Venezüella’nın anlamı

Venezüella’nın anlamı

Örsan K. Öymen
31.01.2019, Cumhuriyet

1776 yılı uygarlık tarihi açısından önemli bir yıldır. 4 Temmuz 1776 tarihinde Amerika’da Philadelphia kentinde imzalanan Bağımsızlık Bildirgesi ile Britanya Krallığı’nın Amerika kıtasında oluşturduğu koloniler, Britanya Krallığı’ndan bağımsızlıklarını ilan ettiler. Böylece Amerika Birleşik Devletleri’nin temeli atıldı.

Ancak Thomas JeffersonBenjamin FranklinThomas Paine ve George Washington gibi devrimcilerin öncülük ettiği bu hareket bir bağımsızlık ilanından ibaret değildi. Bu hareket, yeni kurulan bağımsız devletin, yani Amerika Birleşik Devletleri’nin, Britanya Krallığı’nın siyasal yapısından farklı olacağını da ana hatlarıyla ilan etmişti.

Söz konusu yeni yapıya göre ABD’de, Britanya Krallığı’ndan farklı olarak, monarşik, teokratik ve feodal bir yapının olmaması öngörülmüştü. Yetkileri tek elde toplayan despotik bir kralın ve kraliçenin yerine; yasama, yürütme, yargı arasında güçler ayrılığı ilkesi bağlamında hareket eden bir devlet başkanı; yürütmeyi etki altına alan bir kilise yerine dinin, devlet, siyaset ve hukuk işlerine müdahale etmediği ve bu koşulla dini inanç ve ibadet özgürlüğünün sağlandığı laik bir düzen; toprak mülkiyetinin devletin ve toprak ağalarının tekelinde olduğu bir düzen yerine, tüm vatandaşların doğal mülkiyet hakkının olduğu bir yapı öngörülmüştü.

Bu devrimlerin temelinde, 17. yüzyılda yaşamış olan John Locke ve 18. yüzyılda yaşamış olan David HumeAdam SmithCharles-Louis Montesquieu ve Jean-Jacques Rousseau gibi filozofların ve düşünürlerin kuramları yatmaktadır.

  • 1776 Amerikan devrimi, monarşiyi, teokrasiyi ve feodalizmi yıkan ilk büyük devrimdir.

Bu devrimin Avrupa’daki ilk yansıması da Amerika’dan 13 yıl sonra, 1789 yılında Fransa’da yaşanmıştır. Genel sanının aksine monarşinin, teokrasinin ve feodalizmin yıkılma süreci ilk kez 1789 Fransız devrimiyle değil, 1776 Amerikan devrimiyle birlikte başlamıştır. Ancak 1789 Fransız devrimi de Amerikan devrimini tamamlamış ve önce Avrupa’da, sonra da dünyanın diğer bölgelerinde büyük bir etki yaratmıştır.

18. yüzyılda, bir yandan aydınlanma ideallerinin üzerine inşa edilen, bir yandan da Britanya Krallığı’nın sömürgeci yapısına bir tepki olarak kurulan ABD, 20. ve 21. yüzyılda kendi sömürgelerini kurmanın peşine düşmüştür.

Neden? Çünkü ABD, aydınlanma devrimlerini bir adım daha ileriye götüremedi, 19. yüzyılda Alman filozof Karl Marx ile Avrupa’da gelişen sosyalist ve diğer sol akımları kendi içine taşıyamadı. Avrupa, belli bir ölçüde de olsa, Fransız devriminin üzerine sosyalist veya sosyal demokrat bir örgütlenme oluştururken, ABD yerinde saydı, kendisini geliştiremedi.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD yönetimleri bu nedenle de darbe ve/veya işgal yoluyla Guatemala, Küba, Şili, Nikaragua, El Salvador, Vietnam, Irak, Suriye gibi birçok ülkeye müdahalede bulundu. Son yıllarda benzer bir senaryo Venezüella için hazırlanmış durumda.
Venezüella eski Devlet Başkanı Hugo Chavez’in ülkesinde sosyalist politikaları uygulamaya başlamasından itibaren Venezüella ABD’nin hedefi oldu.

ABD’nin 1950’lerde, 1960’larda, 1970’lerde ve 1980’lerde Guatemala’da, Küba’da, Şili’de, Vietnam’da, Nikaragua’da, El Salvador’da sosyalist hareketlere karşı gerçekleştirdiği müdahalelerin bir benzeri, şimdi Venezüella için devreye girdi. ABD, Chavez’in politikalarını sürdürmeye çalışan Nicolas Maduro’yu devirmek için kukla siyasetçi Juan Guaido’yu devlet başkanı olarak tanıdığını ilan etti.

Büyük resim dikkate alındığında, Maduro’nun ekonomi ve hukuk alanlarındaki yönetim beceriksizlikleri bir ayrıntı olarak kalmaktadır. İşin özü şudur:

  • Kapitalizm emperyalizmi, emperyalizm de kapitalizmi beslemektedir. 

