Ankara Üniversitesi’nde bilim ve hukuk tahammülsüzlüğü!

Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’ndan OHAL uyarısı: Anayasa dışı uygulamalara yönelindi

Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’ndan OHAL uyarısı:
Anayasa dışı uygulamalara yönelindi

Denizli Barosu Binası’nda dün akşam Denizli Demokrasi Platformu, TMMOB Denizli İl Koordinasyon Kurulu, ANAYASA-DER ve Önce Demokrasi Platformu işbirliğinde,
‘2019’a doğru demokratik anayasa için’ adlı sempozyum düzenlendi.
[Haber görseli]

Anayasa Hukuku Araştırma Derneği (ANAYASA-DER) Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, Denizli’de düzenlenen sempozyumda yaptığı konuşmada, “Sıkıyönetim keyfi değil, geçici olmak zorundadır. Olağanüstü hal, bir tehdidi bertaraf etmek için yapılır. Eskiye dönmek amaçlanır ve geçicilik söz konusudur” dedi. 16 Nisan’daki anayasa değişikliği referandumunu hatırlatan Prof. Dr. Kaboğlu, “6771 sayılı kanun (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda değişiklik yapılmasına dair kanun) eğer bütünüyle yürürlüğe girerse, o zaman kalıcı tek kişi OHAL rejimini getirecek diyoruz” dedi.

ANAYASA-DER Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selin Esen, Önce Demokrasi Platformu İletişim Sorumlusu Sevil Becan, sempozyumda konuşmacı olarak yer aldı. Denizli Baro Başkanı Müjdat İlhan ve Denizli İl Başkanı Teoman Sancar da sempozyuma katıldı.

Açılış konuşmasını yapan Baro Başkanı İlhan, ülkede yaşanan olumsuzluklar değerlendirildiğinde sivil bir anayasanın oldukça önemli bir ihtiyaç olduğunu belirtti. Açılış konuşmasının ardından sempozyuma geçildi. Önce Demokrasi Platformu İletişim Sorumlusu Sevil Becan, geçmişten bu güne anayasa değişikliğiyle ilgili yaptıkları çalışmaları anlattı.

‘SIKI YÖNETİM KEYFİ DEĞİL, GEÇİCİ OLMAK ZORUNDADIR’

Prof. Dr. Selin Esen, olağanüstü yönetim usullerinin hukuk düzeninde tanımlanmasın son derece önemli olduğunu ifade ederek, “Olağanüstü yönetim usulleri, devlete, ulusa, anayasal düzene karşı olağan hukuk araçlarıyla müdahale etmenin mümkün olmadığı durumlarda aldığı istisnai tedbirlerdir. Sıkıyönetim keyfi değil, geçici olmak zorundadır. Olağanüstü hal, bir tehdidi bertaraf etmek için yapılır. Eskiye dönmek amaçlanır ve geçicilik söz konusudur. Olağanüstü yönetim dönemlerinde hukuk devletlerinde aşınma oluyor. Kara delikler oluşuyor. Hukuk devleti unsurları göz ardı edilebiliyor” dedi.

‘ANAYASA DIŞI UYGULAMALARA YÖNELİNDİ’

Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ise demokratik anayasa için yapılması gerekenler konusunda konuşma yaptı. 2019’a giden yolda siyasal ve sosyal açıdan yoğun bir süreç yaşanacağını belirten Prof. Kaboğlu,

  • “15 Temmuz’da bozulan kamu düzeni ve anayasal düzen yeniden tesis edilsin diye OHAL getirildi. Peki anayasal düzen sağlandı mı yoksa var olan düzenden de mi olduk?

    Biz 1982 yasasını, OHAL yasalarına ilişkin yasaları çok eleştirdik. Hatta ona ‘istisna anayasa’ bile dedik. Gelin görün ki bir yıldır tanık olduklarımız, anayasamızla uzaktan yakından ilgisi olmayan, anayasa ötesi uygulamalar, anayasa dışı uygulamalara yönelindi. Yeniden anayasa düzeni tesis etme adına bir tür anayasal düzenin kaldırılması sorunsalıyla karşı karşıya geldik” diye konuştu.

