DERHAL YÜZDE 95’LER DÜZEYİNDE TAM KAPANMAYA GİDİLMELİ!..

Dostlar,

SÖZCÜ Gazetesinin usta ve en çok okunan yazarlarından Sn. Uğur DÜNDAR, kendilerine sunduğumuz aşağıdaki makalemize kendi köşelerinde TAM SAYFA olarak yer verdiler. Daha önce de 2 kez lütfetmişlerdi köşelerini. İçten teşekkür borçluyuz kendilerine ve SÖZCÜ Gazetemize.. Erişkeler (linkler) tıklanarak bu makalelerimiz çağrılıp web sitemizde okunabilir.

UZAT KOLUNU TÜRKİYE! 

KORONA AŞILAMASINDA ÖNCELİKLER SORUNU

Bu kez,

KÜRESEL SALGININ BAŞINDAN BERİ HEP DOĞRULARI SÖYLEYEN
SAYGIN BİLİM İNSANI PROF. DR. AHMET SALTIK’TAN ACI TABLO :

DERHAL YÜZDE 95’LER DÜZEYİNDE TAM KAPANMAYA GİDİLMELİ!..

başlığı ile SÖZCÜ‘deki köşelerinde yine tam sayfa olarak yayınladılar. PDF biçimi aşağıda:

DERHAL YÜZDE 95’LER DÜZEYİNDE TAM KAPANMAYA GİDİLMELİ!..
***
Makalemizin tam metnini sunuyoruz..

SALGIN ve TIKANAN TÜRKİYE…
NE YAPMALI??

Bilindiği gibi 1 yılı aşkın zamandır salgına ilişkin hiçbir öngörümüz boşa çıkmadı ve tek 1 hecemiz yalanlanamadı. Bu sonucu, izlediğimiz bilimsel akılcılık – matematiksel düşünce – sayısal karar verme tekniklerini kullanmamıza borçluyuz. Halkımıza hep bilimsel gerçekleri sunduk. 2. açılım – saçılım kumarının başlatıldığı 1 Mart 2021’den 21 Nisan’a dek geçen 52 günde salgına ilişkin sayısal verilerden çıkarımlar yapmalıyız. 2. açılım – saçılım kumarı başlatılmadan, 28 Şubat 2021 verileri ile 21 Nisan 2021 verilerini karşılaştıralım ve yorumlayalım :

TEST POLİTİKASI ve UYARDIĞI SORULAR…

  • Toplam test sayısı 33,2 milyondan 44,7 milyona çıktı, 11.5 milyon ve 1/3’ten daha çok artarak. Ciddi bir artış, son 52 günde ortalama 221 bin, öncesinde ise 94 bin. Toplamda, hala, fiilen 90 milyon dolayında olan Türkiye nüfusunun yarısına bile erişilmiş değil. Oysa Dünya Sağlık Örgütü Türkiye ölçeğinde bir ülke için günlük 400 bin test önermişti. Yaygın test ile tüm taşıyıcıları erken bulmak, ayırmak, gerekenleri sağaltmak… yordam (strateji) buydu önerilen. Nüfusunu aşkın sayıda test yapan ülkeler az değil; ABD, Fransa, İngiltere, Çekya, Belçika, İsrail, BAE..
  • 21 Nisan 2021’de 318.839 test yapılmış ve 61.967 (+) olgu yakalanmış, oran %19.4. Kabaca, test yapılan her 5 kişiden 1’i (+). Bu çok yüksek bir oran, 28 Şubat’ta %7.7 idi. 52 günde neredeyse 3’e katlandı. O gün 109.639 olan test sayısı 21 Nisan’da 318.839’a yükseldi. Artan test sayısı ile yakalanan PCR (+) olgu sayısı arasında koşutluk var.
  • Ancak, 28 Şubat’ta 8424 olan test (+) olgu sayısı 21 Nisan’da 61.967’ye ulaştı. Günlük test sayısı yaklaşık 3’e katlanırken, günlük test (+) olgu sayısı 7,4 kata ulaşmış. Bu durum; testin duyarlığı (+ olguları yakalama yeteneği) sabit varsayılırsa, hatta yaygın mutasyonlar nedeniyle yeterince ve zamanında güncellenememiş olması nedeniyle azalmış bile olabileceğine göre, yakalanan + olgu sayısında bu patlama, Kovit-19’un toplum içindeki hızla artan yaygınlığının (prevalansının) göstergesidir. Bu verilerle DENETİMLİ NORMALLEŞME başlatılabilir miydi, sürdürülebilir mi? Yanıt çok net olarak HAYIR’dır! Hiçbir Epidemiyolojik ölçüt bu karar için uygun değildi.
  • Öte yandan, test sayılarının kişi mi, test sayısı mı olduğu belirsizdir. Bir süre önce Sağlık Bakanı “test sayısı” olarak bildirmişti. Bunu da geçelim, 318.839 test “kimlere” yapılmıştır? Sağlık kuruluşlarına başvuranlara ek olarak genel toplumda da “tarama”, erken taşıyıcı – temaslı bulma amaçlı yapıldı ise, topluma genellenebilir. Bu durumda, Türkiye’deki her 100 kişiden 19’unun PCR+ olabileceği öngörülebilir ki dehşet verici bir orandır. Bulaş zinciri toplum içinde kırılamamaktadır ve hastanelerin bu muazzam olgu yüküne yanıt verebilmesi olanak dışıdır. Yok hayır, “genel toplumda tarama yapılmadı” denirse, bu durumda da “neden yapmadınız?” sorusunu yanıtlamak gerekecektir. Kuşku yok, izlenmesi gereken bu 2. yoldur;

Aktif Sürveyans yöntemi ile genel toplumda tarama yapılması zorunludur.

HIZLA ARTAN OLGU (Vaka, hasta) SAYISI 

28 Şubat’ta havuzda olgu sayısı 100.785 idi. 52 günlük sözde denetimli normalleşme serüveninde bu sayı 565.274’e tırmandı, 5.6 kat büyüdü! Toplam olgu sayısı 2.702.588 iken 4.446.591’e fırladı %46 artışla. 1,745.003 olgu artışı oldu 52 günde, ortalama 33.558/gün ile. 28 Şubat’tan geriye 2.701.588 olguyu 355 günde kaydeden ülkemiz (ortalama 7610), son 52 günde ortalama 33.558 olgu / gün gibi anormal verilere ulaştı. 1 Mart açılım kumarı sonrası 52 günde ortalama 33.558 olgu, öncesi 355 günde 7610 olan ortalama sayının 4.4 katı. Tüm bu çarpıcı gelişmeler karşısında 2 soru sorulabilir, sorulmalıdır :
1. “Denetimli normalleşme” ile böylesine “anormal” yükselmeler neden öngörü(e)memiştir? Üstelik, Şubat başından beri, gevşeme için Epidemiyolojik verilerin asla elverişli olmadığı, Eylül – Aralık 2020’de yaşanan 2. dalgadan beter bir KASIRGA yaşanabileceği uyarımıza karşın! Örneğin okullar için “.. sakın haa, sakın haaa, aklınızdan bile geçirmeyin, bu dönem böyle gitsin, uzaktan eğitimle, ileride bir telafi yolu bulunur..” demiştik.

2. Roket hızıyla artan olgu ve ölüm sayıları karşısında bu 2. açılım – saçılım kumarı neden ısrarla sürdürülmekte ve işe yaramayacağı belli pansuman önlemlerle ülkemiz oyalanmaktadır??

Bunca masum insanın hastalanması ve ölmesinin hesabını kim verecektir?

Gerçek sorumlu nedir, kimdir? Salgın mıdır, izlenen akıl – bilim dışı AKP politikaları mıdır??

Üstelik veriler “resmi” sayılardır… Değişik nedenlerle gerçek verilerin çok daha yüksek olduğu tartışma dışıdır. Bu bağlamda Sağlık Bakanlığı suçüstü yakalanmıştır. Bakan, ulusal – uluslararası çıkarları korumak için gerçek sayıların saklandığını itiraf etmek zorunda kalmıştır, yakalanan bir bilgisayar ekranı yüzünden. O gün 1500 ilan edilen hasta sayısı ekranda 30 bin idi (10 Eylül 2020).. “Fahrettin katsayısı-1“, 20 idi! Daha sonra, biriken ve saklanan 1,7 milyon hasta turkuvaz tabloya eklenmek zorunda kalındı. Benzer kabul ve itiraf ölüm sayıları için hala gelmedi! Oysa Dünya ortalaması %2, bizde %1!!?? “Fahrettin katsayısı-2“, 2-3 arasında..

