oy ile anayasa md. 127/3 değişikliği ya da geçici madde eklenmesine TBMM aritmetiği elvermiyor. Yerel seçimler Mart 2019’da yapılacağından, seçim hazırlıkları bakımından da neredeyse yetiştirilmesi olanaksız bir takvim var.

AKP = RTE, Mart 2019’a dek yerel seçimler açısından bağlı gözüküyor. Dolayısıyla taktik ve stratejilerini zamana yaymak, kamuoyunu oyalamak, yaşanan ağır ekonomik çöküşün halktaki yıkımını maskeleyecek yepyeni algı yönetimi tekniklerine ve araçlarına gerek var.. İş hiç kolay değil..

  • İşsiz, aç, hacize uğramış, gelecek umudu kalmayan kitleler nasıl kendi gerçekliğinden koparılabilir ki!

2001 ekonomik bunalımında ANAP, MHP ve DSP’nin darmadağın oluşu belleklerdedir. AKP, böylesi bir kurgulanan ekonomik çöküntü sonrası 3 Kasım 2002 seçimiyle iktidara taşınmıştır.

Muhalefetin çok akıllı, iktidarın halkı kandırmaya dönük girişimlerini teşhir edici yollar izlemesi gerek. AKP + MHP‘nin etkili bir seçim dayanışması (ittifakı) yapması karşısında muhalefetin de bunları dengeleyecek, olanaklı ise boşa çıkaracak eylemli (fiili) seçim işbirliği kaçınılmaz!

Sevgi ve saygı ile. 15 Eylül 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

6  ? * “