O nedenle Rusya’da Putin ve Türkiye’de Erdoğan gibi liderlerin kapitalizmi ve emperyalizmi eleştirmeden Venezüella’ya sahip çıkmalarının da hiçbir anlamı yoktur.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“Venezüella’nın anlamı” üzerine 4 yorum

  1. Sorularla bir yorum:
    Venezuella’da muhalefetin seçimleri boykot edişiyle Maduro’nun seçimi %40 gibi bir seçmen kitlesinin katılımıyla almış olmasının demokrasi ve özgür seçimler adına nasıl yorumlanması gerektiğini düşünmek bir anlam taşır mı acaba?
    Adı, görüntüsü demokrasi olup da gölgeli seçimlerle başarıya ulaşması sürekli kuşkular taşıyan bir ülkede de seçimleri boykot edecek bir muhalefetin o ülkenin geleceği ve demokrasiye dönüşüm sağlayabilmesi açısından nasıl bir yarara dönüşebileceğinin tartışmaya açılması acaba yararlı olabilir mi?
    Neden böyle mi düşünüyorum? Acaba Venezüella’daki muhalefeti de boykota yönlendiren ve bunda da başarı sağlayarak Maduro’yu bilinçli bir ters destekleyiş ile iktidara taşıyarak, sonra da O’na karşı bir karşıt lider görüntülü kukla Juan Guaido’yu Devlet Başkanı olarak ilan ederek Venezüella toplumunu bölmek, parçalamak için kullanmış olabilir mi acaba ABD yönetimi?
    Yalnızca sorular sorarak tartışılabilir mi bu olay ve olayın düşündürdükleri?
    (Değerli Dost Saltık; son bir kaç yılın biriken ve taşan üzüntüleri içinde bir yorgun adam olarak kendimi toplamaya çalışıyorum. Uzun süredir yazma özürlüyüm. Belki bu başlangıç iyi gelsin bana. İstanbul’dan ilk selam ve sevgilerimi iletirim sana (size) ve sevgili eşinize.)

    1. Saygıdeğer dostumuz Sn. Nişancı’dan uzuuuuuun aradan (ama haklı!) sonra bir katkı almak çok hoş..
      Anlamlı ve düşündürücü sorular bize göre de..
      Politik sorunları elbette tüm boyutlarıyla ve bütün olasılıkları dikkate alarak irdelemeli.

      Rusya’da Putin ve Türkiye’de Erdoğan….. gibi liderlerin kapitalizmi ve emperyalizmi eleştirmeden Venezüella’ya sahip çıkmalarının da
      hiçbir anlamı yok bize göre.

      Ayrıca Türkiye – Venezuela arasındaki altın ticareti hukuka uygun değilse mutlaka ortaya konmalı ve hesabı sorulmalı.
      Burada da ABD “işine gelmediğinde şantaj” amaçlı dosya biriktiren değil, zamanında gereğini yapan kişilikte olmalı..

      Her durumda ABD’nin Venezuala’ya dönük elatması (müdahalesi) BM Ana Sözleşmesinde “İçişlerine karışmama” ilkesine aykırıdır.
      BM Antlaşması’nın 2. maddesinin 3. ve 4. fıkraları aşağıda :

      3. Tüm üyeler, uluslararası nitelikteki uyuşmazlıklarını, uluslararası barış ve güvenliği ve adaleti tehlikeye düşürmeyecek biçimde,
      barışçı yollarla çözerler.
      4. Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığa karşı,
      gerek Birleşmiş Milletlerin Amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına
      başvurmaktan kaçınırlar.

      2. maddenin 7. fıkrası ise şöyle :

      7. İşbu Antlaşmanın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletlere herhangi bir devletin kendi iç yetki alanına giren konulara
      müdahale yetkisi vermediği gibi…..

      ABD bu 3 maddeyi de açıkça çiğnemekte.. BM ve Güvenlik Konseyi ise bu bağlamda hiç tepki vermedi!?

      Bu tutum ve davranışın uluslararası hukukta karşılığı : “Haydut devlet”!

      Önceki hafta da Türkiye’yi tehdit etti bu ülke : Ekonominizi mahvederim.. (Suriye bağlamında)..

      Büyük ATATÜRK’ün TAM BAĞIMSIZLIK ilkesi ne denli yaşamsal değil mi?
      Konuşmalarında gırtlağını parçalarcasına “istiklal-i tamme, istiklal-i tamme!” diye haykırıyor Mustafa Kemal Paşa..

      Sayın Ahmet Nişsancı dostumuzuzn sitemize çok değerli katkılarını bekliyoruz..
      Hem yorumlar hem de makale olarak..

      Sevgi ve saygı ile.

      Dr. Ahmet SALTIK
      04.02.2019, Ankara

  2. Değerli Dostum Sayın Saltık,
    Hem onurlandırıyor, yüreklendiriyor, hem de öğretiyorsunuz. Teşekkür yetmez, en içten saygı ve selamlarımı sunarım. Yazışmaya, konuşmaya, tartışmaya ve insanlarımızın eksiklerini, yanlışlarını, yanılgılarını gidermeye nefesimiz, gücümüz yettiği sürece yılmadan, usanmadan devam edeceğiz. Sevgi ve umutları yeşerten yüreğine sağlık.
    Ahmet Nişancı

    1. Evet Sayın Nişancı dostumuz,

      Yazarak daha “iyi” olacaksınız.. Merhum saygın eşiniz de böyle isterdi.
      Yazacaklarınız hem size hem Türkiye’ye iyi gelecek engin birikiminizle..

      Haydi kalem kağıda… bekliyoruz..

      Saygı, sevgi ve dostlukla..
      10.02.29, Ankara

      Ahmet Saltık
      http://www.ahmetsaltik.net

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir