Tıp-Sağlık Sosyolojisi / Medical-Health Sociology

 

Sevgili AÜTF Halk Sağlığı Anabilim Dalı Asistanlarımız ve Tıp Öğrencilerimiz..

Fakültemizde değişik zamanlarda veregeldiğimiz
SAĞLIK SOSYOLOJİSİ – TIBBİ SOSYOLOJİ
derslerimizin yansılarını güncelleyerek sizlere sunmak istiyoruz.

1. Sosyoloji bilim alanını tanıma
2. Toplumsal Etmenlerin Sağlığa Etkileri
3. Sağlık ve Ekin (Kültür) Etkileşimi
4. Kişi ve toplumun sağlığını geliştirmede Sosyoloji’den yararlanma.

Gibi amaçlarla bu konu Tıp ve Sağlık Çalışanları için önem taşımaktadır.

Saglik_Sosyolojisi

Hekimler ve öbür sağlık çalışanları bu dersle;

1.Toplum içinde yaşayan, bir başka deyimle “toplumsallaşmış” bir varlık olarak insanın sağlığının, içinde yaşadığı toplumca nasıl ve ne yollarla etkilendiğini işlemek.

2.Toplumsal (sosyal) çevrenin insan ve toplum sağlığına etkilerine ilişkin
örnekler üzerinde tartışmak.

3.İnsanın, kurduğu toplumsal yapı, “sosyal sistem” bütünlüğü içinde sağlığının yerini irdelemek.

4. Sağlığın evrensel tanımında yer alan “.. bedensel, ruhsal ve t o p l u m s a l  bakımlardan tam bir iyilik durumu..” olgusunun anlamını işlemek.

5. Sağlığın; toplumsal, ekonomik ve ekinsel (kültürel) belirteçlerini (determinantlarını) vurgulamak.

6. Öğren(i)cide, insan ve toplum sağlığının, içinde yaşanılan toplumsal yapıdan ayrı düşünülemeyeceği bilincini yerleştirmek.

7. Dersin sonunda öğrenci; tıp ve sağlık bilimlerinin (biyomedikal bilimler) özünde sosyal içerikli uğraş alanları, disiplinler olduğunu kavramış ve meslek değerlerini
bu doğrultuda oluşturmaya yönelmiş olacaklardır.

Bu sunu; SAĞLIK ANTROPOLOJİSİ sunumumuzla birlikte okunmalıdır. (http://ahmetsaltik.net/2014/03/04/saglik-antropolojisi-tibbi-medikal-antropoloji/)

138 yansıdan oluşan vasıl içeriğin yararlı olmasını dileriz..
Okumak için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki) tıklar mısınız..

Saglik_Sosyolojisi

Ek olarak 12 sayfalık metin dosyasına da erişilebilir :

Saglik_Sosyolojisi’ne_Giris 

Sevgi ve saygı ile.
11 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yılmaz Özdil : KURBAN