‘KALICI TEK KİŞİ OHAL DÖNEMİ’

Fiili OHAL‘in, 2015’ten başlayarak Güneydoğu Bölgesi’nde, İç Güvenlik Yasası‘yla Türkiye’de yürürlüğe konulduğunu savunan Prof. Dr. Kaboğlu, “20 Temmuz 2016’da, darbe girişimine karşı OHAL yürürlüğe konuldu. Hukuk dışı bir uygulamayla karşı karşıya geldik. Biz demokrasi platformları olarak, demokratik anayasa arayışını gündeme getiremezsek, 16 Nisan anayasası, ben ona 15 Temmuz anayasası diyorum, o yürürlüğe girerse o zaman onun adı kalıcı tek kişi olağanüstü hal dönemine geçiş olacak ki işte o bakımdan ben düzenlediğimiz bu toplantıları çok önemsiyorum. Aranızda 16 Nisan’da ‘Hayır’ diyenler var, ‘Evet’ diyenler var. Belki de geçersiz oy atanlar var. Onlar açısından bir değer yargısı koymak bizim görevimiz değil. Bizim görevimiz doğru bilgi nedir onu vermek. Ben ve arkadaşlarım bunun için çaba gösteriyoruz. Bizim görevimiz doğru bilgiyi vermek.

  • 6771 sayılı kanun eğer bütünüyle yürürlüğe girerse, o zaman kalıcı tek kişi OHAL rejimini getirecek diyoruz” dedi.

Çok yazık çoooook..

Artuk Ardıçoğlu’ndan MHP’li Vekillere Mektup

Artuk Ardıçoğlu’ndan
MHP’li Vekillere Mektup 

Hukukçu akademisyenden MHP’li milletvekillerine mektup:
* Hayırlı olmayacak işe ‘hayır ’ deyin!
Yrd. Doç. Ardıçoğlu, anayasa değişikliğinin olası sonuçlarına dikkat…
15 Ocak 2017 Pazar 10:08
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Hukukçu akademisyenden
MHP’li milletvekillerine mektup:

Hayırlı olmayacak işe ‘hayır ’ deyin!

Yrd. Doç. Ardıçoğlu, anayasa değişikliğinin olası sonuçlarına dikkat çeken bir mektup kaleme aldı

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Yrd. Doç. Dr. Artuk Ardıçoğlu, MHP’li miletvekillerine anayasa değişikliği ile ilgili uyarılarda bulunan bir mektup gönderdi. Ardıçoğlu, AKP’nin amaçladığı devlet modeline ulaşabilmek için bugün MHP’nin desteğine ihtiyaç duyduğu, ancak gelecekte ‘hangi iktidarın, hangi maksatlar ve politikalarla kimlerin desteğine ihtiyaç duyacağının’ bugünden kestirilemeyeceği uyarısında bulundu.

Ardıçoğlu’nun MHP’li milletvekillerine elektronik postayla gönderdiği mektupta,

  • Türkiye Cumhuriyeti’nin, tek bir siyasi partiye ve onun başındaki tek bir kişiye
    emanet edilemeyecek denli güçlü ve köklü bir devlet geleneğine sahip olduğu
    ” belirtilerek
  • “Bu gücün her defasında ehil kişilerce kullanılacağı güveni ile geleceğe yönelik
    bir sistem kurulamaz.
  • İnsanlık tarihi, niyetlerinden bağımsız olarak kontrolsüz gücü ele geçirenlerin yarattığı trajedilerle doludur..” dedi.

Ardıçoğlu, vekillere şöyle seslendi                       :

  • “Değişiklikler kabul edildiği takdirde, devletin sahip olduğu yetkilerin önemli bir bölümü hukuki ve fiili olarak tek bir kişide toplanacaktır.
  • Bu kişi;
    yürütme yetkilerini şahsında toplayacak,
    – OHAL’e karar verecek,
    – kararnamelerle ilk elden düzenlemeler yapabilecek,
    – lideri olduğu parti aracılığıyla Meclis’i kontrol edecek,
    – edemediği takdirde Meclis’i koşulsuz feshedebilecek,
    – yargıda kilit noktalara doğrudan ve dolaylı atamalar yapabilecektir.
  • Oysa devletin başı olma ve toplumun genelini temsil etme iddiası ile sadece
    tek bir siyasi partinin lideri olma gerçeği birbirini dışlayan hallerdir.
    – Devlet ve tek bir partinin böylesine iç içe geçtiği bir devlet modeline
    ancak totaliter/baskıcı rejimlerde rastlanılabilir.
    – Devletin sahip olduğu tüm yetkilerin bir kişiye bırakılmasının, gelecek Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinin serbestçe yapılmasının önünde engel olacağı açıktır.
    – Meclisinizin değişiklikleri 
    bu haliyle kabul etmesi halinde, bir darbe olmaksızın,
    kendi varlığını ve yargı bağımsızlığını yürütme organı içinde tek kişiye ve
    tek siyasi partiye teslim eden ilk Meclis olacaktır. 