  • Ülkemizde her 2 ya da 3 korona ölümünden yalnızca 1’i kayda alınıyor!!??

Havuzda biriken 565.274 hasta, Türkiye resmi nüfusuna göre 83,6 m / 565.274 = 148!
Bu rakam 28 Şubat 2021’de 829 idi. Çarpan katsayı 5,6’dır! Bu tırmanış göz göre göre olmuş ve önlemlerde sıkılaştırmaya gidilmemiştir. Oysa salgının ilk tepesinde 11 Nisan 2020 günü 5138 olgu yakalanmış, ölüm sayısı ise 19 Nisan 2020’de 127’ye erişmişti. O zaman alınan önlemler, şimdikinden çok daha sıkı ve disiplinli idi.

  • Pekii, AKP iktidarı neden bu 3. dalgada gerekli Epidemiyolojik önlemlere, örneğin 4 haftalık sıkı bir kapanmaya gitmemektedir?? Bu kritik bir sorudur ve İktidar yanıtlamalıdır.

Ne yazık ki, çıplak tablo; Salgın yönetil(e)memekte, KULLANILMAKTADIR!

  • Ülkemizde her 148 kişiden 1’i, 21 Nisan 2021’de aktif olarak virüs taşıyıcısıdır, PCR (+) tir.
  • Bu muazzam bir hastalık yükü, ürkütücü bir prevalans hızıdır! Toplumda bulaş zinciri kırılmadan salgını sönümlendirme olanağı yok – tur.

AĞIR HASTA ve ZATÜRRE ORANLARI, Sui Generis Filyasyon Ekipleri

Zatürre oranları 28 Şubat’ta %4.2 iken, 21 Nisan’da %2.9’a inmiştir her nasıl oldu ise. Bir yandan mutasyonlar sayıca çeşitlenir ve oran olarak egemenleşirken. Örn. İngiliz mutantının %85’lere vardığını Sağlık Bakanı geçtiğimiz hafta açıkladı. Bu varyant tiple bulaşın (enfeksiyonun) daha ağır ve öldürücü olduğu bilinirken..

Öte yandan, 28 Şubat’ta havuzdaki 100.785 hastanın 1191’i ağır hasta iken, 21 Nisan’da havuzda biriken 565.274 hastanın 3398’i ağır hastadır (sırasıyla %1.2 ve %0.6!). Bu oranlar, son Dünya ortalaması olan %0.6 ile uyumlu olsa da açıklanma gereksinimlidir. Çünkü 21 Nisan 2021 verisiyle hastaların / olguların / vakaların filyasyon oranı %99.9 gibi olağanüstü yüksek düzeyde verilmekte, üstelik ortalama filyasyon süresi de 8 saat olarak ilan edilmektedir. Bu son 2 veri “olağanüstü yüksek bir başarı göstergesidir ve ağır hasta oranlarının daha da aşağılarda olmasını sağlayabilir. Ne var ki, Filyasyon ekipleri standartlara uygun olmaktan çok uzaktır. Örn. daha önce hiçbir Filyasyon eğitimi almayan bir Dişhekimi, yanı sıra herhangi bir memur, kamu çalışanı (çaycı, marangoz, kaportacı dahil!), kiralık bir araç ve şoförü ile ülkemizde Filyasyon (tanı konan kovit-19 hastasının hastalığı nereden – kimden aldığının saptanması, kaynağın bulunması) çalışmaları tıp tarihine geçecek biçimde özel, “Sui generis” (kendine özgü) yürütülmektedir!?

Bu çarpıcı olgu, Kamuda sağlık çalışanı eksikliğini nicel ve nitel boyutta çok açık biçimde sergilemektedir. Gerçekten 1,1 milyonu biraz aşkın sağlık çalışanı ile Türkiye, OECD ülkeleri içinde sonlardadır. 83,6 milyon / 1,1 milyon = 76 kişiye 1 sağlık çalışanı düşerken, ABD’de bu oran 332 milyon / 21 milyon = 16 kişidir. Atama bekleyen 400 bini aşkın sağlık emekçisinden, salgının başından bu yana Sağlık Bakanlığı salt 12.500 emekçi alma ilanı vermiştir.

Sağlık hizmetlerinin omurgası olan 1. Basamak Sağlık Hizmetleri son derece zayıf, dağınık ve salgına hazırlıksızdır. 27 bin dolayındaki Aile Hekimliği Biriminin yaklaşık 3500’ünde aile hekimi yoktur. 2 bin dolayında aile hekiminim aile sağlığı elemanı yoktur, yalnızdır ve bu çok cılız yapı, salgını göğüsleyip bulaş zincirini kıramamakta, hastaneler dolup taşmaktadır. Şehir hastaneleri de elbette yetmemektedir çünkü gerçek anlamda yatak sayısı artışı olmamıştır. 2010 öncesinde ülkemizde kurulu olan Sağlık Ocakları sistemi geçerli olsaydı, salgın yönetimi çok daha başarılı olurdu bu birimlerdeki deneyimli takımlarla.

İYİLEŞEN HASTALAR… NE ÇABUK, BU NE HIZ??

28 Şubat’ta havuzda 100.785 hasta varken, o gün iyileşen hasta sayısı 6511 (%6,4) olarak verilmişti. Buna göre havuzda kalma süresi ortalama 16 gündür. Ancak, son 52 günde havuzdaki hastalarda iyileşme oranı da her nasılsa, hızlı bir artışa geçmiştir. 21 Nisan’da havuzdaki 565.274 hastanın 52.213’ü iyileşmiştir (%9,2). Buna göre, hastaların havuzda kalma süresi ortalama 11 güne in(diril)miştir!? Sağlık Bakanlığı karantina süresini 14 günden aşağı çekerek, test yinelenmesine bile gerek duymaksızın, 9-10 günde hastaları otomatik olarak havuzdan çıkarmaya başlamıştır. Böylelikle hasta havuzundaki toplam sayının “şişkin” görünmesi sözde engellenerek bir algı yönetimine yönelinmektedir. Ancak bulaştırıcılık 14 gün sürebildiğinden, karantinanın erken sonlandırılması toplumda bulaş zincirinin kırılmasına engel oluşturmaktadır. Bu süre 14 gün olmalı ve PCR testi (-) kılınmadan karantina sonlandırılmamalıdır.

Ve ÖLÜMLER…

28 Şubat 2021’de, 11 Mart 2020 sonrası 355 günde 28.569 idi “resmi” ölüm sayısı. Ortalama 80 ölüm / gün. Bu sayı 2. açılım – saçılım kumarının oynandığı son 52 günde 36.975’e fırladı, 8406 artış ile. 355 günde saptanan 28.569 ölüm, %29 artış gösterdi. Son 52 günde ortalama 162 insanımız öldü, her gün. Önceki dönemde bu ortalama 80 idi ve 2’ye katlandı! 28 Şubat’ta 66 olan o günün resmi ölüm sayısı, 21 Nisan’da 362’ye çıkarak 5.5 kat büyüdü. Aynı sırayla 8424 olan günlük olgu/vaka/hasta sayısı ise 7.4 kat büyüyerek 61.967 oldu. Ağır hasta sayıları ise 1191’den 3398’e 2.9 kat arttı. Bu veriler de çelişkili.

Ölüm hızı Dünya ortalaması %3’lerden %2’lere gerilerken, Türkiye hep %1 ölüm oranı verdi, dünyanın 3’te 1’i ya da yarısı. Dünya ortalaması son zamanlarda %2, bizde hep %1!!?? “Fahrettin katsayısı-2“, 2-3 arasında. Ülkemizde her 2 ya da 3 korona ölümünden yalnızca 1’i kayda alınıyor!?

Havuzda biriken 565.274 hasta, Türkiye resmi nüfusuna göre 83,6 m / 565.274 = 148 olup, her 148 kişiden 1’inin PCR (+) olduğu yukarıda da vurgulanmıştı (21 Nisan 2021). Buna göre, ortalama 4 haftada sonucun belli olması verisinden kalkarak şu acı hesaplamayı yapmak zorundayız :

565.674 olgu/vaka/hasta X %3 ölüm hızı = 16.958 ölüm, 21 Nisan’ı izleyen 4 hafta içinde!!
Ya da daha “iyimser” (!),
565.674 olgu/vaka/hasta X %2 ölüm hızı = 11.305 ölüm, 21 Nisan’ı izleyen 4 hafta içinde!!

Ülkemizi bekleyen yürek yakıcı tablo budur. Salgın bu gün, büyülü biçimde durdurulsa bile! Üstelik, her gün 50 – 60 bin yeni hasta havuza eklenirse, 28 güne kalmadan erken ölümler de olabilecektir.