KURBAN

Yılmaz Özdil

SÖZCÜ, 30 Eylül 2015

Teröre “kurban” verdiğimiz şehit er Barış Akkabak, bebekken annesini kaybetmiş, cami avlusuna bırakılmış, dedesi tarafından büyütülmüştü. 78 yaşındaki dedesi, ayda sadece 293 lira engelli maaşı alıyordu, başka geliri yoktu. Taziyeleri kabul ederken gördük ki, pantolonunun dizleri yamalıydı, gömleği lime lime erimişti.
*
Taşeron katliamına “kurban” verdiğimiz şehit madenci Tezcan Gökçe’nin 75 yaşındaki babası Recep amca, ayda sadece 140 lira yoksulluk maaşıyla geçiniyordu. Cenaze töreninde şahit olduk ki, sekiz liralık cızlavetleri yırtıktı, ceketi delik deşikti.
*
İşsizliğe “kurban” verdiğimiz üç çocuk babası vatandaşımız, borçtan bunaldı, üstüne benzin döktü, TBMM önünde kendini yaktı.
*
Yoksulluğa “kurban” verdiğimiz 40 günlük Ayaz bebek, soğuktan donarak öldü. Henüz nüfusa kaydedilmemişti. Babası askerdeydi. 20 yaşındaki annesi, çöpten kağıt toplayarak ayda 120 lira kazanıyor, üç çocuğuna bakmaya çalışıyordu. Tek odalı kerpiç evde yaşıyorlardı, ısınmak için odunları bitmişti, camları kırıktı, naylon örtülüydü.
*
Kölelik düzenine sırf bu yıl 47 çocuğumuzu “kurban” verdik. Kimisi pres makinesine sıkıştı, kimisi elektriğe kapıldı, kimisi kaynak yaparken tutuştu, kimisi inşaat iskelesinden düştü. Nazar’ın babası işsizdi, eline bez parçası alıyor, kırmızı ışıklarda otomobil camı silerek, evine üç beş kuruş götürmeye çalışıyordu, demir yüklü TIR’ın tekerlekleri altında ezilerek son nefesini verdi. Dokuz yaşındaydı.
*
Teröre “kurban” verdiğimiz 19 yaşındaki şehit er Birol Elmas, askere gitmeden önce pazarcılık yapıyor, zihinsel engelli ağabeyine, iki kız kardeşine ve kalp hastası annesine bakıyordu. Evladınız şehit oldu diye annesine haber vermeye gittiklerinde görüldü ki, geliri olmayan kadıncağız, biri engelli üç çocuğuyla karanlıkta oturuyordu. Faturayı ödeyememiş, dört ay önce elektriğini kesmişlerdi. Konu komşu ne yemek verirse, onunla karınlarını doyuruyor, Birol’un yolunu gözlüyorlardı.
*
Hal böyleyken…
“Yerli” ve “milli”den söz eden Tayyip Erdoğan, garibanlara bi kap kavurma olması için, Kızılay’a ve Diyanet Vakfı’na 14 adet kurban bağışı yaptı. Üçü Myanmar’a, ikisi Somali’ye, ikisi Gazze’ye, gerisi Moritanya’ya Bangladeş’e Kudüs’e Makedonya’ya Kosova’ya Etiyopya’ya Çad’a gitti.
*
Allah kabul etmesin. Amin.

==================================

Dostlar,

İzni kısa da olsa sevgili Yılmaz Özdil‘in güzelim yazılarını özledik..
İnsanın içine işleyen bir yazı daha yazmış gelir gelmez..
Üstüne ne söylenir ki?? Bir somut TÜİK verisini paylaşalım :

AKP 2002 sonunda iktidar olduğunda ulusal gelirin (GSMH) 2/3’ü ne (yaklaşık %67) en varlıklı % 10’luk nüfus el koyuyordu. Bu oran 13 yılda 10 puan daha yükseldi, % 77’yi buldu.. Yani 2014’te ülkemizin yaklaşık 800 milyar $ olan ulusal gelirinin 3/4’ü, her 4 TL’den 3’ü, 800 milyar Doların 600 milyar Dolarını ülke nüfusunun en varlıklı % 10’u (yaklaşık 7,6 milyon zengin!) gasp etti… Gelir dağılımı daha da adaletsizleşti, teknik anlatımla Gini Katsayısı daha da büyüdü, Lorenz eğrisi iyice bel verdi..

Oysa AKP’nin Acil Eylem Planı‘nın sacayağı 3 Y ile savaşıma dayanıyordu :

1- Yoksulluk
2- Yolsuzluk
3- Yasaklar…

3’ü de tepe yaptı.. Ama bu siyasal kadrolar 13 yıldır iktidarda.. Halkımız 7 Haziran’da bir tokat attı ama yetmedi AKP’ye.. 1 Kasım’da “tekme tokat” iktidardan uzaklaştırışmalı.. Bu yapılmazsa 3 Y daha da katılaşarak ülkemizi – halkımızı kıskıvrak teslim alacak, kavuracak..

Erdoğan ve ailesi, oğulları.. muazzam servetlere ulaşırken…
17-25 Aralık 2013 yolsuzluklarının üstü örtülerek..
Erdoğan’ın İsviçre bankalarında milyarlarca dolarlık hesapları olduğu savları “İspatlamayan şerefsizdir..” naraları arasında karartılarak.. Oysa Erdoğan İsviçre hükümetine 2 satır izin yazısıyla hesaplarının 10 yıl geriye dönük olarak 1. derece yakınları ile birlikte açıklanmasını sağlayabilirdi.. Yapmadı, yapamadı, yapmayacak, yapamayacak..

Bir kez daha söylemiş olalım..
Halkımız 1 Kasım’da oy kullanırken bu gerçekleri unutmasın.

Sevgi ve saygı ile.
30 Eylül 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

25 Eylül 2013; Ankara Sokakları.. Kritik Çağrışımlarımız ve Acil Önerilerimiz..


25 Eylül 2013; Ankara Sokakları.. Kritik Çağrışımlarımız ve Acil Önerilerimiz..

TÜİK‘in 3 gün önce açıkladığı ” GELİR ve YAŞAM KOŞULLARI ARAŞTIRMASI“(http://ahmetsaltik.net/2013/09/23/gelir-ve-yasam-kosullari-arastirmasi-2012/, 23.9.13) yeni Gini katsayısını .46 olarak verdi. Türkiye’de gerçekte (reel olarak) bu değerin .60’ların altında olmadığını sokakta, çarşı – pazarda.. hemen her yerde gözlemliyoruz.

  • TÜİK bilimsel (!) masalları (yalanları!?) sürdürüyor..

Yaşamın gerçeğini saklamaya çalışıyorlar..
Ama halk bu koşulların içinde çırpınmakta..
Boşuna (Nafile) çaba..
Bu Marie Antoinette‘cilik asla karşılıksız kalmaz diyalektik olarak. İyi bilinir; 1789’da Paris’te halk “AÇLIKTAN” ayaklanıp Elyseé Sarayına yürüyünce Kraliçe nedimesine sorar:

– Kuzum bunlar ne istiyor??
– Açlarmış efendim..-
– Pasta yesinleeer..

**********
Ve karı – koca Marie ve XIV. Louis Antoinette giyotinle idam edilirler,
Şanlı 1789 Fransız Halk ve Aydınlanma Devrimi gerçekleşir;
Bastille (bizim Silivrimiz!) zindanına tıkılan binlerce yurtsever tutsak halk tarafından salıverilir.

Önceki gün (25.9.13) Beşevler’den Ankara Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi binasına yürüdük. O koca caddede yürümek zordu, öylesine kalabalıktı kaldırımlar.
Hepsi de gencecik üniversite öğrencileri..
Binlerce..
Bu insanlar birkaç yıl içinde mezun olacak; iş – aş – konut isteyecek.
Dünyayı görüyor bilişim – telekomünikasyon olanaklarıyla.
Nasıl doyuracak ya da bastıracaksınız bu genç milyonların beklentilerini?
Sadaka kolileri ile mi??
Biat kültürü ile mi??
Polis şiddetiyle mi?
1453 kartalları adlı bindirme yeşil renkli  SS kıtalarıyla mı?
Neyle neyle??
Hadi canım sen de..

Bu basınç, mut-la-ka önümüzdeki yıllarda Türkiye’de köklü dönüşümlerin yolunu açacaktır.
GEZİ isyanını iyi değerlendirmek gerekir.

*****

Devamla Ankara Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi binasına geldik.
Koridorlar daha önce görmediğimiz ölçüde kalabalık..
YÖK, masa başı direktifleriyle öğrenci istifliyor yüksek öğrenim kurumlarına..
İçtenlikle aktarıyoruz, koridorlarda hasta ve öğrenci trafiğinden yürümek olanaklı değil..
Radyoloji bölümünün kapısında;

“ÖĞRENCİLERİN GİRMESİ YASAKTIR” uyarısı asılı idi..

Dehşete kapıldık..

Film çekimi ve banyosu için, sıradan yurttaş gibi 1,5 saate yakın süre bekledik.
İnsanların perişan hallerini gözledik bu arada..
Öğlen arasına girmeden, zorlukla filmi dişhekimimize gösterebildik..

Kapalı mekanlarda omuz omuza..
Sokakta, dolmuş-otobüste de öyle..
Caddede araçlar tampon tampona..
Ve Başbakan R.T. Erdoğan 3-5 çocuk yapın.. demekte!?!
Akıllara durgunluk veren bir çılgınlık..
Ateşle oynamak.. Ülkenin geleceğini perişan etmek..

***************

ILO 2010 Raporu son derece uyarıcı içerikler taşıyor.. Okuyan var mı ??

  • IMF ve ILO’ya göre Dünyada 210 milyon işsiz var! Durgunluğun özellikle gelişmiş ekonomilere zarar verdiği ve bu ülkelerde işsiz sayısı toparlanma sürecine girmedi. Raporlara göre küresel kriz nedeniyle 2007’den bu yana işsiz ordusuna 30 milyon kişi daha katıldı. Dünyada işgücü yılda %1.6 oranında büyüyor ve bu işgücüne katılımı istihdam edebilmek (iş bulmak) için 45 milyon yeni iş yaratılması gerekiyor. (www.imf.org/external/np/sec/pr/2010/pr10324.htm, 2.9.10)

    Türkiye’de ise her yıl 1,25 milyon «net» nüfus artışına iş bulmak gerekli..
    Nüfus artış hızı % 1,68’lerde ama TÜİK 1.35 dolayında veriyor ??!

Rapor devamla kritik noktalara – sorunlara dikkat çekiyor :

  • Raporda “Gençler kendilerini sistemin kurbanı olarak görüyorlar ve bu durumun sorumlusu olarak gördükleri her şeye öfke besliyorlar. Küreselleşme, kapitalist sistem, politikacılar, anababalar (ebeveynler).. gençlerin öfke duydukları kesimlerin başında… «Tüm bunların sonucunda gençler kendilerine yanlış bir gelecek vaat eden dinci veya köktenci hareketlere duyarlı duruma geliyorlar..» saptaması yapılıyor.

AB Merkez Bankası Başkanı da tarihsel hatalarını itiraf etmedi mi?

Bankaları kurtardık ama gençliği yitirdik..

************

Türkiye’nin sorunları günübirlik kısa erimli, miyop ve yüzeysel önlemlerle yönetilemeyecek- ötelenemeyecek ölçüde ağırlaşmıştır.

Bu tablonun sürdürümü olanaksızdır.

24 Ocak 1980 Kararlarının 33 yıl sonra ülkeyi getirdiği tıkanma- yıkım – dağılma ortamı gözler önündedir.

KüreselleşTİRme = Yeni emperyalizm

– ekonomik yıkım,
– sömürgeleşme ve
– tam bağımsızlığın yitirilmesi ile
– ülke ve ulus bütünlüğünün dağılması riskini

burnumuza dayamıştır.

Gerek makro gerek mikro ekonomik ölçütlerin “kırmızı alarm verdiği” nin AKP iktidarının sorumlu bakanları mutlaka ayırdındadır.

Zaman zaman kamuoyuna bu yönde açıklamalarını biliyoruz
(Bizzat Başbakan, A. Babacan, Z. Çağlayan, Merkez Bankası Başkanı E. Başçı..)

Sonbahar ile birlikte kışa doğru ağır bir ekonomik bunalımın rap rapları
kulakları tırmalamaktadır.

İktidar ise gündem değiştirme ve yeni yersiz, son derece hatalı cepheler açmakta
ve senaryolar sergilemekte.. Toplumun her kesimini karşısına almakta..

Oysa ülke olağanüstü koşullarda ve OLAĞANÜSTÜ YÖNETİM ile
düze çıkma olanağı olabilir.. Üstelik acele edilirse..

İzmir İktisat Kongresi gibi (17 Şubat 1923’te 1151 temsilci ile yıkılmış – yakılmış İzmir’de toplanıp, hanlarda kalınarak 15 gün süren ve Lozan görüşmelerinin kesilmesine de
yanıt olan, görüşmeleri yeniden başlatmayı başaran bir meydan okuma olarak!)
kapsamlı bir ULUSAL İKTİSAT KURULTAYI gereksinimi vardır..

