Etiket arşivi: Adam Smith

SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA ve TOPLUM SAĞLIĞI

SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA ve TOPLUM SAĞLIĞI


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik 

Liberalizm’in kurucusu Adam Smith, “Sağlık hizmeti, piyasaya bırakılamayacak denli önemli, ‘kritik’ bir alandır.” görüşüne, 1776 tarihli The Welfare of Nations adlı klasik kitabında yer vermektedir.

BM Ana Sözleşmesi (1945), Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Anayasası (1947) Dünya sağlığının önemini vurgulayarak sağlığın tanımını vermektedir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (1948) ise,

  • Herkesin, kendisi ve ailesinin sağlık ve gönenç içinde beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır.

düzenlemesi ile (md.25) sağlık hakkını pekiştirmiştir.

Ek olarak pek çok Uluslararası sözleşmede sağlık hakkı ve toplum sağlığının önemi net olarak vurgulanmıştır.

Ulusal hukukumuzda da başta 2, 41 ve 56. madde olmak üzere Anayasal güvence sağlanmıştır.

17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi (SKH) kapsamında Sağlıklı Toplum da özellikle vurgulanmaktadır.

DSÖ Genel Başkanı, G20 ülkeleri 2020 toplantısında

  • Pandemi, sağlığın, büyümenin bir yan ürünü olmadığının güçlü kanıtıdır.” 

saptamasını paylaşmıştır.

Son 40 yılda yoğunlaşan Küreselleşme sürecinde, 21. yy’da Halk Sağlığı bir yol ayrımına taşınmıştır.

DSÖ verileriyle;

* 1+ milyar insan denetimsiz hipertansiyon ile yaşamaktadır,
* küresel nüfusun en az yarısı en temel sağlık hizmetlerine erişememekte,
* her yıl yüz milyon insan, kaçınamadığı sağlık giderleri nedeniyle aşırı yoksulluğa düşmektedir!

Oysa Sağlık, temel bir insanlık hakkıdır!

Aşırı nüfus artışı, SKH önünde temel engellerdendir, pek çok gelişmekte olan ülke Demografik Fırsat Penceresini kaçırmak üzeredir.

  • Sağlık, Küresel Kalkınma Gündeminin kalbine konmalıdır.

Bu amaçla, dünya genelinde sağlık için en büyük süregelen engel olarak Yoksulluk tanımlanmalıdır.

Nobel Ekonomi ödüllü Prof. J. Stiglitz’e göre

  • Uluslararası sermaye Devleti eğitim ve sağlıktan çekmekte, bu hizmetler çökmektedir.

ILO da çalışanların sağlık – güvenlik sorunlarına dikkat çekmektedir.

Öte yandan, UNCTAD raporlarına göre IMF politikaları Sosyal çöküş reçeteleridir.

Prof. K. Nweihed,

  • İktisadi temelde PİYASACILIK ve siyasal düzlemde KÜRESELCİLİK, azgelişmiş ülkelerin iktisadi-siyasi istilası ve işgalidir. Buna karşılık memleketlerin yapabilecekleri şey açıktır:
  • İktisadi temelde PLANLAMACILIK  ve siyasal düzlemde BAĞIMSIZLIK.” vurgusu yapmaktadır.
    ****

Çevre kirliliği, sürdürülemez bir afet boyutuna erişmiştir!

Genel eğitimle yeterli çevre bilinci edinimi kaçınılmazdır. e-devlet vb. olanaklar bu amaçlarla daha yoğun ve özenli kullanılmalıdır.

Hedef; «doğaya ve emeğe saygılı hukukun üstünlüğü» dür. Halkın «demokratik hukuku» nun üstünlüğüne dayalı hukuk devleti ve toplumu yaratmanın temeli, insanların bu üstün değerlere aşık ve «erdemli» yetiştirilmesine bağlıdır.

  • HER-KE-SE eşit, nitelikli, sürekli, yaygın, kamusal KORUYUCU SAĞLIK HİZMETİ öncelikli olmalıdır!

«SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA» (Sustainable development) mottoso işlevini tamamlamıştır.

  • Küresel toplum, Gezegende bir «beka» (survival) sorunsalı ile yüz yüzedir.
  • Dolayısıyla, «SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM» tek zorunlu seçimdir.

Doğa yasaları O’nu «fahişeleştirmek» için değil, barış içinde birlikte yaşam (peaceful co-existence) içindir. 21. yy şafağında karşılaştığımız 6 ardışık salgın, yeterince çarpıcıdır.

  • Sömürüsüz, BAŞKA BİR DÜNYA OLANAKLIDIR!

2030’a ertelenen Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine erişmenin başkaca akılcı yolu yoktur. Önce sağlıklı, ardından eğitimli küresel toplum!

İnsanın kendine – birbirine – emeğine yabancılaşmadığı; kendini gerçeklediği, onurlu, mutlu..

AKILDAN ÇIKARILMAMASI GEREKENLER…

“Homo sapiens” in = İNSANOĞLU / KIZI‘nın, akıl dışı kapitalist / yağmacı hırsı ile Gezegenimizden yok olması riski ile yüz yüzeyiz!

“Sürdürülebilir kalkınma” (Sustainable development) artık eski bir masaldır.. Sürdürülebilirliği” kalmamıştır; Gezegenimiz “imdat” çığlıkları içindedir.

20. yy’ın başında yaşadığımız 6. salgındır KOVİT-19 ve henüz başedemedik! Aklımızı başımıza almaz isek başedeceğimiz de yoktur.

Kurtuluş reçetesi SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM‘dır (sustainable life).

Homo sapiens (mankind), yeryüzünde sağkalım (survival) / BEKA eşiğindedir.

Dünyada tüm türler sayıca azalır / yok olurken; salt insanlar, Papa’nın deyimi ile tavşanlar gibi üremeyi daha ne denli sürdürebilir?

Dünya “sonlu” değil mi, hangi sonsuzluğa dayanması beklenebilir??

  • HER AİLEYE 1 ÇOCUK” en temel yeni yaşam yasalarından..

Doğaya, bilimsel yollarla keşfedilen yasaları üzerinden bir “fahişe” gibi davranmaya da kesinkes son..

Biz O’na mahkumuz, dahası, “zorunlu parazit” konumundayız.

Öyleyse temel yasa : BARIŞ İÇİNDE BİRLİKTE / “peaceful co-existence” !


Sevgi ve saygı ile. 05 Ocak 2021, Ankara

KORONA SALGINI SEYİR DEFTERİ – 59. GÜN : NE YAPMALI ??

KORONA SALGINI SEYİR DEFTERİ – 59. GÜN : NE YAPMALI ??


Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

06 Mayıs 2020 Çarşamba günü TELE1’de Sn. İsmail Dükel’in KULİS programında ve öncesinde Halk TV ve KRT TV’de de söyledik :

  1. AVM’ler = Kapitalizmin tapınakları bastırdılar ve aldılar..
  2. Kapitalizmin şövalyeleri, cami cemaatine fark attılar.
  3. Bedeli ne olacak ? Salgın eğrisi daha yavaş inecek ve daha uzun zamanda salgın sönümlendirilebilecek.
  4. Yani ? Salgın eğrisinin altındaki alan daha büyük olacak.
  5. O da ne demek ?
  6. Yanıta hazır mısınız?
    Daha çok hasta ve daha çok ÖLÜM demek!
  7. Peki kimler ölecek? Piyango gibi biraz ama daha çok yoksullar ölecek; AKP bunu seçti!
  8. Peki hasta  – ölüm sayısında artış fark edilip önlem alınabilir mi?
  9. Korkarım hayır, önlemler gevşetilmese idi eğrinin daha hızla ve daha kısa zamanda inebileceği gerçeği halktan saklanacak ve işte iniyor / indiriyoruz.. hatta dünyada en hızlı – çabuk biz indirdik bile diyecekler! Bir başka sanal Başarı öyküsüne hazırlanıyor kamuoyu.
  10. Yani bu erken gevşemenin bir siyasal tercih ve kurbanın da masum (?!) insanlarımız olacağını mı söylüyorsunuz?
  11. Evvvettt!
    Maalesef evvvettt!
    Üstelik kamufle edilebilecek bu fazladan / gereksiz / önlenebilir / önlenmesi gereken ölümler, salgın eğrisi inişe geçti, yavaş yavaş iniyor… masalları ile maskelenecek!
  12. Üstelik tedbirlere devam / gevşemeyelim diyenler bunu nasıl yapar?
  13. Kapitalizmin tunç yasası HER DURUMDA EN ÇOK KÂRDIR!
  14. İKİNCİ DALGA?
  15. Olasıdır ve ilkinden de azgın olabilir; belimiz kırılabilir.
  16. Daha önce uyardınız mı??
  17. Hem de kaaaaç kez… Bizi konuk eden TELE1, HALK TV, KRT ve FOX TV’de “3 HANÇER” diye açıkladık…
    Daha çok hasta
    – Daha çok ölüm
    – Uzayan salgın yüzünden daha çok ekonomik yıkım..
  18. Peki çare neydi?
  • Ülkeyi 14 gün tam kapatmak! 2. dalga olursa bu buna zorunlu kalınabilir..

    COVID19’a reçete, 19 öneri…
    *****

    Peki ne yapmalı???

4 Altın Kural var…

– AVM’ler dahil kalabalıklardan olabildiğince uzak durulmalı..
– Maske: İnsanlarla yakın ilişki içinde olunacak tüm kapalı mekanlarda, kalabalık olsun – olmasın takacağız..
– Fiziksel uzaklığa uyacağız..
– El yıkama başta, hijyene özenimizi sürdüreceğiz..

3 Bombadan aman sakınalım..

– Ramazan bayramında bayram öncesi alışveriş fetişizmine tutsak olmayacağız…
– Bayram namazını evlerde kılacağız..
– Bayramlaşmayı uzaktan, tlf., görüntülü görüşme vb. tekniklerle yapacağız..

Bu 3 bombanın elimizde patlamasına asla izin vermeyeceğiz / VERMEYELİM! Biraz daha sabır…

Zamanında 14 günlük bir KAPATMA (lockdown) yapılmalıydı.. AKP’nin siyasal tercihi ne yazık ki bu yönde değil, tersi yönde oldu.. Yani dendi ki:

  • Ölen ölür, kalan sağlar zaten bizimdir.. Sanki Adam Smith’in öz be öz torunları bizlermişiz gibi :
  • LAISSEZ FAIRE – LAISSEZ PASSER!