Ülkemizin siyasi, ekonomik, toplumsal ilişkileri ve geleceği için hayırlı olmayacağına inandığım bu değişikliklere hayır demeniz umuduyla, değerlendirmelerimi
takdirlerinize sunarım.”
=============================
Dostlar,

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Sayın Yrd. Doç. Dr. Artuk Ardıçoğlu‘nun, MHP’li miletvekillerine gönderdiği
özlü değerlendirmeyi biz de bütünüyle paylaşıyoruz.

Üstelik henüz Yrd. Doç. olmasına karşın Aydın yürekliliğini
(bunu da yüreklilik mi sayalım??) kutluyoruz.
Bu siteden hep yazıyor ve Hukuk Fakültelerinin uyarılarda bulunarak ülkemize
yol göstermelerini rica ediyoruz. Kıdemli hukuk ve siyaset bilimi – kamu yönetimi hocalarının da seslerini yükseltmelerinin kaçınılmaz olduğu bir dönemdeyiz.
Sırça saraylarda sinerek geleceğin aydınlığına ulaşmak olanaklı değildir.
Aydın sorumluluğu ve öncülüğü asla sütre gerisine çekilmek olamaz!
Demokrasi – insan hakları – özgürlük – eşitlik… ancak uğruna savaşım verenlerin
hak edeceği üstün değerlerdir.
Ülkemizin üstündeki ölü toprağının atılması, ölümcül suskunluğun bitmesi gerek.
Çağımız ORTAK AKIL çağıdır.
Haşa huzurdan Tanrı olsa “tek kişiye” ülkenin – ulusun tüm yazgısını teslim etmek için akla ve çağın gereklerine uyan hiçbir ama hiçbir gerekçe bulunamaz, yoktur çünkü!
Ayrıca bu “tek adam” ın 15 yılda ülkemizi getirdiği bataklık – yangın – kan gölü – yoksulluk – işsizlik – terör – iç savaş ve bölünme riski – dışarıda savaş.. ve içeride
daha şimdiden uygulanan ağır baskı ve yolsuzluklar….. gözler önünde..
İkide bir “kandırıldık” diyor.. Niçin kurullar -Meclis eliyle tartışarak ortak aklın gereği katılımcı – demokratik bir yönetimi reddedip önceki yüzyıllardan kalma padişahlığa yöneliyoruz?? Elinde bunca geniş yetkiler varken daha da fazlasını istemenin anlamı ve gerekçesi ne olabilir?? 

Ulus egemenliği Ulusta kalmalıdır; Egemenlik hiçbir kişiye, zümreye devredilemez,.

Anayasa madde 6 – Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. (AS : Dikkat; TEK KİŞİ değili YETKİLİ ORGANLAR deniyor..)
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.

Türkiye kendine gelmeli ve sapkın yoldan bir an önce dönülmelidir.
Türkiye’ye giydirilmek istenen bu deli gömleği ulusumuz tarafından yırtılacaktır!

Sevgi ve saygı ile. 16 Ocak 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

DEVŞİRMEKLE BU KADAR OLUYOR !

DEVŞİRMEKLE BU KADAR OLUYOR !

portresi, Gülümseyen
Prof. Dr. D.Ali ERCAN
Değerli arkadaşlar,  
9 Temmuz’da sizlerle paylaştığım iletide, Türkiye’nin Olimpiyatlarda elde ettiği sonuçlara  bakarak, spor düzeyini irdelemiş ve Dünya ortalamasının (1,00) biraz altında 0,80 dolayında olduğunu yazmıştım (ekte). Rio 2016 Olimpiyat Oyunlarında aldığımız sonuçlar da bunu bir kez daha doğruladı.  Rio’da 37 spor dalında 307 altın + 307 gümüş + 360 tunç, toplam 974 Madalya dağıtıldı. Olimpiyat oyunlarına 102 sporcu ile katılan Türkiye 1 altın, 3 gümüş, 4 tunç, toplam 8 madalya kazandı. 