  • Bu durum dehşet vericidir ve hızla OLAĞANÜSTÜ ÖNLEMLER almayı zorunlu kılmaktadır.

DÜNYA VERİLERİYLE KARŞILAŞTIRMALAR

21 Nisan 2021’de :
ABD : 60.317 yeni olgu-vaka-hasta / 335 milyon; milyon nüfusta 180 insidens hızı
Hindistan : 294.290 yeni olgu-vaka-hasta / 1,4 milyar; milyon nüfusta 210 insidens hızı
Brezilya : 73.172 yeni olgu-vaka-hasta / 215 milyon; milyon nüfusta 344 insidens hızı
Fransa : 42.498 yeni olgu-vaka-hasta / 65 milyon; milyon nüfusta 644 insidens hızı

TÜRKİYE : 61.967 yeni olgu-vaka-hasta / 84 milyon; milyon nüfusta 738 insidens hızı

Görüldüğü gibi, 21 Nisan’dan geriye son 1-2 haftadır, Türkiye, milyon nüfus başına günlük yeni olgu sayısı (insidens hızı) bakımından açık ara ile DÜNYA ŞAMPİYONUDUR!

Üstelik, yine 21 Nisan 2021’de tüm dünyada tanı konan toplam Kovit-19 hasta sayısı 832.133 olup, bu toplamın % 7.4’ü, 61.967 hasta ile Türkiye kaynaklıdır. Oysa Türkiye nüfusu dünya nüfusunun %1,1’idir (7.8 milyar / 83.6 milyon). Ülkemiz, nüfusuna göre 7 kat dolayında yoğunlukla kovit-19 hastası barındırmaktadır!

  • Oysa AKP iktidarı, Erdoğan salgında destan yarattıkları propagandası yapmakta!!??

SONUÇ                                 :

Sayısal veriler, nesnel olarak dehşet vericidir. Salgın yönetiminde son derece başarısız bir tablo tartışmasız olarak ortadadır. Aynı yöntemler sürdürülerek farklı sonuçlar alınamaz. İktidar, Pandemi ortamını her tür muhalefeti baskılamak – engellemek – yasaklamak için kullanmaktadır. Bu yaklaşım etik dışıdır ve hiçbir biçimde kabul edilemez, sürdürülemez. Hukuka, ahlaka, insan haklarına apaçık aykırıdır ve derhal sonlandırılması zorunludur.

Masum insanların salgına kurban verilmesi temelli bir siyaset asla inşa edilemez.

  • Verileri Türkiye’den görece çok çok daha iyi olan Avrupa ülkeleri 3-4 kez çok sıkı
    ve 4 haftadan uzun süreli tam kapatmaya başvurmuştur.
  • AKP = Erdoğan, neden ısrar ve inatla bu yöntemden uzak durmaktadır? Üstelik aşılama oranları çok yetersiz, yavaş, aşı sağlama çok sorunlu iken.. Sağlık sistemi tıkanmak üzere iken!

Turizm sezonu yaklaşmıştır. Önümüzdeki 2 ayda, Mayıs – Haziran’da salgın sınırlanamazsa, bu yıl da turizm sektörü düş kırıklığı yaşatabilir ve bedeli çok ağır olur. Ayrıca genel ekonomi de uzayan salgın nedeniyle, “4 hafta kapatma”dan çok daha ağır bedel ödemektedir, bu da sürdürülemez.

Resmen ilan edilen ölümler 37 bindir ancak en az 2 katı olup 74 binden az değildir. Hatta 3 ile çarparak 110 bin ölümden söz edilebilir! TÜİK ölüm istatistiklerini açıkladığında tablo netleşecektir. Bu sayılara yarısı dolayında dolaylı – ikincil kovit ölümleri de eklenmelidir. Toplum ağır travmalıdır!

İktidarların en başta gelen görevi yurttaşlarının can güvenliğini / YAŞAM HAKKINI sağlamaktır.

Salgın politik beklentilerle değil, kesin olarak Epidemiyolojik ilkelerle yönetilmelidir.

  • Görünen o ki, salgından çok izlenen bu bilim dışı politikalar insanlarımızı öldürmektedir.

Bu politikaların özneleri, masum onbinlerce insanın ölümünün tartışmasız sorumlusudur.
Tarih asla bağışlamayacaktır bu sorumluları ve mutlaka yargılanacaklardır.

DERHAL                    ;

  • 4 HAFTA boyunca %95’ler düzeyinde tam kapanmaya gidilmelidir!

Olabildiğince aşı sağlanmalı (halen 10 aşı dünyada acil kullanım onayı aldı) ve 4 hafta kapanmada olağanüstü seferberlikle yaygın aşılama yapılmalıdır. Yine bu sürede yaygın aktif sürveyans uygulanarak burun sürüntü örnekleri alınmalı ve toplumda saklı – gizli taşıyıcılar bulunarak evlerinde değil KARANTİNA MEKANLARINDA gözetime alınmalıdır. Sahra hastaneleri açılmalı ve 1. Basamak hızla güçlendirilmelidir. Gereksinimli kitlelere sosyal devlet desteği mutlaka verilmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 25 Nisan 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

 

Sedef KABAŞ TV Programımız – 21 Nisan 2021

Dostlar,

Dün 21 Nisan 2021 Çarşamba günü akşam 21:00’de, Sayın Dr. Sedef Kabaş‘ın youtube kanalına canlı yayın konuğu olduk. 2 saate yakın sürdü. Kapsamlı değerlendirmelerimizi özetlemek istiyoruz. Programı izlemek için erişke (link) aşağıda. (1 günde 20 bine yakın izlendi..)

https://youtu.be/m3HFngSUwW4?t=267

Bilindiği gibi Sn. Kabaş, Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu. Boston Üniversitesinde Televizyon Haberciliği yüksek lisansından sonra Marmara Üniversitesinde iletişim doktorasını aldı. Birikimlerini youtube ortamlarında TV yayıncılığı ile kamuoyuna sunuyor. Son olarak bizi konuk aldı sağolsun.

Konumuz gene salgın ve kaçınılmaz olarak bağlantılı konulardı. Bilindiği gibi 1 yılı aşkın zamandır salgına ilişkin hiçbir öngörümüz boşa çıkmadı ve tek 1 hecemiz bile yalanlanamadı. Bu sonucu, izlediğimiz bilimsel akılcılık – matematiksel düşünce – sayısal karar verme tekniklerini kullanmamıza borçluyuz. Sn. Kabaş da ısrarla, “bu güne dek söyledikleri istisnasız doğru çıktı” diye gönderme yaptı bizim değerlendirmelerimize.
***
2. açılım – saçılım kumarının başlatıldığı 1 Mart 2021’den 21 Nisan’a dek geçen 52 günde salgına ilişkin sayısal veriler üzerinden çıkarımlar yaparak ilerledik. Arada Sn. Kabaş’ın kendi soruları ve izleyicilerden gelen sorular bize yöneltildi.

  • 2. açılım saçılım kumarı başlatılmadan, 28 Şubat 2021 akşamı verileri ile 21 Nisan 2021 akşamı verilerini ÖNCEKİ – ŞİMDİKİ diye 52 gün ara ile karşılaştıralım ve yorumlayalım..
    TEST POLİTİKASI ve UYARDIĞI KRİTİK SORULAR…
  • Toplam test sayısı 33,2 milyondan 44,7 milyona çıktı 11,5 milyon ve 1/3’ten daha çok artarak. Ciddi bir artış, son 52 günde ortalama 221 bin, öncesinde ise 94 bin. Toplamda, hala fiilen 90 milyon dolayında olan Türkiye nüfusunun yarısına bile erişilmiş değil. Oysa Dünya Sağlık Örgütü Türkiye ölçeğinde bir ülke için günlük 400 bin test önermişti. Yaygın test ile tüm taşıyıcıları erken bulmak, ayırmak, gerekenleri sağaltmak… yordam (strateji) buydu önerilen. Nüfusunu aşkın sayıda test yapan ülkeler de var; ABD, Fransa, İngiltere, Çekya, Belçika, İsrail).
  • 21 Nisan 2021’de 318.839 test yapılmış ve 61.967 (+) olgu yakalanmış, oran %19.4. Kabaca, test yapılan her 5 kişiden 1’i (+). Bu çok yüksek bir oran, 28 Şubat’ta %7.7 idi. 52 günde neredeyse 3’e katlandı. O gün 109.639 olan test sayısı 21 Nisan’da 318.839’a yükseldi. Artan test sayısı ile yakalanan PCR (+) olgu sayısı arasında koşutluk var.
  • Ancak, 28 Şubat’ta 8424 olan test (+) olgu sayısı 21 Nisan’da 61.967’ye fırlamış durumda. Günlük test sayısı yaklaşık 3’e katlanırken, günlük test (+) olgu sayısı 7,4 kata ulaşmış. Bu durum; testin duyarlığı (+ olguları yakalama yeteneği) sabit varsayılırsa, hatta yaygın mutasyonlar nedeniyle yeterince ve zamanında güncellenememiş olması nedeniyle azalmış bile olabileceğine göre, yakalanan + olgu sayısındaki bu patlama, Kovit-19’un toplum içindeki hızla artan yaygınlığının (prevalansının) göstergesidir. Bu verilerle DENETİMLİ NORMALLEŞME başlatılabilir miydi, sürdürülebilir mi? Yanıt çok net olarak HAYIR’dır!
  • Öte yandan, test sayılarının kişi mi, test sayısı mı olduğu belirsizdir. Bir süre önce Sağlık Bakanı “test sayısı” olarak bildirmişti. Bunu da geçelim, 318.839 test “kimlere” yapılmıştır? Sağlık kuruluşlarına başvuranlara ek olarak genel toplumda da “tarama”, erken taşıyıcı – temaslı bulma amaçlı yapıldı ise, topluma genellenebilir. Bu durumda, Türkiye’deki her 100 kişiden 19’unun PCR+ olabileceği öngörülebilir ki dehşet verici bir orandır. Bulaş zinciri toplum içinde kırılamamaktadır ve hastanelerin bu muazzam olgu yüküne yanıt verebilmesi olanak dışıdır. Yok hayır, “genel toplumda tarama yapılmadı” denecek ise, bu durumda da “neden yapmadınız?” sorusunu yanıtlamak gerekecektir. Kuşku yok, izlenmesi gereken bu 2. yoldur;Aktif Sürveyans yöntemi ile genel toplumda da tarama yapılması zorunludur.

HIZLA ARTAN OLGU (Vaka, hasta) SAYISI 

28 Şubat’ta havuzda olgu sayısı 100.785 idi. 52 günlük sözde denetimli normalleşme serüveninde bu sayı 565.274’e tırmandı, 5.6 kat büyüdü! Toplam olgu sayısı 2.702.588 iken 4.446.591’e fırladı %46 artışla. 1,745.003 olgu artışı oldu 52 günde, ortalama 33.558/gün ile. 28 Şubat’tan geriye 2.701.588 olguyu 355 günde kaydeden ülkemiz (ortalama 7610), son 52 günde ortalama 33.558 olgu / gün gibi anormal verilere ulaştı. 1 Mart açılım kumarı sonrası 52 günde ortalama 33.558 olgu, öncesi 355 günde 7610 olan ortalama sayının 4,4 katı…

Tüm bu çarpıcı gelişmeler karşısında 2 soru sorulabilir, sorulmalıdır :

1. “Denetimli normalleşme” ile böylesine “anormal” yükselmeler neden öngörü(e)memiştir? Üstelik, Şubat başından beri, gevşeme için Epidemiyolojik verilerin asla elverişli olmadığı,  Eylül – Aralık 2020’de yaşanan 2. dalgadan beter bir KASIRGA yaşanabileceği uyarımıza karşın! Örneğin okullar için “.. sakın haa, sakın haaa, aklınızdan bile geçirmeyin, bu dönem böyle gitsin, uzaktan eğitimle, ileride bir telafi yolu bulunur..” demiştik.

2. Roket hızıyla artan olgu ve ölüm sayıları karşısında bu 2. açılım – saçılım kumarı neden ısrarla sürdürülmekte ve işe yaramayacağı belli pansuman önlemlerle ülkemiz oyalanmaktadır??

Bunca masum insanın hastalanması ve ölmesinin hesabını kim verecektir?

Gerçek sorumlu nedir, kimdir? Salgın mıdır, izlenen akıl – bilim dışı AKP politikaları mıdır??

Üstelik veriler “resmi” sayılardır… Değişik nedenlerle gerçek verilerin çok daha yüksek olduğu tartışma dışıdır. Bu bağlamda Sağlık Bakanlığı suçüstü yakalanmıştır, sabıkaldır. Bakan, ulusal – uluslararası çıkarları korumak için gerçek sayıların saklandığını kabul ve itiraf etmek zorunda kalmıştır, yakalanan bir bilgisayar ekranı karşısında.. O gün 1500 ilan edilen hasta sayısı o ekranda 30 bin idi (10 Eylül 2020).. “Fahrettin katsayısı-1“, 20 idi! Daha sonra, biriken ve saklanan 1,7 milyon hasta turkuvaz tabloya eklenmek zorunda kalındı. Benzer kabul ve itiraf ölüm sayıları için hala gelmedi! Oysa Dünya ortalaması %2, bizde %1!!?? “Fahrettin katsayısı-2“, 2-3 arasında idi..

  • Ülkemizde her 2 ya da 3 korona ölümünden yalnızca 1’i kayda alınıyor!!??

Havuzda biriken 565.274 hasta, Türkiye resmi nüfusuna göre 83,6 m / 565.274 = 148!
Bu rakam 28 Şubat 2021’de 829 idi. Çarpan katsayı 5,6’dır! Bu tırmanış göz göre göre olmuş ve önlemlerde sıkılaştırmaya gidilmemiştir. Oysa salgının ilk tepesinde 11 Nisan 2020 günü 5138 olgu yakalanmıştı, ölüm sayısı ise 19 Nisan 2020’de 127’ye erişmişti. O zaman alınan önlemler, şimdikinden çok daha sıkı ve disiplinli idi.

  • Pekii,  AKP iktidarı neden bu 3. dalgada gerekli Epidemiyolojik önlemlere, örneğin 4 haftalık sıkı bir kapanmaya gitmemektedir??

Ne yazık ki, çıplak tablo;
Salgın yönetil(e)memekte, KULLANILMAKTADIR!

  • Ülkemizdeki her 148 kişiden 1’i halen, 21 Nisan 2021 verisiyle aktif olarak virüs taşıyıcısıdır, PCR testi (+) tir.
  • Bu muazzam bir hastalık yükü, ürkütücü bir prevalans hızıdır! Toplumda bulaş zinciri kırılmadan salgını sönümlendirme olanağı yok – tur.

AĞIR HASTA ve ZATÜRRE ORANLARI, Sui Generis Filyasyon Ekipleri

Zatürre oranları 28 Şubat’ta %4,2 iken, 21 Nisan’da %2.9’a inmiştir her nasıl oldu ise. Bir yandan mutasyonlar sayıca çeşitlenir ve oran olarak egemenleşirken. Örn. İngiliz mutantının %85’lere vardığını Sağlık Bakanı geçtiğimiz hafta açıkladı. Bu varyant tiple bulaşların (enfeksiyonun) daha ağır ve öldürücü olduğu bilinirken..

Öte yandan, 28 Şubat’ta havuzdaki 100.785 hastanın 1191’i ağır hasta iken, 21 Nisan’da havuzda biriken 565.274 hastanın 3398’i ağır hastadır (sırasıyla %1,2 ve %0,6!). Bu oranlar, son Dünya ortalaması olan %0.6 ile uyumlu olsa da açıklanma gereksinimlidir. Çünkü 21 Nisan 2021 verisiyle hastaların / olguların / vakaların filyasyon oranı %99.9 gibi olağanüstü yüksek düzeyde verilmekte, üstelik ortalama filyasyon süresi de 8 saat olarak ilan edilmektedir. Bu son 2 veri “olağanüstü yüksek bir başarı göstergesidir ve ağır hasta oranlarının daha da aşağılarda olmasını sağlayabilir. Ne var ki, Filyasyon ekipleri standartlara uygun olmaktan çok uzaktır. Örn. daha önce hiçbir Filyasyon eğitimi almayan bir Dişhekimi, yanı sıra herhangi bir memur, kamu çalışanı (çaycı, marangoz, kaportacı dahil!), kiralık bir araç ve şoförü ile ülkemizde Filyasyon (tanı konan kovit-19 hastasının hastalığı nereden – kimden aldığının saptanması, kaynağın bulunması) çalışmaları tıp tarihine geçecek biçimde özel, “Sui generis” (kendine özgü) yürütülmektedir!?

Bu çarpıcı olgu, Kamuda sağlık çalışanı eksikliğini nicel ve nitel boyutta çarpıcı biçimde sergilemektedir. Gerçekten 1,1 milyonu biraz aşkın sağlık çalışanı ile Türkiye, OECD ülkeleri içinde sonlardadır. 83,6 milyon / 1,1 milyon = 76 kişiye 1 sağlık çalışanı düşerken, ABD’de bu oran 332 milyon / 21 milyon = 16 kişidir. Açıkta bekleyen 400 bini aşkın sağlık çalışanından, salgının başından bu yana Sağlık Bakanlığı salt 12.500 emekçi alma ilanı vermiştir.