Üstelik ekonomi çatırdarken..
Paramız pul olmuş.. “Doların ateşi düşmüyor…” denmekte.. Yanlış özne!
Ateşi düşmeyen / ağır hasta olan ne acı ki TL!

Borç gırtlakta.. 2020 bütçesinde her 8 TL’den 1’i borç faizi!

2020’de beklenen ulusal gelirin 1/4’ü borç ödemesine gidecek..

TCMB’nın yedek akçelerine geçen yıl el kondu.. Kârına da.. hem geçen yıl hem bu yıl..

İşsizlik fonu talan edilmiştir / edilmektedir.

  • “Bakın, devleti yönetmiş birisi olarak uyarıyorum! Türkiye’nin son kaynakları tüketiliyor.
  • Kime kaynak aktarılıyor?”(Ahmet Davutoğlu, 6.5.20, basın)

Varlık Fonunda kalanlar rehin verilse de ipotek edilse de dış borçlanma yapılamamaktadır. Küresel sermaye, sıfır hatta negatif faizle ABD – AB bankalarında güvenli limanlarda “östrus” durumunu serinletirken, tefeci faizi ile bile TC’nin devlet dış borçlanma senetlerine tenezzül buyurmamaktadır! CDS primi 600’ü aşan, kredibilitesi en dipte 5 ülke içindeyiz.

Ülkeden sermaye kaçışı hızlanmıştır; TL örtük – açık devalüe edilerek tutulmaya çalışılmaktadır..

Uçan döviz fiyatları ya da yere çakılan hastalıklı – olağanüstü borçlu ekonomimiz yüzünden yerlerde sürünen TL.. Küresel sermayenin devalüasyon baskısına teslim olan bir iktidar..

Ve hiç ama hiç utanıp sıkılmadan gene DIŞ GÜÇLER masalları.. Korona ile boğuşan dış güçler, bu arada Türkiye ekonomisine saldırmayı da ihmal etmiyor!?

Ülke soyulup soğana çevrildi, uluslararası iflas / moratoryum eşiğine sürüklendi ama hala yurdum insanına masallar..

Eyyy yer – gök – doğa – Tanrı… bu halk ne büyük günah işledi de böylesine ağır, kahreden bir cezaya çarptırıldı??

Tam da bu ortamda gene muhalefete görülmedik ağır suçlamalar, darbe senaryoları paranoyası, basına – tüm muhaliflere ağır hatta giderek faşistleşen totaliter baskılar, TTK’nun başına yapılan tahrik edici atama, Yönetmelikle döviz ve ekonomi politikası üzerinde yorum yapmayı yasaklama!

(Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan: FİNANSAL PİYASALARDA MANİPÜLASYON VE YANILTICI İŞLEMLER HAKKINDA YÖNETMELİK, 7 Mayıs 2020 PERŞEMBE Resmî Gazete s. 31120)..

  • Ve konser vermesi 1 yıldır yasaklanan GURUP YORUM’un açlık grevinde 2. kurbanı vermesi..

Tek sözcükle KAHREDİCİ…

YOKSULLUK / YOLSUZLUK / YASAKLAR ile savaş için iktidara gelen AKP, 18 yıldır kesintisiz tek başına iktidar..

Alman Die Welt Gazetesi Türkiye’nin iflasını duyurdu!

  • “Erdoğan gerekli ekonomik ve yapısal tedbirleri almadı. Yanlışlara devam etti.
    Böylece hazinede döviz rezervi kalmadı. Erdoğan’ın hataları Türkiye’nin iflasına yol açtı.

(https://www.welt.de/finanzen/article207610767/Corona-Pandemie-stuerzt-die-Tuerkei-in-neue-Waehrungskrise.html?wtrid=socialmedia.socialflow…. socialflow _twitter)

Ve bu düzen böyle gitmez, böyle sürdürülemez..

Sevgi, saygı ve büyük ENDİŞE ile. 07 Mayıs 2020, Ankara

 

ODTÜ’den Sosyolog Doç. Dr. Mustafa ŞEN ile Söyleşi

ODTÜ’den Sosyolog Doç. Dr. Mustafa ŞEN ile Söyleşi

AVM İLE MAHALLE BAKKALI ARASINDAKİ FARK?
PARAN KADAR KONUŞ, BORÇ YAZDIRAMAZSIN………….

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Konusunda uzman, etkin, yetkin isimlerle gündemi izleme kararlılığımız sürüyor.

Bu noktada Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Şen‘le birden alevlenen AVM’ler gerçeğini konuştuk.

Çok çarpıcı saptamalarda bulunan Şen,

  • ”AVM’lerde mahallenizdeki bakkala, manava, kasaba borç yazdırır gibi yazdıramazsınız, oralarda sosyalleşemezsiniz.”

derken gerçekte Türkiye’de gelir dilimleri arasındaki uçuruma da dikkat çekiyordu.

Salgını unutup AVM’lere yöneldiğimiz günlerde, korona sonrası olası gelişmeleri de irdelik….. (06.05.2020)

https://www.youtube.com/watch?v=r8QlZLWhny4

Ferhan ŞAYLİMAN
Gazeteci – Yazar
==============================

Dostlar,

2 değerli dostumuzun önemli ve öğretci – düşündürücü bir söyleşisini daha sunalım.. İzlenmesi, paylaşılması dileğimizdir.

Çok teşekkür ederiz her 2 değerli dostumuza..
****

NE YAPMALI ??

06 Mayıs 2020 Çarşamba günü TELE1’de Sn. İsmail Dükel’in KULİS programında ve öncesinde Halk TV ve KRT TV’de de söyledik :

  1. AVM’ler = Kapitalizmin tapınakları bastırdılar ve aldılar..
  2. Kapitalizmin şövalyeleri, cami cemaatine fark attılar.
  3. Bedeli ne olacak ? Salgın eğrisi daha yavaş inecek ve daha uzun zamanda salgın sönümlendirilebilecek.
  4. Yani ? Salgın eğrisinin altındaki alan daha büyük olacak.
  5. O da ne demek ?
  6. Yanıta hazır mısınız? Daha çok hasta ve daha çok ÖLÜM demek!
  7. Peki kimler ölecek? Piyango gibi biraz ama daha çok yoksullar ölecek; AKP bunu seçti!
  8. Peki hasta  – ölüm sayısında artış farkedilip önlem alınabilir mi?
  9. Korkarım hayır, önlemler gevşetilmese idi eğrinin daha hızla ve daha kısa zamanda inebileceği gerçeği halktan saklanacak ve işte iniyor / indiriyoruz.. hatta dünyada en hızlı – çabuk biz indirdik bile diyecekler!
  10. Yani bu erken gevşemenin bir siyasal tercih ve kurbanın da masum (?!) insanlarımız olduğunu mu söylüyorsunuz?
  11. Evvvettt! Maalesef evvvettt! Üstelik kamufle edilebilecek bu fazladan / gereksiz / önlenebilir / önlenmesi gereken ölümler, salgın eğrisi inişe geçti, yavaş yavaş iniyor… masalları ile maskelenecek!
  12. Üstelik tedbirlere devam / gevşemeyelim diyenler bunu nasıl yapr?
  13. Kapitalizmin tunç yasası HER DURUMDA EN ÇOK KÂRDIR!
  14. İKİNCİ DALGA?
  15. Olasıdır ve ilkinden de azgın olabilir; belimiz kırılabilir.
  16. Daha önce uyardınız mı??
  17. Hem de kaaaaç kez… Bizi konuk eden TELE1, HALK TV, KRT ve FOX TV’de (2 kez) 3 HANÇER diye açıkladık…
    – Daha çok hasta
    – Daha çok ölüm
    – Uzayan salgın yüzünden daha çok ekonomik yıkım..
  18. Peki çare neydi?
  19. Ülkeyi 14 gün tam kapatmak! 2. Dalga olursa bu buna zorunlu kalınabilir..
    ****
    Ne yapmalı???4 Altın Kural var…

    – AVM’ler dahil kalabalıklardan olabildiğince uzak durulmalı..
    – Maske, insanlarla yakın ilişki içinde olunacak tüm kapalı mekanlarda, kalabalık olsun – olmasın takacağız..
    – Fiziksel uzaklığa uyacağız..
    – El yıkama başta, hijyene özenimizi sürdüreceğiz..

    3 Bombadan aman sakınalım..

    Ramazan bayramında bayram öncesi alışveriş fetişizmine tutsak
    olmayacağız…
    Bayram namazını evlerde kılacağız..
    Bayramlaşmayı uzaktan, tlf., görüntülü görüşme vb. tekniklerle yapacağız..
    Bu 3 bombanın elimizde patlamasına asla izin vermeyeceğiz / VERMEYELİM! Biraz daha sabır…
    Zamanında 14 günlük bir KAPATMA (lockdown) yapılmalıydı.. AKP’nin siyasal tercihi ne yazık ki bu yönde değil, tersi yönde oldu.. Yani dendi ki:

  • Ölen ölür, kalan sağlar zaten bizimdir.. Sanki Adam Smith’in öz be öz torunları bizlermişiz gibi :
  • LAISSEZ FAIRE – LAISSEZ PASSER!

Üstelik ekonomi çatırdarken..
Paramız pul olmuş..
“Doların ateşi düşmüyor…” denmekte.. Yanlış özne!
Ateşi düşmeyen / ağır hasta olan ne acı ki TL!
Borç gırtlakta.. 2020 bütçesinde her 8 TL’den 1’i borç faizi!
2020 beklenen ulusal gelirin 1/4’ü borç ödemesine gidecek..
TCMB’nın yedek akçelerine geçen yıl el kondu.. Kârına da.. hem geçen yıl hem bu yıl..
İşsizlik fonu talan edilmiştir / edilmektedir.

  • “Bakın, devleti yönetmiş birisi olarak uyarıyorum! Türkiye’nin son kaynakları tüketiliyor. Kime kaynak aktarılıyor?” (Ahmet Davutoğlu, 6.5.20, basın)

Varlık Fonunda kalanlar rehin verilse de, ipotek edilse de dış borçlanma yapılamamaktadır. Küresel sermaye sıfır hatta negatif faizle ABD – AB bankalarında güvenli limanlarda “östrus” durumunu serinletirken, tefeci faizi ile bile TC’nin devlet dış borçlanma senetlerine tenezzül buyurmamaktadır!
Ülkeden sermaye kaçışı hızlanmıştır; TL örtük – açık devalüe edilerek tutulmaya çalışılmaktadır.. Uçan döviz fiyatları ya da yere çakılan hastalıklı – olağanüstü borçlu ekonomimiz yüzünden yerlerde sürünen TL.. Küresel sermayenin devalüasyon baskısına teslim olan bir iktidar..

Ve hiç ama hiç utanıp sıkılmadan gene DIŞ GÜÇLER masalları.. Ülke soyulup soğana çevrildi, uluslararası iflas / moratoryum eşiğine sürüklendi ama hala yurdum insanına masallar..

Eyyy yer – gök – doğa – Tanrı… bu halk ne büyük günah işledi de böylesine ağır, kahreden bir cezaya çarptırıldı??

Tam da bu ortamda gene muhalefeti ağır suçlamalar, darbe senaryoları paranoyası, basına – tüm muhaliflere ağır hatta giderek faşistleşen baskılar, TTK’nun başına yapılan tahrik edici atama, Yönetmelikle döviz ve ekonomi politikası üzerinde yorum yapmayı yasaklıyor! (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan:
FİNANSAL PİYASALARDA MANİPÜLASYON VE YANILTICI
İŞLEMLER HAKKINDA YÖNETMELİK, 7 Mayıs 2020 PERŞEMBE
Resmî Gazete s. 31120)..

  • Ve konser vermesi 1 yıldır yasaklanan GURUP YORUM’un açlık grevinde 2. kurbanı vermesi..Tek sözcükle KAHREDİCİ…

YOKSULLUK / YOLSUZLUK / YASAKLAR ile savaş için iktidara gelen AKP, 18 yıldır kesintisiz tek başına iktidar..

Alman Welt Gazetesi Türkiyenin iflasını duyurdu. Alman Die Welt gazetesi Ekonomi Editörlüğü,

  • “Erdoğan gerekli ekonomik ve yapısal tedbirleri almadı. Yanlışlara devam etti. Böylece hazinede döviz rezervi kalmadı. Erdoğan’ın hataları Türkiye’nin iflasına yol açtı.

(https://www.welt.de/finanzen/article207610767/Corona-Pandemie-stuerzt-die-Tuerkei-in-neue-Waehrungskrise.html?wtrid=socialmedia.socialflow….socialflow_twitter)

Ve bu düzen böyle gitmez, böyle sürdürülemez..

Sevgi, saygı ve büyük ENDİŞE ile. 07 Mayıs 2020, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

 

 

Venezüella’nın anlamı

Venezüella’nın anlamı

Örsan K. Öymen
31.01.2019, Cumhuriyet

1776 yılı uygarlık tarihi açısından önemli bir yıldır. 4 Temmuz 1776 tarihinde Amerika’da Philadelphia kentinde imzalanan Bağımsızlık Bildirgesi ile Britanya Krallığı’nın Amerika kıtasında oluşturduğu koloniler, Britanya Krallığı’ndan bağımsızlıklarını ilan ettiler. Böylece Amerika Birleşik Devletleri’nin temeli atıldı.

Ancak Thomas JeffersonBenjamin FranklinThomas Paine ve George Washington gibi devrimcilerin öncülük ettiği bu hareket bir bağımsızlık ilanından ibaret değildi. Bu hareket, yeni kurulan bağımsız devletin, yani Amerika Birleşik Devletleri’nin, Britanya Krallığı’nın siyasal yapısından farklı olacağını da ana hatlarıyla ilan etmişti.

Söz konusu yeni yapıya göre ABD’de, Britanya Krallığı’ndan farklı olarak, monarşik, teokratik ve feodal bir yapının olmaması öngörülmüştü. Yetkileri tek elde toplayan despotik bir kralın ve kraliçenin yerine; yasama, yürütme, yargı arasında güçler ayrılığı ilkesi bağlamında hareket eden bir devlet başkanı; yürütmeyi etki altına alan bir kilise yerine dinin, devlet, siyaset ve hukuk işlerine müdahale etmediği ve bu koşulla dini inanç ve ibadet özgürlüğünün sağlandığı laik bir düzen; toprak mülkiyetinin devletin ve toprak ağalarının tekelinde olduğu bir düzen yerine, tüm vatandaşların doğal mülkiyet hakkının olduğu bir yapı öngörülmüştü.

Bu devrimlerin temelinde, 17. yüzyılda yaşamış olan John Locke ve 18. yüzyılda yaşamış olan David HumeAdam SmithCharles-Louis Montesquieu ve Jean-Jacques Rousseau gibi filozofların ve düşünürlerin kuramları yatmaktadır.

  • 1776 Amerikan devrimi, monarşiyi, teokrasiyi ve feodalizmi yıkan ilk büyük devrimdir.

Bu devrimin Avrupa’daki ilk yansıması da Amerika’dan 13 yıl sonra, 1789 yılında Fransa’da yaşanmıştır. Genel sanının aksine monarşinin, teokrasinin ve feodalizmin yıkılma süreci ilk kez 1789 Fransız devrimiyle değil, 1776 Amerikan devrimiyle birlikte başlamıştır. Ancak 1789 Fransız devrimi de Amerikan devrimini tamamlamış ve önce Avrupa’da, sonra da dünyanın diğer bölgelerinde büyük bir etki yaratmıştır.

18. yüzyılda, bir yandan aydınlanma ideallerinin üzerine inşa edilen, bir yandan da Britanya Krallığı’nın sömürgeci yapısına bir tepki olarak kurulan ABD, 20. ve 21. yüzyılda kendi sömürgelerini kurmanın peşine düşmüştür.

Neden? Çünkü ABD, aydınlanma devrimlerini bir adım daha ileriye götüremedi, 19. yüzyılda Alman filozof Karl Marx ile Avrupa’da gelişen sosyalist ve diğer sol akımları kendi içine taşıyamadı. Avrupa, belli bir ölçüde de olsa, Fransız devriminin üzerine sosyalist veya sosyal demokrat bir örgütlenme oluştururken, ABD yerinde saydı, kendisini geliştiremedi.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD yönetimleri bu nedenle de darbe ve/veya işgal yoluyla Guatemala, Küba, Şili, Nikaragua, El Salvador, Vietnam, Irak, Suriye gibi birçok ülkeye müdahalede bulundu. Son yıllarda benzer bir senaryo Venezüella için hazırlanmış durumda.
Venezüella eski Devlet Başkanı Hugo Chavez’in ülkesinde sosyalist politikaları uygulamaya başlamasından itibaren Venezüella ABD’nin hedefi oldu.

ABD’nin 1950’lerde, 1960’larda, 1970’lerde ve 1980’lerde Guatemala’da, Küba’da, Şili’de, Vietnam’da, Nikaragua’da, El Salvador’da sosyalist hareketlere karşı gerçekleştirdiği müdahalelerin bir benzeri, şimdi Venezüella için devreye girdi. ABD, Chavez’in politikalarını sürdürmeye çalışan Nicolas Maduro’yu devirmek için kukla siyasetçi Juan Guaido’yu devlet başkanı olarak tanıdığını ilan etti.

Büyük resim dikkate alındığında, Maduro’nun ekonomi ve hukuk alanlarındaki yönetim beceriksizlikleri bir ayrıntı olarak kalmaktadır. İşin özü şudur:

  • Kapitalizm emperyalizmi, emperyalizm de kapitalizmi beslemektedir. 

O nedenle Rusya’da Putin ve Türkiye’de Erdoğan gibi liderlerin kapitalizmi ve emperyalizmi eleştirmeden Venezüella’ya sahip çıkmalarının da hiçbir anlamı yoktur.

Tıp-Sağlık Sosyolojisi / Medical-Health Sociology

 

Sevgili AÜTF Halk Sağlığı Anabilim Dalı Asistanlarımız ve Tıp Öğrencilerimiz..

Fakültemizde değişik zamanlarda veregeldiğimiz
SAĞLIK SOSYOLOJİSİ – TIBBİ SOSYOLOJİ
derslerimizin yansılarını güncelleyerek sizlere sunmak istiyoruz.

1. Sosyoloji bilim alanını tanıma
2. Toplumsal Etmenlerin Sağlığa Etkileri
3. Sağlık ve Ekin (Kültür) Etkileşimi
4. Kişi ve toplumun sağlığını geliştirmede Sosyoloji’den yararlanma.

Gibi amaçlarla bu konu Tıp ve Sağlık Çalışanları için önem taşımaktadır.

Saglik_Sosyolojisi

Hekimler ve öbür sağlık çalışanları bu dersle;

1.Toplum içinde yaşayan, bir başka deyimle “toplumsallaşmış” bir varlık olarak insanın sağlığının, içinde yaşadığı toplumca nasıl ve ne yollarla etkilendiğini işlemek.

2.Toplumsal (sosyal) çevrenin insan ve toplum sağlığına etkilerine ilişkin
örnekler üzerinde tartışmak.

3.İnsanın, kurduğu toplumsal yapı, “sosyal sistem” bütünlüğü içinde sağlığının yerini irdelemek.

4. Sağlığın evrensel tanımında yer alan “.. bedensel, ruhsal ve t o p l u m s a l  bakımlardan tam bir iyilik durumu..” olgusunun anlamını işlemek.

5. Sağlığın; toplumsal, ekonomik ve ekinsel (kültürel) belirteçlerini (determinantlarını) vurgulamak.

6. Öğren(i)cide, insan ve toplum sağlığının, içinde yaşanılan toplumsal yapıdan ayrı düşünülemeyeceği bilincini yerleştirmek.

7. Dersin sonunda öğrenci; tıp ve sağlık bilimlerinin (biyomedikal bilimler) özünde sosyal içerikli uğraş alanları, disiplinler olduğunu kavramış ve meslek değerlerini
bu doğrultuda oluşturmaya yönelmiş olacaklardır.

Bu sunu; SAĞLIK ANTROPOLOJİSİ sunumumuzla birlikte okunmalıdır. (http://ahmetsaltik.net/2014/03/04/saglik-antropolojisi-tibbi-medikal-antropoloji/)

138 yansıdan oluşan vasıl içeriğin yararlı olmasını dileriz..
Okumak için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklar mısınız..

Saglik_Sosyolojisi

Ek olarak 12 sayfalık metin dosyasına da erişilebilir :

Saglik_Sosyolojisi’ne_Giris 

Sevgi ve saygı ile.
11 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Osman Ulagay : Nereye gidiyoruz?

Nereye gidiyoruz?

  • Davos’takilerin çoğu, dünyanın ve insanlığın farklı bir yere doğru gittiğinin farkında ve kaygılı ama nereye doğru gittiğini kimse bilmiyor.
Haber görseli
Cumhuriyet, 23 Ocak 2016
Dünya Ekonomik Forumu’nun yıllık toplantısına katılmak üzere geldiğim Davos’ta, dünyanın gidişatı konusunda söz söyleyecek konumda bulunan insanlarla dört gün geçirdikten sonra edindiğim izlenimi soracak olursanız şunu söyleyebilirim:
  • Buradakilerin çoğu, dünyanın ve insanlığın farklı bir yere doğru gittiğinin farkında
    ve bu
    nedenle kaygılı ama nereye doğru gittiğini kimse bilmiyor.

Davos’a ilk gittiğim yıllarda buraya gelenler, dünyanın gidişatı konusunda
bir fikir edinerek ülkesine geri döneceğini düşünebiliyordu oysa.

Davos’ta bu yıl en sık tekrarlanan sözcük “belirsizlik” oldu.
Dünyanın bir geçiş döneminde olduğunu ve bu nedenle gelecek hakkında
sağlıklı kestirim yapmanın kolay olmadığını kabul ediyor çoğu kişi.
Buna karşın dünya ekonomisinin nereye doğru gittiği, jeopolitik dengelerin
nasıl değişeceği, Dördüncü Sanayi Devrimi’nin neler getireceği konusunda
görüş belirten ve farklı kestirimler yapanlar da var kuşkusuz ama çok ilgi görmüyor
bu kestirimler. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF), dünya ekonomisi için büyüme kestirimini bir yıl içinde 4. kez aşağı doğru revize etmek (AS: düzeltmek) zorunda kaldığı bir ortamda bu doğal.

Bu ortamda makro göstergelere güvenini yitiren herkes, günlük iniş çıkışlarla
yaşam bulan, insanlara para kazandıran ya da yitirten borsalardaki fiyat hareketlerine odaklandı bir kez daha. Dünya borsalarındaki günlük iniş ve çıkışlar anında iyimserliğe ya da kötümserliğe neden olabiliyor insanlarda. Davos’ta da böyle oldu,
Çin borsasındaki düşüşler sonrasında dünya borsalarının 2016 yılına çok kötü bir başlangıç yapmış olması, Dünya Ekonomik Forumu nedeniyle bir araya gelen
“Davos ahalisi”nin moralini fena halde bozdu.

Kuşkular Çin ve ‘Yükselen Pazar’ ülkeleri üzerinde yoğunlaştı bu yıl. Davos’ta bulunan Çinli yetkililer Çin ekonomisindeki yavaşlamanın ve Çin borsasındaki düşüşün, bilinçli bir biçimde uygulanmakta olan yapısal değişim programının kaçınılmaz sonucu olduğunu anlatmaya çalıştılar ama çoğu kimsenin bu konuda kuşkuları var.
ABD ekonomisiyle birlikte dünyanın en büyük iki ekonomisinden birine sahip olan Çin’in durumu herkesi yakından ilgilendiriyor ve geneldeki belirsizliği artırıyor.

4. Sanayi Devrimi

Öte yandan ABD Merkez Bankası’nın (FED) faizleri artırma kararıyla likidite bolluğu döneminin sonunu ilan etmiş olması da 2008 krizi sonrasında piyasalara pompalanan
15 trilyon dolar (Davos’ta duyduğum bir rakam) sayesinde bugünkü düzeylerine yükselmiş olan borsalarda şimdi yaşanan düşüşün bir nedeni olarak gösteriliyor.
(AS: 2008 toplam küresel geliri 65 Tr $!)

Piyasalardaki gelişmeler öne çıkınca 4. Sanayi Devrimi biraz gölgede kaldı ama
bilim ve teknolojideki atılımların, ekonomiden sanata, nörolojiden kamu yönetimine dek yaşamın her alanını etkileyecek dönüşümlerle ilgili birçok paneli, mültivizyon gösterisini ya da canlı performansı izleme olanağı vardı Davos’ta.

Ancak bütün bunların ötesinde, benim 4. Sanayi Devrimi’nin nasıl gerçekleştiğini
daha iyi anlamama yol açan olay, bu devrimin gerçek askerleri olan genç insanlarla karşılaşmak fırsatı oldu. Davos’ta toplantıların yapıldığı Kongre Merkezi ile öbür
mekânlar arasında ulaşımı sağlayan özel Forum minibüsleri, yüz yüze sosyalleşme için güzel bir fırsat yaratıyor. Yapılan yolculuk genelde 15 – 20 dakika sürse de bu süre içinde yolcular arasında geçen konuşmalar çok öğretici olabiliyor.

Bu yıl Davos’ta yaptığım minibüs yolculuklarında, ABD üniversitelerinden ve
dijital devrimin kalbinin attığı Silikon Vadisi’nden Davos’a gelmiş olan katılımcıların kendi aralarındaki konuşmalar, konuşulanların içeriğini pek anlamadığım halde,
çok ilginç geldi bana. Çoğu genç olan bu insanlar yaptıkları buluşlara o denli
kaptırmışlar ki kendilerini, gözleri başka bir şey görmüyor. Büyük bir heyecanla
neler yaptıklarını anlatıyorlar birbirlerine. “Harika, muazzam bir buluş bu, siz köşeyi dönmüşsünüz” türünden ifadeler havada uçuşuyor. Başka bir âlemde yaşıyorlar sanki. Yapay zekâdan 3 boyutlu baskı tekniklerine, genetikten nano-teknolojiye pek çok alanda elde edilen başarılara ancak böyle bir coşkuyla ulaşılıyor herhalde.

Onları izlerken bu ortamı Amerika dışında ve hele Türkiye’de oluşturmanın ne denli zor olduğunu düşünerek hüzünlendim. 4. Sanayi Devrimi’ni de uzaktan izlemek durumunda kalacağız herhalde.

====================================

Dostlar,

Sayın Osman Ulagay son derece birikimli ve deneyimli bir ekonomi yazarıdır.
Kendisini uzun yıllardır izleriz ve irdelemelerinden, kitaplarından çok yararlanmışızdır.
Ağırbaşlı – nesnel çizgisini tutarlıkla koruyarak saygınlığını sürdürmüştür.
Davos gözlemlerini önemsiyoruz. 2008 küresel bunalımında Milliyet‘teki köşesinde
çok ufuk açıcı yazılar yazmıştı (28.09.2008) :

Serbest piyasa ideolojisinin neredeyse bir «inanç sistemi» haline getirildiği ABD’de,
çöküşün
eşiğindeki finans sektörünü ve ekonomiyi ayakta tutmak için tüm umutların,
ABD hükümetinin kotarmaya çalıştığı
dev kurtarma paketi”ne bağlanmış olması,
gerçekten de dramatik bir gelişme.
Bu dramatik gelişmenin ardında yatan olgu ise, kapitalizmin beşiği olan Anglo-Sakson dünyasında benimsenen, finans sektörünün şişirilmesine dayalı modelin iflas noktasına gelmiş olması. Bu çöküntü, yalnızca
ABD üniversitelerinden en iyi derecelerle mezun olan parlak çocukların yarattığı karmaşık finansal yapının, iskambilden bir kule gibi devrilmesinden ibaret değil.

Finans sektöründe son 25-30 yılda oynanan ‘ahlaksız piyasa oyunu’ nun çöküşüne tanıklık ediyoruz şimdi. 
*****

1492’ye dek (Amerika kıtasının bulunması) geri götürebileceğimiz Küreselleşme süreci Kapitalizmin bir anlamda başlangıcı olmuştu. 500 yılı aşkın bir süredir, 5 yüz yıldır Kapitalizm ve Sermaye Birikimi (capital accumalation) yabanıl (vahşi) ve acımasız bir sömürü ile sürdürülüyor. Kapitalizm bir yandan emperyalist aşamaya ulaşarak dünyayı işgal edip – paylaşma ve gerekirse demir yumrukla, kanla – savaşla.. yönetme aşamasına gelmişken, bir yandan da üzerine titrediği sermaye birik(tir)imi sürecini ne pahasına olursa olsun sürdürme kararlılığında. Bu konuda ödünsüz, katı, gözü kara, çok saldırgan (agressif) hata yapmayacağı hiçbir şey yok.. Varlığını sürdürmenin vazgeçilmez koşulu olarak görüyor bu süreci!

Geliştirdiği en son ve en vahşi mali araç ise FİNANS KAPİTAL!..

Küresel sermaye baronları artık paradan para kazanıyorlar!
Yatırım yapmak, risk almak ve gerçek bir üretim yapmak, onu pazarlamak ve
bu süreçlerde tekelleşerek artı değere (plus value) el koymak gibi klasik sömürü
ve kapital birikimi süreçleri K. Marx – Vİ Lenin ile Adam Smith gibi klasik liberallerin yazınında (literatüründe) kaldı.

Akıl almaz bir post-modern sömürü, yoksullaşTIRma, küresel gelir dağılımının
kabul edilemez ve sürdürülemez kertede bozulması.. İşsizlik.. Gelinen yer burası..
Pek çok uluslararsı kurum ciddi tehlikeye hatta tehditlere dikkat çekiyor..
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ilk akla gelenlerden.. ILO özellikle sayısı hızla artan genç işsizlere vurgu yapıyor.

Dünya nüfusu alarm çanları çalan düzeyde hızla, gereksiz ve akıl dışı düzeyde artıyor.
Çevresel yüklenme – bozulma kritik aşamada, sürdürülemez hatta dönüşümsüz düzeyde.
Tüm bunlar 21. yy’da bunca bilimsel – teknolojik ilerlememize karşılık, özlenen
küresel barış ve gönenç düzeyine erişemiyor milyarlarca insan.. Sistem $ ve € milyarderleri üretiyor hızla.. Küre nüfusunun 1/5’i olan yaklaşık 1,5 milyar Süper Elit, toplam dünya gelirinin %86’sını aşan bir oranına el koyuyor. Geri kalan % 80 (6 milyar Dünyalı) “Homo insectus” (!) ise küresel gelirin % 14’ü ile yoksulluk ve yoksunluk içinde sürünmeye mahkum kılınıyor. Dahası, bu tablo her yıl daha da kötüleşiyor.

Bu soygun ve talan düzeninin, usdışılığın (irrasyonelitenin) sürdürülmesi artık pek çok bakımdan olanaksızlaştı. Egemenlerin patronları ve kurumları da ayırdında çıkmazın..

Kral çıplak, hem de çırılçıplak!..

Öyle ki, Washington Uzlaşması 1989’da SSCB yıkılırken benzetmek uygunsa “10 Kutsal Emir” (10 economic policy prescriptions considered to constitute the “standard” reform package) gibi dünyaya dayatılan politika demeti, sürdürülemeyince yerini 20 yıl içinde Post-Washington Uzlaşması ile tersi sayılabilecek kurallara bırakmak zorunda kalındı.
Artık de-regülasyon yok, regülasyon var.. Devlet de kökten tu kaka değil..

Prof. Server Tanilli reçeteyi 13 yıl önce yazmıştı.. Oraya doğru gidiyoruz..

* “ .. Çarpık Küreselleşmenin Dünya uluslarına eşit ölçüde mutluluk getirmediği
artık kesin. Dünyamızda gitgide daha güçle esen rüzgârların bir anımsattığı da şu :
* BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜNDÜR.’ Bugünkü –cılkı çıkmış– modele
seçenek olabilecek modeli yaratacak olanlar ise, ‘NASIL BİR TÜRKİYE MODELİ?
sorusuna yanıt arayan bilim adamları olacak. (Cumhuriyet, 09.09.03)

Kanada’dan Prof. Dr. Michel Chossudovsky de benzer bir yol göterisi sunmuştu :

  • Mücadelenin ‘Küreselleşmesi temel bir önem taşımakta ve dünya tarihinde
    benzeri görülmemiş derecede bir dayanışma ve enternasyonalizmi gerektirmektedir.
  • KÜRESEL EKONOMİK SİSTEM,
    ÜLKELERİN 
    İÇ BÖLÜNMÜŞLÜĞÜNDEN BESLENİYOR. 
  • Farklı kümeler ve toplumsal hareketler arasındaki amaç birliği ve dünya ölçeğindeki
    eşgüdüm yaşamsal önem taşıyor. (“Yoksulluğun Küreselleşmesi” adlı kitabından, 1999)

    Bu kitaba önsöz yazan ABD’den Prof. Noam Chomsky ise (son günlerde
    RTE’ye “katil” diyen kişi), sözde “Küresel reformlar” için şunları kaydetmişti :

    1. “Reformlar” sömürgeciliği yeni biçimlerde sürdürüyor.
    2. Ulusal planlamayı engelliyor.
    3. Gerçek bir demokratikleşmeyi engelliyor.
    4. Halk yararına programların ayağını kaydırıyor.
    5. Güç ve imtiyazın çıkarları için, dünyanın büyük çoğunluğunu
    acı ve umutsuzluğa teslim ediyor..

    * Bunların hiçbiri kaçınılmaz, çaresiz şeyler değil.  Kanada’lı Prof. Chossudovsky’nin kitabının –YOKSULLUĞUN KÜRESELLEŞMESİ– sağladığı anlayış,
    olayları tersine çevirecek mücadeleye doğru önemli bir adımdır :

    DİRENİŞİN KÜRESELLEŞTİRİLMESİ!..

    Sevgi ve saygı ile.
    24 Ocak 2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

Yazımızınn pdf biçimi (salt bizim yazdığımızı ve O. Ulagay’dan alıntılar olmaksızın) :
2015_DAVOS_FORUMUNUN_ARDINDAN

KüreselleşTİRme ve Halk(ın) Sağlığı / Globalisation & Public Health


Dostlar
,
Sevgili AÜTF Öğrencilerimiz..

Bu dersleri 1990’ların ortalarında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nde ilk kez
biz başlattık.. dersek okurlarımız bizi hoşgörür umarız..

Sağlık Ekonomisi’ni de..

Bu 2 konu artık klasik Halk Sağlığı kitaplarının vazgeçilmez ve kapsamlı bölümlerinden.

Çok sayıda bilimsel kongreye, yayına da konu.

Biz de bu konularda tıpta uzmanlık tezleri, doktora ve yüksek lisans (master) tezleri verdik ilgili öğrencilerimize. Epey de yayın yaptık..

KüreselleşTİRme ve Halk(ın) Sağlığı

Konulu çok geniş kaynakça taramasına dayalı kapsamlı sunuyu sürekli güncellemekteyiz. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 6’da (son sınıfta) 4 saat süreli bir ders olarak işlemekteyiz. Dönem 1 / 2’de ise daha kısa sunuyoruz.

Bu gün İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ-İHEB‘in 65. yılına girdik.

Ne acı ki, KüreselleşTİRme, günümüzde insan haklarının en büyük düşmanı oldu.

Jurgen Habermas, Noam Chomsky, Susan Geroge, Jacque Chirac,
Server Tanilli, Suna Kili.. 
ve daha pek çok düşünürün, politikacının vurguladığı üzere;

  • Küreselleşme; insanlığın binlerce yıllık uygarlık birikiminin
    en büyük tehdididir!

Oysa İHEB, aradan geçen 65 yılda bu Bildirge yaygın olarak yaşama geçirilmeliydi.
Günümüzün gereksinimlerine yetmemeliydi ve 3. Binyıl güncellemesini yapmalıydık!

Olmadı.. Kendini Küreselleşme adı altında saklayan YENİ EMPERYALİZM,
= KüreselleşTİRme; insan haklarının en başta gelen engeli hatta düşmanı..

Tüm insan hakları emekçilerini Romalı Köle Spartaküs‘ten başlayarak
Hallac-ı Mansur’dan Martin Luther’e ve anti-emperyalist – anti-kapitalist devrimci ve eylem adamı Büyük Atatürk’e.. dek sonsuz bir hürmetle selamlıyor
ve bu mütevazi ders notlarımızı onların saygın anılarına adıyoruz.

  • KüreselleşTİRme ve Halk(ın) Sağlığı..

Yansıları izlemek için erişkeleri (linkleri) tıklamak gerekiyor..
Dosya oylumu >7MB olduğundan 2 parça olarak sunuyoruz..

KuresellesTIRme_ve_Halk(in)_Sagligi-1

KuresellesTIRme_ve_Halk(in)_Sagligi-2

Yansı içeriklerini (pdf sunumunda görülmeyen dipnotları dahil) metin olarak da sunuyoruz..

Kuresellestirme_yansilarinin_metni (18.9.14’teki içeriktir.)

Türkiye’nin ve dünyanın esen geleceği bakmından

KüreselleşTİRme = Yeni Emperyalizm süreçlerinin yaygın insan kitlelerince
çok iyi kavranması ve DİRENİŞİN KÜRESELLEŞTİRİLMESİ kaçınılmaz görünüyor..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 14.11.14 (21:18)

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

İstanbul Sanayi Odası (İSO) en büyük 500 sanayi kuruluşu listesini açıkladı

İstanbul Sanayi Odası (İSO) en büyük 500 sanayi kuruluşu listesini açıkladı..

Dostlar,

– İlk 10 kuruluş arasına girebilen tek kamu kuruluşu olan EÜAŞ

– Kârlılıkta kamu kuruluşları önde
Yorumu size bırakıyoruz..
Devletin kamusal varlıklarının nasıl vahşice tasfiye edildiğini görüyoruz..
İlk 10 “büyük” kuruluş – şirket içinde tek 1 kamu şirketi var…
Tüm engellemelere karşın “kârlılıkta” kamu şirketleri gene önde..
Eee. tek kuruş vergi kaçırma olanağı olmayınca tablo da böyle beliriyor..

Sermayenin keyfi keka..

Emekçinin cefası cefa..

  • Net asgari ücret, hatta brütü, 4 kişilik bir ailenin açlık sınırının da altında..

Sefanız batsın vahşi kapitalizm!

Ve de Türkiye, ekonominin bütünü içinde (GSMH – TUG; Toplam Ulusal Gelir) merkezi yönetim bütçesi ile ancak 1/4’lük bir oranı (ciddi borcu, faiz dışı fazla yükümü ile üstelik!) -hatta % 22-23- denetleyebilen bir ülke olarak, OECD ülkeleri içinde diplerde.. OECD ortalaması + 45-46’larda. Kapitalizmin kalesi ABD’de bile bu oran % 32 ile 1/3’lerde.. % 50’yi geçen kapitalist ülkeler bile var..

İşte biz böyleyiz..
Kapitalizmin ağababalarından daha vahşi kapitalist..
Bir de müslümanız galiba ezici çoğunlukla!?
Bu gelir dağılımı adaletsizliği ile..
Yüz kızartan asgari ücretle… Talan – soygun ekonomisi ile..
Vs. vs. vs..
Veeee. RTE’nin AKP’si – AKP’nin RTE’si iktidarında Türkiye 11,5 yıldır
harikalar = Dolar milyarderleri yaratıyor değil mi?
Hem de en büyük hızla.. Sayıca dünyada en önlerde..

Yaşasın AKP’ye oy veren necip yurttaşlar…

Herkes hak ettiği idareyi buluyor..

Buluyor da bu zulmü haketmeyenlerin hakkı ne olacak ??

Adam Smith‘in kemiklerinin sızım sızım sızladığından öyle eminiz ki..
Hatta yozlaşan neo-liberal tosuncuklarından çok da utanıyordur sanıyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
Yabanıl kapitalizm adına utançla..
24 Haziran 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

=========================================================

 

İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) ”Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” 2013 yılı araştırması sonuçlarına göre…

 

Türkiye Petrol Rafinerileri AŞ (TÜPRAŞ) 2013′te 39 milyar 729 milyon 407 bin 44 liralık net üretimden satışla 1. olurken, TÜPRAŞ’ı 9 milyar 714 milyon 212 bin 513 liralık net üretimden satışla Ford Otomotiv Sanayi AŞ izledi.

İSO’nun ”Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” 2013 yılı araştırması sonuçları düzenlenen toplantı ile açıklandı. Araştırma sonuçlarına göre, 2013 yılında 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’nun üretimden satışları, 2012 yılına göre %8,3′lik bir artışla 353 milyar 699 milyon liradan 383 milyar 36 milyon liraya çıktı. Ekonominin %4 oranında büyüdüğü bir yılda yaşanan bu büyüme rakamı “başarı” olarak değerlendirildi.

Net üretimden satışlar baz alınarak inceleme yapıldığında TÜPRAŞ, 2013′de 39 milyar 729 milyon 407 bin 44 liralık net üretimden satışla 1. olurken, TÜPRAŞ’ı 9 milyar 714 milyon 212 bin 513 liralık net üretimden satışla Ford Otomotiv Sanayi AŞ izledi.

2012’de 5. sırada bulunan Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ) 2013’te 3. sıraya yükseldi.
İlk 10 kuruluş arasına girebilen tek kamu kuruluşu olan EÜAŞın üretimden satışları 9 milyar 263 milyon 860 bin lira olarak gerçekleşti.

4. sırada yine bir otomotiv şirketi olan Oyak-Renault yer aldı. 2012 yılına göre bir sıra gerileyen Oyak-Renault’un üretimden satışları 8 milyar 646 milyon 831 bin lira oldu.
Son yıllarda beyaz eşya alanında gösterdiği başarıyla ilk 10′da yer alan Arçelik,
7 milyar 790 milyon 736 bin liralık üretimden satışlarıyla 2013′ün en büyük 5. şirketi oldu.

Bir başka otomotiv şirketi TOFAŞ 5 milyar 818 milyon 911 bin lira ile 6. sırada yer aldı. İlk 10 sıralamasında 2012 yılına göre 2 basamak birden yükselen İçdaş Çelik,
5 milyar 640 milyon 702 bin liralık üretimden satışlarıyla yedinciliğe çıktı.

2012 yılındaki yerini koruyan Ereğli Demir Çelik 5 milyar 265 milyon 424 bin liralık üretimden satışıyla 2013 yılında 8. sırada yer aldı. Bir başka demir çelik şirketi, İskenderun Demir Çelik de 5 milyar 170 milyon 580 bin liralık üretimden satışıyla bir önceki yıla göre 2 basamak gerileyerek 9. oldu.

Bu grubun 2012′de 10. sırasında bulunan Aygaz, 2013 araştırmasında da yerini korudu. Aygaz’ın üretimden satışları 5 milyar 26 milyon 95 lira oldu.

Kârlılıkta kamu kuruluşları önde

Araştırmaya göre, üretimden satışlarda ilk 10′da yer alan firmalar değişmezken,
kârlılığa gelindiğinde daha farklı bir tabloyla karşılaşılıyor. 2012′de en kârlı 10 sanayi kuruluşu içinde, kamu sektöründe etkinlik gösteren 2 kuruluş yer alırken, 2013′te bu sayı 3′e çıkmış durumda. Bu sıralamada asıl dikkati çeken ise kâr şampiyonu şirketler arasında imalat sanayisi şirketlerinin azlığı. Adını açıklamayan bir şirket dışındaki
9 şirketten yalnızca üçü, Mercedes-Benz Türk, Philip Morris ve Soda Sanayisi imalat sanayisini temsil ediyor. Öbürleri enerji ve madenciliği alanında.

2013 yılında enerji kaynaklı 2 sanayi şirketi kamu kuruluşu kârlılıkta ilk 2 sırada yer aldı. 2012 yılında en kârlı firmalar arasında 12. sırada bulunan Elektrik Üretim AŞ, 2013′te
2 milyar 569 milyon 102 bin liralık kârıyla 1., 2012′nin en kârlı şirketi olan Türkiye Petrolleri, 1 milyar 634 milyon 199 bin liralık karıyla, 2013 yılında 2. oldu.
Sıralamada 3. şirket ise adının açıklanmasını istemedi.

Kârlılıkta 4. sırada 842 milyon liralık kârla Eti Maden İşletmeleri, 5. sırada 805 milyon liralık karıyla Mercedes-Benz Türk bulunuyor. 761 milyon liralık kârla 6. sırayı alan Philsa Philip Morris’i 7. ve 8. sırada 2 maden şirketi izliyor. Bu firmalar sırasıyla
669 milyon lira ve 543 milyon liralık karlarıyla Tüprag Metal ve Koza Altın.

9. sırada kimya sektöründe etkinlik gösteren Soda Sanayii AŞ’nin 523 milyon lira kâr ile önceki yıla göre büyük bir çıkış yaptığı görülüyor. Bir başka madencilik firması olan
Eti Bakır ise 442 milyon liralık karıyla 2013 sıralamasında 10. sırada yer aldı.

– TÜPRAŞ dışsatımda (ihracatta) da lider!

Türkiye’nin en büyük şirketi TÜPRAŞ, üretimden satışlardaki liderliğini dışsatımda da koruyor. Toplam 4 milyar 118 milyon dolarlık ihracatıyla listenin tepesinde yer alıyor. Ardından gelen öbür 2 şirket de sırasıyla 3 milyar 696 milyon $ ve 3 milyar 523 milyon dolarlık dışsatım tutarlarıyla Ford Otomotiv ve Oyak-Renault oldu.

TOFAŞ bu sıralamanın 4. sü ve onu 2012 yılına göre bir sıra gerileyen Arçelik izliyor. 2012 yılının onuncusu olan Toyota Otomotiv, 2013′te altıncılığa yükseldi.
Vestel Elektronik 2013 yılında bir sıra gerileyerek 7. sırada yer aldı.
OMV Petrol Ofisi listede 8. sıradaki yerini korurken, onu İçdaş izledi.
Bosch ise 2012 yılında 11. sıradayken 1 basamak yükselerek en büyük 10 dışsatımcı (ihracatçı) sıralamasına 10. sıradan girmeyi başardı.

En büyük 100 sanayi kuruluşu

İSO’nun “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” 2013 yılı araştırmasında
ilk 100 sıralaması ve önceki araştırmadaki yerleri şöyle:

2013 Sıra No 2012 Sıra No Kuruluşlar Üretimden
Satışlar (Net)
(TL)
1 1 TÜPRAŞ-Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş. 39.729.407.044
2 2 Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. 9.714.212.513
3 5 EÜAŞ Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü 9.263.860.001
4 3 Oyak-Renault Otomobil Fabrikaları A.Ş. 8.646.831.598
5 4 Arçelik A.Ş. 7.790.736.897
6 6 TOFAŞ Türk Otomobil Fabrikası A.Ş. 5.818.911.878
7 9 İçdaş Çelik Enerji Tersane ve Ulaşım Sanayi A.Ş. 5.640.701.549
8 8 Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları T.A.Ş. 5.265.424.361
9 7 İskenderun Demir ve Çelik A.Ş. 5.170.580.044
10 10 Aygaz A.Ş. 5.026.095.220
11 12 Çolakoğlu Metalurji A.Ş. 4.504.671.148
12 29 Toyota Otomotiv Sanayi Türkiye A.Ş. 4.203.818.225
13 11 PETKİM Petrokimya Holding A.Ş. 3.862.135.599
14 13 Mercedes-Benz Türk A.Ş. 3.512.714.226
15 14 Vestel Elektronik San. ve Tic. A.Ş. 3.501.412.952
16 17 Unilever San. ve Tic. T.A.Ş. 2.983.755.234
17 22 Tosçelik Profil ve Sac Endüstrisi A.Ş. 2.966.511.509
18 16 Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. 2.746.661.573
19 23 Er-Bakır Elektrolitik Bakır Mamülleri A.Ş. 2.403.830.933
20 21 Milangaz LPG Dağıtım Tic. ve San. A.Ş. 2.390.595.958
21 25 Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı 2.358.965.819
22 20 İpragaz A.Ş. 2.357.598.000
23 24 Kroman Çelik Sanayii A.Ş. 2.291.359.030
24 26 Sarkuysan Elektrolitik Bakır San. ve Tic. A.Ş. 2.267.423.163
25 37 Hyundai Assan Otomotiv San. ve Tic. A.Ş. 2.266.584.895
26 15 Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu 2.212.592.358
27 30 Vestel Beyaz Eşya San. ve Tic. A.Ş. 2.038.213.585
28 28 Borçelik Çelik San. Tic. A.Ş. 1.962.733.084
29
30 39 Bosch San. ve Tic. A.Ş. 1.927.316.697
31 33 Coca-Cola İçecek A.Ş. 1.903.033.713
32 73 Eti Gıda San. ve Tic. A.Ş. 1.854.392.895
33 43 Ak Gıda San. ve Tic. A.Ş. 1.837.840.136
34 32 Türk Traktör ve Ziraat Makineleri A.Ş. 1.835.659.651
35 46 Aselsan Elektronik San. ve Tic. A.Ş. 1.833.875.752
36 31 Philsa Philip Morris Sabancı Sigara ve Tütüncülük San. ve Tic. A.Ş. 1.826.825.872
37 34 KARDEMİR Karabük Demir Çelik San. ve Tic. A.Ş. 1.792.772.890
38 36 AKSA Akrilik Kimya Sanayii A.Ş. 1.782.893.094
39 44 Konya Şeker San. ve Tic. A.Ş. 1.781.169.269
40 27 Diler Demir Çelik Endüstri ve Ticaret A.Ş. 1.706.694.195
41 38 İzmir Demir Çelik Sanayi A.Ş. 1.629.299.849
42 41 Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü 1.628.735.733
43 45 Yıldız Entegre Ağaç San. ve Tic. A.Ş. 1.621.740.410
44 58 Banvit Bandırma Vitaminli Yem Sanayii A.Ş. 1.582.405.302
45 35 Yolbulan Baştuğ Metalurji Sanayi A.Ş. 1.569.453.029
46 42 Kastamonu Entegre Ağaç San. ve Tic. A.Ş. 1.549.612.944
47 87 Otokar Otomotiv ve Savunma Sanayi A.Ş. 1.535.199.242
48 40 Eren Enerji Elektrik Üretim A.Ş. 1.525.998.064
49 53 Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü 1.510.892.677
50 55 Sanko Tekstil İşletmeleri San. ve Tic. A.Ş. 1.506.235.134
51 56 SÜTAŞ Süt Ürünleri A.Ş. 1.482.822.194
52 60 Abalıoğlu Yem-Soya ve Tekstil Sanayi A.Ş. 1.396.691.739
53 54 Enerjisa Enerji Üretim A.Ş. 1.360.186.107
54 50 BRİSA Bridgestone Sabancı Lastik San. ve Tic. A.Ş. 1.336.904.285
55 57 Oltan Gıda Maddeleri İhr. İth. ve Tic. Ltd. Şti. 1.312.568.614
56 59 Assan Alüminyum San. ve Tic. A.Ş. 1.294.475.954
57 51 Toros Tarım San. ve Tic. A.Ş. 1.252.164.520
58 49 Borusan Mannesmann Boru San. ve Tic. A.Ş. 1.188.809.197
59 47 MMK Metalurji San. Tic. ve Liman İşletmeciliği A.Ş. 1.184.394.016
60 66 Yücel Boru ve Profil Endüstrisi A.Ş. 1.176.753.334
61 75 Akçansa Çimento San. ve Tic. A.Ş. 1.164.214.836
62 63 Hayat Kimya Sanayi A.Ş. 1.157.463.652
63 67 Tüprag Metal Madencilik San. ve Tic. A.Ş. 1.152.515.050
64 52 Yazıcı Demir Çelik Sanayi ve Turizm Ticaret A.Ş. 1.146.686.807
65 65 HES Hacılar Elektrik San. ve Tic. A.Ş. 1.142.948.125
66 74 Sasa Polyester Sanayi A.Ş. 1.141.043.743
67 69 Türk Pirelli Lastikleri A.Ş. 1.136.793.315
68 70 Siemens San. ve Tic. A.Ş. 1.136.649.500
69 78 Delphi Automotive Systems Ltd. Şti. 1.087.432.115
70 48 Kaptan Demir Çelik Endüstrisi ve Ticaret A.Ş. 1.085.246.183
71 62 Aksa Enerji Üretim A.Ş. 1.072.842.369
72 81 Soda Sanayii A.Ş. 1.071.959.226
73 71 Ekinciler Demir ve Çelik Sanayi A.Ş. 1.044.972.695
74 83 TUSAŞ-Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. 1.016.203.108
75 76 C.P. Standart Gıda San. ve Tic. A.Ş. 1.016.143.192
76 61 Nursan Metalurji Endüstrisi A.Ş. 1.003.097.632
77 77 S.S. Trakya Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği 992.124.239
78 90 Ülker Bisküvi Sanayi A.Ş. 966.017.975
79 86 Keskinoğlu Tavukçuluk ve Damızlık İşletmeleri San. Tic. A.Ş. 944.069.996
80 91 Tezcan Galvanizli Yapı Elemanları San. ve Tic. A.Ş. 942.545.924
81 93 Ülker Çikolata Sanayi A.Ş. 936.569.805
82 72 Koza Altın İşletmeleri A.Ş. 931.771.503
83 64 Ege Çelik Endüstrisi San. ve Tic. A.Ş. 909.299.167
84 68 Anadolu Efes Biracılık ve Malt Sanayii A.Ş. 897.490.011
85 94 Gülsan Sentetik Dokuma San. ve Tic. A.Ş. 891.227.728
86 96 Şenpiliç Gıda Sanayi A.Ş. 890.311.048
87 88 Çimsa Çimento San. ve Tic. A.Ş. 884.345.009
88 128 Paşabahçe Cam San. ve Tic. A.Ş. 878.798.569
89 101 BEYPİ Beypazarı Tarımsal Üretim Pazarlama San. ve Tic. A.Ş. 869.182.275
90 79 Goodyear Lastikleri T.A.Ş. 859.517.125
91 110 Küçükbay Yağ ve Deterjan Sanayi A.Ş. 841.913.644
92 184 Karakaş Atlantis Kıymetli Madenler Kuyumculuk Telekomünikasyon San. ve Tic. A.Ş. 836.769.182
93 151 Karsan Otomotiv San. ve Tic. A.Ş. 824.128.265
94 100 Türk Henkel Kimya San. ve Tic. A.Ş. 818.607.008
95 337 Genpower Jeneratör San. ve Tic. A.Ş. 818.260.079
96 104 Pınar Süt Mamülleri Sanayi A.Ş. 808.642.800
97 105 Trakya Cam Sanayii A.Ş. 807.951.976
98 84 Boytaş Mobilya San. ve Tic. A.Ş. 800.145.907
99 85 Besler Gıda ve Kimya San. ve Tic. A.Ş. 793.753.157
100 92 Erpiliç Entegre Tavukçuluk Üretim Pazarlama ve Tic. Ltd. Şti. 791.839.521
Merkez Bankası vergi şampiyonu

Kâr yerine kamu çıkarı…


Dostlar,

Van Atatürk Lisesi’nden sınıf arkadaşımız çok değerli Mustafa Sönmez,
yine nefis bir yazı kaleme almış :

  • Kâr yerine kamu çıkarı…

Biz de 13 Mayıs 2014 Soma faciası gününden bu güne hep benzer temaları işliyoruz.

Sen kader görüyorsun bense rant

Devletin, başlıca emekçinin sırtından olmak üzere özelleştirme – taşeronlaştırma vb. küresel düzeneklerle rant ortakçılığı yapmasına, yurttaşını – emekçisini

çifte sömürüye kurban etmemesi gerektiğini vurguluyoruz..

Kritik alanlarda kamusal tekel sürdürülmeli,
özelleştirmeye yer verilmemelidir::

Bunlar başlıca Sağlık – Eğitim – Adalet – Güvenlik (iç ve dış) ile sınırlı değil!

Neoliberallerin çook canı sıkılacak ama, büyük büyük dedeleri Mr. Adam SMITH bile sağlık hizmetlerinin piyasaya bırakılamayacağını apaçık vurgulamıştı :
(The Wealth of Nations, 1776)

  • Sağlık hizmeti,
    p
    iyasaya bırakılamayacak denli önemli, kritik’ bir alandır.

Bir kez daha anımsatalım…

Teşekkürler sevgili Mustafa Sönmez..

Sevgi ve saygıyla
18.5.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

============================================

Kâr yerine kamu çıkarı…

portresi

 

 

Mustafa Sönmez
SÖZCÜ
– 17 Mayıs 2014

Sayıları önünüze koyduğunuzda, “Değer mi kardeşim?” diye söylenmekten alıkoyamıyorsunuz kendinizi…

Değer mi 3 milyar dolarlık kömür üretimi için bu acıyı çekmek?

1 milyar dolarlık kömür ithalatını zaten yapıyorsun her yıl; üretme, 3 milyar dolarlık kömürü ithal et. Zaten yılda 250 milyar dolarlık ithalat yapıyorsun,
varsın 3 milyar $ daha artsın.

Hiç olmasa bu ölüm dehlizlerine sokmazsın insanını.

300’e yakın insanın yaşamından, yetim, dul bırakılmış insanlardan daha mı değerli
o dolarlar?

Risklidir, çilelidir diye, böyle bir tercihi de olabilirdi Türkiye’nin.

55 bin kömür işçisi, her gün ölümle randevulaşma yerine,
gitsin, başka yerde çalışsın.. da diyebilirdik.

Ama öyle olmuyor işte.

Ne fazladan 3 milyar dolarlık ek ithalata takat bıraktılar memlekette
ne de 55 bin kişiye seçenek istihdam yaratma becerisi…

Çekiyoruz çaresiz, kahrı, kederi.

Ama, neden ölüm olsun kömür üretmenin mutlak riski?

Dünya alem ölerek mi üretiyor kömürü?

Niye Çinli 1 ölürken biz 5 ölüyoruz bir milyon ton kömür üretirken?

Örneğin sektörde değil yalnızca sorun; insan yaşamına da değer veren bir üretim düzeneği kurmakta. Becerilemeyen bu. Hele ki kâr ve sermaye biriktirmek ise hedef,
o zaman ne önlem geliyor akla, ne de insan yaşamıı…

Kamu_ozel_yatitim_paylari_2013

Kâr konusu…

Bazı sektörler, işler var ki, onları kâr, birikim konusu yapmayacaksın.
Kömür madenciliği bunlardan biri işte.

Maliyeti en düşük düzeye indirirsem kârım o denli artar, diye oturdun mu masaya,
o zaman ne işçiyi koruyacak yatırım için, ne de donanım için paraya kıyarsın…

Hepsi batar sana.

Oraya harcamasam tonunu daha ucuza mal edecektim diye kıvranıp durur,
hele ki rakibin yapıyorsa sen de arkasından beterini yaparsın.

Yıllardır tüm dünyada kimi mal ve hizmetlerin kamu kuruluşlarınca üretilmesi
boşuna değildir.

Eğitim, sağlık uzun yıllar para-pul kazanma konusu yapılmadı, devletin asıl işi oldu.

Ulaştırmanın birçok dalı, örneğin demiryolları,
örneğin haberleşme kâr ve birikime açılmadı.

Stratejik sayıldı, istismar edilir diye korundu.

Ta ki neoliberalizm kabuğuna sığmaz, daha, daha yeni birikim yatağı istemeye başlayıncaya dek. Birikmiş sermayeyi yeni, daha yeni alanlara yatırması,
oradaki mal ve hizmeti azami kârla satması gerekiyordu.

Yeni sıtması buydu.

Onun için kamu out – özelleştirme in diye ünledi ve tüm dünyaya bunun hikmetlerini sıralamaya başladı:

Devlet savurgandı. Kaynak yutuyordu. Eş-dost kayırıyordu.
Sendikalarca sömürülüyordu.

Kalite düşüktü. Hemen uzaklaştırılmalı, ya özele satılmalı ya da kapatılmalıydı.

Öyle ışık hızıyla yayıldı ki bu söylem; vurun abalıya!

Bizde Özal ile başlatıldı kıyım

Önce yeni yatırım yapması yasaklandı KİT’lerin, sonra adım adım alanları daraltıldı, derken haraç-mezat satışlar başladı, satılmıyorsa kapatmaya,
oraya buraya bedelsiz dağıtmaya vardı tasfiye.

Tasfiye

Geldiğimiz yerin özeti şöyle :

  • Özelleştirmelerle 60 milyar dolarlık tasfiye yapıldı ve
    bunun %90’ını AKP rejimi yaptı, paraları da çar çur etti.

Bu tasfiyeden sonra, artık kamunun girebildiği, giremediği alanlar var.
Örneğin sanayiden kamu sıfırlandı.

Tarımda sulama işlerinden dolayı var ama ileride o da özelleştirilir.
Sağlıkta özelleşme doludizgin ilerliyor, eğitimde ağır-aksak…

Güncel konu madencilik yatırımlarında kamu önde gibi ama gerçekte 145 bin maden işçisinin yalnızca %12’si kamu işçisi.

Hele ki enerjide, varsa yoksa özelleştirmeye güzelleme…

Ama sonuç?

Kamu enerji yatırımlarından alıkonurken,
özelin enerji yatırımları kaplumbağa hızında…

Fiyasko

Bugün gelinen yerde enerji tam bir çıkmaz içinde.

Yatırımlar istenen boyutta değil ve

  • Özellikle hidroelektrik kaynakları, dereler, çaylar çoğu AKP yandaşı tarafından talan ediliyor.

 

Gelişkin teknolojilerle linyit kaynaklarının kullanımı etkinleştirilirse, güneş, rüzgar kaynaklarından daha iyi yararlanılsa, su kaynakları çevre faktörü dikkate alınarak işletilse, ithalata bağımlılık makul bir yere çekilir belki.

Ama bunlar kadar önemli olan ve sık sık sorulması gereken soru şu:

Neden bu denli enerji tüketiyoruz?

Çarpık, hormonal büyüme olmasa, bu denli enerji gereksinimi ve bağımlılık olur mu?
Enerjiyi yerinde tüketiyor muyuz?
İzolasyon ile ne denli tasarruf olanaklı?
Savurganlığı önleyerek kaç dereyi kurtarabiliriz aslında?

Özet olarak; kömür madenciliği, enerji, özelleşmeye, sermaye birikimine, ticarileşmeye uygun alanlar değil.

Yol yakınken kamu üretimine, denetimine alınmalı, hem bağımlılık azaltılmalı
hem de insan canı, doğa dereler, çaylar daha çok kıyıma uğramadan kurtarılmalı.

Kâr motifi yerine, kamusal çıkarın önde tutulduğu alanda, sağlık ve eğitim de
mutlaka olmalı.

Kanser Haftası, Sürdürülemeyen Harcamalar ve Ne Yapmalı??

Kanser Haftası, Sürdürülemeyen Harcamalar ve Ne Yapmalı??

Dostlar,

Her yıl Nisan ayı başında Kanser Haftası etkinlikleri düzenleniyor..

9. Kanserli Hastalar Kongresi, bu yıl Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
İbni Sina Hastanesi Hasan Ali Yücel Konf. Salonunda yapılacak.
Tarih 11 Nisan 2014 Cuma, sabahtan akşama dek gün boyu..

Programı görmek için lütfen tıklayınız..

9._Kanserli_Hastalar_Kongresi_11.4.14

Bu kongreler gerçekten çok yararlı oluyor. Kanserli hastalar ve yakınlarıyla bu alanın uzmanları bir araya gelerek gün boyu, çok boyutlu KANSER sorununu enine boyuna irdeliyorlar. Hastalar ve hekimler deneyimlerini paylaşıyorlar, duygudaş (empatik)
bir iletişim ortamı doğuyor.

“Kanser” artık neredeyse bir tür “kronik hastalık” niteliği kazandı.
2 nedenle :

– Çok yaygınlaştı
– Bu hastaların sağkalım (survival) süresi ve nitelikli yaşamı “epey” uzadı..

Bu arada bir şey daha oldu : Hastalığın sağaltımı giderek karmaşık ve pahalı olmaya başladı. “Kişiye özel” ve “hücre reseptörleri düzeyinde etkili” ilaçlar (Kemoterapötikler) ne yazık ki çok ama çok pahalı. Geçtiğimiz aylarda bir ilaç firması, “Zaten biz bu ilaçları yoksullar için üretmiyoruz..” bağlamında bir tümce kullandı ve epey eleştiri aldı.

Bu ilaçların geliştirilmesi ortalama 10 yıla varan bir süre alıyor ve yaklaşık 500 milyon $ dolayında harcama gerektiriyor. Bu AR-GE bedelini ancak büyük çokuluslu
(Multi-national) şirketler (ÇUŞ) karşılayabiliyor. Devletin Tıp / Eczacılık Fakültelerinin,
Gen ve Moleküler Biyoloji Bölümlerinin, Biyoteknoloji Enstitülerinin ya da hekim – eczacı meslek örgütlerinin (TTB – Türk Tabipleri Birliği ve TEB : Türk Ezacılar Birliği) bu tür bir yapılanması, girişim planı ve işleyişi yok.. Alan, -tıbbi tekonoloji gibi- tümüyle
küresel – uluslararası sermayeye devredilmiş durumda. Kamusal kurumlar
sınırlı denetim ve ruhsatlandırma işlevi görüyor. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanlığı, ABD’de FDA (Food and Drug Administration) gibi.
Üstelik kanser ölümlerin %60’ı ve yeni kanser tanılarının yarıdan çoğu gelişmekte olan ülkelerde gerçekleşiyor. Kimi kanser türlerinin sağaltımı olmasına karşın,
gelişmekte olan ülkelere girmesi gecikiyor.

Ülkemizde her yıl, yaklaşık yüz binde 200 dolayında bir kanser insidens hızı ile,
80 milyon nüfus için 160 bine yakın “yeni” kanser olgusu bekliyoruz. Dünyada ise,
7.5 milyar nüfus için bu rakam yaklaşık 15 milyon dolayında. Her yıl 8 milyon dolayında dünyalının da kanser nedeniyle öldüğü kestiriliyor (Globocan verileri). Toplam ölümler yaklaşık 60 milyon iken, hemen hemen her 7-8 ölümden 1’inin nedeni kanser..

Ölüm nedenleri içinde ilk sırayı çok utanç verici ama AÇLIK alıyor ne yazık ki.
Her yıl 11 milyon kadar dünyalı açlıktan ölüyor ve her 5-6 ölümden 1’i demek bu!
(DSÖ ve FAO verileri)

Sağaltım bedelleri öylesine tırmanıyor ki; neredeyse toplam sağlık giderlerinin %2-25’i bu sorun için yapılıyor. Yıllık harcama 1 Trilyon doları aşıyor. Türkiye’nin 2014 merkezi yönetim bütçesi 436 Milyar TL, yaklaşık 200 Milyar Dolar bile değil.. (33 Milyar TL’si de açık!). Dolayısıyla Dünyanın Kanser harcaması Türkiye bütçesinin 5 katını aşıyor. Türkiye’nin ise, elde güvenilir istatistikler olmamakla birlikte, benzer eğilimler içinde olduğu söylenebilir. Dolayısıyla, toplam ulusal gelirinin yaklaşık %6’sını sağlık için harcayan ülkemizde, kanser giderlerinin bu toplamın 1/4’ü ya da 1/5’i olduğu kestirilebilir. 2013 için yaklaşık 850 Milyar $ olan TUG’in (Toplam Ulusal Gelir – GSMH) %6’sı olan 51 Milyar $ toplam sağlık giderinin 1/4-1/5’inin kanser harcaması olabileceği hesabıyla (TUG içinde % 1,2 -1,5), 10.2 – 12,75 Milyar $ gibi bir rakam hesaplanabilir.

Salt SGK’nın harcamalarından kalkarak yaklaşık bir kestirim güçtür. Özel sigortaların
ve cepten harcamaların, kayıt dışı giderlerin de dikkate alınması gerekir. Türkiye’de
tüm sağlık giderlerinin uluslararası muhasebe kurallarına uygun muhasebeleştirildiğini söylemek olanaksızdır. 2-3 onyıl kadar önce Türkiye’nin toplam sağlık gideri ulusal gelirin %2,5’i dolayında idi. Günümüzde bu rakam 2,5-3 katına koşmaktadır.
Salt güncel kanser harcamalarının bile yakın geçmişin toplam harcamalarının
yarısına erişmesi çok düşündürücüdür.

SGK, kanser harcamalarının 2030’da 458 Milyar Dolar’a tırmanacağı
öngörüsünde bulunmaktadır!

Sağlık Ekonomisi bakımından kaldırılamaz bir kanser yükü ile karşı karşıyayız.
Bir yanda yeni sağaltım yöntemleri ve çok daha sınırlı olmak üzere korunma önlemleri;
öbür yanda giderek artan yeni kanser olguları ve türleri; çok pahalılaşan sağaltım..

2 olgu yalınkılıç savaştalar adeta…
İnsanlığın geleceği kime ve neye emanet??
Çokuluslu küresel sermaye şirketlerine mi??
Özelleştirilmiş – piyasaya terkedilmiş kar sigortacılığı temelli sözde liberal özde vahşi sağlık şirketlerine mi??

Savaşımın hem tıbbi hem de sosyo-ekonomik kulvarda halk yığınlarıyla sürdürülmesi gerek. Hem Devletler asli sorumluluğuna davet edilmeli, hem kürsel şirketler insani sorumluluğa.. hem de

  • KANSERDEN KORUNMA ÖNLEMLERİNİN YAYGIN – ETKİN UYGULANARAK KÜRESEL ÖLÇEKTE POLİTİKALARLA DESTEKLENMESİNE.. mahkumuz!

Koruyucu sağlık hizmetlerini öne çekmeden başarı olanaksız!
Bu ise piyasaya terkedilmiş bir sistematikte hayal. Çünkü piyasanın tunç yasası MAKSİMUM KÂRDIR! İnsanlar daha çok hastalanmalıdır ki, hastalıklı yapı kâr etsin!
Sağlık hizmetlerinin kamu eliyle verilmesi, piyasanın çok sınırlandırılması ve önceliğin de kesin olarak KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE VERİLMESİ GEREKİYOR.

Başka hiçbir çıkış yolu yok..
Bir an önce, hem de küresel boyutta bu politikalara yönelmemiz gerekiyor.

Zaten liberalizmin kurucu ideolojik babası Adam Smith de
aynen şöyle buyurmamış mıydı??

  • Sağlık hizmetleri piyasaya bırakılamayacak denli
    önemli ve kritik hizmetlerdir!

7 Nisan Dünya Sağlık Günü’nde “herkese sağlık” diliyoruz her şeye karşın..

Sevgi ve saygı ile.
7 Nisan 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net