Burada ulusal ekonomi politikaları belirlenmeli ve uygulanmalıdır.

Anayasal Kurum (md. 166) Ekonomik ve Sosyal Konsey,
ne yazık ki, AKP’nin tutumuyla kadük – işlevsiz bırakılmıştır.

Çok kaygılıyız çooook..

Tarih, ders almadığımız için yineliyor..

  • Ekonomik çöküntü AKP’yi götürecek.. 
  • Ya Türkiye, ya Ulus hangi ağır faturaları ödeyecek??

Sevgi ve saygı ile.
27.9.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması – 2012


Dostlar,

TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu, eski DİE)
Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması – 2012″ raporunu bu gün yayımladı.
Kurumun resmi web sitesinden aynen aktarıyoruz..
(http://tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=13594)

Ne ölçüde “sahibinin sesi” olunduğunu uzmanlar ve ekonominin yakıcı çarkları içinde kavrulanlar en iyi değerlendireceklerdir.

Anlamakta zorlandığımız; yakıcı gerçekleri yaşayan halk yığınlarının bu verilere mi
yoksa yaşantılarına göre mi karar vereceğinin siyasal iktidarca ayrımının yapılıp yapılamadığı..

2012 içinde ekonomik büyümenin yalnızca % 2,2 olduğunu, bu rakamın 3 yıllık OVP’de (orta vadeli program) öngörülenin de altında kaldığını belirtelim..

Bir noktaya daha dikkat çekelim; nüfus artış hızı düşüldüğünde TÜİK’e göre

% 2,2 – %1,35 = % 0.85..   %1’in bile altında kalan bir yıllık net büyüme verisi..

TÜİK’in kendi verdiği 2011 ve 2012 sonu nüfuslarına göre bizim hesapladığımız hız ise % 1,68 olup;

% 2,2 – %1,68 = % 0.52.. Yıllık net büyüme % yarım gibi..

Başbakan RTE’ye bakılırsa Türkiye ekonomisi, maazallah ve de maaşallah neredeyse dünya ekonomisinin motorudur.. Devasa küresel bunalımlar AB ve ABD ekonomileri başta dev ekonomileri vurmakta ama Türkiye’ye teğet geçmektedir.

Ham hayaller sürmektedir.. 2023’te, Cumhuriyetimizin 100. yılında, yalnızca 10 yılda, bulunduğumuz yerden 7 basamak ileri fırlayacağız ve şu anda 2 trilyon dolarlık Hindistan ekonomisini aşacağız.. Aradaki 1,2 trilyon dolar GSMH farkını kapayarak..

Bunun için, önümüzdeki 10 yıl boyunca kesintisiz % 19 büyümemiz gerekeceğini, üstümüzdeki 7 ülkeyi geçerek, Hindistan’ın istikrarlı %7’lik büyümesini aşmamız gerekeceğini bu sitede bir makalemizde yazmıştık.. (http://ahmetsaltik.net/2013/09/19/top-10-biggest-economies-in-the-world-2013/)

Ham hayalden öte; milyonlarca insanın yaşam düzeyinde anlamlı bir iyileşme olmamakta ama aldatılmaları sürmektedir.

Bir noktanın daha gözden kaçmaması gerek :

TUG (toplam Ulusal Gelir, GSMH) rakamı ile dünyada 17 sıradayız ama, devasa nüfusa bölündüğünde kişi başına yıllık gelir olarak 10,500 Dolar ile 56. sıradayız!

Sevgi ve saygı ile.
23.8.13, Ankara

 

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

======================================

TÜİK Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması – 2012

(http://tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=13594)

DEMOKRASİNİN ÖLÇÜMÜ


Dostlar
,

Sayın Prof. Dr. Ali Ercan hocamız,

Çok sevdiği ve ustası olduğu Matematiği (Nükleer Fizik uzmanı olarak eli mahkum!), yaşamın hemen her alanında uygulamalı örneklerle bize sunuyor.

Böylelikle yaşamı daha nesnel algılamak ve değerlendirmek,
adeta ölçmek – biçmek olanaklı oluyor..

Ali hoca bizelere “Matematiksel düşünmeyi” sevdirerek öğretiyor..

Matematiksel düşünce – düşünme,

Büyük Atatürk‘ün

  • “Yaşamda en gerçek yol gösterici bilim ve tekniktir.”

sözünün somut kanıtı gibi..

Teşekkür borçluyuz..

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 12.9.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

========================================

yanan_mum

DEMOKRASİNİN ÖLÇÜMÜ

Ali_Ercan_portresi

Değerli arkadaşlar,

Bugün sizlerle Demokrasinin ölçümü üzerine düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Sosyal bilimler camiasında genel olarak kabul gören bir deyiş vardır:

  • “Aç ve bilgisiz toplumlarda demokrasi olmaz.” 

Bu sözü biraz daha nesnel ifade etmeye çalışırsak, “düşük eğitimli ve düşük gelirli toplumlarda Demokrasi düzgün olarak işlemez.” diyebiliriz.
(Böyle toplumlarda Hırsızlık, Rüşvet ve Nepotizm öne çıkar)

Aslında bu değerleri ölçmek zor ve tartışmalıdır ama kaba bir yaklaşımla eğitimi (E) yıl olarak, Geliri (G) ülkedeki kişi başına ortalama gelirin Dünya ortalamasına oranı olarak alabiliriz.

Tabii gelir düzeyi kadar, ülkedeki gelir dağılımının adil oluşu da o derece önemlidir.
Gelir dağılımındaki eşitsizliğin ölçütü olarak Gini Katsayısı (g) faktörde ters orantılı alınmalıdır.

Çünkü bir ülkede Gini katsayısı ne kadar düşükse orada gelir dağılımındaki adaletsizlik o denli az demektir.

Toplumun Demokratikleşme düzeyini saptamak için en az öbürleri ölçüsünde önemli olan bir etmen de demokratik yaşama katılımdır. Seçimlere katılım oranı (K) ile birlikte Demokratikleşme düzeyi (D)’yi belirleyen etmen

F = G x Ex (K-0,5)/

olur. D ile F arasındaki ilişkiyi sınırlı bir üssel ifade ile göstermek en basit haliyle
şöyle olabilir :

D= 1- exp(-F/4) 

Aşağıdaki grafikte de görüldüğü gibi F değeri yükseldikçe Demokratikleşme düzeyi (Demokrasi katsayısı) %100’e doğru yükseliyor. G, E ve K değerlerinden birinin bile olmayışı (sıfır oluşu) o ülkede Demokrasinin olmayışı (D=0) ile eş anlamlı bir sonuç doğuruyor.

Demokrasi_katsayisi

 

Bu grafiği açıklamak için, örnek olarak Türkiye’yi alalım:

Türkiye’de seçmenlerin eğitim düzey ortalaması E=5,3 yıldır.*[1] Türkiye’de kişi başına ortalama gelir  9 bin dolarla Dünya ortalama değeri 10 bin doların % 90’ı kadardır; G=0,90 Türkiye’de gelir eşitsizliğinin ölçütü Gini Katsayısı g=0,43 tür.
Seçimlere katılım oranı da son 10 yılda ortalama %76 olmuştur. K=0,76. Buna göre

F=0,90×5,3×0,26/0,43=2,88 olur.

F-değerini formülde yerine koyarsak,  Türkiye’nin Demokrasi katsayısı,

D = 1-exp(-2,88/4) = 0,514

olarak bulunur. Bu sonuçtan da kabaca şu yargıya varabiliriz :

Türkiye’deki seçmenlerin %49’unun, yani yaklaşık yarısının oyları bilinçsiz

manüple edilebilir (aldatılabilir, güdülebilir, satın alınabilir) oylardır. æ

Prof. Dr. D. Ali ERCAN
12.9.13


[1] İsveç’te G=5,7  g=0,24  E=11,4 yıl  K=0,85
F=5,7×11,4×0,35/0,24=94,8  ->   D = %100 (Krallık olan İsveç’te örnek Demokrasi !!)http://www.nationmaster.com/graph/-education-average-years-schooling-adults