2018 Davos Zirvesi’nin ardından

2018 Davos Zirvesi’nin ardından

Melih Baş

Prof. Dr. Melih Baş
Aydınlık Gazetesi, 29.01.2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Açılış konuşmasında Hindistan Başbakanı N. Modi, 2. Dünya Savaşı sonrası oluşan kurumların sistemlerinin gelişen ülkelerin gereksinmelerine yanıt vermediğini söyledi ve artan korumacılığa, terörizme ve iklimsel değişime değindi. Hindistan ekonomisinde açılmayla yeni yatırımları beklediklerini ve 2025’te 5 trilyon dolarlık bir ekonomi oluşturacaklarını belirtti. Konuşmasında aynı Xi gibi küreselleşmenin farklı bir biçimde sürmesini vurguladı.

Bu yılki ana tema, sadece kadınlardan oluşan bir panelde tartışıldı, kadınlara pozitif kayırmacılık vardı bu yıl.

Angela Merkel şöyle seslendi: ‘Küresel işbirliğine gereksinmemiz var, duvarlara değil!’ Korumacı Trump’a bir yollama gibi!

MACRON İDDİALI

Emmanuel Macron, iklimsel değişikliğe vurgu yaptı ve iddialı konuştu: ‘2021’de bütün kömüre dayalı termik santrallerini kapatacağız. Böyle bir strateji yeni iş olanakları açacak ve yetenekleri çekecek, yetenekler yaşamın iyi olduğu yere gider’. Macron, Yeni İpek Yolu’nun yeşil bir yol olmasını, kömüre dayalı bir geleceğin olamayacağını vurgulayarak Çin’e bir mesaj yollamış oldu.

WEF’in kurucu başkanı Klaus Schwab, ‘dünyanın niteliksel kolaylaştırmaya olan gereksiniminde iş dünyasının liderlik yapması gerekir’ dedi.

Çin’den (Xi’nin sağ kolu) Liu He, gelecek üç yılda üç şeyle savaşacaklarını söyledi:
Finansal risklerden korunma,
– yoksulluğun hafifletilmesi ve
– kirliliğin azaltılması.

Kapanış konuşmasını yapan Trump’tan bir demet: ‘Amerikan ekonomisi şahlandı. Borsamız rekor üstüne rekor kırıyor. Servet benden sonra 7 trilyon dolar arttı. Güven endekslerimiz yükselirken; 2,4 milyon kişilik ek istihdamla işsizliği düşürdük. Kurumlar vergisini düşürdük. Sermayeyi ve yatırımları davet ediyoruz, teşvik var, en iyi işçiler bizde. Önce Amerika ama yalnız Amerika demiyoruz; Amerika büyürse dünya da büyür. Ticaret serbestlesin ama adil ve karşılıklı olmalı. Bundan böyle adil olmayan uygulamalara (sanayi ikamelerine, telif hakkı hırsızlığına, kamu plan desteklerine vs.) göz yummayacağız. Güvenlik olmadan refah olmaz, askeriyemize de tarihsel yatırımlar yapıyoruz, dostlarımıza da salık veriyoruz, finansal görevlerini de yapsınlar. Kore ve İran nükleerden arındırılmalı. Teröre ve eski göç anlayışlarına karşı ulusumuzu, sınırlarımızı koruyacağız. Görevimiz insanlara, işçilere ve müşterilere sadakat’. Trump, gelir eşitsizliği, iklimsel değişiklik vb. şeylere girmedi ama konuşmasını dinbazca ‘Allah sizi korusun’ diye bitirdi.

ALİBABA’DAN MESAJLAR

Alibaba’nın kurucusu Ma’nın konuşması ilginçti: Yeni teknolojiler yeni işler açacak, başarılı insanların ortaya çıkmasını sağlayacak, ama beraberinde toplumsal sorunları da getirecek. Yapay zekâ ve büyük veri insanlar için (istihdam vb.) tehdit oluşturuyor. Teknolojinin insanları daha yetenekli hale getirmesi gerekli, bu yüzden insanların benzersiz işler yapmaları ve bu bağlamda eğitimin de buna yönelmesi gerekli. Ailemin yoksulluğu nedeniyle çok iyi bir eğitim görmedim ama benden daha akıllı personeli toplayıp ekip oluşturdum. Başarı öykülerinden değil, kendinizin ve başkalarının hatalarından öğrenin. Kısa sürede yitirmek istemiyorsanız yüksek IQ’ya sahip olmanız, uzun sürede saygı görmek istiyorsanız yüksek LQ’ya (Love IQ) sahip olmanız gerek. Bilgelik ve özenle yönetmenin en iyi yolu kadınların görev almasıdır, Alibaba’da üst düzey yöneticilerin % 37’si kadındır. Küreselleşmeyi ve ticareti kimse durduramaz, savaşları durduracak şey de ticarettir. Küreselleşme kapsayıcı, çağdaş ve basit olmalı ki fırsat eşitliği olsun. Teknoloji devleri olarak şanslıyız ama iyi bir kalbe sahip olup, yaptığımız her şeyin gelecek için olduğunu unutmamalıyız.

