KORONA VİRÜS SALGINININ EKONOMİ-POLİTİĞİ

KORONA VİRÜS SALGINININ
EKONOMİ-POLİTİĞİ


Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı   
profsaltik@gmail.com

Sn. Ufuk Söylemez (eski Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı), 23 Mart 2020 gecesi bizi HALK TV‘deki programına davet etti. Korona salgını Bilim Kurulu Üyesi ve Ankara Üniv. Tıp Fakültesinden çalışma arkadaşımız Sn. Prof. Dr. Alpay AZAP ile birlikte güncel salgını 3 saate yakın süre kapsamlı irdeledik. Sn. Söylemez Ekonominin son derece zor – ağır – kırılgan koşullarda olduğunu programda zaman zaman söyledi ise de, özveri göstererek sözü daha çok biz 2 hekime bıraktı. Biz de bu konuyu yazmasını rica ettik ve “Zor zamanlar Olağandışı kararlar!” başlıklı makalesini yayınladık (http://ahmetsaltik.net/2020/03/27/zor-zamanlar-olagandisi-kararlar/).

Söz konusu makale zarif eleştiriler içeriyor, yol da gösteriyor. Emisyon = Para basma öneriyor Sn. Söylemez.. Çünkü devlet tahvillerimize uluslararası pazardan %7-8 dolayında Dolar olarak faiz ödemeyi üstlenmemize (taahhüt etmemize) karşın istem yok, borç veren yok ülkemize! Oysa karşılıksız para basmanın faturasını biliyoruz, enflasyon.. Bunun bedelini de gene yoksullar – orta sınıf ödüyor..

Yukarıda değindiğimiz HALK TV programında (23 Mart 2020, saat 21:00 – 24:00, 1. bölüm : https://youtu.be/NeX0QtFuib4 veya https://youtu.be/NeX0QtFuib4?t=34  2. Bölüm : https://youtu.be/4lV1oYGtWS0   3. bölüm : erişemedik.. site okurlarımız erişir ve bize bildirirse seviniriz..) biz ise, Mülkiyeli şapkamızla, üst gelir dilimlerinden ek vergi alınmasını önerdik. Örnek olarak 2010 Nisan’ında ABD Başkanı Obama’nın OBAMACARE olarak adlandırılan sağlık reformu programını verdik.

Hemen hemen hiçbir sağlık güvencesi olmayan 50 milyon (6 kişiden 1’i o dönemde) hiç olmazsa çok altta kalan 30 milyonu için, sınırlı da olsa sağlık güvencesi sağlanması düşünülmüştü. Kişi başına 3 bin $ /yıl kaynak gerekiyordu oldukça sınırlı bir sağlık güvencesi için. O sıralar ABD’de kişi başına ortalama yıllık sağlık gideri 10 bin $ p.c./p.a. (kişi başına / yıllık; per capita / per annum) idi. 10 yıl boyunca gereksinim duyulan kaynak 3 bin $ x 30 m nüfus x 10 yıl süre.. 900 milyar $ ya da 0,9 trilyon $ idi. Üst gelir dilimlerine %1-2 ek vergi kondu. Para babaları, Kongre’de Başkan Obama hükümetinin yıllık bütçesini engelleyerek devleti felç ettiler..
****
Biz, benzer bir öneri ile, bu olağanüstü dönemde Türkiye’nin zenginlerinden bir tür servet vergisi / varlık vergisi alınmasını önerdik bağış kampanyası önerisine karşılık Sn. Söylemez’in.

– Halkın çok yoksullaştırıldığını,
– işsizliğin aşırı yüksek ve
– gelir dağılımının olağanüstü adaletsiz olduğunu ekledik.

Ek olarak, Türkiye’nin Dolar milyarderlerinin bu servetlerini Türkiye’de kazandıklarını, içinde bulunduğumuz çok zor dönemde kendilerinin de ellerini taşın altına sokmalarının gerekli olduğunu belirttik.

  • 1 Dolar milyarderi = 1 milyon yoksul!

Ayrıca, 1942’de İsmet İnönü Cumhurbaşkanı iken 2. Dünya Paylaşım Savaşı’nın bunaltıcı koşullarında da Türkiye’nin bekası için Varlık Vergisi Yasası’nın çıkarıldığını, uygulamada kimi yanlışlar yapılmış olsa da ilke olarak o politikanın tek seçenek ve doğru olduğunu ekledik.

  • AKP iktidarında son 20 yılda ülkemizden 3 Tr $ kaynak çıktığını ancak 1 Tr $ girdiğini ve 2 Tr $ gibi muazzam bir ulusal servetimizin yurt dışına bu iktidar tarafından rant olarak aktarıldığını (Prof. Dr. Bilsay Kuruç, 19 Mart 2020, Cumhuriyet, M. Balbay ile söyleşi),

bu yaşamsal sorunun mutlaka çözülmesi gerektiğin vurguladık. Sağlık sektörüdeki rant aktarımı da dahil.. her yıl birkaç on milyar $.