Sağlık hizmetlerinin omurgası olan 1. Basamak Sağlık Hizmetleri son derece zayıf, dağınık ve salgına hazırlıksızdır. 27 bin dolayındaki Aile Hekimliği Biriminin yaklaşık 3500’ünde aile hekimi yoktur. 2 bin dolayında aile hekiminim aile sağlığı elemanı yoktur, yalnızdır ve bu çok cılız yapı, salgını göğüsleyip bulaş zincirini kıramamakta, hastaneler dolup taşmaktadır. Şehir hastaneleri de elbette yetmemektedir çünkü gerçek anlamda yatak sayısı artışı olmamıştır. 2010 öncesinde ülkemizde kurulu olan Sağlık Ocakları sistemi geçerli olsaydı, salgın yönetimi çok daha başarılı olurdu bu birimlerdeki deneyimli takımlarla.

İYİLEŞEN HASTALAR… NE ÇABUK, BU NE HIZ??

28 Şubat’ta havuzda 100.785 hasta varken, o gün iyileşen hasta sayısı 6511 (%6,4) olarak verilmiştir. Buna göre havuzda kalma süresi ortalama 16 gün dolayındadır. Ancak, son 52 günde havuzdaki hastalarda iyileşme oranı da, her nasılsa, hızlı bir artışa geçmiştir. 21 Nisan’da havuzdaki 565.274 hastanın 52.213’ü iyileşmiştir (%9,2). Buna göre, hastaların havuzda kalma süresi ortalama 11 güne in(diril)miştir!? Sağlık Bakanlığı karantina süresini 14 günden aşağı çekerek, test yinelenmesine bile gerek duymaksızın, 9.-10. günde hastaları otomatik olarak  havuzdan çıkarmaya başlamıştır. Böylelikle hasta havuzundaki toplam sayının “şişkin” görünmesi sözde engellenerek bir algı yönetimine yönelinmektedir ancak bulaştırıcılık 14 gün sürebildiğinden, karantinanın erken sonlandırılması toplumda bulaş zincirinin kırılmasına engel oluşturmaktadır. Bu süre 14 gün olmalı ve PCR testi (-) kılınmadan karantina sonlandırılmamalıdır.

Ve ÖLÜMLER…

28 Şubat 2021’de, 11 Mart 2020 sonrası 355 günde 28.569 idi “resmi” ölüm sayısı. Ortalama 80 ölüm/ gün.. Bu sayı 2. açılım – saçılım kumarının oynandığı son 52 günde 36.975’e fırladı, 8406 artış ile. 355 günde saptanan 28.569 ölüm, %29 artış gösterdi. Son 52 günde ortalama 162 insanımız öldü, her gün.. Önceki dönemde bu ortalama 80 idi ve 2’ye katlandı! 28 Şubat’ta 66 olan o günün resmi ölüm sayısı, 21 Nisan’da 362’ye çıkarak 5,5 kat çoğaldı. Aynı sırayla 8424 olan günlük olgu/vaka/hasta sayısı ise 7,4 kat büyüyerek 61.967 oldu. Ağır hasta sayıları ise 1191’den 3398’e 2,9 kat arttı. Bu veriler de çelişkili…

Ölüm hızı Dünya ortalaması %3’lerden %2’lere gerilerken, Türkiye hep %1 ölüm oranı verdi, dünyanın 3’te 1’i ya da yarısı.. Dünya ortalaması son zamanlarda %2, bizde hep %1!!?? “Fahrettin katsayısı-2“, 2-3 arasında. Ülkemizde her 2 ya da 3 korona ölümünden yalnızca 1’i kayda alınıyor!!??

Havuzda biriken 565.274 hasta, Türkiye resmi nüfusuna göre 83,6 m / 565.274 = 148 olup, her 148 kişiden 1’inin PCR (+) olduğu yukarıda da vurgulanmıştı (21 Nisan 2021). Buna göre, ortalama 14 günlük hastalık kursu, ortalama 4 haftada sonucun belli olması verisinden kalkarak şu acı hesaplamayı yapmak zorundayız :

565.674 olgu/vaka/hasta X %3 ölüm hızı = 16.958 ölüm, 21 Nisan’ı izleyen 4 hafta içinde
Ya da daha “iyimser” (!),
565.674 olgu/vaka/hasta X %2 ölüm hızı = 11.305 ölüm, 21 Nisan’ı izleyen 4 hafta içinde

Ülkemizi bekleyen yürek yakıcı tablodur.. Salgın bu gün, büyülü biçimde durdurulsa bile..
Üstelik, her gün 50 bin – 60 bin yeni hasta havuza eklenmeyi sürdürürse, bunlardan da 28 güne kalmadan erken ölümler kuşkusuz olabilecektir.

  • Bu durum dehşet vericidir ve OLAĞANÜSTÜ ÖNLEMLER almayı zorunlu kılmaktadır.

SON OLARAK    : DÜNYA VRİLERİYLE KARŞILAŞTIRMALAR

21 Nisan 2021 verileriyle;
ABD : 60.317 yeni olgu-vaka-hasta / 335 milyon; milyon nüfusta 180 insidens hızı
Hindistan : 294.290 yeni olgu-vaka-hasta / 1,4 milyar; milyon nüfusta 210 insidens hızı
Brezilya : 73.172 yeni olgu-vaka-hasta / 215 milyon; milyon nüfusta 344 insidens hızı
Fransa : 42.498 yeni olgu-vaka-hasta / 65 milyon; milyon nüfusta 644 insidens hızı

TÜRKİYE : 61.967 yeni olgu-vaka-hasta / 84 milyon; milyon nüfusta 738 insidens hızı

Görüldüğü gibi, 21 Nisan’dan geriye son 1-2 haftadır, Türkiye, milyon nüfus başına günlük yeni olgu sayısı (insidens hızı) bakımından açık ara ile DÜNYA ŞAMPİYONUDUR!

Üstelik, yine 21 Nisan 2021’de tüm dünyada tanı konan toplam Kovit-19 hasta sayısı 832.133 olup, bu toplamın % 7.4’ü, 61.967 hasta ile Türkiye kaynaklıdır. Oysa Türkiye nüfusu dünya nüfusunun %1,1’idir (7,8 milyar / 83,6 milyon). Ülkemiz, nüfusuna göre 7 kat dolayında yoğunlukla kovit-19 hastası barındırmaktadır!

Oysa AKP iktidarı, Erdoğan salgında destan yarattıkları propagandası yapmaktadırlar!!??

SONUÇ                                 :

Veriler, nesnel olarak dehşet vericidir.
Salgın yönetiminde son derece başarısız bir tablo tartışmasız olarak ortadadır.
Aynı yöntemler sürdürülerek farklı sonuçlar alınamaz.
İktidar, Pandemi ortamını her tür muhalefeti baskılamak – engellemek – yasaklamak için kullanmaktadır. Bu yaklaşım etik dışıdır ve hiçbir biçimde kabul edilemez, sürdürülemez.
Hukuka, ahlaka, insan haklarına apaçık aykırıdır ve derhal sonlandırılması zorunludur.

Masum insanların salgına kurban verilmesi temelli bir siyaset inşa edilemez.

  • Verileri Türkiye’den görece çok çok daha iyi olan Avrupa ülkeleri 3-4 kez çok sıkı ve 4 haftadan uzun süreli tam kapatmaya başvurmuştur.
  • AKP = Erdoğan, neden ısrar ve inatla bu yöntemden uzak durmaktadır? Üstelik aşılama oranları çok yetersiz, yavaş, aşı sağlama çok sorunlu iken.. Sağlık sistemi tıkanmak üzere iken!

Turizm sezonu yaklaşmıştır. Önümüzdeki 2 ay içinde, Mayıs – Haziran’da salgın denetim altına alınamazsa bu yıl da turizm sektörü düş kırıklığı yaşatabilir ve bedeli çok ağır olur.
Ayrıca genel ekonomi de salgın nedeniyle ağır bedel ödemektedir, bu da sürdürülemez.

Resmen ilan edilen ölümler 37 bindir ancak en az 2 katı olup 74 binden az değildir. Hatta 3 ile çarparak 110 bin ölümden söz edilebilir. TÜİK ölüm istatistiklerini açıkladığında tablo netleşecektir. Bu sayılara yarısı dolayında dolaylı – ikincil kovit ölümleri de eklenmelidir.