Şurası bir gerçek ki Ülkelerin madalya kazanmak şansları,

1. Nüfus büyüklüğüne ve  
2. Kişi başına gelir düzeyine, 
yani toplamda Gayrisafi Milli Gelire (GNP) orantılıdır.
Dünya toplam GNP miktarı yaklaşık 75 trilyon dolar olduğuna göre, Olimpiyatta kazanılacak her bir madalya ~77 milyar dolar karşılığı oluyor… Bu durumda ~770 milyar dolar geliri olan Türkiye’nin  ~10 madalya alması beklenirdi; oysa 8 madalya alabildi, yani hemen her dalda devşirme sporculara bel bağlayarak büyük umutlarla ve büyük giderlerle yola çıkan Türkiye’nin spor notu bu kez de 0,8 düzeyinde kaldı.
 
200’ün üzerinde ülkenin 11 binden çok sporcu ile katıldığı bu Olimpiyat, her bakımdan katılım rekorları kırdı. ABD 550 sporcu ile katılırken, Almanya 420, Çin 400, Fransa 397, İngiltere 372, Kanada 312 sporcu ile katıldılar.  IOC tarafından doping nedeniyle yasaklanan sporcularının dışında kalanlarla, Rusya ancak 279 sporcu ile katılabildi.  Olimpiyat madalyalarının yarısını, Dünya nüfusunun 1/10’u oranında nüfusu temsil eden Avrupalılar aldılar. 
 
Yalnızca nüfusu 10 milyonun üzerindeki, 90 dolayında ülkeyi göz önüne alırsak, bu kümede (Madalya Sayısı/GNP) sıralamasında Türkiye 45 nci durumda, yani  ortalarda da bir yerde bulunuyor.  Şaşırtıcı ama gerçek, genel madalya sayısı sıralamasında 3. olan Çin’in,  13. olan Breziya’nın, 1. olan ABD’nin ve 6. olan Japonya’nın önünde bulunuyoruz. Yani çok madalya kazanmış kimi büyük ülkelerin spor notu öyle sanıldığı gibi yüksek değil… Örneğin Dünya toplam gelirinin dörtte biri kadar geliri olan  ABD, 241 madalya alması gerekirken 121 madalya alabildi.. Bu hesaba göre ABD’nin spor notu 0,5 çıkıyor ki, üçte biri şişman (obes) olan bir toplum için bu sonuç hiç de şaşırtıcı değildir.
Nüfusu 10 milyonun üzerindeki bazı ülkelerin  MS / GNP spor notları;
  • Özbekistan 16,1
  • Kenya 15,4
  • Kazakistan 11,3
  • Ukrayna 10,0
  • Macaristan 9,8
  • Etyopya 9,2
  • ……..
  • Rusya 3,8
  • Yunanistan 2,4
  • Avustralya 1,9
  • İngiltere 1,9
  • Hollanda 1,9
  • Polonya 1,8
  • İran 1,6
  • Fransa 1,3
  • Kanada 1,2
  • G. Kore 1,2
  • İtalya 1,2
  • İspanya 1,1
  • Brezilya 1,0
  • ……
  • İsviçre 0,9
  • Türkiye 0,8
  • Japonya 0,7
  • Arjantin 0,7
  • Mısır 0,7
  • ABD 0,5
  • Çin 0,5
  • Meksika 0,4
  • Endonezya 0,2
  • Hindistan 0,1
Nüfusu 10 milyondan az olan  ülkeler (Şehir Devletçikleri ) için çok abartılı, yanıltıcı sonuçlar verecek bir istatistiği kullanmak pek doğru olmaz. O nedenle onları tasnif dışı tutuyorum. Örneğin Jamaika için MS/GNP Spor notu 60 çıkıyor… Öte yandan 1,3 milyarlık koca Hindistan’ın spor notu çok düşük, 0,1’dir. Yunanistan’dan 3 kez kötü durumda olduğumuzu unutarak, “Sporda Hindistan’dan 8 kez daha iyiyiz..” der, teselli bulabiliriz  🙂
Türkiye Olimpiyat sınavlarında 0,8 çizgisini sürdürüyor. 2020 Tokyo Olimpiyatlarında, komşumuz Yunanistan ayarında olamasak bile, en azından Dünya ortalaması 1,0 değerine ulaşabilmek için 12 madalya almamız gerekecek. Bunu devşirme sporcularla başarabileceğimizi sanmıyorum. “Taşıma su ile değirmen dönmez” demiş atalarımız.
Sevgilerimle.  æ

Ek                :Satır içi resim 1

TÜRKİYE’NİN SPOR NOTU
Değerli arkadaşlar,
Yakında Brezilya’da 31. Olimpiyat oyunları başlayacak (2016)… Zar zor, türlü tesadüflerle katıldığı Avrupa Futbol şampiyonasından elenerek geri dönen Milli Takımımızın perişan durumunu gördük. 350 bin nüfuslu İzlanda’nın futbol takımı ilk 8’de yer alırken, 80 milyonluk Türkiye’nin sözde milyon dolarlar değerindeki Futbolcularından ve Teknik Direktöründen oluşan Milli takımı, 24 Takım arasında ancak 20. olabildi. 
 
Yıllık anlaşması 3,5 milyon dolar (Aylık 850 bin TL) olan Fatih Terim’in yerine Futboldan hiç anlamayan sıradan bir kişi de getirilmiş olsaydı herhalde durum farklı olmazdı. Milli Takım kadrosuna alınan 30 kadar Futbolcuya Avrupa Şampiyonası öncesi eleme maçlarında 24 milyon TL Prim dağıtılmıştı… (adam başı ortalama 800 bin TL) Sonuç kocaman bir fiyasko…
 
4 hafta sonraki XXXI. 2016 Rio Olimpiyat oyunlarına 94 sporcu ile katılacak olan Türkiye bakalım ne sonuç alacak… Savaş nedeni ile 3 Olimpiyat Oyunu  iptal edildiğinden,  şimdiye dek 27 Olimpiyat oyunu
düzenlenebilmişti  bunlardan 21’ine katılan Türkiye, toplamda 39 Altın, 25 Gümüş ve 24 Tunç Madalya alabilmiş. (yani toplam 88 Olimpiyat Madalyası var Türkiye’nin)
 
27 Olimpiyatta dağıtılan Madalya sayısı 4809 Altın, 4775 Gümüş ve 5130 Tunç olmak üzere toplam 14714’tür. Altın için 3, Gümüş için 2 ve Tunç için 1 puvan vererek, Dünya nüfusunun yaklaşık binde 11’i kadar nüfusu olan Türkiye’nin Madalya Puvanını hesaplayabiliriz. Buna göre Türkiye’nin Puvanı
 
(3×39+2×25+24) / [(3×4809+2×4775+5130) x (21/27) x 0,011 ] ~ 0,8 çıkıyor.
 
Türkiye’de Spor Dünya ortalaması düzeinde olsaydı bu sonucun 1,0 çıkması beklenirdi. Demek ki Türkiye’nin genel Spor notu Dünya Ortalamasının yaklaşık %20 altındadır. Buna karşılık Gelişmiş Ülkelerde (Norveç, İsveç, Danimarka, Finlandiya, Hollanda, Almanya, Kanada, Avustralya…) Spor Notu Dünya ortalamasının çok çok üzerinde Dünyanın en yüksek Spor notu 30,0 ile 5,5 milyonluk Finlandiya’ya ait yani Finlandiya’nın Spor Notu Türkiye’nin tam 40 katı! Kişi başına Ulusal Gelir etmenini (faktörünü) hesaba katsak bile Finlandiya Türkiye’den yine de 10 kez daha iyi durumdadır… 
 
Değerli arkadaşlar,

Dünya ortalamasının altında oluşumuz maalesef yalnızca spor alanında değil, genel bir görünüm. Çünkü Gelişmişlik bir bütün. Bir ülkede Spor, Sanat, Teknoloji, Bilim, Sağlık, Ekonomi “Birleşik Kaplar” örneği aşağı yukarı aynı düzeyde bulunur.
Sevgilerimle. æ (09.07.2016)
___________
Not : Ekte “Çevre” konulu çok güzel bir video var… tıklayın
 
                          TOPRAK ANA

============================================

Çook teşekkürler değerli Prof. Ali Ercan hocamız…

Epeydir yazılarınız bize ulaşmıyordu ve yayımlayamıyorduk..
Site okurlarımız da bizim ölçümüzde (kadar) mutlu olacaklar eminiz..Lütfen devam yazmaya ve paylaşmaya..

Eee, AYDIN SORUMLULUĞU bu, emeklilik vs. söz konusu değil!

Matematik salt doğru yolu bulmanın etkin aracı değil; gülünç olmamanın da bir güvencesi.. Sayın Ercan, çok basit 4 işlem ile birlikte yaşamın pek çok temel olgusunu akıllıca sorgulayarak irdeliyor ve gerçekçi sonuçlara varıyor..

Yığınlara mutlaka temel Matematik öğretmeliyiz, onu sprunlarının çözümünde kulanmayı da elbette.. Ezberleyerek değil sorgulayark düşünmeyi = özgürleşmeyi.. Hele hele MATEMATİKSEL DÜŞÜNME’yi!

Matematiksel düşünme + Cemal Yıldırım ile ilgili görsel sonucu
Prof. Cemal YILDIRIM’ın nefis “Matematiksel Düşünme” kitabına ve
üstad Aziz Nesin’in oğlu Prof. Ali Nesin’in “Matematik Köyü” imecesine selam ve saygı olsun!
Sevgi ve saygı ile.
25 Ağustos 2016, Tekirdağ
Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com
Not : Sayın Ercan’dan gelen kimi e – iletilerde ne yazı ki font sorunu yaşıyoruz..
Sanırız tüm metni word’e aktarıp düzeltip sonra webe almalı?? Ya da Ali hoca sorunu çözer mi??

Zeki Sarıhan : TAŞ HAVADA DURUR MU?

TAŞ HAVADA DURUR MU?

portresi

Zeki Sarıhan
Ayvalık,7 Ağustos 2016

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Başımıza gelen bunca belalar da kanıtlıyor ki Türkiye halkının halletmesi gereken üç sorunu var.

Biri Bağımsızlıktır ki bizim hem güvenliğimizi sağlar, hem bizi gönençli kılar, hem de milletçe bize onur kazandırarak başımızın göğe ermesine sebep olur.

Biri Aydınlamadır ki, bizi modernleştirir, bilimsel düşünmemizi sağlar. Sorunların altından kalkmamızı kolaylaştırır. Aynı zamanda özgürleştirir.

Biri Halkçılıktır ki, ulusal geliri adil dağıtır ve halka iktidar yollarını açar.

Türkiye halkı esaslı bir aydınlamadan geçmemiştir.

Aydınlanma bilimsel esaslara göre düzenlenmiş ve bilimi kılavuz kabul eden eğitim yoluyla gerçekleşir.

Halkımızın büyük bölümü hiçbir okul eğitiminden geçememiştir. Önemli bir bölümü ancak ilkokul eğitiminden, bir kısmı da orta, lise ve yüksek öğrenimden geçmiştir. Fakat verilen eğitimin de her türlü hurafeyi bertaraf ettiği, cehaleti yok ettiği söylenemez.

1959-60 yıllarında olmalıydı. Daha öğretmen okulunun orta okul sınıflarındaydım. Köyde sayısız batıl inanç içinde şöyle bir inanç duydum :

Mekke yolunda havada duran bir taş varmış. Bu taş, Hazreti Muhammed’in göğe çıkarken üstüne çıktığı taşmış. Peygamber yükselirken (nedense) taş da arkasından yükselmeye başlamış. Peygamber (gene nedense) ona:

“Dur ya Esvet!” demiş! Taş öylece havada durmuş. Hâlâ da havada duruyormuş. Bu hikâyeyi duyunca hiç ikirciklenmeden:

— Olamaz! diye itiraz ettim. Taş havada durmaz!
— Öyle deme kâfir olursun! dediler.
— Durmaz, çünkü hem hava basıncı, hem yer çekimi var.
— Allah isterse durdurur, dediler.
— Durduramaz, dedim. Çünkü evrenin yasaları var. Bu yasalar bozulmaz.