Tasarruf, SOSYAL DEVLETkamucu sağlık hizmeti ve KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE MUTLAK BİR ÖNCELİK gerekliliğinin altını çizdik..

25 Mart 2020 akşamı KRT‘deki programda da Türkiye’nin Dolar milyarderi sayısı bakımınan dünyada çok önlerde geldiğini, son 20 yılda özellikle bu sayının çok büyüdüğünü anımsatarak, 45 dolayında Dolar milyarderinin 100’er milyon $ gönüllü bağış yapmasını önerdik. Yaklaşık 4,5 milyar $ kaynak, günümüz kuru ile 1 $ = 6,4 TL’den hesaplanırsa yaklaşık 29 milyar TL yapar ki, devasa kaynak gereksinimine bir merhem olur..

Benzer finansal önerileri dün (26 Mart 2020) sabahı VERYANSIN TV’de de seslendirdik.
(KORONAVİRÜS YANGINI İÇİN İÇİN SÜRÜYOR | ÇÖZÜM NE?
https://youtu.be/x0HcoRv2KvY)

Ne hazindir ki, dün, 26 Mart 2020 günü, Türkiye ve Dünya küresel salgın ile (Pandemi) boğulurken / boğuşurken, AKP = Erdoğan / TEK ADAM rejimi, “huylu huyundan vazgeçer mi?” dedirtircesine, toplumun sinir uçlarıyla oynayarak, İstanbul Kanalı kapsamında 2 köprünün taşınması ihalesini yaptı!?

Gerçekten ibretliktir, AKP kendi ayağına neden bu denli sıkar, anlaşılmaz..
***
Bağlarsak; bu sitede hep yaptığımız gibi, test sayısını artırarak taşıyıcı – hasta bulmayı hızlandırmayı ve gerekli tıbbi hizmeti de vererek salgını çok uzatmadan sonlandırmayı hedeflemeyi öneriyoruz. Uzayan salgın, zaten olağanüstü hasta / kırılgan ekonomiyi, ayağa kaldırılamayacak derecede çökertebilir!

Ne var ki, ilk olgunun Çin’den bildirildği 31 Aralık 2019’dan günümüze 3 aya yakın bir zaman geçmesine karşın hala şu testi uygulayalım / bu testi uygulayalım aşaması geride bırakılabilmiş değildir.. Birkaç sahra hastanesi de yapılmadı.. Ya da boş tatil köyleri, dev otellerin hastane – karantina yerleri olarak kiralanması, satılamayıp boş bekleyen yüzbinlerce konut fazlası ve TOKİ evleri de..

Hala temel tıbbi lojistik sıkıntısı yaşanıyor daha başında salgının.. Caaaaaanım Türkiye’miz etil alkolü bile dışarıdan satın alıyor! Tıbbi maske kıtlığı üzüntü verici..

Korona salgınını AKP = Erdoğan iktidarı iyi yönetemiyor.. başından beri, 18 yıldır Türkiye’yi çoooooooooooooooooooooooook kötü yönettiği gibi.. Sözde toplantı yapıp görüş alıyor toplumdan ama yasal kurum Türk Tabipleri Birliği’ni akıl almaz biçimde dışlıyor!?

Ekonomi yangın yeri, ama Anayasal bir Kurum olan Ekonomik ve Sosyal Konsey (AY md. 166) bir türlü toplantıya çağrılmıyor!? Damat Hazine Bakanı Albayrak, 2019 için 2,5 milyon istihdam yaratılacağını buyurmuştu ama, TÜİK geçen yıl 932 bin yeni işsiz oluştuğunu açıkladı!

AKP = Erdoğan rejimi, anamuhalefet CHP’nin 13 maddelik ciddi ve akılcı önerilerine kör ve sağır!

Bu hazin ve ağır tablo da AKP iktidarını BİLİMSEL AKILCILIK zemini ve eksenine çek(e)meyecekse ne çekebilir?

Geriye ağır yaralı ama mutlaka iyileşecek bir Türkiye ve seçim sandığına gömülerek tarihin çöp sepetine atılan bir yığın siyasal parti gibi, AKP mevta kalır..

Sevgi ve saygı ile. 27 Mart 2020, Ankara

COVID19 SALGINININ SEYİR DEFTERİ

COVID19 SALGINININ SEYİR DEFTERİ

Birazdan, yaklaşık 1 saat sonra, KRT Televizyonunda Sn. Zafer Arapkirli’nin haber programında 15-20 dakika dolayında konuğu olacağız.. Duyuru aşağıda..