İktidarların en başta gelen görevi yurttaşlarının can güvenliğini / YAŞAM HAKKINI sağlamaktır.
Salgın politik beklentilerle değil, kesin olarak Epidemiyolojik yordamlarla (stratejilerle) yönetilmelidir.

  • Görünen o ki, salgından çok izlenen bu bilim dışı politikalar insanlarımızı öldürmektedir.

Bu politikaların özneleri, masum onbinlerce insanın ölümünün tartışmasız sorumlusudur.
Tarih asla bağışlamayacaktır bu sorumluları ve mutlaka yargılanacaklardır.

DERHAL                    ;

4 HAFTA boyunca %95’ler düzeyinde tam kapanmaya gidilmelidir.
Olabildiğince aşı sağlanmalı (halen 10 aşı dünyada acil kullanım onayı aldı) ve 4 hafta kapanmada olağanüstü seferberlikle yaygın aşılama yapılmalıdır.
Yine bu sürede yaygın aktif sürveyans uygulanarak burun sürüntü örnekleri alınmalı ve toplumda saklı – gizli taşıyıcılar bulunarak evlerinde değil KARANTİNA MEKANLARINDA gözetime alınmalıdır. Sahra hastaneleri açılmalı ve 1. Basamak hızla güçlendirilmelidir.

Gereksinimli kitlelere sosyal devlet desteği mutlaka verilmelidir.

Bilgi ve ilginize kaygı ve gene de umutla sunarız..

Sevgi ve saygı ile. 22 Nisan 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

 

Hamza Saykan : ATALARDAN DERS!


Dostlar,

Çok değerli arkadaşımız, ADD’de dava yoldaşımız, ADD Batıkent Şubemizin
çok özverili ve çok üretken emekçisi…. Sayın Hamza Saykan,
Ankara Yenimahalle Gazetesi‘nde yazdığını bize ulaşan bu iletisinden yeni öğrendik..

Söz konusu yazısını izinleriyle paylaşmak isteriz..
(http://www.yenimahallegazetesi.org/content.asp?Mode=251&Yazar=25, 11.8.14)
Bundan sonra da yazılarına sitemizde yer vermek bize güç katar..

Sayın Saykan Matematik öğretmenidir.. Us yürütürken (Reasoning)
“matematiksel düşünce” yi kullanır ve sağlıklı – bilimsel sonuçlara ulaşır.

Bu yazısında bir dizi Atasözünü seçerek yapıyor benzer eylemi..
Okuyalım ve üzerinde düşünelim, sonuçlar çıkaralım diye..
Herkes kendine düşen dersi bu sözlerden alsın diye..

Sanırız çok değerli bulduğundan olacak,

“- Bitli baklanın kör alıcısı olur.” atasözünü 2 kez yazmış..

*****

Sn. Saykan ile çok değer verdiğimiz ve unutamadığımız bir anımızı paylaşmak isteriz..
Kendileri Batıkent ADD Şubemizin yönetiminde iken, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
anmalarında bölgede bir ilköğretim okulunda konferanslar vermemiz bizden istendi :

  1. Cumhuriyet Ne Demek?                                                     Batıkent ADD, 19.10.06  Kentkoop İlköğr. Okulları 7. sınıflara
  2. Cumhuriyet Ne Demek?                                                     Batıkent ADD, 19.10.06
    Kentkoop İlköğr. Okulu 8. sınıflara

Yukarıdaki 2 konferans için adı geçen okuldaydık. İlgili sınıflar okulun konferans salonunda toplanmıştı. Biz de onların yaş ve eğitim durumlarını gözeterek, görsel ağırlıklı ve somut örneklere dayalı bir içerikle power point yansıları hazırlamıştık.
Ama çocuklar” başlamamız için gerekli sessizliği sağlayamıyordu.. Ya da birkaç dakika sonra kendi aralarında konuşmalarla yükselen gürültü, uğultu .. anlatımımızı sürdürme olanağı vermiyordu. Bizim de bu yaş dilimine eğitim konusunda çok eksiklerimiz vardı.
Bizim eğitim kitlemiz tıp fakültesi öğrencileri idi veya yetişkin halk kitleleri idi.
Çok zorlanıyorduk.. Küçük öğrenciler “ricalarımızı” dikkate almıyordu!??

Derken, bir okul yöneticisi gök gürültüsü gibi yüksek tonda gürledi ve salon tümden sessizleşti.. “Buruklukla” sevindik.. ancak yine çok sürmedi.. Çaresiz kalmıştık ve sürdüremeyeceğimizi düşünüyorduk ki; Sayın Hamza Saykan bizden mikrofonu rica etti ve çocuklara yumuşak bir tonla, sevecenlikle şunları söyledi (aklımızda kalan özüyle) :

– Sevgili çocuklar, ben Matematik öğretmeniniz Hamza Saykan..
Lütfen 1 dakika beni dinler misiniz?? 

Salon sessizleşti ve Hamza öğretmenimiz sözlerini sürdürdü :

– Bu gün burada Cumhuriyetimizin 83. kuruluş yıl dönümü için toplandık.
  Profesör Ahmet SALTIK öğretmenimizi size Cumhuriyetimizi anlatması için biz
davet ettik. O şimdi bizlerin konuğu. Siz evlerinizde konuklarınıza nasıl saygılı
oluyor iseniz, burada da konuğumuza aynı saygıyı ve özeni göstermemiz
gerekir değil mi? 

Salondan hep bir ağızdan “eveeet..” yanıtları yükseldi ve Sn. Saykan taşı gediğine koydu:

– O halde şimdi O’nu nasıl sessizce dinleyeceğinizi bana gösterir misiniz??

Salonda çıt çıkmıyordu.. Sn. Saykan devamla:

– Çok güzel.. Size teşekkür ederim.. Şimdi lütfen bu saygınızı sessizce dinleyerek
sürdürünüz, zaten çok uzun sürmeyecek.. 

Böylesi bir pedagojik diyalog ile Hamza öğretmenimiz bilgi ve deneyimi ile sorunu çözdü.

Biz de çok uzatmadan 15-20 dakika içinde sunumumuzu bitirdik..
Doğrusu çoook zor dakikalardı.

2 farklı öğretmenin tümüyle birbirine zıt yaklaşımlarının farkını düşünmek ise bizi terletiyordu..

Teşekkürler Sn. Saykan, 8 yıl sonra bir kez daha teşekkürler.
Bu örneği zaman zaman uygun ortamlarda paylaştığımızı da belirtelim.

Sevgi ve saygı ile.
13 Ağustos 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

============================================

ATALARDAN DERS!

Hamza Saykan
Matematik Öğretmeni
10 Ağustos akşamı ay tam da dolunaydı. Işıl ışıl bize bakıyordu. 
Sanki gülüyordu halimize.
“Sizi bu kadar aydınlatmaya çalıştım; bundan sonrası sizin bileceğiniz iştir..”
der gibiydi.
Bu yazımı atalarımıza ayırdım. Bakalım atalar neler demiş?
Herkes kendine düşeni alabilir!…*****

– Kendi düşen ağlamaz.
– Denize düşen yılana sarılır.
– Aç tavuk kendini buğday ambarında sanır.
– Mahkeme kadıya mülk değil.
– Taşıma su ile değirmen dönmez.
– Minareyi çalan kılıfını hazırlar.
– Görünen köy kılavuz istemez.
– Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.
– Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.
– Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.
– Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer.
– Baykuşun kısmeti ayağına gelir.
– Keskin sirke küpüne zarar verir.
– Akıllı düşman akılsız dosttan hayırlıdır.
– Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
– Bitli baklanın kör alıcısı olur.
– Atı alan Üsküdar’ı geçti.
– Armut piş, ağzıma düş.
– Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa.
– Son pişmanlık fayda etmez.
– Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.
– Sabrın sonu selamettir.
– Adam kıtlığında keçiye Abdurrahman Çelebi derler.
– Abdal ata binince bey oldum sanır, şalgam aşa girince yağ oldum sanır.
– Adam adamdır olmasa da pulu, eşek eşektir olsa da çulu.
– Araba devrilince yol gösteren çok olur.
– Arayan Mevlasını da bulur, belasını da.
– Başa gelen çekilir.
– Başını acemi berbere teslim eden cebinden pamuğunu eksik etmesin.
– Korkunun ecele faydası yoktur.
– Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.
– Son pişmanlık fayda etmez.
– Bir musibet bin nasihatten yeğdir.
– Çok mal haramsız, çok laf yalansız olmaz.
– Çürük tahta çivi tutmaz.
– Balık baştan kokar.
*****

ÇİN ABD’ni Geçer mi??

Dostlar,

Bu sitede, Cumhuriyet’imizin 100. yılında, 2023’te Türkiye, AKP sözcülerinin masalsı anlatımları ile Dünyanın ilk 10 büyük ekonomisi içine girebilir mi.. sorunsalını kapsamlı bir makale ile matematiksel olarak işlemiştik..
(Top 10 Biggest Economies in the World 2013; http://ahmetsaltik.net/2013/09/19/top-10-biggest-economies-in-the-world-2013/, 9.10.13)

Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan da bizim görüşlerimize destek veriyor..

Matematiksel olarak Türkiye’nin Hindistan’ı (2 Tr $) yakalaması, Hindistan’ın bu tempo ile gitmesi (ort. %7 büyüme) durumunda, araya başka bir ülkenin de girmeyeceği varsayımı ile, Türkiye’nin 800 Bn $’dan +2 Tr $’a erişmesi 2023’e dek 10 yıl boyunca sürekli, yaklaşık % 20’ye yakın (yıllık!) büyümesine bağlı… Böylesi bir ekonomik performasn Dünya iktisat tarihinde yok… diye değerlendirmiştik..

Ne var ki, İktisat eğitimli Başbakan R.T. Erdoğan’dan Maliya Bakanı Mr. M. Simsek ve Kalınma Bakanı Cevdet beye dek AKP öncüleri bu masalı halka anlatmayı sürdürüyorlar..

“Apaçık yalan söylüyor” ve az eğitimli, matematik bilmez ve kullanmaz,
halkı kandırıyorlar.. desek suç olur mu?

“Matematiksel düşünce” diye bir olgunun düşsel kaldığı bir kalabalık ülke halkına
bu yolda fantezileri politika adına sunmak mı daha ahlak dışı, bizim bunu yapanlara “yalan söylüyorlar” dememiz mi??

Son olarak;

“Ekonomik büyüme” (Economic growth) ile
“Ekonomik Kalkınma” (Economic Development)

kavramlarının aynı olmadığını belirtelim..
İlki, ekonomik göstergelerin büyümei – şişmesidir; halkın gönencine adaletli yansıması dikkate alınmadan..

İkincisi ise; “Ekonomik Kalkınma” (Economic Development)” büyüyen ekonominin nimetlerinin hakkaniyetle paylaşımı; Gelir Dağılımının Gini katsayısı üzerinden iyileşmesi (küçülüp kuramsal olarak sıfıra yaklaşması; Lorenz eğrisinin tam lineer-doğrusal oluşu – bel vermemesi), UNDP‘nin (UN Development Programme)
BM Kalkınma Programı) İGİ (İnsansal Gelişim İndeksi – HDI; Human Development Index) sıralamasında yukarılara tırmanması.. demektir..

Türkiye Kasım 2002’de HDI sıralamasında 82. sırada idi AKP iktidar olduğunda..
Kasım 2012’de .722’lik skor ile  84. sırada (http://countryeconomy.com/hdi);
yani 11 yıldır ilerlemek şöyle durun, 2 sıra daha gerilemiş durumda..

AKP ekonomisinin somut sınavı bu ölçüt.. gerisi boş laf..
AKP’nin eski Maliye Bakanı ve Başbakan Yrd. Abdüllatif Şener‘in söylemiyle 17 Aralık 2013’te patlayan yüzyılın devlet soygununda mali portre 630 milyon Dolardır..
Prof. Sinan Sönmez’e göre 10 yılın toplam soygunu 342 milyar Dolardır..
(342 Milyar Doları Kim Yedi ??, http://ahmetsaltik.net/2014/01/09/342-milyar-dolari-kim-yedi/, 09.01.2014)

Bu muazzam soygun ile 2013 ve 2014 Türkiye HDI verileri kaç çıkar dersiniz??
Ve de 2023’te hala ilk 10 ekonomi içine girebileceğimizi hülyasına inanıyor musunuz?

Sevgi ve saygıyla
07.02.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

================================

Çin ABD’ni geçer mi? 

 Portresi_gulumseyen

Prof. Dr. D. Ali Ercan
 

“2023’te Türkiye’nin Dünyadaki ilk 10 Büyük ekonomi arasında yer alacağı” yönündeki resmi demeçlere karşın, IMF tarafından yayınlanan kestirimler arasında büyük farklılıklar var. Örneğin IMF‘nin 2018 kestirim listesi (yuvarlatılmış yaklaşık rakamlarla) aşağıdaki gibidir. Türkiye 1 trilyon 200 milyar $ GNP (AS: GNP, İngilizce “Gross National Product” ın uluslararası kısaltması olup GSMH ile eş anlamlıdır..)
ile 17. sırada; daha doğrusu şu andaki sıralamada büyük bir değişiklik yok.
21 trilyon $ ile ABD yine başı çekiyor.

İki ay önce sizlere Çin’in ekonomik sıralamada ABD’yi yakalaması üzerine bir öngörümü yollamış ve şunu sorgulamıştım;

Çin ABD’ni geçer mi?

Çin’in zaman ortalamasında kararlı bir biçimde ilerlediğini,
her yıl ABD ekonomik gücüne biraz daha yaklaştığını söyleyebiliriz.

Cin_ABD_ekonomik_yarisi1975’te Çin’in GSMH’sı ABD’nin 1/5’i kadardı, şimdi yarısına geldi. Dünyanın 2. büyük ekonomisi oldu. Böyle giderse en geç 2040’ta Çin’in ABD’ni yakalayıp geçeceğini söyleyebiliriz. Bir yandan nüfusunu “kadın başına 1 çocuk” programıyla dizginlemeye çalışan Çin, gönenç katsayısını kesinlikle daha da yükseltecektir. Bu koşullarda, 2050’de Çin’in ABD ayarında bir süper güç olacak görünüyor.

Şimdi 1,35 milyar olan  Çin nüfusunun 2050’de 750-800 milyon ve kişi başına
ulusal gelirin 50 bin $ düzeyinde olacağını kestiriyorum. 

IMF’nin bu kestirimine göre 2040’ta değil, çok daha önce,
2030’larda Çin ABD’nin önünde olacak demektir.

Ve iletiyi şöyle bitirmişim:

Çin, kuruluşunun 100. yılında Dünyanın doruğunda olacak.
Peki, Türkiye kuruluşunun 100. yılında hangi düzeyde olacak dersiniz? (æ)

Doğallıkla, hüner Dünyanın ekonomisi en büyük ilk 10 ülkesi arasında olmak değil;
hüner Dünyanın en gelişkin ilk 10 ülkesi arasında yer almaktır.
Türkiye bugün 90-100 arası bir yerde bulunuyor gelişmişlik sıralamasında. æ

 

2018’de Ülkeler ve GNP

ABD 21,0  trilyon $
AB 20,0
Çin 15,0
Japonya 6,0
Almanya 4,0
Brezilya 3,4
Rusya 3,2
Fransa 3,1
İngiltere 3,0
Hindistan 3,0
İtalya 2,3
Kanada 2,2
Avustralya 1,8
G. Kore 1,7
Meksika 1,7
İspanya 1,5
Endonezya 1,5
Türkiye 1,2
Hollanda 0,9
S. Arabistan 0,9
İsveç 0,7
Tayvan 0,7
İsviçre 0,7
Polonya 0,7

Not        : Şu anda ~800 milyar $ GNP olan Türkiye’nin 5 yıl içinde 1200 milyar $’a çıkması için yıllık %8,5 gelişme hızı varsayılmış ki, hiç gerçekçi değil.

2018 Dünya GNP toplamı ~100 trilyon $, 2000 rakamı olan ~40 trilyon $’la kıyaslanırsa,
18 yılda ortalama % 5,2’lik gelişim var demektir; ~ %1,2 nüfus artışını çıkarırsak, küresel ölçekte net % 4/yıl gelişim hızı varsayılmış demektir.

İktisatçılar ne der bilmiyorum ama, bence bu  küresel finans balonunun ~% 4/yıl oranında şişirilişi ve Doların değer yitiğinden başka bir şey değil. Eğer Doların değer yitiği (enflasyon) %2,5/yıl dolayında ise o zaman küresel ölçekte yaratılan gerçek artı değer %1,5/yıl olurdu… æ

‘Allah’ kelimesiyle kazananlar…


Dostlar,

Sn. Prof. Dr. D. Ali Ercan, yüksek ve yaratıcı zekasıyla gene çook ilginç bir konu belirlemiş ve ustalıkla işlemiş..

  • ‘Allah’ kelimesiyle kazananlar

Gene ustası olduğu Matematiği günlük yaşama hoşlukla uygulamış..