SONSÖZ

Zirvede ödül alan Elton John şöyle dedi:

  • Dünya değiştirilmeli, dürüst olalım, dünyadaki eşitsizlik ayıp!

Haydi John’un ‘I am still standing (Ben hala ayaktayım)’ şarkısını dinleyin: https://www.youtube.com/watch? v=DdxBQY9j8Ik
==============================
Dostlar, 

Küresel talan – soygun -sömürü senaryoları – planları,
her yıl Davos’ta güncellenerek optimalize ediliyor

Davos’ta her yıl küresel sermayenin sözcüleri toplanarak, sömürü düzenini nasıl sürdüreceklerini kararlaştırırlar. İşin çıplak özeti budur, gerisi boş sözdür. İngiliz araştırma kurumu OXFAM, bunun böyle olduğunu – başkaca bir şey olmadığını – yeni bir şey bulunmadığını… birkaç sayısal veri ile bir kez daha ortaya koydu..

  • Küresel gelirin %82’sine, dünya nüfusunun %1’i olan 75 milyon elit el koyuyor!

Son verilerle yıllık 80 trilyon doları aşan bu rakamın küre insanlarına dağılımı zaman içinde, “zamane-i Küreselleşme” de iyileşmiyor, giderek bozuluyor. Dünyalı başına 10 bin doları biraz aşan ortalama yıllık gelir rakamının bir anlamı yok; çünkü dağılım çok adaletsiz.

80 milyon nüfuslu bir Ütopya ülkesinde her gün 40 milyon piliç, 40 milyon da ekmek tüketiliyorsa; bu, zorunlu olarak o ülkede her gün herkesin yarım piliç + yarım ekmek yediğini kanıtlamaz!

Yakın zamana dek bu % 1’lik “homo supra eliticus” (terim bize aittir) küresel yıllık gelirin yarısını gasp etmekteydi.. “Homo insectus” lar ise “kalan” ile yetinmek – sürünmek zorunda idi.

Küresel sermaye imparatorluğunun kritik kurumlarından DB (Dünya Bankası, ki IMF ile İkiz Kızkardeşler olarak tanımlanır..) ise son derece yaratıcı (!) yoksulluk ve yoksul tanımları üretiyordu. Örn. Sahraaltı Afrikası başta olmak üzere kürenin birçok yerinde günde 1 Dolar’ı aşan geliriniz var ise açlıktan ölmeyebilir ve “mutlak yoksul” sayılmazdınız! 1-2 Dolar / gün gelir ise “görece yoksul” etiketi almanız demektir. Yoksul sayılmamak için ise 2+ Dolar / gün gelir yeterlidir! Böylelikle küresel yoksulluk oranı (prevalansı) olduğundan çoooook daha düşük gösterilerek sızlanma huysuzluğu gösterebilecek kimi vicdanlar susturulabilir ya da yatıştırılabilir!?

Türkiye’ye uyarlayabilir miyiz bu verileri? 2 Dolar = 7,5 TL desek.. Aylık; 7,5 x 30 = 225 TL.. Bu rakamı aşıyorsanız, DB’nın eşsiz ekonomistlerinin fetvaları gereği YOKSUL DEĞİLSİNİZ. Sanırız – korkarız – umarız.. bu hesaptan SGK’nın haberi yok! O, hala, asgari ücretin aylık brüt tutarının 1/3’ü olan 679 TL’yi “SGK Yoksulu” tanımı için kullanıyor.. Bu “hazin” durumdaki 9 milyon dolayında “yoksul” dan “prim = ek vergi” almıyor; Anayasa md. 60 uyarınca (Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir.. yazıyor o maddede!) merkezi yönetim bütçesinden aktarma (transfer) yapılıyor SGK’ya.

TÜİK, SGK’dan daha becerikli gözüküyor! Yoksulluğun temel kaynağı olan işsizliği düşük oranda göstermek için, “son 1 haftadır iş aramayan” bıkkın-yılmış garibanları “işsiz” saymayarak siyasal iktidarın gözüne girmeye çabalıyor. Yoksulluğu da AKP = RTE‘nin canını sıkmayacak biçimde ayarlıyor. Örn. yoksul sayılmak için artık ortanca hane halkı gelirinin %60’ının değil, %50’sinin altında gelirinizin olması gerek..

Devekuşları bu manevraları öğrenseler, kum fırtınalarında ne yaparlardı acaba? Ne bilelim biz, örneğin en yakın TÜİK veya SGK binalarına sığınmak gibi!?

Bu arada, dünyada 1500 dolayında Dolar milyarderi olduğunu, Türkiye’ye nüfusuna oranla %1 hesabıyla 15 dolar milyarderi düşerken bunun 2 katını aşkın süper zenginimiz olduğunu da kaydedelim. Üstelik bu sayı 16. yılına giren tek başına AKP iktidarında azalmayıp artıyor. Ortalama servetleri 1,7 milyar dolara yakın. Oysa AKP’nin seçim kampanyasında 2002’de hedef alınan 3 Y’den biri Yoksulluk ile savaş ve onu yenmekti. (Öbür 2 Y : Yolsuzluk, Yasaklar). Kişi başına yıllık gelir 3500 dolardan 3 katına çıktı “hamdolsun” Erdoğan’a göre ama, 230 milyar Dolar olan toplam borç da 3 kattan fazla büyüdü..

Gini katsayısı da küçülmüyor, Lorenz eğrisi de belini düzeltemiyor!

Aklımıza Nasrettin Hoca’nın kedi ve et fıkrası geliyor. 2 okka et alıp yemek yapması için karısına veren Hoca, akşam düşkırıklığı yaşar, çünkü kedi eti yemiştir (!) ve eşi et yemeği pişirememiştir. Hoca el kantarını kapıp kediyi tartar ve 2 okka geldiğini görünce karısına çıkışır..

  • Be kadın, 2 okka bu kedi ise et nerede; et ise kedi nerede?!

Küresel gelir 80 trilyon Dolar / yılı aştı da, bunca yoksul neyin nesi??

Bağlayalım              :

  • Küresel talan – soygun -sömürü senaryoları – planları,
    her yıl Davos’ta güncellenerek optimalize ediliyor..

Nereye ve hangi vakte dek?
Postmodern köle “homo insectus” ların, Roma’lı köle Spartaküs gibi

  • Bu zincir benim ayağımda ne arıyor?!” sorusunu soran dek.. (2 bin yıl önce!)

Küreselleşme zamanının sanal zincirini sorgulamadan önce bir ara adım atalım ve artık lütfen “Küreselleşme” yerine “KüreselleşTİRme” diyelim de, KüreselleşTİRmecileri deşifre etmeye başlayalım; Küreselleşme masallarının farkında olduğumuzu hiç olmazsa ima edelim küresel efendilere..

Sevgi ve saygı ile. 04 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

TIBBIN ALTERNATİFİ OLMAZ ! GELENEKSEL, ALTERNATİF VE TAMAMLAYICI TIP UYGULAMALARI…

TIBBIN ALTERNATİFİ OLMAZ !
GELENEKSEL, ALTERNATİF VE TAMAMLAYICI TIP UYGULAMALARI…

Meslek örgütümüz TTB’nin (Türk Tabipleri Birliği) son derece önemli bilimsel hizmetlerinden biri daha somut ürüne dönüştürülerek basıldı..

Başlık yukarıdaki gibi ve 303 sayfa. Çok değerli meslektaşlarımız Dr. Serpil Tütüncü (Trakya Üniv. Tıp Fak. den öğrencimizdir, aynı zamanda Eczacıdır) ve Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Nilay Etiler (Doçentlik jürisinde idik; Barış için imza atan aydınlardan olup kamu görevine son verilmiştir..) yayına hazırladı bu önemli kongrenin bildirilerini, makalelerini, tartışmalarını.. Kendilerine, meslek örgütümüz TTB’ye ve bilimsel katkı verenlere şükran doluyuz..

Küresel sermaye, en temel insan hakkı olan SAĞLIKLI YAŞAM hakkının içini ha bire boşaltıyor. Tunç yasa “en çok kâr” ve sermaye birikiminin ne pahasına olursa olsun sürdürülmesi. Dolayısıyla bilimsel – nitelikli sağlık hizmetleri yerine daha ucuz ve uygulamak için diploma – eğitim gerekmeyen bilim – akıl dışı yöntemleri ve hurafe temelli uygulamaları yoksul insanlara reva görebilecek ölçüde etik – ahlak – hukuk dışı, yüzsüz..

Kimi basını ve sözde kimi uzmanları ve bu alanda insanların çaresizliklerini – yoksulluklarını – inançlarını sömürerek para kazanmayı içlerine sindirebilenleri yanına alarak ya da sonkilerin dürtüklemesi ile masum halkı kurban ve piyon edebilen siyasal iktidarlar..

Öyle ki, Hacamatçılar Dernek kurup örgütleniyor, cin çıkaran hastaneler (!) açılıyor, sülük vb. ilkel – bilim dışı yöntemler için Peygamber adına zaman – gün bile veren ayrıntılı Hadisler uyduruluyor ve SGK geriödemeleri SUT’a (Sağlık Uygulama Tebliği) alırken, prim = ek vergiye ek, sağlık hizmeti için 10-12 kalemde ayrıca katkı payı = haraç almayı sürdürüyor. Prim = ek vergi karşılığı verilen sağlık hizmetlerinin kapsamı sürekli daraltılırken, azgın enflasyona karşın geriödeme bedellerini 7-8 yıldır güncellemeyerek özellikle Devletin üniversite hastaneleri olmak kamu sağlık kurumlarının döner sermayelerinin iflası adeta hedeflenirken; alternatif tıp adı altında bilim dışı uygulamalar için SGK keseyi açabiliyor.. Buna ne ad konabilir? Hem terbiyemiz izin vermiyor hem söylesek “suçtur” diyecekler.. Kamu ve özel sağlık kurumları ayakta kalabilmek için SKG zorlamasıyla hakkın cebine el atıyor ve yer yer illegal – etik dışı uygulamalara yönlendirilmiş oluyor.. Bu politika toplumu ahlakını bozuyor!

Eski Maliye Bakanı ve ÖZELLEŞTİRME şampiyonu“BABALAR GİBİ SATARIM” sözlerinin sahibi Kemal Unakıtan için koroner by pass cerrahisi gerektiğinde eşi istihareye yatmış (!) ve sabah kalktığında “.. Rabbim Cleveland dedi..” gibisinden saçmalamıştı. Demek ki, seçkinlere – elitlere – egemenlere en üst bilimsel teknoloji; geri kalanlara ise sülük, hacamat, ot karışımları (anımsatalım; Dünya Sağlık Örgütü bitkisel ürünlerin ilaç olmadığını bildirmiştir), kocakarı ilaçları vb.. süslü adlarla sunulacak.. Yerseniz!

Apaçık söyleyelim; biz Tıp denilince tek bir şey anlıyoruz : MODERN BİLİMSEL TIP!
Bunun seçeneği (alternatifi) var mıdır? Evet, vardır.. diyerek sizi şaşırtalım.. Peki nedir?

  • Tıbbın tek 1 alternatifi / seçeneği vardır; o da gene MODERN BİLİMSEL TIP’tır!

*****
Kongrenin sonuç bildirisini aşağıya alıyoruz (28-29 Mayıs 2016, İstanbul) :

Kamusal hizmetlerin daralması, sağlık hizmetlerinde piyasalaşma ve özelleştirmeler toplumu alternatif arayışlara yöneltmiştir. Piyasalaşma sürecinde kamusal hizmetlerle ilgili olumsuz söylemler, modern tıbba olan güveni zedelemiştir. Diğer yandan son 30-40 yıldır sağlık algısında değişme, bedenin fetişleştirilmesi, sağlığın bireyselleşmesi alternatif arayışlarla ilişkilidir. Günümüzde dünyada her üç kişiden biri GATT uygulamaları kullanmakta ve son 20 yılda kullanımın arttığı gözlenmektedir. Bu haliyle GATT bir ‘pazar’ haline dönüşmüştür ve artık devasa bir ekonomik TIBBIN ALTERNATİFİ OLMAZ !

GATT – GELENEKSEL ALTERNATİF VE TAMAMLAYICI TIP UYGULAMALARI

• Sağlık Bakanlığı GATT ile ilgili alanı düzenlemeli ve denetlemelidir. Konuyla ilgili oluşturulan mevzuat kanıta dayalı bilgilere dayanarak gözden geçirilmeli ve temel yaklaşım olarak tedbir ilkesi (AS : Precautinary principle) esas alınmalıdır.
GATT uygulamalarından çok azının sınırlı endikasyonlarda etkililik ve güvenliliği kanıtlanmıştır. Bu gerçeğin hekimlerle ve toplumla güçlü bir şekilde paylaşılması önemlidir.
• Etkililiği ve güvenliliği bilimsel yöntemlerle gösterilmemiş ya da etkili ve güvenli olmadığı gösterilmiş GATT uygulamaları yasaklanmalı, Yönetmelik dahil ilgili düzenlemeler revize edilmeli, bu tür ürünler piyasadan çekilmelidir.
• Bitkisel ürünlerin ruhsat izin sürecinde Sağlık Bakanlığı’nın ağırlığı artırılmalıdır.
Dünya Sağlık Örgütü bitkisel ürünlerin ilaç olmadığını, güvenlik sorunu olduğu konusunda sürekli bültenler yayınlamaktadır; Sağlık Bakanlığı’nın da bu yönde bir bakış açısı ve uygulaması olmalıdır.
• Türkiye’de aktarlar yeterince denetlenmemektedir; aktarlar ile ilgili geniş kapsamlı mevzuat hayata geçirilmelidir.
• GATT reklamlarındaki yasaklar sıkı bir biçimde denetlenmelidir. Medya bu konuda sorumlu davranmalıdır.
• Sağlığı tehdit eden GATT uygulamalarının yetkililere bildirilmesi için farkındalık oluşturulmalı, bu bildirim sağlık çalışanları için mesleki bir yükümlülük olarak görülmelidir. Meslek örgütü bilimsel olmayan ya da bilimselliği gösterilmemiş uygulamalarda bulunan hekimlere yaptırım uygulayarak kendisine verilen toplum sağlığını koruma görevini yerine getirmelidir.
• Hekimler, tıbbi öykü alırken GATT konusunu özel olarak sorgulamalıdır. Bu sorgulamada hastada yargılanma ya da suçlanma gibi bir algı oluşmamasına özen gösterilmelidir.
• GATT konusunda pek çok tıp disiplinin yer aldığı bağımsız ve özerk bilimsel bir yapı oluşturulmalıdır. Bu yapı;
– GATT uygulamalarının bilimselliğinin araştırılması için bir politika oluşturulması,
– GATT uygulamalarının bilimselliğine dair, özellikle de sık kullanılan fitoterapi ürünlerinin ilaçlarla etkileşimi konusunda kılavuz oluşturulması,
– Toplumun bilgilendirilmesi,
– İlgili düzenlemelere yön verilmesi ve benzeri konularda yetki sahibi kılınmalıdır.

Sevgi ve saygı ile. 03 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Sağlık çalışanına şiddet artık iş kazası sayılacak

Sağlık çalışanına şiddet artık iş kazası sayılacak

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB), sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının iş kazası olarak bildirilmesi gerektiğine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na yaptığı başvuru olumlu sonuçlandı. Bakanlık, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin iş kazası olarak kaydedilmesi gerektiğini bildirdi.
 
TTB Merkez Konseyi, 9 Ekim’de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na gönderdiği yazıda, sağlık kurumlarındaki çalışanlara yönelik ruhen ya da bedenen etki yaratan şiddet olaylarının iş kazası olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
 
TTB’nin yazısı üzerine inceleme başlatan Bakanlık, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun ilgili maddelere göre, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin iş kazası olarak değerlendirilmesi gerektiğini bildirdi. Başvuruya ilişkin SGK’nin görüşünün de alındığı belirtilen yazıda, “Sağlık hizmet sunucularında çalışanların bir iş kazasına maruz kalmaları durumunda, bu kazaların işveren niteliği olan sağlık hizmeti sunucuları tarafından ‘Beyaz Kod’ sistemiyle kendi bünyelerinde kayda alınsa bile, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’na iş kazası bildiriminin yapılması gerektiği değerlendirilmiştir” denildi.
 
Önemli bir kazanım
TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Raşit Tükel,
* “Çalışma yaşamında sıklıkla karşılaştığımız yaralanma ve ölümler gibi esasen sağlıkta artan şiddetin bir kaza olmadığını, uygulanan politikaların sonuçları olduğunu biliyoruz” dedi. Tükel, işyerinde veya işin yürütümü sebebiyle meydana gelen şiddetin, teknik bir kavram olan ‘iş kazası’ şeklinde kaydedilmesinin ve gerekli bildirimlerin buna uygun olarak yapılmasının, çalışanların haklarının geliştirilmesi ve Türkiye’deki iş kazası gerçeğinin daha net görülmesi bakımından önemli olduğunu vurguladı. Çalışma Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı’na da başvuru yaptıklarını anımsatan Tükel, “Sağlık Bakanlığı’na yaptığımız başvurunun Çalışma Bakanlığı’nın değerlendirmeleri de gözetilerek yeniden ele alınması ve bütün birimlerin bu yönde bilgilendirilmesinin sağlanması için TTB tarafından yeni bir talep yazısı da gönderildi” dedi.
====================================
Dostlar,

TTB’nin girişimi yerinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yanıtı da olumludur. Ancak uygulamayı görmek gerekmektedir. Asıl olan “..sağlıkta artan şiddetin bir kaza olmadığını, uygulanan politikaların sonuçları olduğunu..akıldan çıkarmamaktır. Ne var ki bu bağlamda iyimser olmak son derece güçtür. Çünkü Sağlık bakanlığı ve AKP iktidarı, kökü dışarıda Sağlıkta Dönüşüm politikalarını topluma dayatmayı sürdürmektedir. Üstelik Ekim 2017 başında DB-IMF kurgusu Sağlıkta Dönüşümün 2. aşaması olan ŞEHİR HASTANELERİNE geçerek! Bu hastanelerde hizmet standardı yükseldi gerekçesiyle yurttaşlardan giderek daha çok katkı payı alınacağı, prim = ek vergi karşılığı hizmetlerin nitelik ve kapsamının daraltılacağı kesindir. Türkiye ve Dünya uygulamaları bu yargımız için kanıttır. Zorunlu Genel Sağlık Sigortası 01.10.2008’de başlatıldığında prim karşılığı sağlık hizmetleri bunca kısıtlanmamıştı, katkı payları da günümüzdeki gibi 10 kalemi ve önemli tutarları bulmamıştı. Örn. özel hastanelerde SGK geriödemesine ek %20 ödeyerek hizmet alınabilecekti. Bu oran günümüzde resmen  tam 10 katına erişmiş ve %200 olmuştur. İnformal / illegal – kayıtdışı ek ödemeleri herkes biliyor. 

Dolayısıyla sağlık hizmetlerine erişimde giderek daha da zorlanacak yurttaş, sorumlu olarak karşısında sağlık alışanlarını görecek ve öfke boşalmasının öznesi sağlıkçılar ne yazık ki olacaktır. Kalıcı çözüm;
* Sağlık hizmetlerinin kamu sorumluluğunda,
* ağırlıklı ve öncelikli olarak KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ olmak üzere
* herkese temel bir insanlık hakkı olarak sunulması,
* prim = ek vergi adaletsizliğinin kaldırılması,
* SAĞLIĞIN YURTTAŞA HAK – DEVLETE ÖDEV olduğu ilkesinin benimsenmesidir..
Sevgi ve saygı ile. 26 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Sosyal Güvenlik Sisteminin Sağlık Boyutunun Etik Sorunları

Dostlar,

Aşağıdaki konferansı 10 Mart 2017 günü sunduk.
Hacettepe Üniv. Tıp Fak. Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı’nın konuğu olarak.
46 yıl önce Ekim 1971’de tıp eğitimine adım attığımız koridorları bir kez daha özlemle dolaştık.
Anabilim Dalı Başkanı Sn. Prof. Dr. Nüket Örnek Büken ve çalışma arkadaşları
olağanüstü nazik idiler hep olduğu gibi.
Dinleyiciler de sabırlı, ilgili, merak ve soru dolu..

  • Sosyal Güvenlik Sisteminin Sağlık Boyutunun Etik Sorunları..

1 saat bizim konuşmamız, yarım saati geçen soru – katkı – tartışmanın ses kaydını aldık. You tube’a yükleyebilirsek sizlerle paylaşacağız. Çoook  özetle ne söyledik?

  • 1982 Anayasası Sağlıkta Dönüşüm maskesi ardında bu hizmetlerin özelleştirmesini, metalaştırılmasını getirdi..
  • Haziran 2003’te AKP’nin başlattığı
    kökü dışarıda SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM,
    zorunlu Genel Sağlık Sigortasını getirdi,
    vergi unutturularak Prim = ek vergi alınmaya başlandı.
  • SGK harcamalarını primlerle karşılayamadıkça sağlık güvencesini daralttı, cepten harcamalar zorlandı..
  • GSS = Sermayenin kârının sigortası oldu.
  • Yurttaş müşteri;
    Devlet sermayenin sopalı tahsildarı
    oldu,
    sağlık düzeyi iyileşmedi,
    kaynaklar israf edildi…

 

Yakamızı bırakmayan 2 soru                    :
1. Prim = ek vergi ise, neden vergilerimizle sağlık hizmeti alamıyoruz?
2. Genel Sağlık Sigortası sağlığımızın mı sermayenin kârının mı sigortası??

Sevgi ve saygı ile. 11 Mart 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Başka bir kooperatifçilik mümkün

Başka bir kooperatifçilik mümkün

 

Prof. Dr. Tayfun ÖZKAYA

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

 
21 Aralık Dünya Kooperatifçilik günü idi, kutlu olsun.

Başlıkta “başka bir kooperatifçilik mümkün” dediğime göre kooperatifçilik sisteminin gelişiminde evrensel olarak bazı sorunlar olduğunu söylemek istediğim açık.
Avrupa Birliği çoktandır kooperatifleri sermaye şirketlerinden farksız hale getirmeye uğraşıyor.
Türkiye bu gelişime daha da aşırıya giderek katılıyor. 2000’li yıllarda değiştirilen “Tarım Satış Kooperatifleri” kanununda bu kooperatiflerin sanayi tesislerinin şirketleşmesi için değişiklikler yapılmıştı.
Adeta kooperatifçilik sadece çiftçiden ürünü alıp, çok az işleyerek (pamukta kütlüyü lif ve çiğidine ayırmak gibi) daha ileri sanayi işini sermayeye bırakmıştı.
Ayrıca bununla bile yetinmeyerek denetim altında tutulabileceğini düşündükleri tarım birliklerini destekleyerek kooperatifçiliği tümden sistemin dışına itme çabaları da olmuştu.

  • Kısacası kooperatifçilik kapitalist sisteme tam entegre edilmeye çalışılıyor.

Bu genel yozlaşma hakkında birkaç örnek vereyim : Fransız LimaGrain firması, Türkiye’de de tohum sektöründe şirket satın alarak rol oynayan dünyanın en büyük tohum devlerinden biridir.
Bu şirketin kökeninde bir kooperatif yatmaktadır.
Kuşkusuz şirket yerel tohuma ve köylülerin kendi tohumunu satmasına karşıdır.
Avrupa’nın süt alanında önemli kooperatiflerinin Asya, Afrika gibi kıtalarda süt fabrikalarını satın alarak uluslararası şirketler arasına girmekte oldukları da bilinmektedir.
Orada artık kooperatifçilik bitmektedir. Ülkemizde de Konya Şeker; kooperatif yapısında
ve PankoBirlik çatısı altında bir anonim şirkettir. Tümüyle endüstriyel bir tarım sistemi uygulamaktadır.
Var olan kooperatifler endüstriyel tarım anlayışı içinde kaldıkça zaten çiftçinin bir kurtuluşu
söz konusu olamıyor.
Örneğin yoğun yemini (fabrika yemi) kooperatif getirttiğinde beş on kuruş daha ucuza alıyorsunuz, ama yem fiyatındaki artışlara engel olamıyorsunuz.
Dahası, yoğun yemlerle beslenmiş hayvanların eti, sütü, yumurtası omega 3 ve CLA
(konjüge linoleik asit) açısından çok yoksul oluyor.
Ayrıca yemlerle tarım ilaçları kalıntıları ve GDO problemi de ürünlere katılmış oluyor.
Bu ise

  • kalp, damar hastalıkları, Parkinson, Alzheimer gibi sinir hastalıkları, kanser ve
    daha birçok hastalığa karşı insanları açık hale getiriyor.

Çare ağırlıklı olarak mera beslenmesine geçmek. Bu zor ama başarılamaz bir olay değil.
Anadolu Meraları adlı grup bu konuda çalışıyor.
Diğer yandan kooperatifler sütü işlese; peynir, süt vb. yapsa da süpermarket zinciri içinde
bu ürünleri pazarladığında bu kez başka bir makas içinde eziliyor.
Gene kooperatifler; üyelerine beş on kuruş daha iyi bir fiyat sağlıyorlar, ama o kadar.

  • Kısacası endüstriyel tarım ve süpermarketlere bağlı kaldıkça kooperatiflerin çiftçiler ve tüketiciler için gerçek bir kurtuluş yaratması mümkün değildir.

Çiftçiler bir yandan hızla artan endüstriyel tarım girdileri, diğer yandan da ürünlerini satarken çok düşük ve artmayan fiyatlar arasında ezilmektedir. Bu makastan çıkmak gerekiyor.
Buna karşı kooperatiflerin agroekolojik teknikleri benimsemesi (yani endüstriyel tarım girdilerini kullanmayı reddetmesi) ve pazarlamada doğrudan pazarlama ve satış birimleri açma gibi yollarla pazarlama ağını oluşturmasının yanında tüketim kooperatifleri,
topluluk destekli tarım grupları gibi dost pazarlama kanallarını kullanması gerekmektedir.
Avrupa’da bu yönde kooperatifler ortaya çıkmıştır.
Örneğin Hollanda’da NWF ve ona bağlı VEL ve VANLA, Fransa’da BioKoop gibi örnekler görülmektedir.
Kooperatifçilik çok etkili bir araç olabilir. Ama böyle değil.
Başka bir kooperatifçilik mümkündür.  (YURT Gazetesi, 23.12.16)
==================================
Dostlar,

Sayın Prof. Dr. Tayfun ÖZKAYA‘dan oldukça önemli bir makale daha..
Ülke gündemi ile öylesine vahşice oynanıyor ki, asıl sorunlarımızla uğraşmaya
zaman ve olanak bırakılmıyor.
Kooperatifler, bu yabanıl (vahşi) sömürü döneminde üretici emekçinin ve tüketicinin soluk borusu, yaşam damarı olabilir. Ancak sermayenin tunç yasası en çok kâr sarmalında bu güzelim kurumlar da yozlaştırılarak ticari şirketlere indirgenmeye çalışılıyor.

  • Oysa Kooperatifler komünist icadı değil..
    İlk kez 1844’te İngiltere’de kuruldu ve Sanayi Devrimi’nin topraktan söktüğü ve yoksulluktan perişan ettiği kitlelere ciddi destekler sağladı.

Ülkemizde de mutlaka desteklenmesi gerek yoksullukla savaşmak, yerli üretimi artırmak ve gelir dağılımını iyileştirmek için.
Asgari ücrete %8 artış verildi ve 1404 TL’ye çıkarıldı 2017 boyunca sabit kalmak üzere.
Pek çok gerekçe ile sermaye bu yoksulluk ücretini iyileştir(e)miyor..
Bari bırakın da yoksul üretici – tüketici kooperatiflerde biraz destek bulsun.
Korkmayın, sizin dev şirketlerinize, zincir mağazalarınıza, çok uluslu kartel ve tröstlerinize rakip ol(a)mazlar.. Toplumsal gerilimi azaltabilirler biraz ve bu sonucu sermaye de istemeli.

Özkaya hoca, hayvan yetiştiriciliğinde mera beslenmesine geçmekten söz etmekte.
Ancak 31 Mart 2014’te yürürlüğe sokulan 6360 sayılı Büyükşehir Belediye Yasası 18 bine yakın köyü mahalleye dönüştürdü 30 ilde.. Köy tüzel kişiliği kaldırıldı ve taşınmazları da büyükşehir belediyelerine ikram edildi. Meralar artık köylünün malı değil! Büyükşehir belediyesi dilediğinde engelleyebilir köylüyü. Bu alanların imar planlarını dilediği gibi değiştirebilir ve yapılaşmaya açabilir, satabilir, kiralayabilir, yandaş vakıflara bedelsiz tahsis edebilir vs. Basında haberleri okuyoruz, satılan ve çevresi dikenli tellerle çevrilen meraları.. Tıpkı İngiltere’de yaşanan “Çitleme(Fencing) operasyonu gibi.. Köylüyü toprağından kopartarak kapitalist tarıma geçme ve sanayiye ucuz – çaresiz işgücü yaratma operasyonu!

  • Bu yasa AKP’nin (6360 sayılı Büyükşehir Belediye Yasası) Türkiye’ye attığı
    en büyük kazıklardan biridir ve derhal geri çekilmesi gerekmektedir.
  • SAĞLIK KOOPERATİFLERİ hep hayalimiz olmuştur öteden beri..
    Ne var ki, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası (01.10.2008)
    genel sağlık sigortasını zorunlu kılıyor.
    İnsanlar bu sisteme çalışan olarak en az % 12,5 prim = ek vergi ödüyorlar.
    Ayrıca kooperatif sermayesi oluşturmaları ve buraya düzenli katkı yapmaları çok zor hatta olanaksız görülüyor.. Sermaye yanlısı İktidarlar büyük sermayeye inanılmaz vergi bağışıklıkları, teşvikler, hatta vergi iadeleri… sağlıyorlar.
    Acaba sağlık kooperatifi kuran ve SGK’dan hizmet almayacaklara GSS prim ödeme bağışıklığı getirilemez mi?
    Bu konunun finansal matematiğinin ve hukuksal – yönetsel boyutlarının,
    kamu sağlığı önceliğinde tartışılması ve bir yol açılması çok yerinde olur.
    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı meslektaşımız Dr. Mehmet Müezzinoğlu‘nun ;
    bilgi ve ilgisine sunarız.

Sevgi ve saygı ile.
29 Aralık 2016, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com