Sonra tanık aramaya başladık. Bu taşı gören var mıydı? Hacca giden birkaç kişi bulduk. Onlar bu taşı görmediklerini, çünkü yollarının oradan geçmediğini söylediler. Ama başka bir yolun üzerindeymiş, insanlar altından geçerken korkmasın diye altına ona değmeyecek biçimde direk de dikmişler…

–Var mısınız, dedim. Diyanet İşleri Başkanlığına bir yazı yazıp soralım.

Bu isteğime karşı gelmediler. Ne de olsa soracağımız yer Diyanet İşleri Başkanlığı idi. Ben Diyanetten “Evet böyle bir taş var” diye yanıt gelmeyeceğine yüzde yüz emindim. “Yok” demesi köydeki bir kör inancın yıkılmasına hizmet edecekti. Mektupta tartışmamızı aktararak yanıt beklediğimizi söyledim. Ne yanıt geldi sanırsınız? Hiçbir yanıt gelmedi… Diyanet mektubumuzu ciddiye mi almamıştı yoksa köylülerdeki bu boş inancın yıkılmasını mı razı olmamıştı, bilmiyoruz.

İneğimiz hastalanıp sütten kesildiği zaman annem elime bir mısır kellesi tutuşturarak bunu Fadik Abu’ya gönderirdi. Fadik Abu’nun okuduğu mısır, ineğin yalına katılacak ve ineğimiz şifa bulacaktı! Annemin hatırı için mısırı okutarak getirir fakat konuyu annemle tartışmaktan da geri durmazdım. Bir insana okunup üflemenin bazı hastalıklarda hasta üzerinde psikolojik bir etkisi olabilirdi ama inek yediği mısıra okunduğunu bile bilmiyordu… Zavallı anneciğim ve annelerimiz, köylerde veteriner vardı da ineklerini ona göstermekten kaçınıyor değillerdi. Çaresizdiler.
*****

Geçirdiğimiz son felaket ve karşı karşıya olduğumuz tehlike gösteriyor ki okumak cehaleti yok edememiş. Üniversite bitirmiş, hatta unvan almış nice insan var ki, Evrim Kuramı‘nın yanlış olduğunu kanıtlama peşinde. Fetullahçılar okunmuş doların sihrine inanıyor ve Ankara Belediye Başkanı Fetullahçıların insanları cinler yoluyla elde ettiğini ileri sürüyor!

Böyle insanların hangi bilimi geliştireceklerini umarsınız? Tıp mı, fizik mi, kimya mı, biyoloji mi? Onların yazacağı tarihten ne hayır gelir? İşte yönetim anlayışlarının bizi nereye getirdiği ortada. Bunların alayı şimdi ülkeyi yönetiyor. Eğitim programlarını saptıyor. Halkın geleceğini belirliyor.

=========================================

Dostlar,

Sayın Zeki Sarıhan‘a dinlencesinde bile durmaksızın Aydın sorumluluğu gereği çabasını sürdürdüğü için teşekkür ederiz. Önemli bir saptamada bulunuyor ve sorunlarımızı 3 temel alanda özetleyerek sunuyor :

1. Bağımsızlık
2. Aydınlanma
3. Halkçılık..
*****
Biz ise soruna ve çözümüne daha geniş kapsamlı, Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün “6 OK” sistematiği ile bakıyoruz.. Şöyle ki :

6_OK_ve_ AYDINLANMA

Görüldüğü gibi bir düşünsel – ideolojik bütünlük içinde önemli 3 adım ya da halka olarak görüyoruz. Sn. Sarıhan’ın dile getirdiği 3 ilke kendi başına, bir ideolojik bütüncüllük içinde uygulama olanağı bulabilir ve etkili olabilir ancak..

Türkiye’nin, Türk Ulusu’nun – Türkiye halkının kurtuluşu KEMALİZM‘dedir..
Büyük ATATÜRK’ün uygarlaşma tasarımıdır..

Türkiye oraya gidecektir, gitmelidir..

Sevgi ve saygı ile.
07 Ağustos 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com