Bize “Matematiksel düşünce” yi uygulamalı – sevimli örnekleriyle öğretmekte sağolsun..

Bu yolla düşünme, sorgulama, akıl yürütme zinhar yasak!

4+4+4 bu amaçla dayatıldı Türkiye’ye..
İHL rejimi ve yüz binlerce İHL mezunu da
Sorgulamadan biat eden tebaa sürüsü yetiştirilsin diye..
Bir yandan da yoksulluğunun acı sömürüsü yurttaşınn

Bu bağlamda Sn. Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün ALLAH İLE ALDATMAK
adlı önemli yapıtını anımsatmak gerek.. Okuyup okutmak da..

ALLAH_ILE_ALDATANLAR_Kitabi

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazının en sonunda yer alan
Sn. Rifat SERDAROĞLU’nun önemli yazısını da atlamayalım lütfen..

Sevgi ve saygı ile.
20 Ocak 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=======================================

‘Allah’ kelimesiyle kazananlar…

Portresi_gulumseyen
Prof. Dr. D. Ali ERCAN

Değerli arkadaşlar,

Hiç merak ettiniz mi, 1 günde beynimizden kaç sözcük (kelime) geçiyor?

Günlük dilde en çok hangi kelimeleri kullanıyoruz?
Ben, Kızılay’daki bir kadın dilencinin


– “Allah razı olsun”
– “Allah ne muradınız varsa versin”
– “Allah kaza bela göstermesin”
– “Allah çocuklarınızı bağışlasın!”



sözlerini durmaksızın, art arta sıraladığını gözlemleyince merak ettim..

Dilencinin 10 saatlik günlük mesaisinde (!) en az 10 bin kez “Allah” 

sözcüğünü kullandığını hesapladım. Günde 100 TL (?) dolayında
sadaka topluyorsa, her Allah sözcüğüyle bu kadın 1 kuruş kazanıyor demektir..
Oysa, Din Baronları ve Dini siyasete alet eden Politikacı takımı,
kullandıkları her “Allah” sözcüğü karşılığında milyonlarca $ kazanıyor..
***
Gün içinde en az 10 saat, dış Dünya ile iletişim içindeyiz ve bu 10 saat içinde
ya konuşuyor ya dinliyor, Medyayı izliyor, ya da okuyoruz. Dolayısıyla beynimiz
bir günde 40 bin dolayında sözcük algılıyor.
(her gün 200 sayfalık bir kitaptaki kadar kelime geçiyor beyinlerden)

Kelimelerin_ALLAH'in_kullanim_sayisi

Sözlüklerde on binlerce sözcük bulunmasına karşın, Halkın günlük dilde kullandığı sözcük dağarcığı yalnızca 1-2 bin sözcük arasında sıkışıktır. Dolayısıyla 1 gün içinde kullanılan toplam 40 bin sözcük içinde 1. sıradaki sözcük günde ortalama 100 kez yineleniyor demektir. Tüm İslam Dünyasında olduğu gibi, Türkiye’deki günlük dilde
en çok kullanılan sözcüklerden biri de “Allah” tır. Allah kelimesi Türkçe’de sözcük kullanım sıklığına göre 250. sırada geliyormuş  (WIKIPEDIA).
Buna göre “Allah” sözcüğünün günlük ortalama kullanım sayısı yaklaşık 50 demektir.
 
Günde ortalama 50 kez, yılda belki 20 bin kez içtenlikle “Allah” diyen Yurttaşın ortalama yıllık geliri ise, Devletin resmi rakamlarına göre, yaklaşık 20 bin TL’dir…
Yani yoksul Halk (her “Allah” sözü karşılığı 1 TL kazanırken)
“Allah’la aldatanlar takımı” milyon dolarları vuruyor.
Gel de “Fesuphanallah !” deme…
 
(Allah’la Aldatanları Rifat Serdaroğlu da işlemiş bugünkü yazısında….) 
Aşağıda…
Sevgilerimle æ
***
Günlük kullanılan “Allah” lı sözcükler listesi…
 
Niyetlenmek……………İNŞALLAH
İşe Başlamak…………..BİSMİLLAH
Şaşkınlık………………..ALLAH ALLAH
Kendine Güvenmek……EVELALLAH
Azmetmek………………ALIMALLAH
İşten Vazgeçmek………EYVALLAH
Sonuna Kadar Gitmek…YA ALLAH
Taahhüt Etmek…………VALLAH BİLLAH

Can Sıkıntısı…………….FESUPHANALLAH
Kızgınlık………………….HASBİNALLAH
Pes Etmek………………İLLALLAH
Başarı……………………MAAŞALLAH
Başarısızlık……………..HAY ALLAH

ve devam eder tabii, 

Allah’ın günü, Allah’ın delisi, Bir Allah’ın kulu, bir Allah’ın kuruşu (RTE), Allah saklasın, Allah göstermesin, Allah’a emanet ol,

Haydi Allah’a ısmarladık…. æ

*********************************************

***
 

SALLANDIRACAKSIN İKİ ÜÇ SAVCI

by Rifat Serdaroglu

Sen bir garip çalgıcısın, gümüş zurna senin neyine be Savcı!

Sen Genelkurmay Başkanını, Komutanları, Rektörleri, Muhalif Siyasetçileri mi tutukluyorsun? Tek başına Bilal, bunların hepsinden önemli ve kıymetlidir be Savcı.
Koy Bilal’in yanına Binali’nin Bacanağını, dört Bakanı ve çocuklarını, sadece bunlar bile tüm Türkiye’den önemlidirler. Türkiye batabilir ama bu Muskalı Mübarek Mücahitlerin bir yerlerindeki kıllarına dahi zarar gelmemelidir!
Bilmez misin ki, bu kadro’nun gözünde Türkiye “Dar-Ül Harptir.” İslam Devletini kurmak için cihat eden bu mübarek insanlar, her türlü hırsızlığı yapabilirler, çalabilirler, yakabilirler, yıkabilirler, yalan söyleyebilirler. Bunlar suç değildir, hatta sevaptır sevap.

Onlar, o paraları-avantaları- rüşvetleri kendileri için almıyorlar.
Onlar bu paraları Allah için topluyorlar.

Nasıl mı, bakın anlatayım;
Allah için döviz-altın-imarsız arsa-rafineri-medya kuruluşu-gemicik-pırlanta dükkânı biriktiren bir Papaz, bir Haham, bir de Muskalı Mübarek Mücahit bir araya gelmişler. Birbirlerine, topladıkları paraları Allah ile nasıl paylaştıklarını sormuşlar.
Papaz;
Biz Kilise duvarının dibine küçük bir daire çizeriz, topladığımız parayı bir tepsiye koyarız, daireye arkamızı döneriz ve paraları daireye doğru atarız. Dairenin içine düşen paralar Allah’ın, dışında kalanlar ise bizlerin yani Tanrının sevgili evlatlarınındır.
Haham;
Biz Havra ’nın duvarını dibine ağzı dar bir vazo koyarız. O gün topladığımız paraları koyduğumuz tepsiyi, vazoya arkamız dönük olarak atarız. Vazoya girenler Allah’ın, dışardakiler de bizlerindir.

Muskalı Mübarek Mücahit;
Siz hile yapıyor ve Allah’ı kandırıyorsunuz. Bizim yolumuz en Adil Düzendir. Biz de topladığımız paraları bir büyük tepsiye koyarız. Paraları bütün gücümüzle havaya doğru fırlatırız. Cenab-ı Allah, ihtiyacı kadarını alır, yere düşenler biz kullarına kalır…

Gördün mü Savcı Bey? Okumuşsun ama boşa okumuşsun. Sen daha kim Âlim, kim Zalim onu bile ayırt edemiyorsun. Sizin cehaletiniz ve yol-yordam bilmemeniz yüzünden, kış günü hepiniz darmadağın edildiniz.
Hâlbuki Adalet Bakanı eski imamdır. Namuslu çocuktur. Yaylanarak yürümesi ve incecik sesiyle ilahi okur gibi tekdüze konuşması dışında bir kusuru yoktur.Ona sorsaydınız, o size hangi hırsızı yakalayacağınızı söylerdi. Boşu boşuna Sultan çocuklarının, şehzadelerin peşine düşmezdiniz.

Siz iş bilmez Savcılar, bu hırsızlıkların-rüşvetlerin-avantaların üstüne gitmeseydiniz ne “Paralel Devlet” ortaya çıkacaktı, ne Hoca efendi “evinize ateş düşsün” diye beddua edecekti, ne de AKP’nin adamı Çolak Kadı ofsayta düşecekti. Adam o kadar da yağ çekti ama yaranamadı garibim.

****************************