 

PROF. DR. AHMET SALTIK (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı) Coronavirüs’le mücadelede yapılanları ve yapılmayanları değerlendirdi.
@krtkulturtv Akşam Haberleri’nden

11 Mart 2020 : 1 olgu
13 Mart 2020 : 5 olgu
14 Mart 2020 : 6 olgu
15 Mart 2020 : 18 olgu
16 Mart 2020 : 47 olgu
17 Mart 2020 : 98 olgu, 1 ölüm
18 Mart 2020 : 191 olgu, 2 ölüm
19 Mart 2020 : 359 olgu, 4 ölüm
20 Mart 2020 : 670 olgu 9 ölüm
21 Mart 2020 : 947 olgu, 21 ölüm
22 Mart 2020 : 1236 olgu, 30 ölüm
23 Mart 2020 : 1529 olgu, 37 ölüm
24 Mart 2020 : 1872 olgu, 44 ölüm

SAĞLIK Bakanı Fahrettin Koca, son 24 saatte toplam 3 bin 952 test yapıldığını belirterek, 343 yeni tanı var. 7 hastamızı kaybettik dedi.

*****
Sağlık Bakanlığı, yaygın test uyulamasını değil, belli koşullarda seçili olgularda test uygulaması politikasını sürdürüyor..

Bu bağlamda, deyim yerinde ise oltaya “epey takılma” oluyor..
Dün, 3952 test (kişi??) yapıldı ve 343 olgu (taşıyıcı / hasta??) yakalandı.. %8,7.. Önceki gün %6,5 dolayında idi biz Halk TV‘de yayında iken..

Bu oranlar “başarılı – verimli” sayılabilir mi, şimdi tartışmanın zamanı değil..
Testin akçalı (mali) bedeli çok yüksek değil..
O bakımdan, baştan beri savunageldiğimiz tezi yineliyoruz…

  • DAHA ÇOK TEST! DAHA ÇOK TEST, DAHA ÇOK TEST!…
  • Dünya Sağlık Örgütü de taaa başından beri bunu önermekte..
    Sağlık Bakanlığı bundan çekiniyor.. Daha çok olgu bulunursa ne yaparız diye??
    Sağlık altyapımızı 2,5 – 3 ay önce Çin’den ilk olgular bildirildiğinde başlayacaktınız güçlendirmeye.. Bunu yapmadınız yeterince, büyük hata..
    Hala uygulanacak test tartışılmakta.. o mu, bu mu?? Yazık ülkeye ve halka..32 bin yeni sağlık çalışanı Mart sonunda İŞ-KUR’a başvuracak; kimbilir ne zaman başlayacak?
    Bu kişilerin hizmet öncesi ve himet içi eğitimi ne zaman ve nasıl verilecek bu salgın ortamında??Atamaları bekleyen / bekletilen, güvenlik soruşturması nedeniyle yüzlerce Doktor neden engellenir??

    15 Temmuz 2016 sonrası KHK ile atılan yaklaşık 3500 doktorun durumu 5 yılda hala açıklığa kavuşturul(a)madı mı??

    KALDI Kİ                              :

    Siz “az / seçici test” yaparak olgu / taşıyıcı yakalamada rehavet içinde olursanız;

  • Salgının doğal seyri size uyarak yavaşlayacak mıdır???

Böyle bir bilimsel gerçeklik yok!..

Dolayısıyla;

HongKong, Singapur, G. Kore, Japonya… gibi çoook sınırlı atlatma olanağını ne yazık ki yitirdik..

Salgınla yüzleşiyoruz.. Kontrollü salgın yönetimi Sağlık Bakanlığı’nın stratejisi..
Bir yandan da umut havaların ısınmasına bağlanmış durumda..
6 Nisan sonrası gerekirse birkaç hafta daha tatil ile atlatma beklentisi var..
Ancak senaryo buna uymayabilir.. Halen havaların sıcak olduğu ülkeler de bu hastalık var ve korona salgını yaşıyorlar : Avustralya!

Salgın birden tepe yapmasın, sağlık kuruluşları felç olup çökmesin, hasta ve ölü sayıları patlamasın. elbette hoş beklentiler.. KİM KATILMAZ??? Ama boş!

Ancak, zaten çok ağır hasta olan EKONOMİ NE OLACAK??

Çok ağır hasta ulusal Ekonomi hepten çökerse nasıl ayağa kaldıracağız??

Pekiii, “biraz fazla insan ölsün, ekonomiyi feda etmeyelim” mi diyoruz??

HAYIR!

Siz zaten “kontrollü salgın” stratejisi izlerken, yakalayamadığınız bir yığın hasta ve bu hastalıktan ölen insanımız oluyor.. Bu acı olgu, gözlerden saklanarak ya – şa – nı -yor.. Kayıtlara girmiyor.. Deve kuşu gibi miyiz acaba diye endişe duymamak olanaklı değil!
Salgını zamana yayma yolu izlenirse fatura bu..

Oysa:

Bir an önce ŞAH deyip resti çeker ve toplumdaki tüm olgulara elden gelen en kısa zamanda erişmeye çabalarsak hem ölümleri daha da azaltırız, hem hasta / taşıyıcıları hızla yakalar ve bulaş zincirini daha çabuk kırarız. Salgın eğrisi aşağıya inmeye başlar hem de ekonomiyi ayağa kalkamayacak derecede çökmekten koruruz..

  • Bilim Kurulu ve Türkiye bu stratejiyi hızla ve mutlaka tartışmalıdır..

Ülkemizin sağlık altyapısı, epeygeç kalınmakla birlikte, hala, yeterince desteklenirse, bu çok ağır yükün altından daha kısa sürede de çıkabiliriz, çıkmalıyız..

  • Hemen bir  KORONA SALGINI ULUSAL KRİZ YÖNETİM MERKEZİ kurmalıyız..

Başına Cumburbaşkanı yardımcısı geçmeli..

Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu elbette çalışmalı; mutlaka birkaç HALK SAĞLIĞI UZMANINI daha katarak..

Asla BİLİMSEL AKILCILIKTAN ayrılmayarak..
Saydam, açık, halka güven ve moral vererek; DEMOKRATİK ve KATILIMCI..

Mutlaka LİYAKATE dayalı..

Sosyal devleti ve kamusal sorumluluğu en öne çıkararak..

Asla hiçbir siyasal hesap yapmadan ve tüm Ulusu kucaklayarak..

Sevgi ve saygı ile. 25 Mart 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

KORONA VİRÜS SALGINI İLE NASIL BAŞETMELİ??

Değerli site okurlarımız,

KORONA VİRÜS SALGINI İLE
NASIL BAŞETMELİ??

Bu gün, 23 Mart 2020 Pazartesi günü, akşam saat 21:00 – 23:00 arası Halk TV‘nin konuğu olacağız.. Duyuru posteri aşağıda..

Eski Ekonomi Bakan Sn. Ufuk Söylemez yönetiminde 2 hekim ve 1 ekonomist, ülkemizin ve dünyanın ciddi sorunu KORONAVİRÜS SALGINI ile nasıl başedebileceğimizi konuşacağız..

Prof. Dr. Alpay AZAP, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden çalışma arkadaşımız.
Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyolji uzmanı.
Ayrıca KLİMİK Uzmanlık Derneği Başkanı ve Sağlık Bakanlığı’nının Korona Bilim Kurulunda Tıp Fakültemizin 2 temsilcisinden biri.

Bizi bu siteden… tanıyorsunuz. HALK SAĞLIĞI TIP UZMANLIK ALANI, salgınlarla savaşımda orkestranın başı.. Epidemiyoloji yandal uzmanlığı varsa daha da doyurucu.
Tıbbi orkestranın vazgeçilmez 2. elemanı Enfeksiyon Hastalığı uzmanları..
(Epidemiyoloji yan dal uzmanlığı yalnızca bu 2 ana tıp dalı için olanaklı ve eğitimini
Halk Sağlığı Anabilim Dalı veriyor) )

Salgının nedenine, etkenine, klinik tablosuna göre öbür tıp dalları da vazgeçilmez bu takım çalışmasında.

HALK TV’ye teşekkür ederiz bu fırsat için. Kendilerinin hazırladığı kısa tanıtım videosunun erişkesi (linki) aşağıda.. Tıklanmasını dileriz..

Halk_TV_program_tanitimi_23.3.2020

Korona salgınında göğüs hastalıkları, yoğun bakım, anestezi ve reanimasyon, iç hastalıkları ön saflarda sorumluluk üstlenmiş durumdalar.
Temel Tıp Bilimleri alanlarındaki görünmez kahraman meslektaşlarımızı da unutmayalım :
Özellikle Temel Mikrobiyoloji – Viroloji ve vazgeçilmez Laboratuvar desteği..
Tıbbi Genetikçi, Farmakolog arkadaşlarımız ve 1. Basamağın omurgası Aile Hekimlerimiz, Psikyatristlerimiz..

Ayrıca hemşirlerimiz, cankurtaran çalışanlarımız, sağlık teknisyenlerimiz..
Acil servislerde hasta gören her daldan meslektaşlarımız..

Türkiye’mizin 1 milyona yakın sağlık çalışanı var.
Kabaca her 80 kişiden 1’i sağlık çalışanı. Gelişmiş ülke standartlarının epey gerisindeyiz ama gelişmemiş bir ülke de değiliz.

160 bin hekim, 160 bin hemşiremiz var. 30 bini aşkın diş hekimi ve yine 30+ bin eczacımız var.
240 bini aşkın hasta yatağımız, on bin nüfusa 28 yatak düzeyinde.

  • Gerekirse İngiltere gibi biz de 65+ yaş hekim ve öbür sağlık çalışanlarımızı seferberlik bilinci ile göreve çağırırız.Sayısı 1530’u geçen hastanemiz ve toplam yatak sayısının 1/10’u düzeyinde yoğun bakım yataklarımız var. (650 hastane özel sektörün).
  • Salgını iyi yöneterek zamana yayabilirsek, bu eldeki kapasite ile başedebiliriz.
  • Dikkatli olmaz ve patlayıcı bir epidemi (salgın) yaşarsak sağlık altyapımız yetersiz kalabilir.

Bu potansiyeli en optimal düzeyde yönetmek de siyaset kurumunu işi.
Bu çok büyük, ağır ve tarihsel bir sorumluluk. Temel koşulları bellli :

1. Zerrece tartışmasız ve ödünsüz biçimde BİLİMSEl AKILCILIK!

2. Demokratik, katılımcı, saydam, halktan bilgi saklamayan politikalar.

3. Kesinlike liyakata dayalı istihdam ve kamucu sağlık hizmetleri.

4. Uluslararası işbirliğine açık, dayanışmacı salgın yönetimi

5. Salgın nedeniyle zedelenebilir toplum kesimlerine; yoksullara, işsizlere, yaşlılara, engellilere, ülkemizdeki sığınmacılara, küçük esnafa – işletmelere… çok yönlü destek politikaları;
SOSYAL DEVLET!

6. Kısa – orta – uzun erimde tartışılmaz öncelikle HALK SAĞLIĞINI KORUMAK, ardından ülkemizin çok yönlü çıkarlarını korumak, potansiyel sorunlarla başetmek siyasal iktidarın işi;
ulusumuzun Meclisi TBMM ile.. Bu amaçla bir ULUSAL KORONA KRİZ YÖNETİM MERKEZİ kurulmalı, toplumun katılımını da mutlaka sağlayarak Ulusu BÜTÜNLEŞTİRİCİ yaklaşımlarla kriz yönetimi aşamasına geçilmelidir.

OHAL yönetimine asla gerek yoktur. Yürürlükteki mevzuat, yönetime yeterli yetkileri fazlasıyla vermektedir. (Hekim, Kamu Yöneticisi ve Sağlık Hukuku uzmanı olarak bu net bilgiye sahibiz..)

Bunları da Mülkiye’li şapkamızla söylemiş olalım..

Orkestra tüm Türkiye‘dir ve yaşamda tek yol gösterici olan AKIL VE BİLİM YOLUNDAN AYRILMAZSAK, biraz sabırla bu ulusal sorunun da üstesinden geleceğiz.

Panik ve karamsarlık doğru değildir..

  • Salgın ile savaşım (mücadele) asla günlük siyasete alet edilmemeli; kesinkes bir ulusal dava olarak sonuna dek siyaset üstü tutulmalıdır.

Haydi Türkiye, hepimize kolay gelsin!

Sevgi, saygı ve UMUT ile. 23 Mart 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

Teyit.Org, Fatih Altaylı’nın konuğu Soner Yalçın’ın aşı yalanını ortaya çıkardı

Teyit.Org, Fatih Altaylı’nın konuğu Soner Yalçın’ın aşı yalanını ortaya çıkardı

(AS: Bizim kapsamlı katkımız ve 104 yansılık pdf sunumumuz yazının altındadır..)

  • Gazeteci Soner Yalçın, Fatih Altaylı’nın Habertürk’teki Teke Tek programında, Almanya’da çocuk doktorlarının yalnızca %8’inin kendi çocuklarını aşılattığı savında bulunmuştu. Ancak bu bilginin gerçek ile hiçbir ilgisi yok.teyit.Org’a göre, Almanya’da araştırmaya katılan 2010 çocuk doktorunun neredeyse hepsi çocuklarını aşılatıyor. Öbür hekimler de katıldığında Almanya’da çocuklarını aşılatan doktorların oranı ise %99,33.

Soner Yalçın’ın 14 Kasım 2019’da konuk olduğu Teke Tek programında “Almanya’da yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre çocuk doktorlarının yalnızca % 8’inin kendi çocuklarını aşılattığı” savı, teyit.org tarafından çürütüldü.

Soner Yalçın’ın söz konusu savına hiçbir kaynak göstermediğini anımsatan teyit.org, çocuk doktoru ve öbür doktorların kendi çocuklarını aşılatmayla ilgili tutumlarını inceleyen farklı araştırmaları derledi.

Bu alanda yapılan ayrıntılı ve önemli araştırmalardan biri, 2014’te European Journal of Public Health adlı dergide yayımlanmış. Araştırmada doğu ve batı Almanya kökenli 2010 çocuk doktoruna kendi çocuklarına aşı yaptırıp yaptırmadığı sorulmuş. Aynı soru 1712 pratisyen hekime de yöneltilmiş.

Araştırmaya göre 2010 çocuk doktorundan yalnızca altısı çocuğuna hiç aşı yaptırmadığını ifade etmiş. Aynı sorunun yöneltildiği 1712 pratisyen hekimden ise salt 19’u… Yani çocuk hekimi ve pratisyen hekimleri bir araya katarsak 3722 hekimden yalnızca 25’i çocuklarına hiç aşı yaptırmamış. Çocuklarına aşı yaptırmayan doktorların oranı %0,67; aşılatanlarınki ise %99,33.

GERÇEKLER, SONER YALÇIN’IN AKSİNİ SÖYLÜYOR

Teyit.org’un yayınladığı makalede şu bilgilere yer verildi:

Ülkedeki doktorların aşılar hakkındaki görüşlerine ışık tutan başka çalışmalar da var. Yine 2014’te yapılan ve doktorların meningokok menenjit aşısı hakkındaki tutumunu ölçen bir araştırma var. 3107 katılımcının görüşlerinin değerlendirildiği araştırmanın sonuçlarına göre, doktorların % 79,1’i ailelere meningokoksik menenjit aşısını önereceğini belirtiyor.

Kızamık salgınıyla mücadele kapsamında kızamık aşısını zorunlu kılan Almanya’da, çocuk doktorları da Yalçın’ın savının aksi açıklamalar yapıyor. Çocuk Doktorları Meslek Birliği Başkanı Thomas Fischbach (BVKJ) 1 Temmuz 2019’da kızamık tartışmaları hakkında yaptığı açıklamada, çocuk doktorlarının zamanlarının büyük bölümünün anababalara bekleyen aşıları anımsatmakla geçtiğini söylüyor. Fischbach başka bir açıklamasında da Aşı Konseyi tarafından önerilen aşıların yapılması gerektiğini ifade ediyor.

Almanya’daki en önemli sağlık kuruluşlarından biri olan Robert Koch Enstitüsü’nün internet sitesinde de atıfta (AS: göndermede, yollamada) bulunulan bir araştırmaya göre, homeopati doktorları tetanoz, difteri ve çocuk felci gibi aşıları, neredeyse öbür doktorlar kadar kullanıyor.

Robert Koch Enstitüsü tarafından 2019’da yayımlanan bir belgede Almanya’daki aşılama oranlarının son yıllarda azalmış olsa da %90’ların üzerinde olduğu ifade ediliyor. Çocuk doktorlarının bile yalnızca %8’inin kendi çocuklarına aşı yaptırdığı doğru olsaydı, %90’ları bulan aşılama oranlarına ulaşmak pek olanaklı olmazdı.

Konu hakkında Türkiye’de yapılan çalışmalar da var. 2018’de 10 doktor tarafından hazırlanan “Pediatristlerin Meningokok Enfeksiyonları ve Aşıları ile İlgili Bilgi Düzeyleri ve Tutumları” adlı çalışma da benzer sonuçlara ulaşmış. Katılımcılara “Çocuğunuza (varsa ya da olsaydı) meningokok aşısı yaptırır mısınız?” diye sorulduğunda, %80,1’i “evet” seçeneğini işaretlemiş. (sf. 61)

Doktorların ulusal aşı programlarında olmayan aşılara karşı tutumları da kimi araştırmalara konu olmuş. Örneğin, 2018’de The Turkish Journal of Pediatrics’de yayımlanan bir araştırmada, Türkiye’de ulusal aşı programında olmayan dört aşının doktorlar tarafından kendi çocuklarına yapılma oranları incelenmiş. RV, MCV4, HPV ve Tdap aşılarını kendi çocuklarına uygulamayan doktorlar, uygulayanlardan daha çok çıkmış. Fakat doktorlar bu aşıların ulusal aşı programına alınmasını desteklemiş.

 

 

 

 

 

 

 

 

=========================================

Dostlar,

Buraya bir pdf dosyası eklemek istiyoruz.. Yaklaşık 1,5 yıl önce bilimsel jüri önünde savunduğumuz, Sağlık Hukuku alanındaki Master / Yüksek Lisans Tezimizi..

Anayasa Mahkemesi’nin 2 bireyel başvuru nedeniyle “aşı yaptırmayabilirsiniz” diye verdiği 2 kritik ve Halk Sağlığı açısından son derece tehlikeli kararlarına ilişkin..

Bu 2 tarihsel kararı hukuksal ve tıbbi – halk sağlığı açısından irdeleyen ve kanımızca da net olarak çürüten bir tezdi sunduğumuz (250+ sayfa).

Soner Yalçın ve benzer düşünen aşı karşıtı – aşıdan çekinen – aşılamayı erteleyen insanlarımızın, siyasal iktidarın… sunumda sergilediğimiz bilimsel ve hukuksal gerçekleri dikkate almaları hepimizin yararına olacaktır.

S. Yalçın’ın KARA KUTU adlı kitabında 0,5 cc (ml) aşı içinde 2,5 gm Civa olduğu ileri sürülecek ölçüde bilimsellikten kopulması acı vericidir. Yarım (0,5) cc / ml sıvı aşı içine 2,5 gm etil civa bileşiği sığdırmak olanak dışıdır. Avogadro katsayısı, Dalton formülü ile atom ağırlığı hesabı bilgilerinden tümü ile yoksun olmak anlamına gelir. Bu olanaklı olsaydı, olasılıkla bir fil bile kısa sürede akut civa zehirlenmesinden ölebilirdi! Oysa tüm dünyada böylesi bir olay yok!

Yaşamda en gerçek yol gösterici, hiç kuşku yok, Mustafa Kemal ATATÜRK ve pek çok bilim – felsefe insanının tartışmasız kabul ettiği BİLİMSEL AKILCILIKTIR.

104 yansıdan oluşan (9,4 MB) kapsamlı tez savunmasını pdf olarak izlemek, indirmek yaygın olarak paylaşmak için lütfen tıklayınız  : AHMET_SALTIK_Tez_sunumu_10.08.2018

Sevgi ve saygı ile. 18 Mart 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc

Hekim, Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF-Mülkiye)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı

www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

DÜNYA BORCA GÖMÜLÜYOR !

DÜNYA BORCA GÖMÜLÜYOR !

Yani…herkesin eli başkasının cebinde 😄

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Değerli arkadaşlar,

Dünyadaki tüm ülkelerin dış borçlarının toplamı 2005’te 16 trilyon $ iken, 2018’de 76,6 trilyon $ oldu ve Dünya gelir toplamı 84,8 trilyon $’ın %90’ına erişti…

Son 4 yılda, Dış Borç yükünün artış hızı %1,5’tir ve ortalama GDP (AS: Gross Domestic Product, GSYİH) artış hızı %5’in altındadır; yani Borçlanma küresel denetim altına girmiş görünüyor… Böyle giderse, Dünya nüfusunun 9 milyara ve GDP toplamının 190 trilyon $’a erişeceği 2035 yılında Dünya Borç/Gelir oranının %50 düzeyinde kalabileceğini söyleyebiliriz… (GDP ~ milli Gelir)

Dünyanın en çok dış borcu olan ülkesi ABD aynı zamanda 20,5 trilyon $ ile yıllık geliri en yüksek ülkesidir. ABD Dünya nüfusunun %4,3 kadarı ama Dünya toplam Gelirinin %24’ünü alıyor. ABD’nin dış borcu gelirinin %115’idir… Hollanda’nın dış borcu gelirinin 5 katından fazladır..

Bu yüksek borç / gelir oranı hemen tüm gelişmiş ülkelerde görünen bir durumdur… Ülkelerde düşük işsizlik, düşük enflasyon buna karşın yüksek gelir göz önüne alındığında, Ekonomilerinin yüksek derecede rekabet gücü olan üretken ekonomiler olduğu hemen fark ediliyor.

Bu ekonomiler birbirlerine yüksek derecede “bağımlı / entegre” serbest pazar (kapitalist) ekonomilerdir… Bu mekanizmaya entegre olamayan (AS: eklemlenemeyen) düşük verimli zayıf ekonomilerde dış ticaret dengesi kurulamadığından, dış borçlar ödemesi zorlanıyor ve ara giderek açılıyor.

Türkiye’nin dış borç yükü 2019 başında 460 milyar $ olup Ulusal Gelirin %67’si kadardır ve olasılıkla 2023’te bu orantı %100 düzeyinde (Gelir = Borç) olacaktır. Türkiye için hiç de hoş bir görünüm değil. Kaygılarımla. æ
_____________
Kimi ülkelerin Borç / Gelir Oranı (%)

Çin 15               G. Kore 27          Brezilya 30       Rusya 40          İngiltere 313
Türkiye 67       ABD 115            Polonya 70        İtalya 124         Hollanda 522 !!
Almanya 141    İspanya 167        Fransa 243        İsviçre 269

Fotoğraf açıklaması yok.
==========================================

Dostlar,

DIŞ BORÇLAR
ÜLKEMİZİ İFLASA SÜRÜKLÜYOR!

Dış borçlar roket hızıyla artmakta, AKP “2023’te ilk 10 ekonomi içine gireceğiz” masalları anlatırken, 2023’te “salt dış borç” ulusal geliri aşacak gibi gözüküyor.. Bu iflas demektir, moratoryum demektir! Ne yazık ki bu büyük tehlikeyi biz sitemizde yazalı çoook oldu :
Birkaç noktanın altını yeniden ve özenle çizmek gerek :

1. Menderes – Bayar ikilisinin DP hükümeti 1950’de iktidara gelmiş, 8 yıl sonra 1958’de Türkiye’yi iflasa sürükleyerek borçları ödeyemediğini açıklayarak Moratoryum (iflas!) ilan etmişti. Ülkemizin altın stokları askeri uçaklarla Londra’ya taşınıp rehin edilmiş ve IMF güdümünde yeni borçlar alınmıştı. Oysa CHP – İsmet Paşa, 2. büyük savaştan – kıtlıklardan.. geçirdiği ülkemizde gene de yaklaşık 200 ton altın devretmişti Demokrat Parti iktidarına.

* Yaklaşık 60 yıl sonra bir kez daha mı uluslararası iflasa sürükleniyoruz??
Hiç kimse kendini kandırmasın; yukarıda adı geçen ve dış borç / ulusal gelir oranı bizden yüksek olan ülkelerin ciddi döviz gelirleri vardır.. Borç ödeme kapasiteleri bizden çooook yüksektir. ABD’yi hiç saymamak uygun olur çünkü dilediği zaman Dolar basma olanağına sahiptir (Senyoraj hakkı!?); borcunu kendi parasıyla ve karşılıksız ödeme olanağı demektir bu. Nitekim 2007-2008 küresel bunalımında, toplam küresel gelirin 1/10’u gibi olağanüstü yüksek oranda, toplam 6 trilyon $ para basarak kendi şirketlerini iflastan korumuştur. Bu muazzam emisyon (para basma) Dünya’da değişik biçimlerde emilmiş (absorbe edilmiş), ABD’de enflasyon olmadığı gibi Doların değeri de hemen hemen hiç düşmemiştir.
Dolayısıyla ABD Dünyayı haraca bağlamıştır, dünya halklarının sırtından geçinmektedir. Bu bakımdan Dolar’ın küresel rezerv para olması, ABD harami mali imparatorluğunun sürdürülebilmesi için yaşamsal önemdedir. 1990’a Irak’ta Saddam’ın petrolü Dolar ile satmayacağını ilan etmesi kendi sonunu getirmiştir. İran’a acımasız ve bitmeyen ambargonun altında da bu ülkenin dış ticaretinde Dolar kullanmak istememesi yatmaktadır.
Ne var ki, bu imparatorluk sonsuza dek yaşayacak değildir, nitekim çatırdamaktadır son yıllarda.
Her yıl en az 200 milyar $ dış girdiye (sıcak paraya) mahkum olan Türkiye’nin yüksek cari açığı, yapısal bir sorundur. Cari açığın en önemli kalemi enerji dışalımıdır ve yıllık 60 milyar Dolara yaklaşmaktadır. Türkiye, salt dış kaynağa, yabancı sermayeye değil, dışalımını yaptığı yüksek teknoloji ürünlerine de bağımlıdır. 100 Dolarlık dışsatım için 70 Doların altına inmeyen dışalım girdisi zorunludur (dışalıma bağımlı dışsatım hastalığı!).
Türkiye içte ve dışta borç bulmak için çok yüksek faiz ödemekte.
470 milyar Doları aşan çok yüksek salt “dış” borcun, değil ana parasını, faizini bile ödemekte zorlanmaktadır. Oysa AKP 2002 sonunda iktidar olduğunda toplam dış borç 129 milyar $ idi.. 2018 sonlarında Hazine %7,5 fahiş faiz ile, tefeci faizi ile borçlanmıştır. 1986-2003 arasında 8.2 milyar dolarlık, 2003-2017 arasında 60 milyar dolarlık özelleştirme yapan Türkiye, özelleştirmenin yarattığı sorunları kavrayamıyor.  Tersine, en son şeker fabrikalarında olduğu gibi, gözü kara yeni özelleştirmeler yapıyor. Döviz cinsinden yüksek faizli borcunu ödeyebilecek üretimi yok! Bu çark elbette tıkanacaktır, hem de çok sürmeyebilir..
Bu bakımdan Türkiye’nin çok ivedi (acil) ve köktenci (radikal) önlemler alma zamanı geldi :
Öncelikle demokratik – laik sosyal hukuk devletine dönüş ilk ve temel koşuldur.
1. Nüfus artış hızı asla teşvik edilmemeli, tersine birkaç yılda %1’in altına çekilmelidir.
2. Yaşamın her alanında en üst düzeyde tasarrufa dayalı yaşam biçimleri uygulanmalıdır.
Örn. Sağlık sektöründe koruyucu sağlık hizmetlerine mutlak bir öncelik verilmelidir.
3. Üretim seferberliği başlatılmalı, yerli ürünlerimiz dışarıya pazarlanmalıdır.
4. Hiçbir alanda israfa yer verilmemelidir.
5. Sayıları 4 milyonu aşan yabancılar bölgede barış sağlanarak ülkelerine gönderilmelidir.
6. Türkiye bölgede aktif tarafsızlık politikaları ile askeri harcamalarını azaltmalıdır.
7. Nitelikli insangücü yetiştirme ve AR-GE, öncelikli politikalar olmalıdır.
8. Toplu taşıma, demir ve denizyolu taşımacığı teşvik edilerek akaryakıt tasarrufu sağlanmalı, türev giderler sınırlandırılmalıdır.
9. Tüm kamu kurumlarının harcamaları etkin biçimde Sayıştay deneyiminde olmalı, bu raporlar kamuoyu ile paylaşılmalı ve sorumlularından hesap sorulmalıdır.
10. Kritik özelleştirmeler geri alınmalı, yeniden devletleştirilerek millileştirilmeli ve üretime koşulmalıdır. Yeni özelleştirme ve Yap İşlet Devret (BOT) imtiyazlarına son verilmelidir.
……..
AKP iktidarı = Erdoğan, ölçüsüz din sömürüsü ve türevi irrasyonel (akıl dışı) politikalarının çıkmaza saplandığını ar – tık görmelidir. 21. yy’ın şafağında şeriat düzenlerine yer yoktur. Bu yapılar tarihsel ömürlerini tamamlamıştır ve ilerlemeci tarih öğretisinde yerleri yoktur.
Bilimsel akılcılık dışında hiçbir rotaya yer ve olanak yok – tur..
Kör inadı sürdürmek “beka sorunu” nun ta kendisidir! Hem de çok geç değil..
Sevgi ve saygı ile. 05 Şubat 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com