ODTÜ’den Sosyolog Doç. Dr. Mustafa ŞEN ile Söyleşi

ODTÜ’den Sosyolog Doç. Dr. Mustafa ŞEN ile Söyleşi

AVM İLE MAHALLE BAKKALI ARASINDAKİ FARK?
PARAN KADAR KONUŞ, BORÇ YAZDIRAMAZSIN………….

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Konusunda uzman, etkin, yetkin isimlerle gündemi izleme kararlılığımız sürüyor.

Bu noktada Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Şen‘le birden alevlenen AVM’ler gerçeğini konuştuk.

Çok çarpıcı saptamalarda bulunan Şen,

  • ”AVM’lerde mahallenizdeki bakkala, manava, kasaba borç yazdırır gibi yazdıramazsınız, oralarda sosyalleşemezsiniz.”

derken gerçekte Türkiye’de gelir dilimleri arasındaki uçuruma da dikkat çekiyordu.

Salgını unutup AVM’lere yöneldiğimiz günlerde, korona sonrası olası gelişmeleri de irdelik….. (06.05.2020)

https://www.youtube.com/watch?v=r8QlZLWhny4

Ferhan ŞAYLİMAN
Gazeteci – Yazar
==============================

Dostlar,

2 değerli dostumuzun önemli ve öğretci – düşündürücü bir söyleşisini daha sunalım.. İzlenmesi, paylaşılması dileğimizdir.

Çok teşekkür ederiz her 2 değerli dostumuza..
****

NE YAPMALI ??

06 Mayıs 2020 Çarşamba günü TELE1’de Sn. İsmail Dükel’in KULİS programında ve öncesinde Halk TV ve KRT TV’de de söyledik :

  1. AVM’ler = Kapitalizmin tapınakları bastırdılar ve aldılar..
  2. Kapitalizmin şövalyeleri, cami cemaatine fark attılar.
  3. Bedeli ne olacak ? Salgın eğrisi daha yavaş inecek ve daha uzun zamanda salgın sönümlendirilebilecek.
  4. Yani ? Salgın eğrisinin altındaki alan daha büyük olacak.
  5. O da ne demek ?
  6. Yanıta hazır mısınız? Daha çok hasta ve daha çok ÖLÜM demek!
  7. Peki kimler ölecek? Piyango gibi biraz ama daha çok yoksullar ölecek; AKP bunu seçti!
  8. Peki hasta  – ölüm sayısında artış farkedilip önlem alınabilir mi?
  9. Korkarım hayır, önlemler gevşetilmese idi eğrinin daha hızla ve daha kısa zamanda inebileceği gerçeği halktan saklanacak ve işte iniyor / indiriyoruz.. hatta dünyada en hızlı – çabuk biz indirdik bile diyecekler!
  10. Yani bu erken gevşemenin bir siyasal tercih ve kurbanın da masum (?!) insanlarımız olduğunu mu söylüyorsunuz?
  11. Evvvettt! Maalesef evvvettt! Üstelik kamufle edilebilecek bu fazladan / gereksiz / önlenebilir / önlenmesi gereken ölümler, salgın eğrisi inişe geçti, yavaş yavaş iniyor… masalları ile maskelenecek!
  12. Üstelik tedbirlere devam / gevşemeyelim diyenler bunu nasıl yapr?
  13. Kapitalizmin tunç yasası HER DURUMDA EN ÇOK KÂRDIR!
  14. İKİNCİ DALGA?
  15. Olasıdır ve ilkinden de azgın olabilir; belimiz kırılabilir.
  16. Daha önce uyardınız mı??
  17. Hem de kaaaaç kez… Bizi konuk eden TELE1, HALK TV, KRT ve FOX TV’de (2 kez) 3 HANÇER diye açıkladık…
    – Daha çok hasta
    – Daha çok ölüm
    – Uzayan salgın yüzünden daha çok ekonomik yıkım..
  18. Peki çare neydi?
  19. Ülkeyi 14 gün tam kapatmak! 2. Dalga olursa bu buna zorunlu kalınabilir..
    ****
    Ne yapmalı???4 Altın Kural var…

    – AVM’ler dahil kalabalıklardan olabildiğince uzak durulmalı..
    – Maske, insanlarla yakın ilişki içinde olunacak tüm kapalı mekanlarda, kalabalık olsun – olmasın takacağız..
    – Fiziksel uzaklığa uyacağız..
    – El yıkama başta, hijyene özenimizi sürdüreceğiz..

    3 Bombadan aman sakınalım..

    Ramazan bayramında bayram öncesi alışveriş fetişizmine tutsak
    olmayacağız…
    Bayram namazını evlerde kılacağız..
    Bayramlaşmayı uzaktan, tlf., görüntülü görüşme vb. tekniklerle yapacağız..
    Bu 3 bombanın elimizde patlamasına asla izin vermeyeceğiz / VERMEYELİM! Biraz daha sabır…
    Zamanında 14 günlük bir KAPATMA (lockdown) yapılmalıydı.. AKP’nin siyasal tercihi ne yazık ki bu yönde değil, tersi yönde oldu.. Yani dendi ki:

  • Ölen ölür, kalan sağlar zaten bizimdir.. Sanki Adam Smith’in öz be öz torunları bizlermişiz gibi :
  • LAISSEZ FAIRE – LAISSEZ PASSER!

Üstelik ekonomi çatırdarken..
Paramız pul olmuş..
“Doların ateşi düşmüyor…” denmekte.. Yanlış özne!
Ateşi düşmeyen / ağır hasta olan ne acı ki TL!
Borç gırtlakta.. 2020 bütçesinde her 8 TL’den 1’i borç faizi!
2020 beklenen ulusal gelirin 1/4’ü borç ödemesine gidecek..
TCMB’nın yedek akçelerine geçen yıl el kondu.. Kârına da.. hem geçen yıl hem bu yıl..
İşsizlik fonu talan edilmiştir / edilmektedir.

  • “Bakın, devleti yönetmiş birisi olarak uyarıyorum! Türkiye’nin son kaynakları tüketiliyor. Kime kaynak aktarılıyor?” (Ahmet Davutoğlu, 6.5.20, basın)

Varlık Fonunda kalanlar rehin verilse de, ipotek edilse de dış borçlanma yapılamamaktadır. Küresel sermaye sıfır hatta negatif faizle ABD – AB bankalarında güvenli limanlarda “östrus” durumunu serinletirken, tefeci faizi ile bile TC’nin devlet dış borçlanma senetlerine tenezzül buyurmamaktadır!
Ülkeden sermaye kaçışı hızlanmıştır; TL örtük – açık devalüe edilerek tutulmaya çalışılmaktadır.. Uçan döviz fiyatları ya da yere çakılan hastalıklı – olağanüstü borçlu ekonomimiz yüzünden yerlerde sürünen TL.. Küresel sermayenin devalüasyon baskısına teslim olan bir iktidar..

Ve hiç ama hiç utanıp sıkılmadan gene DIŞ GÜÇLER masalları.. Ülke soyulup soğana çevrildi, uluslararası iflas / moratoryum eşiğine sürüklendi ama hala yurdum insanına masallar..

Eyyy yer – gök – doğa – Tanrı… bu halk ne büyük günah işledi de böylesine ağır, kahreden bir cezaya çarptırıldı??

Tam da bu ortamda gene muhalefeti ağır suçlamalar, darbe senaryoları paranoyası, basına – tüm muhaliflere ağır hatta giderek faşistleşen baskılar, TTK’nun başına yapılan tahrik edici atama, Yönetmelikle döviz ve ekonomi politikası üzerinde yorum yapmayı yasaklıyor! (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan:
FİNANSAL PİYASALARDA MANİPÜLASYON VE YANILTICI
İŞLEMLER HAKKINDA YÖNETMELİK, 7 Mayıs 2020 PERŞEMBE
Resmî Gazete s. 31120)..

  • Ve konser vermesi 1 yıldır yasaklanan GURUP YORUM’un açlık grevinde 2. kurbanı vermesi..Tek sözcükle KAHREDİCİ…

YOKSULLUK / YOLSUZLUK / YASAKLAR ile savaş için iktidara gelen AKP, 18 yıldır kesintisiz tek başına iktidar..

Alman Welt Gazetesi Türkiyenin iflasını duyurdu. Alman Die Welt gazetesi Ekonomi Editörlüğü,

  • “Erdoğan gerekli ekonomik ve yapısal tedbirleri almadı. Yanlışlara devam etti. Böylece hazinede döviz rezervi kalmadı. Erdoğan’ın hataları Türkiye’nin iflasına yol açtı.

(https://www.welt.de/finanzen/article207610767/Corona-Pandemie-stuerzt-die-Tuerkei-in-neue-Waehrungskrise.html?wtrid=socialmedia.socialflow….socialflow_twitter)

Ve bu düzen böyle gitmez, böyle sürdürülemez..

Sevgi, saygı ve büyük ENDİŞE ile. 07 Mayıs 2020, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı Uzmanı, Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

 

 

EĞİTİM-İŞ : EN BÜYÜK AÇLIĞIMIZ ADALETEDİR!

EN BÜYÜK AÇLIĞIMIZ ADALETEDİR!

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

OHAL’in okları haline gelen KHK’ların açtığı yaralar, iyileşmesi mümkün olmayan hale gelmektedir. Bu zulme karşı ise en ufak bir itiraz, iktidarın hışmına uğramaktadır. Ne yazık ki bunun son örneği, KHK ile ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça‘nın işlerine dönmek için başlattığı mücadele ve karşılaştıkları zulümdür. Haksız yere mesleğinden edilen binlerce kamu görevlilerinden olan bu iki eğitimcinin, işlerine geri dönmek ve seslerini duyurmak için başlattığı açlık grevi, orantısız ve faşizan bir müdahaleyle karşılaşmıştır. Mahkemece verilen tutuklama kararı da hukuksuz ve dayanaksızdır.

GÖNLÜMÜZDEN GEÇENİN SÖZCÜSÜ NAZIM’DIR FAKAT…

Bilinmesini isteriz ki; özgürlüğü fiilen elinden alınmamış ve henüz mücadelenin diğer yollarına başvurmaya uygun koşullardaki insanların açlık grevi yapmasına gönlümüz razı değildir. Hele ki bizim canımızı, değerlerimizi hiçe sayan bir hükümete karşı, canımızı öne sürerek bir yaptırımda bulunabilmemiz, ne yazık ki mümkün görünmemektedir.

Eğitim-İş olarak, en zor koşullarda bile, aşkı ve kavgayı en güzel anlatan şairin, Nazım’ın dediği gibi “Düşmana inat bir gün fazla yaşamak” gerektiğini düşünüyoruz.

Tüm bunlara karşın, haksızlığa uğrayan bu iki eğitimci, kendi bedenleri üzerinde tasarruf sahibidir ve eylemleri de kendi kararlarıdır. İlerici kamuoyu olarak bizlere, bu kararlarına saygı duymak ve haksızlığa uğrayan bu insanların tarafından bakabilme çabası düşer.

ANCAK DİKTATÖRLÜKLERDE OLUR!

Hem kendilerinin, hem ona destek verenlerin polis şiddetine maruz kalması bir yana dursun, onlara destek için sosyal medya paylaşımlarında bulunan yurttaşlar dahi hedef haline gelmiştir.

75 gündür açlık grevinde bulunan iki insanı, evlerini basarak yaka paça gözaltına almak, sağlıklarından bu kadar olmuşlarken hücrede yerde yatırmak ve sonra tutuklamak, avukatlarını bile kargatulumba şekilde nezarethanelere tıkmak, onlara destek verenleri yaşlı, genç demeden darp etmek, en hafif tabirle ancak diktatörlüklere yakışacak bir manzaradır.

Eğitim-İş olarak; bu acı tablonun derhal ortadan kaldırılmasını, iki eğitimciye ve aynı şekilde haksız yere ihraç edilen binlercesine özgürlüklerinin ve mesleklerinin iade edilmesi, onlara destek verenlere uygulanmaya çalışan yaptırımların geri çekilmesi gerektiğini vurguluyoruz.

Tekrar tekrar söylüyoruz: bizim asıl açlığımız adaletedir ve bu açlığı hiçbir zulüm bastıramaz!

EĞİTİM-İŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU
===================================
Dostlar,

KHK ile ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça cezaevinde de açlık grevlerini sürdürüyorlar! Hapsedilmek daha da kışkırtıcı olmuştur.

Bu direniş, en yalın biçimiyle bile iktidarın gündeminde olmak zorundadır. Karanlıkta ıslak çalarcasına bu ciddi ve sonuçları çok ağır olabilecek eylemi hafife alma hafifliği kabul edilemez, bağışlanamaz bir politik gaf ve insani suç oluşturmaktadır.

AÇLIK GREVİ 80 günü aşmıştır ve tıbben çok kritik bir aşamaya gelmiştir.

Cezaevi koşulları genelde ağır olup, ülkemizde daha da ağırdır.. Hele bir de iktidar karşıtı siyasal eylem sergiledi iseniz koşularınız daha da zorlaşır. OHAL KHK’si ile görevden atılan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için bu saptama net olarak doğrudur. Bu insanların her gün düzenli olarak tuzlu – şekerli sıvı ve B1 vitamini alması zorunludur. Cezaevinde bu olanak sağlanmakta mıdır, bil(e)miyoruz. 2 mağdur insan 10 ve 19 kg beden tartılarından yitirmiştir ve son derece ciddi bir ağırlık yitimidir. Hapishane koşullarında en küçük bir hijyen sorunu ağır ve ölümcül enfeksiyon hastalıklarına dönüşebilir.

Çözüm inatlaşmada ceberrut baskıyı sürdürerek topluma gözdağı vermekte değildir..
İktidarın her şeyden önce, koşulsuz olarak yurttaşlarının YAŞAM HAKKINI koruma yükümü, can güvenliği sağlama sorumu vardır. Bir ayraç açılmalı, bu insanlar işe iade güvencesi verilerek ölümün – kalıcı engelliliğin (Wernicke-Korsakoff sendromu) ramak kala eşiğinden alınmalıdır. Yargılama tutuksuz sürdürülmeli, adil ve bağımsız olmalı ve ulusal – uluslararası kamuoyu gözetimine açık yürütülmelidir.

AKP iktidarı çok ağır bir sorumluluğun daha altına girmektedir. Yaptığı hatalar zaten toplumda patlamalara yol açacak düzeyde iken yeni hatalar eklemenin mantığı yoktur. Atılacak insancıl adım AKP’ye prestij ya da politik kararlılık eksilmesi değil tersi olarak yansıyacaktır.

AKP-Erdoğan’dan İVEDİLİKLE  İNSANCIL ADIM BEKLİYORUZ.. 
Hemen, bu gece, sabaha bırakmadan.. Yarın çok geç olabilir..
İnanınız kendi hayırlarına da olacaktır.

Sevgi, saygı ve derin endişe ile. 29 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
EĞİTİM-İŞ Üyesi    Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

TÜRKİYE KAÇ ÜLKEDİR, KİM YÖNETİR, KİM KORUR?

Dostlar,

E. Tümg. Naci Beştepe’nin yürekler acısı feryadı..
AKP iktidarının çifte standardı ile Türkiye’yi iç savaşa ve bölünmeye sürüklemesi..
TSK’nın teslimiyeti..
Açlık grevine giden yıllardır tutuklu askerler

Kapkara bir tablo..
Sürdürülemez..
Mutlaka ve hızla durdurulması gerek..
Ülkemizin sağlıklı ve sağduyulu güçleri bu lanetli gidişe “dur” diyecek.
Halk meşru direniş hakını kullanacak, kullanıyor.
Önderini de doğuracak, yakındır..
Eminiz.. Çünkü tarih bunu öğretiyor..
Keşke AKP kendine bir iyilik etse de hükümeti bıraksa..

Yiğit ve gerçekçi komutan Naci paşaya acı saptamaları içiin teşekkür ederek..

Ha gayret halkım..

Sevgi ve saygı ile.
1.7.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================

    TÜRKİYE KAÇ ÜLKEDİR, KİM YÖNETİR, KİM KORUR?


Naci_Bestepe_portresi
Naci BEŞTEPE
E. Tümg.
 
Son bir-iki haftada yurdumuzun bir bölümünde meydana gelen olayları anımsayalım;
  – Diyarbakır’da KUZEY KÜRDİSTAN Birlik ve Çözüm Konferansı düzenlendi. Bölünme amaçlı istekler açıklandı.
  – Sınır ötesine geçmekte olan PKK’lıları uğurlamaya giden vatandaşlara asker su verdi, ancak askerin ortalıkta görünmesine bile kızdılar.
  – Bir terörist için düzenlenen törene, PKK’lılar silahlı olarak katılıp gösteri yaptılar.
  – Generallerin bulunduğu bir helikoptere PKK’lılar ateş açtı, dört mermi isabet etti.
  – Lice’de, karakol binası yapılmasını istemeyen halk inşaatı bastı, çadırları yaktı, olayda bir kişi öldü. Sonrasında yol kesen örgüt bir uzmanı kaçırdı.
  – Pülümür’de PKK maden ocağını bastı, araçları yaktı, bazı işçileri kaçırdı.
  – Cizre’de yerel asayiş birimi diploma töreni düzenlendi, poşulu,özel giysili asayişçiler caddelerde kimlik kontrolü yaptı.
 
  Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin uluslararası anlaşmalarla belirlenmiş sınırları içinde oldu.
  Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalarına aykırı olarak gerçekleştirildi.
 
  Bu olanlara karşı ülkeyi yönetenler ne yaptı?
  Kulağının ve gözünün üzerine yattı.
  Hiçbir tepki göstermedi.
  Lice’de, 1937 Dersim isyanını anımsatan, devlet otoritesini reddeden olaydan sonra, T.C. Hükümeti adına “Yeni karakol yapmıyoruz, aynı yere yeni bina yapıyoruz, dokuz adet karakolu da kapattık” açıklaması yapıldı.
  “Biz sizin istemediğiniz bir şeyi yapmayız, devlet kontrolünü sürekli azaltıyoruz, merak etmeyin” der gibi. 
  Gibisi fazla.
  Bu yapılanların hiçbiri, devlet olan yerde yenilip yutulamaz.
  Devletin yasal güçleri derhal gerekeni yapar.
  ÇÖZÜM SÜRECİ bozulursa diye korkmanın kime ne yararı olacaktır?
  Çözümden amaç ” Kavga etmeden, kan dökmeden bölünmeyi sağlamak” ise o başka. 
  O zaman da bu kararı verenler halka hesabını da verirler.
  Verebilirler mi? Orasını düşünmeliler.
 
  Başka ne yapıyor devleti yönetenler?
  Bu olaylara tepki gösterecek gücün yasal yetkilerini elinden alıyor.
  Neymiş, 35. madde darbeye dayanak sağlıyormuş?
  Darbe yapana dayanağa gerek varmış gibi?
  Darbe dayanağını kendi bulur, boşuna olayı saptırmaya çalışmaya gerek yok.
  Bu düzenleme ile yapılan TSK’nın PKK’ya karşı adım atmasını engellemektir. Bölünmeye engel olacak asli gücü engellemektir.
  TSK komuta kademesi zaten elleri havaya kaldırmış. 35. madde ile kendisine verilen görevi unutmuş. Siyasi iktidarın dümen suyuna girmiş.
  Sokakta sopa yiyen ama karşılığını veremeyen cılız-korkak çocuğun “Anne şu çocuk beni dövdü” demesi gibi salya sümük ağlıyor.
Helikopterin KAÇMA MANEVRASI ile kurtulduğunu açıklıyor.
  Sen karşılığında ne yaptın? Ne yapman gerekirdi? diyen vatandaşına verecek yanıtı yok.”İktidar öyle istiyor” dese, yutturamayacak, biliyor.
 
  Başka ne yapıyor devleti yönetenler?
  İç güvenliği polisle yapma manevrasına sarılıyor.
  Saflar bile inanmaz.
  Polis kırsalda, dağda asker gibi kullanılamaz. Kullanılmıştır. Özel Harekat timleri yararlı da olmuştur. Ancak askerle beraber ve asker kontrolünde kullanılmıştır. Sayıca sınırlıdır. Pek çok da sorun yaratmıştır.
  İçi güvenliğin tamamen polise devri; silah-teçhizat-eğitim-deneyim- yönetim- yaş ve fiziki yeterlilik gibi pek çok sorun getirir. Maddi yükü de çok pahalıya patlar.
  Karşılığında yararlı olacak olsa neyse.
  Oysa görünen köy kılavuz istemez.
  İstanbul’da sokak eylemleri dört-beş gün sürünce polislerin aç ve uykusuz kaldıkları açıklanmadı mı?
  İstanbul’un göbeğinde polisin aç kalması ne demektir?
  Şimdi bu yüzden ödül veriliyor.
  Tam tersine, onları aç-susuz-uykusuz bırakan amirleri de, yasal yetkilerini aşarak kendi halkına acımasızca saldıran, hakaret eden, işkence yapan, tacizde bulunan, ölüm ve yaralanmalara neden olan polislerin hepsi cezalandırılmalıydı.
  
  Başka ne yapıyor devleti yönetenler?
  Türkiye’nin bir bölümünde, ülkeyi bölme yolunda yapılanları görmezken ülkenin neredeyse tamamında vatandaşların demokratik tepkilerini
polisin aşırı güç kullanımı ile engellemekle övünüyor.
  Vatandaşların çok açık olan istek ve şikayetlerini göstermesini;
dış güçlere, ülke ekonomisine, ülkenin büyümesine-gelişmesine
engel olmak isteyen kötü niyetlere bağlıyor. 
  Sorunun çözümü ile ilgilenmek yerine sorunun arkasına dolanarak
puan almaya çalışıyor.
  Yasal yetkilerini aşan polisi ödüllendirerek vatandaşa göz dağı veriyor.
  Dünyanın gözü önünde bir gencin öldürülmesinde, çocukların bile kanmayacağı düzmece bir polis raporunu (Polisin eline taş gelmiş de onun için bileği bükülmüş de, Sarısülük ondan vurulmuş da polis suçsuzmuş) Bakanlar Kurulu bildirisi olarak sunuyor. Utanmadan.

  • “Biz, AKP’ye karşı geleni öldürtürüz, failini koruruz, bizim demokrasimiz budur.” diyor açıkça.
  Cinayet sanığı polisi serbest bıraktırıyor.
  Suçu belli olmayan ama AKP’ye karşı olduğu bilinen yüzlerce aydını yıllarca tutuklarken.
  Bu yapılanlara da ileri demokrasi diyerek, demokrasilerle alay ederek.
 
  Sanki Türkiye’de iki ülke var.
  İki  bölgeye farklı davranan bir yönetim var.
  Yönetimin yasa dışı uygulamalarına ses çıkarmayan, asli görevini yapmayan, ülkeyi yasaların verdiği yetki çerçevesinde korumayan kurumlar var.
  Ülkeyi, anayasa ile belirlenmiş cumhuriyeti koruyacak kurumlar aymazlık içinde.
  Tek direnen halk.
  Halk gereğini yapacak, mesajını verdi.
  Herkes dersini almış olmalı.
  Alanlar almayanlara anlatmalı.
  Anlamayanların sonu iyi olmayacak gibime geliyor.
 
  ŞİRİNYER’den sonra HASDAL’daki silah arkadaşlarım da
üç günlük açlık grevine gitti.
  Hukuksuzluklara karşı gösterilecek tepkinin üst sınırıdır yaptıkları.
  Sağlıklarını, canlarını ortaya koyuyorlar.
  İnsanlık, hak-hukuk, vicdan gibi değerlerini kaybetmemiş olanlar anlasın diye.
  Saygılar sunuyorum tüm direnen aydınlara.

  DİREN HASDAL, haksızlığa ve hukuksuzluğa…
 
  Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE