Meslek Hastalıkları – Occupational Diseases

logo_AUTF

Sevgili AÜTF Dönem 5 Öğrencilerimiz ve asistanlarımız,
Emekçilerimiz, Site Okurlarımız…

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem V’te işlediğimiz
MESLEK HASTALIKLARI konulu dersin güncellenmiş yansılarını
(178 yansı, 4,5 MB) pdf olarak incelemek için lütfen tıklayınız. (26 Mayıs 2017)

Meslek_hastaliklari

Bu sunu, 13 Mayıs 2014’te Soma maden faciasında, iktidarın göz yumması ile sermayenin dizginsiz kâr hırsına göz göre göre kurban edilen 301 (üç yüz bir) masum emekçiye
ve ailelerine adanmaktadır…
 Karadon_faciasi_5._yil_17.5.15

ATA_Ergani'de_Kaza_Kader_Talih_Tesaduf_Arapcadir

Yüreğimiz Siirt – Şirvan – Maden köyü bakır madeni göçüğü kurbanı 16 emekçiye yandı.. Heyelan diyorlar ama Maden Mühendisleri Odası raporuna göre resmen şiv kayması ve işletmenin hatası – ihmali sonucu.. Sitemizde işledik :

Soma kırımının (katliamının), 301 masum maden emekçisinin ilkel ve vahşi – rezil sermaye birikimine kurban edilmesini lanetliyoruz..

4. yılında hala yargılamanın bitmemesi ve sorumluların hak ettikleri yaptırımı görmemeleri sonucunu esefle kınıyoruz..

Sorunların çözümünün EMEKÇİLERİN BİRLEŞMESİNDEN GEÇTİĞİNİ
bir kez daha anımsatıyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 26 Mayıs 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
AÜTF Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı

Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Toplumsal Ruh Sağlığı / Community Mental Health


Sevgili Öğrencilerimiz,

Değerli Site Okurlarımız,

Toplumsal Ruh Sağlığı (Community Mental Health) konulu dersimizin
power point yansılarını izlemek için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

Bu dosyayı son günlerde yaşanan vahşi kadın cinayetleri nedeniyle arşivden öne çıkardık.
İlk fırsatta güncelleyeceğiz..

Başta Özgecan ASLAN olmak üzere şiddet kurbanı kadınlarımıza, çocuklarımıza ve insanlarımıza armağanımız olsun..

Toplumsal_ruh_sagligi

Sevgi ve saygı ile.
25 Şubat 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

ABD, AKP’den vazgeçti mi, geçmedi mi?

ABD, AKP’den vazgeçti mi, geçmedi mi?

portresi

 

Bülent ESİNOĞLU
bulentesinoglu@gmail.com
11.2.2015 

Bu soru, AKP siyasal iktidarı ele geçirdiği günden beri sorulur.
Sorunun bu şekilde soruluyor olması, milletimiz adına elbette zuldür.
Türkiye’de iktidarların belirlenmesinde, ABD’nin bu denli etkili olması,
bir dedikodu olmanın ötesinde, halkın gözünde bir gerçekliktir.

Bu nedenle, gazeteler, siyaset bilimciler ABD’den gelen açıklamalara kulaklarını açarlar.
Olumsuz bir iki açıklama gelince, hemen başlarlar “ABD, AKP’den vazgeçti” diye
yorumlar yapmaya…

Peki, gerek yazarçizer takımını, gerek halk önderlerini bu şekilde düşünmeye sevk eden unsurlar nedir?

Soru basitmiş gibi görünmekle birlikte, yanıtlar oldukça derinlerde cereyan eder.

Bu şekilde düşünülüyor olmanın birinci nedeni; Amerika’nın kendisidir.
Onun ihtiyaçları ve planlarıdır. Amerika’nın böyle bir sicile sahip olmasıdır.

Sebebin kaynağı ABD’nin kendisidir de, ABD bunu nasıl yaşama geçirir?

İşte gerçek soru burdur

Unutulmamalıdır ki, Türkiye, 1950 yılından bu yana, zenginler kulübünün fakir üyesidir. Diplomatik dil ile söylersek; Batı ittifakının bir üyesidir.

Bu ittifakın üyesi olmak için gerek şart; dünya zenginlerinin koymuş olduğu kurallara
riayet etmek, yeter şart ise; bu ittifaka asker vermektir.

Amerika ve Avrupa’daki zenginler, hem ABD’deki düzenin belirleyicisidir.
Hem de bizim gibi (az)gelişmiş ülkelerdeki düzenin belirleyicisidir.

1980’den bu yana, dünya zenginleri, küreselleşme adı altında,
azgelişmiş ülkelere büyük bir saldırı düzenlemiştir.

Buna göre; ittifak üyelerinden uymasını istedikleri temel kuralları belirlemişlerdir.

Sermaye serbest dolaşır, hiçbir kural, lider, devlet tanımaz.
İttifaka ait tüm ülkeler, açık pazardır. Bu pazarlar, kuralları belirleyen tekelci sermayenin pazarıdır.

Her devlet, Merkez Bankalarını bu merkezi tekellere bağlı olarak (İsviçre Dengeleme Merkezi) yürütürler.

Özetle, piyasa ekonomisinden üretim ekonomisine geçiş,
Türkiye’de kurumsallaşmış kurumların ortak kararını gerektirir.
Gerektirir. Çünkü kamuoyu oluşturmayı bu kurumlar yapar.

NATO askerin elini kolunu bağlar.
OECD Ekonominin işleyişini belirler.
Dünya Bankası sosyal yaşamın belirlenmesi kredisini verir veya vermez.
Gümrük Birliği ülke pazarını tekellere gümrüksüz açar.
Amerika ile yapılan gizli istihbarat anlaşmaları siyasetin davranışını belirler.

Kendi başımıza kendi kararlarımı alacağız dediğiniz de -yani devrim yaptığınızda-,
bu kurumlar, size karşı tedbirler almaya başlarlar.
  Bu anlattığım düzenin yürürlükte kalması, ancak AKP veya benzeri bir parti tarafından yürütülürse, tekellerin onayını alabilir.
Aksi durumda; ekonomik tetikçiler ve onların içerdeki stratejik kurumlara sahip uzantıları, piyasadan parayı ve ürünü çekerler.

-Borçlanma faizleri artar.
-Döviz yükselir.
-438,1 milyar $ borcun (AS: Salt dış borç!) vadesini uzatmazlar.
-Borçları, faizleri ile birlikte istemeye başlarlar.
Bunun anlamı “sonsuz faizle” borçlanma demektir.

Yani böyle bir durumda ekonomi durur. Devlet maaşları ödeyemez, kuyruklar, karaborsa,
yağma gibi durumlar ortaya çıkar.

Eğer bu kadar çok borcumuz olmamış olsaydı, ihtimal dâhilindeki bu olumsuzluklar
akla bile gelmezdi.

Üretir ve ürettiğimizi adil paylaşarak yolumuza devam ederdik. 

Baştaki soruya tekrar dönersek, Amerikan sermaye sahipleri Türkiye’ye baktıklarında,
AKP’den daha ehven bir parti görebilirler mi?

CHP’nin mevcut yöneticileri, uluslararası tekellere mesaj verirken, “onu at beni al” diyorlar.
Ancak o tekeller, CHP’nin tabanının bu adaletsiz düzene üç gün sonra olmaz diyeceğini
bilmiyorlar mı? 

Şöyle düşünenler olabilir :
Kardeşim sen de öyle bir şey söylüyorsun ki, ABD’ye teslim olmaktan başka sanki hiç çare yok! Teslim olalım ??
Hayır.
Borçlu olan ister kişi, ister kurum, ister devlet olsun,
borç verenler parasını istedikleri zaman, borçlunun yapacağı iki davranış vardır.

-Soyacağın kadar soydun ödeme yapmıyorum.
-Veya bana müsaade et, şu üretimimi artırayım da borcumu ödeyeceğim.
Yani eski düzen. Halkımız da borçlu, onlar da borç veren (AKP)’nin dediklerini yapıyor.

Ancak hemen şunu söylemek gerek; borçlanmanın sonuna gelinmiştir.
Borcu ödeyemeyeceğimizi anlayan alacaklılar, yeni borç vermekte isteksizler.
Daha güvenceli yerlere gidiyorlar. Borç artıkça ve belirsizlikler artıkça, alacaklı borç vermiyor.

Onun için borç almanın sununa geldik.

Hayatın gerçekleri, bizi başka bir yeni düzene zorluyor.

====================================

Dostlar,

Evet, Sayın Esinoğlu taşı gediğine koyuyor :

  • Hayatın gerçekleri,
    bizi başka bir yeni düzene zorluyor.

    Adını biz açık edelim :

    Ortalık DEVRİM kokuyor... Koşulları oluşuyor..
    1807’den beri 200 yılı aşkın bir süredir demokratikleşme – özgürlük – laiklik savaşımı veren bu kadim halk elbette başaracak ve tarihin diyalektiğinin gereği yaşanacak..

    Sevgi ve saygıyla.
    11.02.2015, Antalya

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net

KüreselleşTİRme ve Halk(ın) Sağlığı / Globalisation & Public Health


Dostlar
,
Sevgili AÜTF Öğrencilerimiz..

Bu dersleri 1990’ların ortalarında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nde ilk kez
biz başlattık.. dersek okurlarımız bizi hoşgörür umarız..

Sağlık Ekonomisi’ni de..

Bu 2 konu artık klasik Halk Sağlığı kitaplarının vazgeçilmez ve kapsamlı bölümlerinden.

Çok sayıda bilimsel kongreye, yayına da konu.

Biz de bu konularda tıpta uzmanlık tezleri, doktora ve yüksek lisans (master) tezleri verdik ilgili öğrencilerimize. Epey de yayın yaptık..

KüreselleşTİRme ve Halk(ın) Sağlığı

Konulu çok geniş kaynakça taramasına dayalı kapsamlı sunuyu sürekli güncellemekteyiz. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 6’da (son sınıfta) 4 saat süreli bir ders olarak işlemekteyiz. Dönem 1 / 2’de ise daha kısa sunuyoruz.

Bu gün İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ-İHEB‘in 65. yılına girdik.

Ne acı ki, KüreselleşTİRme, günümüzde insan haklarının en büyük düşmanı oldu.

Jurgen Habermas, Noam Chomsky, Susan Geroge, Jacque Chirac,
Server Tanilli, Suna Kili.. 
ve daha pek çok düşünürün, politikacının vurguladığı üzere;

  • Küreselleşme; insanlığın binlerce yıllık uygarlık birikiminin
    en büyük tehdididir!

Oysa İHEB, aradan geçen 65 yılda bu Bildirge yaygın olarak yaşama geçirilmeliydi.
Günümüzün gereksinimlerine yetmemeliydi ve 3. Binyıl güncellemesini yapmalıydık!

Olmadı.. Kendini Küreselleşme adı altında saklayan YENİ EMPERYALİZM,
= KüreselleşTİRme; insan haklarının en başta gelen engeli hatta düşmanı..

Tüm insan hakları emekçilerini Romalı Köle Spartaküs‘ten başlayarak
Hallac-ı Mansur’dan Martin Luther’e ve anti-emperyalist – anti-kapitalist devrimci ve eylem adamı Büyük Atatürk’e.. dek sonsuz bir hürmetle selamlıyor
ve bu mütevazi ders notlarımızı onların saygın anılarına adıyoruz.

  • KüreselleşTİRme ve Halk(ın) Sağlığı..

Yansıları izlemek için erişkeleri (linkleri) tıklamak gerekiyor..
Dosya oylumu >7MB olduğundan 2 parça olarak sunuyoruz..

KuresellesTIRme_ve_Halk(in)_Sagligi-1

KuresellesTIRme_ve_Halk(in)_Sagligi-2

Yansı içeriklerini (pdf sunumunda görülmeyen dipnotları dahil) metin olarak da sunuyoruz..

Kuresellestirme_yansilarinin_metni (18.9.14’teki içeriktir.)

Türkiye’nin ve dünyanın esen geleceği bakmından

KüreselleşTİRme = Yeni Emperyalizm süreçlerinin yaygın insan kitlelerince
çok iyi kavranması ve DİRENİŞİN KÜRESELLEŞTİRİLMESİ kaçınılmaz görünüyor..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 14.11.14 (21:18)

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

TÜRKİYE GERÇEKTEN KALKINIYOR MU?


ARŞİVİMİZDEN…..


Dostlar,

Değerli Kalkınma İktisatçısı Sn. Dr. Halit SUİÇMEZ‘in önemli bir makalesini paylaşmak istiyoruz. Bunca hengame içinde Türkiye gerçekten kalkınıyor mu?
11,5 yıllık AKP iktidarında İnsansal Gelişmişlik Sıralaması (İGS; Human Development Index – HDI) bakımından neden gerçek bir ilerleme sağlayamıyoruz?

Politikacılar neden ve nasıl halkı kandırmaya çabalıyor??

Okuyalım, Sn. Dr. Suiçmez’e teşekkür ederek..

Sevgi ve saygı ile.
30.6.2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=================================================

TÜRKİYE GERÇEKTEN KALKINIYOR MU?

Kalkınma Üzerine Önemli Bir Kitap;   TÜRKİYE’DE KALKINMA

Dr. Halit Suiçmez (İktisatçı)[1]

Küreselleşme koşullarında aktif bir kalkınma ancak
kalkınma iktisadına kulak vererek olanaklıdır.

Bu konuda elimde çok değerli bir araştırma kitabı var. ODTÜ İktisat Bölümünden
Prof. Fikret Şenses’in derleyip yayına hazırladığı nefis bir yapıt:
Neoliberal Küreselleşme ve Kalkınma. (Seçme Yazılar, İletişim Yayınları,2009, İstanbul) 774 sayfalık bu dev yapıtta, yerli ve yabancı yazarlardan 19 makale yer almış durumda. Dani Rodrik, Fikret Şenses, J. Stiglitz, Ziya Öniş, E. Thorbecke yazarlardan birkaçı.

Bilimsel makalelerde; Kalkınma İktisadından, kalkınma doktrinlerinin evrimine,
neo-liberal küreselleşmeden sanayi politikalarına, gelişmekte olan ülke stratejilerinden özelleştirmelere, Türkiye’nin kalkınma deneyimlerinden kurumların rolüne dek birçok önemli konu hakkındaki yazılar bu derlemenin kapsamında bulunmaktadır.

Bu çalışma bugün ne anlama gelmektedir?
Bugün ülkemizde Türkiye’nin “büyümesi ve gelişmesi” üzerine gerek siyasette gerek medyada birçok söz söylenmekte. Ancak her zaman ve her yerde olduğu gibi son sözü hep bilim söylediğine göre, burada da son değerlendirmeyi ekonomi biliminin önemli bir dalı olan Kalkınma İktisadına bırakmak gereklidir.

Kalkınma İktisadı bir ülkenin gelişmesini nasıl ölçer?

Bu konuda gelinen en son nokta neresidir? Bu alanda Erik Thorbecke’nin “Kalkınma Doktrinin Evrimi, 1950-2005” adlı makalesi hem tarihsel, hem de güncel olarak
çok değerli bilgiler ve veriler sunmaktadır.

2000-2005 döneminde kalkınma hedefleri olarak, beşeri (AS: insansal) gelişme kapsamında eğitim ve sağlık, yoksulluk ve eşitsizliğin azaltılması,
Milenyum Kalkınma Hedefleri (8 adet) belirlenmiştir.

Başlıca kalkınma stratejisi küreselleşme, yoksul yanlısı büyüme arayışları bir politika ve strateji olarak konulmuştur. Bu dönemde, büyüme, kalkınmanın gerçekleşmesi için gerekli ama yeterli olmayan bir koşuldur.

Esas kalkınma göstergesi İnsansal Gelişme İndeksi‘dir. Bunun kapsamında;

– sağlık,
– eğitim,
– beslenme,
– barınma,
– katılım,
– rejim türü…

gibi birçok boyut ve bakış açısı vardır.

Demek ki kalkınmanın anlamı, ulusal gelirin büyümesinden başlayıp, son olarak insan refahının (AS: gönencinin) geliştirilmesine ve yoksul yanlısı büyümeye dek gelişmiş ve genişletilmiştir. Böylelikle, kalkınma; temelde sayısal bir kavramdan, birçok hedefin eş zamanlı olarak ulaşılmasını gerektiren çok boyutlu bir kavrama doğru evrim geçirmiştir.

Peki, artık kalkınma yalnızca “üretimde yüzde şu denli büyüme” gibi bir rakamla ölçülmediğine ve İnsansal Gelişmişlik İndeksine bakıldığına göre,
Türkiye bu alanda kaçıncı sırada?

Kalkınmanın en önemli göstergesi olarak İnsansal Gelişmişlik İndeksi (İGİ) kullanılmaktadır. Bu indeks kapsamında gelir, sağlık, eğitim gibi nüfusun temel yaşam değerlerinin sentezi yer alıyor. Türkiye İnsansal Gelişmişlikte
180 ülke içinde 92. sıradadır
. Demokrasi İndeksinde de 167 ülke içinde 88. durumdadır. Her iki göstergede de “orta” larda bulunmaktadır. Kalkınma derecesiyle demokrasi karnesi yakın noktalardadır. (http://www.izafet.com/genel-kultur/608475-dunya-demokrasi-indeksi-ulkelere-gore-demokrasi-siralamasi.html#ixzz1wEpj2dBY, 2-UNDP, Human Development Report, 2009)

Ülkemiz genelde orta düzey bir “özgürlük ve kalkınma toplumu” görüntüsü sunmaktadır.

Cari ulusal gelire göre 2010’da 741,8 milyar $ ile dünyanın 17. büyük ekonomisi olan Türkiye, 2011’de 18. sıraya inmiştir. (http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2011.05.10)

Ulusal gelirde ilk 20 ülke içinde olan Türkiye’nin niçin küresel rekabette 59,
temel eğitimde 100, eğitim niteliğinde 94, yenilikçilikte 67 ve küresel bilgi teknolojisinde 52. olduğu ayrıca araştırılması gereken bir sonuçtur. (OECD, 2011)

Ulusal gelir büyüklüğünde 17. olan Türkiye’nin niçin İnsansal Gelişmişlikte 92 ve demokrasi derecesinde 89. sırada olduğu çok ciddi olarak sosyal bilim tezlerine konu olup incelenmesi gereken bir durumdur.

Bugün, A. Sen’in kimi kavramları üzerine kurulan İnsansal Gelişme kavramı, kalkınmanın son hedefi olarak merkezi bir roldedir. İnsansal Gelişme; sağlık, eğitim, beslenme, barınma, bilgiye erişim, katılım, rejim türü, (demokrasi ve özgürlük derecesi) gibi
birçok boyut ve bakış açısı içermektedir. (E. Thorbecke, Kalkınma Doktrininin Evrimi,
1950-2005, Fikret Şenses, Neo-Lliberal Küreselleşme ve Kalkınma, 2009 içinde, s. 166)

Evet, bugün üretim olarak dünyada 17. ülkeyiz. Ama İnsansal Gelişmişlik olarak 169 ülke içinde 84. sıradayız. (İnsani Gelişmişlik Raporu, 2011; AS: UNDP; HDI Report)

Demek ki üretim artışı ve üretim düzeyinde ilk 20 içindeyiz,
ama yaşam standardında Dünyanın orta merdivenlerindeyiz.

Tabloda görüldüğü gibi, 1980’den 2010’a dek Türkiye’nin İnsansal Gelişmişlik İndeksi sıralamasındaki yeri kimi yıllarda yer yer değişiklikler göstermesine karşın,
2009 ve 2010’da yine de yaklaşık 170 ülke içinde orta sıralar olan 83-84. sıralarda bulunmaktadır.

Ülkemizin gelişmişlik sırası 2000-2010 arasında da “orta sıralardan”
pek ayrılmamış, daha çok yerinde saymış gibidir.

Kalkınma merdiveninin orta basamaklarından daha yukarılara sıçrama şöyle dursun, tırmanma atılımı bile gösterilememiştir.

Tablo. 2010 Yılı İnsansal Gelişmişlik Raporunda (İGR-HDR) Türkiye İçin İnsansal Gelişme İndeksinin Gelişimi ve Sıralaması 

YIL        Türkiye Sıralaması           Ülke Sayısı       Orta Noktadan (Bakınız not)
1980               57                                      95              10 BASAMAK AŞAĞIDA
1990               71                                      119            11 BASAMAK AŞAĞIDA
1995               74                                      131              8 BASAMAK AŞAĞIDA
2000               68                                      139              2 BASAMAK YUKARIDA
2005               82                                      169              3 BASAMAK YUKARIDA
2009               84                                      169              1 BASAMAK YUKARIDA
2010               83                                      169              2 BASAMAK YUKARIDA
Kaynak: Sırma Demir Şeker, Türkiye’nin İnsani Gelişme Endeksi ve Endeks Sıralamasının Analizi.  T.C. Kalkınma Bakanlığı, s. 17, Ekim 2011.Not; “Orta noktadan” demek, ülke sayısının yarısından kaç basamak yukarıda
veya aşağıda olmayı ifade eder. Tablonun bu bölümü tarafımızca hesaplanmıştır.

Büyüme hızı ve ulusal gelir büyüklüğünde önemli performans (AS: başarım) gösteren Türkiye, kalkınma konusunda niçin sıçrama yapamamıştır?

Bu durum ülkemizde reel ekonomiden uzaklaşılmasıyla da yakından ilgilidir.

İş dünyasının önde gelen yetkililerinden biri, Ersin Özince de “biz rant ekonomisiyiz” diyerek bu eğilimi destekler yönde konuşmuştur. İş Bankası YK Başkanı çok ilginç saptamalarda bulunmuştur:

  • “…Türkiye bugün tasarruf yapmıyor tüketiyor. Bunu müşterilerimizden biliyoruz. Kredi kullanan müşterilerimiz artık yatırım yapmıyorlar. Çoğu marketçi, gayrimenkulcü, inşaatçı oldu. Gayrimenkul fiyatlarının ne kadar yükseldiğine bakarsanız Türkiye’nin üretmediğini görebilirsiniz.” diyerek ülke ekonomisinin daha büyük dalgalanmalara karşı beklenen gücü gösteremeyeceğine
    dikkat çekmiştir.

Türkiye’nin katma değeri olan sanayi üretimine geçemediğine değinen Özince’ye göre,

  • Güçlü bir sanayi sınıfı oluşturamadık. Bugün Türkiye tarımda bile her şeyi
    ithal ediyor
    . Tohumu, modern tarım teknolojisini, seracılıkta gerekli olan her şeyi ithal ediyoruz. Ufak tefek üretimlerimiz var ama bunlar bir tarım sanayisini
    ifade etmez
    .”

Özince’nin gazeteci Kadife Şahin’e anlattıklarında dikkat çeken noktalar şunlar:

– Güçlü sanayi sınıfı oluşturamadık.
– Girişimciler banka kredilerini üretime değil gayrimenkule yönlendiriyor.
Rant ekonomisi oluştu.
Gayrimenkul fiyatlarında balon var.
– Üretimi artıracak yerde tüketim artışını teşvik ediyoruz.
– Tasarruf yapmıyoruz.
– Tasarruf yapmadığımız, tükettiğimiz, üretim yerine ithalat kapısını açtığımız için ülke ekonomisinin dalgalanmalara karşı gücü zayıflıyor. Risk yükseliyor.”
(2 Temmuz 2012, Dünya)

Bugün kalkınmanın gerçek göstergesi olan insani İnsansal Gelişmişlikte nerede olduğumuz ortada. O halde yapılacak iş, hep birlikte zayıf kaldığımız alanları bilmek.  Bunlar; eğitim, sağlık, kadın istihdamı, kentleşme, demokrasi.
Ama bunların da gerisinde esas sorun verimsizliktir.

Verimlilik Ekonomisi olmalıyız.
İnsan potansiyelimizi her alanda en doğru biçimde değerlendirmeliyiz.

Başta beşeri (AS: insansal) varlıklarımız olmak üzere, fiziksel kaynaklarımızı,
her çeşit potansiyellerimizi tam ve etkin değerlendirmenin yol ve yöntemlerini hep birlikte araştırıp bulmalıyız.

Yoksa daha uzun süreler “büyüme” rakamlarına takılıp kalır,
kalkınma merdivenlerinde de “orta basamaklarda” yaşam ve kuşaklar tüketir dururuz.

Türkiye potansiyelleriyle orta erimde yüksek kalkınma düzeylerine çıkacak konumda
ve arzudadır.

Yeter ki, doğrultu ve ilkeler sağlam olsun.

[1] Bu yazı, CBT (Cumhuriyet Bilim Teknik), 7 Aralık 2012,
1342. sayıda yayımlanmıştır.